Artikulasyo genus

Diz, uyluk kemiği (femur) ile kaval kemiği (tibia) ve dizkapağı (patella) arasında kurulan, insan vücudunun en büyük ve en karmaşık sinovyal eklemidir. Türkçede “baldır kemiği” ifadesi günlük dilde çoğu kez fibulayı (kamış kemiği) karşılamakla birlikte, fibula tibiofemoral eklem yüzeyine doğrudan katılmaz; fonksiyonel olarak posterolateral stabiliteye, kas–bağ tutunmalarına ve proksimal tibiofibular ekleme katkı sağlar. Diz eklemi iki ana alt bileşenden oluşur: tibiofemoral eklem ve patellofemoral eklem. Bu birleşik yapı; geniş hareket açıklığını, yüksek yük taşıma kapasitesini ve ince ayarlı yönlendirmeyi aynı anda mümkün kılan, kapsül, bağ, menisküs ve kas-tendon komplekslerinden oluşan çok katmanlı bir stabilizatör ağıyla çalışır.

Terimler ve Kısaltmalar

Articulatio genus: Diz eklemi • ACL/PCL: Ön/Arka çapraz bağ • MCL/LCL: Medial/Lateral kollateral bağ • PLC/POL: Posterolateral/Posterior oblik kompleks • HTO: Yüksek tibial osteotomi • OATS: Osteokondral otogreft transferi • TTTG: Tibial tüberkül–trochlear oluk mesafesi.


Embriyoloji ve Gelişim

Diz, alt ekstremitenin mezenkimal “interzon”undan gelişir. Yaklaşık 7.–8. gebelik haftasında femur ve tibianın epifiz kıkırdak uçları şekillenir; kaviteleşme ile sinovyal boşluk oluşur. Menisküsler ve ön–arka çapraz bağlar (ACL, PCL) interzondan diferansiye olur; menisküslerin periferik kenarları başlangıçta damar bakımından zengindir, doğum sonrası özellikle iç üçte birlik bölgede damarlanma büyük ölçüde geriler. Patella birden çok ossifikasyon merkezinden çocuklukta kemikleşir; patellanın bipartit varyantı bu çoklu merkezlerin birleşmemesine bağlıdır.


Makroanatomi

Kemik Yüzeyler

  • Femur: Medial ve lateral kondiller, aralarında interkondiler çentik (notch); kondillerin eğriliği fleksiyon-ekstansiyon sırasında temas ve yönlendirmeyi belirler. Lateral kondilin daha çıkıntılı oluşu patellofemoral yiv (trochlea) geometrisini etkiler.
  • Tibia: Medial ve lateral plato (tibial kondiller) ile aralarında interkondiler eminens (tibial spine) bulunur; menisküslerin oturduğu marjinal rim ve çapraz bağların tibial tutunma izleri bu bölgede yer alır.
  • Patella: Trochlea ile eklemleşen en büyük sesamoid kemiktir; kuadriseps ile patellar tendonu arasında bir “makara” işlevi görerek moment kolunu artırır.

Eklem Kapsülü ve Sinovya

Kapsül dışta fibröz, içte sinovyal membrandan oluşur. Sinovya plicaları (mediopatellar, suprapatellar vb.) embriyolojik septaların kalıntılarıdır; hipertrofi ve impingement durumunda semptomatik hale gelebilir. İnfrapatellar Hoffa yağ yastığı, sinovyanın enine kıvrımlarını doldurur ve propriosepsiyona katkı sağlar.

Menisküsler

Medial ve lateral menisküsler fibro-kıkırdak yapıda, tip I kollajenin hâkim olduğu yarımay (C) ve daha dairesel (O) şekilli disklerdir. Kompresif yükleri dağıtır, temas alanını artırır, kaymayı yönlendirir ve proprioseptif geri bildirim sağlar. Periferik kırmızı-kırmızı bölge damar ve iyileşme potansiyeli açısından zengindir; beyaz-beyaz iç bölge avaskülerdir. Lateral menisküsün hareketliliği daha fazladır; meniskofemoral bağlar (Humphrey ve Wrisberg) PCL’e komşu seyreder.

Bağ Kompleksi

  • Ön Çapraz Bağ (ACL): Lateral femoral kondilin posteromedial yüzünden çıkarak tibianın ön interkondiler alanına tutunur; anteromedial ve posterolateral demetleri fleksiyon-ekstansiyon boyunca farklı gerilimlenir. Ön-arka translasyonu ve rotasyonu sınırlar.
  • Arka Çapraz Bağ (PCL): Medial femoral kondilin anterolateral yüzünden başlayıp tibianın arka interkondiler alanına uzanır; tibianın posterior translasyonunun başlıca kısıtlayıcısıdır.
  • Kollateral Bağlar: MCL (yüzeyel ve derin lifler) valgus ve dış rotasyon streslerine; LCL varus streslerine direnç sağlar.
  • Posteromedial köşe: Posterior oblik bağ (POL), semimembranozus expansions ve kapsül lifleri.
  • Posterolateral köşe (PLC): LCL, popliteus tendonu, popliteofibular bağ, arkuat kompleks ve ilişkili yapılar; rotasyonel stabilitede anahtar rol oynar.

Bursalar

Prepatellar, yüzeyel ve derin infrapatellar, pes anserinus, semimembranozus–gastroknemius ve subtendinöz bursalar en sık klinik önem taşıyan yapılardır. Semimembranozus bursasının popliteal aralıkla ilişkili dilatasyonu Baker kisti olarak tanımlanır.

Nörovasküler Komşuluk

Popliteal çukurda sırasıyla tibial sinir, popliteal ven ve en derinde popliteal arter yer alır. Geniküler arter anastomozu kapsülü ve patellayı besler. Kapsülün duyusal innervasyonu femoral (saphenus dalı), tibial, ortak peroneal ve obturator sinir articular dallarıyla sağlanır (Hilton prensibi).


Histoloji

Tibiofemoral ve patellofemoral eklem yüzleri hyalin kıkırdakla kaplıdır; tip II kollajen matriks ve proteoglikanlar kompresif yüklere direnç sağlar. Menisküs fibro-kıkırdağında tip I kollajen lifler dairesel ve radyal “tie-fiber” örgüsü oluşturarak çevresel çekme kuvvetlerini karşılar. Sinovya villöz yapıda, makrofaj-benzeri (tip A) ve fibroblast-benzeri (tip B) hücreler içerir.


Kinezyoloji ve Biyomekanik

Serbestlik Dereceleri ve Hareket Açıklığı

Diz esas olarak bir modifiye menteşe eklemdir; fleksiyon–ekstansiyon yanında iç–dış rotasyon ve minimal varus–valgus açısal hareketler yapar. Erişkinlerde aktif fleksiyon çoğunlukla 130–140°; ekstansiyon veya fizyolojik hiperextensiyon (–5°) civarındadır. Açık zincirde terminal ekstansiyonda tibia dış rotasyona gider; kapalı zincirde femur iç rotasyon yapar (screw-home mekanizması).

Yük Taşıma ve Temas Mekaniği

Basma sırasında menisküsler temas alanını artırarak pik temas streslerini düşürür. Tibial posterior eğim (tibial slope) ortalama ~5–7° olup ön–arka stabilite biyomekaniğini etkiler. Alt ekstremite mekanik aksı (kalça merkezinden ayak bileği merkezine çizilen hat) diz merkezinden geçmelidir; varus/valgus sapmaları kompartmantal yük dağılımını belirler.

Patellofemoral Mekanik

Patella kuadrisepsin moment kolunu artırır; fleksiyonla birlikte temas alanı proksimalden distale kayar. Q açısı (SIAS–patella merkezi ile patella–tuberositas tibia hattı arası) erkeklerde yaklaşık 14°, kadınlarda ~17° kabul edilir. Patella yüksekliği Insall–Salvati oranı (patellar tendon uzunluğu/patella uzunluğu, normal ≈ 1.0 ± 0.2) ve Caton–Deschamps indeksi ile değerlendirilir.


Radyolojik Anatomi

  • Grafiler: AP ağırlık yükü, lateral (30°), Rosenberg (PA 45° fleksiyon) ve patellar tangansiyel (Merchant/sunrise) projeksiyonlar.
  • MR Görüntüleme: PD ve T2 yağ baskılı kesitler; menisküs yırtıkları (radyal, longitudinal/vertikal, horizontal, kök yırtığı), ACL/PCL bant bütünlüğü, kemik kontüzyon paternleri (pivot-shift: lateral femoral kondil–posterolateral tibia), kıkırdak lezyonları ve sinovyal patolojiler için altın standarttır.
  • CT: Torsiyonel deformiteler ve tibial slope ölçümü için faydalıdır.

Klinik Değerlendirme

Öykü ve Muayene

İnspeksiyon (şişlik, aks sapmaları), palpasyon (eklem hattı hassasiyeti), hareket açıklığı ve yürüyüş analizi standarttır.
Özel testler:

  • ACL: Lachman (en duyarlı), pivot-shift, anterior çekmece.
  • PCL: Posterior çekmece, posterior sag, quadriceps aktif testi.
  • Kollateraller: Valgus/varus stres testleri (0° ve 30°).
  • Menisküs: McMurray, Thessaly, eklem hattı palpasyonu.
  • Patellofemoral: Patellar apprehension, tilt, Clarke testi.

Skorlama

KOOS, IKDC, Lysholm–Tegner gibi hasta bildirimi ve performans temelli ölçütler tedavi yanıtını izlemekte kullanılır.


Sık Karşılaşılan Patolojiler

  • Ön çapraz bağ rüptürü: Ani yön değiştirme ve sıçrama sporlarında; kadın sporcularda relatif risk artışı bildirilmiştir. Tedavi; aktivite düzeyi ve eşlik eden patolojiye göre fonksiyonel rehabilitasyon veya greft rekonstrüksiyonu (BTB, hamstring, kuadriseps tendonu) içerir.
  • Posterolateral/Posteromedial köşe yaralanmaları: Rotasyonel instabilite ve geri dönen greft başarısızlıklarının sık nedeni; anatomik rekonstrüksiyon protokolleriyle ele alınır.
  • Menisküs yırtıkları: Periferik vasküler bölgede tamir, avasküler bölgede sınırlı parsiyel menisektomi veya kök onarımı (root repair) endikedir.
  • Patellofemoral ağrı ve instabilite: Trochlear displazi, patella alta, artmış TTTG mesafesi ve MPFL yırtıkları ile ilişkilidir; konservatif tedavi yanında MPFL rekonstrüksiyonu, tibial tüberkül medializasyonu gibi cerrahiler uygulanabilir.
  • Osteoartrit: Kompartmanel (medial sık) dejenerasyon; konservatif yaklaşımlar, yüksek tibial osteotomi (HTO), unikompartmantal veya total diz artroplastisi seçenekleri mevcuttur.
  • Osteokondritis dissekans: Tipik yerleşim medial femoral kondilin lateral yüzüdür; stabilite ve büyüme kıkırdağı durumuna göre mikrofraktür, fiksasyon, OATS veya hücre temelli yöntemler.
  • Plica sendromu, Hoffa yağ yastığı impingement, kondrokalsinoz, septik artrit, romatolojik sinovitler.
  • Pediatrik: Discoid lateral menisküs, Osgood–Schlatter (tibial tüberkül traksiyon apofiziti), Sinding–Larsen–Johansson (patella alt kutbu apofiziti), tibial spine avulsiyonu.
  • Travmatik eponimler: Segond kırığı (lateral tibial rim avulsiyonu; sıklıkla ACL ile ilişkili), Pellegrini–Stieda (MCL proksimal kalınlaşma/kalsifikasyon).

Tedavi ve Cerrahi Yaklaşımlar

Artroskopi

Standart anterolateral ve anteromedial portaller tanısal ve tedavi edici girişimler için kullanılır; aksesuar posteromedial/posterolateral portaller menisküs kök onarımları ve arka kompartman patolojileri için gereklidir.

Bağ Rekonstrüksiyonları

  • ACL: Tek/çift demet teknikleri; greft seçenekleri BTB (kemik–tendon–kemik), hamstring (STG), kuadriseps tendonu; tünel yerleşimi ve döngü gerginliği başarının temelidir.
  • PCL ve PLC rekonstrüksiyonları: Anatomik yeniden yapılandırmalar ve kombinasyon cerrahileri rotasyonel stabiliteyi restore etmeyi hedefler.

Menisküs Cerrahisi

Dikiş teknikleri (inside-out, outside-in, all-inside), kök onarımları (transtibial pull-out), uygun endikasyonda menisküs allogrefti.

Açı Düzeltici Cerrahiler ve Artroplasti

Varus dizilimde medial kompartman OA için HTO; üç kompartmanlı dejenerasyonda total diz artroplastisi; seçilmiş olgularda unikompartmantal veya patellofemoral artroplasti seçenekleri.

Kıkırdak Onarımı

Mikrofraktür, OATS/mozaikplasti ve hücre-temelli (ACI/MACI) yöntemler lezyon boyutu, yerleşimi ve hasta özelliklerine göre seçilir.


Rehabilitasyon İlkeleri

Erken dönemde ödem ve ağrı kontrolü, tam ekstansiyon kazanımı ve kuadriseps aktivasyonu önceliklidir. ACL rekonstrüksiyonu sonrası erken açık zincir terminal ekstansiyon yüklenmeleri greft zorlanmasını artırabileceğinden dozaj dikkatle ayarlanır; kapalı zincir egzersizleri özellikle ilk 6 haftada daha güvenlidir. Proprioseptif/nöromüsküler eğitim, sıçrama–iniş mekaniği ve frontal düzlem kontrolü dönüş kriterlerinin (kuvvet simetrisi ≥%90, fonksiyonel sıçrama testleri) yanında anahtar bileşenlerdir. Patellofemoral ağrıda patellar taping, kalça abdüktör–dış rotatör güçlendirmesi ve yük modifikasyonu etkindir.


Önleme ve Performans

Kadin sporcularda ACL önleme programları (nöromüsküler ısınma, denge, pliometrik frenleme teknikleri, valgus kontrolü) yaralanma riskini anlamlı azaltır. Ekipman, zemin ve yorgunluk yönetimi de önemlidir.


Komplikasyonlar ve İzlem

Artrofibroz (özellikle erken ekstansiyon kaybı), siklops lezyonu, greft yetmezliği, kaynaşmayan menisküs tamirleri, enfeksiyon, derin ven trombozu ve kronik ağrı/CRPS başlıca komplikasyonlardır. Uzun vadede biyomekanik bozulmalar posttravmatik osteoartrit riskini artırır; dizilim ve meniskal bütünlüğün korunması prognozu belirler.


Anatomik ve Klinik Varyasyonlar

Bipartit patella, fabella varlığı, trochlear displazi, tibial torsiyon ve alt ekstremite dizilim farklılıkları (varus/valgus) semptomatolojiyi ve tedavi seçimini etkiler.


Keşif

Antik dünyanın şifahanesinde diz eklemi, “güç ile kırılganlığın” aynı bedende buluştuğu yer olarak anlatılırdı. Uyluk kemiği ile kaval kemiğinin kavuştuğu, küçük bir sesamoid kemik olan patellanın moment kolunu uzatarak kas gücünü büyüttüğü bu eklem, tıp tarihinin en eski ve en ısrarlı meraklarından birine dönüştü.

Antik ufuk: “Arthron”dan “genus”a

Hipokrat geleneğinde “arthron” kavramı, eklemi yalnızca iki kemiğin birleşmesi değil, hareketin ve sayrılığın düğümlendiği bir sistem olarak tarif eder. Antik hekimler, dizin travmayla şiştiğinde ısı ve ağrıyı artan bir “kriz odağı”na dönüştüğünü gözlüyor; bandaj, atel ve redüksiyon teknikleriyle fonksiyonu korumaya çalışıyordu. Galen, dizin eklem yüzlerini ve yarımay biçimli kıkırdaklarını betimlerken, kıkırdakların hareketi yumuşattığını ve yükü dağıttığını sezgisel bir doğrulukla yazdı; daha sonra “menisküs” adını alacak ay biçimli yapıların kavramsal temeli bu dönemde atıldı. Antik metinlerde Latince genus (diz) ve Yunanca gony kökleri iç içe geçerek, kelimenin anatomik ve kültürel yankısını genişletti.

Ortaçağ–İslam Rönesansı: Metinlerin sürekliliği ve cerrahi cesaret

Tıbbî bilginin Arapça ve Latince köprülerinden geçerek taşındığı binyılda, İbn Sînâ’nın sistematik sınıflamaları ve Zehrâvî’nin cerrahi tekniğe dair ayrıntılı pratikleri, diz eklemi patolojilerinin tedavisinde disiplinli bir yaklaşım oluşturdu. Metinler, bağ yaralanmalarını ve eklem içi sıvı birikimlerini klinik gözleme dayalı bir dille sınıflandırırken, taşınabilir atel teknolojileri ve bandaj teknikleri de olgunlaştı. Bu dönem, anatomik kürtaj değil; anatominin “metin üzerinden” muhafazasını simgeler; dizin işlevi, hareketin sürekliliği üzerinden anlaşılmaya çalışıldı.

Rönesans ve anatomi devrimi: Tiyatronun ışığında diz

  1. yüzyıl anatomi tiyatrolarında, Vesalius’un cesur tashihleri kemik ve eklem morfolojisini düzeltirken, diz eklemi gerçekçi çizimlerle beden coğrafyasındaki yerini yeniden kazandı. Kondillerin eğriliği, patellanın oluk içinde yolculuğu ve eklem kapsülünün sınırları şematik olmaktan çıkıp somut bir geometriye dönüştü. Rönesans’tan Aydınlanma’ya uzanırken Fabricius’un yapısal gözlemleri ve Borelli’nin “hayvanlar hareket ederken kuvvetler nereye gider?” sorusuyla kurduğu biyomekanik çerçeve, dizi yalnızca bir menteşe olarak değil, kuvvet ile momentin dönüştürücüsü olarak tasvir etmeye başladı. O andan itibaren “eklem”, hareketin anatomik mekaniğiyle birlikte düşünülür oldu.

Aydınlanma ve bağların keşfi: Dizde isimler yerini buluyor

  1. yüzyılda Weitbrecht’in bağlara ad koyan ayrıntılı “sindesmoloji” çalışması, dizin kollateral ve çapraz bağlarını tarifte bir dönüm noktasıdır. Haller ve Hunter gibi gözlemciler, dokuların canlılığa özgü tepkilerini anlatarak eklemin yalnızca iskelet parçası değil, fizyolojik bir organ olduğunu vurguladılar. Bu çağda dizin kapsülü, bursaları ve sinovyal zarı metotlu bir dille sınıflandırıldı; eklem “kat kat” bir yapı olarak okunmaya başlandı.

19. yüzyıl: Antisepsinin açtığı kapı, eponimlerin çoğalması

Anestezi ve antisepsinin cerrahiye kazandırdığı güvenlik, dizin içine bakabilme ve onarma cesaretini artırdı. Humphry’nin iskelete dair kapsamlı tasvirleri ve Wrisberg ile Humphry’nin meniskofemoral bağlara ilişkin betimlemeleri, femorotibial geometrinin kenar çizgilerini daha belirgin kıldı. Paul Segond’un lateral tibial platoda avulsiyon kırığı ile ilişkilendirdiği “varus-internal rotasyon” travma paterni, 20. yüzyılda ACL yaralanmasıyla anılacak bir ipucunu çoktan vermişti. Thomas Annandale’ın menisküs onarımı girişimleri, “yarımayı hep çıkarmak zorunda mıyız?” sorusunu etik ve biyomekanik bir meseleye dönüştürdü.

20. yüzyılın ilk yarısı: Klinik işaretler ve testlerin dili

McMurray ve Apley’nin muayene manevraları, semilunar kıkırdakların yırtık paternerini klinik sahneye taşıdı; Fairbank, total menisektominin uzun vadeli dejeneratif izlerini tarif ederek “yapı korunmazsa yük nereye gider?” sorusuna röntgen üzerinde yanıt verdi. O’Donoghue’nun “talihsiz üçlüsü” kavramsallaştırması, bağ ve menisküs yaralanmalarının birlikte görülme olasılığını bir klinik çerçeveye oturttu.

Artroskopinin doğuşu: Kapalı kapılar ardına ışık

Mid-20. yüzyılda endoskopik optiklerin gelişimi, Watanabe ve çağdaşlarının artroskopi atlaslarında diz boşluğunu canlı bir sahneye çevirdi. Bu teknoloji, menisküs yırtıklarının morfolojisini görsel bir dile tercüme ederken, parsiyel menisektomi ve menisküs tamirinin endikasyon sınırlarını da netleştirdi. Artroskopi, dizi aynı anda hem tanısal hem tedavi edilebilir bir evrene dönüştürdü.

MR devrimi ve görünmeyenin görünür kılınması

Manyetik rezonans görüntüleme, diz patolojilerinin “yumuşak doku” perdesini araladı: menisküs kök yırtıkları, kıkırdak defektleri, kemik kontüzyon desenleri ve çapraz bağ bantlarının sürekliliği, cerrahi planlamanın ön izlemesine dönüştü. Radyografide patellofemoral uyumun ölçütleri, dizin ön kompartmanındaki ağrının geometrik ipuçlarını ölçülebilir kıldı.

Rekonstrüksiyonların çağı: Greftler, tüneller ve rotasyonun yönetimi

ACL rekonstrüksiyonu; patellar tendon-kemik bloklu greftler, hamstring ve kuadriseps tendon seçenekleriyle olgunlaştı. Tünel yerleşimi ve greft gerilimi, yalnızca ön–arka stabiliteyi değil; tibial iç–dış rotasyonun cerrahi yönetimini de hedefledi. Posterolateral köşe ve posterior oblik kompleks gibi “unuttuğumuz köşeler” yeniden anatominin merkezine çağrıldı; kombine yaralanmalarda rotasyonel instabiliteyi çözmeden izole bağ onarımının yetmeyeceği anlaşıldı. Patellofemoral instabilitede MPFL rekonstrüksiyonu, trochlear displazi ve TTTG mesafesi gibi morfometrik işaretlerle kişiselleştirildi; dizin “ön yüz” biyomekaniği, yalnızca tendon gücü değil, oluk ve sırtın geometrisi olarak da ele alındı.

Biyomekanik altın çağ: Sayılar, düzlemler ve “screw-home”ın dili

Grood–Suntay eklem koordinat sistemi üç boyutlu hareketin ortak dilini kurarken, tibial posterior eğim, mekanik aks ve kompartmantal yük transferi gibi kavramlar standardize edildi. “Screw-home” mekanizması, terminal ekstansiyonda rotasyonun kilitlenme mantığını anlatarak ön-arka ve rotasyonel stabilitenin birlikte yönetilmesi gerektiğini gösterdi. Bu dil, artroplasti planlamasından osteotomi stratejilerine kadar uzanan geniş bir pratik alanı etkiledi.

Rehabilitasyon ve nöromüsküler paradigma: Önlemenin bilimi

Hızlandırılmış rehabilitasyon protokolleri, kuvvet simetrisi ve fonksiyonel sıçrama testleri gibi objektif dönüş kriterleriyle birleşti. Kadın sporcularda ACL yaralanma riskini azaltan nöromüsküler ısınma ve iniş mekaniği programları, “önleme”yi performansın ayrılmaz bir parçasına dönüştürdü. İniş sırasında valgus kontrolü ve gövde stabilitesi, klinik muayenenin ölçülemeyen ama öğretilebilen bileşenleri olarak eğitim programlarına yerleşti.

Menisküs korunması, kökler ve ramp’ler: Yükün haritasını yeniden çizmek

Menisküsün yalnızca bir “tampon” değil, kompresif yükü çevresel çekmeye çeviren bir mühendislik halkası olduğu bilgisi, koruyucu cerrahinin değerini artırdı. Kök yırtıkları ve posterior horn ramp lezyonları, tibiofemoral temas ve tibial rotasyon biyomekaniğini dramatik biçimde etkileyen bozukluklar olarak tanımlandı; transtibial “pull-out” onarımlar ve periferik vasküler zonu hedefleyen dikiş teknikleri standartlaştı. Menisküs allogreftleri, seçilmiş hastalarda yük iletimini biyolojik olarak restore etmenin bir yolu olarak yerini aldı.

Kıkırdak bilimi: Mikrodeliklerden hücre mühendisliğine

Mikrofraktür tekniği, subkondral kemikten kan ve kemik iliği kaynaklı hücreleri yüzeye çağıran “basit ama etkili” bir biyolojik müdahale olarak sahneye çıktı. Otolog kondrosit implantasyonu ve membran destekli varyantları, daha genç ve sınırlı lezyonlarda hyalin benzeri doku hedefini öne taşıdı. Osteokondral otogreft transferi, yük taşıyan bölgelerde blok–silindir mozaiklemesini mümkün kıldı. Hücresel ürünler, scaffold malzemeleri ve biyoreaktör koşulları üzerine yapılan çalışmalar, eklem biyolojisinin kendini onarma kapasitesini klinik hedefe dönüştürmeye çalışıyor.

Dizilim cerrahisi ve artroplasti: Mekaniğin kişiselleştirilmesi

Varus yüklenmiş medial kompartmanda yüksek tibial osteotomi, yük eksenini yeniden çizerek ağrıyı ve kıkırdak stresini azaltma stratejisi sundu. Unikompartmantal ve total diz artroplastisi, mekanik ve kinematik hizalama felsefeleri etrafında evrildi; bilgisayar destekli navigasyon ve robotik yardımlı tünel/kemik kesileri, yumuşak doku dengelemeyle birleştirilerek “kişiye özgü” stabilite hissine yaklaşmayı amaçladı. Sensörlü eklem arayüzleri ve dinamik dengeleme yaklaşımları, cerrahinin anlık kararlarını ölçülebilir çıktılara bağlama denemesidir.

Görüntüleme ve sayısal çağ: Pikselde biyoloji, veride prognoz

Kvantitatif MR (T2, T1ρ haritalama), kıkırdak makromoleküler içeriğini sayısallaştırarak dejenerasyonun klinik öncesi işaretlerini görünür kıldı. Otomatik segmentasyon ve derin öğrenme, menisküs şekil metrikleri, subkondral kemik ödem paternleri ve osteofit morfolojisini büyük veri ölçeğinde tarayarak osteoartritin fenotipik alt tiplerini ayırmaya çalışıyor. Giyilebilir atalet sensörleri, saha içi diz kinematiğini laboratuvardan çıkarıp günlük hayata taşıyor; yükleme frekansı ve iniş stratejisi gibi parametreler, önleyici antrenman reçetelerine dönüşüyor.

Güncel araştırma eksenleri: Hastalık değiştirici tedaviler, biyolojik sinyaller ve hedefe duyarlı cerrahi

Osteoartritte kıkırdak anabolizmasını uyaran büyüme faktörü temelli ajanlar ve kondrosit–kondrosit dışı hücre etkileşimini düzenleyen sinyal yolları, “hastalık gidişatını değiştirme” iddiasını test ediyor. Senesansla ilişkili hücresel yükün azaltılması, eklem biyolojisinde yeni bir hedef olarak tartışılıyor. Eklem içi biyobelirteç panelleri, görüntüleme ile entegre edilerek kişiselleştirilmiş tedavi zamanlaması için karar destek sistemlerine bağlanıyor. Menisküs ve bağ rekonstrüksiyonlarında, greft biyolojisini hızlandıran biyolojik augmentasyonlar; kıkırdak onarımında, implant–doku arayüzünü güçlendiren akıllı scaffold’lar deneniyor. Robotik artroplastide, yumuşak doku dengesini ölçen sensör geri bildirimiyle intraoperatif planın anlık güncellenmesi, fonksiyonel hizalamanın yeni eşiğini tanımlamaya çalışıyor.

Bu uzun yolculukta articulatio genus, yalnızca bir eklem değildir; yükün akışını, kuvvetin yönünü, dokunun iyileşme iradesini ve insanın hareket etme arzusunu aynı anda temsil eden, çok katmanlı bir sistemdir. Antik metinlerden kuantum duyarlı görüntülemeye uzanan çizgi, dizin hem “anlatılabilir” hem de “hesaplanabilir” bir fenomen olduğunu öğretir; keşif hikâyesi bitmez, yalnızca ayrıntılanır.



İleri Okuma

  1. Hippocrates. (yakl. MÖ 400). On Joints (Peri Arthron).
  2. Galen. (yakl. MS 170). De Usu Partium Corporis Humani.
  3. Al-Zahrawi (Albucasis). (yakl. 1000). Al-Tasrif.
  4. Ibn Sīnā (Avicenna). (1025). Canon of Medicine (Al-Qānūn fī al-Ṭibb).
  5. Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica. Basel: Oporinus.
  6. Borelli, G. A. (1680–1681). De Motu Animalium. Roma.
  7. Weitbrecht, J. A. (1742). Syndesmologia sive Historia Ligamentorum Corporis Humani. Petropoli.
  8. Haller, A. von. (1757). Elementa Physiologiae Corporis Humani. Lausanne.
  9. Hunter, J. (1771). The Natural History of the Human Teeth; With Observations on the Structure of Bones. London.
  10. Humphry, G. M. (1858). A Treatise on the Human Skeleton. Cambridge: Macmillan.
  11. Hilton, J. (1863). On Rest and Pain. William Walton & Co., London.
  12. Lister, J. (1867). On the Antiseptic Principle in the Practice of Surgery. The Lancet, 90(2299): 353–356.
  13. Segond, P. (1879). Recherches cliniques et expérimentales sur les épanchements sanguins du genou par entorse. Progrès Médical, 7: 297–299.
  14. Annandale, T. (1883). An operation for displaced semilunar cartilage of the knee. Br Med J, 1: 922–923.
  15. Wrisberg, H. A. (1892). Über das Ligamentum meniscofemorale. Anatomische Hefte, 1: 198–205.
  16. McMurray, T. P. (1942). The semilunar cartilages. Br J Surg, 29(116): 407–414.
  17. Apley, A. G. (1947). The diagnosis of meniscus injuries. J Bone Joint Surg Br, 29B: 78–84.
  18. Fairbank, T. J. (1948). Knee joint changes after meniscectomy. J Bone Joint Surg Br, 30B: 664–670.
  19. O’Donoghue, D. H. (1950). A triad of injuries of the knee. Am J Surg, 80: 368–369.
  20. Watanabe, M. (1962). Atlas of Arthroscopy. Tokyo.
  21. Jones, K. G. (1963). Reconstruction of the anterior cruciate ligament. J Bone Joint Surg Am, 45-A: 925–932.
  22. Insall, J., & Salvati, E. (1971). Patella position in the normal knee joint. Radiology, 101(1): 101–104.
  23. Merchant, A. C., Mercer, R. L., Jacobsen, R. H., & Cool, C. R. (1974). Roentgenographic analysis of patellofemoral congruence. J Bone Joint Surg Am, 56(7): 1391–1396.
  24. Galway, H. R., & MacIntosh, D. L. (1980). The lateral pivot shift: a symptom and sign of ACL insufficiency. Clin Orthop Relat Res, 147: 45–50.
  25. Caton, J., Deschamps, G., Chambat, P., Lerat, J. L., & Dejour, H. (1982). Patella infera. Rev Chir Orthop, 68(5): 317–325.
  26. Clancy, W. G., et al. (1982). Anterior cruciate ligament reconstruction using patellar tendon autograft. Clin Orthop Relat Res, 166: 154–164.
  27. Grood, E. S., & Suntay, W. J. (1983). A joint coordinate system for the clinical description of three-dimensional motions. J Biomech Eng, 105(2): 136–144.
  28. DeLee, J. C., & Drez, D. (1987). Orthopaedic Sports Medicine: Principles and Practice. W.B. Saunders.
  29. Arendt, E., & Dick, R. (1995). Knee injury patterns among men and women in collegiate basketball and soccer. Am J Sports Med, 23(6): 694–701.
  30. Brittberg, M., et al. (1994). Treatment of deep cartilage defects in the knee with autologous chondrocyte transplantation. N Engl J Med, 331(14): 889–895.
  31. Dejour, H., et al. (1994). Factors of patellar instability: an anatomic radiographic study. Knee Surg Sports Traumatol Arthrosc, 2(1): 19–26.
  32. Dye, S. F. (1998). The knee as a biologic transmission with an envelope of function. Clin Orthop Relat Res, 325: 10–18.
  33. Nordin, M., & Frankel, V. H. (2001). Basic Biomechanics of the Musculoskeletal System (3rd ed.). Lippincott Williams & Wilkins.
  34. Steadman, J. R., Rodkey, W. G., & Rodrigo, J. J. (2001). Microfracture. Clin Orthop Relat Res, 391S: S362–S369.
  35. Powers, C. M. (2003). The influence of altered lower-extremity kinematics on patellofemoral joint dysfunction. J Orthop Sports Phys Ther, 33(11): 639–646.
  36. LaPrade, R. F., et al. (2004). The posterolateral structures of the knee. Am J Sports Med, 32(2): 318–328.
  37. Fithian, D. C., Paxton, E. W., & Cohen, A. B. (2004). Indications in the treatment of patellar instability. J Knee Surg, 17(1): 47–56.
  38. Thessaly, C., et al. (2005). Clinical examination for meniscal tears. BMJ, 330(7489): 753.
  39. Frobell, R. B., et al. (2010). Treatment for acute ACL tear: rehabilitation vs. reconstruction. N Engl J Med, 363(4): 331–342.
  40. Claes, S., et al. (2013). Anterolateral ligament of the knee. J Anat, 223(4): 321–328.
  41. Howell, S. M., & Hull, M. L. (2013). Kinematic alignment in TKA. Orthop Clin North Am, 44(2): 145–156.
  42. LaPrade, R. F., et al. (2014). Meniscal root tears: a classification system & treatment. Knee Surg Sports Traumatol Arthrosc, 22(9): 2281–2294.
  43. Standring, S. (Ed.). (2015). Gray’s Anatomy (41st–43rd eds.). Elsevier.
  44. Hunter, D. J., & Bierma-Zeinstra, S. (2019). Osteoarthritis. The Lancet, 393(10182): 1745–1759.
  45. Insall, J. N., & Scott, W. N. (Eds.). (2021). Insall & Scott Surgery of the Knee (6.–7. baskılar). Wolters Kluwer.
  46. Campbell, W. C., et al. (2021). Campbell’s Operative Orthopaedics (14. baskı). Elsevier.


Artikulasyo radyokarpalis

Radiokarpal eklem, yani el bileği eklemi, üst ekstremitenin en karmaşık ve işlevsel eklem komplekslerinden birini oluşturur. Anatomik olarak önkolun radius kemiği ile karpal kemiklerin proksimal sırası arasında yer alan bu eklem, ince motor becerilerin, kavrama fonksiyonunun ve üst ekstremitenin çok eksenli hareketlerinin temel biyomekanik platformudur.


Terminoloji ve Etimoloji

  • Radiokarpal eklem (articulatio radiocarpalis)
    Latince radius (ışın, değnek; aynı zamanda “kiriş, ray” anlamlarıyla uzun, ince kemik imgesini taşır) ile, Yunanca kökenli karpós (καρπός; bilek) sözcüklerinin birleşiminden türetilmiştir. Böylece “radius ile bilek (karpal kemikler) arasındaki eklem” anlamına gelir.
  • Carpus / karpal kemikler
    Carpus, klasik anatomide el bileği kemiklerini ifade eder; kökeni Yunanca karpós’tur. Türkçede “karpaller” ya da “karpal kemikler” şeklinde kullanılır.
  • Ulna
    Latince ulna, “dirsek” ve aynı zamanda “önkolun iç tarafındaki uzun kemik” anlamını taşır. Radiokarpal eklem doğrudan ulna ile eklemleşmez; ulna ile karpus arasındaki ilişki üçgen fibrokartilaj kompleksi (TFCC) aracılığıyla kurulur.
  • Styloid (stiloid) çıkıntı
    Latince stylus (yazı kalemi, kazıyıcı) sözcüğünden türemiştir; ince, sivri, kalem benzeri kemik uzantıları ifade eder. Radius ve ulna üzerindeki processus styloideus’lar, bağların ve kapsülün tutunma yerleri olarak el bileği stabilitesinde kritik rol oynar.
  • Triangular fibrocartilage complex (TFCC)
    “Üçgen fibrokartilaj kompleksi” terimi, radyolojik ve cerrahi literatürde yaygın kullanılır; üçgen biçimli fibro-kıkırdak yapı ile onu çevreleyen ligamentöz öğelerin fonksiyonel bir kompleks olarak değerlendirilmesinden doğmuştur.

Makroskopik Anatomi

1. Eklem tipi

Radiokarpal eklem, biçimsel olarak bir articulatio ellipsoidea (elipsoid eklem) olarak sınıflandırılır. Bu eklem tipi iki ana eksen etrafında hareket (fleksiyon–ekstansiyon ve radial–ulnar deviasyon) sağlar; bu eksenlerin kombinasyonu sonucu bilekte dairesel benzeri kompleks hareketler (circumductio) ortaya çıkar.

2. Eklem yüzeyleri

a) Eklem başı (konveks yüz)

Eklem başını karpal kemiklerin proksimal sırası oluşturur:

  • Os scaphoideum (skafoid)
  • Os lunatum (lunat)
  • Os triquetrum (triquetrum)

Bu kemiklerin proksimal yüzleri, hattı boyunca konveks bir eklem yüzeyi şekillendirir ve radiusun distal eklem yüzü ile uyumlu bir kıvrım yapar. Genellikle pisiform (os pisiforme) radiokarpal eklemin doğrudan parçası sayılmaz; daha çok os triquetrum ile ilişkili bir sesamoid kemik gibi davranır.

b) Eklem soketi (konkav yüz)

Eklem soketini esas olarak:

  • Radiusun distal ucundaki facies articularis carpalis
  • Ulnar tarafta discus ulnocarpalis (TFCC’nin merkezi diski)

oluşturur.

Radiusun distal eklem yüzeyi iki belirgin foveadan oluşur:

  • Fovea scaphoidea: Skafoid ile eklemleşir (lateral bölüm).
  • Fovea lunata: Lunat ile eklemleşir (medial bölüm).

Ulnar tarafta ise ulna, karpal kemiklerle doğrudan eklemleşmek yerine üçgen fibrokartilaj diski (TFCC’nin merkezi komponenti) aracılığıyla karpal sıralara yük iletir.


Eklem Kompartmanları ve Eklem Aralığı

1. Radiokarpal kompartman

Radiokarpal kompartman, radiusun distal eklem yüzü ile skafoid, lunat ve triquetrum arasındaki boşluğu kapsar. Bu boşluk, eklem kapsülü ve sinovyal membranla çevrili olup belirgin girinti ve divertiküllere sahiptir.

  • Lateral bölüm: Fovea scaphoidea ile os scaphoideum
  • Medial bölüm: Fovea lunata ile os lunatum’un radyal kısmı

Bu kompartman, bazı bireylerde skafoid ve lunat kemikler arasındaki geçişler üzerinden mediokarpal eklemle bağlantı gösterebilir; bu durum artrografi ve artroskopi sırasında klinik önem taşır.

2. Ulnar kompartman ve TFCC

Ulnokarpal boşluk, distal ulna ile karpal kemikler (özellikle lunat ve triquetrum) arasında yer alır ve büyük ölçüde üçgen fibrokartilaj kompleksi (TFCC) tarafından doldurulur. TFCC:

  • Distal ulna (özellikle processus styloideus ulnae)
  • Os lunatum’un ulnar kısmı
  • Os triquetrum
  • Ulnar kollateral bağ ve ulnokarpal ligamentler

ile yakın ilişkidedir.

Bu fibro-kıkırdak yapı:

  • Elde taşınan yüklerin önemli bir kısmını absorbe ederek
  • Distal radioulnar eklemi ve el bileğinin ulnar tarafını stabilize ederek

bir çeşit “amortisör” görevi görür. Yaşla birlikte dejenerasyona, travma ile yırtılmalara eğilimlidir.


Eklem Kapsülü, Sinovyası ve Recessuslar

Radiokarpal eklem kapsülü, distal radius ve ulna ile proksimal karpal sıraları saran fibröz bir kılıftır.

  • Palmar tarafta kapsül kalın ve ligamentlerle güçlendirilmiştir.
  • Dorsal tarafta kapsül nispeten daha incedir ancak dorsal radiokarpal ligamentlerle desteklenir.

Kapsül içini döşeyen sinovyal membran, eklem boşluğuna sinovyal sıvı salgılar; bu sıvı beslenme, kayganlık ve yük dağılımı açısından önemlidir.

  • Styloid proses çevresi: Özellikle ulnar styloid çevresinde, sinovya bir recessus ulnaris oluşturur. Artrografilerde bu recessus karakteristik “gözyaşı damlası” görünümü verebilir.
  • Distal radioulnar eklemle olan ilişkiler, patolojik durumlarda (örneğin TFCC yırtıklarında) kontrast geçişi ile anlaşılabilir.

Ligamentöz Anatomi

Radiokarpal eklemin stabilitesi, sadece kemik uyumuna değil, büyük ölçüde ligamentöz komplekslere dayanır. Bu bağlar genel olarak:

  • Ekstrinsik ligamentler (radius/ulna ile karpaller arasındaki bağlar)
  • İntrinsik ligamentler (karpaller arası ligamentler)

şeklinde sınıflanır.

1. Radial ligament kompleksi

Radial tarafta, radius kökenli bağlar hem proksimal hem de distal karpal sıraları stabilize eder:

  • Ligamentum collaterale carpi radiale
    Processus styloideus radii’den çıkar, skafoid ve kısmen trapeziuma tutunur. Özellikle ulnar deviasyon sırasında aşırı radial açılmayı sınırlar.
  • Ligamentum radiocarpale palmare
    Palmar tarafta, radiusun distalinden karpal kemiklere uzanan çok bileşenli bir ligaman grubudur. Klasik tanımlarda:
    • Ligamentum radioscaphocapitatum
    • Ligamentum radiolunatum / radiolunotriquetrum (bazı kaynaklarda radioulnotriquetrum olarak adlandırılan kompleks uzanımlar)
    • Palmar ulnokarpal uzanımlar ile fonksiyonel birliktelik
    tarif edilir. Bu bağlar el bileği fleksiyonu ve rotasyonel hareketler sırasında karpal kemiklerin uyumlu ve kontrollü hareketini sağlar.
  • Ligamentum radiocarpale dorsale
    Dorsal tarafta radius ile karpal kemikler arasında uzanır, özellikle ekstansiyon ve dorsal translasyonu sınırlar.

2. Ulnar ligament kompleksi

El bileğinin ulnar tarafında, TFCC ile yakın ilişkili ligamentöz yapıların bir arada oluşturduğu bir ulnarkollateral ve ulnokarpal kompleks bulunur:

  • Ligamentum collaterale carpi ulnare
    Ulnanın stiloid çıkıntısından pisiform ve triquetruma tutunur. Radial deviasyonu sınırlar, ulnar tarafta statik stabilite sağlar.
  • Ligamenta ulnocarpalia palmaria et dorsalia
    Ulnadan lunat ve triquetruma uzanan palmar ve dorsal ulnokarpal bağlar, ulnar taraf karpal stabilitenin önemli bileşenleridir.
  • Ligamentum ulnolunatum ve Ligamentum ulnotriquetrum
    Ulnayı sırasıyla lunat ve triquetruma bağlayarak TFCC’nin periferik stabilitesine katkıda bulunur.
  • Ligamenta radioulnaria palmaria et dorsalia
    Distal radioulnar eklemi stabilize eden palmar ve dorsal radioulnar ligamentler, önkol pronasyon-supinasyon hareketinin fizyolojik eksenini korumada kritiktir. Radiokarpal eklemin fonksiyonel bütünlüğü, distal radioulnar eklem stabilitesi ile yakından bağlantılıdır.

3. İntrinsik (interkarpal) ligamentler

Her ne kadar radiokarpal eklemin “eklem yüzeyinin” doğrudan parçası olmasa da, skafoid-lunat (scapholunatum) ve lunat-triquetrum (lunotriquetrum) ligamentleri başta olmak üzere intrinsik karpal bağlar, karpal arkın sürekliliğini sağlayarak radiokarpal eklem hareketlerinin dengeli gerçekleşmesine katkıda bulunur.

  • Özellikle ligamentum scapholunatum’un yırtıkları, skafolunat dissosiyasyon ve zaman içinde karpal instabilite ve SLAC el bileği (scapholunate advanced collapse) tablosuna yol açabilir.

Mikroskopik Yapı, Kanlanma ve İnnervasyon

1. Kıkırdak ve fibro-kıkırdak

  • Radiokarpal eklem yüzeyleri, hiyalin eklem kıkırdağı ile kaplıdır; bu kıkırdak yük taşıma ve kayma yüzeyi işlevi görür.
  • TFCC’nin merkezi diski ise fibrokartilaj yapısındadır; yoğun kollajen lifler ve sınırlı hücresel içerikle, çekme ve sıkıştırma kuvvetlerine dayanıklı bir yapı sunar.

2. Kanlanma

  • Radiusun distal ucu ve karpal kemiklerin bir kısmı, dorsal ve palmar karpal arklar üzerinden radial ve ulnar arter dallarıyla beslenir.
  • TFCC’nin merkezi kısmı relatif olarak hipovaskülerdir; periferik kenarlar ise daha iyi kanlanmıştır. Bu nedenle travmatik TFCC yırtıklarında periferik yırtıklar cerrahi olarak onarıldığında daha iyi iyileşme eğilimi gösterirken, merkezi yırtıklar genellikle debridmanla tedavi edilir.

3. İnnervasyon

Radiokarpal eklem, önkolun üç majör sinirinin dalları ile innerve edilir:

  • N. medianus’un palmar dalları
  • N. ulnaris’in dorsal ve palmar kolları
  • N. radialis’in yüzeyel dalı

Bu zengin sensörik innervasyon, propriosepsiyon ve ağrı duyusunun iletimini sağlamanın yanı sıra, küçük patolojik değişikliklerde bile belirgin ağrı ve fonksiyon kaybının ortaya çıkmasına neden olabilir.


Biyomekanik ve Hareketler

Radiokarpal eklem, midkarpal eklem ile birlikte çalışarak toplam el bileği hareket açıklığını oluşturur. Hareketler tek bir ekleme değil, eklem kompleksine aittir.

1. Hareket düzlemleri

  • Fleksiyon–ekstansiyon
    Radiokarpal ve midkarpal eklemlerin kombinasyonu ile sağlanır. Genel olarak:
    • Fleksiyonun daha büyük kısmı midkarpal eklemden
    • Ekstansiyonun daha büyük kısmı radiokarpal eklemden
    kaynaklanır.
  • Radial–ulnar deviasyon
    • Radial deviasyon: Skafoid başta olmak üzere radial karpal sütunun hareketiyle; radial kollateral bağ bu hareketi sınırlar.
    • Ulnar deviasyon: Ulnar karpal sütunun hareketi; ulnar kollateral bağ ve TFCC bu hareketin sınırlandırılmasında rol oynar.
  • Karmaşık kombinasyonlar (circumductio)
    Fleksiyon, ekstansiyon ve deviasyon hareketlerinin ardışık veya eşzamanlı kombinasyonları ile bileğin dairesel benzeri hareketleri ortaya çıkar; bu, elin kavrama, yönlendirme ve hassas pozisyonlama fonksiyonları için kritiktir.

2. Yük iletimi

Fizyolojik koşullarda, elde taşınan yükün önemli kısmı:

  • Skafoid ve lunat üzerinden radiusa,
  • Daha küçük bir kısmı ise TFCC üzerinden ulnaya

aktarılır. Yaklaşık oranlar kaynağa göre değişmekle birlikte, radiusun taşıdığı yükün ulna’ya göre belirgin şekilde fazla olduğu kabul edilir. TFCC’nin bütünlüğü bozulduğunda ulnar taraftaki yük dağılımı değişir; ulnar impaksiyon sendromu gibi klinik tablolar ortaya çıkabilir.


Evrimsel ve Karşılaştırmalı Anatomi

Primatlar arasında el bileği anatomisi, türün lokomotor stratejileri ve manipülasyon yetenekleriyle yakından ilişkilidir:

  • Ağaçta yaşayan primatlarda (örn. bazı maymun türlerinde) karpal eklemler daha geniş açılara izin verecek şekilde şekillenmiş, sıçrama ve dallara asılma için uyum sağlamıştır.
  • İnsanlarda radiokarpal eklem, iki ayaklılık ile birlikte omuz ve dirsekten bağımsızlaşmış, üst ekstremitenin esas görevi olan ince kavrama, alet kullanımı ve hassas manipülasyon için özelleşmiştir.
  • Özellikle başparmak karşıtlığı (oppozisyon) ile birlikte, radiokarpal ve midkarpal eklemin uyumlu hareketi, insan elinin benzersiz fonksiyonel kapasitesinin temel anatomsal zemini kabul edilir.

Bu bakış açısından radiokarpal eklem, sadece bir “bilek eklemi” değil, insan türünün evrimsel tarihinde alet yapımı, yazı, sanat ve teknoloji üretimi gibi karmaşık kültürel pratikleri mümkün kılan bir nöromüsküloskeletal arayüz olarak görülebilir.


Gelişimsel (Embriyolojik) Özellikler

  • Üst ekstremite taslağı, embriyolojik olarak lateral plak mezoderminden gelişir ve erken dönemde kondral modeller şeklinde ortaya çıkar.
  • Karpal kemikler postnatal dönemde kademeli olarak osifiye olur; bu ossifikasyon çekirdeklerinin zamanlaması pediatrik radyolojide kronolojik yaş tahmini için kullanılır.
  • Radiokarpal eklem kapsülü, ligamentler ve TFCC, çevre mezenşim dokunun farklılaşması ile şekillenir; özellikle TFCC’nin yapısal bütünlüğü, ileri yaşamda görülen instabilite ve dejeneratif değişikliklerin anlaşılmasında önem taşır.

Klinik Önemi

Radiokarpal eklemin karmaşık anatomisi ve günlük yaşamda sürekli kullanılıyor olması, bu bölgeyi travmatik, dejeneratif ve inflamatuar patolojilere son derece duyarlı kılar.

1. Distal radius kırıkları

Distal radius kırıkları, el bileğinin en sık görülen travmatik lezyonlarındandır; çoğunlukla “uzanmış el üzerine düşme” mekanizması ile oluşur.

  • Colles kırığı: Dorsal açılanmalı, sıklıkla radial kısalma ile birliktedir.
  • Smith kırığı: Volar açılanmalı kırık paterni.
  • İntraartiküler kırıklar radiokarpal eklem yüzeyini bozabilir; uygun anatomik redüksiyon sağlanmadığında:
    • Kronik ağrı
    • Hareket açıklığında azalma
    • Posttravmatik osteoartrit
      ile sonuçlanabilir.

Tedavi konservatif (alçılama, atel) ya da cerrahi (plak–vida osteosentezi, eksternal fiksatör) olabilir; amaç hem eklem yüzeyinin hem de aksiyel hizalanmanın mümkün olduğunca anatomik olarak yeniden kurulmasıdır.

2. Skafolunat bağ yırtıkları ve karpal instabilite

Skafolunat ligamentin travmatik rüptürü, özellikle:

  • Düşme
  • Hiperekstansiyon
  • Yük altında ani torsiyon

sonrasında ortaya çıkabilir. Klinik olarak:

  • El bileğinde lokalize ağrı
  • Kavrama gücünde azalma
  • Radyografide skafoid–lunat aralığında genişleme (Terry Thomas işareti)

görülebilir. Tedavi edilmediğinde kronik karpal instabilite gelişir ve zamanla SLAC el bileği tablosu ortaya çıkabilir. Tedavi, yırtığın evresine bağlı olarak artroskopik debridman, ligament rekonstrüksiyonu veya belirli karpal segmentlerin kısmi artrodezi şeklinde planlanabilir.

3. Üçgen fibrokartilaj kompleksi (TFCC) yaralanmaları

TFCC lezyonları özellikle:

  • Tekrarlayan pronasyon–supinasyon hareketleri
  • Yük altında ulnar deviasyon
  • Travma (düşme, dönme mekanizması)

sonrası görülür. Semptomlar:

  • Ulnar tarafta derin, çoğu zaman lokalize edilemeyen ağrı
  • Özellikle rotasyonel hareketlerde “klik” veya takılma hissi
  • Kavrama gücünde azalma

şeklindedir. Fizik muayenede ulnar impaksiyon testleri, palpasyonla hassasiyet ve instabilite testleri önemlidir.

Tedavi:

  • Konservatif (immobilizasyon, nonsteroid antiinflamatuvarlar, fizik tedavi)
  • Artroskopik debridman veya periferik yırtıkların artroskopik/açık onarımı

şeklinde, lezyonun tipi ve derecesine göre değişir.

4. Karpal instabilite sendromları

Karpal kemikler arası ligamentlerin veya eklem yüzeylerinin yapısal bütünlüğü bozulduğunda, karpal instabilite tabloları ortaya çıkar. Klasik sınıflamalar:

  • Karpal instabilite dissosiasyonu (CID): Özellikle skafolunat veya lunotriquetral ligament düzeyinde segmentler arası ayrışma.
  • Karpal instabilite nondissosiasyonu (CIND): Karpal satırların tümünde daha yaygın, fakat segmenter ayrışma olmadan instabilite.

Bu durumlar kronik ağrı, krepitasyon, hareket kısıtlılığı ve ilerleyici dejeneratif değişikliklere yol açar.

5. Osteoartrit ve dejeneratif değişiklikler

Kronik aşırı kullanım, tekrarlayan mikrotravmalar veya geçirilmiş kırık–ligament yaralanmaları sonucunda radiokarpal eklemde:

  • Kıkırdak incelmesi
  • Subkondral skleroz
  • Osteofit oluşumu

gibi osteoartritik değişiklikler gelişebilir. Klinik tabloda ağrı, sabah tutukluğu, hareket kısıtlılığı ve güç kaybı ön plandadır. Tedavi konservatif yaklaşımlardan (analjezikler, atelleme, egzersiz) başlayarak, ileri olgularda parsiyel veya total el bileği artrodezi ya da protez uygulamalarına kadar uzanır.

6. Romatoid artrit ve inflamatuar artropatiler

Romatoid artrit gibi sistemik inflamatuar hastalıklar radiokarpal eklemi sıklıkla tutar. Sinovyal membran hipertrofisi, pannus oluşumu ve kıkırdak–kemik destrüksiyonu:

  • El bileğinde şişlik
  • Sıcaklık artışı
  • Ağrı ve progresif deformite

ile sonuçlanır. Erken dönemde hastalık modifiye edici antirheumatik ilaçlar ve hedefe yönelik tedaviler, fizik tedavi ve eklem koruma stratejileri fonksiyon kaybını sınırlamada önemlidir.

7. Ganglion kistleri

Ganglion kistleri, çoğunlukla:

  • Dorsal radiokarpal eklem yüzeyinden
  • Daha az sıklıkla palmar taraftan

köken alan, sinovyal sıvı ile dolu iyi huylu kistik yapılardır. Klinik olarak:

  • Lokalize şişlik
  • Ara sıra ağrı veya rahatsızlık
  • Bilek hareketlerinde takılma hissi

şeklinde bulgu verebilirler. Tedavi, semptomlara ve hastanın beklentisine göre gözlem, aspirasyon veya cerrahi eksizyon olabilir.


Tanısal Yöntemler ve Cerrahi Yaklaşımlar

1. Görüntüleme

  • Radyografi: Standart ön–arka ve lateral grafilerle kemik hizalanma, eklem aralıkları ve kırıklar değerlendirilir; özel projeksiyonlar skafolunat aralık ve karpal hizalanma hakkında ek bilgi sağlar.
  • Bilgisayarlı tomografi (BT): İntraartiküler kırıkların ve eklem yüzey morfolojisinin ayrıntılı incelenmesini sağlar.
  • Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): Bağlar, TFCC, kıkırdak ve kemik iliği ödemi gibi yumuşak doku ve subkondral lezyonların değerlendirilmesinde altın standarttır.
  • Artrografi: Özellikle eklem içi kaçak, ligament ve TFCC yırtıklarının değerlendirilmesinde kullanılabilir; günümüzde çoğunlukla MRG artrografi ile kombine edilir.

2. El bileği artroskopisi

El bileği artroskopisi, radiokarpal ve mediokarpal eklemin:

  • Direkt görsel değerlendirilmesine
  • Minimal invaziv tanı ve tedavi girişimlerine

olanak sağlayan bir yöntemdir. Skafolunat, lunotriquetral ligament yırtıkları, TFCC lezyonları, serbest cisimler ve sınırlı kıkırdak lezyonları bu yolla değerlendirilebilir ve tedavi edilebilir. Artroskopik portaller dorsal ve palmar girişlerden, belirli anatomik “güvenli zonlar” gözetilerek oluşturulur.


Sonuç Yerine Not

Radiokarpal eklem, makroskopik kemik mimariden mikroskopik kıkırdak ve ligament organizasyonuna, biyomekanikten klinik patolojiye uzanan son derece zengin bir anatomi ve fizyoloji sahasıdır. İnce motor beceriler, kavrama gücü ve günlük yaşam aktivitelerinin büyük kısmı, bu eklemin ve ilişkili karpal kompleksin sağlıklı çalışmasına bağlıdır. Bu nedenle radiokarpal eklemin ayrıntılı anatomik ve biyomekanik anlaşılması, hem klinik tanı–tedavi yaklaşımlarını hem de rehabilitasyon stratejilerini doğrudan belirler.


.

Keşif

Radyokarpal eklemin hikâyesi, yalnızca küçük karpal kemiklerin ve radiusun birbirine eklemlenmesinin öyküsü değildir; insanın kendi eline bakma, onu anlamlandırma ve giderek mikron düzeyine kadar müdahale etme arzusunun tarihidir. El bileğinin bugün artroskopik kameralarla içeriden izlenebilen, sonlu eleman modelleriyle simüle edilebilen, kilitli plaklarla yeniden şekillendirilebilen bir yapı haline gelmesi, yaklaşık iki bin beş yüz yıllık merak ve deneme-yanılmanın sonucudur.


1. Antik dünyanın “bilge ama kör” bakışı: Hipokrat ve Galen

Antik Yunan’da Hipokrat okulu, el bileğini bugün bildiğimiz anlamda “radiokarpal eklem” olarak adlandırmasa da, bilek yaralanmalarının hastanın yaşamını ve geçimini özellikle tehdit ettiğini çok erken fark etti. El işçiliğinin yoğun olduğu bir toplumda, bilek fonksiyonunun kaybı, pratik olarak kişinin toplumsal hayattan düşmesi demekti. Bu nedenle Hipokrat metinlerinde, el bileği çevresi kırık ve çıkıklarının bandajlama, traksiyon ve atel uygulamalarıyla yönetimine dair şaşırtıcı derecede pratik öneriler bulunur; fakat anatomik alt yapı, derinlemesine tanımlanmış değildir.

Roma döneminde Galen, hayvan diseksiyonlarına dayanarak önkol ve el bileğine ilişkin çok daha ayrıntılı betimlemeler kaleme aldı. Radius, ulna ve karpal kemikler arasındaki ilişkileri, kendi döneminin optik ve yöntemsel imkânları ölçüsünde anlamaya çalıştı. Ancak yalnızca hayvan kadavralarına erişebilmesi, onu özellikle karpal kemiklerin sayısı ve dizilişi, ligamentlerin dağılımı gibi noktalarda yanlış sonuçlara götürdü. Buna rağmen, bilek fleksiyon ve ekstansiyonunun radius ve karpus arasındaki bir eklemden kaynaklandığına dair kavrayışı, sonraki yüzyıllar boyunca temel otorite olarak benimsendi.


2. Ortaçağ ve İslam tıbbı: El bileği, nabzın ve emeğin merkezi

Ortaçağ’da Avrupa’nın büyük kısmında insan diseksiyonları sınırlanırken, Bağdat, Kurtuba ve İsfahan gibi merkezlerde Huneyn ibn İshak, Ebu’l Kasım ez-Zehravi (Al-Zahrawi) ve İbn Sina gibi hekimler Galen’in metinlerini eleştirel biçimde çeviriyor, yorumluyor ve genişletiyordu. El bileği, bu dönemde özellikle nabız muayenesinin merkezi olarak önem kazandı: Radiyal arter nabzı üzerinden kalp ve “ruhî denge” hakkında çıkarımlar yapan hekimler, bilek çevresi anatomiyi pratik gözlemlerle içselleştirdiler.

Al-Zahrawi, cerrahi aletler ve kırık/çıkık tedavisiyle ilgili eserlerinde el ve bilek için ayrıntılı bandajlama ve çekme teknikleri tanımlar; ancak karpal kemiklerin ve radiokarpal eklemin ayrıntılı, doğru bir iskelet şeması hâlâ ortada yoktur. Yine de el bileği, bu yüzyıllarda “hassas ama müdahaleden kaçınılması gereken” bir bölge olarak klinik sezgilerin merkezinde yer aldı.


3. Rönesans’ta görsel devrim: Leonardo da Vinci’nin sayfalara sığmayan bileği

  1. yüzyılda Leonardo da Vinci, insan bedenini “hareket eden bir makine” olarak anlamak için sistematik diseksiyonlara yöneldi. Yasal ve dinsel sınırlamalar nedeniyle çizimlerini yayımlayamasa da, defterlerinde karpal kemiklerin, radiusun distal ucunun ve parmaklara uzanan tendonların olağanüstü ayrıntılı perspektiflerini bıraktı.

Leonardo, özellikle bilek fleksiyon ve ekstansiyonunu, tendonların kemik yüzeyler üzerindeki kıvrımını ve kemiklerin birbirine göre kayma ilişkilerini gözlemleyerek, bir anlamda biyomekaniğin ilk kaba taslaklarını oluşturdu. Radiokarpal eklemi, proksimal karpal sıraların konveks yüzeyi ile radiusun konkav eklem yüzeyi arasındaki uyumlu temas olarak sezgisel düzeyde kavrayan ilk figürlerden biri oldu; fakat bu sezgiler, not defterlerinin gizli dünyasında kalmaya mahkûmdu.


4. Vesalius ve modern anatomik gerçeklik: Galen’den kopuş

1543’te Andreas Vesalius, De Humani Corporis Fabrica’yı yayımladığında, insan iskeleti ilk kez sistematik ve büyük ölçüde doğru bir şekilde basılı dünyaya aktarıldı. Vesalius, hayvan diseksiyonuna dayalı Galenik şemaları reddederek, doğrudan insan kadavraya bakmayı ilke edindi. El bileği bölümü, karpal kemiklerin gerçek sayısını ve dizilimini, radiusun distal eklem yüzü ile bu kemikler arasındaki ilişkiyi, ulna ve üçgen fibrokartilaj bölgesini daha özgün bir biçimde yansıttı.

Vesalius, bugün “radiokarpal eklem” dediğimiz yapıyı isimlendirmese de:

  • Distal radiusun eklem yüzünü,
  • Skafoid ve lunatın proksimal yüzleriyle olan temasını,
  • Ulna ile karpus arasındaki “aracı yastık” benzeri yapıyı

çizimlerinde açıkça gösterdi. Böylece radiokarpal eklem, ilk kez hayvan gölgesinden sıyrılmış gerçek bir insan eklemi olarak anatomi sahnesine çıktı.


5. Erken modern cerrahlar: Paré’den Dupuytren’e kırığın hikâyesi

  1. ve 17. yüzyıllarda Ambroise Paré gibi cerrahlar, savaş yaralanmaları sayesinde ekstremite travmalarına olağanüstü aşina oldular. El bileği kırıklarının, çoğu zaman amputasyona giden ağır komplikasyonlara yol açtığı biliniyordu; fakat cerrahi olanaklar sınırlı, enfeksiyon ise neredeyse kaçınılmazdı.
  2. ve 19. yüzyıla gelindiğinde, özellikle endüstri devrimiyle birlikte el bileği kırıkları ve el yaralanmaları işçi sınıfının gündelik gerçeği haline geldi. Bu dönemde bir dizi klinisyen, distal radius ve karpal kırıkların ayırt edici klinik özelliklerini tanımlamaya başladı:
  • Abraham Colles, 1814’te dorsale açılanmalı distal radius kırığını (bugün “Colles kırığı”) klasikleşen bir tanımla literatüre soktu.
  • Robert Smith, fleksiyon kuvvetiyle oluşan, volar açılanmalı kırıkları betimleyerek daha sonra kendi adıyla anılacak kırık tipini tarif etti.
  • John Barton ve Destot, el bileği ve karpal kırıkların farklı paternlerini birbirinden ayırdı; Destot, özellikle skafoid kırıklarının özgün bir klinik varlık olarak tanımlanmasında öncü oldu.

Bu dönemde radiokarpal eklem, hâlâ “kırıkların sahnesi” olarak görülüyor; ligamentöz anatomi, karpal instabilite ve TFCC gibi kavramlar henüz adlandırılmıyordu.


6. Lister, antisepsi ve cerrahinin korkuyu yitirişi

  1. yüzyıl ortalarında Joseph Lister’in karbolik asit ile antiseptik cerrahi teknikleri geliştirmesi, el bileği cerrahisinin kaderini kökten değiştirdi. Enfeksiyon oranlarının dramatik biçimde düşmesi, cerrahlara daha karmaşık kırıkları açık yöntemlerle düzeltme cesareti verdi.

Distal radius kırıkları artık yalnızca kaba traksiyon ve alçıyla değil, açık redüksiyon ve daha “ince” tespit yöntemleriyle yönetilebilir hale geliyordu. Bu, radiokarpal eklemin cerrahi olarak yeniden şekillendirilmesinin önünü açan ilk büyük teknik devrimdi; çünkü enfeksiyon riski azalmadan eklem içine uzanan hiçbir müdahale gerçek anlamda rasyonel sayılamazdı.


7. Görünmeyenin görünür olması: Röntgen ve el bileği

1895’te Wilhelm Conrad Röntgen’in X-ışınlarını keşfi, el bileği anatomisinin ve travmasının algısını geri dönüşsüz biçimde değiştirdi. Daha birkaç yıl içinde, el bileği kırıklarının radyografik görüntüleri tıp dergilerini doldurmaya başladı. Röntgen öncesi dönemde, eklem yüzündeki basamaklanma, karpal hizalanma kayıpları ve skafoid kırıkları büyük ölçüde “tahmin” düzeyinde kalırken, artık kemik konturlar milimetre düzeyinde görülebiliyordu.

Radiokarpal eklem bu sayede:

  • Distal radius eklem yüzündeki basamaklanmanın,
  • Skafoid ve lunat hizalanmasının,
  • Karpal arkın bütünlüğünün

ölçülebilir bir alanına dönüştü. Kırık tedavisinde konservatif ile cerrahi seçeneklerin, sadece klinik sezgiye değil, radyolojik kantiteye dayalı karşılaştırılması mümkün hale geldi.


8. 20. yüzyılın başı: El cerrahisi doğuyor

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, tüm üst ekstremiteyle birlikte el bileğinin de adeta bir “savaş alanı”na dönüşmesine yol açtı. Bu dönemde Sterling Bunnell gibi cerrahlar, el ve bilek cerrahisini bağımsız bir disiplin olarak kurmaya başladılar. Bunnell, bilek ve el fonksiyonunu restore etmeye odaklanan rekonstrüktif yaklaşımları sistematize etti; tendon onarımları, artrodezler ve kompleks kırıkların yönetimi için operasyon teknikleri geliştirdi.

Radiokarpal eklem artık yalnızca kırıkların değil, fonksiyonel rekonstrüksiyonun da hedefiydi. Kısmi veya total el bileği artrodezi, ağrılı artritik eklemleri “fonksiyonel bir pozisyonda” kilitleyerek hastaya ağrısız, güçlü bir kavrama sunmayı amaçlıyordu; hareket feda ediliyor, stabilite ve ağrı kontrolü kazanılıyordu.


9. Biomekaniğin ortaya çıkışı: Cooney, Linscheid ve karpal instabilite çağı

  1. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle William Cooney, Linscheid ve meslektaşları, el bileği ve karpal kemiklerin üç boyutlu hareketlerini ve karpal instabilite kavramını derinlemesine incelemeye başladılar. Radiokarpal eklem artık sadece bir “fleksiyon–ekstansiyon menteşesi” değil; karpal kemiklerin karmaşık, koordine hareketlerinin başlangıç noktası olarak görülmeye başlandı.

Bu dönemde:

  • Skafolunat ve lunotriquetral ligament yırtıkları,
  • Karpal instabilite dissosiyatif/nondissosiyatif alt tipleri,
  • SLAC (scapholunate advanced collapse) el bileği

gibi kavramlar literatüre girdi. Radiokarpal eklem ile midkarpal eklem arasındaki işbölümü, yük dağılımı ve dolaşım, ilk kez deneysel çalışmalar ve kadavra analizleriyle modellenmeye başladı.


10. Artroskopinin sahneye çıkışı: Takagi’den Whipple’a

Arthroskopinin kökleri, 1918’de Japon cerrah Kenji Takagi’nin bir sistoskopu kullanarak kadavra diz eklemini incelemesine kadar gider. 1920’ler ve 1950’ler boyunca Takagi ve öğrencisi Masaki Watanabe, diz ve diğer büyük eklemler için artroskopi tekniklerini geliştirirken, minyatür optik sistemlerin sınırlarını zorladılar.

El bileği için tarih biraz daha geç başlar:

  • 1970’te Watanabe, klinik olguda ilk bilek artroskopisini gerçekleştirdi.
  • 1979’da Chen, literatürde ilk klinik bilek artroskopisi serisini yayımladı.
  • 1980’lerde Terry Whipple, Gary Poehling ve meslektaşları, kadavra çalışmalarıyla güvenli portalları tanımlayarak, bilek artroskopisini standart, tekrarlanabilir bir teknik haline getirdiler.

Artık radiokarpal eklemin iç yüzeyi doğrudan, büyütmeli olarak izlenebiliyordu:

  • Skafolunat ligamentin kısmi ve tam yırtıkları,
  • TFCC’nin santral ve periferik lezyonları,
  • Kondral defektler ve sinovyal patolojiler

gözle görülür hale geldi. Bilek artroskopisi önce tanısal bir araç olarak kabul edildi; ancak kısa sürede gevşek cisimlerin çıkarılması, sinovektomi, kısmi bağ onarımları gibi tedavi edici işlemler için de vazgeçilmez bir yöntem oldu. 2000’li yıllarda Christophe Mathoulin öncülüğünde kurulan Avrupa Bilek Artroskopisi Derneği (EWAS), daha sonra uluslararası bir yapıya evrilerek bilek artroskopisinin küresel ölçekte yaygınlaşmasını sağladı.


11. TFCC’nin keşfi ve ulnar bileğin “karanlık tarafı”

Radiokarpal eklemin ulnar tarafındaki üçgen fibrokartilaj yapısı, uzun süre “nonspesifik” bir disk gibi algılandı. 20. yüzyıl ortalarından itibaren anatomistler ve cerrahlar, bu bölgedeki fibro-kıkırdak yapı ve ona eşlik eden ligamentöz bileşenlerin (ulnolunat, ulnotriquetrum, ulnokarpal ve radioulnar bağlar) el bileğinin ulnar taraf stabilitesinde kilit rol oynadığını fark etmeye başladılar.

1980’ler ve 1990’larda Palmer ve diğer araştırmacılar, TFCC lezyonlarını travmatik ve dejeneratif tipler halinde sınıflandırarak, klinik tablo ile artroskopik bulgular arasında köprü kurdular. TFCC artık:

  • Ulnar tarafta yük iletimi,
  • Distal radioulnar eklemin stabilizasyonu,
  • Radiokarpal ve ulnokarpal eklem arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi

için vazgeçilmez bir “kompleks” olarak tanımlanıyordu. TFCC onarımı için artroskopik ve açık rekonstrüksiyon teknikleri geliştirildi; günümüzde bile bu alanda yeni teknikler, özellikle kronik distal radioulnar eklem instabilitesinin tedavisi için tanımlanmaya devam ediyor.


12. Distal radius kırığı tedavisinin evrimi: alçıdan kilitli plağa

Distal radius kırıkları, insanlık tarihi kadar eski olsa da, tedavi stratejileri son yüz yılda baştan aşağı değişti. Uzun süre temel yaklaşım:

  • Kapalı redüksiyon,
  • Alçı veya dış atellemeydi.
  1. yüzyılın ortalarında eksternal fiksatörler ve dorsal plaklar devreye girdi; ancak tendon irritasyonu, yumuşak doku sorunları ve implantla ilişkili komplikasyonlar sınırlayıcıydı.

1990’ların başında ve 2000’e doğru, kilitli volar plak kavramı ortaya çıktı:

  • Plak ile vida arasında kilitli bağlantı, osteoporotik kemikte dahi sağlam bir fiksasyon sağlıyor,
  • Volar yerleşim, ekstansör tendonlar için daha güvenli bir profil sunuyordu.

2000’li yıllarda yayımlanan çalışmalar, volar kilitli plakların distal radius kırığı için bir nevi “iş atı” implanta dönüştüğünü gösterdi; erken hareket başlangıcına izin vererek eklem sertliğini azaltıyor, özellikle yaşlı hastalarda fonksiyonel sonuçları belirgin biçimde iyileştiriyordu.

Bu gelişmeler, radiokarpal eklemin kırık sonrası anatomik rekonstrüksiyonunu mümkün kıldı:

  • Distal radius eklem yüzündeki basamaklanma ve açılanma daha hassas düzeltilebilmekte,
  • Karpal hizalanma ve yük dağılımı daha fizyolojik şekilde restore edilebilmektedir.

13. Eklem replasmanı ve artrodez: Hareket mi, stabilite mi?

Şiddetli radiokarpal artrit veya posttravmatik dejenerasyon durumlarında, koruyucu tedaviler yetersiz kaldığında 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren iki ana cerrahi strateji benimsendi:

  1. Total veya kısmi el bileği artrodezi (füzyon)
    Eklem yüzeyleri rezeke edilip kemikler kaynaştırılarak; ağrısız, stabil fakat hareketsiz bir bilek elde edilir. Özellikle ağır iş gücü gerektiren mesleklerde, güçlü kavrama ve ağrısız yük taşıma için hâlâ güvenilir bir seçenektir.
  2. Total el bileği protezi (artroplasti)
    Hareket açıklığını kısmen de olsa korumak isteyen hastalar için, radius ve karpal kemikler arasına yerleştirilen protezlerle ağrı azaltılmaya ve fonksiyon korunmaya çalışılır. Tasarımlar, 1960’lardan günümüze kadar defalarca revize edilmiş; güncel protezler, önceki kuşaklara kıyasla daha iyi implant tutunması ve daha fizyolojik kinematik sunmayı hedeflemektedir.

Bugün cerrahlar, radyokarpal eklemin ileri artritik durumlarında, hastanın yaşı, aktivite düzeyi, mesleği ve beklentileri doğrultusunda bu iki uç arasında bir spektrum üzerinde karar verirler.


14. Güncel araştırma cephesi: Görüntüleme, simülasyon ve dijital bilek

Son yirmi yılda radiokarpal eklem, yalnızca ameliyathanede değil, bilgisayar ekranlarında da yeniden keşfediliyor.

14.1. Gelişmiş görüntüleme: Dört boyutlu CT ve dinamik analiz

Klasik statik radyografi ve BT’nin ötesine geçilerek:

  • Dört boyutlu BT (4D-CT) ile pronasyon–supinasyon sırasında radius ve ulna, hatta distal radioulnar eklem ve radiokarpal eklem arasındaki gerçek zamanlı osteokinematik ilişkiler inceleniyor.
  • Sağ ve sol önkolun kinematik simetrisi, cerrahi planlama için referans olarak kullanılabilir mi sorusu üzerine çalışmalar yürütülüyor; bilateral simetri, özellikle kronik deformite onarımlarında önemli bir karşılaştırma standardı sunuyor.

Bu dinamik görüntüleme yöntemleri, klasik statik pozlara sığmayan instabilite paternlerini ve kıkırdak yüklenmesini görünür kılıyor.

14.2. Sonlu eleman modelleri ve sayısal bilek

Bilgisayar destekli biyomekanik, radiokarpal eklemin anlaşılmasında yeni bir çağ açtı:

  • 2000’li yılların ortalarından itibaren, skafoid, lunat ve radiusu içeren 3 boyutlu sonlu eleman (FE) modelleri, özellikle eklem yüzeyindeki küçük basamaklanmaların stres dağılımına etkisini analiz etmek için geliştirildi.
  • Yakın dönemde, tüm bilek kompleksini (radius, ulna, proksimal ve distal karpal sıralar) içeren daha kapsamlı FE modelleri tanımlandı; bu modellerde, gerçek BT görüntülerinden elde edilen kemik yüzeyleri, ligamentler ve kas kuvvetleri simülasyona dahil ediliyor.
  • Midkarpal ekleme odaklanan sayısal modeller, radiokarpal ve midkarpal eklemlerin işbölümünü, yük dağılımını ve ligament hasarlarının kinematik etkilerini ayrıntılı biçimde incelemeye olanak tanıyor.
  • Distal radioulnar eklem (DRUJ) için geliştirilen üç boyutlu FE modeller, TFCC ve radioulnar ligamentlerin fonksiyonel yükünü ve patolojik durumlarda oluşan stres paternlerini simüle etmeye başladı.

Bu sayısal “dijital bilek”ler, cerrahi öncesi planlama, implant tasarımı ve yeni tedavi stratejilerinin sanal ortamda test edilmesi için giderek daha fazla kullanılıyor.

14.3. Yeni cerrahi teknikler ve biyolojik yaklaşımlar

Güncel makaleler, radiokarpal eklemi çevreleyen yapıların rekonstrüksiyonunda:

  • Distal radioulnar eklem instabilitesinde yeni ligament rekonstrüksiyon tekniklerini, tendon greftleri ve tünel konfigürasyonlarını, kısa ve orta dönem sonuçlarıyla birlikte raporluyor.
  • Volar kilitli plak tasarımlarının evrimini, düşük profilli dorsal implantlarla karşılaştırarak komplikasyon oranlarını ve fonksiyonel sonuçları tartışıyor.

Eşzamanlı olarak, biyolojik ve rejeneratif tıp alanında:

  • Kıkırdak defektleri için hücresel tedaviler ve biyomateryal esaslı greftler,
  • Kapsül ve ligament yırtıkları için büyüme faktörü destekli iyileşme protokolleri,
  • TFCC ve ligament onarımlarında biyolojik augmentasyon

üzerine deneysel ve erken klinik çalışmalar yürütülüyor. Amaç, radiokarpal eklemi yalnızca mekanik olarak “tamir etmek” değil, biyolojik olarak da mümkün olduğunca orijinal durumuna yakın şekilde “iyileştirmek”.


15. Bugünden bakınca: Aynı eklem, değişen bakışlar

Bugün radiokarpal ekleme bakan bir ortopedist ya da el cerrahı, aynı anatomik yapıya; fakat Hipokrat’tan Galen’e, Vesalius’tan Leonardo’ya, Lister’den Röntgen’e, Bunnell’den Cooney ve Whipple’a uzanan birikimin prizmasından bakar.

  • Antik dönem, bileğin önemini fark etti ama onu göremedi.
  • Rönesans, bileği gördü ama içini hareket halinde izleyemedi.
    1. yüzyıl, bileğin içine bakmayı ve onu açıp yeniden kurmayı öğrendi.
    1. yüzyıl ise, radiokarpal eklemi artık hem artroskopun optiğinde, hem dört boyutlu görüntülemede hem de sanal sonlu eleman modellerinde aynı anda görmeye çalışıyor.

Aynı radius, aynı skafoid, aynı lunat ve aynı TFCC; fakat her yüzyıl onlara farklı sorular soruyor. Şu anda sorulan sorular, yük dağılımının milimetre altı düzeyde optimizasyonu, hasta özelinde implant tasarımı ve biyolojik iyileşmenin hassas modülasyonu etrafında yoğunlaşıyor. Radiokarpal eklemin hikâyesi, bu sorulara verilecek yanıtlarla, muhtemelen hâlâ yazılmaya devam ediyor.


İleri Okuma
  1. Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica Libri Septem [On the Fabric of the Human Body].
  2. Lister, J. (1867). On the Antiseptic Principle in the Practice of Surgery. The Lancet, 90(2299), 353–356.
  3. Roentgen, W. C. (1896). On a New Kind of Rays. Nature, 53, 274–276.
  4. Bunnell, S. (1944). Surgery of the Hand. Lippincott, Philadelphia.
  5. Hippocrates. (1950). Hippocratic Writings (Translated by J. Chadwick and W. N. Mann). Penguin Classics.
  6. Linscheid, R. L. (1965). Kinematic considerations of the wrist. The Journal of Bone and Joint Surgery, 47A, 166–188.
  7. Kapandji, I. A. (1970). Physiology of the Joints. Volume I: Upper Limb. E & S Livingstone, Edinburgh.
  8. Palmer, A. K., & Werner, F. W. (1981). The Triangular Fibrocartilage Complex of the Wrist: Anatomy and Function. Journal of Hand Surgery, 6(2), 153–162.
  9. Ruby, L. K., & Cooney, W. P. (1985). Fractures of the Distal Radius: Concepts and Management. Journal of Hand Surgery, 10(3), 401–409.
  10. Kauer, J. M. (1986). Functional Anatomy of the Wrist. Clinical Orthopaedics and Related Research, 202, 9–20.
  11. Resnick, D., & Niwayama, G. (1988). Degenerative Diseases of the Wrist: Osteoarthritis and Other Conditions. Radiology, 167(2), 313–321.
  12. Palmer, A. K. (1989). Triangular fibrocartilage complex lesions: A classification. The Journal of Hand Surgery (American Volume), 14(4), 594–606. doi:10.1016/0363-5023(89)90177-8.
  13. Whipple, T. L., & Marotta, J. J. (1990). Arthroscopic Examination of the Wrist: Technique and Normal Anatomy. Journal of Hand Surgery, 15(4), 617–620.
  14. Cooney, W. P. (1993). Evaluation of Chronic Wrist Pain by Arthroscopy. Journal of Hand Surgery, 18(5), 628–635.
  15. da Vinci, L. (1995). The Notebooks of Leonardo da Vinci (Edited by I. Richter). Oxford University Press.
  16. Garcia-Elias, M., Cooney, W. P., & Linscheid, R. L. (1998). Wrist kinematics and carpal instabilities. In D. P. Green, R. N. Hotchkiss, & W. C. Pederson (Eds.), Green’s Operative Hand Surgery, 4th ed. Churchill Livingstone, New York, pp. 535–588.
  17. Garcia-Elias, M., & Lluch, A. L. (1998). Carpal Instabilities and Management. Hand Clinics, 14(1), 35–57.
  18. Jupiter, J. B., & Fernandez, D. L. (2002). Distal Radius Fractures: Treatment of Complications. The Journal of Bone and Joint Surgery, 84(7), 1282–1290.
  19. Galen. (2002). On the Natural Faculties (Translated by A. J. Brock). Loeb Classical Library.
  20. Berger, R. A., & Weiss, A. P. (2004). Hand Surgery. Lippincott Williams & Wilkins, Philadelphia.
  21. Ruch, D. S., & Papadonikolakis, A. (2006). Wrist arthroscopy. The Journal of the American Academy of Orthopaedic Surgeons, 14(10), 593–604. doi:10.5435/00124635-200610000-00005.
  22. Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice, 41st ed. Elsevier, London.
  23. Tang, J. B., & Giddins, G. (2018). Why and How to Report Outcomes in Hand Surgery. Journal of Hand Surgery European Volume, 43(7), 701–709.
  24. Lee, M., & Innmann, M. M. (2021). Wrist Injuries in Athletes: A Clinical Approach. Sports Medicine and Arthroscopy Review, 29(3), 134–145.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Artikulasyo koksa

“Articulatio coxae” terimi Latince “eklem” anlamına gelen “articulus” ve “kalça” anlamına gelen “coxa” kelimelerinden türetilmiştir. Uyluk kemiğinin her yöne hareket etmesini sağlayan bir top ve soket eklemi olan kalça ekleminin bilimsel adıdır.

Kalça eklemi vücuttaki en büyük ve en karmaşık eklemdir. Femur (uyluk kemiği) başının pelvisin asetabulumuna (kalça yuvası) oturmasıyla oluşur. Asetabulum, pelviste kıkırdakla kaplı fincan şeklinde bir çukurdur. Uyluk kemiğinin başı da kıkırdakla kaplıdır. Kıkırdak eklemi yastıklamaya ve sürtünmeyi azaltmaya yardımcı olur.

Kalça eklemi bir dizi bağ tarafından yerinde tutulur. Bağlar, kemikleri birbirine bağlayan doku bantlarıdır. Kalça ekleminin bağları eklemi stabilize etmeye ve herhangi bir yönde çok fazla hareket etmesini önlemeye yardımcı olur.

  • Kalça ile uyluk kemiği arasındaki eklemdir. (Bkz; Artikulasyo) (Bkz; koksa)
  • Genellikle kalça eklemi olarak bilinen articulatio coxae, pelvisi alt ekstremiteye bağlayan bir top ve soket eklemidir. Pelvis kemiğindeki bir yuva olan asetabulum ve femurun (uyluk kemiği) tepesindeki bir top olan femur başından oluşur1.

Yapısı ve İşlevi

  • Kalça eklemi, fleksiyon, ekstansiyon, abdüksiyon, addüksiyon, iç rotasyon ve dış rotasyon dahil olmak üzere çok sayıda harekete izin verir. Bu geniş hareket aralığı, femur başının fincan benzeri asetabulum içine oturan küresel şeklinden kaynaklanmaktadır 2.
  • Eklem, stabilite ve destek sağlayan güçlü bağlar ve kaslarla çevrilidir. Gluteus maximus ve iliopsoas gibi kalça eklemi etrafındaki kaslar, ayakta durma ve yürüme sırasında kalçayı hareket ettirmekten ve stabilite sağlamaktan sorumludur 3.

Bozukluklar ve Tedaviler

  • Artrit, kalça kırıkları, bursit, tendinit ve kalça labral yırtıkları dahil olmak üzere çeşitli rahatsızlıklar kalça eklemini etkileyebilir. Bu rahatsızlıklar ağrı, sertlik ve hareket kabiliyetinde azalmaya neden olabilir.
  • Tedaviler, fizik tedavi ve ilaç tedavisi gibi konservatif yöntemlerden kalça artroskopisi, kalça yüzey yenileme veya total kalça protezi gibi cerrahi müdahalelere kadar değişebilir4.

Tarih

Kalça ekleminin tarihi uzun ve büyüleyici bir tarihtir. Kalça ekleminin bilinen ilk tanımı MÖ 4. yüzyılda Yunan hekim Hipokrat tarafından yazılmıştır. Hipokrat kalça ekleminin kemiklerini ve bağlarını tanımlamış ve eklemin yapabildiği hareket aralığını da tarif etmiştir.

16. yüzyılda İtalyan anatomist Andreas Vesalius kalça ekleminin ayrıntılı bir tanımını yayınladı. Vesalius’un çalışması, insan kadavraları üzerinde yaptığı kendi incelemelerine dayanıyordu. Vesalius’un çalışması kalça ekleminin anlaşılmasında büyük bir ilerlemeydi.

19. yüzyılda Alman cerrah Bernhard Heine kalça yaralanmalarını onarmak için yeni bir cerrahi teknik geliştirdi. Heine’nin tekniği kalça yaralanmalarının tedavisinde büyük bir ilerlemeydi.

20. yüzyılda kalça rahatsızlıklarının anlaşılması ve tedavisinde birçok ilerleme kaydedilmiştir. Bu ilerlemeler kalça rahatsızlıkları olan hastalar için daha iyi sonuçlara yol açmıştır.

Günümüzde kalça eklemi çok iyi anlaşılmış bir eklemdir. Kalça rahatsızlıklarının tedavisi için birçok farklı cerrahi teknik mevcuttur. Ve hasarlı kalça eklemlerini değiştirmek için birçok farklı protez türü mevcuttur. Bu gelişmeler sayesinde kalça rahatsızlığı olan kişiler uzun ve aktif bir yaşam sürebilmektedir.

Kaynak:

  1. Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy (41st ed.). Elsevier.
  2. Neumann, D. A. (2013). Kinesiology of the hip: a focus on muscular actions. Journal of Orthopaedic & Sports Physical Therapy, 43(2), 82-94.
  3. Fischer, S., & Breitenbach, J. (2015). Anatomy, Bony Pelvis and Lower Limb, Gluteus Muscles. StatPearls [Internet].
  4. Learmonth, I. D., Young, C., & Rorabeck, C. (2007). The operation of the century: total hip replacement. The Lancet, 370(9597), 1508-1519.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Artikülasyo sternoklavikularis

Sinonim: Articulatio sternoclavicularis, sternoclavicular joint, Sternoklavikulargelenk, İnnere Schlüsselbeingelenk.

Kaynak: http://www.lashoulder.com/wp-content/uploads/anatomy-2.jpg

Köprücük kemiği ile göğüs kemiği arasında kalan eklemdir. (Bkz; Artikülasyo) (Bkz; stern-o-klavikul-aris)

Artikülasyo akromiyoklavikularis

Sinonim: articulatio acromioclavicularis, acromioclavicular joint, Acromioclaviculargelenk, laterales Schlüsselbeingelenk, Äußeres Schlüsselbeingelenk, Schultereckgelenk, AC-Gelenk.

Köprücük kemiği ile akromiyon arasında kalan eklemdir. (Bkz; Artikülasyo) (Bkz; akromiy-o-klavikul-aris)

Kaynak: http://staminist.com/file.php/1/267/Acromioclavicular_AC_Joint.jpg

Simfizis intervertebralis

  • Simfizis: İki kemik arasında yer alan ve fibröz-kartilaginöz dokudan oluşan yarı hareketli eklemlerdir (örneğin symphysis pubica).
  • Intervertebralis: Latince kökenli bu terim, “iki omur arası” anlamına gelir; “inter-” (arasında), “vertebra” (omur), “-alis” (ilişkili) eklerinin birleşiminden türetilmiştir.

Simfizis intervertebralis, iki omur gövdesi (corpora vertebrarum) arasında yer alan ve omurlar arası diski (discus intervertebralis) içeren eklem türüdür. Bu yapı, sınırlı hareket kabiliyeti olan ve esas olarak yük taşıma ve darbe emme fonksiyonları üstlenen sekonder kartilaginöz bir eklem (amphiarthrosis cartilaginea secundaria) olarak sınıflandırılır.

Bu eklem şu temel anatomik yapılardan oluşur:

  1. Discus intervertebralis:
    Her bir diskin merkezi, jelatinöz yapıda olan nucleus pulposus‘u; dış çevresi ise yoğun kollajen liflerden oluşan anulus fibrosus’u içerir. Bu diskler, omurlar arasındaki boşlukları doldurarak omurgaya esneklik ve şok emme özelliği kazandırır.
  2. Ligamentum longitudinale anterius:
    Bu bağ, omurganın ön yüzü boyunca kafa tabanından os sacrum’a kadar uzanır. Omur cisimlerinin ön yüzlerine ve discus intervertebrales’in ön bölümlerine yapışıktır. Hiperekstansiyonu sınırlandıran güçlü bir bağdır.
  3. Ligamentum longitudinale posterius:
    Bu bağ ise, omur cisimlerinin arka yüzleri boyunca uzanır ve canalis vertebralis’in iç yüzeyinden geçer. Özellikle nucleus pulposus’un posterior herniasyonunu sınırlamada önemlidir.

Yukarıdaki yapıların iş birliği, hem yapısal stabilite hem de kontrollü hareket açıklığı sağlar. Bu özellikleriyle simfizis intervertebralis, omurganın yük taşıma mekanizmasında merkezi rol oynar.


Keşif

Simfizis intervertebralis’in tarihî keşfi, antik dönem anatomi bilgisiyle başlasa da, detaylı yapısal özelliklerinin anlaşılması özellikle Rönesans sonrası kadavra diseksiyonları ve mikroskobik çalışmalar ile mümkün olmuştur. Bu yapının keşfi, omurganın genel anatomik yapısının anlaşılmasına paralel olarak gelişmiştir.

Antik Dönem ve Galen’in Katkıları

Antik Roma’da hekim Galen (129–ca. 216), omurganın yapısını hayvan diseksiyonları yoluyla incelemiş ve omurlar arası “yumuşak doku”dan söz etmiştir. Ancak insan omurgasındaki disk yapısını tam anlamıyla tanımlayamamıştır çünkü insan kadavrası üzerinde çalışması Roma yasaları nedeniyle kısıtlıydı.

Rönesans Dönemi: Andreas Vesalius (1514–1564)

Anatomide devrim yaratan Andreas Vesalius, 1543 yılında yayımladığı De humani corporis fabrica adlı eserde omurgayı detaylı biçimde tanımlamış ve ilk kez intervertebral diskleri, omurlar arası özel yapılar olarak göstermiştir. Vesalius, omur gövdeleri arasında jelatinöz bir yapı bulunduğunu ifade etmiş, bu yapı daha sonra nucleus pulposus olarak adlandırılmıştır.

17. ve 18. Yüzyıl Gelişmeleri

  1. yüzyılda William Harvey ve çağdaşları sayesinde mikroskop kullanımının artması, bağ dokularının histolojik olarak incelenmesini mümkün kılmıştır. Bu dönemde anatomistler, discus intervertebralis’in sadece bir yastık olmadığını, kendine özgü bir yapısal bütünlüğe sahip olduğunu göstermiştir.
  2. yüzyıl sonlarında ve 19. yüzyıl başlarında Albrecht von Haller ve Xavier Bichat, dokuların sınıflandırılmasına katkı sağlayarak, omurlar arası diskin fibröz ve jelatinöz bölümlerden oluştuğunu daha sistematik bir biçimde tarif etmişlerdir.

Modern Dönem ve Klinik Anatomideki Yeri

  1. yüzyılda yapılan biomekanik ve radyolojik çalışmalarla birlikte, intervertebral disk yapısının omurganın hareketliliği, yük taşıması ve disk hernilerinin patofizyolojisi üzerindeki önemi daha iyi anlaşılmıştır. Özellikle Modic değişiklikleri, disk dejenerasyonu, disk herniasyonu gibi terimler modern klinik literatürde yer bulmuştur.

Ligamentum longitudinale anterius ve posterius gibi yapılar da tarih boyunca kadavra diseksiyonları ile tanımlanmış, bunların omurgadaki stabilizasyon rolü daha sonra biomekanik çalışmalarla belgelenmiştir.



İleri Okuma
  • Galen (2nd century). De usu partium corporis humani.
  • Vesalius, A. (1543). De humani corporis fabrica libri septem. Basel: Johannes Oporinus.
  • Haller, A. von (1757). Primae lineae physiologiae. Göttingen.
  • Bichat, X. (1801). Traité des membranes. Paris.
  • Tandler, J. (1909). Anatomie des Menschen. Springer.
  • Hirsch, C. (1952). The anatomy of the lumbar vertebrae. Acta Orthopaedica Scandinavica, 22(1), 5–13.
  • Adams, M. A., & Hutton, W. C. (1981). The relevance of torsion to the mechanical derangement of the lumbar spine. Spine, 6(3), 241–248.
  • Gray, H. (1985). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Medicine and Surgery. 36th ed., Churchill Livingstone.
  • Modic, M. T., Masaryk, T. J., Ross, J. S., & Carter, J. R. (1988). Imaging of degenerative disk disease. Radiology, 168(1), 177–186.
  • Bogduk, N. (1997). Clinical Anatomy of the Lumbar Spine and Sacrum. 3rd ed., Churchill Livingstone.
  • Palastanga, N., Field, D., & Soames, R. (2006). Anatomy and Human Movement: Structure and Function. 5th ed., Elsevier.
  • Standring, S. (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. 40th ed., Churchill Livingstone Elsevier.
  • Standring, S. (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. 40th ed., Churchill Livingstone Elsevier.
  • White, A. A., & Panjabi, M. M. (2010). Clinical Biomechanics of the Spine. 2nd ed., Lippincott Williams & Wilkins.
  • Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2014). Clinically Oriented Anatomy. 7th ed., Wolters Kluwer Health/Lippincott Williams & Wilkins.
  • Netter, F. H. (2018). Atlas of Human Anatomy. 7th ed., Elsevier.

Artikülasyo atlantoaksiyalis

Sinonim: Atlantoaxial joint, Articulationes atlantoaxialis, Articulatio atlantoaxialis, Atlanto-axial-Gelenke, unteren Kopfgelenke.

Birinci boyun omuru ile ikinci boyun omuru arasında kalan eklemdir. (Bkz; Artikülasyo)  (Bkz; atla-nto-aksi-y-alis)

Kaynak: http://images.slideplayer.com/24/7060634/slides/slide_57.jpg

Artikülasyo atlantooksipitalis

Sinonim: articulatio atlantooccipitalis, atlanto-occipital joint, obere Kopfgelenk,  Atlanto-okzipital-Gelenk.

Oksipital kafa kemiği ile ilk boyun omuru arasında kalan eklemdir. (Bkz; Artikülasyo) (Bkz; atla-nto-oksipitalis)

 

Kaynak: https://s3.amazonaws.com/classconnection/121/flashcards/2935121/jpg/6a014e6075f9c1970c014e8885bb09970d-pi-14B906B208D23EEC4A6.jpg

Artikulasyo temporomandibularis

Sinonim: Articulatio temporomandibularis, temporomandibular joint, TMJ, Kiefergelenk.

Temporal kemik ile mandibula (alt çene kemiği) arasındaki eklem, çene eklemidir. (Bkz; Artikulasyo) (Bkz; tempor-o-mandibularis)

Kaynak: http://www.drlarrywolford.com/wp-content/uploads/2014/12/TMJ-Temporomandibular-Joint-Surgery.jpg