En Garip Antibiyotik Kaynakları

En Garip Antibiyotik Kaynakları

Antibiyotikler sayesinde insan hayatı eskiye göre artık daha uzun. Bilim insanları, insanların hastalıklara yakalanmalarını ve ölmelerini engellemek için çoğu kişinin aklına bile gelmeyecek çoğunlukla kirli ve pislik içindeki yerlerde bakterileri öldürecek ilaçları arıyorlar.

Günümüzde kullanılan birçok ilaç acayip diyebileceğimiz yerlerde keşfedildi. Bu gelenek, Alexander Fleming’in 1928’de ilk antibiyotik olan penisilini keşfetmesine dayanır. Fleming yanlışlıkla bir petri kabının kapağını açık bırakınca bakterileri öldüren bir çeşit küfün bu ortamda geliştiğini fark etmişti. Bir başka önemli antibiyotik olan vankomisin 1952’de Borneo’dan gönderilen bir çamur örneğinin içinde bulundu. Çok kullanılan bir başka antibakteriyel ilaç olan sefalosporinler 1948’de Sardinya’daki lağımlarında bulundu.

Biz de bilim insanlarının beyaz önlükler içinde, pırıl pırıl laboratuvarlarda çalıştıklarını sanıyorduk.

Uzun zamandır kullanılan antibiyotiklere dirençli bakterilerin hızla yayılması, yeni antibiyotiklerin bulunmasını önemli hale getirdi. Araştırmacıların büyük çaba sarf ederek kimsenin aklına gelmeyecek yerlerde antibiyotikleri aramasının asıl sebebi de bu. Araştırmaların pis yerlerde yaşayan hayvanlara veya bakterilere yoğunlaşması, bu canlıların o ortamlarda yaşamaları için bazı özelliklere sahip olması gerektiği fikrinden kaynaklanıyor. Bu özelliklere doğuştan sahip olabilirler ya da bazı antibiyotik canlılarla birlikte yaşıyor olabilirler. Örneğin kedi balığının yaşadığı ortamlarda yediği yiyeceklerden bakteri kapmaması için antibakteriyel özelliği olan mukus (sümük) sıvısına ihtiyacı vardır. Kedi balığının bu tür ortamlarda hayatta kalabilmesi doğal olarak araştırmacıların dikkatini çekmiş ve sonucun bazı antibiyotikler keşfedilmiş.

Hamam böceği beyni

antibiyotikler-nerede-bulunur-hamam-bocegi-bilimfilicom
Hamam böceklerini seven var mıdır? Sevmeseniz de sizi bazı tehlikeli hastalıklardan koruyabilirler. 2010’da yapılan bir araştırmaya göre , İngiltere’deki Nottingham Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ezilmiş hamam böceği beyninden çıkan bir salgının bazı tehlikeli bakterileri öldürdüğünü açıkladı. Beyin zarı iltihabına yol açan ve metisiline karşı dirençli Staphylococcus aureus (MRSA)’a sebep olan Escherichia coli (E. Coli) de bu bakterilere dahil. Bu salgının MRSA’ya olan etkisi iyi haber, çünkü ‘”süper mikrop” olarak bilinen bakteri çoğu antibiyotiğe karşı dirençli.

Araştırmanın yazarlarından Naveed Khan’a göre arkadaşlarıyla böcekler üzerine çalışma fikrini geliştirmeleri Ortadoğu’dan dönen askerlerde görülen sıra dışı enfeksiyonların aynı bölgede yaşayan çekirgelerde görülmediğini fark etmelerine dayanıyor. Khan hamam böceklerinin yaşadıkları pislik dolu kanalizasyonlarda bakterilerle ve parazitlerle nasıl başa çıktıklarını hayretler içinde izlediklerini söylüyor.

Hamam böceği deyip geçmeyin. Hayatınızı kurtaran ilacın kaynağı olabilirler.

Yayın Balığı Sümüğü

antibiyotikler-nerede-bulunur-yayin-baligi-bilimfilicom
Bir dip balığı olan yayın balığı sürekli olarak hastalığa sebep olan mikroorganizmalara maruz kalır. Pis çamurun içinde mikroplardan etkilenmemesi bilim insanlarının dikkatini çekmiş. Sonunda, derisinden salgıladığı sümüğün yaşadığı çevrede bulunan gizemli mikroplara karşı yayın balığını koruduğunu keşfetmişler.

World Applied Sciences Journal’da 2011’de yayınlanan bir çalışmada, Hintli araştırmacılar ülkenin Parangipettai kıyı bölgesinde yaşayan yayın balıklarının derilerindeki mukus sıvısını (sümüğü yani) toplamışlar ve 10 farklı tipteki hastalık bulaştırıcı bakteri ve10 farklı mantar türü üstündeki etkisini denemişler. Yayın balığı sümüğünün, E. Coli ve akciğerlere zarar veren Klebsiella pneumoniae bakterileri de dahil olmak üzere, çeşitli bakterilerin insanlara olan zararlarını azaltmakta çok etkili olduğu sonucuna varmışlar.

Timsah Kanı

antibiyotikler-nerede-bulunur-timsah-bilimfilicom
Timsahlardan korkar mısınız? Peki, timsahların bağışıklık sistemlerinin çok güçlü olduğunu biliyor muydunuz? Timsahlar bölgelerini korumak için diğer timsahlarla sürekli savaşır ve yaralanır. Bu yaralanmaların enfeksiyona neden olması gerekir, ama hiç bir şey olmaz. Bu yaraların bu kadar hızlı iyileşmesi bilim insanlarının dikkatini çekmiş. Timsahları deri çanta ya da kemer olarak değil, şeker hastalığı yaralarının, ileri derece yanıkların, hatta süper mikropların neden olduğu enfeksiyonlarla savaşmak için kullanılabilecek güçlü yeni antibiyotiklerin değerli kaynağı olarak görmeye başlamışlar.

2008’de McNeese State Üniversitesi ve Louisiana State Üniversitesi araştırmacılarının gerçekleştirdiği bir çalışmada timsahlarınakyuvarları incelenmiş. Timsah akyuvarından alından proteinlerin, bilinen ilaçlara son derece dirençli olan MRSA’nın da aralarında bulunduğu insanları tehdit eden birçok bakteriyi öldürebildiğini ortaya çıkarmışlar. Şimdi ise, mikropların yüzeyine cırt cırt gibi yapışıp, mikropların dış çeperinde delik açarak onları öldürdüğü söylenen özel bir timsah kanı proteinini çoğaltmaya çalışıyorlar.

Okyanus Çökeltisi

antibiyotikler-nerede-bulunur-Anthracimycin-bilimfilicom
Şarbon mikrobu kurbanının akciğerlerinde ölümcül bir sıvı birikmesine neden olur, korkunçtur. Amerika Birleşik Devletleri’nde 2001’de kötü niyetli bir şahıs tarafından gönderilen bir dizi şarbon mikrobu bulunan mektup 11 kişinin hastanelik olmasına ve nihayetinde beşinin ölmesine neden olmuştu.

Her ne kadar şarbon enfeksiyonları siprofloksasin gibi antibiyotikler tarafından tedavi edilebilse de, dirençli şarbon türlerinin ortaya çıkması mümkün. İşte bu nedenle San Diego’da bulunan Trius Thesapeutics ile birlikte çalışan Scripps Deniz Biyoteknoloji ve Biyotıp merkezindeki araştırmacılar şarbonu öldürebilecek anthracimycin adlı bileşeni keşfettikleri için çok heyecanlılar.Anthracimycin yapılan ilk testlerde hem şarbona hem de MRSA’ya karşı epey etkili olduğu ortaya çıkmış. Anthracimycin’in Santa Barbara, Kaliformiya açıklarındaki okyanus çökeltilerinin içinde gizlenmiş bir mikroorganizma tarafından üretildiği keşfedilmiş.

Hiç beklenmedik bir yerden gelmesinden olacak ki, anthracimycin’in kimyasal yapısı varolan diğer antibiyotiklerinkinden çok farklı. Bu özelliği muhtemelen mikropların direnç göstermesini daha zor hale getiriyor.

Kurbağa Derisi

antibiyotikler-nerede-bulunur-kurbaga-derisi-bilimfilicom
Büyük patlak gözleri ve uzun dilleri komik gelebilir ama görünüşü sizi aldatmasın. Yaklaşık 300 milyon yıldır ortalarda olan ve kirli atıklı su kanallarında bile gelişebilen kurbağalar, şaşırtıcı derecede dirençli hayvanlardır. (Gerçi bazen küf mantarı salgınından dolayı topluca ölebilirler.) Bu nedenle araştırmacılar, insanları hastalıklara karşı koruyan yeni bir antibiyotiğin potansiyel kaynağı olarak kurbağa derilerini daha doğrusu üzerindeki kimyasalları araştırmaya başlamışlar.

2010’da American Chemical Society’nin bir toplantısında Birleşik Arap Emirlikleri Üniversitesi araştırmacıları 6000 farklı kurbağa türünü inceledikten sonra bakteri öldürme potansiyeline sahip hatta ilaç bile yapılabilecek 100’den fazla madde bulduklarını açıkladılar. Kurbağa derisinin üzerindeki kimyasallardan antibiyotik geliştirmek ince bir ustalık gerektiriyor. Çünkü bu kimyasallardan bazıları insan hücrelerini bakterileri zehirlediği gibi zehirleyebilir. Araştırmacılar bu kimyasalların molekül yapılarını değiştirerek bakteri öldürme özelliklerini koruyup insanlar için daha az tehlikeli yapmaya çalışıyorlar.

Panda

antibiyotikler-nerede-bulunur-panda-bilimfilicom
Büyük ve tombul vücutlarıyla, siyah beyaz yüzleriyle sürekli bir gülümseme halinde olan pandalar, sevimlilik ve tatlılığın somut bir örneği. Ama sevimli olmalarının ötesinde antibiyotik kaynağı da olabilirler. Çin Nanjing Tarım Üniversitesi’nde soyları tehlikede olan hayvanların DNA’larını araştırılmış ve kanlarında Cathelicidin-AM adında bakteri ve mantarlara karşı savaşan güçlü bir antibiyotik tespit edilmiş.

Bu kimyasal o kadar güçlü ki bakterileri bir saatten kısa bir süre içinde yok ediyor. Günümüzde kullanılan diğer antibiyotiklerden altı kat daha hızlı yani. Araştırmacılar şimdi bu kimyasalın insanlarda nasıl kullanılabileceği üzerinde çalışıyorlar. Vahşi ortamdaki sayıları tahminen 1600 civarı olan pandalardan kan örneği almak pek uygun değil, bu yönden şanslılar. Ama araştırmacıların da aslında gerçek panda kanına ihtiyaçları yok, çünkü yapay olarak laboratuvarda üretilebiliyor.

Yaprak Kesen Karıncalar

antibiyotikler-nerede-bulunur-yaprak-kesen-karinca-bilimfilicom
Güney Amerika’daki yağmur ormanlarında yaşayan yaprak kesen karıncaların ünü kendi vücutlarının iki katı büyüklüğündeki yapraklar parçalarını taşıyabilmelerinden gelir. Ama ilaç araştırmacılarının ilgisini çekmelerinin nedeni karıncaların aynı zamanda mikroplara karşı oldukça dirençli olmasıdır. Nasıl oluyor da mikroplara bu kadar dirençli olabiliyorlar? Bu sorunun yanıtı karıncaların yer altına taşıdıkları yaprakların çürüyüp mantar bahçesine dönüşmesinde ve bunun besin kaynağı olarak kullanılmasında saklı.

Karıncaların bedenlerinde yiyeceklerini istenmeyen mikroplardan ve parazitlerden koruyan antibiyotik üreten İngiliz araştırmacılar, doktorların enfeksiyon riski taşıyan hastalara uyguladığı çoklu antibiyotik tedavisine benzer biçimde karıncaların bir çok antibiyotiği ürettiklerini ve kullandıklarını keşfetmişler.
Karıncaların ürettiği kimyasallardan biri antifungal olarak modern tıpta kullanılan ilaçlara benziyor. Araştırmacılar insan hastalıklarına karşı savaşan tamamen farklı yeni bir bileşik bulmayı umuyorlar.


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • HowStuffWorks. “10 Weirdest Sources for Antibiotics“. <http://science.howstuffworks.com/life/cellular-microscopic/10-weirdest-sources-antibiotics.htm#page=0>
  • Ramasamy Anbuchezhian. C. Gobinath and S. Ravichandran Antimicrobial Peptide from the Epidermal Mucus of Some Estuarine Cat Fishes World Applied Sciences Journal 12 (3): 256-260, 2011 ISSN 1818-4952 © IDOSI Publications, 2011
  • Barke J, Seipke RF, Gruschow S, Heavens D, Drou N, Bibb MJ, Goss RJM, Yu DW, Hutchings MI. A mixed community of actinomycetes produce multiple antibiotics for the fungus farming ant Acromyrmex octospinosus. BMC Biology, 2010, 8:109 DOI:10.1186/1741-7007-8-109
  • Donald P. Levine Vancomycin: A History of Medicine, 4201 St. Antoine, Ste. 5C, Detroit, MI 48201 (dlevine@med .wayne.edu). Clinical Infectious Diseases 2006; 42:S5–12 2005 by the Infectious Diseases Society of America. All rights reserved. 1058-4838/2006/4201S1-0003$15.00

Arterya ilyaka kommunis

Ortak iliak arterin etimolojisi ve tarihçesi anatomik konumu ve işleviyle ilişkilidir. “İliak” kelimesi Latince “ilia” kelimesinden gelir ve “yan” ya da “kasık” anlamına gelir; bu da arterin pelvisin hangi bölgesinden geçtiğini ifade eder. “Ortak” kelimesi, arterin sırasıyla alt ekstremite ve pelvik organlara kan sağlayan dış ve iç iliyak arterler olmak üzere iki dal tarafından paylaşıldığını gösterir. Ortak iliak arter, abdominal aortun dördüncü lomber vertebra seviyesinde ikiye ayrıldığı nokta olan aortik bifurkasyondan kaynaklanır. Ortak iliak arter sakroiliak eklemin önünde sonlanır ve burada iki dala ayrılır. Ateroskleroz, anevrizma, travma veya konjenital anomalilerden etkilenebildikleri için ortak iliyak arter ve dalları vasküler cerrahi için önemli damarlardır.

 Arterya ilyaka interna ile arterya ilyaka externa‘nın ortak atardamar kökü. (bkz: arterya) (bkz: ilyaka) (bkz: kommunis 

Ortak iliyak arter stenozu, pelvis ve bacaklara kan sağlayan büyük bir kan damarı olan ortak iliyak arterin daralması anlamına gelir. Bu durum tipik olarak yağ, kolesterol, kalsiyum ve diğer maddelerden oluşan plağın arterlerin iç duvarlarında biriktiği bir hastalık süreci olan aterosklerozdan kaynaklanır. Zamanla bu plak sertleşir ve arterleri daraltarak kan akışının azalmasına neden olur.

Nedenleri

Ortak iliak arter stenozunun ana nedeni aterosklerozdur, ancak diğer potansiyel nedenler şunlardır:

  • Fibromüsküler displazi: arter duvarlarındaki hücrelerin anormal büyümesi veya gelişmesi ile karakterize bir durum olup daralmalarına neden olabilir.
  • Takayasu arteriti: Arterlerin daralmasına neden olabilen nadir bir vaskülit (kan damarlarının iltihabı) türü.
  • Doğuştan anormallikler: Bazı insanlar daralmış iliak arterlerle doğabilir.
  • Pelviste yaralanma veya travma: Bu durum arterlere zarar verebilir ve darlığa yol açabilir.

Risk Faktörleri

Ateroskleroz ve dolayısıyla yaygın iliyak arter stenozu için risk faktörleri şunlardır:

  • Yüksek kan basıncı
  • Yüksek kolesterol
  • Sigara içmek
  • Diyabet
  • Obezite
  • Ailede kalp hastalığı öyküsü
  • Ateroskleroz yaşlı bireylerde daha yaygın olduğu için yaş
  • Hareketsiz yaşam tarzı
  • Hastalığın ilerlemesini önlemek için bu risk faktörlerini kontrol etmek çok önemlidir.

Semptomlar

Yaygın iliak arter stenozunun belirtileri daralmanın şiddetine bağlıdır ve hafif vakalarda hiçbir belirti olmamasından egzersiz sırasında kalça veya bacaklarda ağrıya (topallama olarak bilinir), erkeklerde erektil disfonksiyona veya ciddi vakalarda kritik uzuv iskemisine kadar değişebilir.

Teşhis ve Tedavi

Teşhis genellikle ultrason, BT anjiyografi veya MR anjiyografi gibi görüntüleme testlerini içerir. Tedavi, yaşam tarzı değişikliklerini (diyet ve egzersiz gibi), yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerini kontrol etmek için ilaç tedavisini ve bazen kan akışını iyileştirmek için endovasküler veya cerrahi prosedürleri içerebilir.

Kaynak:

Aboyans V, Ricco JB, Bartelink MEL, et al. 2017 ESC Guidelines on the Diagnosis and Treatment of Peripheral Arterial Diseases, in collaboration with the European Society for Vascular Surgery (ESVS). Eur Heart J. 2018;39(9):763-816.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Hamamböceği Sütü Geleceğin Süper-Besini Olabilir

Hamamböceği Sütü Geleceğin Süper-Besini Olabilir

Uluslar arası bilim insanlarından oluşan bir araştırma grubu, hamamböceklerinin orta midelerinde bulunan bir protein kristalini sekansladılar. Peki ama neden?

Çünkü hamamböceklerinin çoğu aslında süt üretmeseler de, bilinen tek doğum yapan hamamböceği türü olan Diploptera punctate, protein kristalleri içeren bir çeşit süt ile bebeklerini besliyor. Hamamböceği sütü, besi hayvanlarının sütüne kıyasla 3 kattan daha fazla besin içeriyor. Bilim insanlarına göre; gelecekte büyüyen popülasyonların beslenebilmelerinde, hamamböceği sütü büyük öneme sahip olabilir.

Bir böceğin süt üretmesi gerçekten de oldukça etkileyici. Fakat bilim insanlarını etkileyen gerçek biraz daha farklı; çünkü bu protein kristallerini her biri, aynı miktardaki bufalo sütüne kıyasla üç kattan daha fazla enerji içeriyor. Aynı zamanda yine günlük sütlere kıyasla kalorisi daha yüksek.

Açık bir şekilde, bir inekten süt sağar gibi hamamböceğini sağmak, çok gerçekçi bir seçenek değil. Bu sebeple bilim insanları, bu süt proteini kristallerini üretmekten sorumlu genlerisekansladılar ve laboratuvarda bu sütün üretilip üretilemeyeceğini araştırıyorlar.

Araştırmacılardan Sanchari Banerjee’ye göre; bu kristaller eksiksiz birer besin gibiler. Protein,yağ ve şeker içeriyorlar. Bu protein sekanslarına bakınca, bütün gerekli aminoasitlere sahip oldukları da görülüyor.

Bu süt yalnızca kalori-besin açısından yoğun değil, aynı zamanda yavaş salınımlı. Bu süt içerisindeki protein sindirildiği zaman, kristal eşdeğer oranda daha fazla protein salıyor ve sindirimin devamlılığını sağlıyor.

Bir şeyi bu noktada vurgulamakta fayda var. Bu yoğun protein kaynağı, kilo vermeye çalışanlar için uygun olmayacak gibi görünüyor ve muhtemelen de birçok batı beslenme şekli için bu besine gerek duyulmayacak. Çünkü hali hazırda batı beslenme şeklinde, insanlar günlük çok fazla kalori alıyorlar.

Fakat her gün yeteri kadar kaloriyi almakta güçlük çekenler için, hamamböceği sütü oldukça çabuk ve kolay bir yöntem olabilir. Oldukça küçük porsiyonlarda gerekli kalori ve besinin alınması sağlanabilir. Özellikle spor yapanların kullandıkları protein tozları ve aminoasit haplarına da alternatif olabilir.

Şimdi, bilim insanları sekansa sahipler ve bu kristali oldukça fazla miktarlarda üretmeyi umut ediyorlar. Tabii ki bu yöntem, hamam böceklerinin midelerinden kristalleri çıkartmaktan çok daha verimli.


İlgili Makale: Sanchari Banerjee, Nathan P. Coussens, François-Xavier Gallat, Nitish Sathyanarayanan, Jandhyam Srikanth, Koichiro J. Yagi,f James S. S. Gray, Stephen S. Tobe, Barbara Stay, Leonard M. G. Chavasd, and Subramanian Ramaswamya, Structure of a heterogeneous, glycosylated, lipid-bound, in vivo-grown protein crystal at atomic resolution from the viviparous cockroach Diploptera punctata UCrJVolume 3| Part 4| July 2016| Pages 282-293 ISSN: 2052-2525 doi:10.1107/S2052252516008903 BIOLOGY | MEDICINE

Kaynak: Bilimfili

Herkes Size Gülüyorken Beyniniz Buna Nasıl Tepki Veriyor?

Herkes Size Gülüyorken Beyniniz Buna Nasıl Tepki Veriyor?

Gülme eylemini genellikle sevinç ve neşenin bir yansıması olarak görürüz, ancak bazı durumlarda bu eylem alaycılık gibi olumsuz anlamları da barıdırıyor. Social Neuroscience ‘da yayımlanan bir araştırma şöyle başlıyor: “Birisinin sizi değersiz bir kişilik olarak tanımladığını hayal edin.” Oldukça yaralayıcı bir durum. Ancak devam edin, şimdi de; bir grup insanın bu duruma şahit olduğunu ve size güldüğünü hayal edin. Peki kendinizi aşağılanmış hissetmenize sebep olan ve bir de bu durumunuza gülen bir kalabalığın etrafınızda olduğu böylesi anlarda beyninizde neler oluyor?

46 katılımcının yer aldığı çalışmada, katılımcılar tek seferde ekranda 60 adet aşağılayıcı ve 60 adet övgü içeren cümleyi okudular. Aşağılayıcı cümlelerin (örneğin; “Asosyal ve sinir bozucu bir insansın”) ve övgülerin (örneğin; “Güçlü ve bağımsız bir insansın”) yarısında her ekran; altında rol yapan kalabalık bir grup silüeti gösterilerek sunuldu. Övgü ya da aşağılama içeren cümlelerin ardından son ekranda;“ve onlar da senin hakkında aynı şeyi düşünüyor”cümlesiyle birlikte 2 saniye boyunca süren kahkaha sesi verildi.  Tüm bu süreç boyunca, araştırma ekibi EEG kullanarak katılımcıların beyin dalgalarını kaydettiler.

Aşağılayıcı cümlelerin işitilmesinin ardından, katılımcıların beyinlerinde övgü dolu cümlelere kıyasla oldukça yüksek duygusal işlem işaretleri görüldü. Ve dahası, aşağılayıcı durumlara, bir grup kalabalığın da kahkahayla eşlik etmesi; bu duygusal işlem aktivitesinin övgü dolu durumlara kıyasla daha güçlü ve daha uzun sürmesine sebep oluyor.

Bir övgü duyarsınız ve üzerine çok fazla düşünmeden devam edersiniz. Fakat aşağılayıcı bir söz, kendisini beyninizde hapsediyor ve bu sözün anlamı üzerine övgü dolu bir sözün anlamına harcadığınızdan daha fazla zaman harcayarak düşünüyorsunuz. Ve araştırma; insanların bir de size güldüğünü hissettiğinizde bu etkinin çok daha güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Bunun; olumsuzun olumluya kıyasla daha güçlü yerleşme eğiliminde olduğunu belirten bir kavram olan olumsuzluk ön yargısının nörolojik bir örneği olduğunu düşünebilirsiniz. Şöyle ki; çoğunlukla olumlu performans gösterdiğiniz bir işte, kendinize yönelik birkaç olumsuz eleştiri almanız sonrasında bu eleştirilere takılıp kaldığınız durumlarda olumsuzluk ön yargısı deneyimlemiş olursunuz.

Bir başka deyişle, beyniniz övgü dolu cümlelere kıyasla aşağılayıcı cümleleri işleme sürecinde daha uzun ve zorlu bir süreci işletiyor.


Araştırma Referansı: Otten, M., Mann, L., van Berkum, J., & Jonas, K. (2016). No laughing matter: How the presence of laughing witnesses changes the perception of insults. Social Neuroscience, 1-12 DOI: 10.1080/17470919.2016.1162194

Kaynak:

  • Jarret, C. “A laughing crowd changes the way your brain processes insults” http://digest.bps.org.uk/2016/05/a-laughing-crowd-changes-how-your-brain.html
  • Bilimfili