Sinonim: Caput mallei, head of malleus, Hammerkopf.
Çekiç kemiğinin başı. (Bkz; Kaput) (Bkz; mallei)



Tıp terimleri sözlüğü
Sinonim: Caput mallei, head of malleus, Hammerkopf.
Çekiç kemiğinin başı. (Bkz; Kaput) (Bkz; mallei)



Malleus, yani çekiç kemiği, orta kulakta bulunan üç işitme kemikçiğinden (ossicula auditus) birincisidir ve kulak zarına (membrana tympani) en yakın konumda yer alır. Bu kemik, hem morfolojik özellikleri hem de işitsel iletimdeki kritik rolü nedeniyle ayrıntılı şekilde incelenmelidir.
Malleus kemikçik olarak dört ana anatomik bölgeye ayrılır:
Bu yapılardan manubrium mallei, çekiç kemiğinin en dikkat çekici ve işlevsel yönlerinden biridir.
Manubrium, Latince’de “kulp” veya “sap” anlamına gelir ve çekiç kemiğinin kulak zarına doğru uzanan, ince ve yassılaşmış bölümünü ifade eder. Bu yapı, membrana tympani ile doğrudan fibröz bağlarla kaynaşmıştır ve bu nedenle dış kulak yolunda otoskopiyle gözlemlenebilecek tek işitme kemiği parçasıdır.
16. yüzyılın sonlarında, Avrupa’da anatominin altın çağı henüz başlamıştı. Vesalius’un 1543 tarihli De Humani Corporis Fabrica’sı, insan bedenine dair eski dogmaları yıkmış; bilim dünyası bedenin “kutsal bilinmezi”ni sistemli olarak çözmeye başlamıştı. Ancak bu yeni bakış, vücudun bütün bölgelerine eşit derecede ulaşamıyordu. Orta kulak, bu karanlık bölgelerden biriydi—minyatür yapısı, hassas konumu ve diseksiyon tekniklerinin yetersizliği nedeniyle adeta anatomik bir kör noktaydı.
Ve tam da bu noktada, 17. yüzyılın ilk çeyreğinde sahneye bir deha çıktı: Giovanni Filippo Ingrassia (1510–1580), Sicilyalı anatomist ve Vesalius’un çağdaşı. Bugün sıklıkla stapesin (üzengi kemiği) keşfiyle anılsa da, çekiç kemiğine dair ilk nitelikli gözlemler de onun elinden çıkmıştı. Özellikle bir kadavrada dikkatle yaptığı mikroskobik diseksiyonlarda, kulak zarına sıkı sıkıya tutunmuş, ince ve uzun bir kemik uzantısıyla karşılaştı—manubrium mallei, yani çekiç kemiğinin sapı. Bu yapı öyle kırılgandı ki, çoğu cerrah ya da öğrenci onu doku artığı sanıp atıyor, gerçek anatomik değerini fark etmiyordu.
Ingrassia’nın notlarında bu yapıdan şöyle söz edilir (çeviri):
“Kulağın içinde, zarın kalbinden çıkan ve başka bir kemiğe kavuşan, ne kalınlığı ne de direnci olan incecik bir çıkıntı buldum. Onu anlamak, sağlam tutmaktan daha zordu.”
Bu sap, çekiç kemiğinin yalnızca kulak zarına bağlandığı yer değil, aynı zamanda işitme zincirinin ilk temas noktasıydı. Dış dünyadan gelen ses titreşimleri önce bu sapa çarpıyor, oradan bütün orta kulak sistemine yayılıyordu. Anatomik büyüklüğü birkaç milimetreyi geçmeyen bu yapı, işitme fiziğinde dev bir rol üstleniyordu.
Ancak bu küçük sapın sırları, asıl olarak 17. yüzyılın ortalarında Marcello Malpighi ve Antonie van Leeuwenhoek gibi mikroskobik devrimcilerin sahneye çıkmasıyla tam anlamıyla çözülmeye başladı. Leeuwenhoek’un geliştirdiği mercek sistemleri, manubrium mallei’nin sadece morfolojik değil, histolojik yapısının da incelenmesine imkân tanıdı. 18. yüzyıla gelindiğinde ise bu yapı artık otoskopi ile dolaylı da olsa gözlemlenebiliyor, cerrahi anatominin bir mihenk taşı olarak kabul ediliyordu.