jējūnus

Latincedeki iēiūnus‘un alternatif okunuşudur.

Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif jējūnus jējūna jējūnum jējūnī jējūnae jējūna
genitif jējūnī jējūnae jējūnī jējūnōrum jējūnārum jējūnōrum
datif jējūnō jējūnō jējūnīs
akusatif jējūnum jējūnam jējūnum jējūnōs jējūnās jējūna
ablatif jējūnō jējūnā jējūnō jējūnīs
vokatif jējūne jējūna jējūnum jējūnī jējūnae jējūna

 

tubus

Latincedeki tuba‘dan türemiştir. Anlamları:

  1. Tüp, boru,
  2. Kurban etme töreninde kullanılan borazan.
Hal Tekil Çoğul
nominatif tubus tubī
genitif tubī tubōrum
datif tubō tubīs
akusatif tubum tubōs
ablatif tubō tubīs
vokatif tube tubī

Marihuana 10,000 Yıl Önce Asya ve Avrupa’da Kullanılmaya Başlandı

Yaklaşık 11,5000 ila 10,200 yıl önce Son Buzul Çağı’nın sonunda, Doğu Avrupa ve Japonya’daki taş devri insanları birbirinden bağımsız olarak marihuana kullanmaya başladı. Tarihte marihuana kullanımı üzerine yapılan diğer araştırmalar ise, yaklaşık 5,000 yıl önce Bronz Çağı’nda kıtalar arası ticaretin yükselişi ile Doğu Asya’da kenevir kullanımının artışı arasında bir bağ olduğunu gösteriyor.

Samara bölgesinden bir Yamnaya kafatası. Görsel: Natalia Shishlina

Avrupalı’nın dört ata soyundan biri olduğu düşünülen, Avrasya’da yaşamış Yamnaya insanları, 5,000 yıl önce bu dönemde doğuya doğru yayılmaya başladı. Bu insanların da Avrasya boyunca keneviri, ve belki de onun psikoaktif özelliklerini yaydığı düşünülüyor. Kenevir bitkisinin polenleri, meyvesi ve lifleri, yıllardır Avrasya’da gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılıyor.

Almanya’daki Berlin Özgür Üniversitesi’nden Tengwen Long ve Pavel Tarasov, tarihöncesinde kenevir kullanımındaki akımları ve modelleri ortaya çıkarmak için bu arkeolojik kazılara dair bilgileri bir veritabanında topladı.

Araştırmacılar, genellikle kenevirin ilk olarak Çin’de veya Orta Asya’da kullanıldığının ve olasılıkla evcilleştirildiğinin düşünüldüğünü, fakat veritabanının alternatif bir seçeneğe de işaret ettiğini söylüyor.

Veritabanına dahil edilen en güncel çalışmalar, bitkinin Japonya ve Doğu Avrupa’daki arkeolojik kayıtlarda neredeyse aynı zamanda, günümüzden 11,500 ila 10,200 yıl önce görülmeye başladığını öne sürüyor. Long “Kenevir bitkisi 10,000 yıl öncesinden, hatta belki daha da erken bir dönemden itibaren geniş bir coğrafyaya yayılmış gözüküyor” diyor.

Araştırmacılar Avrasya kara parçası üzerinde farklı grupların bu dönemde, birbirinden bağımsız olarak, belki psikoaktif etkileri için, belki bir besin veya ilaç kaynağı olarak, belki de liflerinden kumaş yapmak için bu bitkiyi kullanmaya başladığını öne sürüyor.

İskitlerin kullandığı bu altın kaplarda, yanmış marihuana kalıntıları bulundu. F: Andrei Belinsky

Bronz Çağı’nda Kenevir Kullanımı Arttı

Fakat Tarasov ve Long’un veritabanına göre, sadece Batı Avrasya’da kenevir binyıllar boyunca insanlar tarafından düzenli olarak kullanıldı. Long, Doğu Asya’daki kullanıma dair erken kanıtların oldukça dağınık olduğunu söylüyor.

Bu durum ise yaklaşık 5,000 yıl önce, Bronz Çağı’nın başlangıcında değişmiş gözüküyor. Bu dönemde Doğu Asya’daki kenevir kullanımı görünüşe göre daha yoğun hale gelmiş. Tarasov ve Long bu artışın zamanlamasının anlamlı olduğunu düşünüyor.

Bu zamana kadar Avrasya steplerindeki göçebe çobanlar at binme konusunda uzmanlaşmıştı. Bu da onların uzun mesafeler katetmelerine, ve birkaç binyıl sonra İpek Yolu haline gelecek rotalar üzerinden kıtalararası ticaret ağları oluşturmaya başlamalarına izin verdi. Bu daha önceki Bronz Çağı Ticaret Yolu, olasılıkla kenevir de dahil olmak üzere binbir çeşit metanın batı ve doğu arasında yayılmasını sağladı.

Long “Bu hipotezi test etmek için daha fazla kanıta ihtiyacımız var” diyor, fakat kenevirin yüksek değerinin de onu bu dönemde ideal bir takas ürünü haline getireceğini söylüyor. Başka kanıtlar da Bronz çağı başlangıcında insanların ve ürünlerin hareket halinde olduğunu gösteriyor. Long örneğin Orta Doğu’da 10,000 yıl önce yetiştirilmeye başlanan buğdayın da, Çin’de 5,000 yıl önce görülmeye başlandığını söylüyor.

Son birkaç yılda yayımlanan antik DNA çalışmaları da, steplerde yaşayan göçebe çoban toplumlarından birinin, Yamnaya’ların, bu dönemde hem doğu hem de batıya yayıldığını doğruluyor.

Psikoaktif özellikleri bitkinin yayılmasında bir etken miydi?

Ottawa’daki Agriculture and Agri-Food Canada‘dan Ernest Small, “Kenevir birçok şekilde kullanılabildiği için, Bronz Çağı’ndaki yayılımının özellikle psikoaktif özelliklerine bağlı olup olmadığından emin olamayız” diyor. Fakat psikoaktif özelliklerin de bir faktör olduğuna inanmak için kanıtlar da var. Bazı araştırmacılara göre, arkeolojik kazılarda bulunan yanmış kenevir tohumları, Yamnaya’ların marihuana içme fikrini Avrasya boyunca yaydığına işaret ediyor olabilir.

Yamnayalar üstüne çalışmalar yapan, Hartwick College’dan David Anthony, bazı özel zamanlarda Yamnayaların keneviri psikoaktif özellikleri için kullanmış olabileceğini söylüyor. Anthony “Kenevirin bir uyuşturucu olarak kullanımının yayılımı, steplerden dışarı doğru hareketlerle ilişkili gibi gözüküyor. Kenevir özel şölenler ya da ritüellere mahsus olabilir” diyor.

Kansas Üniversitesi’nden Barney Warf, “Antik Yunan tarihçilerinden bildiğimiz üzere, Yamnayalardan sonra steplerde yaşayan göçebe çobanlar olan İskitler, keneviri düzenli olarak uyuşturucu olarak kullanıyordu. Tarihçi Herodot’un Kırım yarımadasında İskitlerle birlikte marihuana içtiğine dair anılarını anlattığından bahsedilir” diyor.

Warf yeni çalışmaların çok ilginç olduğunu söyleyerek, “Avrupa’da kenevirin Bronz Çağı’ndan Rönesans’a kadar, anlatılmamış bir hikayesi olduğunu düşünüyorum” diye ekliyor.

Orjinal yazı: Arkeofili

Kaynak: New Scientist, Colin Barras, 7 Temmuz 2016

Makale: Long, T., Wagner, M., Demske, D., Leipe, C., & Tarasov, P. E. (2016). Cannabis in Eurasia: origin of human use and Bronze Age trans-continental connections. Vegetation History and Archaeobotany, 1-14.

Farmakon

Sinonim: pharmacon.

Ana Hint-Avrupa’daki *bʰer-(“kesmek, delip geçmek, kazımak”; Şifalı bir bitkinin yaprağının kesilmesi veya kökünün toprak kazılarak alınmasını ifade eder)’dan sırasıyla türeyen φάρυγξ (phárunx, boğaz) ve φαρόω (pharóō, “sabanla sürmek)’un kökü olan φαρ-, φάρμακον (phármakon)’nın da köküdür. Anlamları:

  • İyileştirici veya zararlı ilaç,
  • Tıbbi ilaç,
  • Bir iksir, cazibe, büyü,
  • Ölümcül ilaç, zehir,
  • Bir boya; renk.

    Kaynak: https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/originals/f1/65/1c/f1651cb060845afaa09e527a1a19cc8d.gif

 

áxōn

Sinonim: Akson.

Ana Hint-Avrupa’daki *h₂eḱs-‘den türemiştir. Antik Yunancadaki anlamları:

  • Eksen,
  • (Geometri) Bir katının ekseni,
  • (Mecazi) Bir eylem yolu veya seyri
  • (Anatomide) İkinci boyun omuru.

ômos

Antik Yunanca ὦμος (ômos), “omuz” terimi, omuz veya üst kola atıfta bulunan Proto-Hint-Avrupa (PIE) kökleri *h₃emsos ve *h₁omh₁sos’tan gelmektedir.

Tıbbi terminolojide omuz, humerusun (üst kol kemiği) scapula (kürek kemiği) ve clavicle (köprücük kemiği) ile birleştiği karmaşık bir anatomik bölgeyi tanımlar. Bu eklemleşme glenohumeral eklemi oluşturur, bu eklem son derece geniş bir hareket aralığına izin veren bir bilye ve soket eklemidir ve insan vücudundaki en hareketli eklemlerden biridir. Eklemin geniş hareket kabiliyeti, omuz hareketlerini stabilize eden ve kolaylaştıran bir grup kas ve tendon olan rotator manşet tarafından desteklenir.

“Omuz” gibi anatomik terimlerin etimolojisi, tıp dilinin sürekliliğini vurgulamakta ve köklerini eski dilbilimsel çerçevelere kadar uzanmaktadır. Dil ve anatomi arasındaki bu tarihsel bağlantı, modern bilimsel terminolojinin şekillenmesinde erken dönem tıp ve dil geleneklerinin kalıcı mirasının altını çizmektedir.

Eski Yunanca’da “omuz” anlamına gelen “ὦμος” (ômos) terimi, tarih boyunca anatomik terminolojinin ve tıbbi anlayışın gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Kilometre taşları şunlardır:


1. Antik Yunan Tıbbı ve Anatomisi (MÖ 5. yüzyıl civarı)

Klasik Yunan’da Hipokrat ve daha sonra Galen gibi öncü hekimler insan anatomisini titizlikle incelemişlerdir. “ὦμος” terimi eklemi, kasları ve çevresindeki yapıları kapsayan omuz bölgesini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu temel terminoloji, sonraki tıp literatüründe anatomik tanımlamaların ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.


2. İslam Altın Çağında Çeviri ve Koruma (8-13. yüzyıllar)

İslam Altın Çağı boyunca Yunanca tıp metinleri Huneyn ibn İshak gibi âlimler tarafından Arapçaya çevrilmiştir. “ὦμος” terimi Arapçaya çevrilmiş ve Arapça tıp eserlerine entegre edilerek anatomik bilginin farklı kültürler arasında korunması ve yayılması sağlanmıştır. Bu çeviriler daha sonra Orta Çağ boyunca Avrupa tıbbını etkilemiştir.


3. Rönesans Döneminde Klasik Terminolojinin Yeniden Canlanması (14.-17. yüzyıllar)

Rönesans, Yunan anatomik yazıları da dahil olmak üzere klasik metinlere olan ilginin yenilenmesine işaret ediyordu. Anatomistler “ὦμος” gibi terimleri yeniden gözden geçirerek tıp sözlüğüne yeniden kazandırdılar. Bu canlanma, Avrupa tıbbında ve eğitiminde anatomik isimlendirmenin evrimini şekillendirerek Rönesans bilimini antik Yunan gelenekleriyle ilişkilendirdi.


4. Anatomik Terminolojinin Standardizasyonu (19. yüzyıl)

  1. yüzyılda anatomik dili standartlaştırma çabaları Basle Nomina Anatomica’nın (1895) oluşturulmasıyla sonuçlandı. Bu girişim, omuz bölgesini tanımlamak için “ὦμος” da dahil olmak üzere klasik Yunanca ve Latince terimleri resmileştirdi. Bu tür bir standardizasyon, dünya çapında tıbbi terminolojide tutarlılık sağlamıştır.

5. Modern Tıbbi Terminolojiye Etkisi (20. yüzyıl-günümüz)

“ὦμος “un mirası, modern anatomide ‘omohyoid’ (omuzu hyoid kemiğe bağlayan bir kas) ve ‘omoplate’ (skapula için arkaik bir terim) gibi türevlerle devam etmektedir. Bu terimler, Antik Yunan dilinin çağdaş tıp sözlüğü ve eğitimi üzerindeki köklü etkisini yansıtmaktadır.

Keşif

Academic References

  1. Galen. (200 CE). De Anatomicis Administrationibus (On Anatomical Procedures). In Duckworth, W. H. S. (Trans.), Galen on Anatomical Procedures. Cambridge University Press, 1962.
  2. Hippocrates. (400 BCE). On the Articulations. In Adams, F. (Ed.), The Genuine Works of Hippocrates (trans.). Sydenham Society.
  3. His, W., et al. (1895). Basle Nomina Anatomica. Anatomical Society of Great Britain and Ireland Proceedings, pp. 1–25.
  4. Singer, C. (1957). A Short History of Anatomy and Physiology from the Greeks to Harvey. Dover Publications, pp. 67–89.
  5. Von Staden, H. (1989). Herophilos: The Art of Medicine in Early Alexandria. Cambridge University Press.
  6. Federative Committee on Anatomical Terminology. (1998). Terminologia Anatomica: International Anatomical Terminology. Thieme Medical Publishers.
  7. Richardson, W. (2000). Anatomical Terms: Their Origins and Derivations. Baillière Tindall.
  8. Gutas, D. (2001). Greek Thought, Arabic Culture: The Graeco-Arabic Translation Movement in Baghdad and Early ‘Abbasaid Society (2nd–4th/8th–10th Centuries). Routledge, pp. 45–78.
  9. Prendergast, M. (2001). Etymology in Medicine: The Influence of Greek and Latin. British Medical Journal, 322(7279), 87–90.
  10. Nutton, V. (2012). Ancient Medicine. Routledge. ISBN 978-0415520942.