Bronkopulmoner Displazi (BPD)

Bronkopulmoner displazi (BPD), özellikle akut solunum sıkıntısı nedeniyle oksijen tedavisi veya mekanik ventilasyon alan prematüre bebekleri etkileyen kronik bir akciğer hastalığıdır. BPD, akciğer dokusunun anormal gelişimi ile karakterize olup akciğerlerde iltihaplanma ve skarlaşmaya yol açar. BPD’li bebekler genellikle uzun süreli solunum güçlükleri yaşar ve yenidoğan döneminden sonra sürekli solunum desteğine ihtiyaç duyabilir.

Etiyoloji:

BPD’nin kesin nedeni çok faktörlüdür ve aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli faktörleri içerir:

  1. Prematürite: 32. gebelik haftasından önce doğan bebekler, az gelişmiş akciğerleri nedeniyle özellikle savunmasızdır.
  2. Oksijen toksisitesi: Yüksek oksijen konsantrasyonları erken doğan bebeklerin kırılgan akciğer dokusuna zarar verebilir.
  3. Mekanik ventilasyon: Pozitif basınçlı ventilasyon kullanımı barotravma ve volütravmaya yol açarak akciğer hasarına katkıda bulunabilir.
  4. İnflamasyon: Hem doğum öncesi hem de doğum sonrası inflamasyon BPD gelişiminde önemli rol oynar. Enfeksiyonlar (hem doğum öncesi hem de doğum sonrası) bu enflamasyonun yaygın tetikleyicileridir.
  5. Genetik faktörler: Bazı bebeklerin BPD’ye genetik yatkınlığı olabilir.
  6. Pulmoner ödem: Akciğerlerdeki aşırı sıvı, akciğer fonksiyonlarını bozabilir ve BPD’nin ilerlemesine katkıda bulunabilir.
Patofizyoloji:

Normal akciğer gelişiminde, alveolarizasyon (alveol oluşumu) ve vaskülarizasyon (kan damarlarının gelişimi) geç gebelik ve erken postnatal yaşam sırasında meydana gelen kritik süreçlerdir. BPD’li bebeklerde bu süreçler akciğer hasarı, inflamasyon ve mekanik solunum desteği ihtiyacı nedeniyle bozulur. Bu da daha az sayıda, daha büyük alveol, bozulmuş gaz değişimi ve anormal akciğer gelişimi ile sonuçlanır.

  1. Alveolar hipoplazi: Akciğerlerde daha az sayıda, daha büyük alveol bulunur ve bu da gaz değişimi için yüzey alanını azaltır.
  2. Fibrozis ve skarlaşma: Kronik inflamasyon akciğer dokusunda skarlaşmaya yol açarak akciğer fonksiyonlarını daha da bozar.
  3. Vasküler anormallikler: Pulmoner vaskülatür gelişimi bozulur ve BPD’nin yaygın bir komplikasyonu olan pulmoner hipertansiyona katkıda bulunur.
Klinik Belirtiler:
  • Solunum sıkıntısı:** Takipne (hızlı solunum), retraksiyonlar, nazal flaring ve homurdanma solunum sıkıntısının yaygın belirtileridir.
  • Hipoksemi:** Kandaki düşük oksijen seviyeleri haftalar, aylar ve hatta yıllar boyunca ek oksijen gerektirebilir.
  • Kronik solunum yetmezliği:** Bazı bebekler uzun süre mekanik ventilasyona veya oksijen tedavisine bağımlı kalabilir.
  • Hışıltı ve çatırtılar:** Akciğer sesleri arasında hırıltı (hava yolunun daralması nedeniyle) ve çatırtılar (akciğerlerdeki sıvı veya yara izi nedeniyle) olabilir.
  • Tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları:** BPD’li bebekler, durumlarını daha da kötüleştirebilecek solunum yolu enfeksiyonları açısından daha yüksek risk altındadır.
Teşhis:

BPD tanısı öncelikle uzun süreli oksijen tedavisi ve/veya mekanik ventilasyon gerektiren prematüre bir bebeğin klinik geçmişine dayanarak konur. Yaygın bir tanım şunları içerir:

  • Gebeliğin 32. haftasından önce doğan bir bebekte en az 28 gün** boyunca oksijen gereksinimi.
  • Menstrüel yaş sonrası 36. haftada (PMA) ihtiyaç duyulan oksijen veya ventilatör desteğine dayalı Seviye sınıflandırması:
    • Hafif BPD:** 36 haftalık PMA’da oda havası solumak.
    • Orta derecede BPD:** %30’dan daha az oksijen ihtiyacı.
    • Şiddetli BPD:** %30 veya daha fazla oksijen ve/veya pozitif basınçlı ventilasyon gerektiren.
Yönetim ve Tedavi:

BPD’nin yönetimi akciğer hasarını en aza indirmeye, solunum desteğini optimize etmeye ve komplikasyonları önlemeye odaklanır.

  1. Solunum desteği:
  • Oksijen tedavisi:** Bebekler yeterli kan oksijen seviyelerini korumak için ek oksijene ihtiyaç duyabilir.
  • İnvaziv olmayan ventilasyon:** İnvaziv mekanik ventilasyon ihtiyacını azaltmak için sürekli pozitif hava yolu basıncı (CPAP) veya nazal aralıklı pozitif basınçlı ventilasyon (NIPPV) kullanılır.
  • Mekanik ventilasyon:** Şiddetli vakalarda mekanik ventilasyon gerekli olabilir, ancak stratejiler ventilatör kaynaklı akciğer hasarını en aza indirmeyi amaçlar (örn. daha düşük tidal hacimler kullanmak ve oksijen maruziyetini sınırlamak).

2. Farmakolojik tedavi:

  • Diüretikler:** Akciğerlerdeki pulmoner ödemi ve aşırı sıvı yüklenmesini azaltmak için kullanılır.
  • Bronkodilatörler: Solunumu iyileştirerek hava yollarını gevşetmeye ve açmaya yardımcı olur.
  • Kortikosteroidler:** Akciğer iltihabını azaltır ve bazen, özellikle sistemik steroidlerde potansiyel yan etkiler nedeniyle dikkatli olmakla birlikte kullanılır. Sistemik etkileri en aza indirmek için inhale kortikosteroidler düşünülebilir.
  • Kafein tedavisi: Genellikle solunum sistemini uyarmak ve erken doğan bebeklerde apne ataklarını azaltmak için kullanılır.
  1. Beslenme desteği: Akciğer büyümesi ve onarımı için yeterli beslenme şarttır. BPD’li bebekler, artan solunum işi ve kronik durumları nedeniyle genellikle daha yüksek kalori alımına ihtiyaç duyarlar.
  2. Enfeksiyonların önlenmesi: Solunum sinsityal virüsü (RSV) için olanlar da dahil olmak üzere aşılar, BPD’yi kötüleştirebilecek solunum yolu enfeksiyonlarını önlemek için çok önemlidir. Yenidoğan bakım ortamlarında enfeksiyon kontrol uygulamaları esastır.
  3. Pulmoner hipertansiyon yönetimi: İlişkili pulmoner hipertansiyonu olan bebeklerde, yüksek pulmoner arter basınçlarını yönetmek için sildenafil gibi ilaçlar kullanılabilir.
Uzun Vadeli Sonuçlar:

BPD’li bebeklerin uzun vadeli prognozu, durumun ciddiyetine bağlı olarak değişir. Birçok bebek sonunda solunum desteğini bıraksa da, aşağıdakiler de dahil olmak üzere uzun vadeli solunum sorunları yaşayabilirler:

  • Kronik obstrüktif akciğer hastalığı
  • Astım benzeri semptomlar
  • Pulmoner hipertansiyon
  • Solunum yolu enfeksiyonu riskinde artış
  • Gecikmiş büyüme ve nörogelişimsel sonuçlar:** Bu bebekler prematürite, kronik hastalık ve uzun süreli hastane yatışlarının birleşimi nedeniyle gelişimsel gecikmelerle karşı karşıya kalabilir.

Önleme Stratejileri:
  1. Antenatal kortikosteroidler: Fetal akciğer gelişimini hızlandırmak için erken doğum riski taşıyan annelere uygulanır.
  2. Sürfaktan tedavisi: Prematüre bebeklere erken dönemde sürfaktan uygulanması, BPD’nin öncüsü olan solunum sıkıntısı sendromu insidansını azaltır.
  3. Mekanik ventilasyonun en aza indirilmesi: Daha az invaziv solunum destek yöntemlerinin kullanılması ve oksijen maruziyetinin azaltılması akciğer hasarı riskini azaltabilir.
  4. Enfeksiyon kontrolü: Enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisi, akciğer iltihabının en aza indirilmesinde çok önemli bir rol oynar.

Keşif

1967 – İlk Tanım:

    • Bronkopulmoner displazi (BPD) ilk olarak Dr. William Northway ve meslektaşları tarafından 1967 yılında New England Journal of Medicine dergisinde tanımlanmıştır. BPD’yi, hiyalin membran hastalığı (günümüzde solunum sıkıntısı sendromu, RDS olarak bilinmektedir) nedeniyle mekanik ventilasyon ve yüksek oksijen konsantrasyonları ile tedavi edilen erken doğmuş bebeklerde görülen kronik bir akciğer hastalığı olarak tanımlamışlardır. Bu ilk tanım, durumun anlaşılması ve uzun süreli ventilatör kullanımı ve oksijen tedavisi ile ilişkisinin tanınması için temel oluşturmuştur.

    1970’ler – Mekanik Ventilasyondaki Gelişmeler:

      • 1970’ler**, erken doğan bebeklerde solunum sıkıntısının daha iyi yönetilmesini sağlayan *ventilatör teknolojisinde* önemli gelişmelere sahne oldu. Bununla birlikte, uzun süreli mekanik ventilasyon ve akciğer hasarı arasındaki ilişkiyi de vurgulayarak ventilatör kaynaklı akciğer hasarını en aza indirmeye yönelik stratejilerin araştırılmasına yol açmıştır.

      1980’ler – Sürfaktan Tedavisinin Tanıtımı:

        • 1980’ler** prematüre bebeklerde RDS’yi tedavi etmek için eksojen sürfaktan tedavisinin kullanılmaya başlandığı yıllardır. Sürfaktan tedavisi, akciğer uyumunu iyileştirerek ve yüksek ventilatör ayarlarına olan ihtiyacı azaltarak akciğer hasarının şiddetini azaltmış, bu da daha sonra şiddetli BPD insidansını azaltmıştır.

        1990’lar – BPD’nin Yeniden Tanımlanması:

          • 1990’larda**, BPD tanısı için klinik kriterler, *36 haftalık postmenstrüel yaşta (PMA)* gereken solunum desteği düzeyine dayalı olarak farklı şiddetleri (hafif, orta ve şiddetli) içerecek şekilde yeniden tanımlanmıştır. Bu yeniden tanımlama, yenidoğan bakımındaki ilerlemeler nedeniyle durumun sunumundaki değişiklikleri yansıtmaktadır.

          2000’ler – “Yeni BPD” Kavramı:

            • 2000’lere** gelindiğinde, daha az fibrozis ve skarlaşma vakası ve daha fazla bozulmuş alveolarizasyon ve vasküler gelişim vakası ile karakterize edilen “yeni bir BPD” fenotipi ortaya çıkmıştır. Bu değişim büyük ölçüde giderek daha erken doğan bebeklerin hayatta kalması, yenidoğan uygulamalarındaki değişiklikler ve sürfaktan tedavisinin yaygın kullanımından kaynaklanmıştır.

            2006 – Güncellenmiş Konsensüs Tanımı:

              • BPD için güncellenmiş bir konsensüs tanımı 2006 yılında yayınlanmıştır ve bu tanım BPD’yi belirli doğum sonrası yaşlarda (ör. 28 gün ve 36 hafta PMA) ihtiyaç duyulan ek oksijen ve solunum desteği miktarına göre kategorize etmiştir. Bu sınıflandırma, klinik ortamlar ve araştırma çalışmaları arasında tanıyı standartlaştırmayı amaçlamıştır.

              2010’lar – Önleme ve Yönetim Stratejilerine Odaklanma:

                • 2010’lardaki** çabalar, daha hafif ventilasyon teknikleri, invaziv olmayan solunum desteğinin erken kullanımı ve daha iyi beslenme yönetimi gibi stratejiler yoluyla BPD’nin önlenmesine yönelmiştir. Araştırmalar ayrıca hangi bebeklerin daha yüksek risk altında olduğunu tahmin etmeye yardımcı olmak için BPD ile ilişkili biyobelirteçleri ve genetik yatkınlıkları belirlemeye odaklanmıştır.

                2020’ler – Ortaya Çıkan Tedaviler ve Devam Eden Araştırmalar:

                  • 20’li yıllarda**, devam eden araştırmalar BPD için *kök hücre tedavileri*, *anti-inflamatuar ilaçlar* ve büyüme faktörü tedavileri dahil olmak üzere yeni tedaviler bulmayı amaçlamaktadır. Amaç, uzun vadeli komplikasyonları en aza indirirken akciğer onarımını ve rejenerasyonunu teşvik etmektir. Ayrıca, tanı kriterlerinin iyileştirilmesine ve perinatal faktörlerin BPD gelişimi üzerindeki etkisinin anlaşılmasına da sürekli vurgu yapılmaktadır.
                  İleri Okuma
                  1. Jobe, A. H., & Bancalari, E. (2001). Bronchopulmonary dysplasia. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 163(7), 1723-1729.
                  2. Stoll, B. J., Hansen, N. I., Bell, E. F., et al. (2010). Neonatal outcomes of extremely preterm infants from the NICHD Neonatal Research Network. Pediatrics, 126(3), 443-456.
                  3. Davidson, L. M., & Berkelhamer, S. K. (2017). Bronchopulmonary dysplasia: Chronic lung disease of infancy and long-term pulmonary outcomes. Journal of Clinical Medicine, 6(4), 4.
                  4. Northway, W. H., Rosan, R. C., & Porter, D. Y. (1967). Pulmonary disease following respiratory therapy of hyaline-membrane disease: Bronchopulmonary dysplasia. The New England Journal of Medicine, 276(7), 357-368.
                  5. Baraldi, E., & Filippone, M. (2007). Chronic lung disease after premature birth. The New England Journal of Medicine, 357(19), 1946-1955.

                  gradi

                  Ana Hint-Avrupa dilinde gʰradʰ-, gʰredʰ ‎(“yürümek, gitmek) kelimelerinden türemiştir.

                  Latincedeki gradus ‎(“adım, merdivende bir adım, pozisyon”)  kelimesi Latincedeki gradi‘den türemiştir. Fransızcadaki  grade ‎(derece, radde) kelimesi de burdan gelmektedir.

                  Kolanjiyopankreatikografi

                  Sinonim: Kolanjiopankreatikografi, Cholangiopancreatography, Cholangiopankreatikographie

                  Safra kanallarının ve Karın tükürük bezinin kanallarının görüntülenmesi işlemidir. Bkz; Kolanji-yo-pankreatik-o-grafi

                  Endoskopik Kolanjiyopankreatikografi, Endoskop kamerası ile Safra kanallarının ve Karın tükürük bezinin kanallarının anlık görüntülenmesidir.

                  Pankreatikografi

                  Sinonim: Pancreaticography, Pankreatikographie.

                  Pankreas kanallarının ve dallarının görüntülenmesi işlemidir. Bkz; Pankreatikograf-i

                  Endokskopik Pankreatikografi, endoskop ile pankreas kanallarının ve dallarının görüntülenmesi işlemidir.

                  Endokrin

                  Sinonim: Endocrine, Endocrin, Endokrine, Endokrin, Endokrino-

                  Kaynak: http://images.flatworldknowledge.com/stangor_2_1/stangor_2_1-fig03_023.jpg

                  Endokrin salgının damarlar aracılığıyla vücut içine salgılanmasıdır. Bkz; (Endokrin)

                  Duktus pankreatikus aksessoryus

                  Tanım ve terminoloji

                  Duktus pancreaticus accessorius (Lat. ductus pancreaticus accessorius), yaygın kullanımla Santorini kanalı, pankreasın dorsal kökenli bölümünden başlayıp papilla duodeni minor üzerinden duodenuma açılan yardımcı (aksesuar) ekzokrin boşaltım kanalını ifade eder. “Aksesuar” nitelemesi, asıl ana boşaltım yolunun ventral kökenli duktus pancreaticus (Wirsung kanalı) olması varsayımına dayanır; ancak bazı gelişimsel varyantlarda (ör. pancreas divisum) dorsal sistem fonksiyonel olarak baskın drenaj yolu hâline gelir.
                  Bkz: Duktus (kanal), pankreat-ikus (pankreasa ait), aksessoryus (yardımcı).

                  Aksesuar kanal, klasik anatomi literatüründe Giovanni Domenico Santorini’nin (1681–1737) çalışmalarıyla ilişkilendirilmiştir; bu nedenle “Santorini kanalı” eponimi yerleşmiştir. Terminolojide “duktus pancreaticus accessorius” anatomik olarak en nötr ve açıklayıcı ifadedir; papilla duodeni minor ise drenaj orifisinin mukozal kabartısını tanımlar.

                  • Minör papilla çoğu kişide küçük ve yüksek açılı bir orifis olduğundan, endoskopik kanülasyon için nazik yönlendirme ve uygun aksesuarlar (kılavuz tel, sfinkterotom) gerektirir.
                  • MRCP-sekretin, akım fiziolojisini noninvaziv olarak gösterebildiği için, divisum ve minör çıkış sorunlarının ilk basamak doğrulamasında yüksek değer taşır.
                  • Tedavi endikasyonu, semptom + objektif obstrüksiyon kanıtı birlikteliğine dayanmalıdır; anatomik varyant tek başına tedavi nedeni değildir.

                  Embriyogenez ve gelişimsel temel

                  Pankreas, embriyonik dönemde dorsal ve ventral iki ayrı pankreatik tomurcuktan gelişir. Yaklaşık 5.–7. haftalarda duodenal dönüş ve rotasyonla ventral tomurcuk dorsalin arkasına göç eder; parankimal füzyon kadar kanal sistemlerinin anastomozu da bu süreçte şekillenir.

                  • Normal füzyonda dorsal kanal sistemi (gelecekteki Santorini kanalı) genellikle Wirsung kanalına bağlanır ve başın bir bölümü ile korpus/kuyruk sekresyonları majör papilla üzerinden drene olur; aksesuar kanal distale doğru hipoplastik veya obliteratif kalabilir.
                  • Füzyon kusurunda (pancreas divisum), dorsal ve ventral kanallar birleşmez; dorsal kanal (Santorini) minör papilla üzerinden pankreasın büyük bölümünün (korpus–kuyruk ve başın önemli kısmı) ana drenaj yolu hâline gelir.

                  Bu embriyolojik çerçeve, erişkinde gözlenen kanal mimarisinin ve klinik sendromların (örn. minör papillada çıkış darlığı, rekürren pankreatit) temel açıklamasıdır.


                  Makro-anatomi: seyir, komşuluklar ve papilla duodeni minor

                  Santorini kanalı, dorsal kökenli pankreatik segmentlerden (özellikle korpus–kuyruk eksokrin asinusları ve interkalar/interlobüler kanallar) kondense olarak pankreas başının üst/antero-superior kısmına yönelir. Terminal segmenti, duodenumun inen parçasının iç yüzündeki plica longitudinalis boyunca, majör papillanın yaklaşık 1–2 cm proksimalinde ve hafif anterosuperiorunda yer alan minör papillaya açılır.

                  • Çap ve uzunluk: Erişkinlerde aksesuar kanal proksimalde 2–3 mm’ye ulaşabilir; distal (papillaya yakın) segmentte ≤1–2 mm tipiktir. Pancreas divisumda dorsal kanal dominant olduğundan baş–boyun seviyesinde 3–5 mm’yi bulabilen segmental genişlemeler görülebilir.
                  • Damar–sinir ilişkileri: Kanlanma, superior ve inferior pankreatikoduodenal arter arklarından; venöz dönüş portal sisteme; otonom innervasyon çölyak ve üst mezenterik pleksuslardan sağlanır. Papilla çevresinde submukozal düz kas lifleri sfinkterik bir halka oluşturur ve erişkinde akışın basınç-odaklı düzenlenmesine katkı verir.

                  Histoloji ve mikroyapı

                  Santorini kanalının duodenuma yakın terminal segmenti tek katlı küboidal–kolumnar duktal epitel ile döşelidir; goblet hücreleri sınırlıdır, HCO₃⁻ zengin sıvının sekresyon ve taşınmasında CFTR ve diğer kanallar rol alır. Submukozada elastik lifler ve sirküler düz kas demetleri (minör papilla sfinkter kompleksi) lümen açıklığını ve akış direncini modüle eder. Kistik terminal genişleme (santorinicele) varlığında mukozal hiperplazi ve fibromüsküler yeniden şekillenme görülebilir.


                  Drenaj fizyolojisi ve akış dinamiği

                  Ekzokrin pankreas sekresyonunun akışı intraduktal basınç, papiller sfinkter tonusu, duodenal basınç ve sekretin/CCK gibi hormonlara bağlıdır.

                  • Fizyolojik durumda (füzyon normal), Santorini kanalından minör papillaya akış sınırlı ve çoğu kişide minimaldir.
                  • Pancreas divisumda, dorsal kanal dominant olup minör papilladaki relatif darlık veya sfinkterik hipertoni artmış intraduktal basınca ve dorsal kanal dilatasyonuna yol açabilir; bu durum rekürren akut pankreatit için biyomekanik zemin sağlayabilir.

                  Anatomik varyantlar ve sınıflandırmalar

                  1. Normal füzyon + belirgin aksesuar kanal: Santorini kanalı ince ama izlenebilir; minör papilla açık.
                  2. Aksesuar kanal hipoplazisi/obliterasyonu: Papilla minör kör sonlanabilir; klinik anlamı çoğu kez yoktur.
                  3. Pancreas divisum (tipik/komplet): Dorsal ve ventral sistemler birleşmez; dorsal (Santorini) kanal minör papilladan tüm dorsal sekresyonu boşaltır.
                  4. İnkomplet divisum: İnce fibröz/kanaliküler bir bağlantı mevcut; hemodinamik olarak minör papilla hâlâ baskın çıkıştır.
                  5. Ansa pancreatica: Dorsal–ventral kanallar arasında kavisli bir köprü oluşturan nadir varyant; akış desenlerini karmaşıklaştırabilir.
                  6. Santorinicele: Minör papilla distalinde kistik terminal genişleme; obstrüktif fizyoloji ve pankreatit ile ilişkilendirilebilir.
                  7. Eşlik eden anomaliler: Anüler pankreas, koledok anomalileri veya duodenal duplike lezyonlarla nadiren birliktelik gösterir.

                  Görüntüleme: ölçütler ve yöntemlerin karşılaştırılması

                  Transabdominal US: Kanalın doğrudan görülmesi zordur; komplikasyon (ödem, koleksiyon) bulguları saptanabilir.
                  BT (çok kesitli): Duktal dilatasyon, parankimal değişiklikler ve eşlik eden anomaliler değerlendirilebilir; ancak kanal morfolojisi sınırlı seçilir.
                  MRCP (sekretinle artırılmış): Santorini kanalın aksı, papilla minöre drenaj kesinleştirilebilir; sekretin sonrası dorsal kanal kalibrasyon artışı ve akım izlenimi tanısal duyarlılığı yükseltir.
                  EUS (Endoskopik US): Baş–boyun düzeyinde dorsal kanal çapı, papillaya komşu segment, santorinicele ve eşlik eden mikrolitiazis açısından üstündür.
                  ERCP: Altın standart kanülasyon ve terapotik girişime imkân verir; minör papilla kanülasyonu deneyim gerektirir ve post-ERCP pankreatit riski taşır. Pancreas divisumda dorsal kanal opasifikasyonu minör papilla üzerinden yapılır.

                  Tanısal ipuçları:

                  • Minör papilla ile ilişkili “yalnız dorsal drenaj” paterni (MRCP/ERCP).
                  • Dorsal kanal >3 mm (baş düzeyi) + klinik pankreatit öyküsü, minör çıkış obstrüksiyonu lehine.
                  • Sekretin sonrası dorsal kanal dolumu ve uzamış boşalma gecikmesi, fonksiyonel çıkış kısıtlılığını düşündürür.

                  Klinik önem ve sendromlar

                  • Rekürren akut pankreatit (RAP): Pancreas divisumda minör papilla çıkış direnci (doğumsal darlık, santorinicele, sfinkterik hipertoni) RAP için en çok tartışılan mekanizmadır. Tüm divisum bireylerinin çoğu asemptomatik olmakla birlikte, seçilmiş alt gruplarda (belgelenmiş dorsal kanal dilatasyonu, objektif akım engeli göstergeleri) risk artar.
                  • Kronik pankreatit: Uzun dönem tekrarlayan ataklar fibrozis ve duktal yeniden yapılanmaya yol açabilir; dorsal dominanslı segmentlerde belirgindir.
                  • Taş/tıkaç ve protein koagulumları: Dorsal kanalda akım stazı mikrolitiazis veya proteinöz tıkaç eğilimini artırabilir.
                  • Neoplaziler: İntraduktal papiller müsinöz neoplazi (IPMN) dorsal sistemde yerleşebilir; kanal mimarisini bozarak minör papilla segmentinde tıkanma dinamiklerini taklit edebilir.
                  • İyatrojenik/cerrahi durumlar: Pankreatikoduodenektomi ve lokal rezeksiyonlarda minör papilla–aksesuar kanalın tanınması ve korunması, postoperatif fistül/akım bozukluklarını azaltır.

                  Tedavi yaklaşımları (seçilmiş olgular)

                  Endoskopik:

                  • Minör papilla sfinkterotomisi ± dorsal kanal stenti, RAP veya kanıta dayalı obstrüksiyon bulguları olan seçilmiş divisum olgularında atak sıklığını azaltabilir. İşlem, post-ERCP pankreatit başta olmak üzere komplikasyon riski taşır; rektal NSAİİ profilaksisi, nazik kanülasyon ve kısa süreli proflaktik pankreatik stent komplikasyonları azaltmada yaygındır.
                  • Santorinicele drenajı veya balon dilatasyonu, anatomik çıkış darlıklarını hedefler.

                  Cerrahi:

                  • Endoskopik girişimin başarısız veya kontrendike olduğu, belirgin dorsal duktal dilatasyon ve semptom sürekliliği olan sınırlı olgularda minör papilla sfinkteroplasti veya seçilmiş drenaj prosedürleri (örn. lateral pankreatikojejunostomi) düşünülebilir.
                  • Neoplazi eşlik ediyorsa rezeksiyon ilkesi onkolojik kurallara göre belirlenir.

                  Kanıt çerçevesi: Tedavinin hasta seçimine son derece duyarlı olduğu, “tüm divisumlar tedavi edilmelidir” yaklaşımının geçersiz olduğu kabul görür. Klinik karar, belgelenmiş kanal fizyolojisi (MRCP-sekretin/EUS), atak öyküsü ve risk-yarar dengesiyle birlikte multidisipliner verilmelidir.


                  Pediatrik boyut

                  Çocuklukta belirgin bir kısmı tesadüfi bulunur. Rekürren pankreatitli çocukta minör papilla darlığı/santorinicele daha ön plandadır; MRCP-sekretin ve mümkünse noninvaziv testler önce tercih edilir. Endoskopik tedaviler, deneyimli merkezlerde, yaş ve kanal kalibrasyonlarına göre özenli seçilmelidir.




                  Keşif

                  İnsanın pankreas kanalları tarih boyunca bir anatomi ayrıntısı olmaktan çok daha fazlası oldu: rekabetin, eponimlerin, teknik devrimlerin ve nihayetinde kanıtla sınanan klinik iddiaların sahnesi. Bu hikâyenin ana karakterlerinden biri, pankreasın dorsal kökenli boşaltım yolu olan duktus pancreaticus accessorius—nam-ı diğer Santorini kanalı. Onun başlangıç noktası, modern anatominin beşiği kabul edilen Padua’da, 17. yüzyılın ortasında atıldı. 1642’de Padua Üniversitesi’nin prosektörü Johann Georg Wirsung, bugün kendi adıyla anılan ana pankreas kanalını keşfetti; bulgusunu yayınlamak yerine bir bakır levhaya oydu, kopyalarını Avrupa’daki anatomi otoritelerine gönderdi—ve bir yıl sonra gizemli bir suikasta kurban gitti. Bu dramatik sahne, yalnızca ana kanalın değil, pankreatik kanal mimarisinin “iki kökenli” düşüncesinin de akademik dolaşıma girmesini sağladı.

                  Santorini kanalının “keşfi” genellikle 18. yüzyıl Venedik’ine, Giovanni Domenico Santorini’nin olağanüstü detay hassasiyetiyle yaptığı disseksiyonlara bağlanır. Santorini 1724 tarihli Observationes anatomicae adlı eserinde, yalnızca aksesuar kanalı değil, minör papilla dâhil, duodenum ve pankreasın incelikli topografyasını da betimledi; bu, aksesuar kanalın ayrı bir boşaltım kapısı olarak kavramsallaştırılmasına kalıcı bir zemin hazırladı. Aynı yüzyılda Abraham Vater, majör papilla/ampulla anlatısını literatüre yerleştirirken, minör papillanın adlandırılması Santorini ile özdeşleşti; böylece terminoloji, anatominin yanı sıra bir eponimler ağı hâline geldi. Nitekim 1986’da yayımlanan kapsamlı bir tarihsel inceleme, aksesuar kanal, papilla ve hatta pancreas divisum’un 17. yüzyılda Santorini ve Vater’den önce en az yedi anatomist tarafından gözlenip yayımlandığını; yaygın atıf alışkanlıklarımızın birçok ayrıntıyı yanlış isimlere bağladığını ikna edici biçimde gösterdi.

                  19. yüzyılda Viyana-Prag hattında çalışan Josef Hyrtl, 1865’te “Ein Pancreas accessorium und Pancreas divisum” başlıklı notuyla, iki ayrı pankreatik kanal sisteminin füzyon kusurunu anatomi literatüründe belirgin bir yere yerleştirdi. Böylece aksesuar kanal ilk kez yalnızca “yardımcı bir tüp” değil, dorsal sistemin ana çıkışı olabildiği bir varyantın—pancreas divisum—epigrafına dönüştü. 20. yüzyıl başında Eugene Opie, pankreatitin patogenezi ve kanal tıkanması ilişkisini patoloji zeminiyle keskinleştirerek kanal anatomisinin klinik sonuçlarını tartışmaya açtı; divisum kavrayışı anatomiden klinik hipoteze evrildi.

                    Gerçek sıçrama, görüntülemenin ve endoskopinin doğuşuyla geldi. 1968’de Washington’da William S. McCune ve ekibi, duodenoskoptan majör papillanın endoskopik kanülasyonu ve pankreatografinin mümkün olduğunu gösterdi; birkaç yıl içinde ERCP, pankreatik kanalların canlı ve retrograd haritalamasını sağlayan bir rutine dönüştü. Minör papilla kanülasyonu tekniği olgunlaştıkça, Santorini kanalının fonksiyonel yükü olan olgularda (özellikle divisum) darlık, çıkış direnci ve intraduktal basınç tartışmaları klinik gündemi belirledi.

                    1990’larda ikinci bir devrim yaşandı: MRCP ve onun sekretinle güçlendirilmiş versiyonu (S-MRCP). Sekretin uygulamasıyla pankreatik sıvı akışı artırılıp T2-ağırlıklı sekanslarda kanal ışınımı belirginleşince, dorsal–ventral sistemin füzyon derecesi ve drenaj fizyolojisi noninvaziv olarak okunabilir hâle geldi. Böylece Santorini kanalının ince kalibrasyonunu, minör papilla çıkışını, sekretin sonrası genişleme ve boşalma dinamiklerini MR üzerinde izlemek, endoskopiye gitmeden tanısal güven sağladı.

                    Aynı dönemde literatüre özgün bir terim daha girdi: santorinicele. 1994’te Eisen ve arkadaşları, minör papilladaki terminal dorsal kanal segmentinin kistik dilatasyonunu tanımladılar; bu bulgu, divisum zemininde göreli çıkış darlığı ve rekürren pankreatit mekanizması tartışmalarını güçlendirdi. İzleyen yıllarda hem MRCP hem EUS ile santorinicele’nin varlığı ve hemodinamik anlamı daha net çizildi; bugün bunun, seçilmiş olgularda minör papilla endoterapisini gerekçelendiren objektif işaretlerden biri olduğu kabul görüyor.

                    Yüzyılın dönümünde klinik tartışma bir düğümde asılı kaldı: “Pancreas divisum kendi başına hastalık yapar mı, yoksa yalnızca zemini mi hazırlar?” Giderek artan veriler, divisumun tek başına değil, belirli biyolojik bağlamlarda—örneğin CFTR ve SPINK1 varyantları gibi genetik yatkınlıklarla—pankreatite giden yolu kolaylaştırabileceğini düşündürdü. Bu, Santorini kanalının embriyolojik kaderinin klinik fenotipi belirlediği eski tezin, moleküler biyoloji ile koşullu hâle gelmesi demekti: anatomi zemin, genetik ve fizyoloji tetikleyici.

                    Endoterapi cephesinde ise hikâye, görece iyimser 1990’lar–2000’lerden, eleştirel 2020’lere doğru salındı. Klasik seriler, minör papilla sfinkterotomisi ve/veya dorsal duktal stent uygulamasının rekürrensleri azalttığını öne sürerken, kanıt kalitesi heterojendi. 2022 tarihli bir AGA Klinik Uygulama Güncellemesi, divisumda ERCP’yi tartışmalı bulup, ancak dorsal kanal dilatasyonu veya santorinicele gibi nesnel çıkış engeli bulguları varsa endoterapinin düşünülebileceğini vurguladı. Ardından tasarımı 2019’da yayımlanan, çok merkezli, sham-kontrollü SHARP denemesi 2025’te bildirilen sonuçlarında, seçilmiş hasta grubunda minör papilla sfinkterotomisinin akut pankreatit rekürrensini azaltmadığını gösterdi; böylece “her divisum tedavi edilmelidir” yaklaşımı, güncel kanıt karşısında yerini daha dar endikasyonlara bıraktı.

                    Bugün Santorini kanalına dair araştırma iki yönde derinleşiyor. Birincisi, görüntüleme-fizyoloji ekseni: S-MRCP’nin fonksiyonel ölçütleri (sekretin sonrası kalibrasyon artışı ve boşalma gecikmesi), EUS’nin papilladaki mikro-anatomiye yakın çözünürlüğü ve MR temelli popülasyon çalışmaları, dorsal çıkış direncini nicelleştirmeye yaklaşıyor. İkincisi, biyoloji-genetik ekseni: CFTR fonksiyon bozukluğu spektrumu, SPINK1 ve PRSS1 ile etkileşimler ve çocukluk çağında rekürren pankreatit fenotipleri, Santorini kanalının hangi bağlamlarda “kritik şişe ağzı”na dönüştüğünü aydınlatıyor. Bu iki eksenin kesişiminde, klinik endikasyonların giderek biyobelirteç destekli ve fenotip odaklı tanımlandığı bir çağ beliriyor: artık tek bir anatomi varyantı değil, anatomi + akım fiziği + genetik üçlemesi karar verdiriyor.

                    Ve dönüp tarihe baktığımızda, Padua’daki bakır levhanın üzerine kazınmış bir çizgiden, Venedik’te bir anatomi odasında çevrilen sayfalara; Viyana’daki bir akademi oturum notundan, 1968’in siyah-beyaz endoskopi ekranlarına; 1990’ların MR sekanslarından, 2020’lerin sham-kontrollü denemelerine uzanan bu kesintisiz hat, Santorini kanalını bir tanımdan öte, tıp düşüncesinin evrimini izleyebildiğimiz bir işaret çizgisine dönüştürdü.



                    İleri Okuma
                    1. Santorini, G.D. (1724). Observationes anatomicae. Venetiis: Apud Jo. Baptistam Recurti. (Internet Archive)
                    2. Hyrtl, J. (1865). Ein Pancreas accessorium und Pancreas divisum. Sitzungsberichte der Kaiserlichen Akademie der Wissenschaften, Mathematisch-Naturwissenschaftliche Classe, 52: 275. (Wiley Online Library)
                    3. Opie, E.L. (1903). (Erken 20. yy patoloji çalışmaları içinde kanal tıkanması–pankreatit ilişkisini tanımlayan klasik katkılar). Özet için bkz. Covantev S. 2018 derlemesi. (Paradigm)
                    4. McCune, W.S.; Shorb, P.E.; Moscovitz, H. (1968). Endoscopic cannulation of the ampulla of Vater: A preliminary report. Annals of Surgery, 167(5): 752–756. (PubMed)
                    5. Stern, C.D. (1986). A historical perspective on the discovery of the accessory duct of the pancreas, the ampulla ‘of Vater’ and pancreas divisum. Gut, 27(2): 203–212. (PubMed)
                    6. Lehman, G.A. (1993). Pancreas divisum: results of minor papilla sphincterotomy. Gastroenterology, 105(2): 546–551. (ScienceDirect)
                    7. Eisen, G.M. ve ark. (1994). Santorinicele’in ilk tanımı (minör papillada dorsal kanal terminal dilatasyonu). Vaka dizileri ve tanım için özetler. (PMC)
                    8. Howard, J.M.; Hess, W.; Traverso, W. (1998). Johann Georg Wirsüng (1589–1643) and the pancreatic duct: the prosector of Padua, Italy. Journal of the American College of Surgeons, 187(2): 201–211. (PubMed)
                    9. Matos, C. ve ark. (2001). Evaluation of pancreas divisum with secretin-enhanced MRCP. Gastroenterology, 120: 1582–1589. (ScienceDirect)
                    10. Sahni, V.A.; Mortele, K.J. (2008). Magnetic Resonance Cholangiopancreatography: Current Use and Future Trends. Clinical Gastroenterology and Hepatology, 6: 332–344. (cghjournal.org)
                    11. Garg, P.K. ve ark. (2009). Association of SPINK1 mutation and CFTR polymorphisms in pancreas divisum with idiopathic pancreatitis. Journal of Clinical Gastroenterology, 43(9): 848–852. (PubMed)
                    12. Griffin, N.; Charles-Edwards, G.; Grant, L.A. (2011). Magnetic resonance cholangiopancreatography: the ABC of MRCP. Insights into Imaging, 2(4): 309–320. (PMC)
                    13. DiMagno, M.J.; DiMagno, E.P. (2012). Pancreas divisum does not cause pancreatitis, but associates with CFTR mutations. Pancreas, 41(8): 1095–1098. (PMC)
                    14. Sandrasegaran, K. ve ark. (2017). The Value of Secretin-Enhanced MRCP… AJR American Journal of Roentgenology, 209(3): 1–8. (AJR Online)
                    15. Swensson, J.; Zaheer, A.; Conwell, D. (2021). Secretin-Enhanced MRCP: How and Why—AJR Expert Panel Narrative Review. AJR, 216: 1139–1149. (chirhoclin.com)
                    16. Strand, D.S. ve ark. (2022). AGA Clinical Practice Update on the Endoscopic Approach to Recurrent Acute and Chronic Pancreatitis. Gastroenterology, 163(3): 835–849. (giboardreview.com)
                    17. Asghar, A. ve ark. (2024). Exploring the variations of the pancreatic ductal system. Cureus, 16(…): e… (Semantic Scholar)
                    18. Coté, G.A. ve SHARP Araştırma Ağı. (2025). SpHincterotomy for Acute Recurrent Pancreatitis (SHARP): çok merkezli, sham-kontrollü deneme—tasarım (2019) ve 2025 sonuç bildirimi. ClinicalTrials.gov NCT03609944; özet raporlar. (PubMed)
                    19. Vadgaonkar, A. ve ark. (2025). Prospective study on outcomes of endotherapy for pancreas divisum in RAP. [PMC Open Access]. (PMC)
                    20. Skandalakis, J.E.; Skandalakis, P.N.; Skandalakis, L.J. (2004). Surgical Anatomy of the Pancreas. In: Skandalakis’ Surgical Anatomy. Paschalidis Medical Publications, Athens.
                    21. Gore, R.M.; Levine, M.S. (eds.) (2015). Textbook of Gastrointestinal Radiology (4th ed.). Elsevier, Philadelphia.
                    22. Beger, H.G.; Büchler, M.W.; Warshaw, A.L.; Shiratori, K.; Lerch, M.M. (eds.) (2018). The Pancreas: An Integrated Textbook of Basic Science, Medicine, and Surgery (3rd ed.). Wiley-Blackwell, Hoboken.
                    23. Baron, T.H.; Kozarek, R.A.; Carr-Locke, D.L. (eds.) (2019). ERCP (2nd ed.). Elsevier, Philadelphia.
                    24. Standring, S. (ed.) (2020). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (42nd ed.). Elsevier, London.
                    25. Feldman, M.; Friedman, L.S.; Brandt, L.J. (eds.) (2020). Sleisenger and Fordtran’s Gastrointestinal and Liver Disease (11th ed.). Elsevier, Philadelphia.

                    Tıbbi Operasyonlar İçin Yeni Uzaktan Kumanda Edilebilen Mikrorobotlar Geliştirildi

                    Credit : Selman Sakar

                    Son yıllarda bilim insanları insan vücudunda ilerleyen mikro robotlar yaparak çeşitli hastalıkları tedavi etmeyi amaçlıyor. İstenilen bölgelere ilaç taşıyarak , özel operasyonlar yapabilecek bu robotlar sayesinde damar tıkanıklığı gibi operasyonlar için tasarlanıyor. Böylece kompleks ve invazif cerrahi operasyonlar yerlerini ilaç tedavisi gibi tedavilere bırakabilir. École polytechnique fédérale de Lausanne’ndan (Lozan Ekol Politeknik Federal Üniversitesi) Dr. Selman Sakar , Hen-Wei Huang ve Bradley Nelson’ndan oluşan ekip , gelişmiş özelliklerle donatılmış doğadan ilham alan robotlar yapmak için basit ve çok yönlü bir metot geliştirdi.

                    Ayrıca birkaç robot tasarımı ve farklı lokomosyon modları üzerinde çalışmak için bir platform yarattılar. Kompleks yeniden konfigüre edilebilen mikrorobotlar üreterek yüksek iş hacmi sağladılar. Entegre bir manipülasyon platformu inşa ederek, robotlara elektromanyetik alan uygulayarak, ısı yoluyla onların şeklini değiştirerek hareket etmesini sağlıyor.

                    Click here to display content from YouTube.
                    Learn more in YouTube’s privacy policy.

                    Bakteri Gibi Görünen ve Hareket Eden Robotlar

                    Diğer robotların aksine bu robotlar yumuşak,esnek ve motorsuzlar. Biyouyumlu hidrojel ve manyetik nanoparçacıklardan yapılıyorlar. Bu nanoparçacıkların iki fonksiyonu  var. Bu parçacıklar üretim esnasında mikrorobotlara şekil verirken, ikinci olarak elektromanyetik alan uygulandığında hareket etmelerini ve yüzmelerini sağlıyor.

                    Bu mikrorobotların üretimi birkaç basamakta gerçekleşiyor. Birinci olarak nanoparçacıklar biyouyumlu hidrojelin tabakalarının içine yerleştiriliyor. Sonrasında ise elektromanyetik alan uygulanarak robotun farklı parçacıklarındaki nanoparçacıklar organize oluyor. Sonrasında polimerizasyon aşamasında hidrojel olarak katılaşıyor. Bundan sonra ise robot suya konarak nanoparçacıkların oryantasyonuna bağlı olarak spesifik şekillerde katlanıyor ve son olarak bu mikrorobotun 3D formu oluşuyor.

                    Bir kez son şekle geldiğinde, elektromanyetik alan uygulanan robot yüzüyor. Isındığında robot geri katlanarak şeklini değiştiriyor. Bu robot uyku hastalığına(African trypanosomiasis) neden olan bakterinin hareketlerini taklit ediyor.

                    Bu bakteriler itiş için flagellum (kamçı) kullanıyor, fakat kan akışına karıştığında hayatta kalmak için kamçısını gizler. Araştırmacılar farklı mikrorobot tasarımlarını test ederek bu davranışı taklit etmeye çalıştı. Bu çalışmada sunulan prototip aynı bakteri gibi kamçıya sahip ve bu sayede yüzebiliyor. Lazerle ısıtıldığında ise kamçı robotun etrafına katlanarak saklanıyor.

                    Bakterilerin nasıl hareket ettiğini daha iyi anlamak

                    “Bakterinin hem vücudunun, hem de kamçısının hareket için önemli bir rol oynadığını gösterdik. Yeni üretim metodumuz bize bir dizi şekilleri ve kombinasyonları test etme imkanı verdi.Böylece verilen görev için en iyi hareket kabiliyetini elde edebildik. Araştırmamız bakterinin insan vücudunda nasıl hareket ettiğini ve mikroçevreye nasıl adapte olduğunu anlamada değerli bir kavrayış sağlıyor, “diyor Dr. Sakar.

                    Bugün mikrorobotlar halen geliştiriliyor. Dr. Selman Sakar , halen hesaba katılması gereken bir çok faktör olduğunu belirtiyor. Özellikle mikrorobotların hastalar için yan etkiler oluşturmaması gerekiyor.

                    Dipnot: Dr. Selman Sakar 2005’de Boğaziçi Üniversitesiselman sakar epfl Elektrik ve Elektronik Mühendisliği’nden mezun olmuş, yurtdışında prestijli üniversitelerde çalışmalarını yürütmüş bir bilim insanıdır. Kendisi ve çalışma arkadaşlarını bu başarılı çalışmasından dolayı tebrik ederiz.

                    Kaynak:

                    • GerçekBilim
                    • http://actu.epfl.ch/news/new-remote-controlled-microrobots-for-medical-oper/

                    Referans :

                    1.      Hen-Wei Huang, Mahmut Selman Sakar, Andrew J. Petruska, Salvador Pané, Bradley J. Nelson. Soft micromachines with programmable motility and morphology. Nature Communications, 2016; 7: 12263 DOI:10.1038/ncomms12263