Splenomegali

“Splenomegali” kelimesi Yunanca splen (dalak) ve megaly (büyüklük) kelimelerinden gelmektedir. İngilizce’de ilk olarak 17. yüzyılın başlarında kullanılmıştır. Bkz; Splen-o-megali

  • Dalak vücuttaki en büyük lenfoid organdır.
  • Dalak kanı filtreler ve eski kırmızı kan hücrelerini ve trombositleri uzaklaştırır.
  • Dalak ayrıca bağışıklık sisteminde de rol oynar.
  • Splenomegali, sıtma ve orak hücre anemisi gibi bazı hastalıkları olan kişilerde yaygın bir bulgudur.
  • Splenektomi, yani dalağın alınması, splenomegalisi olan bazı kişiler için bir tedavi seçeneğidir.

Dalak büyümesi ciddi midir?

Dalak büyümesi veya splenomegali, tedavi edilmediği takdirde gerçekten ciddi olabilir. Yol açabileceği komplikasyonlar ciddi olabilir. Tedavi genellikle büyümenin altında yatan nedeni hedef alır ve bu genellikle splenektomi (dalağın alınması) ihtiyacını önleyebilir. Bununla birlikte, nedenin tedavi edilemediği veya tanımlanamadığı bazı durumlarda veya genişleme ciddi komplikasyonlara neden oluyorsa, splenektomi gerekli olabilir.

Belirti ve semptomları nelerdir?

Splenomegali belirtileri şunları içerir:

  • Hıçkırık
  • Büyük bir öğün yemekte zorluk
  • Karnın sol üst tarafında ağrı

Teşhis

Splenomegali veya dalak büyümesi genellikle ultrason kullanılarak teşhis edilir ve değerlendirilir. Dalak, normal boyut parametrelerini aşarsa büyümüş olarak kabul edilir. Hastanın vücut büyüklüğü ve habitusundaki farklılıklar nedeniyle “normal” olarak kabul edilen belirli ölçümlerde bazı değişiklikler olabilirken, genel bir kılavuz aşağıdaki gibidir:

  • Yetişkinlerde 12 cm’den büyük kraniokaudal uzunluk
  • 450 mL’den (veya bazı referanslarda 500 mL’den) daha büyük hacim

Splenomegali için ultrason yapılırken, sonograf dalağı en büyük boyutunda, tipik olarak uzunlamasına ekseni boyunca ölçecektir.

Dalağın boyutunun yanı sıra dokusu ve ekojenitesinin de önemli olduğunu unutmayın. Bunlardaki değişiklikler belirli hastalıklara veya durumlara işaret edebilir. Örneğin, granüler doku granülomatöz hastalıkları veya infiltratif süreçleri gösterebilirken, ekojenitede artış yağlı infiltrasyon veya fibrozis belirtisi olabilir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Splenomegali tedavi edilebilir mi?

Evet, splenomegali tedavi edilebilir. Ciddi komplikasyonlara neden oluyorsa veya nedeni tespit edilemiyor veya tedavi edilemiyorsa, splenektomi bir seçenek olabilir. Kronik veya kritik vakalarda, ameliyat iyileşme için en iyi umudu sunabilir.

Splenomegali için en iyi tedavi nedir?

En iyi tedavi genellikle nedene bağlıdır. Splenik sekestrasyon için tedavi, kan transfüzyonu/değişimi transfüzyonu ile konservatif yönetimi veya oraklaşmış kırmızı kan hücrelerinin sayısını azaltmak için splenektomiyi içerebilir. Tam bir splenektomi daha fazla sekestrasyonu önleyebilir ve kısmi bir splenektomi akut splenik sekestrasyon krizlerinin tekrarını azaltabilir.

Tarih

Dalak insanlar tarafından yüzyıllardır bilinmektedir. Dalağın bilinen en eski tasviri MÖ 2100’lerden kalma bir Sümer kil tabletinde bulunmaktadır. Dalaktan Hipokrat ve Galen gibi eski Yunan ve Romalı hekimlerin yazılarında da bahsedilmiştir.

Orta Çağ’da dalağın öfke ve üzüntü gibi duyguların merkezi olduğu düşünülüyordu. Ayrıca kan üretiminde de rol oynadığına inanılıyordu.

17. yüzyılda İngiliz doktor Thomas Willis (1621-1675) dalak büyümesini ayrıntılı olarak tanımlayan ilk kişidir. Dalağın enfeksiyonlar, anemi ve kanser de dahil olmak üzere çeşitli durumlarda büyüyebileceğini belirtmiştir.

Günümüzde dalak büyümesi iyi tanınan bir tıbbi durumdur. Genellikle mononükleoz ve sıtma gibi enfeksiyonlardan kaynaklanır. Splenomegaliye orak hücreli anemi ve lenfoma gibi hastalıklar da neden olabilir.

Splenomegali tedavisi altta yatan nedene bağlıdır. Bazı durumlarda dalağın cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir.

Kaynak:

  1. Friedman LS. “The risk of surgery in patients with liver disease.” Hepatology. 1999;29(6):1617-1623.
  2. Androulakis II, Karamouzis MV, Panoussopoulos SG, Dimitrakakis K, Loukopoulos D. “Splenic abscess as a complication of splenomegaly due to polycythemia vera.” Ann Hematol. 2001;80(7):417-419.
  3. Cullingford GL, Watkins DN, Watts AD, Mallon DF. “Severe late postsplenectomy infection.” Br J Surg. 1991;78(6):716-721.
  4. Bain BJ. “Splenic Enlargement.” In: Bain BJ, Bates I, Laffan MA, Lewis SM. eds. Dacie and Lewis Practical Haematology. 12th ed. Elsevier; 2017.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Oksijen ve Beyin

Beyin vücut kütlesinin yalnızca %2′ sini oluşturur ancak kan dolaşımına giren oksijenin %20’sini tek başına kullanır.
Bu sebeple, beynimiz oksijen yetmezliğine son derece duyarlıdır. Her ne kadar kısa süreli oksijen yetmezliklerine direnebilse de, mümkün olduğunca sürekli ve düzenli nefes almanız gerekmektedir. Dolayısıyla, nefes alabildiğiniz her saniye, doyasıya nefes alın ve beyninizin oksijenini kısmayın.
Oksijen ve beyin ilişkisiyle ilgili birçok ilginç bilgi verilebilir. Bazılarına değinmemiz gerekirse:
Guinness Rekorlar Kitabı’na göre, en uzun istemli nefes tutan erkek, Tom Sietas isimli Almandır ve tam 22 dakika 22 saniye boyunca su altında, hareketsiz bir şekildeyken nefesini tutmuştur (statik nefessizlik). Sietas’ın akciğer hacminin normal bir insandan %20 daha geniş olduğu bilinmektedir (bu, tür içi varyasyona güzel bir örnektir). Sietas, bu süresine rahatlıkla 10 dakika daha ekleyebileceğini iddia etmektedir.
Bu size şaşırtıcı mı geldi? Daha iyisi doğada: Denizel memeliler de (özellikle yunuslar ve balinalar), yüzeye çıkıp, havadan nefes alıp, sonra tekrar denize dalarlar ve dipte kaldıkları sürece bu nefesi tutarlar (çünkü onlar “balık” değil, “memeli”dirler). Balinalarda, bilinen nefes tutma rekoru 2 saattir! Araştırmacılar, bu sürenin 4 saate kadar çıkabileceğini düşünmektedirler. Üstelik bu canlılar, bu nefesi statik (durgun) olarak tutmamaktadırlar. Bu nefesi tutarken, avcılarından kaçmakta ve avlanmakta ve hatta çiftleşmektedirler. Bu kadar yoğun aktivite altında insanın birkaç dakikadan fazla nefesini tutması olanaksızdır.
2006 yılında Proceedings of the Undersea and Hyperbaric Medical Society dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, 5 yıl boyunca, 1000 derin su dalgıcının beyni MRI ve SPECT ile incelenmiştir. MRI, bireylerin beyninde herhangi bir morfolojik bozulma tespit etmemiştir. Ancak SPECT analizi, ön ve yan loplarda metabolizma düşüklüğünü ortaya koymuştur.
Tabii ki bu uzun süreli nefes tutmalar, öncesinde oksijen ciğerlere çekildiği için yapılabilmektedir. Normalde, nefes alıp verirken, akciğerlere giren oksijenin sadece ufak bir kısmı tüketilmektedir, kalanı, karbondioksit ile birlikte atılır. Ancak nefes, ciğerlerde tutulduğu sürece, hapsolan oksijen bu 20 dakika boyunca tüketilebilir. Dolayısıyla, akciğer hacmi ve bunun ne kadarını doldurabildiğiniz, nefesi ne kadar uzun tutacağınızı belirler. Yani nefesini tutanların beyni oksijensiz kalmamaktadır, sadece nefes almamaktadırlar. Çünkü eğer ki beyin gerçekten oksijensiz kalırsa (apne durumu) ilk 2 dakika içerisinde beyin hücreleri geri dönüşü olan hasarlar almaya başlar, 3 dakikadan sonra beyin hücreleri kalıcı olarak hasar görmeye ve ölmeye başlar, 5 dakikadan sonra ise beyin hücreleri kitleler halinde ölür. Dolayısıyla “nefes tutmak” ile “nefessiz kalmak” arasında devasa bir fark vardır.
Son olarak… Neden nefesimizi ölene kadar tutamayız? Bunun sebebi, nefes alıp vermediğimiz sürece, kanımızdaki asidik bir kimyasal olan karbondioksit değerlerinin artması, dolayısıyla pH değerinin düşmesidir. pH değeri azaldıkça (yani kanınız asitleştikçe) beyin her an uyarılır. Sonunda, belli bir değeri aştığı anda, beynin medulla bölgesinden nefes almamızı sağlayan organlar (diyafram, akciğerler, vs.) istemsiz olarak uyarılır ve birey, nefes almaya zorlanır. Bu yüzden, nefesinizi istemli olarak tutarak ölemezsiniz.
Umarız faydalı olmuştur.
 

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. TIME Dergisi
  2. M.J. Frumin, R.M. Epstein and G. Cohen (November–December 1959). “Apneic oxygenation in man”. Anesthesiology 20 (6): 789–798. doi:10.1097/00000542-195911000-00007. PMID 13825447

Neden Birbirimize Yardım Ederiz?

Neden Birbirimize Yardım Ederiz?

Fedakarlık, bencilliğin bir karşıtı olarak sadece kendini düşünmeme davranışıdır.  Fakat bir canlının başka bir canlının hayatını kurtarmak için kendi canını tehlikeye atmasının sebebi nedir?

Doğa fikri ve onun karmakarışık işleyişi canlının kendinin üreyebilmesi bencilliği etrafından evrimleşmiştir ve her canlının en ufak bir davranışı bile alt metninde kendi soyunu devam ettirme motivasyonunu taşımaktadır. Richard Dawkins’in bencillik geni üzerine yazdıklarında durum temel olarak böyle tarif edilmiştir. Toplum yanlısı davranışlar kendi yaşamınızı riske atmanıza yani nihayetinde kendi soyunuzun tehlikeye girmesine ve genlerinizin devam ettirilememesine yol açabilir.

Fakat neden başkalarına yardım ederiz?

Belki bu sorunun cevabını da yine bencillikte arayabiliriz. Bu durum ‘’ben sana yardım edeyim sen de bana yardım et’’ durumu olabilir mi? Dolayısıyla bu teoriden de yola çıkarak aslında kendi iyiliğimiz için başkalarına yardım ediyoruz diyebiliriz.

Tabii ki bazı hayati durumlarda da insanların başkalarına yardım etmediğini görüyoruz. Peki bunun altında yatan şey nedir?

İnsanlar gerçekten durumu analiz edip kendilerinin fayda sağlayabileceği durumlarda mı yardımsever olmayı tercih ediyorlar? Rand ve Epstein tarafından yayınlanan ve gerçek hayatlar üzerinde yapılan gözlemlerin sonuçlarının değerlendirildiği yeni bir çalışmada da bu sorunun cevabı araştırılıyor. Analiz edilen davranışların bir çoğunda bireylerin içgüdüleri ile hareket ettiği sonucuna ulaşıldı- Yardıma koşan insanların çok çok azında durumu düşünüp ona göre karar verdikleri gözlemlendi. Yayınlanan çalışmadaki en ilginç nokta ise – yazarların savunduğuna göre- biz insanlar kibar ve yardımsever olma gibi davranışlarımızı aslında bize uzun süreli getirileri olabilecek faydacı bir motivasyonla gerçekleştiriyoruz sonuç olarak da beynimiz bilinçsiz olarak bizi o anda bize gözlemleyebileceğimiz bir faydası olmasa bile sosyal bir fedakarlık içerisinde davranmaya sevk ediyor.

Sonuç olarak, yardımseverlik çoğunlukla bir otomatik davranış oluyor. Tabii ki bu önermelerin ne kadar doğrulanacağını ve/veya yanlışlanacağını zamanla bu konu üzerinde yapılan diğer araştırmalar gösterecek.


Referanslar:

  • Dawkins, R., The Selfish Gene (1976) ISBN 0-19-286092-5.
  • Rand, D. & Epstein, Z., Risking Your Life without a Second Thought: Intuitive Decision-     Making and Extreme Altruism (2014), Plosone, DOI: 10.1371/journal.pone.0109687

Fotoğraf: Pakistan Sel Felaketi

Kaynak: Bilimfili