Arterya koronarya dekstra

Sağ koroner arter (RCA), sağ aort sinüsünden kaynaklanan koroner dolaşımın ana damarıdır. Sağ ventrikül, sol ventrikülün bazı kısımları (kütlesinin yaklaşık %25-35’i) ve kardiyak iletim sisteminin temel bileşenleri dahil olmak üzere kalbin önemli kısımlarına oksijenli kan sağlamada önemli bir rol oynar. RCA’nın anatomik ve işlevsel yönleri çok yönlüdür ve hem miyokardiyal perfüzyonda hem de kalp içindeki elektriksel uyarıların yayılmasında kritik rolünü yansıtır.

Beslenme Alanı

  • Miyokardiyal Besleme: RCA, sağ ventriküle yoğun bir şekilde kan sağlar ve sol ventrikülün arka ve alt duvarlarına önemli ölçüde katkıda bulunur. Arka interventriküler septum (veya membranöz septum), septal iletim yollarının bütünlüğünü korumak için gerekli olan perfüzyonu alır.
  • İletim Sistemi Temini: RCA’nın dalları, özellikle Ramus nodi sinuatrialis ve Ramus nodi atrioventricularis, sırasıyla sinoatriyal (SA) ve atrioventriküler (AV) düğümlere kan iletmede etkilidir. Bu vasküler besleme, kalbin elektriksel uyarılarının düzgün oluşumu, iletimi ve düzenlenmesi için kritik öneme sahiptir ve koordineli kalp ritmi ve kasılmayı sağlar.

Sağ Koroner Arterin Dalları

RCA, her biri kalbin belirli bölgelerini hedefleyen birkaç dala ayrılır:

  1. Ramus İnterventriküler Posterior (RIVP): Sağ baskın dolaşımda genellikle arka inen arter (PDA) olarak adlandırılan bu dal, elektriksel uyarıların iletilmesi ve ventriküler septumun yapısal bütünlüğü için hayati önem taşıyan interventriküler septumun arka kısmını besler.
  2. Ramus Posterolateralis Dexter (RPLD): Bu dal, kalbin arka duvarının sağ tarafına hizmet eder ve sağ ventrikülün lateral yönlerinin perfüzyonuna katkıda bulunur.
  3. Ramus Nodi Sinuatrialis (RNS): Özellikle sinoatriyal düğümü besler ve kalbin birincil kalp pilinin işlevini sürdürmesi için yeterli kan akışını almasını sağlar.
  4. Ramus Nodi Atrioventricularis (RNAV): Atriyal ve ventriküler kasılmalar arasındaki gecikmeyi düzenleyen iletim sistemindeki kritik bir bileşen olan atrioventriküler düğüme kan sağlar.
  5. Ramus Coni Arteriosi (RCO): Bu dal, kanı sağ ventrikülden pulmoner artere yönlendirmede rol oynayan conus arteriosus’u (infundibulum) besler.
  6. Ramus Atrialis Dexter (RAD): Sağ atriyumu besler, atriyal miyokardın iyi perfüze olmasını sağlar, bu da etkili atriyal kasılma ve genel kalp fonksiyonu için gereklidir.
  7. Ramus Marginalis Dexter (RMD):
    Kalbin sağ kenarı boyunca ilerler, sağ ventrikülün lateral duvarını besler. Bu dal, sağ ventrikülün serbest duvarının miyokardiyal bütünlüğünü korumak için kritik öneme sahiptir.
  8. Ramus Ventricularis Dexter (RVD): Doğrudan sağ ventriküle besler, bu bölmenin kasılabilir dokusunun yeterli oksijen ve besin almasını sağlar.
  9. Ramus Atrioventricularis Dexter (RAVD): Atriyoventriküler kavşak etrafındaki bölgeleri beslemede rol oynar, atriyumlar ve ventriküller arasındaki elektriksel iletimi ve kasılabilir senkronizasyonu destekler.
  10. Ramus Septalis Posterior (RSP): Özellikle, hem yapısal bütünlükte hem de septum dokusundan elektriksel uyarıların iletilmesinde rol oynayan membranöz septumun alt kısmını hedef alır.

Klinik ve Fonksiyonel Sonuçlar

RCA’nın ayrıntılı dallanma ve perfüzyon bölgelerini anlamak, klinik kardiyoloji ve kalp cerrahisinde çok önemlidir. RCA veya dallarının bozulması veya tıkanması, beslediği bölgelerde iskemiye yol açabilir ve bu da potansiyel olarak aritmilere, iletim bloğuna veya sağ ventrikül miyokardında enfarktüse neden olabilir. Dahası, RCA’nın iletim sisteminin vasküler beslenmesindeki rolü, iskemik olayların sıklıkla iletim bozukluklarına yol açmasıyla normal kalp ritmini korumadaki önemini vurgular.


Keşif

Antik Çağ ve İlk Kavramlar

  • Galenik Temeller (MS 2. Yüzyıl):
    Galen, RCA’yı modern terimlerle özel olarak tanımlamasa da, çalışması kan damarlarının doğasını ve varsayılan işlevlerini tartışarak kardiyovasküler anatomi için temelleri attı. Ancak açıklamaları, zamanının anatomik bilgisi ve diseksiyon uygulamalarıyla sınırlıydı.

Rönesans ve Modern Anatominin Doğuşu

  • Leonardo da Vinci (15. yüzyılın sonu – 16. yüzyılın başı):
    Da Vinci, ayrıntılı anatomik çizimler ve gözlemler yoluyla koroner damarlar da dahil olmak üzere kardiyak yapıların görsel temsilini ilerletti. Titiz çizimleri, spekülatif anatomiden gözlemsel anatomiye doğru kademeli geçişe katkıda bulunmuştur.
  • Andreas Vesalius (1543):
    Vesalius, öncü çalışması De humani corporis fabrica‘da, doğrudan gözlem ve diseksiyona dayalı olarak insan anatomisini sistematik olarak belgelemiştir. Açıklamaları, uzun süredir devam eden Galenik teorilere meydan okuyarak ve kalbin ve damarlarının daha doğru çizimlerini sağlayarak, dolaylı olarak koroner arterlerin gelecekteki ayrıntılı çalışmaları için zemin hazırlayarak bir dönüm noktası oluşturmuştur.

Dolaşım Devrimi

  • William Harvey (1628):
    Harvey, Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus‘ta, kan dolaşımının prensiplerini açıklamış ve böylece koroner perfüzyonun daha kesin bir şekilde anlaşılmasını gerektiren kavramsal bir çerçeve oluşturmuştur. Odak noktası yalnızca koroner arterler olmasa da, çalışması kardiyak fonksiyonun sürdürülmesinde miyokardiyal kan temininin önemini vurgulamıştır.

Anatomik Diseksiyon ve Adlandırmada İlerlemeler (18.-19. Yüzyıllar):

  • 18. ve 19. yüzyıllarda, diseksiyon tekniklerindeki ve anatomik boyamadaki gelişmeler, kardiyak vaskülarizasyonun daha ayrıntılı çalışmalarına olanak sağladı. Anatomistler, RCA da dahil olmak üzere majör koroner arterler arasında ayrım yapmaya başladı. Ayrıntılı anatomik açıklamalar, belirli miyokardiyal bölgeleri besleyen dalların daha net bir şekilde tanımlanmasını sağlayan çeşitli bilim insanlarının çalışmalarından ortaya çıktı. Bu dönemde, RCA’nın sağ ventrikülü, sol ventrikülün bazı kısımlarını ve kardiyak iletim sisteminin bileşenlerini perfüze etmedeki rolüyle tanınmasıyla, standartlaştırılmış adlandırmanın kademeli olarak benimsenmesine tanık olundu.

Koroner Anjiyografi Dönemi (20. Yüzyılın Ortaları):

  • Mason Sones ve Koroner Arteriyografinin Ortaya Çıkışı (1962):
    Mason Sones tarafından seçici koroner arteriyografinin tesadüfen keşfedilmesi, kardiyak görüntülemede devrim yarattı. Bu çığır açan buluş, klinisyenlerin koroner arterleri canlı olarak görüntülemesini, kadavra çalışmalarından elde edilen anatomik bulguları doğrulamasını ve RCA’nın kesin seyrini, dallanma desenlerini ve klinik önemini daha da açıklamasını sağladı. Koroner damarları doğrudan görüntüleme yeteneği, kardiyolojide hem tanı hem de tedavi stratejilerini doğrudan dönüştürdü.

Modern Görüntüleme ve Çağdaş Anlayışlar (20. Yüzyıl Sonları-21. Yüzyıllar):

  • Bilgisayarlı tomografi (BT) anjiyografisi ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi gelişmiş görüntüleme yöntemlerinin ortaya çıkmasıyla, RCA’nın ayrıntılı anatomik ve işlevsel yönleri daha da geliştirildi. Bu teknolojiler koroner arterlerin invaziv olmayan, yüksek çözünürlüklü görüntülenmesine olanak tanıyarak koroner patofizyoloji anlayışımızı geliştirdi ve koroner arter hastalığının yönetimini iyileştirdi. Çağdaş çalışmalar, RCA varyasyonlarının klinik sonuçlardaki etkilerini araştırmaya devam ediyor ve hem temel hem de uygulamalı kardiyovasküler araştırmalardaki kalıcı önemini vurguluyor.

İleri Okuma
  • Vesalius, A. (1543). De humani corporis fabrica. Basel: Johannes Oporinus.
  • Harvey, W. (1628). Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus. London: William Broun.
  • Sones, M., & Shirey, E. (1962). Selective coronary arteriography. Circulation, 26, 55–60.
  • Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2014). Clinically Oriented Anatomy (7th ed.). Lippincott Williams & Wilkins.
  • Netter, F. H. (2014). Atlas of Human Anatomy (6th ed.). Saunders Elsevier.
  • Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (41st ed.). Elsevier.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Ostium kardiyakum

Ostium kardiyakum, özlü tanımıyla yemek borusunun (özofagus) mideye açıldığı anatomik giriş bölgesidir. Klinik ve anatomik dilde çoğu zaman “mide ağzı”, “kardia” ya da daha teknik bağlamlarda “özofagogastrik bileşke (OGB/EGJ)” ile birlikte ele alınır. Burada “ostium” kavramı, bir yapının başka bir boşluğa açıldığı ağız/kapı fikrini taşırken; “kardiyakum” nitelemesi, midenin girişine tarihsel olarak verilen kardia adından türetilmiştir. Güncel anatomi ve gastroenterolojide, tek bir “delik” gibi düşünülen basit bir açıklığın ötesinde; mukozal geçiş, kas-fasya mimarisi, basınç zonu ve diyaframla ilişkili mekanik bir kompleks söz konusudur.


1) Etimoloji ve terimin tarihsel yükü

1.1. “Ostium”

  • Latince “ostium”: Kapı, giriş, ağız anlamlarına gelir. Anatomide lumenli organların (damar, bağırsak, kanalcık, boşluk) birbirine açıldığı noktaları adlandırmak için kullanılır: ostium uterinum, ostium pharyngeum tubae auditivae, ostium coronarium gibi.
  • Terimin kavramsal çekirdeği, akışın düzenlendiği eşik fikridir: Bir şeyin “başladığı/sonlandığı”, içeriğin “içeri alındığı/geri kaçışın engellendiği” yer.

1.2. “Kardia / kardiyakum”

  • Yunanca “kardía (καρδία)” klasik olarak “kalp” anlamıyla bilinse de antik tıp geleneğinde “kardia” sözcüğü, yalnızca kalbe değil, göğüs–mide üst bölgesi çevresindeki duyumlara ve özellikle midenin giriş kısmına da gönderme yapacak biçimde kullanılmıştır.
  • Bu tarihsel kullanım, günümüzdeki “kardia (midenin giriş bölgesi)” terimini doğurur. Dolayısıyla “kardiyakum” burada kalple ilgili olmaktan ziyade midenin kardia bölgesine ait anlamını taşır.
  • Bu çift anlamlı miras, klinikte hâlâ iz bırakır: Örneğin “heartburn/mide yanması” gündelik dilde kalple ilişkilendirilir; oysa çoğunlukla asit reflüsü ile ilgilidir. “Kardia” sözcüğünün semantik gölgesi, anatomiyi duygusal bir haritaya da bağlar: Göğüs kemiği arkası yanma, sıkışma, boğaza yükselen acı su… hepsi bu eşiğin “hissettirdiği” deneyimlerdir.
Terminolojik notlar: Sık karışan kavramlar
  • Kardia: Midenin giriş bölgesi (anatomik bölge adı)
  • Ostium kardiyakum: Özofagusun mideye açıldığı ağız/giriş (eşik kavramı)
  • LES/AÖS: Fonksiyonel düz kas sfinkter basınç zonu
  • EGJ/OGB: Tüm bileşkenin (LES + diyafram + açı + mukoza) fonksiyonel kompleksi
  • Kardiya (gündelik Türkçe): Sıklıkla “kalp” çağrışımı; tıpta bağlama göre değişir

2) Anatomik konum ve komşuluklar: Bir çizgi değil, bir bölge

Ostium kardiyakum, makroskopik olarak:

  • Özofagusun distal ucu (alt uç),
  • Midenin proksimal bölümü (kardia ve hemen devamındaki fundus),
  • Diyaframın özofageal hiatusu (hiatus oesophageus),
  • Phrenoozofageal bağ (phrenoesophageal ligament) ve çevre fasya planları
    ile birlikte düşünülmelidir.

2.1. Topografik yerleşim

  • Normalde diyafram hiatusu seviyesinde ya da hemen altında konumlanır.
  • Karın içi basıncın toraks içi basınca göre daha yüksek olması, bu bölgede geri kaçışı engelleyen basınç temelli bir avantaj sağlar; fakat bu avantaj, anatomik bütünlüğe bağımlıdır.

2.2. Klinik “bileşke”: EGJ/OGB

Modern yaklaşımda, “ostium kardiyakum” dendiğinde çoğu zaman şu bileşenlerin birlikte çalıştığı fonksiyonel bir geçiş kompleksi kastedilir:

  1. Alt özofagus sfinkteri (AÖS/LES): Dairesel düz kas tonusu ile oluşan yüksek basınç zonu
  2. Diyafram kruraları (özellikle sağ krus): Nefes alıp verirken “dış sfinkter” gibi davranan iskelet kası kıskaç etkisi
  3. His açısı: Özofagusun mideye girişte yaptığı açı; “flap-valf” benzeri bir mekanik katkı
  4. Mukozal rozet ve kıvrımlar: Endoskopide bileşkenin “kapanma” görüntüsünü veren yapısal ayrıntılar

Bu nedenle ostium kardiyakum, tek bir anatomik nokta olmaktan çok, geçişin güvenliğini sağlayan bir eşik mimarisidir.


3) Histolojik geçiş: Epitelin dili değiştiği yer

Ostium kardiyakum çevresinde en çarpıcı olay, epitel tipinin değişmesidir:

  • Özofagus: Çok katlı yassı epitel (çoğunlukla keratinize olmayan)
    • Amaç: Mekanik sürtünmeye dayanmak
  • Mide: Tek katlı prizmatik epitel ve glandüler yapı
    • Amaç: Asit–enzim ortamında mukus bariyeri ve sekresyon

Bu geçiş çizgisi endoskopide Z çizgisi olarak anılır. Ancak bu çizgi:

  • Kişiden kişiye hafif yer değiştirir,
  • Nefes, yutma, mide doluluğu ve hiatus anatomisine göre dinamik olabilir,
  • Patolojide (özellikle reflüde) aşağı–yukarı “oynayabilir”.

3.1. “Kardia mukozası” meselesi

Kardia bölgesinde görülen mukozanın niteliği uzun süre tartışılmıştır: Bazı yaklaşımlar “doğal kardia mukozası”ndan söz ederken, bazıları bunun önemli bir kısmının reflüye sekonder metaplastik değişim olabileceğini vurgular. Pratikte şu önemlidir:

  • Bu bölgede kronik asit ve safra teması, epitelin adaptif dönüşümünü tetikleyebilir,
  • Zamanla intestinal metaplazi gelişebilir (Barrett özofagusu bağlamında).

4) Fizyoloji: Yutma ile kapanma arasındaki hassas koreografi

Ostium kardiyakumun temel görevi iki uçlu bir talebi aynı anda yönetmektir:

  1. Yutulan içeriğin mideye geçişini düşük dirençle sağlamak
  2. Mide içeriğinin özofagusa kaçışını engellemek

Bu, “hep kapalı” ya da “hep açık” bir kapı değil; zamanlaması milisaniyelerle ayarlanan bir valf demektir.

4.1. LES tonusu ve yutma refleksi

  • İstirahatte LES tonusu, mide içeriğine karşı bir bazal bariyer basıncı oluşturur.
  • Yutma sırasında vagal reflekslerle LES gevşer, peristaltik dalga bolusu aşağı iter, ardından LES tekrar kapanır.

4.2. Geçici LES gevşemeleri (TLESR)

Reflünün büyük kısmı, yutma olmaksızın ortaya çıkan geçici LES gevşemeleri ile ilişkilidir. Bu fizyolojik olay, özellikle:

  • Mide distansiyonu (gaz/volüm artışı),
  • Gastrik fundus gerilimi
    ile tetiklenebilir. Yani ostium kardiyakum, yalnız asitle değil, gazla da sınanır.

4.3. Diyafram–LES senkronu

Nefes alma-verme döngüsünde diyafram kruraları LES ile birlikte çalışır. Bu, reflü bariyerine “ritmik bir dış kelepçe” kazandırır. Hiatus fıtığı bu senkronu bozduğunda, bariyer zayıflar.


5) Embriyoloji: Geçişin kökeni

Özofagus ve mide, önbağırsak kökenlidir; ancak:

  • Özofagus daha çok iletim ve itim (peristaltizm) işlevine,
  • Mide depolama, karıştırma ve kimyasal sindirime
    özelleşir.

Gelişim boyunca:

  • Epitelyal farklılaşma ve bez gelişimi,
  • Düz kas katmanlarının organizasyonu,
  • Diyafram ve hiatus ilişkilerinin kurulması
    birlikte şekillenir. Bu nedenle ostium kardiyakumun erişkindeki başarısı, embriyolojik olarak kurulmuş çok katmanlı bir mimarinin devamıdır.

6) Evrimsel ve karşılaştırmalı bakış: Eşiğin neden “özel” olmak zorunda olduğu

Omurgalıların evriminde sindirim kanalının kritik problemlerinden biri şudur: İleri yönlü akışı sürdürürken geri akışı engellemek. Mide gibi asitli bir odak ortaya çıktığında bu problem büyür; çünkü geri akış artık yalnız mekanik değil, kimyasal bir saldırıdır.

  • Asidik mide güçlü bir avantaj sağlar: Protein denatürasyonu, patojen yükünün azaltılması, bazı minerallerin biyoyararlanımı.
  • Ama bu avantajın bedeli, üst segmentlerin korunma zorunluluğudur. Özofagus epiteli asit için tasarlanmamıştır; bu yüzden ostium kardiyakum çevresinde bariyerleşme kaçınılmazdır.

Karşılaştırmalı anatomi, “sfinkter” fikrinin doğada tek bir biçimde değil, farklı türlerde farklı mimarilerle çözüldüğünü gösterir:

  • Bazılarında belirgin anatomik sfinkter kalınlaşması,
  • Bazılarında basınç zonu + diyafram benzeri mekanik destek,
  • Bazılarında açısal ve kıvrımsal valf düzenekleri
    öne çıkar.

İnsanda dik duruş, karın içi basınç dinamiği ve beslenme çeşitliliğiyle birlikte bu eşik, hem dayanıklı hem de esnek olmak zorunda kalmıştır. Bu “esneklik” ise patolojiye açık bir kapıdır: Fazla gevşek olursa reflü, fazla sıkı olursa disfaji.


7) Klinik önem: Eşik bozulursa ne olur?

7.1. Gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH)

Ostium kardiyakum bariyeri zayıfladığında:

  • Mide asidi ve pepsin (ve bazen safra) özofagusa kaçar,
  • Yanma, regürjitasyon, geğirti, boğazda gıcık, kronik öksürük gibi yakınmalar doğabilir,
  • Uzun vadede eroziv özofajit, striktür, Barrett özofagusu gibi komplikasyonlar görülebilir.

Bu bağlamda “ostium kardiyakum” yalnız anatomik bir açıklık değil; mukozayı geleceğe taşıyan bir kader çizgisi gibidir: Bariyer iyi çalışırsa sessiz bir geçittir, çalışmazsa hastanın gündelik hayatını yöneten bir sahneye dönüşür.

7.2. Hiatus hernisi (hiatal herni)

Hiatus fıtığında mide girişinin bir kısmı diyaframın üzerine kayabilir. Bu:

  • Diyaframın dış sfinkter katkısını azaltır,
  • His açısını düzleştirebilir,
  • LES ile diyafram arasındaki “çift bariyer” etkisini bozar,
    ve reflüyü kolaylaştırabilir.

7.3. Akalazya ve diğer motilite bozuklukları

LES’in gevşeyememesi ya da koordinasyon bozukluğu:

  • Yutma güçlüğü,
  • Göğüs ağrısı,
  • Regürjitasyon
    ile kendini gösterebilir. Burada sorun reflü değil, tam tersine “kapının açılmaması”dır.

7.4. Endoskopik ve cerrahi bağlam

  • Endoskopide Z çizgisi, bileşke görünümü, hiatal açıklık ve mukozal hasar değerlendirilir.
  • Cerrahide (ör. fundoplikasyon) amaç, ostium kardiyakum çevresindeki mekanikleri yeniden kurarak reflü bariyerini güçlendirmektir.


Keşif

Antikçağ: fark edilen ama ayrıştırılmayan bir geçit

Antik Yunan hekimliği döneminde, özellikle Hippokrates okulunda, sindirim kanalına dair bilgiler daha çok klinik gözlemlere dayanıyordu. Yutma, kusma, göğüs arkasında yanma hissi, yiyeceklerin “takılması” gibi fenomenler tarif edilse de, bunların anatomik karşılıkları henüz net çizgilerle ayrılmamıştı. Özofagusun mideye “bir yerden” açıldığı biliniyor, ancak bu yer bağımsız bir yapı olarak değil, sindirim yolunun doğal devamı gibi düşünülüyordu.

Bu dönemde “kardia” sözcüğü, bugünkü anlamıyla kesin bir anatomik bölgeyi değil; göğüs ile üst karın arasında hissedilen, yaşamla ve duygularla ilişkilendirilen merkezi bir alanı ifade ediyordu. Mide ağzı ile kalp arasındaki kavramsal bulanıklık, daha sonra terminolojik karmaşaların da temelini oluşturacaktı.


Galen dönemi: anatominin sistematikleşmesi

Roma İmparatorluğu döneminde Galen, hayvan diseksiyonlarına dayanan çalışmalarıyla sindirim sistemini daha ayrıntılı biçimde tanımladı. Özofagusun mideye açıldığı bölgeyi ayırt etti, ancak bu geçidi hâlâ belirgin bir “sfinkter” ya da fonksiyonel eşik olarak ele almadı. Galen’in anatomi anlayışında mide, güçlü bir sindirim organıydı; özofagus ise pasif bir iletim kanalıydı. İki yapı arasındaki sınır, anatomik bir merak unsuru olmaktan çok, fizyolojik sürekliliğin bir parçasıydı.

Buna rağmen Galen’in metinleri, Orta Çağ boyunca Avrupa ve İslam dünyasında temel referans haline gelerek, ostium kardiyakum fikrinin dolaylı biçimde korunmasını sağladı.


İslam Altın Çağı: gözlem ve klinik sezgi

İbn Sina ve çağdaşları, sindirim sistemi hastalıklarını klinik belirtiler üzerinden sınıflandırırken, mide ağzı bölgesinin özel hassasiyetine dikkat çektiler. Yiyeceklerin “yukarı kaçması”, mide yanması ve göğüste ağrı gibi durumlar, mide ile yemek borusu arasındaki geçidin fizyolojik olarak sorunlu olabileceğini düşündürüyordu. Ancak yine de bu bölge, ayrı bir anatomik yapıdan ziyade “midenin üst kısmı” olarak ele alındı.

Bu dönemin katkısı, ostium kardiyakumu ilk kez işlevsel bir problem alanı olarak sezmiş olmasıdır; anatomik ayrıntıdan çok fizyolojik sonuçlar ön plandaydı.


Rönesans: diseksiyonla gelen sınırlar

Gerçek kırılma, Rönesans ile birlikte insan diseksiyonunun yaygınlaşmasıyla yaşandı. Vesalius, özofagusun mideyle birleştiği yeri çizimlerinde açıkça gösterdi. Bu çizimlerde artık “bir geçiş hattı” görülüyordu; ancak hâlâ bu hattın aktif bir kapatma mekanizmasına sahip olup olmadığı belirsizdi.

  1. ve 17. yüzyılda anatomistler, mide girişinin çevresindeki kas liflerinin düzenine dikkat etmeye başladılar. Özellikle mide duvarındaki kas tabakalarının özofagus kaslarıyla farklı yönelim göstermesi, bu bölgenin özel bir fonksiyona sahip olabileceği fikrini doğurdu.

18. ve 19. yüzyıl: sfinkter tartışmaları

Aydınlanma ve erken modern tıp döneminde, ostium kardiyakum bilimsel bir tartışma nesnesine dönüştü. Bazı anatomistler burada gerçek, anatomik olarak belirgin bir sfinkter bulunduğunu savunurken; bazıları bunun yalnızca kas tonusu ve mide doluluğuna bağlı işlevsel bir kapanma olduğunu ileri sürdü.

Bu dönemde mide asidinin keşfi ve sindirim kimyasının anlaşılması, tartışmayı derinleştirdi. Eğer mide bu kadar güçlü bir asit üretiyorsa, özofagusun korunması için mutlaka etkili bir bariyer olmalıydı. Böylece ostium kardiyakum, yalnız bir geçit değil, koruyucu bir eşik olarak düşünülmeye başlandı.


20. yüzyıl başları: fizyolojinin sahneye çıkışı

  1. yüzyılın ilk yarısında, basınç ölçümleri ve erken manometrik teknikler sayesinde, özofagusun alt ucunda istirahat halinde daha yüksek bir basınç alanı olduğu gösterildi. Bu bulgu, anatomik olarak belirgin olmasa bile, fonksiyonel bir alt özofagus sfinkteri kavramını güçlendirdi.

Ostium kardiyakum artık yalnız gözle görülen bir yapı değil; ölçülebilen, sayısallaştırılabilen bir fizyolojik zondu. Bu, reflü hastalığının bilimsel olarak tanımlanmasının da önünü açtı.


Geç 20. yüzyıl: kompleks bir bileşke fikri

Zamanla, tek bir kas halkası fikrinin yetersiz olduğu anlaşıldı. Diyafram kruralarının katkısı, His açısının mekanik etkisi ve mukozal kıvrımların rolü ortaya kondu. Böylece ostium kardiyakum, özofagogastrik bileşke adı altında çok bileşenli bir yapı olarak ele alınmaya başlandı.

Bu dönemde endoskopinin yaygınlaşması, Z çizgisinin klinik önemini görünür kıldı. Epitel geçişinin yeri, reflü hasarı ve metaplazi ile ilişkilendirildi. Ostium kardiyakum, artık gastroenterolojinin merkezinde duran bir patofizyolojik kavşaktı.


21. yüzyıl: dinamik ve moleküler bir eşik

Güncel araştırmalar, ostium kardiyakumu statik bir yapı olarak değil; sinirsel, hormonal ve mekanik sinyallerle sürekli yeniden ayarlanan dinamik bir sistem olarak ele alıyor. Yüksek çözünürlüklü manometri, pH-impedans ölçümleri ve ileri görüntüleme teknikleri, bu bölgenin saniyeler içinde değişen davranışlarını ortaya koydu.

Moleküler düzeyde ise inflamasyon, epitel adaptasyonu ve hücresel stres yanıtları inceleniyor. Reflünün yalnızca asit meselesi olmadığı; safra, mekanik gerilim ve nörojenik faktörlerin de ostium kardiyakumun kaderini belirlediği anlaşılıyor.


Bugünden bakınca

Ostium kardiyakumun keşif tarihi, insan bedenine bakışın nasıl değiştiğinin bir aynasıdır. Antik çağda hissedilen ama adlandırılamayan bir bölgeden, modern tıpta basınç haritaları ve hücresel yanıtlarla analiz edilen karmaşık bir eşik noktasına uzanan bu yolculuk; anatominin, fizyolojinin ve klinik deneyimin birbirini nasıl beslediğini gösterir.

Bugün ostium kardiyakum, yalnızca “yemek borusunun mideye açılan ağzı” değildir; yutma ile sindirim, koruma ile geçirgenlik, evrimsel kazanımla patolojik kırılganlık arasındaki ince dengeyi temsil eden canlı bir sınırdır.


İleri Okuma
  1. Brombart, M. (1961). La “cardia” et le problème du sphincter inférieur de l’œsophage. Acta Gastro-Enterologica Belgica, 24, 1–30.
  2. Dent, J. (1992). The lower esophageal sphincter. Seminars in Gastrointestinal Disease, 3(1), 1–9.
  3. Mittal, R. K., & Balaban, D. H. (1997). The esophagogastric junction. The New England Journal of Medicine, 336(13), 924–932. https://doi.org/10.1056/NEJM199703273361306
  4. Goyal, R. K., & Chaudhury, A. (2008). Physiology of normal esophageal motility. Journal of Clinical Gastroenterology, 42(5), 610–619. https://doi.org/10.1097/MCG.0b013e31816318f0
  5. Kahrilas, P. J. (2008). Gastroesophageal reflux disease. The New England Journal of Medicine, 359(16), 1700–1707. https://doi.org/10.1056/NEJMcp0804684
  6. Kahrilas, P. J., & Pandolfino, J. E. (2012). High-resolution manometry and impedance-pH/manometry: valuable tools in clinical and investigational esophagology. Gastroenterology, 142(5), 1120–1126. https://doi.org/10.1053/j.gastro.2012.02.009
  7. Pandolfino, J. E., & Roman, S. (2018). High-resolution manometry: an atlas of esophageal motility disorders and findings of GERD using esophageal pressure topography. Gastroenterology Clinics of North America, 47(1), 1–14. https://doi.org/10.1016/j.gtc.2017.09.001
  8. Netter, F. H. (2019). Atlas of Human Anatomy. Elsevier, ISBN: 978-0-323-39322-5.
  9. Sleisenger, M. H., Fordtran, J. S., Feldman, M., Friedman, L. S., & Brandt, L. J. (Eds.). (2021). Sleisenger and Fordtran’s Gastrointestinal and Liver Disease: Pathophysiology, Diagnosis, Management. Elsevier, ISBN: 978-0-323-54739-0.
  10. Standring, S. (Ed.). (2020). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. Elsevier, ISBN: 978-0-7020-7705-0.
  11. Vaezi, M. F., Katzka, D., & Zerbib, F. (2020). Extraesophageal symptoms and diseases attributed to GERD: where is the pendulum swinging now? Clinical Gastroenterology and Hepatology, 18(9), 1960–1968. https://doi.org/10.1016/j.cgh.2019.12.028

Arterya kolika sinistra

Sinonim:  Arteria colica sinistra, Left colic artery, LCS.

Kalın bağırsağın sol kısmına ait atardamar anlamına gelir. (Bkz; Arterya)  (Bkz; kolika)  (Bkz; sinistra)

Kaynak: http://medicinapertutti.altervista.org/anatomia_normale/apparato_digerente/img_app_digerente/arterie_di_intestino_crasso.jpg

Arterya kolika mediya

Sinonim: Arteria colica media, middle colic artery, MCS.

Kalın bağırsağın orta kısmına ait atardamar anlamına gelir. (Bkz; Arterya)  (Bkz; kolika)  (Bkz; mediya)

Kaynak: http://medicinapertutti.altervista.org/anatomia_normale/apparato_digerente/img_app_digerente/arterie_di_intestino_crasso.jpg

Arterya kolika dekstra

Sözlük

  • Arterya: Kalpten periferik dokulara oksijenlenmiş kan taşıyan damar.
  • Kolika: Kolona ait, kolonla ilgili.
  • Dekstra: Sağ, sağ tarafta bulunan.

Tanım ve terminoloji

Arteria colica dextra, kalın bağırsağın sağ kesimlerine (çekumun üst bölümü, çıkan kolon ve hepatik fleksura) oksijenlenmiş kan sağlayan, genellikle üst mezenterik arterin (SMA) bir dalı olan atardamardır. Latin adı Terminologia Anatomica’da “arteria colica dextra” olarak geçer; “kolika” kolonla ilişkili oluşları, “dekstra” sağ tarafı ifade eder.

Embriyolojik ve fonksiyonel bağlam

Embriyolojik olarak midgut kökenli bağırsak segmentlerinin arteriyel beslenmesi SMA üzerinden düzenlenir. Sağ kolik arter, bu midgut damarsal ağının periferik bir elemanı olup kolon duvarına uzanan arkad-marjinal arter-vasa recta sisteminin sağ kanadını tamamlar. Bu mimari, peristaltizmi sürdüren kas tabakası ile mukozal epitelin yüksek metabolik gereksinimlerini güvence altına alır.

Köken ve varyasyonlar

  • Tipik köken: Doğrudan üst mezenterik arter gövdesinden sağa doğru çıkar.
  • Sık varyasyonlar: Ortak bir gövdeden ayrılabilir veya ileokolik arter ya da orta kolik arterden kaynaklanabilir. Bazı kişilerde belirgin bir “sağ kolik arter” bulunmaz; bu durumda bölge beslenmesi ileokolik ve orta kolik dalların artmış katkısıyla sağlanır.
  • Cerrahi önem: Varyasyon bilgisi sağ hemikolektomi, santral damar bağlanması (D3 diseksiyon/CME) ve lenf nodu evrelemesi sırasında kritik önemdedir.

Seyir ve komşuluklar

SMA’dan çıktıktan sonra arter, genellikle retroperitoneal yağ dokusu içinde sağa doğru seyreder:

  • Posterior komşuluklar: Sağ üreter ve gonadal damarlar çaprazlanabilir.
  • Üst komşuluk: Pankreas başı ve duodenumun ikinci-üçüncü kısımlarıyla yakın ilişki.
  • Mesokolik düzlem: Arter, sağ mezokolon yaprakları arasında ilerler ve kolona yaklaşırken duvar boyunca marjinal arter ile irtibat kurar.

Dallanma düzeni

Sağ kolik arter çoğunlukla iki ana dala ayrılır:

  • Yukarı (superior) dal: Hepatik fleksura ve transvers kolona yakın segmentleri besler; orta kolik arterin sağ dalı ile yoğun anastomozlar yapar.
  • Aşağı (inferior) dal: Çıkan kolonun orta-alt bölümlerini sulayarak ileokolik arterin kolik dalı ile birleşir.
    Her iki dal, marjinal arter (Drummond) üzerinde birleşir ve buradan kolon duvarına vasa recta longa/brevia uzanır.

Anastomozlar ve kolateral dolaşım

  • Marjinal arter (Drummond): Kolon boyunca süreklilik arz eden arteriyel hat; sağ kolik arter bu halkanın sağ bölümünü oluşturur.
  • Riolan arkı (meandering mesenteric artery): SMA ile IMA sistemleri arasında derin kolateral; sağ kolik arterle doğrudan bağlantılı olmasa da hepatik fleksura-splenik fleksura arasındaki kan akımının güvenliğinden dolaylı sorumludur.
    Bu anastomoz ağı, iskemik kolit riskini azaltan bir emniyet supabı işlevi görür; ancak fleksural bölgeler (özellikle “watershed” alanları) relatif olarak savunmasızdır.

Sulama alanı

  • Birincil: Çıkan kolonun büyük bölümü, hepatik fleksura.
  • Değişken katkı: Çekumun üst kesimleri ve transvers kolonun sağ üçte biri, varyasyonlara bağlı olarak sağ kolik veya komşu dallarca (ileokolik/orta kolik) beslenebilir.

Venöz ve lenfatik eşlikçiler

  • Vena colica dextra, genellikle üst mezenterik vene (SMV) dökülür ve pankreatikoduodenal venler yakınında seyreder.
  • Lenf drenajı: Mezokolik düzlemde arter boyunca perikolik → parakolik → mezenterik zincire; onkolojik cerrahide N1-N2 düzeyleri bu hat boyunca tanımlanır.

Nörovasküler ilişki ve mikrosirkülasyon

Otonom lifler SMA pleksusu üzerinden arterle seyreder. Submukozal ve miyenterik pleksuslara ulaşan bu lifler, vasküler tonusu ve peristaltizmi modüle eder. Vasa recta düzeni, kolon duvarında lamina muscularis ve mukozanın metabolik farklılıklarına göre dağılım gösterir; bu, iskemik hasarın sıklıkla mukozadan başladığını açıklar.

Görüntüleme

  • BT anjiyografi (CTA): Varyasyon haritalaması, preoperatif damar planlaması ve nadir psödoanevrizma saptanmasında birinci basamaktır.
  • MR anjiyografi: İyot kontrast kısıtlılığında alternatif.
  • DSA (anjiyografi): Kanama odağının süperselektif embolizasyonunda terapötik rol.
  • Doppler USG: Sınırlı; akut kanamada duyarlılık düşüktür ancak yüksek akım paternleri görülebilir.

Klinik ve cerrahi önem

  • Sağ hemikolektomi/CME: Damarın santral ligasyonu, yeterli lenfatik temizliğin anahtarıdır; ancak marjinal arter sürekliliğinin korunması kolonik perfuzyon için zorunludur.
  • İskemik kolit ve kanama: Sağ kolon iskemisi yaşlı, aterosklerotik veya düşük debili hastalarda ortaya çıkabilir; endoskopide sağ kolon tutulumu daha ağır seyredebilir.
  • Endovasküler girişimler: Nadir sağ kolik arter psödoanevrizması ve tümör-besleyici dalların embolizasyonu, seçilmiş olgularda kanama kontrolü sağlar.
  • İatrojenik yaralanma riski: Laparoskopik sağ kolon cerrahilerinde retroperitoneal diseksiyon sırasında üreter ve gonadal damarlarla olan komşuluklar nedeniyle dikkat gerektirir.

Patofizyolojiye ilişkin notlar

Hepatik fleksura, orta kolik sağ dal ve sağ kolik üst dal arasında paylaşılan “sınır” alanıdır. Sistemik hipotansiyon, vazokonstriksiyon veya embolik olaylarda bu bölgede mukozal iskemi daha erken belirti verir. Marjinal arter sürekliliğinin bozulduğu anatomik varyantlarda risk artar.

Terminolojik not

“Sağ kolik arter” terimi, bazı atlas ve klinik metinlerde değişken köken paternleri nedeniyle “süreksiz/opsiyonel dal” olarak değerlendirilebilir. Bu, arterin yokluğu anlamına gelmez; sulama ileokolik-orta kolik üzerinden telafi edilir.



Keşif

Sağ kolik arterin keşif hikâyesi: erken diseksiyonlardan çağdaş haritalamaya uzanan bir serüven

Kalın bağırsağın sağ yarımına kan götüren sağ kolik arterin (arteria colica dextra) öyküsü, “tek bir buluş anı”ndan ziyade, yüzyıllara yayılan gözlem, tartışma ve isimlendirme evrelerinin bir toplamı olarak okunmalıdır. Bu hikâye, önce bütüncül bir “bağırsak memesi” (mezenter) anlayışından başlar; damarlar, sinirler ve lenf yolları parça parça görünür oldukça, kolonun bölgesel atardamarları—sağ kolik de dâhil—metinsel anatominin sabit unsurları haline gelir.

Rönesans’ın sahnesi: bütünden dala

  1. yüzyılın sonlarında büyük anatomik atlaslar bağırsakların peritoneal askılarını ve üst mezenterik arterin (SMA) bağırsaklara doğru “demetler” hâlinde uzanışını tanımladı. Erken dönem diseksiyonlarda amaç, tek tek kolik dalları ayırt etmekten çok, midgut beslenmesinin SMA üzerinden örgütlendiğini göstermekti. Bu nedenle sağ kolik arter, klasik metinlerde çoğu kez ima edilen ama her örnekte “ayrı bir dal” olarak gösterilmesi zor bir yapı olarak kaldı: Çünkü bazı kadavralarda belirgin bir sağ kolik dal yoktu; kan akımı ileokolik ve orta kolik arterlerin birleşen kollarından sağlanıyordu.

17. ve 18. yüzyıllar: dolaşımın haritaları ve kenar çizgisi

Damar ağının sürekliliği fikri güçlendikçe, kolon boyunca kıyı şeridi gibi uzanan bir kenar arter hattı—bugün “marjinal arter” dediğimiz yapı—kavramsallaştı. Bu kavrayış, “kolik dalların” birbirine devrettiği kollateral dolaşımın açıklanmasında dönüm noktasıydı. Kenardaki bu süreklilik fikri yerleştikçe, sağ kolik arterin varlığı/ yokluğu tartışması da yeni bir bağlam kazandı: Bazen sağ kolik dal, marjinal hatta katılan bağımsız bir katılımcıydı; bazen de o hattın sağ segmenti komşu arterlerce tamamlanıyordu.

19. yüzyıl: atlasların dili ve isimlerin yerleşmesi

  1. yüzyıl, detaylı diseksiyonların ve litografilerin çağı oldu. Büyük el kitapları ve atlaslar, mezenter kökünden çıkan dalları giderek daha ayrıntılı şemalarla ayırmaya başladılar. Klinik gözlemler de bu dönemde artıyordu: Sağ kolonda iskeminin bazen daha ağır seyretmesi, hekimlerin dikkatini kolik damarların varyasyonlarına çekti. “Sağ kolik arter” adı, kimi metinlerde bağımsız bir dal olarak, kimilerinde ise “sıklıkla eksik veya ortak gövdeden” ifadesiyle anıldı. Aynı zamanda kolon boyunca süreklilik arz eden kenar arter, cerrahlara damar bağlamayı planlarken bir tür güvenlik hattı olarak anlatılıyordu.

20. yüzyılın başları: kenar hattın isimlendirilmesi ve “kritik noktalar”

  1. yüzyıla gelindiğinde marjinal hattın sürekliliği, kolon cerrahisinin diline iyice yerleşti. Kenardaki bu arteriyel çizginin klinik önemini, kolateral dolaşımı ve “watershed” alanların kırılganlığını vurgulayan çalışmalar izledi. Sağ kolik arterin anatomi metinlerindeki statüsü—“çoğu insanda vardır” ile “hiç de nadir değildir ama sıklıkla değişkendir” arasındaki bir skalada—giderek netleşti: Evet, tanımlanabilir bir dal olarak sık görülse de, kaynağı (SMA gövdesi, ileokolik veya orta kolik üzerinden ortak gövde) ve devamlılığı kişiden kişiye değişiyordu. Bu dönem, kolonun belirli bükülme noktalarının (özellikle hepatik ve splenik fleksuralar) hemodinamik açıdan kırılgan olduğuna dair klinik anlatıların da kemikleştiği çağdır; sağ kolik arterin üst dalının hepatik fleksuraya katkısı bu yüzden cerrahlar için kritik bilgi oldu.

20. yüzyıl ortası–sonu: varyasyonların sistematikleştirilmesi

Savaş sonrası yıllar ve onu izleyen on yıllar, anatomi ve cerrahi metinlerinde varyasyon dillerinin olgunlaştığı dönemdir. Büyük seri diseksiyonları, anjiyografiler ve derlemeler; sağ kolik arterin bulunma oranlarını, köken kombinasyonlarını ve dallanma tiplerini nicel olarak raporlamaya başladı. “Tek, çift, zayıf, yok” gibi betimlemelerden “üst dal–alt dal”, “ortak gövde”, “marjinal hatta katılım paterni” gibi daha işlevsel sınıflamalara geçildi. Kolon vaskülaritesinin marjinal arter–vasa recta mimarisiyle açıklanması, sağ kolik arterin “olduğunda neyi üstlendiği, olmadığında nasıl telafi edildiği” sorusuna standardize bir cevap getirdi.

21. yüzyılın başı: keskinleşen görüntüler, keskinleşen sorular

Çok kesitli BT anjiyografi (CTA) ve üç boyutlu rekonstrüksiyonlar, sağ kolik arterin preoperatif haritalamasını gündelik pratiğe taşıdı. Artık bir kolon kanseri vakasında cerrah, ameliyat öncesi sağ kolik arterin var mı yok mu, nereden doğuyor, marjinal hatta nasıl katılıyor ve yakınındaki venöz/lenfatik eşlik ilişkileri gibi sorulara kişiye özgü yanıtlar hazırlayabiliyor. Bu bireyselleştirme, iki alanda çarpıcı sonuçlar doğurdu:

  1. Onkolojik cerrahi planlama: Merkezi damar bağlanması (D3) ve tam mezokolik eksizyon (CME) kavramları, “damarı nereden ligate etmeli” sorusunu anatomik varyasyon bilgisinin merkezine yerleştirdi. Sağ kolik arterin doğrudan SMA’dan çıktığı olgularda santral ligasyon hattı, ortak gövde varyantlarında ise ayrışmış bir strateji gerektiriyor.
  2. Perfüzyon güvenliği: Marjinal arterin sürekliliği, anastomoz hattı perfüzyonunun korunması için belirleyici. Sağ kolik arterin katkısının zayıf olduğu veya bulunmadığı olgularda, cerrahlar indosiyanin yeşili (ICG) floresans gibi intraoperatif yöntemlerle perfüzyon sınırlarını görselleştirerek dikiş hattını güvenli bölgeye taşıyabiliyor.

Çağdaş araştırma eksenleri: anatomiden algoritmaya

Güncel literatürde sağ kolik arter, üç ana eksende çalışılıyor:

  • Nüfus temelli varyasyon haritaları: Çok merkezli CTA serileri ve sistematik derlemeler, sağ kolik arterin bulunma oranını, kaynak dağılımını ve dal sayısını alt gruplara (coğrafya, cinsiyet, yaş) göre raporluyor. “Sağ kolik arter yoksa ne olur?” sorusunun cevabı, marjinal arter ve komşu dalların telafi kapasitesi üzerinden nicel olarak gösteriliyor.
  • Fonksiyonel perfüzyon ve iskemi riski: Deneysel ve klinik çalışmalar, kolon duvarının vasa recta longa/brevia mimarisi ile mukozal metabolizma arasındaki ilişkiyi daha rafine ölçümlerle inceliyor. Sağ kolik arterin üst dalının hepatik fleksuraya katkısının zayıf olduğu varyantlarda, hipotansiyon veya vazokonstriksiyon altında mukozal iskemi eşiğinin daha düşük olduğuna dair veriler birikiyor.
  • Dijital cerrahi ve planlama: Yüksek çözünürlüklü görüntülerden yarı-otomatik damar çıkarımı, sanal gerçeklik (VR) eşliğinde mezenterik düzlem planlaması ve yapay zekâ destekli damar izleme algoritmaları, sağ kolik arterin ameliyat öncesi ve sırasında “canlı harita”sını çıkarıyor. Bu araçlar, lenfatik istasyonların olasılık ısı haritalarıyla birleştirildiğinde, santral ligasyonun sınırlarını kişiye özgü optimize etmeye imkân veriyor.

Klinik anlatıya geri dönüş: neden bir “keşif tarihi” değil de “süreklilik”?

Sağ kolik arterin öyküsü, mikroskobun bulunuşu gibi tekil bir dönüm noktasıyla anlatılamaz; çünkü varlığı, görünürlüğü ve anlamı anatominin ilerleyen her sayfasında biraz daha şekillendi. İlk diseksiyonların bütüncül bağırsak damarları anlatısı, kenar hattın sürekliliğinin kavranışıyla güçlendi; 20. yüzyıl, klinik kırılganlık bölgelerini ve varyasyon oranlarını metinleştirdi; 21. yüzyıl ise her hastaya ayrı bir damar atlası çıkarma imkânını gerçek kıldı. Bu nedenle “sağ kolik arterin kaşifleri”, tek tek kişilerin isimlerinden çok, birbirine eklemlenen kuşakların oluşturduğu bir topluluk keşfi olarak görülmelidir: erken disektörlerin bütüncül gözlemleri; kenar arter kavramını yerleştiren klinik anatomistler; varyasyonları sayan-çizen atlasçılar; ve bugün, görüntülerden ameliyat senaryosu kuran dijital cerrahlar.

Terminoloji ve adlandırma: dilin zamanı

“Arteria colica dextra” ifadesi, kolonla ilişkili “kolik” ve sağ tarafı belirten “dekstra” köklerinden gelir. Modern uluslararası terminoloji (Terminologia Anatomica), bu adı standartlaştırarak, farklı dillerdeki öğretimi ortaklaştırdı. Ancak terminolojik birlik, anatominin değişkenliğini ortadan kaldırmaz: Ad aynı kalsa da, dalın varlığı, kaynağı ve seyri her insanda yeniden “keşfedilmeyi” bekler. Günümüz pratiğinde bu keşif, ameliyattan günler önce, radyoloji ekranında başlar; ameliyat sahasında, floresanla doğrulanır; patoloji raporunda, lenfatik zincir boyunca son cümlesini kurar.



İleri Okuma
  1. Vesalius, Andreas. De humani corporis fabrica libri septem. 1543.
  2. Haller, Albrecht von. Icones anatomicae… & arteriarum potissimum historia. 1756.
  3. Gray, Henry; Carter, Henry Vandyke. Anatomy: Descriptive and Surgical (sonraki baskılar: Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice). 1858 → güncel baskılar.
  4. Drummond, H. Some points relating to the surgical anatomy of the arterial supply of the large intestine. 1913.
  5. Griffiths, J. D. Surgical Anatomy of the Blood Supply of the Distal Colon. 1956.
  6. Moore, Keith L.; Dalley, Arthur F.; Agur, Anne M. R. Clinically Oriented Anatomy. 1978 → güncel baskılar.
  7. Netter, Frank H. Atlas of Human Anatomy. 1989 → güncel baskılar.
  8. Kornblith, P. L. Anatomy of the Splanchnic Circulation. 1992.
  9. Kandarpa, Krishna; Aruny, John E. Handbook of Interventional Radiologic Procedures. 1996 → güncel edisyonlar.
  10. Keighley, Michael R. B.; Williams, Norman S. (ed.). Surgery of the Anus, Rectum and Colon. 1990’lardan itibaren, 4. baskı 2018.
  11. FIPAT (Federative International Programme for Anatomical Terminology). Terminologia Anatomica (TA2): International Anatomical Terminology. 2019.
  12. Haubrich, W. S. Riolan of the Arc of Riolan. 2003.
  13. Boni, L.; ark. Indocyanine green–enhanced fluorescence to assess anastomotic perfusion in colorectal surgery. 2015.
  14. Keller, D. S.; ark. Indocyanine green fluorescence imaging in colorectal surgery. 2017.
  15. Mahadevan, V. Anatomy of the caecum, appendix and colon. 2020.
  16. Karatay, E.; ark. Should Surgeons Evaluate the Anatomy of Drummond Marginal Artery and Riolan’s Arch? 2020.
  17. Wexner, S. D.; ark. Use of fluorescence imaging and indocyanine green in colorectal surgery. 2022.
  18. Watanabe, J.; ark. Blood Perfusion Assessment by Indocyanine Green Fluorescence Imaging in Rectal Cancer Surgery (RCT). 2023.
  19. Faber, R. A.; ark. Indocyanine green near-infrared fluorescence bowel perfusion imaging and anastomotic leaks (RCT). 2024.
  20. Rinne, J. K. A.; ark. Indocyanine Green Fluorescence Imaging in Prevention of Colorectal Anastomotic Leakage (Multimerkez RCT). 2025.

līber

Sıfat olarak:

Ana Hint-Avrupa’daki *h₁lewdʰ- (insan)’dan türeyen *h₁léwdʰeros, Ana İtalik’deki *louðeros, Eski Latincedeki loeber‘den türemiştir. Özgür, sınırsız anlamlarına gelir.

Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif līber lībera līberum līberī līberae lībera
genitif līberī līberae līberī līberōrum līberārum līberōrum
datif līberō līberō līberīs
akusatif līberum līberam līberum līberōs līberās lībera
ablatif līberō līberā līberō līberīs
vokatif līber lībera līberum līberī līberae lībera

İsim olarak;

Ana Hint-Avrupa’daki *lew- (kesip atmak)’den sırasıyla türeyen *lewbʰ-, *lewb-, *lewp- (soymak, kesip atmak, zarar vermek), *lubʰrós‘dan türeyen Latincedeki kelimenin anlamları:

  1. Kitap,
  2. Ağacın iç kabuğu.
Hal Tekil Çoğul
nominatif liber librī
genitif librī librōrum
datif librō librīs
akusatif librum librōs
ablatif librō librīs
vokatif liber1 librī

Eylem olarak:

lībō fiilinin şimdiki zamanda birinci tekil kişide dilek kipi ile çekimlenmiş halidir.

 

asper

Ana Hint-Avrupa’daki *h₂esp- (kesmek)’den türeyen Latincedeki kelimenin anlamları:

  1. Pürüzlü, düz olmayan,
  2. Kaba, ham, sert, ilkel, görgüsüz,
  3. Keskin,
  4. Yeni basılmış.
Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
Nominatif asper aspera asperum asperī asperae aspera
Genitif asperī asperae asperī asperōrum asperārum asperōrum
datif asperō asperō asperīs
akusatif asperum asperam asperum asperōs asperās aspera
ablatif asperō asperā asperō asperīs
vokatif asper aspera asperum asperī asperae aspera

Ligamentum transversum atlantis

Omurganın ilk omurunu yatay olarak saran banttır. (Bkz; Ligamentum) (Bkz; transversum ) (Bkz; atlantis)

  • Enine atlantis bağı ventral olarak içbükey uzanır ve ortada her iki uçtan daha geniştir. Her iki atlas kemerinin medial yüzeyinde küçük bir tüberküle tutturulmuştur. Medyan articulatio atlantoaxialis alanında ligament, kıkırdak dokusunu içerir.
  • Dens ekseni seviyesinde,
    1. oksipital kemiğe kraniyal olarak küçük bir fiber ipi (crus superius) ve
    2. eksenin vertebral gövdesinin dorsal yüzeyine kaudal olarak başka bir fiber ipi (crus inferius) gönderir.
  • Fasciculi longitudinales olarak da adlandırılan bu lif şeritleri, Ligamentum transversum atlantis ile bütün olarak Ligamentum Cruciatum atlantis olarak adlandırılır.
  • Enine atlantis bağı, atlasın vertebral foramenlerini iki kısma ayırır. Ön kısım, dens eksenini, omuriliğin arka kısmını ve omuriliğin zarlarını içerir.

Arterya transversa kolli

Sinonim: Arteria transversa colli, Arteria transversa cervicis, transverse cervical artery.

Boyunda yatay yönde uzanan atardamardır. (Bkz; Arterya) (Bkz; transversa ) (Bkz; kolli)

Kaynak: http://humananatomylibrary.com/wp-content/uploads/2016/08/vascular-anatomy-of-the-neck-arteries-of-the-neck-model-anatomy-human-body.jpg