Sinonim: stomy, stomie.
Proktokolektomi
Sinonim: Proktokolektomie, proctocolectomy
Kalın bağırsağın ve rektumun vücuttan operasyonla alınma işlemidir. Bkz; Prokt-o-kol–ektomi
Endişeli Olduğumuzda Beynimiz Bize Neden Hata Yaptırır?

Bir işi yaparken birilerinin sizi izliyor olmasının yarattığı endişe performansınızda talihsiz etkilerin oluşmasına sebep olabilir. Bu deneyimi karşılaştığınız önemli testlerde, örneğin bir konser verirken, gösteri sanatı sergilerken ya da basitçe direksiyon kursundayken yaşamışsınızdır. Birileri sizi izliyorsa içerisinde bulunduğunuz zorlu durum daha endişe verici bir hal alır ve hata yapmanız daha muhtemel bir hale gelir. Peki endişeli olduğumuzda hata yapma durumunu yaşamamızın daha muhtemel olmasının sebebi nedir?
University of Sussex’ten nörobilimciler; en istemediğimiz anlarda “tökezlememize” ve hatalar yapmamıza sebep olan beyin ağı sistemini belirlemeyi başardılar.
Araştırma ekibi, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) tekniğini kullanarak bir deney sırasında performansta bir talihsizliğe sebep olan beyin bölgesini belirleyebildiler.
Geçmişte yapılan çalışmalar; insanların izlendiklerini bildiklerinde daha fazla çaba gösterme eğiliminde olduklarını ortaya koymuştu. Örneğin, piyanistler, yalnız başlarına oldukları zamanlara kıyasla bir dinleyici kitlesi önünde performans sergilerken tuşlara bilinçsiz olarak daha fazla baskı uyguluyorlar.
Scientific Reports‘da yayımlanan çalışmada, bir nesneyi tutarken titiz bir çaba göstermeyi gerektiren bir görevi yürüttükleri sırada katılımcıların beyin aktiviteleri gözlemlendi.
Deney sırasında, katılımcılara kendilerini değerlendirdiklerini düşündükleri iki kişinin kamera görüntüsü gösterildi. Sonrasında deneyi bir kez de kendilerini değerlendirdiklerini düşündükleri iki insanın kamera görüntüsü önünde tekrarladılar.
Deney sonunda, katılımcılar, izlendiklerini düşündükleri deneme sırasında daha endişeli hissettiklerini belirttiler.Bu koşullar altında, nesneyi beceri ile tutmakta oldukça zorlandılar.
Tarama sonuçları; izlendiğimizi düşündüğümüzde, sensorimotor fonksiyonlarımızı kontrol edebilmemize yardımcı olan bir beyin bölgesinin –inferior (alt) parietal korteks (IPK)– aktifleştiğini ortaya koydu.
Beynin bu bölgesi, nörobilimcilerin eylem-gözlenme ağı (EGA) olarak tanımladıkları ağı oluşturmak için aslında diğer bir beyin bölgesi –arka üst temporal sulkus (pSTS)– ile birlikte çalışıyor. EGA, izlendiğimiz kişinin yüz ifadelerine ve gözlerini odakladığı yere dayandırarak kişinin ne düşündüğüne dair çıkarsamada bulunduğumuz bir “mentalizasyon” sürecinden sorumludur.
pSTS bu bilgiyi daha sonradan uygun motor aksiyonu oluşturan IPK’ya taşır. Eğer ki gözlemcimizin bizden iyi bir performans sergilememizi beklediğini hissedersek, iyi bir performans sergileyebliyoruz. Ancak, eğer ki gözlemcimizden olumsuz işaretler alırsak, IPK’mız deaktif hale geliyor ve performansımız kötüleşiyor.
Araştırmacılardan Dr. Michiko Yoshie; EGA’nın da aynı zamanda performans endişemizle ilişli olduğunu fark ettiklerini, çünkü dikkatlice izlenme durumunda izleyicilerin performansımız ve bizim hakkımızda ne düşündüğüyle ilgilenme eğiliminde olduğumuzu söylüyor.
Tarama sonuçları; izlendiğimizi düşündüğümüzde, sensorimotor fonksiyonlarımızı kontrol edebilmemize yardımcı olan bir beyin bölgesinin –inferior (alt) parietal korteks (IPK)– aktifleştiğini ortaya koydu.
Aşırı performans endişesi olanlar için, araştırmacılar; beyni uyarma tekniklerinde istenilen davranışı aktive edebilen örneğintranskraniyal manyetik stimülasyon (TMS) ve transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDCS) gibi önemli gelişmelerin var olduğunu söylüyor.
Ve ayrıca, insanların beyin aktivitelerini nasıl kontrol edebileceklerini öğrenmelerine yardımcı olabilen çeşitli nöro geri-bildirim eğitimleri de var.
Öte yandan, izleyiciler karşısında iyi bir performans sergileme noktasında karşınızdaki kitlenin sizi desteklediğine ve başarılı bir performans sergilemenizi umduklarına inanmak önemli bir yöntem olabilir.
Bu tarz düşünceleri güçlendirmek için de, tavrını kestiremediğiniz bir kitle karşısına çıkmadan önce, bazen destekleyenlerinizin önünde provalar yapma fırsatlarını değerlendirmelisiniz. Örneğin, bir müzisyen ailesinin ya da yakın arkadaşlarının önünde oldukça alkış aldığı bir deneme yapabilir. Bu tarz bir deneyim beyninizde arzu edilen aktivasyon örgüsünü oluşturmanıza yardımcı olabilir ve özgüveninizi güçlendirebilir.
Kaynak ve İleri Okuma:
- Bilimfili,
- Bealing, J. “Why Your Brain Makes You Slip Up When Anxious?” University of Sussex. http://www.sussex.ac.uk/ (Accessed on: 2016, July 18)
- Michiko Yoshie, Yoko Nagai, Hugo D. Critchley & Neil A. Harrison Why I tense up when you watch me: Inferior parietal cortex mediates an audience’s influence on motor performance Scientific Reports 6, Article number: 19305 (2016) doi:10.1038/srep19305 Received: 22 May 2015 Accepted: 10 December 2015 Published online: 20 January 2016
Vitaminlerden İlham Alınan Yeni Nesil Akışkan Batarya Teknolojisi

Harvard’dan araştırmacılar, B2 vitamininden ilham alınarak geliştirilen ve rüzgar ya da güneş enerjileri gibi kaynaklardan gelen kesik kesik enerjinin güvenli bir şekilde depolanmasını da sağlayacak yeni bir yüksek performanslı organik moleküller sınıfı tanımladılar.
Bu gelişmeler aslında, aynı takımın çalıştığı ve enerjinin kinonlar ve demir siyanür içerisinde depolandığı yüksek kapasiteli akışkan bataryaların sonrasında geldi. Bu gelişmelerle oyun biraz daha değişmiş oldu, artık bu bataryalar daha yüksek performanslılar, yanmıyorlar, insan sağlığına zararsızlar, aşındırıcı değiller ve düşük maliyetli kimyasallardan oluşuyorlar. Bu sayede, geniş bir skalada maliyetsiz enerji depolamak mümkün hale geliyor.
Her ne kadar daha önceki çalışmalarda kullanılan çok amaçlı kinonlar, akışkan bataryalar için büyük umutlar vadetse de, Harvard’dan araştırmacılar daha iyi performans elde etmek için organik molekülleri araştırmaya devam ettiler. Fakat aynı çok amaçlılığı diğer organik sistemlerde bulmak oldukça zordu.
Yaklaşık bir milyon farklı kinonu araştıran bilim insanları, yeni bir batarya elektrolit malzeme sınıfı geliştirmeyi başardılar. Aslında bu çalışma, basit sentezleri içeriyor. Yani geniş bir skalada düşük maliyetli imal edilebiliyorlar. Bu da Nature Energy’de yayımlanan araştırmanın en önemli amaçlarından birisi.
Akışkan bataryalarda, enerji harici tanklarda bulunan çözeltiler içerisinde depolanıyor. Tankların boyutu büyüdükçe de, daha fazla enerjinin depolanabilmesi mümkün hale geliyor. 2014 yılında Harvard’dan bilim insanları, geleneksel batarya elektrolitleri olan metal iyonlarını, hayvanlarda ve bitkilerde enerji depolama molekülleri olan kinonlarla değiştirmişlerdi. 2015 yılında da geliştirilen bir kinon, alkali çözeltilerin yanı sıra yaygın bir gıda katkı maddesi içerisinde de çalışabiliyordu.
Yapılan en yeni çalışmada ise araştırma takımı, vücut içerisinde enerji depolamaya yardımcı olan B2 vitamininden ilham aldılar. B2 vitamini ve kinonlar arasındaki anahtar farklılık, elektronları alıp bırakırken oksijen atomları yerine nitrojen atomlarınınkullanılıyor olması.
Orijinal B2 vitamini molekülü üzerinde yaptıkları birkaç ayar ile, bu yeni molekül grubu akışkan bataryalar ile kullanılmak için oldukça iyi bir aday konumuna geldi.
Bu moleküller oldukça yüksek kararlılıkta ve çözünürlükteler, ayrıca yüksek batarya gerilimi ve depolama kapasitesi sağlıyorlar. Çünkü vitaminler, oldukça kolay yapılabiliyorlar. Yani vitaminlerin geniş bir skalada oldukça düşük maliyetlerle üretilmesi mümkün.
Araştırmacılar bu molekülleri kendi geliştirdikleri bataryanın ihtiyaçlarını karşılaması için tasarladılar. Fakat bu moleküller doğası gereği enerji depolama için umut vadediyor. Doğada vücudumuzda enerji depolama için oldukça önemli olan benzer moleküller de bulunuyor. Bilim insanları yaptıkları çalışmalarda, yeni molekül sınıfının yanı sıra kinonları da araştırmaya devam ediyorlar.
Kaynak:
- Bilimfili,
- A battery inspired by vitamins, Harvard University, Retrieved from https://www.seas.harvard.edu/news/2016/07/battery-inspired-by-vitamins
İlgili Makale: Kaixiang Lin et al. A redox-flow battery with an alloxazine-based organic electrolyte, Nature Energy (2016). DOI: 10.1038/nenergy.2016.102
Sonunda Atoma Veri Kaydetmeyi Başardılar

Delft Üniversitesi Kavli Nanobilim Enstitüsü’nden bilim insanları , 8000 bitlik veriyi(1kb), tek tek klor atomlarına kodlayarak veri depolamayı başardı. “Teorik olarak bu derece depolama yoğunluğuyla dünyada yazılmış bütün kitaplar posta pulu kadar alana depolanabilir”, diyor baş bilim adamı Sander Otte. Bu sayede bir inç kareye ( 6,4 cm2) 500 terabit depolanabilir. Yani piyasada mevcut harddisklerden 500 kat daha fazla depolama mümkün. Araştırma 18 Temmuz Nature Nanotechnology ‘de yayınlandı .
Richard Feynman
1959 yılında fizikçi Richard Feynman olabilecek en küçük ölçekteki dünyayı tasarlamak için uğraştı. Feynman’ın ünlü Plenty of Room at the Bottom (aşağıda daha çok oda var) adlı dersinde eğer her bir atomu düzgün bir şekilde hizalayabilecek bir düzleme sahip olursak, her bir atoma bilgi depolamanın mümkün olabileceğini anlatmıştı. İşte Feynman, Otte ve ekibinin bu vizyonunu onurlandırmak için, Feynman’ın bu ünlü dersi 100 nm’lik alana kodlandı.
Kaydırmalı Yapboz
Ekip taramalı tünelleme mikroskopunun (STM) keskin iğnesi her bir atomun yüzeyinde gezdirebiliyor. Bilim insanları bu proplarla sadece atomları görüntülemekle kalmayıp, aynı zamanda onları itebiliyor. “Bunu kaydırmalı yapboza benzetebilirsiniz. Her bit bakır atomlarının yüzeyinde ve klor atomunda iki pozisyon yaratarak, bu iki pozisyon arasında kaydırma imkanı sağlıyor. Eğer klor atomu yukarı pozisyondaysa deliğin altındadır ve 1 konumundadır. Eğer delik yukarı pozisyondaysa klor atomu aşağıdadır ve bu bit 0 olarak okunur,” Otte. Çünkü klor atomları diğer klor atomları tarafından sarılır ve deliklerin yakını ihmal edilir ve her biri diğerinin konumunu korur. İşte bu nedenle delikli methot diğer veri depolama metotlarına göre çok daha stabil ve uygundur.
Atomik manipülasyonun adımları
QR Koddan İlham Aldılar
Delft’ten araştırmacılar belleği 8 baytlık bloklar halinde (64bit) organize ettiler. Her blok bir işaretçiye sahip ve klor atomlarından oluşan delikli bir örüntü oluşturuyor. QR kodlardan ilham alan araştırmacılar bakır tabakaya hassas bir konumlama yaptılar. Ayrıca bu kod , blok hasara uğradığında bunu gösterecek. Bu sayede bellek bakır yüzeyi mükemmel olmasa da , daha büyük boyutlarda üretilebiliyor .
Veri Merkezleri(Datacenters)
Bu yeni yaklaşım stabilite ve ölçeklenebilirliğe mükemmel yaklaşımlar getirebilir. Fakat bu tipte bir belleğin datacenterlarda kullanılması için halen çok zaman var. Otte : “Oluşturulan bu hafıza için çok temiz vakum koşulları ve sıvı azot gerekiyor ki, gerçek atomik boyutta depolama için halen geliştirilmesi gereken çok şey var. Yine bu gelişme bizim büyük bir adım teşkil ediyor.”
Kaynak :
- GerçekBilim
- https://www.sciencedaily.com/releases/2016/07/160718133000.htm
- F. E. Kalff, M. P. Rebergen, E. Fahrenfort, J. Girovsky, R. Toskovic, J. L. Lado, J. Fernández-Rossier, A. F. Otte. A kilobyte rewritable atomic memory. Nature Nanotechnology, 2016; DOI: 10.1038/nnano.2016.131
Yeni Alzheimer Aşısı, Grip Aşısı Kadar Yaygınlaşabilir

Alzheimer hastalığı yıkıcı, tedavi edilemez ve Dünya genelinde on milyonlarca yetişkin ve yaşlı bireyi etkileyen bir hastalıktır denilebilir. Ancak yeni bir araştırma beş yıl gibi kısa bir süre içerisinde, bu hastalık için bir aşının gerçekleştirilebileceğini ve yaşlanmakta olan veya yaşlı popülasyonların içinde grip aşısı kadar yaygın şekilde kullanılabileceğini gösteriyor.
Avustralya Adelaide’deki Flinders University araştırmacılarının Amerika, Irvine’deki University of California bünyesinde bulunan Institute of Molecular Medicine’dan araştırma ekibi ile birlikte gerçekleştirdiği çalışmada, gerçek ve tam patolojisi bilinmeyen Alzheimer hastalığından sorumlu olan iki yaygın protein amiloid-beta ve tau üzerinde duruldu. Bu proteinler görevlerini bitirip işlevsiz hale geldiklerinde plaklar halinde hücre dışında birikerek sinir hücreleri arasındaki etkileşimi keser veya sekteye uğratırlar. Yapılan otopsiler bu plakların, her Alzheimer hastasının beyninde bulunduğunu gösteriyor. Hastalığa yol açan başka -görünür olmayan- sebeplerin olabileceğini ve daha bu konunun yeterince aydınlatılmış olmadığını kabul ederek; araştırmacılar bu protein plakları hedefleyecek bir aşı geliştirileceğini duyurdu.
Flinders University’den tıp profesörü Nikolai Petrovsky; dizayn ettikleri aşının bağışıklık sistemini, sinir hücreleri arasında konuçlanan proteinleri tıpkı bir çekici gibi alıp yolu açacak olan antikorlar üretmek üzere uyararak işlev göreceğini açıkladı.
Hayvanlar üzerinde yürütülen deneylerde, antikorların henüz hayvanlar hastalığa yakalanmadan önce amiloid-beta proteinlerini bloke ederek verimli olabileceği gözlemlendi. Ne var ki, ilgi çekici bir nokta olarak araştırmacılar hastalık ilerledikten sonra oluşacak olan tau proteinlerinin de oluşmasını engellemekte antikorların etkili olduğunu belirtti. Bu olumlu gözlemlere karşın, aşı henüz insan deneylerine hazır değil. Petrovsky; böyle bir hastalıkta aşı için duyulacak gereksinim hesaba katıldığında; ilk denemelerden sonra hastalığın erken fazlarında işe yaradığı görülürse kısa bir süre içinde de herkes için kullanılabilir bir ürüne dönüşebileceğini belirtiyor.
Medical News Today’ün raporuna göre yalnıca Amerika Birleşik Devletleri’nde her 67 saniyede bir kişi Alzheimer oluyor. Yine her 3 yetişkinden biri Alzheimer veya demans (unutkanlık) hastalıklarından herhangi birine yakalanıyor. Dejeneratif bir hastalık olan Alzheimer’ın bu özelliği, sürekli olarak ilerlemesine ve gittikçe daha kötü bir hal almasına sebep oluyor. Hafıza kaybı durumları Alzheimer hastalığının en önemli erken dönem işaretlerinden olup, bununla birlikte problem çözme zorlukları, zaman algısının karışması, yazma ve konuşma bozuklukları, belirli görevleri tamamlama zorlukları gibi sorunlar da bu işaretlerden sayılmaktadır.
Hastalığı önlemek için çok belirli bir yol olmasa da son zamanlarda engelleyici veya geciktirici bir takım aktiviteler ve gıdalar ile ilgili araştırmalar da gerçekleştirilmeye devam ediyor. Örneğin; The University of Cincinnati’den bir araştırma ekibi, oksijen radikallerine karşı etkili olan antioksidanlardan aynı zamanda bir flavonoid türü olan antosiyaninlerin (anthocyanins) insan hücrelerinde de, bitkilerdeki işlevine benzer şekilde yaşa bağlı hücresel bozunmaların ve hasarların önüne geçebildiğini gösterdi.
Alzheimer hastalığı tedavisi olduğu kadar erken teşhisi ve erken müdahalesi de çok önemli olan bir hastalık. Bu anlamda geliştirilen aşının; insanlarda da hayvan deneylerindekine benzer sonuçlar üretmesi hastalığın erken fazda hatta belki tespit edilmeden ortaya çıkışını veya gelişmesini engelleme potansiyeline sahip olması ayrıca önem taşıyor.
Şu an için, deneysel Alzheimer aşısının çalışıyor olduğunun kesinleşmemesi bir problem olarak varlığını sürdürüyor. Ancak süren deneylerle bundan emin olunduğu anda, mevcut hastaların veya başlangıç düzeyinde demansı olan bireylerin hayatlarında çok büyük değişiklikler yaratabilir. Önleyici terapi olarak da örneğin düşük dozlarda veya seyrek sıklıklarda kullanılabilecek olan ilaç, tahminlere göre beş yıl içinde yaklaşık 50 ve üzerindeki yaşlardaki insanların demans geliştirmesine ve sonunda Alzheimer’a yakalanmalarına engel olabilecek.
Kaynak :
- Bilimfili,
- Dana Dovey, Alzheimer’s Disease: Vaccine Prevents Tau Protein Buildup To Stop The Disorder In Its Tracks, 14 Temmuz 2016, www.medicaldaily.com/alzheimers-disease-tau-protein-vaccine-391883?rel=most_shared1 (19 Haziran 2016)
Makale Referans : Davtyan H, Zagorski K, Rajapaksha H, et al. Alzheimer’s Disease AdvaxCpG- Adjuvanted MultiTEP-Based Dual and Single Vaccines Induce High-Titer Antibodies Against Various Forms of Tau and Aβ Pathological Molecules. Nature’s Scientific Reports. 2016.
FARKLI DİSİPLİNLERİN BİLGİNİ: İBN-İ SİNA (AVİCENNA)
“Ruhum kitaplarda yeni ile eskiyi aramasına ve
kılı kırk yarmasına rağmen idrak edemedi bir tekini dahi.
Gönlümde binlerce güneş yanarken,
Çözemedim tek bir zerrenin manasını dahi.”
Okuduğunuz dörtlük Batı’da “Avicenna” olarak bilinen İbn-i Sina’ya ait. İslam dünyasının bilim insanları denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan İbn-i Sina, Avrupa bilim tarihinde de öneme sahip bir isim olarak karşımıza çıkıyor.
M.S. 980 yılında İran, Buhara yakınındaki Efşene’de doğan İbn-i Sina, tıp, matematik, fizik, kimya, jeoloji, felsefe, şiir ve müzik alanlarında çalışmalara imza atan çok yönlü bir bilgindir.
M.S. 980 yılında İran, Buhara yakınındaki Efşene’de doğan İbn-i Sina, tıp bilgisi sayesinde ün kazanmış olsa da matematik, fizik, kimya, jeoloji, felsefe, şiir ve müzik alanlarında da çalışmalara imza atmıştır. Çok yönlü özelliği ve yaratıcı zekâsı onu tarihin önemli dehaları arasına sokmuştur.
Kuşkusuz İbn-i Sina’nın büyük ünü öncelikle başarılı bir doktor olması sayesindedir. “Kuşyar” isimli bir doktorun yanında ve okuduğu tıp kitapları sayesinde kendini geliştirmiş, 18 yaşına geldiğinde klasik tıp alanında oldukça bilgili hale gelmiştir. Genç yaşta doktorluğa başlayan İbn-i Sina, Samani hanedanından Nuh ibni Mansur’u tedavi etmiş bu sayede saray kütüphanesini kullanma hakkına sahip olmuştur. Burada başka disiplinlere ait öğretileri de öğrenme fırsatını yakalamıştır.
“Hiçbir ülkeye sığmayacak kadar büyüktü ünüm,
Kimsenin ödeyemeyeceği kadar yüksekti ücretim!”
Bir dönem şehir şehir gezen İbn-i Sina yoldayken bu dizeleri kâğıda dökmüştür. Evet, İbn-i Sina’nın ünü İslam dünyasında yayılmıştır. Genç yaşına rağmen önemli bir doktor oluşu, yeni bilgi kazanmaya duyduğu istek onu bu noktaya getirmiş olabilir ama İslam dünyasının yanı sıra Avrupa’da da ününe ün katmasının nedeni, ansiklopedik bir eser olan “El Kanun Fi’t Tıb”(Tıbbın Kanunu) isimli eseridir. Yaklaşık altı yüzyıl boyunca Asya ve Avrupa’daki tıp okullarında etkili olan bu eser 5 ciltten oluşmaktadır ve Çin, Hint, Mısır’ın geleneksel tıp bilgilerini de içermektedir. Defalarca Latinceye çevrilen eserin ilk çevirisi XIII. yüzyılda Cremonalı Gerard tarafından yapılmıştır. Peki, bu eserin içeriği nedir? Kısaca bunu ele alırsak; eserde kanıta dayalı tıp, deneysel tıp, klinik testler, verimlilik analizi, risk faktörü ve sendroma dayalı hastalık teşhisi gibi konular yer almaktadır. Ayrıca farmakoloji alanında önemli bilgilerin olması dikkat çekicidir. Ancak eserde, dönemin ampirik (gözlem ve deneye dayanan) ama bir yandan da hurafelerden tam olarak da kurtulamayan özelliği de görülmektedir. Tümörün nasıl temizleneceği, ameliyat esnasında narkoz etkisi yaratacak bitkiler, şeker hastalığı ve tedavisi ve benzeri konular eserde yer alan diğer konulardır. 700 küsur ilacın da yer aldığı eser XIX. yüzyıla kadar tıp okullarında el kitabı olarak kullanılmıştır.
İbn-i Sina’nın tıp alanında yazdığı diğer önemli eseri ise; Kalp İlaçları Risalesi’dir. Bu eser kalp hastalıkları ile ilgili yazılmış, eczacılığa da yer veren monografik bir eserdir. Kalp ile ilgili genel teoriler ve ilaçların genel özellikleriyle başlayan eserin devamında kalp ilaçları ele alınmış ve alfabetik düzende hangi kalp hastalıklarına hangi kalp ilacının kullanılması gerektiği belirtilmiştir.
İbn-i Sina’nın bir ruh hekimi olarak da çalışmalar yapması ilgi çekicidir. Ona göre insanı oluşturan iki unsur vardır: ruh ve beden. Ve bu iki unsurun kendilerine özgü hastalıkları da vardır. Örnek olarak “melankoli” ruha dair incelenmesi gereken bir konudur ve İbn-i Sina buna dair değerlendirmelerde bulunur.
İbn-i Sina’nın Kasr-i Meyl’i:
İbn-i Sina, ona asıl ününü kazandıran tıp alanı dışında diğer ilgilendiği alanlarda da önemli çalışmalara imza atan bir bilim insanı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Fizik alanında; optik ve dinamik konularına ilgi duyan İbn-i Sina, “hareket” konusuyla ilgili “Kasr-i Meyl” (hareket etme isteği) kavramını ortaya koymuştur. Ona göre bir cisim, engelleyici bir unsur olmaması durumunda sürekli hareket edebilir. Kasr-i Meyl, cismin hızı ve hareket hızıyla doğru orantılıdır. Kasr-i Meyl kavramı Batı’da “İmpetus” adıyla bilinmektedir. İbn-i Sina bunun yanı sıra görme konusunda da araştırmalar yapmış, ışığı ele almış ve ışığın hava içerisindeki hareketi ile ilgilenmiştir. Ona göre görme; dışarıdan göze gelen ışınların hareketi ile mümkün olmaktadır.
Transmutasyon teorisine bakışı:
İbn-i Sina’nın kimya alanında da transmutasyon (simya) teorisinin doğru olup olmadığını araştırmış, araştırmaları sonucunda ise bu teoriyi reddetmiştir. Su üzerinde deneysel bir çalışma yapan İbn-i Sina deney sonunda su içindeki tuzlara bağlı olan beyaz renkli bir sıvıya ulaşmış, bunun zaten olağan olduğu varsayımından yola çıkarak simyaya karşı çıkmıştır.
Aristoteles’den etkilenen düşünceler ve İbn-i Sina Felsefesi
İbn-i Sina felsefe alanına da yakınlık duymuş, duyduğu bu yakınlık sayesinde İslam dünyasının önemli filozoflarından biri haline de gelmiştir. El-Kindi, El- Farabi ve İbn-i Rüşd ile birlikte dört Aristotelesçi İslam filozofu arasında yer alan İbn-i Sina’ya göre; bilgi üç aşamalıdır.
- Temel bilim
- Doğa bilimleri bilgisi
- Felsefe incelemeleri
Bu düşüncesi doğrultusunda El- Farabi’nin el yazmalarını okuyarak felsefe alanında kendini geliştirmeye başlayan İbn-i Sina, El-Farabi’nin Aristotelesçi fikirlerini Yeni Platoncu öğretilerle birleştirmeye çalışsa da tam olarak bir bütünlük kuramamıştır. Dünyanın ebedi olduğunu, ölümden sonra insanların tekrar dirileceğini reddeden düşünceleri eleştirilmesine neden olmuştur. Özellikle tutucu bir filozof olan Gazali, onu sert bir şekilde eleştirmiştir. Düşünceleri nedeniyle ülkesini terk etmek durumunda kalmış, tutuklanarak zindana bile atılmıştır. Tutuklandığı dönemde de çalışmalarını sürdüren İbn-i Sina aşağıdaki dizelerle iğnelemelerde bulunmuştur:
“Gördüm ki İbn-i Sina hükmedenlerce aldatılmış
ve en beter ölümlere terk edilmiş zindanda,
Eseri Şifa kavuşturamadı sağlığına,
Necat dahi kurtuluşu sağlayamadı ona.”
Bu dizelerde geçen Şifa (iyileşme) ve Necat (kurtuluş) onun önemli eserleridir, burada onlara da göndermelerde bulunmaktadır.
İbn-i Sina “Aksam el-ulum” adlı eserinde felsefeyi şöyle tanımlamıştır;
“Felsefe spekülatif bir sanattır, insan buradan tüm varoluşunu belirleyen ve eylemlerini yönlendiren şeyleri özümseyerek yararlanır, böylelikle ruhu inceler ve yetkinleşir, bilgisi artarak izan ve feraset sahibi olur, mevcut dünyaya benzer hale gelir ama insani yetilere uygun olarak başka bir dünyadaki en büyük mutluluk için kendini hazırlar.”
Yine ona göre felsefe ilimleri teorik ve pratik olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Teorik olanlar yani matematik, doğa bilimi ve metafizik aklı sürekli düşünür bir hale getirerek, ruha düşünme yetisini kazandırır. Pratik felsefe yani etik ise; teorik düşünme yetisini kişinin karakter özelikleriyle birleştirerek eylemler ile de ilişkilendirir.
İbn-i Sina bu çalışmalarının yanısıra kuramsal felsefe bilimlerini de sınıflandırmıştır. Kuramsal felsefeyi üç bölüme ayırır;
1. Bölüm: gök cisimleri, öğeler gibi tanımı maddeye, maddenin hareketine bağlı şeyleri ele alır.
2. Bölüm ara bir aşamadır ve bu aşamada, varoluşu maddeye ile harekete bağlı ama tanımı ikisinden de farklı kavramlar bulunur; mesela geometrik biçimler ve sayıları ele alır.
3. Bölümde ise; varoluş ve tanımın olmadığı hareketten bağımsız şeyler vardır.
Gök cisimleri, öğeleri ele aldığı ilk bölümü “doğa felsefesi” olarak nitelendiren İbn-i Sina doğa bilimlerini ise felsefenin hareketleri ve değişimlerini ele alan bölümleri olarak ele almıştır. Bunları Aristotales’e göre sınıflandırmıştır, ona göre bu bölümler şu şekildedir;
1.Bölüm: Tüm doğal cisimlerde ortak olan madde, biçim, hareket, hareket eden ve hareketler arasındaki ilişki…vb. bunların hepsi fiziktir ve ilk bölümdedir.
2.Bölüm: Evrenin temelini teşkil eden cisimler, yani gökyüzü ve gökyüzü cisimleri bu bölümdedir.
3. Bölüm: Oluş ve bozuluş evreleri, tanrısal yaratışın güzelliği oluş ve bozuluş ilkelerle bu bölümde yer alır.
4.Bölüm: Yıldızların kayması, gökkuşağı, depremler, deniz ve dağlar bu bölümü oluşturur.
5.Bölüm: Madenler ve madenlerin durumları bu bölümü oluşturur.
6.Bölüm: Bitkilerin durumları bu bölümü oluşturur.
7.Bölüm: Hayvanlar ve hayvanların doğası bu bölümdedir.
8.Bölüm: Ruh bilgisi son bölümdür.
İbn-i Sina ilk aşamayı çok önemsemiş ona bağlı olarak alt sınıflandırmalar yaparak ve bunları bilimsel ilkeler ve felsefi ilkeleri harmanlayarak kendi düşünce sistemindeki sınıflandırmayı oluşturmuştur.
Bilimlerin ara aşaması olarak nitelendirdiği ikinci aşama (matematik) yine ona göre kendi içinde sınıflandırılmalıdır. Ona göre matematik şu konuların birleşimidir:
i) Aritmetik
ii) Geometri ( jeodezi, yüklerin hareketi, optik ve aynalar, sıvıların hareketi olmak üzere yine bir sınıflandırma ihtiyacı duymuştur.)
iii) Uzay bilimi (astronomi, gök küreler, yıldız karışımları…vb.)
iv) Müzik aletleri öğretisi ( melodi ve ritm ilişkisi olarak incelemiştir.)
Ara sınıf olarak nitelendirilen matematiğe değinmişken, İbn-i Sina’nın matematik alanındaki düşünceleri ve çalışmalarına yer vermemiz de iyi olacaktır.
“Matematik, varlıkta maddeden ayrılmayan ama yansıtma sırasında ayrılması mümkün olan durumların ilmidir.”
Matematiği böyle tanımlayan İbn-i Sina Hint aritmetiğine ilgi duymuş ve Hint rakamlarını eserlerinde kullanmıştır. Öklid’in geometri kavramlarının yorumunu yapmış, astronomini ve matematik arasında ilişki kurmuş, trigonometri hesapları ile ilgilenmiştir.
Astronomik incelemeler ve İbn-i Sina
İbn-i Sina astronomi konusunda kuramsal sorunlara eğilen en az yedi risale ele yazmıştır. Bu alandaki en önemli eserleri “Astronomi Müşahedeleri Kitabı” ile “Almagest Elkitabı”dır. Almagest Elkitabı isimli eserinde İbn-i Sina, ilkesel ve öze ilişkin sorunları ele almıştır. Gerçekleştirdiği gözlemleri ve astronomi araçlarındaki değişiklikleri ele alan İbn-i Sina bunları da eserine yansıtmıştır.
Müziğin doğası ve İbn-i Sina
Müziği matematiğin dördüncü bölümü olarak nitelendiren İbn-i Sina bu konuda Antikçağ örneklerine bağlı kalmıştır. Ses perdeleri, kakoforiler, harmoniler, sistemler, ritimler vb. konularda makaleler yazmış, çoksesliliğe ilişkin yorumlarda bulunmuştur. Müziği tıp içerisinde de kullanmaya çalışmıştır. Örnek olarak; bir ruh hastasının tedavisinde müzikten yararlanılabileceğini öne sürmüştür.
İran’dan Batı’ya yayılan bir ün, tıp alanından felsefeye kadar bilgi arayışında olan bir bilim insanı. 57 yıllık yaşam öyküsüne sığdırdığı sayısız bilimsel çalışma ve eser. Başarılarıyla hala anılan, adı Ay’da bir kratere ve üniversiteye verilen bir dönemin ünlü kişisi. İşte İbn-i Sina bu tanımlamalarla karşımıza çıkmakta ve çok yönlü kişiliği ve bilgiye olan düşkünlüğü ile kendine hayran bırakmaktadır. Bu yazıda kısaca onu anlatmaya çalışsak da kapsamlı araştırma yaptığınızda onun farklı branşlardaki derin araştırmaları onun neden hala konuşulduğunu anlamanıza yardımcı olacaktır. Yazımıza yine onun dizeleriyle son verirken, uzun yıllar boyunca bilim tarihi denilince akla gelen ilk isimlerden biri olmasını dilediğimizi belirtmeden geçemeyeceğiz.
“Kapkara toprağın derinliklerinden Zühal yıldızına kadar evrende karşılaştığım tüm sorunları çözdüm.
Tüm bağlar çözülmüş yalnız biri kalmıştı geriye, o da ölümün bağıydı işte.”
Kaynakça:
- AçıkBilim
- BRENTJES, Buchard. Sonja Brentjes. “İbni Sina (Avicenna)”. çev. Oğuz Özügül. İstanbul: Pencere Yayınları, 1997.
- RONAN, C. A. “Bilim Tarihi: Dünya Kültürlerinde Bilimin Tarihi ve Gelişimi”. çev. Eklemeddin İhsanoğlu ve Feza Günergun. 3. baskı. Ankara: TÜBİTAK Yayınları, 2003
- http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/785/1119.pdf
- http://www.ibe.unesco.org/fileadmin/user_upload/archive/publications/ThinkersPdf/avicenne.pdf
- http://www.uralakbulut.com.tr/wp-content/uploads/2009/11/ibnisina.pdf
Proktokolit
Proktalji
Rektosigmoidoskopi
Sinonim: Rektoosigmoideoskopie, proctosigmoidoscopy
Rektum ile kolon sigmoideum‘un muayene işlemidir. Bkz; Rekt-o-sigmoid-o-skopi



Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.