Özofagus


1. Etimoloji ve Terim Kökeni

“Özofagus” (Latince: oesophagus, Antik Yunanca: οἰσοφάγος, oisophágos), Antik Yunancadaki iki fiilin birleşimiyle türemiştir:

  • φέρω (phérō): “taşımak” anlamına gelir.
  • ἔφαγον (éphagon): “yemek yemek” fiilinin geçmiş zaman hâlidir.

Bu iki kök, gelecekteki taşıma eylemine işaret eden οἰσέμεν (oisémen) biçiminde birleşerek, “yiyeceği taşıyan” anlamını kazandırır. Bu birleşimden türeyen οἰσοφάγος, kelime anlamı itibariyle “yemeği taşıyan (kanal)” demektir.
Modern tıpta Latince biçimiyle oesophagus veya Amerikan İngilizcesinde esophagus şeklinde kullanılır. Türkçedeki karşılığı ise yemek borusudur.


2. Anatomik Yapı

2.1 Genel Özellikler

Yemek borusu, farinksten (yutak) başlayarak mideye kadar uzanan, yaklaşık 25–30 cm uzunluğunda kaslı ve elastik bir tüptür. Boyun bölgesinden (servikal) başlayarak, göğüs boşluğu (torakal) boyunca ilerler ve diyaframın özofageal hiatus adlı açıklığından geçerek karın boşluğuna (abdominal) girer.

2.2 Tabakaları

Özofagus dört temel histolojik tabakadan oluşur:

  • Mukoza: İç yüzeyi örten tabakadır. Çok katlı yassı epitel ile kaplıdır.
  • Submukoza: Glandüler yapıların ve damarların yer aldığı bağ dokusu katmanıdır.
  • Muskularis propria: Dairesel ve longitudinal kaslardan oluşur; peristaltik hareketi sağlar.
  • Adventisya: Yemek borusunu çevreleyen bağ dokusu dış katmanıdır.

Not: Özofagusun abdominal kısmı peritoneal değil retroperitoneal yerleşimlidir.

2.3 Sfinkterler

  • Üst Özofagus Sfinkteri (UES): Farinks ile özofagus arasındadır; istemli yutma refleksi sırasında gevşer.
  • Alt Özofagus Sfinkteri (LES): Özofagusun mideyle birleştiği yerde bulunur; mide asidinin yukarı kaçışını önler.

3. Fizyolojik İşlev

Yemek borusunun temel görevi, gıda bolusunu ve sıvıları ağızdan mideye taşımaktır. Bu taşıma işlemi, istemsiz peristaltik dalgalar ile gerçekleştirilir.

  • Yutma başladığında, bolus farinksten özofagusa geçer.
  • Özofagus kasları ardışık biçimde kasılıp gevşeyerek bolusu mideye doğru iter.
  • Alt özofagus sfinkteri zamanında gevşeyerek geçişi sağlar, ardından tekrar kapanarak reflüyü önler.

4. Klinik Durumlar

4.1 Yaygın Hastalıklar ve Bozukluklar

  • Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GÖRH): Alt özofagus sfinkterinin işlev bozukluğu nedeniyle mide asidinin yemek borusuna geri kaçması sonucu ortaya çıkan kronik durumdur.
  • Özofajit: Özofagus mukozasının inflamasyonu; genellikle GÖRH, enfeksiyonlar (özellikle Candida albicans veya herpes virüsleri) veya kimyasal hasar sonrası gelişir.
  • Özofagus Darlığı: Yara iyileşmesi sürecinde gelişen fibrozis sonucu oluşur; yutma güçlüğüne neden olur.
  • Barrett Özofagusu: Kronik reflüye bağlı olarak yassı epitelin metaplaziyle silindirik epitele dönüşmesiyle karakterizedir; özofagus adenokarsinomu için öncü lezyondur.
  • Özofagus Kanseri: İki ana histolojik tipi vardır:
    • Skuamöz Hücreli Karsinom (daha çok Asya ve Afrika’da)
    • Adenokarsinom (özellikle Batı ülkelerinde, sıklıkla Barrett zemininde)

4.2 Diğer Klinik Durumlar

  • Akhalazi: Alt özofagus sfinkterinin gevşeyememesi ve peristaltizmin bozulmasıyla karakterize motilite bozukluğu.
  • Yabancı Cisim Yutulması: Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda görülür; özofageal obstrüksiyona neden olabilir.
  • Mallory-Weiss Sendromu: Şiddetli kusma sonrası özofagogastrik bileşkede mukozal yırtılma ve kanama.

5. Tanı Yöntemleri

  • Özofagoskopi (Endoskopi): Fiberoptik kamera ile özofagusun doğrudan görüntülenmesi; doku örneği (biyopsi) alınmasına da imkân tanır.
  • Özofageal Manometri: Kas kontraksiyonlarının gücünü ve koordinasyonunu değerlendirir; özellikle motilite bozukluklarında kullanılır.
  • Baryum Yutma Grafisi (Baryumlu Özofagografi): Radyopak baryum süspansiyonunun yutulmasıyla yapılan radyolojik görüntüleme; darlık, tümör, akhalazi gibi durumların tanısında kullanılır.
  • pH Metri: Özofagusun alt ucunda 24 saat boyunca pH ölçümü yaparak reflü sıklığını ve süresini belirler.

6. Tedavi Yöntemleri

6.1 Farmakolojik Tedaviler

  • Antiasitler: Semptomatik rahatlama sağlar.
  • Proton Pompası İnhibitörleri (PPİ’ler): Asit üretimini inhibe eder (örneğin, omeprazol, pantoprazol).
  • H2 Reseptör Blokerleri: Histamin aracılı asit salgısını azaltır (örneğin, ranitidin, famotidin).
  • Prokinetik Ajanlar: Özofageal motiliteyi artırabilir (örneğin, metoklopramid).

6.2 Yaşam Tarzı Değişiklikleri

  • Yüksek yastıkla uyuma
  • Asitli ve yağlı yiyeceklerden kaçınma
  • Alkol, kahve ve sigaradan uzak durma
  • Kilo kontrolü
  • Öğünlerden sonra hemen yatmama

6.3 Cerrahi Müdahaleler

  • Nissen Fundoplikasyonu: Alt özofagus sfinkterini güçlendirmek için mide fundusunun özofagus çevresine sarılması.
  • Özofagus Dilatasyonu: Darlıkların balon ya da buji ile mekanik olarak genişletilmesi.
  • Özofajektomi: Gelişmiş kanser durumlarında özofagusun cerrahi olarak çıkarılması.


Keşif

1. Antik Çağlarda Anatomik Bilgi

Özofagus, dışarıdan görülemeyen bir iç organ olması nedeniyle, gözlemsel ve kadavra temelli anatomik bilgi gelişene kadar tam olarak tanımlanamamıştır.

1.1 Antik Mısır ve Mezopotamya

  • Antik Mısır tıbbında özofagus açıkça tanımlanmasa da, yutma işlevi, boğazdan mideye giden bir yol kavramı bilinmekteydi.
  • Ancak bu bilgiler daha çok sezgisel ve semptom temelliydi; sistematik anatomi bilgisi yoktu.

1.2 Hipokrat ve Corpus Hippocraticum (MÖ 5. yy)

  • Hipokrat, sindirim sistemini kabaca bir “gıda geçiş yolu” olarak tanımlamıştır.
  • Özofagus adı geçmese de “boğazdan mideye giden kanal” ifadesiyle bu yapıya işaret ettiği düşünülür.

2. Antik Yunan ve Roma Dönemi

2.1 Aristoteles (MÖ 384–322)

  • Hayvan anatomisi üzerine yaptığı gözlemlerde yutma ve sindirim süreçlerini tanımlamıştır.
  • Ancak Aristoteles, anatomik yapıları detaylı biçimde ayırt etmemiş, özofagusu ayrı bir yapı olarak sistematik biçimde sınıflandırmamıştır.

2.2 Herophilos (MÖ 335–280) ve Erasistratos

  • İskenderiye okulunda görev yapan Herophilos ve Erasistratos, kadavra diseksiyonunu sistematik olarak uygulayan ilk hekimlerdir.
  • Özellikle Herophilos, insan sindirim sistemini tanımlarken ilk defa özofagusun varlığından söz etmiş olabilir.
  • Erasistratos ise peristaltik hareketleri açıklamaya çalışmıştır; bu da özofagusun işlevsel olarak anlaşılmasına dair ilk bilimsel yaklaşımlardandır.

3. Galen (MS 129–ca. 216)

  • Roma İmparatorluğu döneminin en etkili hekimi olan Galen, özofagusu anatomik olarak tanımlayan ilk kişi kabul edilir.
  • Galen, hayvan diseksiyonları üzerinden özofagusu farinks ile mide arasında bir tüp olarak tanımlamıştır.
  • Ayrıca yutmanın, sinirsel kontrol altında istemli başlayan ve istemsiz devam eden bir süreç olduğunu ifade etmiştir.
  • Özofagusun kas tabakalarına ve fonksiyonel olarak peristaltizme ilişkin ilk kuramlar Galen’e aittir.

4. Ortaçağ ve İslam Dünyası

4.1 İbn Sînâ (980–1037)

  • El-Kanun fi’t-Tıbb adlı eseri, özofagustan açık şekilde bahseder: “gıdanın mideye taşındığı boru.”
  • Ancak bu bilgi Galen’in sistemine dayalıdır. Bu dönemde yeni diseksiyonlar yapılmamış, bilgiler genelde tekrar ve yorumlama niteliğindedir.

5. Rönesans ve Modern Anatominin Doğuşu

5.1 Andreas Vesalius (1514–1564)

  • Modern anatominin kurucusu sayılan Vesalius, De humani corporis fabrica (1543) adlı eserinde özofagusun anatomik yerini ve yapısını net şekilde çizer ve tanımlar.
  • Vesalius’un diseksiyon çizimlerinde özofagus farinks ile mide arasında yer alır, tabakaları henüz detaylı değilse de bağımsız bir organ olarak ilk kez tanımlanmıştır.

5.2 William Harvey (1578–1657)

  • Kan dolaşımını keşfetmiş olsa da, aynı dönemde gastrointestinal sistemdeki sıvı hareketlerine dair gözlemleri, özofagusun da aktif taşıyıcı bir yapı olduğu bilgisini güçlendirmiştir.

6. 18. ve 19. Yüzyıl: Mikroskobik ve Fizyolojik Keşifler

    1. yy’da özofagus kaslarının peristaltik kasılmalar yoluyla çalıştığı fizyolojik olarak kanıtlanmıştır.
    1. yy’da mikroskobik incelemeler ile özofagusun histolojik tabakaları (mukoza, submukoza, muskularis, adventisya) tanımlanmıştır.
  • Özellikle Rudolf Virchow ve Johannes Müller, hücre düzeyinde özofagus patolojilerini açıklamaya başlamıştır.

7. 20. ve 21. Yüzyılda Özofagus Biliminde Gelişmeler

  • Endoskopi teknolojisinin gelişmesiyle özofagusun doğrudan gözlemi ve biyopsi alınması mümkün hâle geldi.
  • pH metrik ölçümler, manometrik incelemeler ve görüntüleme teknikleri ile özofagus fonksiyonları nesnel biçimde değerlendirilmeye başlandı.
  • Özellikle Barrett özofagusu, özofagus kanseri, GÖRH gibi hastalıkların patofizyolojisi 20. yüzyılın ikinci yarısında net biçimde ortaya kondu.



İleri OKuma
  1. Galen. (2. yy). De Usu Partium Corporis Humani.
  2. Ibn Sina. (1030). El-Kanun fi’t-Tıbb.
  3. Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica Libri Septem. Basel: Oporinus.
  4. Virchow, R. (1858). Die Cellularpathologie. Berlin: August Hirschwald.
  5. Gray, H. (1918). Anatomy of the Human Body. Philadelphia: Lea & Febiger.
  6. Kahrilas, P. J. (1999). Disorders of the Esophagus. Gastroenterology Clinics of North America, 28(4), 847–864.
  7. Gyawali, C. P., et al. (2020). Modern evaluation of esophageal disorders. The American Journal of Gastroenterology, 115(9), 1393–1402.
  8. Gray, H. (1918). Anatomy of the Human Body. Philadelphia: Lea & Febiger.
  9. Netter, F. H. (1989). Atlas of Human Anatomy. Summit, NJ: Ciba-Geigy Corporation.
  10. Kahrilas, P. J. (1999). Gastroesophageal reflux disease and its complications. Gastroenterology Clinics of North America, 28(4), 847–864.
  11. Spechler, S. J., & Souza, R. F. (2001). Barrett’s esophagus. New England Journal of Medicine, 346(11), 836–842.
  12. Boeckxstaens, G. E., et al. (2014). Achalasia. The Lancet, 383(9911), 83–93.
  13. Katz, P. O., Gerson, L. B., & Vela, M. F. (2013). Guidelines for the diagnosis and management of gastroesophageal reflux disease. The American Journal of Gastroenterology, 108(3), 308–328.
  14. Kahrilas, P. J., Gyawali, C. P., & Roman, S. (2020). Modern diagnosis and management of esophageal motility disorders. The American Journal of Gastroenterology, 115(9), 1393–1402.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Muskulus pektoralis majör

Sinonim: Musculus pectoralis major, pectoralis major, pectoralis major muscle.

Büyük göğüs kası anlamına gelir. (Bkz; Muskulus) (Bkz; pektoralis ) (Bkz; majör)

Kısımları:

  1. Pars clavicularis (Köprücük kemiğe kısmı)
  2. Pars sternocostalis (Göğüs kemiği-Kaburgalar kısmı)
  3. Pars abdominalis (Karın kısmı)

Kaynak: https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/564x/6b/a5/f4/6ba5f4407b9fbbce1ce7c6e70771d08c.jpg

Mastektomi

Mastektomi, genellikle meme kanseri tedavisi veya kanser gelişme riski yüksekse koruyucu amaçla meme dokusunun tamamının cerrahi olarak çıkarılmasını içeren bir işlemdir. Bu cerrahide çıkarılacak doku miktarı; cilt, meme başı ve çevresindeki yapıların korunup korunmamasına göre değişir. Mastektomi ameliyatı tek veya çift memede yapılabilir; işlem sonrası hastanın isteğine ve duruma göre meme rekonstrüksiyonu yapılması mümkündür.

Mastektomi Türleri

Mastektomi teknikleri, çıkarılacak doku miktarı ve cildin korunup korunmamasına göre sınıflandırılır. En yaygın türler şunlardır:

  • Subkütan Mastektomi: Meme dokusu alınırken üstteki cilt zarı (deri) ve genellikle meme başı ile areola korunur. Bu yöntemde meme içi dokusu boşaltılır; sıklıkla meme rekonstrüksiyonu planlanan vakalarda veya yüksek risk nedeniyle profilaktik ameliyatlarda tercih edilir.
  • Basit (Total) Mastektomi: Meme başı, areola ve meme dokusunun tamamının alınması işlemidir. Koltuk altı lenf bezleri ve göğüs kasları bu operasyonda genellikle yerinde bırakılır (gerektiğinde yalnızca sentinel lenf bezi biyopsisi yapılabilir). Erken evre, invaziv olmayan kanserlerde veya yüksek riski önlemek amacıyla uygulanır.
  • Cilt Koruyucu Mastektomi (Skin-Sparing Mastectomy, SSM): Meme başı ve areola alınmakla birlikte, memenin büyük kısmını örten cilt korunur. Sadece meme dokusu çıkarılır; böylece ameliyat sonrası estetik olarak daha doğal bir görünüm ve kolay meme rekonstrüksiyonu sağlanır.
  • Meme Ucu Koruyucu Mastektomi (Nipple-Sparing Mastectomy, NSM): Cilt koruyucu tekniğin bir alt tipi olup, meme başı ve areola da korunur ve sadece meme içi doku çıkarılır. Bu yöntem estetik sonuçları iyileştirir ve rekonstrüksiyon için avantajlıdır; ancak tümör meme başına yakınsa uygun olmayabilir.
  • Modifiye Radikal Mastektomi: Tüm meme dokusu ile birlikte koltuk altı (aksiller) lenf bezlerinin de bir kısmının alındığı mastektomi türüdür; pektoral kaslar (göğüs kasları) korunur. İnvaziv kanserlerde, kanserin lenf bezlerine yayılım riski varsa tercih edilir.
  • Radikal Mastektomi: En kapsamlı mastektomi şekli olup, tüm meme dokusu, koltuk altı lenf bezleri ve pektoral kasların tamamının çıkarılmasını içerir. Günümüzde nadiren uygulanır; genellikle çok ileri vakalarda, kanser göğüs kaslarına yayılmışsa düşünülür.

Çıkarılan Meme Sayısına Göre Sınıflandırma

  • Tek Taraflı Mastektomi: Sadece bir memenin cerrahi olarak çıkarılması.
  • İki Taraflı (Bilateral) Mastektomi: Her iki memenin de birden çıkarılması. Özellikle BRCA1/2 gibi genetik mutasyonu taşıyan ya da her iki memede kanser bulunan hastalarda koruyucu veya tedavi edici amaçla yapılabilir.

Meme Koruyucu Cerrahi (Meme Koruyucu Tedavi – BCT)

Tüm memenin alınması yerine yalnızca tümörlü bölgenin çıkarıldığı cerrahi yaklaşımlar meme koruyucu cerrahi veya meme koruyucu tedavi (BCT) olarak adlandırılır. Başlıca yöntemler:

  • Lumpektomi: Meme içindeki kanserli tümörün çevresindeki sağlıklı doku marjı ile birlikte çıkarılması. Meme tamamen alınmaz; memenin şekli ve çoğu dokusu korunur. Genellikle erken evre meme kanserlerinde tercih edilir ve ameliyat sonrası radyoterapi ile kombine edilir.
  • Kuadrantektomi: Meme dokusunun yaklaşık dörtte birinin çıkarılması. Lumpektomiden daha geniş bir doku çıkarımı olduğundan, tümörün memeye oranla daha büyük olduğu veya güvenli cerrahi sınırın sağlanamadığı durumlarda uygulanabilir.
  • Segmental Mastektomi: Tümör ve çevresindeki daha geniş bir doku parçasının, çoğu zaman göğüs kası fasyasıyla birlikte çıkarılması.
  • Tümörektomi: Tek bir tümörün eksizyonu için kullanılan terim. Çoğu pratikte lumpektomi ile eş anlamlı kullanılır; çevre sağlıklı doku minimal düzeyde alınarak tümör çıkarılır.

Ameliyat Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Rekonstrüksiyon: Mastektomi sonrasında birçok hasta meme şeklini yeniden kazanmak için rekonstrüksiyon talep eder. Rekonstrüksiyon mastektomi ile aynı seansta (anında) veya daha sonraki bir zamanda (geç) yapılabilir. Seçilecek yöntem ve zamanlama, uygulanan mastektomi türü ile hastanın genel durumuna göre planlanır.
  • Lenfödem: Koltuk altı lenf bezleri alındıysa veya radyoterapi uygulandıysa, kolda lenf sıvısının birikmesiyle şişlik gelişebilir. Risk yüksekse erken egzersiz programları, manuel lenf drenajı ve kompresyon kolluklarıyla önlem alınmaya çalışılır; gelişen lenfödem özel fizik tedavi ve düzenli takip gerektirir.
  • Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon: Mastektomi sonrası kol ve omuz hareket açıklığı azalabilir. Özellikle modifiye veya radikal mastektomiden sonra hareket açıklığının geri kazanılması için fizyoterapist gözetiminde egzersizler önerilir. Bu egzersizler aynı zamanda lenfödem riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Yara bakımı, ağrı kontrolü, enfeksiyon profilaksisi ve postüral eğitim de rehabilitasyonun parçalarıdır.

Her hastanın durumu farklı olduğundan, mastektomi öncesi endikasyonların titizlikle değerlendirilmesi, ameliyat planının kişiselleştirilmesi, onkoloji ve rekonstrüktif cerrahi ekipleriyle yakın işbirliği ve ameliyat sonrası izlem süreçlerinin standardize edilmesi önem taşır. Psikososyal destek, beden algısı ve yaşam kalitesi açısından tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.


Keşif

Meme cerrahisinin tarihi, insanlığın hastalıkla mücadelesinin en dramatik ve aynı zamanda en öğretici öykülerinden biridir. Edwin Smith Papirüsü’nde, M.Ö. üçüncü binyılda yazıya geçmiş vakalarda meme tümörlerinin çaresizce kayda alındığını görürüz; orada doktor, “tedavi yoktur” diyerek hastayı kaderine bırakır. O dönemde cerrahinin ne kadar ilkel olduğunu ve kanserin iyileşmez bir yazgı olarak görüldüğünü bu satırlardan anlarız. Yine aynı çağlarda Pers kraliçesi Atossa’nın hikâyesi aktarılır: Kraliçe, göğsünde beliren kitleyi uzun süre saklamış, ancak tümör büyüyünce saray hekimleri çaresiz kalmış, Demokedes adlı Yunanlı hekim cesur bir müdahaleyle tümörü çıkarmış ve Atossa iyileşmiştir. Bu, tarihe geçen en eski dramatik meme kanseri öykülerinden biridir.

Hipokrat’ın (M.Ö. 460–370) çağında ise düşünce farklı bir eksene oturmuştu. Ona göre kanser, bedendeki dört hıltın, özellikle kara safranın dengesizliğinden doğuyordu. “Gizli kanserlere dokunmamak daha iyidir” diyerek cerrahiden kaçınırdı; çünkü ameliyat edilenler genellikle daha hızlı ölüyordu. Bu yaklaşım, yüzyıllarca tıp pratiğini etkilemiş ve hastaların ameliyat yerine diyet, kan alma ya da çeşitli merhemlerle tedavi edilmeye çalışılmasına yol açmıştı.

Roma İmparatorluğu döneminde Galen’in (MS 129–216) düşünceleri öne çıktı. Galen, kanserin aşırı kara safradan kaynaklandığını ve tümörün kollarının bir yengeci andırdığını söylemişti. Yengeç benzetmesi öylesine güçlüydü ki, kanser kelimesi de bu imgeden türedi. Galen, yüzeysel tümörlerde cerrahiyi savunarak daha radikal bir çizgiye geçti, ancak derin ve yaygın tümörlerde yine umutsuzdu. Onun fikirleri, Orta Çağ boyunca Avrupa ve İslam dünyasında tıp anlayışını belirlemeye devam etti. Rhazes ve İbn-i Sina gibi hekimler, ancak tümör tamamen çıkarılabilecekse cerrahiyi düşünür, aksi durumda hastayı rahatlatmaya yönelirdi. Böylece meme kanseri, yüzyıllar boyunca kaderci bir kabullenişle karşılanmış oldu.

Rönesans’la birlikte anatominin yeniden doğuşu cerrahiye de cesaret kazandırdı. Andreas Vesalius’un 1543’te yayımladığı atlas, insan vücudunun yapısını ilk kez ayrıntılı biçimde gösteriyordu. Bu bilgilerle cesaretlenen cerrahlar, memedeki tümörleri daha planlı biçimde kesmeye girişti. Fransız berber-cerrah Ambroise Paré, 16. yüzyılda memenin çıkarılmasına dair yöntemler geliştirdi; kanamayı durdurmak için ligatürler kullandı ve koltuk altındaki şişmiş bezlerin hastalıkla ilişkisini fark edenlerden biri oldu. Aynı yüzyılda Michael Servetus, lenf bezleri ve göğüs duvarının da çıkarılmasını önererek adeta Halsted’in yaklaşımını önceden sezmiş gibiydi. O dönemin ameliyathanelerinde antisepsi yoktu, anestezi yoktu; hastalar bağlanıyor, kesiler hızla yapılıyor ve koterle kanama durdurulmaya çalışılıyordu. Buna rağmen bu cerrahlar, bugünkü tekniklerin habercisi olan ilk cesur adımları attılar.

  1. yüzyıl ve sonrasında William Fabry gibi cerrahlar, meme tabanını sıkıştırarak daha güvenli kesiler yapılabilmesi için özel aletler tasarladı. Bu tür mekanik yenilikler, kan kaybını azaltmayı ve ameliyatı hızlandırmayı amaçlıyordu. Fakat bütün ilerlemelere rağmen kadınların bedenleri üzerinde yapılan bu operasyonlar çoğu zaman ağır enfeksiyonlar, dayanılmaz ağrılar ve yüksek ölüm oranlarıyla sonuçlanıyordu. Yine de anatomi bilgisinin artışı, cerrahların gözlem gücünü keskinleştirdi ve meme kanserinin lenf yoluyla yayıldığına dair ilk sezgiler bu dönemde filizlendi.
  2. yüzyıla gelindiğinde, anestezi ve antisepsinin keşfiyle cerrahinin çehresi tamamen değişti. 1846’da eter, 1867’de Lister’in karbolik asit antisepsisi ameliyathaneyi yeni bir güvenlik çağına taşıdı. Bu koşullar altında Amerikalı cerrah William Stewart Halsted, 1894’te meme, pektoral kaslar ve aksiller lenf düğümlerini tek blok halinde çıkaran radikal mastektomi tekniğini tanıttı. Halsted, titiz kayıt tutması ve disiplinli yaklaşımıyla, lokal nüks oranlarını dramatik biçimde düşürdü. Yaklaşımı öylesine ikna ediciydi ki, 20. yüzyılın büyük bölümünde meme kanserinde standart tedavi haline geldi. Ancak bu cerrahi aynı zamanda son derece mutilan, yani bedenin bütünlüğünü ağır biçimde bozan bir yöntemdi.
  3. yüzyıl ortalarında bu yaklaşım sorgulanmaya başlandı. Sidney Patey’in tanıttığı modifiye radikal mastektomi, pektoral kasları koruyarak daha az yıkıcı bir ameliyat sundu. Radyoterapinin gelişmesiyle birlikte daha sınırlı cerrahilerin de aynı sağkalımı sağlayabileceği görüldü. Fizik tedavinin devreye girmesiyle lenfödem ve omuz hareket kısıtlılığı gibi komplikasyonlarla mücadele edilmeye başlandı. Böylece mastektomi sonrası yaşam kalitesi giderek daha çok önem kazandı.

1970’ler ve 1980’lerde Bernard Fisher ve Umberto Veronesi’nin öncülüğünde yapılan çalışmalar, erken evre meme kanserinde lumpektomi ve radyoterapinin radikal mastektomi kadar etkili olduğunu gösterdi. Bu, büyük bir paradigma değişimiydi: artık amaç yalnızca hastalığı kontrol etmek değil, aynı zamanda memeyi de korumaktı. Kadınlar, bedenlerini daha az kayıpla koruyarak kanserden kurtulma şansı buldu.

1990’lardan itibaren estetik kaygılar daha da önem kazandı. Cilt koruyucu ve meme başı koruyucu mastektomi teknikleri, rekonstrüksiyonla birleşerek doğal görünümlü sonuçlar sağladı. Aynı yıllarda BRCA1 ve BRCA2 genlerinin keşfi, genetik riski yüksek kadınlarda profilaktik mastektominin yaygınlaşmasına yol açtı. Böylece cerrahi artık sadece tedavi değil, aynı zamanda önleme aracı da oldu.

Günümüzde ise onkoplastik cerrahi, onkolojik güvenliği plastik cerrahinin estetik inceliğiyle birleştiriyor. Amaç yalnızca sağkalımı artırmak değil, hastanın yaşam kalitesini, beden algısını ve psikolojik bütünlüğünü de korumak. Multidisipliner yaklaşımla, genetik danışmanlıktan rehabilitasyona kadar uzanan bir yol haritası sunuluyor. Bir zamanlar çaresizce “tedavi yoktur” denilen meme kanseri, bugün kişiselleştirilmiş ve yaşam kalitesini ön planda tutan tedavilerle yönetilebiliyor.

Böylece mastektominin hikâyesi, antik papirüslerdeki umutsuz notlardan modern ameliyathanelerdeki özgüvenli ve bütüncül tedavilere uzanan beş bin yıllık bir yolculuk olarak karşımıza çıkıyor.


İleri Okuma
  1. Donegan, W. L. (1984). Breast cancer. In: Cancer: Principles and Practice of Oncology (2nd ed., pp. 1652-1714). Philadelphia: Lippincott.
  2. Halsted, W. S. (1894). The results of radical operations for the cure of carcinoma of the breast. Annals of Surgery, 20(5), 497-555.
  3. Silverstein, M. J. (1998). Ductal carcinoma in situ of the breast. Annual Review of Medicine, 49(1), 45-61.
  4. Fisher, B., Anderson, S., Bryant, J., Margolese, R. G., Deutsch, M., Fisher, E. R., … & Wolmark, N. (2002). Twenty-year follow-up of a randomized trial comparing total mastectomy, lumpectomy, and lumpectomy plus irradiation for the treatment of invasive breast cancer. New England Journal of Medicine, 347(16), 1233-1241.
  5. Veronesi, U., Cascinelli, N., Mariani, L., et al. (2002). Twenty-year follow-up of a randomized study comparing breast-conserving surgery with radical mastectomy for early breast cancer. New England Journal of Medicine, 347(16), 1227-1232.
  6. King, M. C., Marks, J. H., & Mandell, J. B. (2003). Breast and ovarian cancer risks due to inherited mutations in BRCA1 and BRCA2. Science, 302(5645), 643-646.
  7. Rainsbury, D. R. (2007). Oncoplastic surgery of the breast. British Journal of Surgery, 94(4), 407-408.
  8. Harvey, J. A., & Euhus, D. M. (2012). Practical Breast Pathology: A Diagnostic Approach. Elsevier Health Sciences.
  9. Rainsbury, D. R., & Willett, A. M. (2013). Oncoplastic Breast Surgery: A Guide to Clinical Practice. Springer.
  10. Goldhirsch, A., Glick, J. H., Gelber, R. D., Coates, A. S., Thürlimann, B., & Senn, H. J. (2005). Meeting highlights: International Expert Consensus on the Primary Therapy of Early Breast Cancer 2005. Annals of Oncology, 16(10), 1569-1583.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Mastopati

Sinonim: Mastopathy, Mastopathie.

Kadınlarda süt bezi olarak da bilinen meme bezlerinin hastalığıdır. (Bkz; Mast-o-pati)

Kaynak: http://grosiramazing.com/wp-content/uploads/2017/02/Obat-Mammary-Dysplasia.jpg

Alt Başlıklar

  1. Mastit

Mastit

Mastit, meme bezinin iltihaplanmasıdır ve genellikle emzirme dönemindeki kadınlarda görülür (puerperal mastit). Meme iltihabı emzirme dışında meydana geldiğinde, lohusalık dışı mastit olarak adlandırılır.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Epidemiyoloji

Görülme sıklığı:

Mastit en çok emziren kadınlarda görülür ve emziren annelerde görülme sıklığı %2 ila %33 arasında değişmektedir. İnsidanstaki değişkenlik, mastitin farklı tanımlarından ve çalışma popülasyonlarından etkilenmektedir.
Emzirme dönemi dışında meydana gelen lohusalık dışı mastit daha az yaygındır ancak yine de önemlidir.

Risk Faktörleri:

Puerperal Mastit:

Emzirme: Birincil risk faktörü, özellikle doğum sonrası erken dönemde emzirmedir.
Meme Ucu Hasarı: Çatlak veya ağrılı meme uçları bakteriler için bir giriş noktası sağlar.
Süt Stazı: Memenin tam olarak boşaltılmaması veya seyrek emzirme süt stazına yol açarak enfeksiyonu teşvik edebilir.
Tıkalı Süt Kanalları: Tıkanıklıklar lokal enflamasyon ve enfeksiyona neden olabilir.
Maternal Faktörler: Önceki mastit öyküsü, stres, yorgunluk ve annenin hastalığı duyarlılığı artırabilir.

Lohusalık Dışı Mastit:

Yaş: 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda daha yaygındır.
Sigara kullanımı: Sigara içmek süt kanallarına zarar verebileceğinden periduktal mastit ile ilişkilidir.
Diyabet: Bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle artan risk.
Obezite: Enflamatuar durum ve bağışıklık sistemi modülasyonu nedeniyle daha yüksek insidans.
Travma: Meme travması enfeksiyon ve enflamasyona zemin hazırlayabilir.

Mastit Türleri

Puerperal Mastit (Laktasyonel Mastit):

Emziren kadınlarda, tipik olarak doğum sonrası ilk altı hafta içinde ortaya çıkar.
Etiyoloji: En yaygın olarak Staphylococcus aureus neden olur, ancak Staphylococcus epidermidis ve Streptococcus türleri gibi diğer bakteriler de dahil olabilir.
Semptomlar: Memede ağrı, kızarıklık, şişlik, sıcaklık ve ateş ve halsizlik gibi sistemik semptomlar.

Non-Puerperal Mastit:

Emzirme bağlamı dışında meydana gelir ve birkaç alt tipe ayrılabilir.

a. Periduktal Mastit: Kanalların etrafında iltihaplanma, genellikle sigara ile ilişkilidir.
Semptomlar: Ağrı, şişme ve bazen meme başı akıntısı.

b. Kanal Ektazisi: Genellikle peri- ve postmenopozal kadınlarda görülen süt kanallarının genişlemesi ve iltihaplanması.
Belirtiler: Meme başı akıntısı, meme ağrısı ve bazen ele gelen bir yumru.

c. Granülomatöz Mastit: Etiyolojisi bilinmeyen, muhtemelen otoimmün veya enfeksiyöz, nadir görülen kronik enflamatuar durum.
Belirtiler: Sert, ağrısız meme yumruları, bazen iltihaplanma ve apse oluşumu ile ilişkilidir.

Subareolar Apse:

Genellikle sigara içenlerde görülen, areola altında apse oluşumuna yol açan enfeksiyon.
Belirtiler: Ağrı, şişlik ve bazen meme ucundan irin akması.

İdiyopatik Granülomatöz Mastit (IGM):

Nedeni bilinmeyen kronik, kazeifikasyon yapmayan granülomatöz meme iltihabı.
Belirtiler: Sert, ağrılı meme kitlesi, bazen cilt ülserasyonu.

Plazma Hücreli Mastit (Meme Kanalı Ektazisi):

Meme kanallarının kronik iltihabı, genellikle yaşlı kadınlarda görülür.
Semptomlar: Meme başı retraksiyonu, yoğun akıntı ve subareolar kitle.

Etiyoloji

Mastitin birincil etkeni Staphylococcus aureus bakterisidir, bunu ikincil olarak Staphylococcus epidermidis veya Proteus mirabilis izler. Bu bakteriler çatlak veya ağrılı meme uçlarından meme dokusuna girerek enfeksiyon ve iltihaplanmaya yol açabilir.

Klinik Özellikler

Puerperal Mastit:

  • Emziren kadınlarda görülür.
  • Belirtiler arasında göğüs ağrısı, şişme, sıcaklık, kızarıklık ve bazen ateş yer alır.

Lohusalık Dışı Mastit:

  • Emzirme dönemi dışında meydana gelir.
  • Puerperal mastite benzer semptomlar gösterebilir ancak altta yatan kronik durumlar veya malignitelerle de ilişkili olabilir.

Komplikasyonlar

Mastitin önemli bir komplikasyonu, emziren kadınların %5-11’inde görülen meme apsesi oluşumudur. Apse, şiddetli ağrıya neden olabilen ve derhal tıbbi müdahale gerektiren, meme dokusu içinde lokalize bir irin toplanmasıdır.

Teşhis

  • Ultrason:
    • Mastit teşhisi ve apselerin tanımlanması için birincil görüntüleme yöntemi.
    • Eko-fakir irin koleksiyonları: Genellikle düşük ekojeniteye sahip, sıvıya işaret eden alanlar olarak gözlenir.
    • Vaskülarizasyon: İrin koleksiyonları içinde gözlenmez ancak apse çevresinde görülebilir ve iltihaplanmaya işaret eder.
    • Dalga Güçlenmesi: Pus, sıvı doğası nedeniyle ultrason görüntüsünü parlatır.
  • Doppler Ultrason: İltihaplı doku etrafındaki kan akışını ve damarlanmayı değerlendirmeye yardımcı olur.
  • MRI ve BT: Maligniteleri veya karmaşık enfeksiyonları ekarte etmek için puerperal olmayan mastit için önerilir.
    Meme dokusunun ayrıntılı görüntülerini sağlar ve inflamasyonun altında yatan nedenlerin değerlendirilmesine yardımcı olabilir.
  • Biyopsi:
    • Ultrason Kılavuzluğunda Biyopsi: Malignite şüphesi varsa veya mastit tanısını doğrulamak için yapılır.
    • Stereotaktik Biyopsi: Meme dokusu içindeki mikrokalsifikasyonların veya belirsiz yapıların değerlendirilmesi için kullanılır.

Tedavi

Mastit tedavisi tipik olarak şunları içerir:

  • Antibiyotikler: Bakteriyel enfeksiyonu tedavi etmek için.
  • Ağrı kesici: Analjezikler veya anti-enflamatuar ilaçlar.
  • Apsenin Drenajı: Bir apse mevcutsa, cerrahi olarak veya ultrason kılavuzluğunda iğne aspirasyonu kullanılarak boşaltılması gerekebilir.
  1. Antibiyotik Tedavisi:
  • Birinci Basamak Antibiyotikler: Antibiyotikler, özellikle bakteriyel enfeksiyondan kaynaklanıyorsa, puerperal mastit için birincil tedavidir. En sık reçete edilen antibiyotikler şunlardır:
  • Dicloxacillin veya Flucloxacillin: Penisilinaza dirençli bu antibiyotikler Staphylococcus aureus’a karşı etkilidir.
  • Cephalexin: Staphylococcus aureus’a karşı da etkili olan birinci nesil bir sefalosporin.
  • Clindamycin veya Erythromycin: Penisiline alerjisi olan hastalar için kullanılır.
  • Süre: Tipik olarak 10-14 gün süreyle reçete edilir. Nüksü önlemek için tüm kursu tamamlamak çok önemlidir.
  1. Ağrı Yönetimi:
  • Analjezikler: İbuprofen gibi steroid olmayan anti-enflamatuar ilaçlar (NSAID’ler) ağrıyı yönetmeye ve enflamasyonu azaltmaya yardımcı olabilir.
  • Asetaminofen: Özellikle NSAİİ’lerin kontrendike olduğu durumlarda ağrının giderilmesi için bir alternatiftir.
  1. Sıcak Kompresler:

Uygulama: Etkilenen memeye sıcak kompres uygulamak ağrıyı hafifletmeye ve süt akışını teşvik etmeye yardımcı olabilir.

  1. Meme Boşaltma:
  • Sık Emzirme veya Pompalama: Tıkanıklığı ve ağrıyı azaltmak için etkilenen memeyi mümkün olduğunca boş tutmak çok önemlidir.
  • Doğru Mandallama: Bebeğin doğru şekilde mandallamasını sağlamak memenin daha etkili bir şekilde boşaltılmasına yardımcı olabilir.
  1. Yeterli Hidrasyon ve Dinlenme:
  • Sıvı Alımı: İyi hidrate kalmak genel sağlık ve süt üretimi için önemlidir.
  • Dinlenme: Yeterli dinlenme vücudun enfeksiyondan kurtulmasına yardımcı olur.
  1. Süt Stazını Ele Almak:
  • Masaj yapın: Beslenme öncesinde ve sırasında hafif göğüs masajı süt stazını hafifletmeye yardımcı olabilir.
  • Pozisyon Değişiklikleri: Emzirme pozisyonlarının değiştirilmesi, tüm süt kanallarının boşaltılmasını sağlamaya yardımcı olabilir.
  1. Meme Apsesinin Tedavisi:
  • Drenaj: Bir apse oluşursa, iğne aspirasyonu veya cerrahi insizyon ve drenaj yoluyla boşaltılması gerekebilir.
  • Devam Eden Antibiyotikler: Drenajın ardından, enfeksiyonun çözülmesi için antibiyotik tedavisine devam edilmesi gerekir.

Emzirmenin Devamını Sağlamak

  1. Emzirmeyi Teşvik Etmek:
  • Sık Besleme: Düzenli süt akışını sağlamak ve engorgementi azaltmak için sık emzirmeyi teşvik edin.
  • Pompalama: Emzirmek çok acı veriyorsa, göğüs pompası kullanmak süt tedarikini sürdürmeye ve göğsü boşaltmaya yardımcı olabilir.
  1. Doğru Mandallama ve Pozisyonlama:
  • Laktasyon Danışmanı: Bir laktasyon uzmanına danışmak, mandallama sorunlarının ele alınmasına yardımcı olabilir ve etkili emzirme pozisyonları önerebilir.
  • Doğru Mandallama: Bebeğin memeyi iyi bir şekilde kavramasını sağlamak meme başı hasarını önleyebilir ve süt transferini iyileştirebilir.
  1. Destek ve Eğitim:
  • Eğitim: Anneleri, mastit yaşarken bile emzirmeye veya pompalamaya devam etmenin önemi konusunda eğitin.
  • Destek Grupları: Emzirme destek gruplarına katılmak duygusal destek ve pratik tavsiyeler sağlayabilir.
  1. İzleme ve Takip:
  • Düzenli Kontroller: Tedavinin ilerlemesini izlemek ve mastitin çözülmesini sağlamak için bir sağlık hizmeti sağlayıcısı ile düzenli takip.
  • Süt Arzının İzlenmesi: Enfeksiyona rağmen yeterli kalmasını sağlamak için süt arzının takip edilmesi.

Mastitis için Fitotıp Çözümleri

Fitotıp veya bitki bazlı ilaçların kullanımı, mastitisin yönetimi ve tedavisi için çeşitli potansiyel çözümler sunar. Bu ilaçlar geleneksel tedavileri tamamlayabilir ve semptomlarda ek rahatlama sağlayabilir. Aşağıda mastitis için yaygın olarak kullanılan bitkisel ilaçlardan bazıları yer almaktadır:

Lahana Yaprakları (Brassica oleracea)

Uygulama: Topikal Kullanım: Taze lahana yaprakları soğutulur ve doğrudan etkilenen memeye uygulanır. Anti-enflamatuar özellikleriyle bilinirler ve şişlik ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilirler.

Mekanizma: Lahana yaprakları, anti-enflamatuar ve analjezik etkileri olan sinigrin ve glukozinolatlar gibi bileşikler içerir. Ayrıca meme dokusundaki fazla sıvıyı çekerek şişkinliği azaltmaya yardımcı olurlar.

    Aynısafa (Calendula officinalis)

    Uygulama: Topikal Krem veya Merhem: Calendula kremi, cildi yatıştırmak ve iltihabı azaltmak için etkilenen bölgeye uygulanabilir.

    Mekanizma: Aynısafa, yüksek flavonoid ve triterpenoid içeriği nedeniyle güçlü anti-enflamatuar, antimikrobiyal ve iyileştirici özelliklere sahiptir. Şişliğin azaltılmasına ve iltihaplı dokunun iyileşmesinin desteklenmesine yardımcı olabilir.

    Ekinezya (Echinacea purpurea)

    Uygulama:

        Oral Takviyeler: Ekinezya, bağışıklık sistemini güçlendirmek için kapsül, tentür veya çay şeklinde alınabilir.
        Mekanizma:

        Ekinezya, vücudun enfeksiyonla savaşma yeteneğini artıran immünomodülatör etkilere sahiptir. Ayrıca mastit semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilecek anti-enflamatuar özelliklere sahiptir.

        Sarımsak (Allium sativum)

        Uygulama

        Ağızdan Tüketim: Sarımsak çiğ olarak veya takviye şeklinde tüketilebilir.

        Mekanizma: Sarımsak, güçlü antibakteriyel ve anti-enflamatuar özellikleriyle bilinir. Sarımsakta bulunan bir bileşik olan allisin, mastite neden olan bakterilerle savaşmaya ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir.

        Aloe Vera (Aloe barbadensis miller)

        Uygulama:

          Topikal Jel: Aloe vera jeli, yatıştırıcı etkisi için doğrudan iltihaplı bölgeye uygulanabilir.

          Mekanizma: Aloe vera anti-enflamatuar, antimikrobiyal ve iyileştirici özelliklere sahiptir. Mastit ile ilişkili ağrı ve şişliği azaltmaya yardımcı olabilir.

          Zerdeçal (Curcuma longa)

          Uygulama:

            Ağızdan Takviye veya Macun: Zerdeçal takviye olarak alınabilir veya su veya bal ile karıştırılarak macun şeklinde uygulanabilir.

            Mekanizma: Zerdeçaldaki aktif bileşen olan kurkumin, güçlü anti-enflamatuar ve antimikrobiyal özelliklere sahiptir. Enflamasyonu azaltmaya ve enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olabilir.

            Çemen otu (Trigonella foenum-graecum)

            Uygulama

              Ağızdan Tüketim: Çemen otu tohumları takviye veya çay olarak alınabilir.

              Mekanizma: Çemen otu anti-enflamatuar özelliklere sahiptir ve süt akışını iyileştirmeye yardımcı olarak süt stazı ve ardından mastit riskini azaltabilir.

              Papatya (Matricaria chamomilla)

              Uygulama:

                Topikal Kompres veya Çay: Papatya çayı kompres olarak kullanılabilir veya ağızdan tüketilebilir.
                Mekanizma:

                Papatya, anti-enflamatuar ve yatıştırıcı özellikleriyle bilinir. Enflamasyonu azaltmaya ve rahatlamayı teşvik etmeye yardımcı olarak mastitis semptomlarının yönetimine yardımcı olabilir.

                Dikkat Edilmesi Gerekenler ve Güvenlik

                Fitotıp mastit için umut verici çözümler sunarken, aşağıdakileri göz önünde bulundurmak önemlidir:

                • Danışma: Yeni bir tedaviye başlamadan önce, özellikle de emzirirken, her zaman bir sağlık uzmanına danışın.
                • Alerjiler: Bitkisel ilaçlara karşı potansiyel alerjilerin farkında olun.
                • Geleneksel Tedavilerle Kombinasyon: Bitkisel ilaçlar tamamlayıcı olabilir ancak gerektiğinde antibiyotikler gibi geleneksel tedavilerin yerini almamalıdır.
                • Kalite ve Kaynak: Güvenlik ve etkinliği sağlamak için bitkisel takviyeler ve ilaçlar için yüksek kaliteli, saygın kaynaklar kullanın.

                İleri Okuma

                1. Fetherston, C. (1997). “Characteristics of lactation mastitis in a Western Australian cohort.” Breastfeeding Review, 5(2), 5-11.
                2. Betzold, C. M. (2007). “An update on the recognition and management of lactational breast inflammation.” Journal of Midwifery & Women’s Health, 52(6), 595-605.
                3. Amir, L. H., & Forster, D. (2012). “Managing common breastfeeding problems in the community.BMJ, 344, e336.
                4. Dixon, J. M. (2006). “Breast infection: Common problems in general practice.BMJ, 332(7535), 679-681.
                5. Betzold, C. M. (2007). “An update on the recognition and management of lactational breast inflammation.” Journal of Midwifery & Women’s Health, 52(6), 595-605.
                6. Academy of Breastfeeding Medicine Protocol Committee. (2008). “ABM clinical protocol #4: Mastitis.” Breastfeeding Medicine, 3(3), 177-180.
                7. Spencer, J. P. (2008). “Management of mastitis in breastfeeding women.American Family Physician, 78(6), 727-731.
                8. Amir, L. H., & Forster, D. (2012). “Managing common breastfeeding problems in the community.BMJ, 344, e336.
                9. Amir, L. H. (2014). “Breastfeeding and mastitis in the 21st century.Journal of Human Lactation, 30(2), 100-102.
                10. Tuli, S. Y., & Barros, A. C. S. D. (2015). “Imaging of benign and malignant breast disease.” Radiologic Clinics of North America, 53(2), 267-281.

                Click here to display content from YouTube.
                Learn more in YouTube’s privacy policy.