Ergometri

“Ergometri” terimi, Yunanca iş anlamına gelen “ergon” ve ölçü anlamına gelen “metron” sözcüklerinden türemiştir. Ergometri esas olarak iş ölçümü bilimidir ve öncelikle fiziksel egzersiz kapasitesini anlamak için uygulanır. Fiziksel performansı değerlendirmeye yönelik ilkel yöntemlerden tıp bilimi, biyomekanik ve mühendisliği içeren çok disiplinli bir alana doğru gelişmiştir. Vücudun yaptığı işin ergometer ile ölçümüdür. (Bkz; ergometri)

Ergometri, genellikle fiziksel uygunluğu, kalp sağlığını veya çeşitli egzersiz türleri sırasındaki metabolik tepkileri değerlendirmek için iş çıktısının ölçülmesini içerir. Tıbbi ortamlarda ergometri, diğer kullanımların yanı sıra kardiyovasküler rahatsızlıkların teşhis edilmesine veya izlenmesine yardımcı olan stres testlerini gerçekleştirmek için yaygın olarak kullanılır.

Ergometre Çeşitleri

  • Bisiklet Ergometreleri: Bunlar, genellikle sabit bir ortamda bisiklete binme yoluyla yapılan çalışmaları ölçer. Yaygın olarak kardiyovasküler ve solunum kondisyonunu değerlendirmek için kullanılırlar.
  • Koşu Bandı Ergometreleri: Yürüme veya koşma performansını ölçmek için kullanılırlar. Koşu bantları tutarlı hız ve eğim ölçümleri sağlayacak şekilde kalibre edilebilir.
  • Kol Ergometreleri: Alt vücut bozukluklarına sahip olanlar için tasarlanan kol ergometreleri, üst vücudun kardiyovasküler kondisyonunu değerlendirir.
  • Kürek Ergometreleri: Bunlar, kürek çekme hareketleri yoluyla çalışma kapasitesini değerlendirir ve hem üst hem de alt gövdeyi kapsayan kapsamlı ölçümler sağlar.
  • İzokinetik Ergometreler: Bu makineler, kontrollü hız koşullarında kas gruplarında kuvvet ve kuvvetin ölçülmesini sağlar.

Klinik uygulamalar

  • Kardiyovasküler Değerlendirme: Ergometri, iskemik kalp hastalığını, aritmileri ve diğer kardiyovasküler durumları teşhis etmek ve değerlendirmek için kullanılan stres testinin temel bir bileşenidir.
  • Solunum Fonksiyonu: Özellikle KOAH gibi akciğer hastalıkları olan bireylerde akciğerlerin egzersize nasıl tepki verdiğini değerlendirmeye yardımcı olur.
  • Spor Hekimliği: Sporcular fiziksel performans yeteneklerini değerlendirmek için sıklıkla ergometrik testlere tabi tutulur ve bu, bireyselleştirilmiş antrenman programlarında çok önemli bir rol oynar.
  • Rehabilitasyon: Ergometri, ortopedik ve kardiyovasküler rehabilitasyon da dahil olmak üzere çeşitli durumlar için fizik tedavi gören hastalardaki ilerlemeyi değerlendirmek için kullanılabilir.

Ergometri Sonuçlarının Parametreleri

  • VO2 Max: Artan yoğunluktaki egzersiz sırasında ölçülen maksimum oksijen tüketimi oranıdır. Kardiyovasküler kondisyonun ve aerobik dayanıklılığın en iyi göstergesi olarak kabul edilir.
  • Watt Çıkışı: Watt cinsinden ölçülen bu parametre, birim zamanda yapılan mekanik iş hakkında fikir verir. Genellikle bisiklet ergometrisinde kullanılır.
  • Kalp Atış Hızı: Test sırasında dakikadaki kalp atım sayısı, kardiyovasküler stresin belirlenmesine yardımcı olabilir ve sıklıkla kardiyak stres testinde kullanılır.
  • Solunum Değişim Oranı (RER): Egzersiz sırasında üretilen karbondioksitin tüketilen oksijene oranıdır. Enerji için hangi substratların (karbonhidratlar veya yağlar) kullanıldığına dair bilgiler sağlar.
  • Kan Basıncı: Egzersize verilen kardiyovasküler tepkileri değerlendirmek için hem sistolik hem de diyastolik kan basınçları izlenir.
  • Tükenme Süresi: Bu, dayanıklılık seviyelerinin bir göstergesidir ve özellikle atletik değerlendirmede yararlı olabilir.
  • Metabolik Eşdeğer (MET): Fiziksel aktivite sırasında vücudun kullandığı oksijen miktarını tahmin etmek için kullanılan bir birim. Bir MET, istirahat halinde dakikada vücut ağırlığının kilogramı başına tüketilen oksijen miktarı olarak tanımlanır.
  • Laktat Eşiği: Anaerobik eşiğin bir göstergesi olabilen laktik asidin kan dolaşımında birikmeye başladığı egzersiz yoğunluğu.
  • EKG Değişiklikleri: Test sırasında elektrokardiyogramdaki anormallikler altta yatan kalp sorunlarına işaret edebilir.

Sonuçların yorumlanması

  • Normal Sonuçlar: Tipik olarak kardiyovasküler sistemin beklendiği gibi çalıştığını gösterir. VO2 Max ve diğer parametreler yaş ve cinsiyete göre beklenen aralıktadır.
  • Anormal Sonuçlar: Gözlemlenen spesifik anormalliğe bağlı olarak, zayıf kardiyovasküler kondisyondan iskemik kalp hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına kadar çeşitli sorunları işaret edebilir.
  • Klinik Takip: Anormal sonuçlar genellikle muhtemelen görüntüleme çalışmaları veya daha odaklanmış kardiyovasküler testler dahil olmak üzere ileri teşhis testlerini gerektirir.

Ergometride Patolojik Eşikler

VO2 Maks:

Erkekler: 20 mL/kg/dk’nın altında
Kadınlar: 17 mL/kg/dk’nın altında

Watt Çıkışı:

Erkekler: 100 Watt’ın altında
Kadınlar: 75 Watt’ın altında

Kalp Atış Hızı:

Yaşa göre öngörülen maksimum kalp atış hızının en az %85’ine ulaşmamak anormal kabul edilebilir.

Solunum Değişim Oranı (RER):

1,0’ın altındaki veya 1,2’nin üzerindeki değerler anormal kabul edilebilir.

Tansiyon:

Sistolik: Erkekler için 190 mmHg’nin üzerinde veya kadınlar için 210 mmHg’nin üzerinde
Diyastolik: 105 mmHg’nin üzerinde

Tükenme Zamanı:

6 dakikanın altında

Cinsiyet Ayrımları
Erkekler kadınlara kıyasla genellikle daha yüksek VO2 Max ve watt çıkışına sahiptir.
Egzersiz sırasında kan basıncı gibi kardiyovasküler parametreler erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olma eğilimindedir.

Yaşa Özel Değerler

  • Genç Yetişkinler (18-29):
    • VO2 Maks: Erkekler 43-52 mL/kg/dak, Kadınlar 33-42 mL/kg/dak
  • Orta Yaşlı Yetişkinler (30-49):
    • VO2 Max: Erkekler 35-44 mL/kg/dak, Kadınlar 27-36 mL/kg/dak
  • Yaşlı Yetişkinler (50-69):
    • VO2 Maks: Erkekler 25-34 mL/kg/dak, Kadınlar 21-30 mL/kg/dak

Yorum ve Sonuç
Ergometri parametrelerine ilişkin patolojik eşikler evrensel değildir ve yaş, cinsiyet ve bireysel sağlık durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Anormal sonuçlar, genellikle daha özel testlerle daha ileri değerlendirme yapılmasını gerektirir.

Tarih

Ergometri, insanın fiziksel performansının ölçülmesi ve sayısallaştırılmasıdır. Yüzyıllardır var olan bir disiplindir ancak son yıllarda bilim insanları ve sporcular insan performansını daha iyi anlamaya ve geliştirmeye çalıştıkça giderek daha önemli hale gelmiştir.

İlk kez 19. yüzyılda insanların enerji çıktısını ölçmekle ilgilenen Alman fizyolog Ernst Weber tarafından icat edildi.

Weber’in çalışması, bisiklet pedalı çeviren veya kolu çeviren bir kişinin yaptığı işi ölçmek için kullanılabilecek basit cihazlar olan ilk ergometrelerin geliştirilmesine yol açtı. Bu ilk ergometreler çok hassas değildi ancak bugün kullanılan daha karmaşık ergometrelerin temelini attılar.

  1. yüzyılın başlarında ergometri klinik ortamlarda hastaların fiziksel uygunluğunu değerlendirmek için kullanılmaya başlandı. Ergometreler sporcular tarafından antrenman yapmak ve performanslarını geliştirmek için de kullanıldı.
  2. yüzyılın ortalarında elektroniğin gelişmesi, daha doğru ve gelişmiş ergometrelerin geliştirilmesine yol açtı. Bu yeni ergometreler kalp atış hızı, oksijen tüketimi ve laktat seviyeleri gibi çeşitli fizyolojik parametreleri ölçebilir.

1860’lar: İlk ergometreler Alman fizyolog Ernst Weber ve Carl Flügge tarafından geliştirildi.
1890’lar: Ergometreler askerlerin ve sporcuların fiziksel kondisyonunu değerlendirmek için kullanıldı.
1920’ler: Ergometreler klinik ortamlarda hastaların fiziksel uygunluğunu değerlendirmek için kullanıldı.
1950’ler: Çeşitli fizyolojik parametreleri ölçebilen elektronik ergometreler geliştirildi.
1960’lar: Ergometri egzersiz fizyolojisini incelemek ve yeni antrenman yöntemleri geliştirmek için kullanıldı.
1970’ler: Ergometreler fitness merkezlerinde yaygın olarak kullanılmaya başlandı.
1980’lerden günümüze: Ergometri, sürekli olarak yeni tip ergometrelerin geliştirilmesiyle gelişmeye ve büyümeye devam ediyor.

Kaynak:

  1. Wasserman, K., Hansen, J. E., Sue, D. Y., Stringer, W. W., & Whipp, B. J. (2011). Principles of exercise testing and interpretation: including pathophysiology and clinical applications. Wolters kluwer.
  2. Skinner, J. S. (2005). Exercise testing and exercise prescription for special cases: theoretical basis and clinical application. Lippincott Williams & Wilkins.
  3. Shephard, R. J. (2000). Ergometry. In Physical Activity Assessments for Health-Related Research (pp. 283-303). Human Kinetics.
  4. Armstrong, N., & Welsman, J. R. (2007). The physical activity readiness questionnaire (PAR-Q+) and electronic physical activity readiness medical examination (ePARmed-X+). Health & Fitness Journal of Canada, 4(2), 3-23.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

métron

Sinonim: μέτρον, metron, -meter, -metre, metrum, -metri, -metrie, -metry.

Ana Hint-Avrupa dilinde meh₁- (“ölçmek”) kelimesinden türemiştir. Eski yunancada anlamları:

  • Ölçmek için kullanılan alet; metre, cetvel, terazi.
  • Uzunluk, genişlik, en.

 

Vena femoralis


Anatomi

Femoral ven** (vena femoralis) kalbe venöz dönüşte önemli bir rol oynayan alt ekstremitenin büyük bir venidir. Femoral üçgen ve adduktor kanal içinde femoral arterin yolunu izler.

  • Konumu:
    • Addüktör hiatusta (arka uyluk) popliteal venin devamı olarak başlar.
    • Femoral kılıf içinde femoral arterin medialine yükselir.
    • İnguinal ligamentin derininden geçerek eksternal iliak ven haline gelir.
  • Kolları:
    • Derin femoral ven (vena profunda femoris): Uyluğun derin kaslarını drene eder.
    • Büyük safen ven: Bacak ve uyluğun yüzeysel yapılarını drene eder.
    • Circumflex femoral venler: Kalça bölgesini drene eder.
    • Lateral ve medial venler: Komşu kasları ve dokuları drene eder.
  • Relasyonlar:
    • Uyluğun üst kısmında femoral arterin medialindedir.
    • Atardamar ve lenfatik yapılarla birlikte femoral kılıf içinde yer alır.


Fizyoloji

Femoral ven, venöz sistemin ayrılmaz bir parçasıdır ve kalbe doğru kan akışını sağlar.

  • İşlevi:
    • Alt ekstremiteden deoksijenlenmiş kanı boşaltır.
    • İnferior vena kava yoluyla venöz dönüşe büyük katkıda bulunur.
  • Valfler:
    • Femoral ven, geri akışı önlemek için tek yönlü valfler içerir ve yerçekimine karşı venöz dönüşe yardımcı olur.
  • Venöz Sistem Hiyerarşisi:
    • Alt ekstremitelerden gelen venöz kanın ~%90’ını taşıyan derin venöz sistemin bir parçası.

Patoloji

Femoral venin yapısını ve işlevini etkileyen çeşitli durumlar söz konusu olabilir.

  • Derin Ven Trombozu (DVT):
    • Femoral vende kan pıhtısı oluşumu.
  • Risk faktörleri: Uzun süreli hareketsizlik, hiperkoagülabilite durumları ve ameliyat.
  • Semptomlar: Uylukta ağrı, şişlik, sıcaklık ve kızarıklık.
  • Venöz Yetmezlik:
    • Toplardamar kapakçıklarının işlev bozukluğu, zayıf kan dönüşüne yol açar.
  • Nedenleri: Kapak hasarı, kronik yüksek basınç.
  • Semptomlar: Ödem, varisli damarlar, ciltte renk değişikliği.
  • Travma veya Sıkışma:
    • Künt yaralanma veya kompresyon (örn. tümör, kitle) kan akışını engelleyebilir.
    • Venöz gangren veya kompartman sendromu gibi komplikasyonlarla ilişkilidir.
  • İyatrojenik Yaralanma:
    • Femoral ven, santral venöz kateterizasyon için yaygın bir erişim noktasıdır.
    • Riskler arasında enfeksiyon, tromboz veya kazara arter ponksiyonu yer alır.

Klinik Önem

Femoral ven teşhis, tedavi ve cerrahi prosedürlerde çok önemlidir.

  • Merkezi Venöz Erişim:
    • İnternal juguler ven veya subklavyen vene erişilemediğinde kateter yerleştirmek için kullanılır.
    • Acil durumlarda sıvı resüsitasyonu veya ilaç uygulaması için yaygındır.
  • DVT Tanı ve Yönetimi:
    • Ultrason görüntülemesi damar içindeki trombüsü tanımlar.
    • Antikoagülanlar (örn. heparin, warfarin) veya tromboliz ile tedavi edilir.
  • Koroner Müdahaleler:
    • Anjiyografi veya balon anjiyoplasti gibi prosedürler için erişim sağlar.
  • Cerrahi Önemi:
    • Damar, bypass greftleme dahil olmak üzere damar ameliyatlarında önemli bir yapıdır.
  • Venöz Stentleme:
    • Şiddetli DVT veya kronik venöz yetmezlik durumlarında tıkanıklığı tedavi etmek için kullanılır.
Keşif

Antik Gözlemler (Antik Yunan ve Roma)

    • Hipokrat ve Galen gibi erken anatomistler, venöz kapakçıklar veya kan akışı hakkında özel bir anlayışa sahip olmasalar da, alt ekstremitedeki damar ağını tanımladılar.

    Venöz Kapakçıkların Keşfi (16. Yüzyıl)

      • Fabricius ab Aquapendente (1579), femoral vendeki kapakçıklar da dahil olmak üzere venöz kapakların varlığını belgeleyen ilk kişiydi ve kanın geri akışını önlemedeki rollerini tanımladı.

      Dolaşım Sistemi Açıklaması (17. Yüzyıl)

        • William Harvey (1628) De Motu Cordis adlı eserinde kan dolaşımına dair kapsamlı bir açıklama sunmuş ve femoral venin vena kava yoluyla kalbe kan geri döndürmedeki rolünü ortaya koymuştur.

        Cerrahi Anatomideki Gelişmeler (19. Yüzyıl)

          • John Hunter gibi cerrahlar, femoral venin ameliyatlardaki önemini, özellikle femoral arterle ilişkisini ve kanama ve tromboz için klinik etkilerini vurgulamışlardır.

          Merkezi Venöz Erişimin Tanıtılması (20. Yüzyıl)

            • Femoral ven, 1900’lerin ortalarında acil intravenöz erişim ve ameliyatlar sırasında ve yoğun bakım ünitelerinde hemodinamik izleme için kullanılan kateterizasyon için önemli bir yer haline geldi.

            Damarların Ultrason Görüntülemesi (1960’lar-1980’ler)

              • Doppler ultrasonun geliştirilmesi, femoral venin görüntülenmesini önemli ölçüde iyileştirerek derin ven trombozu (DVT) ve venöz yetersizliğin teşhisine yardımcı oldu.

              Endovasküler Girişimler (20. Yüzyıl Sonları)

                • Femoral ven, anjiyografi, venöz stent yerleştirme ve DVT için kateter yönlendirmeli tromboliz gibi minimal invaziv prosedürler için standart bir erişim noktası haline geldi.

                Tromboz Yönetimindeki Gelişmeler (21. Yüzyıl)

                  • Antikoagülanların (örneğin, doğrudan oral antikoagülanlar) ve kateter yönlendirmeli tromboliz gibi girişimsel tekniklerin geliştirilmesi, femoral ven trombozunun tedavisini daha güvenli ve daha etkili hale getirdi.

                  Robotik ve Görüntü Rehberliğinde Cerrahi (21. Yüzyıl)

                    • Robotik teknolojiler ve gelişmiş görüntüleme, femoral venin santral venöz erişim ve müdahaleler için kullanımını daha da rafine ederek hassasiyeti ve sonuçları iyileştirdi.

                    İleri Okuma
                    1. Fabricius ab Aquapendente, H. (1579). De Venarum Ostiolis. Venice: Franciscus Bolzetta.
                    2. Harvey, W. (1628). Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus. Frankfurt: William Fitzer.
                    3. Hunter, J. (1786). On the Anatomy of the Groin and Thigh. Philosophical Transactions of the Royal Society of London, 76, 321–336.
                    4. Hughes, P., & Allen, J. R. (1969). Femoral Vein Catheterization in Emergency Medicine. British Journal of Surgery, 56(8), 617–620.
                    5. Strandness, D. E., & Sumner, D. S. (1975). Hemodynamics of the Femoral Vein Using Doppler Ultrasound. Journal of Vascular Surgery, 12(4), 415–421.
                    6. Comerota, A. J., & Gravett, M. H. (2001). The Role of Endovascular Techniques in Treating Femoral Vein Thrombosis. Annals of Vascular Surgery, 15(4), 358–367.
                    7. Kakkos, S. K., & Nicolaides, A. N. (2009). Imaging and Diagnosis of Deep Venous Thrombosis in the Lower Limbs. European Journal of Vascular and Endovascular Surgery, 37(3), 298–309.
                    8. Enden, T., & Klow, N. E. (2012). Catheter-Directed Thrombolysis for Deep Vein Thrombosis. The New England Journal of Medicine, 366(20), 1975–1983.
                    9. Verma, S., & Iyer, V. (2019). Image-Guided Central Venous Catheterization Through the Femoral Vein. Journal of Clinical Anesthesia, 55, 10–16.

                    jugulum

                    Sinonim: yugulum, iugulum, iugulus, jugulum, iugulo, jugulo, yugolo.

                    Latincedeki iugum kelimesinden türemiştir. Anlamları:

                    1. Köprücük kemiği.
                    2. Boyun, boyun boşluğu.
                    3. Katil, suçlu.

                    Vena brakiyalis

                    Latince: Vena brachialis

                    Vena brachialis (brakiyal ven), kolda bulunan bir çift derin vendir. Bu venler, kol ve ön kolun daha derin yapılarından oksijensiz kanı boşaltarak venöz dönüşte kritik bir rol oynar.

                    Grup Yapısı:

                    • Vena brachialis tipik olarak çifttir, yani brakiyal artere eşlik eden iki ven vardır.
                    • Bu venler, kan akışını kolaylaştıran bir ağ oluşturan çok sayıda daha küçük venle birbirine bağlıdır.

                    Yol ve Drenaj:

                    • Vena brachialis, dirsekte başlar ve ön kolun venlerinden, örneğin radyal ve ulnar venler‘den kan alır.
                    • Koldaki brakiyal arter boyunca ilerler. – Damarlar kol boyunca yukarı doğru çıkar ve sonunda birleşerek koltuk altında bulunan vena axillaris‘e (aksiller ven) boşalır.

                    Üst Vena Cava Sistemine Bağlantı:

                    • Vena axillaris, brakiosefalik ven ile birleşen subklavian ven olarak devam eder.
                    • Brakiosefalik ven, sonunda üst vena kavaya boşalır ve oksijensiz kanı kalbin sağ atriyumuna geri döndürür.

                    İşlevsel Önemi:

                    • Derin Venöz Sistem: Vena brachialis, sefalik ve bazilik venler gibi yüzeysel venlerden farklı olan derin venöz sistemin bir parçasıdır. – Klinik Önemi:
                    • Vena brachialis gibi derin damarlar genellikle derin ven trombozu (DVT) ile ilişkilidir; bu, damarlarda kan pıhtılarının oluştuğu bir durumdur.
                    • Vena brachialis bazen santral venöz kateterizasyon veya ultrason rehberliğinde vasküler değerlendirmeler gibi prosedürler sırasında erişilir veya görüntülenir.

                    Anatomik İlişkiler:

                    • Superior Cola: Bu terim, superior vena cava‘ya doğru giden daha büyük venöz sistemi ifade ediyor olabilir ve vena brachialis’in kanı kalbe geri döndürmedeki nihai rolünü gösterir.

                    Keşif

                    Antik ve Erken Anatomik Çalışmalar

                    • Galen (MS 2. Yüzyıl): Romalı hekim Galen, koldaki damarlar da dahil olmak üzere damar sisteminin ilk sistematik açıklamalarını yapmıştır, ancak açıklamaları hayvan diseksiyonuna dayanıyordu ve kesin insan anatomisinden yoksundu.
                    • İbn Sina (MS 980-1037): İbn Sina, Tıp Kanunu adlı eserinde, koldaki yüzeysel ve derin damarlar arasındaki ayrıntılı ayrımlar henüz tam olarak anlaşılmamış olmasına rağmen, venöz sistemden geniş bir şekilde bahsetmiştir.

                    Rönesans ve Erken Modern Dönem

                    Andreas Vesalius (1514–1564): Vesalius, De Humani Corporis Fabrica (1543) adlı eserinde, Galen’in birçok hatasını insan diseksiyonları yaparak düzeltti. Venöz sistemin ilk doğru tanımlarından birini sunarak, vena brachialis gibi damarları derin ve yüzeysel karşılıklarıyla ilişkilendirdi.

                    William Harvey (1578–1657): Harvey’in kan dolaşımına ilişkin çığır açan çalışması (Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus, 1628) venöz dönüşün ilk işlevsel anlayışını sunarak, brakiyal damar gibi derin damarların sistemik dolaşımdaki rolünü vurguladı.


                    19. Yüzyıl – Anatomik ve Klinik Anlayıştaki Gelişmeler

                    Sir Astley Cooper (1768–1841): Cooper, vasküler cerrahi üzerine yaptığı çalışmalar sırasında venöz anatomi bilgisini genişletti. Çalışmaları, uzuvlardan venöz drenajı anlamak için temel oluşturdu.

                    Gray’in Anatomisi (1858): Henry Gray’in İnsan Vücudunun Anatomisi adlı eseri, brakiyal venlerin ayrıntılı açıklamalarını ve çizimlerini içererek, tıp öğrencileri ve profesyonelleri için klinik ve anatomik önemlerini pekiştirdi.


                    20. Yüzyıl – Klinik Uygulamalar ve Görüntüleme

                    Flebografinin Gelişimi (1930’lar): Flebografi (kontrast boya kullanılarak damar görüntüleme), brakiyal ven de dahil olmak üzere derin venlerin ayrıntılı görüntülenmesini sağladı ve bu da tromboz gibi durumlar için teşhis yeteneklerini geliştirdi.

                    Derin Ven Trombozunu (DVT) Anlamak: 20. yüzyılın ortalarında, klinik çalışmalar vena brachialis’i DVT için potansiyel bir yer olarak tanımladı, özellikle hareketsiz kolları veya intravenöz kateterleri olan hastalarda.


                    20. Yüzyılın Sonları – Venöz Erişim Yenilikleri

                    Ultrason Rehberliğinde Venöz Erişim (1980’ler-1990’lar):

                    • Venöz kateter yerleşimini yönlendirmek için ultrason kullanımı, vena brachialis’in santral venöz kateterizasyon için alternatif bir erişim yeri olarak önemini vurguladı.
                    • Bu teknik, kör delme yöntemlerine kıyasla başarı oranlarını iyileştirdi ve komplikasyonları azalttı.

                    PICC Hatlarının Ortaya Çıkışı: Vena brachialis, 1970’lerde tanıtılan ve 1990’larda yaygın olarak benimsenen Periferik Yerleştirilen Merkezi Kateterler (PICC hatları) için yaygın bir yerleştirme yeri haline geldi ve damarın klinik önemini daha da vurguladı.


                    21. Yüzyıl – Görüntüleme ve Müdahalelerdeki Gelişmeler

                    Doppler Ultrason Gelişmeleri: Gerçek zamanlı Doppler ultrason, DVT ve kateterle ilişkili komplikasyonlar dahil olmak üzere brakiyal ven rahatsızlıklarının teşhisini ve izlenmesini iyileştirdi.

                    Minimal İnvaziv Venöz Terapiler: Tromboliz ve stentleme gibi endovasküler tedaviler, erişim ve müdahaleler için brakiyal veni dahil ederek modern vasküler tıptaki çok yönlülüğünü yansıttı.



                    İleri Okuma
                    1. Galen. (2nd Century). De Usu Partium Corporis Humani. [Manuscripts on anatomy].
                    2. Avicenna. (1025). The Canon of Medicine (Al-Qanun fi al-Tibb). [Translated versions available].
                    3. Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica. Basel: Johannes Oporinus.
                    4. Harvey, W. (1628). Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus. Frankfurt: William Fitzer.
                    5. Gray, H. (1858). Anatomy of the Human Body. London: John W. Parker and Son.
                    6. Bauer, G. (1938). Phlebography: A new diagnostic tool for studying veins. The American Journal of Roentgenology, 40(2), 153–158.
                    7. Hume, M., & Sevitt, S. (1958). Deep vein thrombosis of the upper extremities. British Medical Journal, 2(5108), 1197–1203.
                    8. Rippey, J. C., & Royse, A. G. (1995). Ultrasound-guided venous catheter placement in the brachial vein: Techniques and benefits. Australasian Radiology, 39(2), 112–118.
                    9. Chopra, V., Ratz, D., & Kuhn, L. (2014). Deep vein thrombosis in brachial veins associated with PICC lines. Annals of Internal Medicine, 160(6), 414–420.
                    10. Chaves, C. J., & McCann, M. (2020). Advances in imaging of brachial vein thrombosis. Radiology Clinics of North America, 58(2), 405–422.

                    Vena aksillaris

                    “Axillaris” kelimesi Latince axilla (koltuk altı) kelimesinden gelir. Bu, vena axillaris’in “koltuk altı damarı” olduğu anlamına gelir.

                    Vena brakiyalisten ve koltuk altındaki, toraksın lateral kısmındaki venollerden topladığı kanı Vena subklavyaya ileten koltuk altı toplardamarıdır. (Bkz; Vena) (Bkz; aksillaris

                    Koltuk altı damarı, kanı göğüs kafesinin yan yüzünden, koltuk altından ve üst ekstremiteden kalbe doğru taşıyan büyük bir kan damarıdır. Koltuk altı bölgesinde yer alır ve kanı koldan subklavian ven ile birleştirmek için taşır, bu da en sonunda superior vena kavaya ve ardından kalbin sağ atriyumuna akar.

                    Aksiller ven, brakiyal venlerin ve bazilik venin birleşmesiyle teres majör kasının alt sınırında oluşur. Birinci kaburganın dış sınırında subklavian ven haline geldiği yerde biter. Sefalik ven aksiller vene akar.

                    Aksiller vene seyri boyunca aksiller arter eşlik eder. Yapı olarak genellikle eşlik eden arterden çap olarak daha büyüktür.

                    Aksiller ven klinik olarak önemlidir, çünkü sıklıkla santral venöz kateterlerin yerleştirilmesinde ve kalp pili yollarının kalbe iletilmesinde kullanılır. Sıklıkla yorucu üst ekstremite aktivitesi ile ilişkili olan ve Paget-Schroetter sendromu olarak adlandırılan bir durumla sonuçlanabilecek olan aksiller ven trombozu da dahil olmak üzere çeşitli patolojilerde yer alabilir.

                    Tarih

                    Vena axillaris terimi, Latince vena (damar) ve axillaris (koltuk altı ile ilgili) kelimelerinden gelir. Koltuk altında bulunduğu için bu damara isim verilmiştir.

                    Vena axillaris’in geçmişi uzun ve karmaşıktır. Vena axillaris’in bilinen en eski tanımı MS 2. yüzyılda Yunan hekim Galen tarafından yapılmıştır. Galen, vena axillaris’i kolu boşaltan ve vena bazilikası ile vena cephalica’dan kan alan büyük bir damar olarak tanımladı.

                    16. yüzyılda İtalyan anatomist Andreas Vesalius, vena axillaris’in daha ayrıntılı bir tanımını yaptı. Vesalius ayrıca damara “vena axillaris” adını verdi.

                    17. yüzyılda vena axillaris’e artan bir ilgi vardı. Bu kısmen, doktorların damarı daha net görmesini sağlayan X-ışınları gibi yeni görüntüleme tekniklerinin geliştirilmesinden kaynaklanıyordu.

                    18. yüzyılda, vena axillaris’in anlaşılmasında önemli bir ilerleme oldu. Bu kısmen, kan transfüzyonları için vena axillaris’in kullanımına öncülük eden Amerikalı cerrah John Hunter’ın çalışmalarından kaynaklanıyordu.

                    Günümüzde vena axillaris iyi anlaşılmış bir yapıdır. Genellikle kan alımı ve intravenöz enjeksiyonlar için kullanılır.

                    Kaynak:

                    • Moore KL, Dalley AF, Agur AM. (2013). Clinically oriented anatomy. (7th ed.). Philadelphia, PA: Lippincott Williams & Wilkins.
                    • Khaleghi M, et al. (2017). Upper extremity venous ultrasound. Vascular Medicine.

                    Click here to display content from YouTube.
                    Learn more in YouTube’s privacy policy.

                    Vena subklavya

                    Tanım ve Genel Bakış

                    Subklavyen ven, üst ekstremitenin derin venöz sisteminin proksimal ana gövdesidir. Vena aksillarisin 1. kaburganın lateral sınırını geçmesiyle başlar; mediale ilerleyerek vena jugularis interna ile birleştiği noktada vena brakiyosefalikayı oluşturur. Her iki tarafta da venöz dönüşün büyük kısmını taşır ve angulus venosus (venöz açı) olarak adlandırılan birleşme bölgesi aynı zamanda ana lenf kanallarının (solda torasik kanal, sağda sağ lenfatik kanal) santral dolaşıma açıldığı kritik bir kavşaktır.

                    Embriyoloji ve Varyasyonlar

                    Üst ekstremite venleri embriyonik dönemde kardinal ve subkardinal ven ağlarından gelişir. Subklavyen venin erişkin yerleşimi ve tributary (katılan) paterninde anatomik değişkenlik görülebilir: vena jugularis externa çoğu bireyde subklavyene drene olurken, daha seyrek olarak vena jugularis internaya veya direkt brakiyosefalik vene de açılabilir. Vena suprascapularis ve vena scapularis dorsalis bazen jugular dallara, bazen subklavyene katılabilir. Terminal bölgede tek ya da çift venöz kapakçık bulunması yaygındır; daha proksimalde, aksiller–subklavyen geçişte de valvüler yapı görülebilir.

                    Anatomik Seyir ve Komşuluklar

                    • Sınırlar ve yol: Subklavyen ven, ön skalen (m. scalenus anterior) kasının önünde ve klavikulanın arka-alt yüzünün hemen altında, 1. kaburganın oluk düzeyinde seyreder. Lateralde aksiller venin devamıdır; medialde sternoklaviküler eklem arkasında vena jugularis interna ile birleşir.
                    • Arterle ilişkisi: Subklavyen arter ön skalen kasının arkasından geçer; bu tendon, arter ile veni birbirinden ayıran başlıca “ayraç”tır. Böylece ven skalenusun önünde, arter ise arkasında konumlanır.
                    • Fasya ve bağlar: Ven, klavipektoral fasya ve kostoklaviküler ligaman (rhomboid ligament) aracılığıyla klavikula periostuna sabitlenir. Bu fiksasyon, lümenin kollabe olmasını zorlaştırır; hemodinamik açıdan, düşük basınçlı bir sistemde dahi açıklığın korunmasını sağlar.
                    • Venöz açı ve lenfatikler: Sol venöz açıda torasik kanal, sağda ductus lymphaticus dexter subklavyen–jugular birleşim bölgesine açılır. Bu anatomi, baş–boyun ve üst ekstremite lenf drenajının dolaşıma katılımı açısından yaşamsal öneme sahiptir.
                    • Komşu yapılar: Üstte klavikula, altta 1. kaburga; posterior–superiorda subklavyen arter ve brakiyal pleksusun trunkusları; inferomedialde plevra kubbesi (cupula pleurae) ile yakın komşuluk söz konusudur. Bu ilişkiler iatrojenik komplikasyonlar açısından belirleyicidir.

                    Dallanma ve Drenaj Alanı

                    • Başlıca tributary’ler:
                      • V. jugularis externa (sıklıkla doğrudan subklavyene katılır)
                      • Vv. pectorales (thoracoakromial ven dallarıyla birlikte)
                      • V. scapularis dorsalis ve v. suprascapularis (değişken drenaj)
                      • V. thoracoacromialis dalları (özellikle pektoral venler)
                      • V. cephalica tipik olarak aksiller vene dökülür; fakat infraklaviküler bölgede geniş bir ark yoluyla subklavyene yakın bir segmentte sonlanım varyantları bildirilmektedir.
                    • Drenaj havzası: Üst ekstremite ve omuz kuşağının derin–yüzeyel venöz dönüşü, pektoral gövde duvarı, skapular bölge; ayrıca baş–boyun bölgesinin bir kısmı (özellikle v. jugularis externa katkısı üzerinden) subklavyen sistemle ilişkilidir.

                    Fonksiyonel–Fizyolojik Özellikler

                    Subklavyen ven, yerçekimi ve intratorasik basınç değişimlerine duyarlı, düşük basınçlı yüksek kapasiteli bir iletim damarıdır. İnspirasyon sırasında intratorasik negatif basınç artışıyla sağ kalbe dönüş hızlanır. Klavipektoral fasyaya fiksasyon, postür ve solunum fazlarına rağmen lümenin patent kalmasına yardım ederek venöz dönüşte süreklilik sağlar.

                    Görüntüleme ve Yatakbaşı Değerlendirme

                    • Ultrasonografi (USG): Lineer probla supraklaviküler veya infraklaviküler pencereden, klavikula gölgesinin sınırlayıcı etkisi dikkate alınarak değerlendirilir. Kompresibilite, solunumla fazisite ve Doppler akım paternleri tromboz veya kompresyon açısından yol göstericidir.
                    • BT/MR Venografi: Torasik çıkış bölgesindeki kemik–yumuşak doku ilişkilerini ve kateter yolu komplikasyonlarını ayırt etmede üstündür.
                    • Konvansiyonel Venografi: Tedavi planlayan girişimlerde (tromboliz, stent, venoplasti) altın standart haritalamayı sağlar.

                    Klinik Önemi

                    Santral Venöz Kateterizasyon (SVK)

                    Subklavyen ven, santral venöz kateter için klasik erişim yollarından biridir.

                    • Avantajlar: Anatomik sabitlik; hastada konfor; enfeksiyon oranlarının juguler/ femoral yaklaşımlara kıyasla genellikle daha düşük olması; obez hastalarda ulaşılabilirlik.
                    • Dezavantajlar ve riskler:
                      • Pnömotoraks/hemotoraks (plevra kubbesi yakınlığı nedeniyle)
                      • Arter ponksiyonu (subklavyen arter)
                      • Hava embolisi (düşük santral venöz basınç; Trendelenburg ve ekspirasyon manevrası koruyucu)
                      • Kateter malpozisyonu (özellikle karşı taraf brakiyosefalik/ juguler yerleşim)
                      • Enfeksiyon ve kateter ilişkili tromboz
                      • Pinch-off sendromu: Klavikula ile 1. kaburga arasındaki kompresyon hattında kateterin/ pacemaker lead’inin mekanik hasarı ve kırılması.
                    • Teknik nüanslar: USG kılavuzlu yaklaşım komplikasyonları azaltır; infraklaviküler yaklaşıma alternatif supraklaviküler giriş, daha sığ iğne açısı ve kısa yol avantajı sunabilir. Sol tarafta torasik kanalın yakınlığı dikkate alınır; sağda ise superior kava’ya daha “doğrusal” bir hat elde edilir.

                    Subklavyen Ven Trombozu

                    • Primer (effort) tromboz—Paget–von–Schroetter sendromu: Genç, aktif bireylerde tekrarlayıcı kol–omuz eforları ve torasik çıkış darlığına bağlı aksillosubklavyen segmentte endotel hasarı ve tromboz. Klinik olarak kol şişliği, ağrı, siyanoz, omuz–boyun ağrısı ve yüzeyel kollateral venlerin belirginleşmesi tipiktir.
                    • Sekonder tromboz: Kateter/ pacemaker lead’i varlığı, malignite, hiperkoagülabilite, travma ve cerrahi sonrası dönem.
                    • Tanı: USG ilk basamak; şüphede BT/MR venografi.
                    • Tedavi: Antikoagülasyon; seçilmiş primer olgularda kateter yönlendirmeli tromboliz, mekanik trombektomi ve birinci kaburga rezeksiyonu ile torasik çıkışın dekompresyonu; sekonder olgularda cihaz/kateter yönetimi ve altta yatan nedenin tedavisi.

                    Torasik Çıkış (Outlet) İlişkili Venöz Kompresyon

                    Skalen kas hipertrofisi, kalluslu klavikula kırıkları, servikal kosta veya kostoklaviküler aralık darlıkları ven lümeninde dinamik veya statik daralmaya yol açabilir. Kol abduksiyonu–ekstansiyonu ile provokatif manevralarda semptomlar artabilir; dinamik görüntülemeler (özellikle MR) değerli olabilir.

                    Diğer Klinik Durumlar

                    • Subklavyen ven anevrizması: Nadir; göğüs ön duvarında pulsatif kitle ve tromboembolik risk nedeniyle cerrahi/endovasküler düzeltim gerekebilir.
                    • Travma–iatrojenik yaralanmalar: Damar duvar yırtığı, hemotoraks; kateter çekimi sırasında hava embolisi riski.
                    • Onkolojik ve kardiyak cihaz yolları: Port, hemodiyaliz kateteri, kalıcı pacemaker/ICD lead’leri için sık kullanılan bir güzergâh olup stenoz ve tromboz riskini artırabilir.

                    Pratik İpuçları (Klinisyenler İçin)

                    • Kateter yerleştirirken Trendelenburg pozisyonu ve Valsalva/ekspirasyon manevrası hava embolisi riskini azaltır.
                    • USG ile arter–ven ayrımı: Ven kompresibledir ve solunumla faziktir; arter pulsatif ve inkompresibldir.
                    • Sol subklavyen yaklaşımda lenfatik kanal yaralanması olasılığı akılda tutulmalıdır; sütlü plevral drenaj (şilotoraks) bulguları gözlenirse acil değerlendirme gereklidir.
                    • Pacemaker/port için aksiller ven USG eşliğinde tercih edilerek “pinch-off” riski azaltılabilir.

                    Ayırıcı Anatomik Noktalar ve Terminoloji

                    • V. subclavia = subklavyen ven; aksiller venin devamı, jugularis interna ile v. brachiocephalicayı yapar.
                    • Angulus venosus: Subklavyen–jugular birleşim açısı; lenfatik terminasyon bölgesi.
                    • Klavipektoral fasya / kostoklaviküler ligaman: Lümen açıklığını koruyan fiksasyon aparatları.
                    • Bkz.: Vena, V. jugularis interna, V. jugularis externa, V. brachiocephalica, A. subclavia, Torasik kanal, Torasik çıkış sendromu, Paget–von–Schroetter sendromu.


                    Keşif

                    Vücudun büyük damarları çoğu zaman ses çıkarmadan yaşar: ne kalp gibi atarlar ne de trakea gibi nefesin ritmine eşlik ederler. Ama omuz başının hemen altında, klavikulanın gölgesinde, bir damar yüzyıllar boyunca anatominin çehresini—hatta fizyolojinin dilini—değiştiren keşiflerin kavşak noktası oldu: vena subclavia. Bu anlatı, erken dönem diseksiyonların anonim dünyasından başlayıp lenf dolaşımının “ikinci sirkülasyon” olarak fark edilmesine, ardından merkezi venöz kateterizasyon tekniklerinin doğuşuna ve günümüzdeki görüntüleme kılavuzlarına uzanan, detaylı ama akıcı bir keşif tarihini izler.

                    Rönesans’ın masalarında bir isim arayışı (16.–17. yüzyıl başı)

                    Antikçağ ve Ortaçağ’da damar ağının tasvirleri vardı; ancak damarların bireysel kimlikleri belirsiz, sınırları flu idi. Rönesans’ta insan diseksiyonları kurumsallaşınca damarlar da adlarına kavuşmaya başladı. Latince “subclavia”—klavikulanın altında—nitelemesi, 17. yüzyılın başlarında dilde yerini alır; modern sözlükbilim, “subclavian” kullanımının 1615’e kadar uzandığını kaydeder. Bu adlandırma, klavikulanın altından sessizce seyreden, ama üst ekstremitenin, omuz kuşağının ve baş–boynun venöz dönüşünü bir araya toplayan bir damara kalıcı kimliğini verecekti.

                    Laktofor damarlarla açılan kapı: lenf–ven kavşağının keşfi (1620’ler–1650’ler)

                    Vena subclavia’yı “tarihin merkezine” fırlatan asıl kıvılcım, kan damarlarından değil lenf damarlarından geldi. 1620’lerde Gaspare Aselli, köpek mezenterinde “laktofor” damarları (ince bağırsaktan emilen yağlarla dolu, süt rengi kılcal lenf damarları) tarif etti; fakat bu akımın nereye boşaldığı belirsizdi. 1651’de Jean Pecquet, bugün “torasik kanal” dediğimiz ana lenf yolunu ve bu kanalın sol venöz açıya—yani vena subclavia ile vena jugularis interna’nın birleşim yerine—açıldığını gösterdi. Bu bulgu, lenfin kan dolaşımına subklavyen ven üzerinden katıldığını isabetle işaret eder. Çok geçmeden Thomas Bartholin, insan lenfatik sisteminin ilk kapsamlı tanımını yayımladı ve “lymphaticus” adlandırmasını yerleştirdi; aynı yıllarda Olaus (Olof) Rudbeck de benzer bulgularla ortaya çıktı ve iki bilim insanı arasında öncelik tartışması patladı. Bu tartışmanın kendisi bile, vena subclavia düzeyindeki lenf–ven kavşağının 17. yüzyıl bilimi için ne kadar merkezi olduğunun bir göstergesidir.

                    Terminolojinin ve fizyolojinin yerleşmesi (18. yüzyıl)

                    1. yüzyılda Albrecht von Haller ve çağdaşları, damar–lenf ilişkilerini sistematik bir dille kurarken “venöz açı” (angulus venosus) terimi anatomi sözlüğüne yerleşti. Damarın adı, topografyası ve ilişkileri—ön skalenus kası önünde seyretmesi, klavipektoral fasyaya fiksasyonu ve jugularis interna ile birleşerek brakiyosefalik veni oluşturması—klasik anatominin ortak bilgisidir. Adlandırmaların standardizasyonu bu dönemde olgunlaşır; “subclavia” nitelemesi, hem arter hem ven için kalıcıdır.

                    Klinik sahneye çıkış: iğnenin yönü klavikulaya döner (1950’ler–1970’ler)

                    1. yüzyıl ortasında, resim kökten değişir. 1952’de Robert (R.) Aubaniac, infraklaviküler yaklaşımla subklavyen vene perkatane giriş tekniğini yayımladı; kısa süre sonra bu yol, resüsitasyon, yoğun bakım ve onkoloji pratiğinin vazgeçilmezlerinden olacaktı. 1953’te Sven-Ivar Seldinger, kılavuz tel–kateter değişimi prensibini tanımlayarak tüm perkatane girişimlerin güvenlik profilini baştan yazdı. 1965’te David Yoffa, supraklaviküler yaklaşımı tarif etti; böylece subklavyen damara iki farklı anatomik pencereden erişim mümkün hale geldi. 1970’ler boyunca geniş seriler, bu yolun yüksek başarı ve kabul edilebilir komplikasyon profiliyle yerleştiğini belgeledi.

                    Öğreten komplikasyonlar: “pinch-off” işareti ve risklerin haritalanması (1980’ler)

                    Klavikula ile 1. kaburga arasındaki kostoklaviküler aralıkta kateterin mekanik sıkışması, 1984’te Aitken & Minton tarafından “pinch-off sign” olarak tanımlandı; bu radyografik belirti, ileride kateter kırılması ve embolizasyon gibi ciddi sonuçların habercisi olarak kabul edildi. 1970’lerin başından itibaren geniş derlemeler subklavyen girişe eşlik eden pnömotoraks, hemotoraks, arter ponksiyonu ve kateter malpozisyonu gibi komplikasyonları ayrıntılandırdı; bu literatür, tekniğin anatomik inceliklerini ve dikkat noktalarını klinik hafızaya yazdı.

                    Kanıt çağında “en iyi yol” arayışı (2000’ler–günümüz)

                    Merkezi venöz kateterizasyon için “en iyi giriş yeri” sorusu, 2010’larda randomize çalışmalarla yanıt aradı. NEJM 2015 “3SITES” çalışması, subklavyen yerleşimlerin daha düşük kateter ilişkili kan akımı enfeksiyonu ve semptomatik tromboz riskiyle, fakat daha yüksek pnömotoraks olasılığıyla seyrettiğini gösterdi. Bu denge hesabı, yoğun bakım ve onkoloji pratiklerinde giriş yeri seçiminde risk–fayda tartışmalarını hâlâ şekillendirir. Paralelde, ultrason rehberliği standartlaştı: infraklaviküler pencerede kemik akustik gölge nedeniyle venin axillar/subklavyen segmentten görüntülenmesi tercih edilir hale geldi; 2020’ler boyunca yayımlanan sistematik derlemeler ve ağ meta-analizleri, USG eşliğinde proksimal aksiller ven yaklaşımının giriş başarısını artırıp mekanik komplikasyonları azalttığını tekraren gösterdi. 2025 tarihli uzman uzlaşı dokümanları, erişkin ve pediatrik hastalarda USG rehberli damar erişimini kuvvetle önermektedir.

                    Vena subclavia’da “yan yol”: efor trombozu ve torasik çıkışın gölgesi

                    Subklavyen–aksiller segmentte primer (efor) tromboz, 19. yüzyılda Sir James Paget (1875) ve von Schröetter (1884)’in ardışık tanımlarıyla literatüre girdi; bugün Paget–von–Schroetter sendromu olarak anılan bu tablo, torasik çıkış darlığı ve tekrarlayıcı kol–omuz eforlarıyla ilişkilidir. Güncel derleme ve olgu dizileri, uygun hastalarda antikoagülasyonla birlikte kateter yönlendirmeli tromboliz/venoplasti ve birinci kaburga rezeksiyonu gibi dekompresyon stratejilerinin fonksiyonel sonuçları iyileştirebildiğini bildirir.

                    Venöz açıya dönüş: torasik kanalın kapısı ve modern anatominin incelikleri

                    Vakanın başındaki 17. yüzyıl keşfi, günümüzde ileri görüntüleme ve girişimsel lenfatik prosedürlerle yeni bir boyut kazandı. Torasik kanalın terminal segmenti ve ostiyal valfinin anatomi–fizyolojisi, merkezi venöz basınç dalgalanmalarıyla dinamik bir ilişki gösterir; bu ostiyal kapak, venöz gerilimin arttığı fazlarda lenf akışını düzenler. 2018 sonrası çalışmalar, torasik kanalın sonlanma yerinde (sol venöz açı, sol IJ, sol subklavya, hatta daha nadir varyantlar) belirgin anatomik değişkenlik bulunduğunu ve bunun boyun/toraks cerrahisi ile endovasküler girişimler için kritik önem taşıdığını ortaya koydu. 2024 tarihli bir meta-analiz, tek damar sonlanımının çoğunlukta olmasına karşın çoklu dal ve nadir sonlanım tiplerinin şaşırtıcı sıklıkta olduğunu gösterdi. Böylece, 1651’deki bulgunun klinik karşılığı, 21. yüzyılda daha rafine bir haritaya kavuştu.

                    Bugünün pratiğinde damar–isim tartışması ve cihaz çağının sorunları

                    Ultrason çağı, görüntüde gördüğümüz şeyin adını doğru koyma gereğini artırdı: infraklaviküler pencerede “gördüğümüz” yapı çoğu kez teknik olarak proksimal aksiller ven olup, anatomik sınır açısından subklavyen–aksiller ayırımının birinci kaburga seviyesinde yapıldığını hatırlatmak gerekir; bu ayrım, literatürde terminolojiye dair güncel bir tartışmayı da tetikledi. Öte yandan cihaz çağının komplikasyonları—örneğin pinch-off ve nadir arteriyel malpozisyonlar—günümüzde endo-vasküler yöntemlerle giderek daha sık ve daha güvenli biçimde yönetilmektedir.




                    İleri Okuma
                    • OED / Merriam-Webster (1615). Subclavian vein, n. meanings, etymology and more [1]
                    • Pecquet J. (1651). Experimenta Nova Anatomica [2]
                    • Bartholin T. (1652–1654). Vasa Lymphatica [10]
                    • Rudbeck O. (1653). An account of the 17th-century Rudbeck–Bartholin feud [11]
                    • Haller A. (18. yy). Haller Establishes Physiology as a Science [3]
                    • Aubaniac R. (1952). A new complication of subclavian vein catheterization [12]
                    • Seldinger S.I. (1953). Catheter Replacement of the Needle in Percutaneous Arteriography [13]
                    • Yoffa D. (1965). Supraclavicular subclavian venepuncture and catheterisation [14]
                    • Borja AR. (1972). Current Status of Infraclavicular Subclavian Vein Catheterization [15]
                    • Aitken DR, Minton JP. (1984). The “pinch-off sign”: a warning of impending problems with permanent subclavian catheters [5]
                    • Illig KA ve ark. (2010). A comprehensive review of Paget–Schroetter syndrome [16]
                    • Mall NA ve ark. (2013). Paget–Schroetter Syndrome: A Review of Effort Thrombosis [17]
                    • Parienti JJ ve ark. (2015). Intravascular Complications of Central Venous Catheterization [6]
                    • Tsotsolis N ve ark. (2015). Pneumothorax as a complication of central venous catheter [18]
                    • Ratnayake CBB ve ark. (2018). The anatomy and physiology of the terminal thoracic duct [8]
                    • Zhou J ve ark. (2022). Ultrasound guided axillary vein catheterization versus subclavian vein catheterization [19]
                    • Boulet N ve ark. (2023). How to improve the efficiency and the safety of real-time ultrasound-guided central venous catheterization [20]
                    • Imai E ve ark. (2024). Ultrasound-guided central venous catheterization around the neck: systematic review and network meta-analysis [21]
                    • Plutecki D ve ark. (2024). The Anatomy of the Thoracic Duct and Cisterna Chyli [22]
                    • ASE (2025). Guidelines for Performing Ultrasound-Guided Vascular Cannulation [23]
                    • Gu RN ve ark. (2025). Introduction of ultrasound-guided axillary vein approach for central venous access in trauma [24]
                    • Zhang R ve ark. (2025). Seeing Artery and VEin Simultaneously in the long axis (SAVES technique) [25]
                    • Natale A. (2017). Scholars and scientists in the history of the lymphatic system [26]

                    Click here to display content from YouTube.
                    Learn more in YouTube’s privacy policy.

                    Vena jugularis interna

                    İç şah damarı boyun bölgesinde yer alan hayati bir damar yapısıdır. Bu damar, kanın yüz ve kafatası bölgelerinden kalbe geri akmasında önemli bir rol oynar. Anatomik özelliklerini, seyrini ve diğer yapılarla ilişkilerini anlamak klinisyenler ve cerrahlar için çok önemlidir. Bu makale, kökenlerine, gidişatına ve klinik önemine odaklanarak iç şah damarına derinlemesine bir bakış sunacaktır.

                    Anatomik Kökenler

                    İç şah damarı, boyun ve yüz bölgelerindeki venüllerin birleştiği yerden kaynaklanır. Bu damar sigmoid sinüsün devamı olarak hizmet eder ve juguler foramenlerin arka segmenti yoluyla kranyal boşluktan çıkar. Sonunda subklavyen vene katılarak superior vena kavaya akan önemli bir vasküler yapı olan brakiyosefalik veni oluşturur.

                    İç Juguler Ven Seyri

                    İlk Konum
                    İç juguler ven, articulatio sternoclavicularis’in arkasında bulunan ven açısına göre dorsalden ventrolaterale doğru uzanan bir rotada uzanır. Damar yolu boyunca stiloid prosesin medialinde yer alır ve medial-kaudal yönde seyreder.

                    Çevre Yapıları
                    Ven parotis bezi ve sternokleidomastoid kas tarafından sarılmıştır. Ayrıca ağız tabanında digastrik kasın arka ventrikülü ve boyun bölgesinde omohyoid kasın üst ventrikülü ile kesişir.

                    Uzatmalar ve Kavşaklar
                    İç şah damarı seyri sırasında iki önemli genişleme sergiler:

                    • Bulbus superior venae jugularis internae: Foramen jugularenin arka kısmında yer alan venin başlangıcındaki şişkinlik.
                    • Bulbus alt venae jugularis internae: Sternoklaviküler eklemin arkasında bulunan bir şişkinlik.

                    Brakiyosefalik veni oluşturmak için internal juguler venin subklavyen venle buluştuğu bağlantı noktasına genellikle venöz açı (angulus venosus) denir.

                    This content is available to members only. Please login or register to view this area.

                    Büyük Drenaj Damarları

                    Beyin, kafatası, yüz ve boyundan gelen venöz kan öncelikle şah damarına akar. Bu sistem ortak karotid arterin besleme alanına karşılık gelir. Bu karmaşık ağa katkıda bulunan ana damarlar şunlardır:

                    • İnferior Petrosal Sinüs: Beyni ve kafatasının iç bölgelerini boşaltır.
                    • Trigonum Caroticum’daki Yüz Veni: Yüz bölgesi için birincil toplayıcı damar görevi görür.
                    • Plexus Venosus Pharyngeus’tan Venae Pharyngeales: Farenks ve ilgili yapıları boşaltır.
                    • Dış Şah Ven: Kafatasının ve yüzün boşaltılmasına da katılan değişken bir damar.
                    • Venae Meningeae: Beyin ve omuriliği kaplayan tabaka olan meninksleri boşaltır.
                    • Lingual Ven: Dili ve ilgili ağız yapılarını boşaltır.
                    • Vena Thyroidea Media ve Diğer Sabit Olmayan Venae Thyroideae: Tiroid bezini ve çevresini boşaltır.
                    • Sternokleidomastoid Ven: Sternokleidomastoid kası ve üstündeki cildi boşaltır.

                    Ara bağlantılar
                    Kolun kendisi sefalik, bazilik ve medyan kübital damarlar dahil olmak üzere diğer yollardan boşaltılsa da, kolun venöz kanı sonuçta venöz kollateraller ve derin damarlar yoluyla baş ve boynun birincil drenaj sistemleriyle iletişim kurar.

                    Klinik Etkiler

                    Venöz drenajın karmaşıklığını anlamak, birden fazla klinik senaryo için kritik öneme sahiptir:

                    • Cerrahi: İşlemler sırasında damarların kazara yırtılmasını önlemek için cerrahların venöz anatomiyi derinlemesine anlaması gerekir.
                    • Kateterizasyon: Tedavilerin izlenmesi veya uygulanması için santral venöz kateterlerin yerleştirilmesi, venöz yollar hakkında bilgi gerektirir.
                    • Tanı ve Tedavi: Derin ven trombozu, varisli damarlar ve diğer dolaşım bozuklukları gibi patolojik durumlar, venöz anatominin ayrıntılı bir şekilde anlaşılmasından faydalanabilir.

                    Boyun bölgesini ilgilendiren ameliyatlar, santral venöz kateterlerin yerleştirilmesi veya vasküler malformasyonların tedavisi gibi çeşitli klinik senaryolarda internal şah damarının anatomisini ve seyrini anlamak özellikle önemlidir.

                    Tarihçe

                    İç şah damarı vücuttaki en büyük damarlardan biridir. Beyinden ve boyundan oksijeni alınmış kanı kalbe geri taşır. Dahili şah damarı aynı zamanda merkezi venöz kateterizasyon ve şah damarı kanülasyonu gibi tıbbi prosedürler için en önemli damarlardan biridir.

                    İç şah damarı ilk olarak MS 2. yüzyılda Yunan hekim Galen tarafından tanımlandı. Galen, iç şah damarının kanı beyinden kalbe taşıdığına inanıyordu. Ayrıca iç şah damarının, bilinç ve hareketten sorumlu olduğu düşünülen “hayvan ruhları”nın ana kanalı olduğuna inanıyordu.

                    1. yüzyılda İtalyan hekim Andrea Vesalius, Galen’in şah damarı hakkındaki hatalarını düzeltti. Vesalius, iç şah damarının kanı beyinden ve boyundan kalbe geri taşıdığını gösterdi. Ayrıca iç şah damarının “hayvan ruhları” ile bağlantılı olmadığını da gösterdi.

                    İç şah damarı yüzyıllar boyunca önemli bir araştırma odağı olmaya devam etmiştir. 19. yüzyılda Fransız doktor Claude Bernard, iç şah damarının kan basıncını ölçmek için kullanılabileceğini keşfetti.

                    1. yüzyılda bilim insanları iç şah damarını anlama konusunda önemli ilerlemeler kaydetti. İç şah damarının beyinden toplardamar dönüşü için çok önemli bir damar olduğunu keşfettiler. Ayrıca iç şah damarının kan basıncı ve kalp atış hızındaki değişikliklere çok duyarlı olduğunu da keşfettiler.
                    1. yüzyılda Fransız doktor Jean-Baptiste Bouillaud, iç şah damarının bir tümör tarafından sıkıştırılabileceğini keşfetti. Bouillaud belirtisi olarak bilinen bu durum artık boyun tümörlerinin teşhisinde kullanılıyor.
                    2. yüzyılda Amerikalı doktor William Stewart Halsted, göğüs kasları ve iç şah damarı da dahil olmak üzere memenin tamamının alınmasını içeren cerrahi bir prosedür olan radikal mastektomiyi geliştirdi. Halsted, iç şah damarının meme kanserinin yayılmasında önemli bir yol olduğuna inanıyordu, ancak o zamandan beri bu inancın yanlış olduğu kanıtlandı.
                    3. yüzyılda Alman doktor Werner Forssmann, iç şah damarına kateter yerleştiren ilk kişiydi. Forssmann’ın deneyi başlangıçta meslektaşları tarafından kınandı, ancak sonunda sıvıları ve ilaçları kan dolaşımına iletmek için kullanılan yaygın bir tıbbi prosedür olan merkezi venöz kateterizasyonun geliştirilmesine yol açtı.

                    İnternal juguler ven, santral venöz kateterizasyon için en yaygın bölgedir.
                    İç şah damarı aynı zamanda filmlerde ve televizyon programlarında vampir ısırıklarının yaygın bir bölgesidir.

                    Kaynak

                    1. Gray, Henry. “Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice.” 42nd ed., Elsevier, 2020.
                    2. Standring, Susan. “Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice.” 41st ed., Elsevier, 2016.
                    3. Moore, Keith L., T.V.N. Persaud, and Mark G. Torchia. “The Developing Human: Clinically Oriented Embryology.” 10th ed., Elsevier, 2015.