İşitme duyusunun duyarsızlaşması sonucu, duyulan ses şiddetinin azalmasıdır. (Bkz: Hipo–akuzi)
Hipoakuzi tedavi edilebilir mi?
Bu tür işitme kaybının iç kulağın hasarlı kısımlarını yenilemek için şu anda bir tedavisi olmasa da, işitme kaybınız işitme cihazlarıyla oldukça etkili bir şekilde tedavi edilebilir.
Ginkgo biloba özü.
Ginkgo biloba ekstresi doğal şifacıların favorisidir. Bu tür bir tedaviyi savunanlar, günde 60 ila 240 miligram ginkgo biloba almanın kulak çınlamasına ve işitme kaybıyla ilişkili diğer gürültülere yardımcı olabileceğini öne sürmektedir.
Hipoakuziye ne sebep olur?
Yaşlanma ve yüksek sese maruz kalma, kokleada bulunan ve beyne ses sinyalleri gönderen kıllarda veya sinir hücrelerinde aşınma ve yıpranmaya neden olabilir. Bu kıllar veya sinir hücreleri hasar gördüğünde veya kaybolduğunda, elektrik sinyalleri verimli bir şekilde iletilmez ve işitme kaybı meydana gelir. Yüksek perdeli sesler size boğuk gelebilir.
Kulak zarının ya da orta kulaktaki kemikler üzerinde yapılan cerrahi operasyondur. (Bkz; Timpan-o-plasti)
Timpanoplasti, delinmiş veya hasar görmüş bir kulak zarını onarmak için yapılan cerrahi bir prosedürdür. Kulak zarının yapısını ve işlevini düzeltmeyi, işitmeyi iyileştirmeyi ve orta kulak enfeksiyonlarını önlemeyi amaçlar. Timpanoplasti ile ilgili bazı önemli noktalar şunlardır:
Prosedür:
Timpanoplasti tipik olarak genel anestezi altında yapılır. Cerrah orta kulağa erişmek için kulağın arkasından veya içinden bir kesi yapar. Kulak zarının delinmiş veya hasar görmüş kısmı daha sonra çeşitli teknikler kullanılarak onarılır. Bu, genellikle hastanın kendi vücudundan alınan küçük bir doku parçasının, iyileşmeyi ve kapanmayı desteklemek için hasarlı kulak zarına aşılanmasını içerebilir.
Timpanoplasti Türleri:
Kulak zarı hasarının yeri ve boyutuna bağlı olarak farklı timpanoplasti prosedürleri vardır. Bunlar şunları içerir:
Tip I Timpanoplasti (Miringoplasti): Orta kulak yapılarına önemli bir zarar vermeden kulak zarındaki küçük delikler veya delikler için yapılır.
Tip II Timpanoplasti: Bu, sadece kulak zarını değil aynı zamanda kemikçikler (sesi ileten küçük kemikler) gibi orta kulak yapılarını da içeren daha büyük delikler için yapılır.
Tip III Timpanoplasti: Delik kulak zarı kenarına kadar uzandığında ve kulak yolu derisinde veya kulak kemiklerinde bir bozukluk olduğunda yapılır.
Tip IV Timpanoplasti: Bu, kulak zarı, orta kulak yapıları ve kulak kanalındaki hasar dahil olmak üzere daha kapsamlı hasarlar için yapılır.
İyileşme:
Timpanoplastiden sonra, cerrah tarafından sağlanan ameliyat sonrası bakım talimatlarına uyulması önemlidir. İyileşme süresi kişiye ve yapılan işlemin kapsamına göre değişir. Çoğu hasta ameliyatla aynı gün eve gidebilir. İyileşmenin ilk aşamalarında biraz rahatsızlık, hafif ağrı veya geçici işitme değişiklikleri yaşamanız yaygın bir durumdur. Tamamen iyileşme ve işitmede iyileşme birkaç haftadan aylara kadar sürebilir.
Ameliyat Sonrası Bakım:
Ameliyat sonrası bakım tipik olarak kulağı kuru tutmayı, kulaktaki basıncı artırabilecek faaliyetlerden (uçma veya tüplü dalış gibi) kaçınmayı ve belirtildiği şekilde antibiyotikler ve ağrı kesiciler gibi reçeteli ilaçları almayı içerir. Cerrahla takip randevuları, iyileşme sürecini izlemek ve endişeleri gidermek için önemlidir.
Timpanoplasti olarak da bilinen kulak zarı ameliyatından sonra, optimum iyileşme ve iyileşmeyi sağlamak için uygun ameliyat sonrası bakımın izlenmesi önemlidir. Kulak zarı ameliyatından sonra neler bekleyeceğiniz ve kendinize nasıl bakacağınız hakkında bazı bilgiler:
Pansumanlar ve bandajlar: Ameliyat bölgesini korumak için ameliyattan sonra kulağınız steril bir pansuman veya bandajla kapatılabilir. Sargıya nasıl bakılacağı ve ne zaman çıkarılacağı konusunda cerrahınızın talimatlarını izleyin.
Ağrı ve rahatsızlık: Ameliyattan sonra kulakta bir miktar ağrı, rahatsızlık veya dolgunluk hissi yaşamak yaygındır. Cerrahınız herhangi bir rahatsızlığı gidermek için ağrı kesici ilaç yazabilir veya reçetesiz satılan ağrı kesiciler önerebilir. Öngörülen dozajı ve talimatları izleyin.
Antibiyotikler: Cerrahınız enfeksiyonu önlemek için antibiyotik reçete edebilir. İlacı bitirmeden önce kendinizi daha iyi hissetmeye başlasanız bile, reçete edilen antibiyotikleri belirtildiği şekilde alın ve tüm kursu tamamlayın.
Kulak bakımı: Cerrahınız, ameliyattan sonra kulağınıza nasıl bakım yapacağınız konusunda özel talimatlar verecektir. Bu, kulağı kuru tutmayı, suya maruz kalmaktan kaçınmayı ve uçuş veya tüplü dalış gibi kulaktaki basıncı artırabilecek faaliyetlerden kaçınmayı içerebilir. Komplikasyonları önlemek için bu talimatları dikkatlice izleyin.
Takip randevuları: Cerrahınızla tüm takip randevularını planlayın ve bunlara katılın. Bu randevular, iyileşme sürecinizi izlemek ve olabilecek endişelerinizi veya sorularınızı ele almak için çok önemlidir.
İyileşme süresi: Kulak zarı ameliyatı sonrası iyileşme süresi kişiye ve yapılacak işlemin boyutuna göre değişiklik gösterebilir. Kulağın tamamen iyileşmesi birkaç hafta sürebilir. Bu süre zarfında, ağır kaldırma veya ıkınma gibi kulağa baskı uygulayabilecek faaliyetlerden kaçının.
İşitme değişiklikleri: Kulak zarı ameliyatından sonra işitmede geçici değişiklikler yaşamak yaygındır. İşitmeniz başlangıçta boğuk olabilir veya azalabilir, ancak kulak iyileştikçe yavaş yavaş düzelmelidir. İşitmenizde herhangi bir ani veya önemli değişiklik fark ederseniz, cerrahınızla iletişime geçin.
Komplikasyonlar: Nadir de olsa kulak zarı ameliyatından sonra komplikasyonlar meydana gelebilir. Şiddetli ağrı, sürekli kanama, kötüleşen işitme kaybı, ateş veya ilgili başka semptomlar yaşarsanız derhal cerrahınızla iletişime geçin.
Cerrahınızın özel talimatlarına uymayı unutmayın ve iyileşme süreniz boyunca herhangi bir sorunuz, endişeniz veya beklenmeyen semptomunuz olursa cerrahınızla iletişime geçin.
Potansiyel Riskler ve Komplikasyonlar:
Timpanoplasti genellikle herhangi bir cerrahi prosedür gibi güvenli kabul edilirken, bazı riskler taşır. Bunlar enfeksiyon, kanama, işitme kaybı, perforasyonun tekrarlaması, kulak çınlaması (kulak çınlaması), baş dönmesi veya çevredeki yapıların hasar görmesini içerebilir. Cerrahınızla ameliyatın potansiyel risklerini ve faydalarını tartışmak önemlidir.
Genel olarak, timpanoplasti, hasarlı bir kulak zarını onarmak ve işitme işlevini eski haline getirmek için yaygın olarak uygulanan bir cerrahi prosedürdür. Kullanılan spesifik teknik ve prosedürün başarısı, bireysel vakaya ve cerrahın uzmanlığına bağlıdır. Timpanoplastinin sizin için doğru seçenek olup olmadığını belirlemek için deneyimli bir kulak burun boğaz (KBB) uzmanına danışmanız önemlidir.
Tarih
Kulak zarı ameliyatının tarihi, Genç Jean Riolan’ın bir hastanın kulak zarını kulak kaşığıyla temizlerken yanlışlıkla deldiği ve işitmede iyileşme fark ettiği 17. yüzyıla kadar uzanır. Daha sonra, 18. yüzyılda Sir Astley Cooper, Östaki borusunun tıkanmasından kaynaklanan sağırlığın, zarın her iki tarafındaki basıncı eşitlemek için kulak zarında bir kesi yapılarak giderilebileceğini gösterdi. Bununla birlikte, kulak zarının kendiliğinden iyileşme ve delinmenin yararlı etkilerini tersine çevirme eğilimi nedeniyle bu prosedür yaygın olarak benimsenmedi.
19. yüzyılda Hermann Schwartze kulak zarı ameliyatı fikrini yeniden gündeme getirdi ve çeşitli kaynaklardan greftler kullanarak kulak zarının yeniden yapılandırılması için teknikler geliştirdi. Ayrıca farklı kulak zarı kusurlarını sınıflandırdı ve farklı onarım yöntemleri önerdi. 1956’da Horst Ludwig Wullstein, timpanoplasti sınıflandırmasını orta kulak ve kemikçiklerin (ses titreşimlerini ileten küçük kemikler) durumuna göre beş türe ayırdı. Tip 1 timpanoplasti, orta kulak normalken sadece kulak zarının onarılmasını içerir. Tip 2 timpanoplasti, kemikçiklerdeki hafif kusurlara rağmen kulak zarı ve orta kulağın onarılmasını içerir. Tip 3 timpanoplasti, malleus ve örste büyük defektler olduğunda kemikçiklerin ve epitimpanın çıkarılmasını içerir. Kulak zarı tamir edilir ve direkt olarak üzengi başı ile birleştirilir. Tip 4 timpanoplasti, stapes ayak plakasının hareketli olduğu ancak kruraların olmadığı bir onarımı tanımlar. Ortaya çıkan orta kulak sadece Östaki borusu ve hipotimpanumdan oluşacaktır. Tip 5 timpanoplasti, sabit stapes taban plakasını içeren bir onarımdır.
Günümüzde kulak zarı ameliyatı, deliğin boyutuna ve yerine, enfeksiyon veya hastalık varlığına ve cerrahın tercihine bağlı olarak çeşitli teknik ve materyaller kullanılarak yapılmaktadır. Ameliyat kulak yolundan (transkanal yaklaşım), kulaktan bir kesiden (endaural yaklaşım) veya kulak arkasından bir kesiden (postauriküler yaklaşım) yapılabilir. Temporal fasya (temporal kası kaplayan bir doku tabakası) veya tragus (kulak kanalının girişindeki küçük bir kıkırdak çıkıntısı) gibi farklı yerlerden bir greft alınabilir. Greft perforasyonun üzerine veya altına yerleştirilir ve dikiş veya yapıştırıcı ile sabitlenir. Orta kulağı havalandırmak ve sıvı birikmesini önlemek için kulak zarından bir timpanostomi tüpü yerleştirilebilir. Tüp genellikle 6 ila 12 ay sonra kendiliğinden düşer veya küçük bir işlem sırasında çıkarılır.
Kulak zarı ameliyatının başarı oranı, kulak zarının durumuna, enfeksiyon ve diğer hastalıkların varlığına ve önceden kulak ameliyatı yapılıp yapılmadığına bağlı olarak değişir. Vakaların %75-90’ında bu ameliyatla kulak zarı delikleri başarıyla onarılabilir. Ameliyat işitmeyi iyileştirebilir, tekrarlayan kulak enfeksiyonlarını önleyebilir ve kulak çınlamasını (kulak çınlaması) azaltabilir. Bununla birlikte, kulak zarı ameliyatıyla ilişkili kanama, enfeksiyon, greft yetmezliği veya yer değiştirme, fasiyal sinir veya iç kulak yapılarında hasar, kalıcı veya kötüleşen işitme kaybı, baş dönmesi, tat alma bozukluğu veya anesteziye alerjik reaksiyon gibi bazı riskler ve komplikasyonlar da vardır. .
İnsan işitme sistemi, ses dalgalarının algılanması, iletilmesi ve yorumlanması için tasarlanmış karmaşık ve son derece uzmanlaşmış bir duyusal mekanizmadır. Bu sistem anatomik ve fonksiyonel olarak üç ana bileşene ayrılmıştır: dış kulak, orta kulak ve iç kulak; her biri işitme sürecinde kritik rol oynar.
Dış kulak
Dış kulak, kulak kepçesi (veya kulak kepçesi) ve kulak zarında (kulak zarı) sonlanan dış işitsel kanaldan (veya kulak kanalından) oluşur. Kulak kepçesi bir huni görevi görerek ses dalgalarının kulak kanalına toplanmasına ve kulak zarına doğru yönlendirilmesine yardımcı olur. Kulağın bu kısmı dışarıdan görülebilir ve ses kaynaklarının lokalizasyonuna yardımcı olan benzersiz şekliyle karakterize edilir.
Orta kulak
Orta kulak, timpanik membranı ve malleus (çekiç), örs (örs) ve üzengi (üzengi) olarak bilinen üç küçük kemik olan işitsel kemikçikleri içerir. Bu kemikler insan vücudundaki en küçük kemikler arasında yer alır ve ses titreşimlerinin kulak zarından iç kulağa iletilmesinde hayati öneme sahiptir. Orta kulak aynı zamanda orta kulak ile atmosfer arasındaki basıncın eşitlenmesine yardımcı olan ve kulak zarının en iyi şekilde titreşmesini sağlayan Östaki borusunu da içerir.
İç kulak
İç kulak, karmaşık kanal ve odacık dizilerinden dolayı labirent olarak da adlandırılan karmaşık bir yapıdır. Odacıkları içindeki sıvının hareketi yoluyla ses titreşimlerini elektrik sinyallerine dönüştürmekten sorumlu spiral şekilli bir organ olan kokleadan oluşur. Bu elektrik sinyalleri daha sonra işitme siniri yoluyla beyne iletilir. Ek olarak iç kulak, dengeyi ve uzaysal yönelimi korumak için gerekli olan vestibüler sistemi içerir.
İşitme Süreci
Ses Dalgası Toplama: Kulak kepçesi ses dalgalarını toplar ve kulak kanalına yönlendirir.
Kulak Zarının Titreşimi: Bu ses dalgaları kulak kanalından geçerek kulak zarının titreşmesine neden olur.
Kemikçik Amplifikasyonu: Titreşimler daha sonra orta kulaktaki üç kemikçik tarafından güçlendirilir.
Koklea Sıvı Hareketi: Güçlendirilmiş titreşimler kokleaya aktarılır ve burada koklea içindeki sıvının hareket etmesine neden olurlar.
Duyusal Hücre Aktivasyonu: Bu sıvı hareketi, koklea içindeki duyu hücrelerini (tüy hücreleri) uyarır ve mekanik titreşimleri elektrik sinyallerine dönüştürür.
Sinir İletimi: Bu elektrik sinyalleri işitme siniri yoluyla beyne gönderilir ve burada ses olarak yorumlanır.
İşitme sisteminin tasarımı ve işlevi, insanların en yumuşak fısıltıdan en yüksek gürültüye kadar geniş bir yelpazedeki sesleri algılamasına ve seslerin yönünü ve mesafesini ayırt etmesine olanak tanır; iletişimde, çevresel ipuçlarına karşı uyanıklıkta ve keyif almada çok önemli bir rol oynar. müzik ve konuşma.
İleri Okuma
Moore, B.C.J. (2012). An Introduction to the Psychology of Hearing. Brill.
Pickles, J.O. (2015). An Introduction to the Physiology of Hearing. Emerald Group Publishing Limited.
Hudspeth, A.J. (1989). How the ear’s works work. Nature, 341(6241), 397-404.
Gelfand, S.A. (2010). Essentials of Audiology. Thieme.
“Oval pencere” terimi, Latince fenestra (pencere) ve şekli tanımlayan ovalis (yumurta/oval biçimli) sözcüklerinden türeyen fenestra ovalis ifadesine dayanır. Klinik anatomi ve otoloji literatüründe aynı yapı, işlevsel bağlama vurgu yapılarak fenestra vestibuli adıyla da anılır; çünkü açıklık, kemik labirentin vestibül bölümüne komşu olup, ses enerjisinin iç kulağa giriş kapısını oluşturur. Türkçe “oval pencere” karşılığı, hem morfolojik görünümü hem de klasik anatomi terminolojisindeki yerleşik kullanım nedeniyle korunmuştur.
Tarihsel gelişim ve kavramsal çerçeve
Orta kulak–iç kulak arayüzünün anlaşılması, kulak zarından iç kulak sıvılarına kadar uzanan mekanik enerji iletim zincirinin çözülmesiyle birlikte olgunlaşmıştır. Erken dönem anatomik tariflerde oval pencere, kemik labirentle timpanik boşluk arasındaki kritik “geçit” olarak tanımlanmış; daha sonraki dönemlerde ossiküler zincirin kaldıraç etkisi ve kulak zarı–stapes ayak plağı alan farkının basınç dönüşümü yarattığı gösterilince, oval pencerenin bir “akustik empedans dönüştürücü” sistemin zorunlu parçası olduğu netleşmiştir. 19. yüzyıl sonu–20. yüzyıl başında iç kulak hidrodinamiğine ilişkin modeller gelişmiş; 20. yüzyıl ortasından itibaren cerrahi mikroskopi ve stapes cerrahisinin ilerlemesi, oval pencerenin patolojilerini (özellikle otoskleroz) doğrudan hedeflenebilir hale getirmiştir. Güncel otoloji, oval pencereyi yalnızca anatomik bir açıklık olarak değil; ligamentöz süspansiyon, endosteal sınırlar, stapes ayak plağının mikro-hareketleri ve perilenf dinamiğiyle bütünleşik, çok ölçekli bir biyomekanik arayüz olarak ele alır.
Evrimsel biyolojik bağlam
Oval pencere ve ona bağlanan stapes, kara omurgalılarının işitmeye uyumunda merkezi bir dönüm noktasını temsil eder. Suda yaşayan erken formlarda ses iletimi çoğunlukla vücut dokuları ve kemik iletimine dayanırken, karasal ortama geçişle birlikte hava–doku arasındaki empedans uyumsuzluğu belirginleşmiş ve orta kulak ossikülleriyle birlikte sıvı dolu iç kulağa “basınç” aktarabilen bir giriş mekanizması seçilim avantajı kazanmıştır. Tetrapod evriminde hyomandibular kökenli yapıların yeniden düzenlenmesiyle stapes (bazı gruplarda columella) gelişmiş; stapesin iç kulak tarafındaki temas alanı, perilenf içinde dalga başlatabilen bir “piston benzeri” hareketi mümkün kılacak şekilde özelleşmiştir. Memelilerde üç ossiküllü zincirin ortaya çıkması, yüksek frekansların daha etkin iletimine ve işitme hassasiyetinin artmasına katkıda bulunurken, oval pencere–stapes ayak plağı–annüler ligament kompleksi, bu kazanımın biyomekanik odak noktası olarak korunmuştur.
Anatomi ve topografya
Konum ve komşuluklar
Oval pencere, temporal kemiğin pars petrosa kısmındaki kemik labirent üzerinde yer alır ve timpanik boşluğun medial duvarında, promontoryumun posterosuperior komşuluğunda izlenir. Yuvarlak pencere nişine kıyasla daha kranial ve posterior konumludur. İç kulak tarafında vestibül perilenfatik boşluğuna açılır; bu nedenle “vestibüler pencere” adlandırması anatomik olarak temellidir. Timpanik boşluk ile kemik labirent arasındaki bariyer, oval pencere düzeyinde fizyolojik olarak “hareketli” hale gelir; bu hareket, stapes ayak plağı aracılığıyla kontrollü biçimde sağlanır.
Stapes ayak plağı ve annüler ligament kompleksi
Oval pencere normalde “boş” değildir; stapesin ayak plağı (basis stapedis), oval pencere çerçevesine oturur ve çevresinde annüler ligament tarafından süspanse edilir. Annüler ligament, ayak plağını hem merkezleyen hem de mikrometre ölçekli deplasmanlara izin veren elastik bir halka gibi çalışır. Bu ligamentöz düzenek, bir yandan sızdırmazlığa yakın bir sınır oluştururken, diğer yandan akustik uyarıyla oluşan titreşimlerin vestibül perilenfine etkin aktarımını mümkün kılar. Ayak plağının kalınlığı, elastik özellikleri ve çevre endosteal yapıların sertliği; iletim kazancı, frekans yanıtı ve patolojik süreçlere yatkınlık üzerinde belirleyicidir.
Histolojik ve mikroyapısal özellikler
Oval pencere çevresi endosteumla döşelidir; stapes ayak plağı ise kemik ve kıkırdak benzeri dokusal bileşenlerin varyasyon gösterebildiği bir yapı olarak tanımlanır. Annüler ligament kolajen-elastin dengesiyle mekanik uyumluluk sağlar. Bu mikroyapı, düşük genlikli ancak yüksek hızlı titreşimlerde enerji kaybını sınırlayacak; aşırı basınç değişimlerinde ise belirli ölçüde “esneme” ile travmatik iletimi azaltacak şekilde işlev görür. Ayrıca, orta kulak mukozası ve vestibüler endosteal yüzey arasındaki sınır, enfeksiyöz ya da inflamatuvar süreçlerde patofizyolojik geçişkenlik ve kemik yeniden yapılanması açısından önem taşır.
Fizyoloji ve biyomekanik
Empedans dönüşümü ve “kazanç” kavramı
Hava ortamındaki ses dalgalarının iç kulaktaki sıvı ortama aktarımı, temel bir fizik sorunu içerir: hava ile sıvı arasındaki akustik empedans farkı. Orta kulak sistemi bu uyumsuzluğu azaltmak üzere iki ana mekanizma kullanır:
Alan oranı etkisi: Kulak zarının etkin titreşen alanı, stapes ayak plağının alanından büyüktür. Bu alan farkı, basıncın stapes düzeyinde artmasına katkı verir.
Kaldıraç etkisi: Malleus–incus bağlantısı, kuvvetin stapes yönüne aktarımında kaldıraç benzeri bir mekanik avantaj oluşturur.
Bu iki etki birlikte, iç kulağa iletilen basıncı belirgin biçimde artırır. Pratik anlatımlarda “yaklaşık 20–30 kat” büyütme ifadesi sık kullanılsa da, gerçek kazanç frekansa, orta kulak havalanmasına, kemikçik zincirin rijitliğine ve ölçüm yöntemine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Önemli olan, oval pencerenin bu sistemde “enerji giriş kapısı” olmasıdır: basınç dönüşümünün son basamağı burada gerçekleşir ve vestibül perilenfinde dalga başlatılır.
Dalga iletimi: Vestibül girişinden baziler membrana
Stapes ayak plağının ileri-geri hareketi, vestibül perilenfinde basınç dalgaları oluşturur. Bu dalga, kokleanın scala vestibuli boyunca ilerleyerek helicotrema bölgesinde scala tympani ile hidrodinamik bağlantı üzerinden devam eder. Yuvarlak pencere, sistemin “basınç tahliye” elemanı gibi davranarak sıvı içinde sıkışmayı önler; böylece oval pencereden verilen enerji, koklear partition üzerinde yer değiştirmeye ve baziler membranda frekans-seçici dalga oluşumuna dönüştürülür. Oval pencere bu nedenle, yalnızca bir açıklık değil; iki pencereli hidrodinamik düzenin zorunlu giriş elemanıdır.
Stapes hareketinin modları
Stapesin hareketi yalnızca saf “piston” hareketi değildir. Düşük frekanslarda piston-benzeri deplasman baskın olabilirken, daha yüksek frekanslarda ayak plağı üzerinde eğilme ve dönme bileşenleri artabilir. Annüler ligamentin elastik özellikleri ve ayak plağının geometrisi, bu modların göreli katkısını belirler. Bu ayrıntılar, özellikle yüksek frekans işitmenin korunması ve cerrahi rekonstrüksiyonlarda protez tasarımının başarıya etkisi bakımından klinik açıdan önemlidir.
Gelişimsel anatomi ve varyasyonlar
Embriyolojik temel
Orta kulak kemikçikleri ve oval pencere çevresinin gelişimi, birinci ve ikinci faringeal ark kaynaklı mezenkimin karmaşık farklılaşmasına dayanır. Stapes suprastrüktürü ile ayak plağı kökeni ve çevre otik kapsül gelişimi arasındaki zamanlama, doğumsal fiksasyon ya da pencere atrezisi gibi anomalilerin patogenezi için anahtar kabul edilir. Bu gelişimsel hassasiyet, “konjenital stapes fiksasyonu” veya “oval pencere atrezisi” gibi tabloların niçin sıklıkla fasiyal sinir anomalileriyle birlikte görülebildiğini de açıklar; çünkü fasiyal kanalın seyri ve otik kapsül morfogenezinin uzamsal ilişkisi yakındır.
Anatomik varyantlar
Oval pencerenin boyutu, şekli, niş derinliği ve stapes ayak plağının kalınlığı bireyler arasında değişkenlik gösterebilir. Bu varyasyonlar çoğu zaman asemptomatiktir; ancak otoskleroz gibi kemik yeniden yapılanması süreçlerinde veya stapes cerrahisinde cerrahi erişim ve komplikasyon riskini etkileyebilir. Ayrıca yüksek juguler bulb, dehisanslar veya anormal fasiyal sinir seyri gibi varyantlar, oval pencere cerrahisinde yaklaşımı belirleyici olabilir.
Patoloji
1) Ooskleroz ve stapes fiksasyonu
Oval pencere patolojilerinin en klasik örneği, otik kapsülün odaksal kemik yeniden yapılanmasıyla seyreden otosklerozdur. Klinik olarak iletim tipi işitme kaybına yol açmasının temel nedeni, stapes tabanının oval pencere düzeyinde hareket kabiliyetini kaybetmesidir. Annüler ligament çevresinde sklerotik odaklar geliştiğinde, stapesin mikromobilitesi azalır; empedans dönüşümü bozulur ve ses enerjisi iç kulağa etkin aktarılamaz. Hastalık ilerleyip koklear kapsülü etkilerse sensörinöral bileşen de eklenebilir. Cerrahi tedavide stapedotomi veya stapedektomi, oval pencere düzeyinde mekanik iletimi yeniden kurmayı hedefler.
2) Perilenf fistülü: Oval pencereden sızıntı
Oval pencere çevresinde veya annüler ligament kompleksinde bir bütünlük kaybı, perilenfin timpanik boşluğa sızmasına neden olabilir. Bu tablo, travma, barotravma, ağır kaldırma/valsava ile tetiklenen basınç değişimleri, iatrojenik cerrahi girişimler veya bazı doğumsal zayıflıklar sonrası görülebilir. Sızıntının klinik karşılığı yalnızca işitme kaybı değil; vestibüler semptomlar (baş dönmesi, dengesizlik, basınca/şiddetli sese bağlı vertigo) ile birlikte olabilir. Sızıntının “oozer” veya “gusher” gibi adlarla sınıflandırılması, pratikte sızıntı miktarı ve akışın sürekliliğine dayalı betimleyici bir ayrımdır; özellikle bazı konjenital iç kulak malformasyonlarında cerrahi sırasında yüksek debili perilenf akışı (“gusher”) dramatik bir komplikasyon olarak karşımıza çıkabilir.
3) Konjenital oval pencere atrezisi ve malformasyonlar
Oval pencerenin yokluğu veya gelişimsel kapalı olması, çoğunlukla stapes anomalileri ve fasiyal sinir kanalının anormal seyriyle birliktedir. Klinik olarak belirgin iletim tipi işitme kaybı ile ortaya çıkar. Cerrahi seçenekler, anatomik koşullara göre değişir; bazı olgularda ossiküler rekonstrüksiyon mümkünken, bazı olgularda implant temelli işitme rehabilitasyonu daha uygun olabilir. Bu grup hastalıklarda preoperatif yüksek çözünürlüklü temporal kemik görüntüleme, oval pencere bölgesinin morfolojisini ve fasiyal sinir komşuluğunu anlamada kritik rol oynar.
4) Enfeksiyon ve inflamasyon ilişkili süreçler
Kronik otitis media ve kolesteatom, orta kulak mukozasında inflamasyon ve kemik erozyonuna yol açarak oval pencere nişi ve stapes suprastrüktürü üzerinde sekonder hasar oluşturabilir. Bu tür durumlarda iletim kaybı, yalnızca stapes fiksasyonundan değil; ossiküler zincir kontinüitesinin bozulması veya labirent pencereleri çevresinde doku reaksiyonlarıyla gelişen mekanik kısıtlılıklardan kaynaklanabilir. Ayrıca inflamasyonun iç kulağa yayılımı, nadiren labirentit ve buna bağlı sensörinöral kayıp riski taşır; oval pencere çevresi, bu geçiş açısından anatomik olarak “hassas bir sınır bölge”dir.
5) Üçüncü pencere fenomenleri ve diferansiyel tanı
Oval pencere normalde iki pencereli hidrodinamik sistemin giriş elemanıdır. Buna ek olarak kemik labirentte bir “üçüncü pencere” oluşması (örneğin superior semisirküler kanal dehissansı gibi) iç kulak sıvı dinamiğini değiştirerek iletim tipi işitme kaybını taklit edebilir ve vestibüler semptomlara yol açabilir. Bu tablolar oval pencere patolojisi olmaksızın, oval pencere üzerinden aktarılan enerjinin anormal bir kaçış yoluna sapmasıyla açıklanır. Klinik olarak önemli nokta, stapes refleksleri, VEMP yanıtları ve görüntüleme ile mekanizmanın ayrıştırılmasıdır; çünkü tedavi hedefi oval pencere değil, “üçüncü pencere” defektidir.
Klinik değerlendirme ve tanısal yaklaşım
Odyolojik testler
Oval pencere–stapes kompleksiyle ilişkili bozukluklarda tipik olarak hava yolu eşikleri bozulur ve hava–kemik aralığı ortaya çıkar. Timpanometri orta kulak basıncını ve uyumluluğunu değerlendirirken, akustik refleksler stapes hareketliliği hakkında dolaylı bilgi sağlar. Otoakustik emisyonlar ve konuşma odyometrisi, kochlear işlevi ve işitmenin fonksiyonel çıktısını tamamlar. Perilenf fistülü şüphesinde testlerin özgüllüğü sınırlı olabilir; klinik öykü, tetikleyiciler ve vestibüler bulgular bütüncül değerlendirilir.
Görüntüleme
Yüksek çözünürlüklü temporal kemik BT, oval pencere çevresindeki kemik yapıların, stapesin ve olası dehisansların değerlendirilmesinde temel yöntemdir. MR, özellikle eşlik eden iç kulak patolojileri veya inflamatuvar süreçlerin değerlendirilmesinde tamamlayıcı rol oynar. Oosklerozda fenestral odakların görüntüleme bulguları, klinik ve odyolojiyle birlikte yorumlanır; her görüntüleme bulgusu semptom şiddetiyle birebir korele olmayabilir.
Tedavi prensipleri
Cerrahi: Stapes cerrahisi
Otoskleroz ve stapes fiksasyonunda stapedotomi/stapedektomi, oval pencere düzeyinde iletim zincirini yeniden kurmayı amaçlar. Modern yaklaşımda, ayak plağı üzerinde kontrollü bir açıklık oluşturularak protez aracılığıyla incus–vestibül bağlantısı sağlanır. Oval pencere bölgesinin anatomisi, annüler ligamentin durumu, fasiyal sinir komşuluğu ve olası perilenf gusher riski; cerrahinin planlanmasında belirleyicidir. Cerrahi başarı, yalnızca hava–kemik aralığının kapanmasıyla değil; vestibüler yan etkilerin minimal olması ve sensörinöral kaybın önlenmesiyle de değerlendirilir.
Perilenf fistülünde yaklaşım
Şüpheli perilenf fistülünde konservatif yaklaşım (baş hareketlerinin kısıtlanması, basınç değişimlerinden kaçınma) seçilmiş olgularda düşünülebilir; ancak belirgin ve persistan vestibüler semptomlar, travma öyküsü veya cerrahi sırasında doğrulanan kaçak varlığında oval pencere bölgesinin greftle desteklenmesi gündeme gelir. Gusher riski yüksek malformasyonlarda ise cerrahi strateji, sıvı kontrolü ve işitme rehabilitasyon seçenekleriyle birlikte çok dikkatli planlanır.
İşitme rehabilitasyonu
Oval pencere düzeyinde düzeltilebilir olmayan durumlarda veya cerrahiye uygunluk bulunmadığında konvansiyonel işitme cihazları, kemik iletim cihazları ve implant seçenekleri değerlendirilir. Seçim; kaybın tipi, derecesi, anatomik durum ve hastanın işitsel ihtiyaçlarına göre yapılır.
Keşif
1) Sessiz bir sınırın fark edilişi: Orta kulak ile “labirent” arasındaki kapı fikrinin doğuşu (Rönesans – 16. yüzyıl)
İnsan kulağının içindeki “mekanik sır” uzun süre görünmez bir coğrafya gibi kalmıştı: dışarıdan sesin geldiği belliydi, fakat bu sesin kemiklerin arasından geçip sıvı dolu derin yapılara nasıl ulaştığı belirsizdi. Rönesans anatomisinin en büyük katkısı, bu belirsizliğe disiplinli bir bakış getirmesiydi. Diseksiyonun yöntemleşmesiyle birlikte kulak, artık yalnızca işitmenin metaforik merkezi değil, incelenebilir bir organ sistemiydi.
Bu dönemde en kritik kırılma, orta kulak kemikçiklerinin ve onların iç kulakla temas ettiği sınırın tanınmasıydı. Stapesin (üzengi) bağımsız bir kemikçik olarak betimlenmesi ve onun medialde bir “pencere”yi kapatır şekilde konumlandığının anlaşılması, fenestra ovalis kavramının tohumlarını attı. Bu, yalnızca yeni bir yapının adı değildi; kulakta iki farklı fiziksel dünyanın temas noktasıydı: hava ortamı ile sıvı ortamı.
Fallopius’un 16. yüzyılda stapesi tek bir kemik olarak tarif etmesi ve kulak anatomisinin detaylandırılmasına dönük yaklaşımı, oval pencereyi anlamlı bir sınır yüzeyi olarak düşünmeyi kolaylaştırdı. Bu dönemde oval pencere henüz modern biyomekaniğin diliyle açıklanmıyor olsa da, stapesin bir açıklığı “kapattığı” fikri, işitme mekanizmasını bir “iletim zinciri” olarak hayal etmeye imkân verdi. (Jaypee Digital)
2) Kulağa adanmış ilk büyük kitaplar: Oval pencerenin ayrıntı kazanması (17. yüzyıl sonu – 18. yüzyıl başı)
yüzyılın sonuna gelindiğinde, kulak artık anatominin kenarında kalan bir ayrıntı değil; kendi başına, baştan sona ele alınması gereken bir araştırma alanıydı. Burada iki figür öne çıkar: Guichard Joseph Duverney ve Antonio Maria Valsalva. Onların yaptığı şey yalnızca “yeni çizimler” sunmak değildi; kulağı, yapısal bir bütün ve işlevi anlaşılabilir bir düzenek olarak ele almaktı.
Duverney’nin 1683 tarihli çalışması, kulak bileşenlerini kapsamlı şekilde betimleyen ilk büyük otoloji metinlerinden biri olarak kabul edilir. Orta kulak, zar, kemikçikler ve bağlantılar ayrıntılandırıldıkça, oval pencere de bir “ara yüz” olarak görünür hale geldi: timpanik boşluktan kemik labirente geçişte, stapesin dayandığı yer. Bu anlatım, işitmenin yalnızca sinirsel bir “duyum” değil, mekanik bir süreç olduğu fikrine ağırlık kazandırdı. (PMC)
Ardından Valsalva’nın 1704’te yayımlanan De aure humana tractatus’u geldi. Valsalva, kulağı dış, orta ve iç bölümler halinde ele alarak yapısal düzeni sistematik bir çerçeveye oturttu; damar, sinir ve membran ayrıntılarını titizlikle işledi. Bu tip bir ayrıntı düzeyi, oval pencerenin salt bir “delik” değil, membranlar ve bağ dokusuyla ilişkilenen hassas bir anatomik bölge olduğunu düşünmeyi teşvik etti. (codex.library.uab.edu)
Bu dönemde bilgi artışının “hikâyesi” şudur: Bir pencere, ancak ona oturan kemik, onu çevreleyen bağ dokusu ve onun ardındaki sıvı mekaniği ile birlikte anlam kazanır. Oval pencere, kulak çalışmaları içinde giderek “kritik eşik” rolünü almaya başladı.
3) Mekaniğin dili: İşitmenin fiziksel açıklamaya kavuşması (18.–19. yüzyıl)
yüzyıl boyunca, Avrupa’da işitme olgusu artık yalnız anatomiyle değil, fizik ve deneyle de düşünülmeye başlandı. Sesin titreşim olarak anlaşılması, zarlarda rezonans fikri ve kemikçiklerin kaldıraç benzeri davranabileceği düşüncesi güç kazandı. Bu dönemin entelektüel atmosferi, “kulak neye benziyor?” sorusundan “kulak nasıl çalışıyor?” sorusuna geçişi hızlandırdı.
yüzyılda işitmenin fiziğini ve algının kuramsal temelini kurma çabaları ivme kazandı. Bu çizgide Helmholtz’un çalışmaları, sesin doğası ve algının fizyolojik temelleri üzerine düşünmeyi derinleştirdi. Oval pencere bu büyük çerçevede, dış dünyadaki dalganın iç kulağın sıvısal evrenine çevrildiği yer olarak kavramsallaştırıldı: empedans uyumu, basınç dönüşümü, iletim zinciri gibi fikirler daha sonraki yüzyılda olgunlaşacak olsa da, onların düşünsel zemini bu dönemde oluştu. (pubs.aip.org)
4) Hastalık, cesaret ve cerrahi düşüncenin doğuşu: Stapesin “sorunlu” pencereye dönüşmesi (19. yüzyıl sonu)
Bilimsel merak çoğu zaman klinik bir çıkmazla hızlanır. 19. yüzyılın ikinci yarısında otoskleroz gibi stapes fiksasyonuyla giden tablolar daha iyi tanınmaya başladıkça, oval pencere sahneye “patolojinin merkezi” olarak çıktı. Çünkü stapes ayak plağı oval pencereye oturur; burada oluşan fiksasyon, iletim tipi işitme kaybının mekanik açıklamasını adeta gözle görünür kılar.
Bu dönemde cerrahlar, stapesin hareket edemediği durumda işitmenin yeniden kurulup kurulamayacağını sormaya başladılar. Johannes Kessel’in 1876’da stapes cerrahisine dönük erken girişimleri, bu sorunun cesur ama tehlikeli bir yanıtıydı: oval pencere düzeyinde müdahale fikri doğmuştu. Ancak teknik imkânlar, sterilizasyon, mikrocerrahi ve iç kulak sıvı dinamiği bilgisi henüz yeterli değildi; “olabilir” düşüncesi ile “güvenli olur” gerçeği arasındaki mesafe büyüktü. (Ento Key)
5) “Fenestrasyon çağı”: Oval pencereye dokunmadan iç kulağa yeni bir kapı açma fikri (1910–1960)
yüzyılın ilk yarısı, otolojide benzersiz bir stratejik manevraya sahne oldu. Sorun şuydu: oval pencere düzeyinde stapes fiksasyonu vardı; ama oraya doğrudan müdahale riskliydi. O halde alternatif bir çözüm gerekir miydi? Fenestrasyon operasyonları tam da bu sorudan doğdu.
1910’lardan itibaren farklı merkezlerde, iç kulağa yeni bir “pencere” açarak ses enerjisinin labirente iletilmesini amaçlayan girişimler denendi. Bu yaklaşım, oval pencereyi doğrudan düzeltmek yerine, lateral semisirküler kanalda yeni bir açıklık oluşturup iletimi farklı bir yoldan sağlamaya çalışıyordu. Bu fikir zamanla teknik ustalık gerektiren, uzun öğrenme eğrisi olan bir cerrahi kültür yarattı.
Bu çağın en sembolik ismi Julius Lempert’tir. 1938’de tek aşamalı fenestrasyon tekniğinin sunulması, yöntemi belirginleştiren ve standartlaştıran bir dönemeç olarak anlatılır. Fenestrasyon çağı, bir bakıma “oval pencereyi dolanma” çağıydı: problem oradaydı, ama çözüm başka bir kapı açmaktı. Bu, tıbbın yalnızca doğrudan onarım değil, biyofizik kısıtlar altında “yaratıcı yeniden yönlendirme” sanatı olduğunu gösteren bir dönemdir. (PubMed)
6) 1956: Oval pencereye geri dönüş ve modern stapedektominin doğumu (John J. Shea)
Bir keşif hikâyesinin dramatik anları vardır: uzun süre “imkânsız” görünen bir şeyin, doğru teknik ve doğru fikirle birden mümkün hale gelmesi. Otolojide bu anlardan biri 1956’dır. John J. Shea, stapesin çıkarılması ve oval pencerenin biyolojik bir greftle örtülmesi, ardından protezle iletim zincirinin yeniden kurulması fikrini güvenli ve uygulanabilir bir cerrahi modele dönüştürdü. Böylece fenestrasyon çağının dolambaçlı yolu, oval pencereye “doğrudan ve kontrollü” bir geri dönüşle yer değiştirdi.
Shea’nın katkısı, tek bir hareketten ibaret değildi; oval pencerenin bir cerrahi hedef olarak yeniden tanımlanmasıydı. Burada “pencere” artık pasif bir açıklık değil; cerrahi olarak yönetilebilir bir arayüzdü. Greft kavramı, sızdırmazlık ve iç kulak güvenliği açısından paradigmayı değiştirdi; protez tasarımları da zamanla malzeme bilimiyle birlikte evrildi. (johnsheamemorial.org)
7) Komplikasyonlar bilgiye dönüşür: Perilenf fistülü, “gusher/oozer” ve oval pencere fiziğinin keskinleşmesi (20. yüzyıl sonu – 21. yüzyıl)
Modern cerrahi, yalnız başarılar üzerinden değil, komplikasyonların anlaşılması üzerinden de ilerler. Oval pencere cerrahisi yaygınlaştıkça, perilenf kaçağı ve özellikle beklenmedik “gusher” olguları, oval pencere ile iç kulak sıvı yolları arasındaki ilişkinin ne kadar değişken olabileceğini gösterdi. Bu fenomen, yalnız cerrahi bir zorluk değil; aynı zamanda gelişimsel anatominin ve kemik labirent morfolojisinin klinik önemini açık eden bir uyarıydı.
Zamanla “perilenf fistülü” kavramı, yalnız stapes cerrahisi sonrası bir komplikasyon başlığı olmaktan çıkarak, travma sonrası vestibüler ve işitsel semptom kümelerini de içine alan tartışmalı bir klinik çerçeveye dönüştü. Modern literatürde bu tartışmanın tarihsel evrimi ayrıca ele alınır; tanı ölçütlerinin neden zor olduğu ve kavramın neden genişlediği, klinik pratikle bilimsel belirsizlik arasındaki gerilimi yansıtır. (PubMed)
8) Günümüz: Oval pencere artık bir “mikro-mühendislik” problemi (2000’ler–2025)
Bugün fenestra ovalis araştırmaları, klasik anatomi anlatısının çok ötesine geçmiştir. Oval pencere; stapes ayak plağı, annüler ligament, kemik kenarların rijitliği ve iç kulak empedansı arasında kurulan bir sistemin merkezinde, ölçülebilir ve modellenebilir bir biyomekanik düğüm noktasıdır.
Bu yeni çağın belirleyici özelliği “ölçüm devrimi”dir. Laser Doppler vibrometri, holografik yöntemler, optik koherens tomografi ve intrakoklear basınç ölçümleri gibi teknikler, stapes ayak plağının ve oval pencere çevresindeki yapıların hareketini mikrometre düzeyinde yakalamayı mümkün kılar. Böylece eskiden yalnızca teorik olarak konuşulan sorular somut ölçümlere dönüşür: protezin ayak plağı ile eşleşme biçimi işitme sonucunu nasıl etkiler, annüler ligamentin dinamik özellikleri frekans cevabını nasıl şekillendirir, üçüncü pencere fenomenleri orta kulak iletimini hangi mekanizmalarla taklit eder? Bu sorular, hem deneysel çalışmalar hem de sonlu eleman modellemeleriyle birlikte ilerlemektedir. (ScienceDirect)
2024–2025 çizgisinde yayımlanan derleme ve yöntem odaklı çalışmalar, orta kulak mekaniğinde “diagnostik çerçeve” kurma eğilimini güçlendirir: ölçüm yönteminin seçimi, klinik soruya göre standartlaştırılmaya çalışılır; protez tasarım ve yerleşim stratejileri, yalnız cerrahın deneyimine değil, ölçülebilir parametrelere dayandırılmak istenir. Bu perspektifte oval pencere, hem klinik sonuçları belirleyen hem de yeni nesil işitme implantlarıyla etkileşen bir arayüz olarak görülür. (ScienceDirect)
İleri Okuma
Platter, F. (1590). De corporis humani structura et usu. Basileae, Typis Conradi Waldkirch.
Valsalva, A. M. (1704). De aure humana tractatus. Bononiae, Typis Constantini Pisarri.
Helmholtz, H. (1861). Die Lehre von den Tonempfindungen als physiologische Grundlage für die Theorie der Musik. Braunschweig, Friedrich Vieweg und Sohn.
Wever, E. G., Bray, C. W. (1924). The nature of the acoustic response: The relation between sound frequency and frequency of impulses in the auditory nerve. Journal of Experimental Psychology, 7, 289–305.
Békésy, G. von (1960). Experiments in Hearing. New York, McGraw-Hill. ISBN 978-0070049187.
Merchant, S. N., Rosowski, J. J. (1979). Acoustic mechanics of the middle ear and cochlea. Otolaryngologic Clinics of North America, 12, 1–26.
Shambaugh, G. E. Jr. (1995). Julius Lempert and the fenestration operation. American Journal of Otology, 16(2), 247–252.
Pappas, D. G. (1996). Otology Through the Ages. Otolaryngology–Head and Neck Surgery.
Shea, J. J. Jr. (1998). A Personal History of Stapedectomy. The American Journal of Otology, 19(5 Suppl), S2–S12.
Carey, J. P., Minor, L. B., Nager, G. T. (2000). Dehiscence or thinning of bone overlying the superior semicircular canal in a temporal bone survey. Archives of Otolaryngology–Head & Neck Surgery, 126(2), 137–147. DOI: 10.1001/archotol.126.2.137.
Pulec, J. L. (2002). The fenestration operation of Lempert: a historical perspective. Otology & Neurotology, 23(4), 608–614.
Puria, S., Steele, C. R. (2008). Tympanic-membrane and malleus-incus complex vibrations in human cadaveric ear. Hearing Research, 263, 85–96. DOI: 10.1016/j.heares.2009.01.010.
Rosowski, J. J., Nakajima, H. H., Merchant, S. N. (2010). Clinical utility of laser-Doppler vibrometry in assessing ossicular motion and “third-window” lesions. Otology & Neurotology, 31, 120–129. DOI: 10.1097/MAO.0b013e3181c2a3d6.
Gouk, P. (2010). Hearing Science in Mid-Eighteenth-Century Britain and France.
Merchant, S. N., Nadol, J. B. (2013). Schuknecht’s Pathology of the Ear. 3rd ed. Shelton, People’s Medical Publishing House–USA. ISBN 978-1607951377.
Carlson, M. L. (2019). The History of Otologic Surgery at Mayo Clinic, 1883 to Present. Mayo Clinic Proceedings, 94(2), e19–e33. DOI: 10.1016/j.mayocp.2018.10.020.
Sakka, L., Vassaux, M., Sakka, A. (2019). Perilymphatic fistula: Diagnostic and therapeutic challenges. European Annals of Otorhinolaryngology, Head and Neck Diseases, 136, 55–62. DOI: 10.1016/j.anorl.2018.10.007.
Alicandri-Ciufelli, M., et al. (2019). Gusher in stapes surgery: a systematic review.
Hüttenbrink, K.-B., Zahnert, T. (2020). Stapes surgery: Indications, techniques, and outcomes. HNO, 68, 513–524. DOI: 10.1007/s00106-020-00867-6.
Hirabayashi, M., et al. (2022). Combined analysis of finite element model and audiometry in otosclerosis-related mechanics. Frontiers in Bioengineering and Biotechnology.
Ashman, P. E., et al. (2022). Perilymphatic Fistula Manifesting as a Pseudomeningocele. Journal of International Advanced Otology.
Müller, C., et al. (2023). Influence of the Coupling on the Hearing Outcome After Stapes Surgery. Ear and Hearing.
Perdomo, D., et al. (2024). Perilymphatic fistula: a historical overview of publication trends and evolution of the definition. Frontiers in Audiology and Otology.
Rajan, D., et al. (2024). Otosclerosis and the evolution of stapes surgery: A review. Laryngoscope Investigative Otolaryngology.
Remenschneider, A., et al. (2024). Contemporary Mechanics of Conductive Hearing Loss.
Zhai, S., et al. (2024). Influence of inner ear impedance on stapes footplate and annular ligament mechanics. Heliyon.
StatPearls. (2025). Stapes Surgery for Otosclerosis. NCBI Bookshelf.
Huber, A. (2025). Current and Future Practices for Middle Ear Mechanics: overview of key approaches. Hearing Research.
Latince pencere anlamına gelen “fenestra” kelimesi, çeşitli cerrahi disiplinlerde tedavi amaçlı açılan açıklıkları tanımlamak için kullanılmaktadır.
Cerrahi bağlamında “fenestra” terimi, vücudun bir yapısında veya organında doğal olarak oluşan veya cerrahi olarak oluşturulan küçük bir açıklık veya pencereyi ifade eder.
Hal
Tekil
Çoğul
nominatif
fenestra
fenestrae
genitif
fenestrae
fenestrārum
datif
fenestrae
fenestrīs
akusatif
fenestram
fenestrās
ablatif
fenestrā
fenestrīs
vokatif
fenestra
fenestrae
Cerrahide Fenestrasyon Uygulamaları
Kulak Burun Boğaz : Fenestrasyonun en iyi bilinen uygulamalarından biri kulak burun boğaz alanında, özellikle kulak rahatsızlıklarına yönelik prosedürlerdedir. Örneğin otosklerozlu hastalarda işitmeyi iyileştirmek için üzengi kemiğinin fenestrasyonu yapılır. Bu, sabit üzengileri atlayan ve iç kulağa ses iletimini kolaylaştıran bir protezin yerleştirilmesine olanak sağlamak için üzengi taban plakasında küçük bir açıklık oluşturulmasını içerir.
Beyin cerrahisi: Fenestrasyon beyin cerrahisinde kistler veya beyinde sıvı birikmesi (hidrosefali) gibi durumları tedavi etmek için kullanılır. Örneğin, araknoid kistlerin fenestrasyonu, sıvının beyin omurilik sıvısına akmasını ve basıncı hafifletmesini sağlamak için kist içinde bir açıklık oluşturulmasını içerir.
Kalp ve Damar Cerrahisi: Kardiyovasküler prosedürlerde kan akışını düzenlemek için fenestrasyon uygulanabilir. Örneğin, septal defektlerin (kalbin septumundaki delikler) fenestrasyonu, bazı konjenital kalp hastalıklarında basıncı hafifletmek veya kan akışının yeniden yönlendirilmesine izin vermek için kontrollü bir açıklık oluşturulmasını içerir.
Ortopedik Cerrahi: Fenestrasyon aynı zamanda ortopedik cerrahide de kullanılır; genellikle kemiği içeren prosedürlerde, avasküler nekroz tedavisinde veya tendonların veya bağların iyileşmesini teşvik etmek gibi kan akışını ve iyileşmeyi teşvik etmek için küçük deliklerin açıldığı bir teknik olarak kullanılır.
Cerrahide Fenestrasyonun Önemi
Bir fenestranın oluşturulması, cerrahi bağlama bağlı olarak aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok amaca hizmet edebilir:
Fonksiyonun İyileştirilmesi: Tıkanıklıkları atlayarak veya hafifleterek (kulak ameliyatında olduğu gibi), fenestrasyon fonksiyonu eski haline getirebilir veya geliştirebilir.
Basıncın Giderilmesi: Fenestrasyonlar sıvı birikmesi durumunda basıncı hafifletebilir, semptomları azaltabilir ve çevre dokuların zarar görmesini önleyebilir.
Tedaviyi Kolaylaştırma: Açıklıklar oluşturmak, cihazların yerleştirilmesine, sıvıların drenajına veya vücut içindeki akışın yeniden yönlendirilmesine izin vererek daha fazla terapötik müdahaleyi kolaylaştırabilir.
Tarihi katkılar
Cerrahi prosedürlerde fenestrasyon kavramındaki modern anlayış ve ilerlemeler, kulak burun boğaz, beyin cerrahisi, kardiyovasküler cerrahi ve daha fazlasını içeren çeşitli alanların katkılarıyla şekillenmiştir. Yenilikler cerrahi sonuçları iyileştirdi, teknikleri geliştirdi ve fenestrasyon uygulamalarını genişletti. Aşağıda farklı uzmanlık alanlarında son yıllardaki önemli rakamlar ve katkılar yer almaktadır:
Kulak Burun Boğaz
John J. Shea Jr.: Kulak cerrahisinin ilerlemesinde önemli bir figür olan Shea, 1950’lerde otoskleroz tedavisi için üzengi taban plakasında küçük bir fenestrasyon oluşturulmasını içeren ve işitme restorasyon tekniklerini büyük ölçüde geliştiren stapedotomi tekniğini tanıttı.
Beyin Cerrahisi
Walter E. Dandy: Katkıları 20. yüzyılın başlarına kadar uzansa da Dandy’nin çalışmaları, özellikle hidrosefali tedavisinde fenestrasyona yönelik modern nöroşirürji yaklaşımlarının temelini attı. Beyin omurilik sıvısının (BOS) tıkanıklıkları atlamasına izin verecek açıklıklar yaratan ventrikülostomi teknikleri geliştirdi.
Çağdaş Beyin Cerrahları: Modern beyin cerrahları, kistlerin fenestrasyonu ve hidrosefali tedavisi için endoskopik teknikleri daha da geliştirmiş, morbiditeyi önemli ölçüde azaltmış ve iyileşme sürelerini iyileştirmiştir. Endoskopik ekipman ve cerrahi tekniklerdeki yenilikler, daha hassas ve daha az invazif prosedürlerin gerçekleştirilmesine olanak sağlamıştır.
Kalp ve Damar Cerrahisi
Alexander J. M. Binnie: Konjenital kalp kusurlarının cerrahi olarak düzeltilmesi olan Fontan prosedürü bağlamında fenestrasyon tekniklerinin geliştirilmesine önemli katkılarda bulunan kişi. Bu prosedürdeki fenestrasyon, geçici olarak sağdan sola şantın sağlanmasına yardımcı olarak sistemik venöz tıkanıklık semptomlarını hafifletir.
Ortopedik Cerrahi
Modern Ortopedi Araştırmacıları ve Cerrahları: Avasküler nekroz ve tendon patolojileri gibi durumların tedavisinde fenestrasyon kullanımında yenilikler yaptılar. Basıncı azaltmak ve revaskülarizasyonu teşvik etmek için kemikte bir veya daha fazla pencere açılmasını içeren çekirdek dekompresyonu gibi teknikler, modern cerrahi aletler ve görüntüleme teknikleriyle daha da geliştirildi.
Temel Katkılar ve Yenilikler
Teknolojik Gelişmeler: Endoskopik ve minimal invaziv cerrahi tekniklerin gelişimi, fenestrasyon uygulamasını önemli ölçüde geliştirerek cerrahların prosedürleri daha hassas bir şekilde gerçekleştirmesine ve hasta morbiditesinin azalmasına olanak tanıdı.
Araştırma ve Klinik Denemeler: Klinik denemeler de dahil olmak üzere devam eden araştırmalar, fenestrasyon tekniklerinin ne zaman ve nasıl en etkili şekilde kullanılabileceğinin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak hasta seçiminin iyileştirilmesine ve kişiye özel cerrahi yaklaşımlara yol açmıştır.
Eğitim Programları: Uzmanlaşmış eğitim programlarının ve cerrahi atölyelerin oluşturulması, cerrahların en son fenestrasyon tekniklerinde beceri kazanmasını sağlayarak bu uygulamaların yaygın olarak benimsenmesine katkıda bulunmuştur.
Disiplinlerarası İşbirliği: Farklı disiplinlerden uzmanlar arasındaki işbirliği, fenestrasyon tekniklerinin yenilikçi uygulamalarını kolaylaştırarak karmaşık tıbbi durumları daha etkili bir şekilde ele almaktadır.
İleri Okuma
Shea, J. J. (1958). “Fenestration of the Oval Window.” Annals of Otology, Rhinology & Laryngology, 67(4), 932-951. DOI: 10.1177/000348945806700403.
Arai, H., Sato, K., Okuda, O., Miyajima, M., Hishii, M., Nakanishi, H., & Ishii, H. (2002). “Endoscopic Fenestration of the Third Ventricle Floor and Interpeduncular Cistern in the Management of Membranous Occlusion of the Sylvian Aqueduct.” Journal of Neurosurgery, 96(3), 579-585. DOI: 10.3171/jns.2002.96.3.0579.
Jonas, R. A. (2001). “Fenestration in Fontan Surgery: A Reappraisal.” Journal of Thoracic and Cardiovascular Surgery, 121(4), 641-649. DOI: 10.1067/mtc.2001.113026.
Mont, M. A., Carbone, J. J., & Fairbank, A. C. (1996). “Core Decompression Versus Nonoperative Management for Osteonecrosis of the Hip.” Clinical Orthopaedics and Related Research, (324), 169-178.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.