Görsel ve Dokunsal Hafızamız, İşitsel Hafızamızdan Daha Güçlü

Bir Çin atasözü der ki; “Duyarım ve unuturum; görürüm ve hatırlarım.”

Bu sabah işe giderken radyoda duyduğunuz konuşmayı hatırlıyor musunuz? Ya da eşinizin söylediği ve akşam eve dönerken manavdan almanız gereken şeyleri hatırlıyor musunuz? Muhtemelen hatırlamıyorsunuz.

University of Iowa’dan araştırmacıların yürüttüğü bir çalışmada, söz konusu hafıza olduğunda, duyduğumuz şeyleri gördüğümüz ya da dokunduğumuz şeyler kadar iyi hatırlamadığımız bulgusuna ulaşıldı.

Hafıza için beynimizin parçalarının birbirine entegre bir biçimde bağlı olduğunu düşünme eğilimindeyizdir. Fakat, PloS One ‘da yayımlanan araştırmanın bulgularına göre, beynimiz bilgiyi işlemek için ayrı örgüler kullanabilir. Dahası, bu çalışmaya göre, beyin işitsel bilgiyi, görsel ve dokunsal bilgiden farklı bir şekilde işleyebilir ve hafızayı güçlendirmek için alternatif stratejilerin (mental tekrarlama gibi) geliştirilmesi gerekebilir.

100’den fazla katılımcının yer aldığı çalışmada, katılımcıların görsel, işitsel ve dokunsal duyulardan en az hatırlama eğilimi gösterdiklerinin işittikleri sesler olduğu bulgusuna erişildi.

Çalışma kapsamında yürütülen deneylerin birinde araştırmacılar, kısa süreli hafızayı test ederek, katılımcılara çeşitli kırmızı karelere bakarken ve avuçlarındaki alüminyum çubukla oluşturulan düşük titreşimleri hissederken kulaklıktan gelen kusursuz sesleri dinlemelerini istediler. Her ses, kare ve titreşim arasında 1 ila 32 saniyelik zaman boşlukları bırakıldı.

Ayrıca, zaman boşlukları arttıkça hafızanın zayıfladığı, bu zayıflamanın sesler söz konusu olduğunda en yüksek değeri aldığı ve zayıflamanın işitilen sesten 4 ila 8 saniye gibi kısa bir sürede başladığı görüldü.

Bu kısa süre, not alınmayan bir telefon numarasının unutulmasına benzer bir zaman olarak ifade edilebilir. Eğer birisi size numarasını verirse, numarayı hemen aramayı denerseniz genellikle unutmadan arama yapabilirsiniz. Ancak numaranın size söylendiği andan sonra araya başka bir iş sıkıştırdığınızda, muhtemelen bu numarayı unutursunuz.

İkinci deneyde ise araştırmacılar katılımcıların hafızalarını her gün karşılaşabilecekleri şeyler kullanarak test ettiler. Bunun için de katılımcılara; köpek havlaması sesi dinletildi, bir basketbol maçının sessiz videoları izletildi ve katılımcıların gözleri kapatılarak bazı bilindik nesnelere (örneğin kahve kupası gibi) dokunmaları istendi. Deney sonucunda, bir saat  ve bir hafta arasında, katılımcıların duydukları sesleri hatırlamakta oldukça kötü oldukları, fakat görsel sahneler ve dokunsal nesnelerde neredeyse aynı hatırlama yüzdesini gösterdikleri bulgusuna ulaşıldı.

Her iki deney de beynimizin sesi işleme ve kaydetme biçiminin diğer hafıza türlerini işleme ve kaydetme biçimlerinden farklılık gösterebileceğini ortaya koyuyor.

Deneyler, özellikle eğitim alanında farklı öğretim zenginleştirme tekniklerinin kullanılması gerektiğinin önemine vurgu yapıyor. Geçmişte yapılan çalışmalar, insanların duydukları sesleri o seslerle ilişkili kelimeleri gördüğünde hatırlama yetilerinin yalnızca sesleri işittiklerindeki hafızalarından daha güçlü olduğunu ortaya koyarak üstün görsel bellek sahibi olabileceklerine işaret etmişti. Yapılan bu çalışma da geçmişte elde edilen bulgularla uyumluluk gösteriyor.

Öte yandan, araştırma, dokunduğumuz ya da gördüğümüz şeyleri hatırlamamızın hemen hemen aynı hatırlama kapasitesini ortaya koyduğunu gösteren ilk çalışma olma özelliğinde. Peki bu oldukça tahmin edilebilir bulgular neden önem arz ediyor? Çünkü yapılan deneyler, örneğin maymunlar ve şempanzeler gibi insan olmayan primatların da görsel ve dokunsal hafıza görevlerinde benzer başarıyı gösterdiklerini, ancak işitsel görevleri hatırlamada güçlük çektiklerini ortaya koyuyor.  Bu gözlemlere dayanarak, insanlardaki sesleri hatırlama güçlüklerinin evrimsel bir kökenden kaynaklanmış olabileceğini ve bu durumun primat beyninin evriminin bir parçası olabileceğini söyleyebiliriz.


Araştırma Referansı:

– Bigelow, James, and Amy Poremba. “Achilles’ ear? Inferior human short-term and recognition memory in the auditory modality.PloS one 9, no. 2 (2014): e89914.

Orjinal yazı: Bilimfili

Kas Geliştirmek İçin Daha Ağır Kaldırmaya Gerek Yok

Kas Geliştirmek İçin Daha Ağır Kaldırmaya Gerek Yok

Vücut geliştirme sporu içerisinde genel olarak daha ağır kaldırmanın kas gelişimine daha çok yardımcı olacağı düşünülür. Fakat bu yaygın görüşün aksine, McMaster University’den bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre, eğer bitkinlik derecesine gelene kadar ağırlık kaldırıyorsanız, ağır ya da hafif ağırlıklar kullanmanız fark etmeksizin muhtemelen kaslarınızı geliştiriyorsunuzdur. Yani bir başka deyişle, yalnızca daha yüksek ağırlıkları kaldırarak değil, düşük ağırlıklarla çok tekrar yaparak da kasların gelişmesinde aynı etkiyi yaratmak mümkün.

Peki bu durum ne ile alakalı olabilir?

McMaster University’de kas bilim profesörü Stuart Phillips’e göre, bitkinlik bu noktada büyük bir dengeleyici rol üstleniyor. Yani önemli olan, geliştirilmek istenen kas grubu çalışılırken hafif ya da ağır ağırlıklar kullanılması fark etmeksizin ‘dermansız kalana kadar’ ağırlık kaldırmak.

Yapılan araştırma kapsamında bilim insanları, deneyimli erkek vücut geliştirme sporcularından olan 2 grubu 12 haftalık programa dahil ettiler. Bu program içerisinde katılımcıların beslenmeleri de kontrol altında tutuldu. Birinci gruptaki sporcular 12 hafta boyunca, kaldırabildikleri en yüksek ağırlıkların yarısı kadar ağırlıklarla 20-25 tekrarlı setler ile antrenman yaptılar. İkinci gruptaki sporcular ise 12 hafta boyunca, kaldırabildikleri en yüksek ağırlıkların %90’ı kadar ağırlıklarla 8-12 tekrarlı setler ile antrenman yaptılar. Ayrıca her iki gruptaki sporcular da antrenmanları sırasında güçleri tükenene kadar setlerine devam ettiler.

Uygulanan 12 haftalık program sonrasında bütün sporcuların kan ve kas örnekleri alınıp kas kütleleri ve kas liflerinin büyüklüklerindeki değişim ölçüldü. Sonuçlar her iki gruptaki değişimin de aynı olduğunu gösteriyordu. Araştırmacıların deyimiyle: ‘’Kas kütlesinin dolaylı ölçütü olan yağsız vücut kütlesindeki ve kas alanının doğrudan ölçütü olan kas lifi CSA’daki artış açısından, yüksek ve düşük tekrarlar uygulanan her iki grupta da herhangi bir farklılığa rastlanmadı.’’

Her ne kadar daha yüksek ağırlıkla çalışmanın daha faydalı olduğuna yaygın olarak inanılsa da yapılan bu araştırma ile spor salonlarındaki bu dedikodunun pek de doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Bu araştırmanın sonuçları ile daha önceden yapılmış ve benzer sonuçları ortaya koymuş araştırmaların sonuçları birleştirildiğinde, konu kas geliştirme olduğunda aslında ağırlıkların pek de bir önemi olmadığı görülüyor. Fakat bu durumun sebebinin daha iyi anlaşılması ve yapılan bu sonuçların doğrulanması için yeni araştırmaların yapılmasına ihtiyaç var.


İlgili Makale : Morton R, Oikawa S, Wavell C, Mazara N, McGlory C, Quadrilatero J. Neither load nor systemic hormones determine resistance training-mediated hypertrophy or strength gains in resistance-trained young men. Journal of Applied Physiology, 2016.

Kaynak:

  • Lecia Bushak (July 13, 2016), Lifting Weights, Both Light And Heavy, Can Help You Build Muscle Mass And Fiber Size: Study, Medical Daily, Retrieved on 25 August 2016 from http://www.medicaldaily.com/lifting-weights-dumbbell-size-build-muscle-391825?rel=most_read
  • Orjinal Yazı: Bilimfili

Kişisel psikolog uygulaması HelloMind ile tanışın

hellomind2

Güzel bir uykunun ardından gözlerimizi açtık. Günün yoğun koşuşturmacasına başlamadan yapmak istediğimiz ilk şey güzel bir kahvaltı. Lakin aklımıza bir anda günün yoğunluğu, yapılacak işler geldi. İş yerine giderken yolda çekeceğimiz trafik, şehrin gürültü ve kargaşası. Henüz hiçbir iş yapmadan bunları düşünmek bile sizi yormuş ve strese sokmuş olabilir. Sizde böyle düşünenlerdenseniz HelloMind’a merhaba diyin.

Jacob Strachotta 20 yıllık tecrübeye sahip bir Hipnoterapist ve aynı zamanda uygulamadan sorumlu kişi. Uygulamanın çıkış noktası Strachotta’nın hipnoz tekniği. Bu uygulam, tekniğin insanlar üzerinde olan faydalarını deneme imkanı sunuyor. Bu uygulamadan sonra. kullanıcıların ekstra bir terapiste veya terapiye ihtiyaç duymayacağı söyleniyor Peki tam olarak sistem nasıl işliyor?

hellomind

Uygulamanın asıl amacı beynimizin duygusal bölümünün aldığı karar mekanizmasına olumlu etkilerde bulunup bizi duygusal olarak kötü hissettiren durumlardan kurtarmak. Öncelikle kullanıcının yapması gereken ilk şey ihtiyaç duyduğu veya kendisinde çok fazla hissettiği bir problemi en azından hafifletmek adına terapi seçeneklerinden kendisine uygun olanı seçmek. Uygulama içindeki tedavi seçenekleri hiç de azımsanmayacak seviyede. Kullanıcılar stres, kaygı, kilo, uyku, motivasyon ve kişisel güven gibi seçeneklerden birini seçerek ilk adımı geçmiş oluyor.

Bu adımın ardından kullanıcı alt seçeneklerde seçeceği opsiyon ile ikinci adımı da tamamlamış oluyor. Uygulama içinde ana başlıkların altındaki alt başlıklar ile beraber toplam 250 farklı tedavi çeşidi sunuyor. Bu da uygulamanın ne derece geniş bir yelpazede olduğunun ve hitap ettiği kitlenin ne derece büyük olduğunun bir göstergesi. HelloMind şehrin kargaşasından ve stresten biraz da olsa uzaklaşmak ve kendini daha hissetmek isteyenler için farklı bir tecrübe olabilir.

  • Fiyat Ücretsiz
  • Boyut 13,3 MB
  • Yükle App Store

Kaynak:

Log