Cavum pleurae

Sinonim: pleural cavity, Kavum plörae, Cavitas pleuralis, Cavum pleurae, Pleuraspalt, Pleuraspaltraum, Donders-Raum, Pleurahöhle.

Akciğer zarları arasında kalan boşluk. (Bkz; Cavum) (Bkz; pleurae)

Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/0/0d/2313_The_Lung_Pleurea.jpg/400px-2313_The_Lung_Pleurea.jpg

İsthmus uteri

Tanım ve Genel Özellikler
Rahim gövdesi (corpus uteri) ile rahim boynu (cervix uteri) arasında yer alan dar bölgeye rahim istmusu (isthmus uteri) denir. Türkçede bazen “rahim darlığı” şeklinde de adlandırılabilen bu yapı, hem makroskopik anatomi hem de mikroskopik histoloji açısından kendine özgü özellikler taşır.


1. Anatomik Konum ve Sınırlar

  1. Proksimal Sınır: Corpus uteri’nin alt bölümü olan fundus-a yaklaşan kısmı.
  2. Distal Sınır: Cervix uteri’nin supravaginal segmentine geçiş hattı.
  3. Ölçüler: İstmus, non-gravida olgularda genellikle 0.5–1 cm kalınlığında, 1–2 cm uzunluğundadır. Gebelikte bu bölge belirgin olarak incelir ve 2–3 cm’e kadar uzayabilir.
  4. Yüzeyler:
    • Anterior (ventral) yüzey: Mesane ile komşudur.
    • Posterior (dorsal) yüzey: Rektum ile yakındır, Douglas boşluğuna sınır oluşturur.

2. Embriyolojik Gelişim

  • Rahim ve serviks, her iki yanda bulunan paramesonefrit (Müller) kanallarının birleşmesiyle ortaya çıkar.
  • Paramesonefrit kanallarının alt kısımları servikal bölgeyi, üst kısımları ise corpus ve fundus’u oluşturur.
  • İstmus, bu iki bölüm arasındaki dar menisk benzeri birleşme hattıdır; dolayısıyla embriyolojik olarak alt ve üst segmentlerin geçiş bölgesini temsil eder.

3. Histolojik Yapı

  1. Endometrium:
    • İstmus bölgesindeki endometrial tabaka, corpus’un fonksiyonel tabakasına nazaran daha incedir.
    • Düz kaslara homojen geçiş özelliği gösterir; glandüler yapı daha az kıvrımlı, stroma ise daha yoğun bağ dokuludur.
  2. Myometrium:
    • Servikal myometrium kalınlığına göre daha inceliktir; miyomer lifler, corpus’a kıyasla daha düzensiz yönelir.
    • Gebelikte bu lifler boyuna uzayarak “alt segment” adını alır ve sezaryen insizyonu için tercih edilir.
  3. Epitel Örtü:
    • Endoservikal kanalın mukozası mukus salgılayan tek sıralı kolumnar epitel ile kaplıdır.
    • Ektopik geçiş bölgesinde (squamocolumnar junction) skuamöz epitele dönüşüm alanı gözlenir.

4. Damar ve Sinir İnnervasyonu

  • Arteriyel Beslenme:
    • Uterin arter dalları (a. uterina) istmus çevresinde anastomozlar yaparak zengin bir vaskülarizasyon oluşturur.
    • İstmus etrafındaki damar ağı, corpus ve serviks arter dallarından çift yönlü beslenir.
  • Venöz Drenaj:
    • Uterin venöz plexus aracılığıyla iç iliak venlere dökülür.
  • Lenfatik Drenaj:
    • Parametrial lenf nodları → internal iliak lenf nodları.
  • Otonom Sinir İnnervasyonu:
    • Pelvik splanknik sinirler ve uterovaginal pleksus (inferior hypogastric plexus) aracılığıyla sempatik ve parasempatik lifler ulaşır.

5. İşlev ve Fizyolojik Rol

  • Gebelikte Alt Segment Oluşumu:
    • Gebeliğin ikinci yarısında istmus, alt uterin segment (“lower uterine segment”) adıyla genişleyerek doğuma hazırlık yapar.
    • Bu segment sezaryen insizyonu için tercih edilir; çünkü myometrium kalınlığı ve kanlanması daha azdır.
  • Doğum Mekaniği:
    • İstmusun esnekliği ve incelmesi, fetal başın doğum kanalına yönlendirilmesinde yardımcı olur.
  • Servikse Geçiş Kontrolü:
    • Servikal kanaldan giren mikroorganizmaların corpus’a doğru ilerlemesini kısmen engelleyen bariyer görevi görür.

6. Klinik Önemi

  1. Sezaryen Cerrahisi
    • Alt segment insizyonu (transvers istmik insizyon) ile uterus açılır; kanama ve yara yeri zayıflığı minimize edilir.
  2. İstimocele (Niche)
    • Sezaryen kesiğinin iyileşmemesi sonucu oluşan kesecik; vajinal ultrason veya MRI ile tespit edilir, uterin kanama ve ağrıya yol açabilir.
  3. İstmik Gebelik (İnterstisyel Gebelik)
    • Tubal gebeliğin rahim duvarındaki dar segmentte yerleşmesi; geç dönemde tanı konur, ciddi kanamalara neden olabilir.
  4. Adenomyozis ve Endometriozis
    • İstmus myometriumundaki gland ve stromal dokunun invazyonu; özellikle isthmik janjiyopatilerde tanı zordur.
  5. Servikal Yetmezlik
    • İstmusun erken açılması → erken doğum riskini artırır; serviks cerclage prosedürleri ile mekanik destek sağlanır.
  6. Uterin Rüptür Riski
    • Daha önce istmusa yapılan insizyon hikâyesi, sonraki gebeliklerde rüptür riskini yükseltir; takip ultrasonografisi ve doğum planlaması gerekir.

7. Görüntüleme Yöntemleri

  • Transvajinal Ultrasonografi
    • İstmus kalınlığı ölçümü, niche varlığı araştırması için altın standart.
  • Histerosalpingografi (HSG)
    • Kontrast madde geçişi ile istmik daralma ya da künt deformasyonları gösterir.
  • Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI)
    • Adenomyozis, derin endometriozis ve isthmocele değerlendirmesinde yüksek çözünürlüklü yumuşak doku kontrastı sağlar.

Keşif

1. Antik Çağ ve Orta Çağ’da Kavramsal Tanıma

  • Hipokrat ve Soranus gibi antik yazarlar, rahmin genel yapısını ve işlevini tanımlamış; ancak alt segmenti (bugünkü isthmus) bağımsız bir anatomik bölge olarak ayırmamışlardır.
  • Galen (MS 2. yüzyıl), rahmi “gövde” ve “boyun” olarak iki ana kısma böldüğü eserlerinde tanımlamış; dar alt segmente dair spesifik bir terminoloji getirmemiştir.

2. Rönesans’ta İlk Görsel ve Sistematik Tanımlar

  • Leonardo da Vinci (1452–1519), insan kadavrası üzerinde yaptığı sistematik disseksiyonlarla rahmin şekil ve paylarını kağıda geçirmiş; çizimlerinde rahim gövdesi ile serviks arasındaki dar bölgeyi görsel olarak ortaya koymuştur.
  • Andreas Vesalius (1514–1564), 1543’te yayımladığı De Humani Corporis Fabrica adlı başyapıtında rahmin detaylı makroskopik anatomisini sunmuş; rahim gövdesi ve boynu arasındaki “dar” segmenti, illüstrasyonlarda belirginleşmiştir.

3. Anatomi Terminolojisinin Oluşumu

  • “Isthmus” terimi, Antik Yunanca ἰσθμός (isthmos) “boyun, dar geçit” sözcüğünden türemiştir.
  • İngilizce anatomi literatüründe “isthmus” kelimesinin ilk kullanımı 1555 yılına tarihlenir.
  • Böylece rahmin dar alt segmenti, hem makroskopik anlatımlarda hem de anatomi sözlüklerinde “uterine isthmus” (isthmus uteri) olarak yer bulmuştur.

4. 19. Yüzyılda Histoloji ve Klinik Bulgular

  1. Pierre Charles Huguier (1804–1873)
    • Serviks ve rahim gövdesi arasındaki damar ağına dair yaptığı çalışmalar, isthmus çevresindeki vasküler anastomozları “Huguier’in çemberi” olarak tanımlamıştır.
  2. Ernst Ludwig Alfred Hegar (1830–1914)
    • İlk kez asistanı Reinl tarafından 1884’te tanımlanan, istmusun gebeliğin erken dönemindeki yumuşamasını gösteren bulgu (Reinl sign), Hegar tarafından 1895’te sistematikleştirilmiş ve “Hegar işareti” adıyla literatüre kazandırılmıştır.
  3. Ludwig Bandl (1842–1892)
    • Rahim gövdesi ile istmus arasındaki “patolojik kontraksiyon halkası”nı tanımlayarak bu bölgenin doğum esnasındaki fizyolojik ve patolojik kasılma özelliklerini ortaya koymuştur.

5. Klinik ve Cerrahi Yansımalar

  • Sezaryen insizyonlarında alt segment (istmus) seçilmesi, myometrium kalınlığının ve kanlanmasının daha elverişli olması nedeniyle yaygınlaşmıştır.
  • Hegar işareti, günümüzde yerini ultrasonografi ve biyokimyasal testlere bırakmış olsa da, modern obstetrikte ilk fiziksel gebelik göstergelerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
  • Istimocele (niche) gibi sezaryen sonrası komplikasyonların tanısında, istmusun cerrahi yara iyileşmesi ve morfolojisi büyük önem taşır.


İleri Okuma
  1. Huguier, P. C. (1850). Recherches sur la vascularisation du col utérin. Archives d’Anatomie de la Faculté de Médecine de Paris, 1(2), 101–115.
  2. Hegar, W. (1895). Beobachtungen über das Verhalten des Uterus bei Frühschwangerschaft. Archiv für Gynäkologie, 50(1), 1–15.
  3. Philippov, G. N. (2002). Anatomical variations of the uterine isthmus: A cadaveric study. Clinical Anatomy, 15(4), 237–244.
  4. Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2014). Clinically Oriented Anatomy (7th ed.). Lippincott Williams & Wilkins.
  5. Kadioglu, A., & Sanli, A. (2015). Human uterine anatomy with clinical implications. Turkish Journal of Anatomy, 19(1), 12–20.
  6. Standring, S. (Ed.). (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (41st ed.). Elsevier.
  7. Nowak, T., & Smith, J. (2017). Histological and functional aspects of the uterine isthmus. Journal of Anatomy, 231(3), 456–467.
  8. Rizvi, F., & Basir, P. (2019). Morphological changes of the lower uterine segment during pregnancy. European Journal of Obstetrics & Gynecology and Reproductive Biology, 236, 121–128.

Fasya braki

Sinonim: brachial fascia, Oberarmfaszie.

Üst kol kaslarını çevreleyen bağ dokudur. (Bkz; Fasya) (Bkz; braki)

Kaynak: https://classconnection.s3.amazonaws.com/694/flashcards/597694/png/brachial_fascia1310955901310.png

Fasya nuke

Sinonim: Fascia nuchae, nuchal fascia.

Ensenin bağ dokusu anlamına gelir. (Bkz; Fasya) (Bkz; nuke)

Kaynak: https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/736x/25/01/50/250150be62820dfec43fd8237c65e954–human-muscle-anatomy-human-anatomy-and-physiology.jpg

curvō

Sinonim: kurvatura.

Latincedeki curvus +‎ ‘dan türemiştir. Bu fiilin anlamları:

  1. Ben bükerim, kıvırırım,
  2. Ben eğerim, döndürürüm.
  •  Şimdiki zaman (mastar); curvāre,
  • Geçmiş zaman
    • Etken; curvāvī,
    • Edilgen; curvātum
  • Gelecek zamandaki etken ortaç hali; curvātūrus
Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif curvātūrus curvātūra curvātūrum curvātūrī curvātūrae curvātūra
genitif curvātūrī curvātūrae curvātūrī curvātūrōrum curvātūrārum curvātūrōrum
datif curvātūrō curvātūrō curvātūrīs
akusatif curvātūrum curvātūram curvātūrum curvātūrōs curvātūrās curvātūra
ablatif curvātūrō curvātūrā curvātūrō curvātūrīs
vokatif curvātūre curvātūra curvātūrum curvātūrī curvātūrae curvātūra

Antik-biyotik: Bin Yıllık Tedavi Günümüz Hastalığına Çare Olabilir

Nottingham Üniversitesi’nde alışılmadık bir işbirliği sonucu, göz enfeksiyonlarına karşı kullanılmış 1000 yıllık bir Anglo-Sakson ilacının, günümüzde antibiyotiklere dirençli olduğu için “süper bakteri” olarak adlandırılan MRSA bakterisini öldürdüğü fark edildi. Araştırma ekibi, Orta Çağ göz enfeksiyonu reçetesinin MRSA bakterisi tedavisinde %90 oranında başarılı olduğunu gösteren veriler elde etti.

balds2

Birleşik Krallık Milli Kütüphanesi (Royal 12 D xvii)

Çok zor tedavi edilen MRSA, dünyada anti biyotiklere karşı en dirençli bakterilerden biri ve sık sık hastanelerde kapıldığı için sağlık hizmetlerinde büyük sorunlara neden oluyor.  Bakteriyi öldüren tedavi, İngiltere’deki Birleşik Krallık Milli Kütüphanesi’nde bir el yazmasında bulunuyor.

Anglo-Sakson uzmanı Dr Christina Lee, 9. yüzyıldan kalma Eski İngilizceyle yazılmış bir kitap olan “Bald’s Leechbook”ta bulunan göz enfeksiyonu iksirinin, gerçekten bir antibakteriyal ilaç olarak  işe yarayıp yaramadığını görmek için üniversitedeki mikrobiyologlardan yardım istedi. İçinde Anglo-sakson tıbbi tavsiyeleri ile ilaç, merhem ve tedavi reçeteleri bulunan Bald’s Leechbook’un, bilinen en eski tıp kitaplarından olduğu düşünülüyor.

balds

Araştırmacılar, iki sarımsak ve soğan türü, şarap ve inek midesindeki safranın pirinçten bir kazanda demlendirilip 9 gün beklemeye bırakıldığı reçeteden dört parti hazırladı. Reçetenin bir kısmı şöyle :

aynı miktarda cropleek (bir tür sarımsak) ve sarımsağı alın ve birlikte iyice dövün, aynı miktarda şarap ve inek safrasını alın, sarımsakla karıştırın, bunu pirinçten bir kaba koyun, pirinç kapta 9 gün bekletin, bir bezle suyunu sıkarak süzün ve iyi temizleyin, bir boynuza (ya da boru) koyun, ve geceleyin bir kuş tüyüyle göze uygulayın; en iyi tedavi bu.

İksir önce laboratuvarda deney tüplerindeki MRSA bakterisi kültürleri üzerinde, sonra da deney fareleri üzerinde denendi. Reçetenin bileşenlerinden hiçbiri tek başına bakteriler üzerinde etkili olmadı. Fakat malzemelerin pirinç kazanda karışımı neredeyse bütün bakterileri öldürmeyi başardı ve bakterilerin sadece binde biri hayatta kaldı.

balds3

Sulandırılmış dozlarda ise merhem bakteriyi öldürmese de iletişimlerini engelleyerek, dokulara zarar vermelerini engelledi. Bazı uzmanlar bir süredir bakteriler arasındaki iletişimi kesen yöntemlerin anitibiyotiğe dirençli bakterilere karşı bir tedavi olup olamayacağını araştırıyordu.

Dr Lee açıklamasında “Laboratuvar sonuçları bizi gerçekten çok şaşırttı” diyor. Gelecek araştırmalar bu karışımın nasıl ve neden işe yaradığı üstünde yoğunlaşacak. Araştırmacılar modern hastalıklara ve bakterilere karşı işe yarayıp yaramayacağını görmek için başka eski iksirleri de denemeyi umuyor.


Kaynak:

The University of Nottingham,

Popular Science, 30 Mart 2015

Orjinal yazı: Arkeofili

İnsan Beyni Nasıl Bu Kadar Büyüdü?

Bu fare embriyosunun sağ korteksindeki kıvrılma, beynin bu bölgesine insan geni eklenmesinin neden olduğu büyümeyi gösteriyor. Görsel Telif: Marta Florio, Wieland B. Huttner Kaynak: https://bilimfili-gviyjobj4nghvd2id1.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2017/07/insan-beyninin-evrimi-bilimfilicom.jpg

Yaklaşık 6 milyon yıl önce, insan atalarımız primat soy ağacından ayrılarak, kuzenleri olan şempanze atalarını Afrika düzlüklerinde bıraktı. Basit araçlar yaptılar, bunları kuşandılar ve en sonunda Afrika’nın dışına yolculuk yaptılar. Bu evrimsel sıçrama, insan beyninin mantar gibi büyüme yolculuğunu başlattı. Modern insan beyni, bir şempanzenin beyninden 3 kat daha büyüktür. En büyük bölgesi, mantık ve dil merkezi serebral korteksin bir parçası olan altı katmanlı neokortekstir.

Peki Bu Devre Güncellemesi Nasıl Meydana Geldi?

Geçmiş on yıl boyunca, bilim insanları, ipuçları bulmak için insan DNA’sı ile şempanze DNA’sını karşılaştırdılar. En son keşif, Max Planck Enstitüsü’ndeki Wieland Huttner’ın laboratuvarından geldi. Aralık 2016’da Science Advances‘da yayımlanan çalışmada, bir genin DNA’sındaki tek bir harfin değişiminin, “bazal radyal gliya” adı verilen kök hücrelerinde artışı tetiklediği gösterildi. Bu hücrelerin, insan serebral korteksinin genişlemesini sağladığı düşünülüyor. Bu çarpıcı keşif, insan beynindeki DNA güncellemeleriyle alakalı bir dizi keşfin sonuncusu. İnsan ve şempanze genomu % 98,8 oranında aynı. İlginç bir biçimde, birbirinden farklılık gösteren bölgelerin pek çoğunda, insandaki DNA parçaları kopyalanmış gibi duruyor, yani insanlar, bazı genlerin “yedek kopyalarını” almış. Bu da onları evrimsel tamir için olgun bir hale getiriyor; eğer kopya, birkaç kodlama hatası verirse; bu durum büyük bir sorun teşkil etmiyor, çünkü genin işlevsel orijinali hala elimizde. Yine de, bazen bir kopyalama hatası, kullanışlı bir işleve neden olabiliyor. 6 milyon yıl önce, insan atalarımız primatlardan ayrıldığı sıralarda, bu gen kopyalamalarında bir patlama yaşandı. Ancak sorun şuydu ki; bu genlerden binlercesi vardı. İnsan beyninin güncellemesinde hangilerinin rol oynadığına dair bir ipucu bulabilmek amacıyla, araştırmacılar bu genlerin, farelerde beyin gelişiminde rol oynayıp oynamadığını test ettiler. 2012 yılında, Scripps Araştırma Enstitüsü’nden araştırmacılar, SRGAP2C isimli kopyalanmış insan genine daha yakından bakma fırsatı elde ettiler. Bu gen, orijinali şempanzelerde ve farelerde bulunan genin kısmen değişmiş bir kopyasıydı ve bu canlıların gelişen beyinlerinde aktif haldeydi. Araştırma ekibi buna bağlı bir deney fikri öne sürdü: Genin düzenlenmiş kopyasını, fare embriyosuna eklemek. Nöronlar geliştikçe, diğer nöronlardan mesaj almak için anten görevi gören saçaklara sahip oldular. Fakat nöronlar olgunlaştığında, bu saçaklar filizlenmeyi durduruyordu. Araştırma ekibi, insan yedek geni SRGAP2C’yi işlevsel kıldığında; genin nöronlardaki bu olgunlaşmayı geciktirdiğini, böylelikle saçakların filizlenmeye devam ederek, daha fazla bağlantı oluşturmaya neden olduğu bulgusuna ulaştılar. Deney, tek bir genin kopyalanması ve ayarlanmasıyla, evrimin insan beynindeki devre karmaşıklığını nasıl arttırdığını gösteriyor.

Telif: Cosmos Magazine Düzenleme: BilimFili.com

Yapılan son çalışma da, benzer bir hikayeye sahip. Huttner laboratuvarından Marta Florio, insanlarda bulunan ancak şempanzeler ve farelerde bulunmayan bir başka yedek gen olan, ARHGAP11B‘yi inceledi.  Bu genin insan versiyonu, farelere eklendiğinde, beyin kök hücrelerinin (bazal radyal gliyalar) belirli bir popülasyonunun çoğalma döngülerinde artışa neden olduğu görüldü. Bu sadece farelerde kök hücrelerin sayısının ikiye katlanmasını sağlamakla kalmadı, bazı durumlarda büyüyen beyinlerinin, kafatasına sığmak için sıkışmasını da sağladı, tıpkı primatlarda olduğu gibi. 2015 yılında Science’da yayımlanan bu araştırma, ARHGAP11B DNA’sındaki tek bir harf değişiminin bazal radyal gliyaları çoğaltabildiğini ortaya koydu. Peki bu fareler daha mı zeki? Araştırma ekibi, henüz bunu test etmedi. Ancak en azından bir fare türünün, insan DNA’sına sahip olduğu için bugün daha zeki olduğunu söyleyebiliriz. Düşünceleri sese dönüştürmek için FOXP2 geni gerekiyor. Bu genin eksikliğini yaşayan insan soyları dil ve konuşma konusunda bozukluklar gösteriyor. 2014 yılında Max Planck Enstitüsü’nden araştırmacılar tarafından yayımlanan bir makaleye göre, bu genin insan formu farelere aktarıldığında, fareler labirentleri öğrenmede daha başarılı oldular ve daha sık ses çıkardılar. Bu sonuçlar ne kadar dikkat çekici olursa olsun, araştırmacılar insan beynine yapılmış güncellemelere dair tam bir liste açıklamaktan çok uzak. Evrim milyonlarca yıl boyunca deneme ve yanılmalardan oluşan bir süreçle ilerledi. Dolayısıyla sayısız değişimin var olması gayet normal.

Kaynak ve İleri Okuma:

Human-specific gene ARHGAP11B promotes basal progenitor amplification and neocortex expansion. Science. March, 2015. http://science.sciencemag.org/content/347/6229/1465

Inhibition of SRGAP2 Function by Its Human-Specific Paralogs Induces Neoteny during Spine Maturation. CELL. May, 2012. http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S009286741200462X

A single splice site mutation in human-specific ARHGAP11B causes basal progenitor amplification. Science Advances. December, 2016. http://advances.sciencemag.org/content/2/12/e1601941

– Elizabeth Finkel. Evolving a human brain. https://cosmosmagazine.com/biology/evolving-a-human-brain

Bu yazının kaynağı: https://bilimfili.com/insan-beyni-nasil-bu-kadar-buyudu/

moveō

Ana Hint-Avrupa’daki *mew- (hareket etmek)’den türemiştir. Latincedeki anlamları:

  1. Ben hareket ederim, karıştırırım, hareketlendiririm,
  2. Ben rahatsız ederim, sallarım, silerim,
  3. Ben canlandırırım, heyecanlandırırım, terfi ederim, üretirim,
  4. Ben başlarım, başlatırım, yüklenirim,
  5. Ben ilham veririm,
  6. Ben hediye veririm, teklif ederim,
  7. Ben sorun ederim, endişelenirim, eziyet ederim,
  8. Ben çabalarım, alıştırma yaparım,
  9. (Bitkilerde) filiz vermek.
  • Şimdiki zaman (Mastar):  movēre,
  • Geçmiş zaman
    • Etken; mōvī,
    • Edilgen; mōtum