Sinonim: -tripsie, -tripsy, -tripsi
Yunancada; parçalamak, ufak parçalara ayırmak.
Tıp terimleri sözlüğü
Sinonim: -tripsie, -tripsy, -tripsi
Yunancada; parçalamak, ufak parçalara ayırmak.
Yaygın olarak safra taşı hastalığı olarak bilinen kolelitiazis, safra kesesinde kristal birikintilerin veya safra taşlarının oluştuğu bir durumdur. Bu taşların boyutları değişebilir ve esas olarak sertleşmiş kolesterol veya bilirubinden oluşur.
Safra taşları, safra bileşenleri, genellikle kolesterol veya bilirubin safra kesesinde kristalleştiğinde oluşur. Bu kristalleşme, safranın bileşimindeki dengesizlik nedeniyle oluşur; burada ya çok fazla kolesterol ya da bilirubin bulunur ya da yeterli miktarda safra tuzu yoktur.
Kolesterol Taşları: Bunlar, esas olarak sertleşmiş kolesterolden oluşan en yaygın safra taşı türüdür. Karaciğer safraya çözebileceğinden daha fazla kolesterol salgıladığında ortaya çıkarlar.
Pigment Taşları: Bunlar esas olarak kırmızı kan hücrelerinin parçalanmasıyla oluşan bir madde olan bilirubinden oluşan daha küçük, koyu renkli taşlardır. Siroz veya kan hastalıkları gibi belirli tıbbi durumları olan hastalarda daha sık görülürler.
Safra taşı olan birçok kişide semptom görülmese de safra kesesinden çıkan kanalları tıkadıklarında ciddi rahatsızlıklara neden olabilirler. Belirtiler şunları içerir:
Safra taşları safra kanallarını bloke ederse kolesistit (safra kesesi iltihabı), pankreatit (pankreas iltihabı) veya kolanjit (safra kanallarının iltihabı) gibi durumlara yol açarsa komplikasyonlar ortaya çıkabilir.
Kolelitiazis genellikle ultrason görüntüleme kullanılarak teşhis edilir. Tedavi semptomların ciddiyetine bağlıdır ve diyet değişiklikleri ve taşları eritmeye yönelik ilaçlardan, ciddi vakalarda safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasına kadar değişebilir.
Kolelitiazis veya safra taşı hastalığının tanısı klinik tablo, görüntüleme çalışmaları ve bazen laboratuvar testlerinin birleşimine dayanır. Evrensel olarak standartlaştırılmış tanı kriterleri olmasa da, aşağıdakiler küresel olarak yaygın olarak kullanılan yaklaşımlardır:
Semptomlar: Klasik semptomlar arasında özellikle yağlı bir yemeğin ardından sağ üst kadranda karın ağrısı, bulantı, kusma ve bazen sırt ağrısı yer alır. Ancak safra taşı olan birçok hasta asemptomatiktir.
Risk Faktörleri: Obezite, hızlı kilo kaybı, yaş, kadın cinsiyet, bazı etnik kökenler ve ailede safra taşı öyküsü gibi faktörler dikkate alınır.
Ultrasonografi: Safra taşlarını tespit etmek için birincil ve en hassas görüntüleme yöntemidir. Taşları ve iltihap veya komplikasyon belirtilerini görselleştirebilir.
BT Taraması: Safra taşları için ultrasona göre daha az duyarlı olsa da BT taramaları kolesistit veya pankreatit gibi komplikasyonların teşhisinde faydalıdır.
MR ve MRCP (Manyetik Rezonans Kolanjiyopankreatografi): Özellikle safra yollarının görüntülenmesi ve koledokolitiazisin (ana safra kanalındaki taşlar) tespitinde kullanılır.
Endoskopik Ultrason (EUS): Küçük taşları tespit etmek ve safra ağacını değerlendirmek için kullanılır.
Hepatobilier İminodiasetik Asit (HIDA) Taraması: Bu nükleer görüntüleme testi safra kesesi fonksiyonunu değerlendirir ve akut kolesistit tanısında faydalıdır.
Laboratuvar testleri:
Bunlar, özellikle komplikasyonlardan şüphelenildiğinde, karaciğer fonksiyon testleri, tam kan sayımı ve C-reaktif protein gibi inflamatuar belirteçleri içerebilir.
Akut Kolesistit Tanı Kriterleri:
Safra taşı hastalığının bir komplikasyonu olan akut kolesistitin teşhisi için sıklıkla Tokyo Kılavuzlarına başvurulur. Bu kılavuzlar klinik, laboratuvar ve görüntüleme bulgularına dayalı bir derecelendirme sistemi sağlar.
Ayırıcı tanı:
Safra taşı hastalığını peptik ülser hastalığı, pankreatit, hepatobiliyer maligniteler ve biliyer diskinezi gibi diğer durumlardan ayırmak önemlidir.
Gözlem: Safra taşı olan ancak semptom göstermeyen hastalar genellikle acil tedavi gerektirmez. Bu vakalar genellikle “izle ve bekle” yaklaşımıyla yönetilir.
Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Sağlıklı bir kiloyu korumak ve semptomları tetikleyen gıdalardan kaçınmak için diyet değişiklikleri önerilir.
Ağrı Yönetimi: Ağrının giderilmesi genellikle semptomatik safra taşı tedavisinde genellikle steroidal olmayan antiinflamatuar ilaçlar (NSAID’ler) ile ilk tedavi yöntemidir.
Elektif Kolesistektomi: Tekrarlayan veya şiddetli semptomlar için genellikle safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılması (kolesistektomi) önerilir. Çoğu durumda bu laparoskopik olarak yapılabilir.
Antibiyotikler: Kolanjit veya akut kolesistit gibi enfeksiyonlar için.
Acil Kolesistektomi: Genellikle akut kolesistit veya safra taşı pankreatitinde endikedir.
Endoskopik Retrograd Kolanjiyopankreatografi (ERCP): Ana safra kanalındaki taşların teşhis ve tedavisinde kullanılır.
Safra Asidi Tedavisi: Ursodeoksikolik asit gibi ilaçlar kolesterol safra taşlarını çözebilir, ancak bu, daha düşük etkinlik ve uzun tedavi süresi nedeniyle daha az yaygındır.
Ekstrakorporeal Şok Dalgası Litotripsi (ESWL): Seçilmiş vakalarda şok dalgaları kullanılarak safra taşlarının parçalanması için kullanılır.
Cerrahi, özellikle laparoskopik kolesistektomi (safra kesesinin çıkarılması), çeşitli nedenlerden dolayı semptomatik kolelitiazisin (safra taşı) tedavisinde genellikle ilk tercihtir:
Etkinlik: Safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılması, safra taşlarıyla ilişkili semptomların hafifletilmesinde oldukça etkilidir. Safra kesesi alındıktan sonra yeni safra taşı oluşumu etkili bir şekilde önlenir.
Nüksetmeyi Önleme: Oral safra asidi tedavisi veya ekstrakorporeal şok dalgası litotripsi (ESWL) gibi cerrahi olmayan tedaviler safra taşlarının tekrarını engellemez. Cerrahi olmayan tedavi sonrasında nüks oranları yüksek olabilir. Çalışmalar, safra taşlarının cerrahi olmayan tedaviden sonraki beş yıl içinde hastaların %50’sine kadar tekrarladığını göstermektedir.
Güvenlik ve Minimal İnvaziv Teknikler: Laparoskopik kolesistektomi, geleneksel açık cerrahiye kıyasla düşük komplikasyon riski, daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı iyileşme ile minimal invaziv bir işlemdir.
Safra Taşı Komplikasyonları: Safra taşları tedavi edilmezse akut kolesistit, kolanjit ve pankreatit gibi komplikasyonlara yol açabilir. Cerrahi, bu potansiyel olarak ciddi komplikasyon riskini ortadan kaldırır.
Maliyet Etkinliği: Cerrahi olmayan tedavilerde yüksek nüks oranı ve tekrarlanan tıbbi müdahale potansiyeli göz önüne alındığında, uzun vadede cerrahi genellikle daha uygun maliyetlidir.
Perkütan Kolesistostomi: Ameliyat olamayacak kadar hasta olan hastalarda safra kesesinin boşaltılması.
İyileşme ve Diyet: Kolesistektomi sonrası hastalara diyet ayarlamaları konusunda tavsiyelerde bulunulur ve herhangi bir komplikasyon açısından izlenir.
Eski Mısır mumyalarının cesetlerinde safra taşları bulunması, bu durumun binlerce yıldır var olduğunu düşündürüyor. Safra taşlarına ilişkin en eski yazılı referanslar eski Yunan tıp metinlerinde bulunabilir. MS 2. yüzyılda Yunan doktor Galen safra taşlarını safra kesesinde ağrı ve iltihaba neden olabilecek “sert, yuvarlak taşlar” olarak tanımlamıştı.
Orta Çağ ve Rönesans döneminde safra taşı hastalığı genellikle yağlı yiyecekler ve alkol tüketimiyle ilişkilendiriliyordu. 12. yüzyılda İranlı doktor İbn Sina safra taşlarını safra kanalını tıkayan ve sarılığa neden olabilecek “sert, beyaz taşlar” olarak tanımladı.
19. yüzyılda modern tıbbın gelişmesiyle safra taşlarının nedenleri daha iyi anlaşıldı. 1800’lü yıllarda Alman doktor Rudolf Virchow safra taşlarını safra kesesinde oluşabilen “betonlaşmalar” olarak tanımlamıştı. 20. yüzyılda daha fazla araştırma, safra taşı oluşumuna katkıda bulunan genetik, obezite ve diyabet gibi ek faktörleri belirledi.
Napolyon Bonapart ve Safra Taşları
Fransız imparatoru Napolyon Bonapart’ın, Waterloo Muharebesi’ndeki dengesiz davranışına ve nihai yenilgisine katkıda bulunmuş olabilecek safra taşlarından muzdarip olduğu düşünülüyor.
Charles Darwin ve Safra Taşları
İngiliz doğa bilimci Charles Darwin uzun yıllardır safra taşlarından muzdaripti ve günlüklerinde bu hastalığın semptomları ve tedavileri hakkında geniş kapsamlı yazılar yazıyordu.
Edebiyatta Safra Taşları
Safra taşlarından yüzyıllardır literatürde bahsedilmektedir. Mark Twain’in “Huckleberry Finn’in Maceraları” adlı romanında Jim karakteri safra taşı hastasıdır ve safra taşlarını almak için acı verici bir ameliyat geçirir.
Modern Kültürde Kolelitiazis
Safra taşları modern kültürde sıklıkla yaygın ve tedavi edilebilir bir durum olarak tasvir edilir. Ancak ciddi ağrı ve rahatsızlık kaynağı olabilirler ve bazı durumlarda ciddi komplikasyonlara yol açabilirler.

İngiltere’de 1 milyon kadın üzerinde yapılan yeni bir çalışmaya göre; mutsuzluk ve stresin sağlıksızlığa etkisinin bulunabileceğini söyleyen yaygın inanış asılsız çıktı. Çalışmanın bulgularına göre; mutluluk ve mutsuzluğun ölüm üzerinde doğrudan hiçbir etkisi yok.
Bozuk sağlık, kişisel mutsuzluğun önemli bir nedeni olabilse de, araştırmacıların söylediğine göre, mutsuz insanlar ile onların ne kadar uzun yaşadığı hakkında sık sık yaptığımız çağrışımlara karşın, bu durumun tersi gerçekleşmiyor.
Avustralya’daki University of New South Wales (UNSW) Medicine ‘den araştırmacı Bette Liu; hastalığın insanları mutsuz yaptığını ancak mutsuzluğun kendisinin insanları hasta etmeyeceğini söylüyor. Liu, 1 milyon kadının dahil edildiği 10 yıllık bir çalışmada bilemutsuzluk ve stresin ölüm üzerinde doğrudan bir etkisini bulamadıklarını ifade ediyor.
UK Million Women Study’den alınan veriler ile, kadınlardan kendi sağlık, mutluluk, stres, denetim hissi ve dinlenme seviyelerini değerlendirmeleri istenen araştırmada; katılımcıların çoğunluğu kendilerinin mutlu olduğunu belirtirken, altı kişiden yalnızca birinin genelde mutsuz olduğunu söylediği görüldü.
Mutsuzluk; sigara içmek, hareket azlığı ve bir eş ile yaşamamak gibi şeyler ilişkilendirilirken, en bariz olarak görülen şey ise; sağlığı yerinde olmayan kadınların; mutsuz, kontrolsüz ve rahat hissetmediklerini söylemeye daha yatkın oldukları idi.
Sonraki 10 yılda, çalışmaya katılan kadınların 30.000’i hayatını kaybetmişti.. Araştırmacılar, kadınların yaşamındaki sigara içme ve bozuk sağlığa ek olarak (genel mutsuzluktan farklı olan klinik depresyon ve anksiyete dahil) yaşam şekli ve sosyo ekonomik etkenler gibi sebepleri de göz önüne aldıklarında; mutsuz olanlar arasındaki ölüm oranının, mutlu olduklarını söyleyenlerin ölüm oranıyla neredeyse aynı olduğu bulgusuna ulaştılar.
Diğer bir deyişle; mutsuzluğun kendisi, artan ölüm oranının hiçbir istatistiksel belirginliği ile bağdaştırılamamıştı ve bakıldığında 1 milyon katılımcının oldukça büyük bir örneklem olduğunu belirtmekte de fayda var.
The Lancet ‘te yayımlanan sonuçlar; öte yandan bu hafta yayınlanan ünlü bir başka çalışmayla uyumsuz gibi görünüyor. Yale University‘den araştırmacılar tarafından yürütülen söz konusu çalışmada, yaşlanmaya dair olumsuz inanışlara sahip insanların, Alzheimer hastalığıyla bağlantılı beyin değişimleri geçirmelerinin daha olası olduğu ileri sürülüyor.
Yale ‘de yürütülen çalışmanın araştırmacılarından Becca Levy; bireylerin toplumdan edindiği yaşlanmaya dair olumsuz inanışların oluşturduğu stresin, patolojik beyin değişimleri ile sonuçlanabileceğini söylüyor. Levy; her ne kadar bulguların kaygı verici olduğunu söylese de, yaşlanmaya dair bu olumsuz inanışların yatıştırılabileceğini ve yaşlanma konusundaki olumlu bakış açılarının güçlendirilebileceğini, bu yüzden ters etkilerin kaçınılmaz olmadığını fark etmemize yarayacağını ileri sürüyor.
Fakat UK Million Women Study’den gelen verileri ele alarak çalışma yürüten araştırmacılara göre, mutsuzluk seviyelerini ölüme bağlayan çalışmaların, bozuk sağlığın insanların üzgün ve stresli hissetmesine neden olduğu parametresini doğru şekilde göz önüne almamıştı.
Bunun yanı sıra, University of Oxford‘dan Richard Peto; çoğu insanın hala stres veya mutsuzluğun hastalığa doğrudan sebep olabileceğine inandığını, fakat neden ve sonuç ilişkisine dair bir noktayı karıştırdıklarını söylüyor. Peto; hasta olan insanların, iyi durumda olan insanlara kıyasla elbette ki mutsuz olmaya daha yatkın olduklarını, ancak mutluluk ve mutsuzluğun kendisinin ölüm oranları üzerinde herhangi bir doğrudan etkisinin olmadığını, UK Million Women Study’den elde edilen verilere dayandırılarak yürütülen çalışmanın net bir biçimde ortaya koyduğunu ileri sürüyor.

Diyelim ki, daha çok paraya ihtiyaç duyduğunuzu düşünüyorsunuz veya özel bir durumdan dolayı bu paraya gerçekten ihtiyacınız var. Bunun gerçekleşmesi için deneyebileceğiniz yasal yollardan birisi de yüksek maaşlı bir işe girmek ancak bu hipotetik işte gece geç saatlere kadar veya hafta sonları da dahil çalışmanız isteniyor. Benzer şekilde bir hedef hem istenilen hem de uyumsuz olduğu zaman, psikolojik bir ikilem olan yaklaşma-uzaklaşma çatışması yaşarız. Bu çatışma sırasında beynimiz; tam da bu iş için özelleşmiş bir devreyi harekete geçirerek zor ve duygusal olan bir takım kararları almamızı sağlar. İşte bu sinirsel devre de ‘striozom’ denen yapılarda başlayıp, bu yapılarda son buluyor.
Peki striozomlar nedir? Bu sinir hücresi kümeleri, striatum denen ve ödül gibi motivasyonlar ile davranışlarımız arasındaki koordinasyonu ayarlaması ile bilinen büyük bir beyin bölgesi boyunca dağılmış olan küçük fonksiyonel kısımlardır. Ancak striozomlar nispeten küçük ve beynin üst kabuk kısmının çok altında olan bölgeler olduğu için, araştırmacılar bu bölgeyi fMRI ile görüntüleme noktasında zorluk yaşıyordu.
MIT’deki McGovern Beyin Araştırma Enstitüsü araştırmacıları, daha önceki yıllarda gerçekleştirdikleri çalışmalarla beynin ön lobunun kabuğu olan prefrontal korteks bölgesinden sinir hücrelerinin striozomlara bağlandığını göstermişti. Ventromedial prefrontal korteks kısmının da örneğin; değer tayini, duygusal kararlar ve oto-kontrol karar mekanizmalarında etkili bir bölge olduğu biliniyor. Bu bağlantı striozomların da duygusal kararlar alınırken aktifleştiğine işaret ediyordu. Dolayısıyla bu hipotez maymunlar üzerinde yapılan deneylerle test edildi ve yaklaşma-uzaklaşma çatışması sırasında, insanlarda striozomları hedefleyen bölgeye tekabül eden medial prefrontal bölgelerinin seçici biçimde aktifleştiği gözlemlendi.
MIT araştırmacıları, sıçanları beş farklı davranış deneyine tabi tutarak beyin bölgelerini daha detaylı olarak tespit etmeye girişti. Bu davranışsal görevlerden dördünde sıçanların görece basit kararlar vermeleri beklenirken, bir tanesinde araştırmacılar daha karmaşık bir yaklaşma-uzaklaşma çatışması senaryosunu denedi. Bu labirent deneyinde sıçanların iki seçenek arasında seçim yapması gerekiyordu: sevdikleri yoğun çikolata ve sevmedikleri parlak ışık mı; yoksa daha az yoğun çikolata ile rahatsız edici olmayan mat ışık mı?
2014 ve 2015 yılı içinde gerçekleştirilen bu deneyler üzerinden yapılan gözlemler ve veri analizleri araştırmacıları bu beş teste yeni bir boyut eklemeye itti. Bazı labirent denemeleri sırasında direkt olarak sıçanların kortikal hücrelerine parlak ışık verilerek, striozomlarının açık ve kapalı konumları arasında değişiklik yapılması sağlandı. Optogenetik olarak bilinen son yılların en gözde ve kesin sonuçlar üretilmesini sağlayan araştırma yöntemi ve alanı, böylelikle duyusal karar verme mekanizması için de başarı ile uygulanmış oldu.
Bu parametrenin eklenmesi ile tekrarlanan deneyler, ilk dört basit testte striozomların açık veya kapalı olmasının karar verme mekanizmasına etkili olmadığını ancak yaklaşma-uzaklaşma çatışmasının bulunduğu beşinci testte striozomların önemli rol oynadığı tespit edildi.
Elde edilen sonuçlar bir araya getirildiğinde striozomların, beyin kabuğundan (korteks) gelen duygusal ve duyusal bilgileri absorbe ederek bu bilgileri karar oluşturulmasında kullanan bölgecikler olduğu kanısına varıldı.
Aynı sinirsel devrenin ‘substantia nigra’ adındaki dopamin-içeren hücreleri barındıran bir orta beyin bölgesini de içerdiği düşünülüyordu. Araştırmacıların öne sürdüğü üzre; striozom tarafından tetiklendiğinde substantia nigra hücreleri, dopamin salgısı yolu ile karar-verme davranışları veya tutumları üzerinde uzun vadeli etkiler üretebiliyor.
Alexander Friedman, Daigo Homma, Leif G. Gibb, Ken-ichi Amemori, Samuel J. Rubin, Adam S. Hood, Michael H. Riad, Ann M. Graybiel,, A Corticostriatal Path Targeting Striosomes Controls Decision-Making under Conflict, www.cell.com/cell/abstract/S0092-8674%2815%2900505-X, DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.cell.2015.04.049
Medical Daily Web Sitesi, Susan Scutti, How Memory Influences Decision-Making: We Are Biased Toward Remembered Food Options, www.medicaldaily.com/how-memory-influences-decision-making-we-are-biased-toward-remembered-food-options-334506

Kendinizi incitmek ile para karşılığında bir başkasını incitmek arasında seçim yapacak olsaydınız, ne kadar fedakar olabilirdiniz? Oldukça kötü şöhrete sahip olan ve Evrim Ağacı olarak burada işlediğimiz Milgram Deneyi‘nde insanlar, bilim insanı onlardan istedikçe tanımadıkları kişilere acı verici elektrik şokları vermektelerdi. Ancak yapılan yeni bir araştırma, insanları acı ile kar arasında seçme ikilemine zorladı ve katılımcıların, diğer insanların iyiliğini, kendilerininkinden daha çok düşündüğünü ortaya koydu! Bu, davranışsal ekonomi adı verilen, henüz emekleme çağındaki bilim dahilinde fedakar davranışların (altruizmin) ilk katı delili oldu.

Ufak tefek ya da ciddi operasyonların veya yaralanmaların ardından atılan dikişler yaranın kapanmasını sağlıyor. Tufts Üniversitesi’nden bilim insanları ise bu dikişleri yara hakkında detaylı bilgiler verebilecek akıllı sensörlere dönüştürmenin peşinde.
Ameliyat bölgesine yapılan dikişte kullanılan cerrahi dikiş iplikleri, gelecekte açık yarayı birleştirmekten çok daha önemli görevleri yerine getirecek gibi görünüyor. Tufts Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bu ipliğin akıllı bir versiyonunu üretmeyi başardı. Araştırmacılar, tıpta kullanılan bu ipliğe, elektronik, mikro akışkan ve nano ölçekli sensörler entegre ederek tanı koyabilen yüksek teknolojiye sahip cerrahi dikiş iplikleri geliştirdi.
Dokunun sıcaklığı, PH ve glikoz seviyesi, acı, ağrı veya herhangi bir enfeksiyon bilgisini algılayabilen akıllı dikişlerin, bu verileri kablosuz olarak bir bilgisayar ya da akıllı telefona aktarabileceği ifade ediliyor. Böylece yaranın gerçek zamanlı olarak ne durumda olduğu profesyoneller tarafından kolaylıkla takip edilebiliyor. Araştırmacılar bu dikişin yalnızca yaralarda değil iç organları veya implantları takip edebilmek ya da akıllı sargı geliştirmek için kullanılabileceğini de belirtiyor. Şimdilik sadece kobay fareler üzerinde test edilen akıllı iplik, Microsystems and Nanoengineering adlı yayında yer buldu.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.