adventīcius

Sinonim: Adventikus, adventisya.

Latincedeki anlamları:

  1. Yabancı, acayip,
  2. Alışık olunmayan, sıra dışı,
  3. Dış kökenli.
Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif adventīcius adventīcia adventīcium adventīciī adventīciae adventīcia
genitif adventīciī adventīciae adventīciī adventīciōrum adventīciārum adventīciōrum
datif adventīciō adventīciō adventīciīs
akusatif adventīcium adventīciam adventīcium adventīciōs adventīciās adventīcia
ablatif adventīciō adventīciā adventīciō adventīciīs
vokatif adventīcie adventīcia adventīcium adventīciī adventīciae adventīcia

Alternatif formu adventītius‘dur.

Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif adventītius adventītia adventītium adventītiī adventītiae adventītia
genitif adventītiī adventītiae adventītiī adventītiōrum adventītiārum adventītiōrum
datif adventītiō adventītiō adventītiīs
akusatif adventītium adventītiam adventītium adventītiōs adventītiās adventītia
ablatif adventītiō adventītiā adventītiō adventītiīs
vokatif adventītie adventītia adventītium adventītiī adventītiae adventītia

Muskulus trapezius

Üst sırt ve boynu kaplayan büyük kas için kullanılan “trapezius” kelimesinin kökeni Modern Latince’ye dayanmaktadır. İlk olarak 1704 civarında kaydedilmiştir ve “trapez biçimli kas” anlamına gelen “trapezius musculus ”tan türetilmiştir. Bu isim, kasın dört kenarlı bir geometrik şekil olan trapezium’a (veya Amerikan İngilizcesinde trapezoid) benzerliğinden gelmektedir.

Terimin kökeni Antik Yunancaya dayanmaktadır ve muhtemelen “masa” anlamına gelen “τράπεζα” ( ) kelimesinden gelmektedir. Yunancada “trapeza”, “dört” anlamına gelen “tra-” ile “ayak” veya “kenar” anlamına gelen “peza ”yı birleştirerek dört ayaklı bir masaya atıfta bulunuyordu. Bu geometrik şekil daha sonra kasın elmas benzeri formunu tanımlamak için kullanılmıştır.

Trapezius’un çoğul biçimleri “trapezii” veya “trapeziuses ”tir. İlgili terimler arasında 1660’lardan beri kullanılmakta olan “trapezius’a ait veya trapezius ile ilgili” anlamına gelen “trapezial” terimi de bulunmaktadır.


Trapezius (Latince: Musculus trapezius), sıklıkla “tuzaklar” olarak anılır, üst sırt ve boynun geniş, yüzeysel bir kasıdır. Adı, vücudun her iki tarafından toplu olarak bakıldığında kabaca trapez şeklinden kaynaklansa da, kafatasından orta sırta ve yanal olarak omuz kuşağına kadar uzanan büyük, düz, üçgen bir kas olarak daha doğru bir şekilde tanımlanır.


This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Anatomi ve Yapı

  • Köken:
  • Üstte: Dış oksipital çıkıntı, ense bağı ve servikal ve torasik omurların dikenli çıkıntıları (C1–T12).
  • Yanda: Skapulanın omurgasına, akromiyon ve klavikulanın lateral üçte birine bağlanır.
  • Bölümler:
  1. Üst lifler: Skapula’yı yükseltir (örneğin omuz silkme) ve boyun ekstansiyonuna/lateral fleksiyona yardımcı olur.
  2. Orta lifler: Skapula’yı geri çeker (omuzları geriye doğru çeker).
  3. Alt lifler: Skapula’yı aşağı indirir (omuzları aşağı çeker) ve glenoid boşluğunun yukarı doğru dönmesine yardımcı olur.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

İşlev

Trapezius şunlarda kritik bir rol oynar:

  • Omuz hareketi: Skapula’nın yükseltilmesi, geri çekilmesi, aşağı indirilmesi ve döndürülmesi.
  • Duruş desteği: Kol hareketleri sırasında omuz kuşağını sabitlemek ve dik duruşu korumak.
  • Boyun hareketliliği: Baş eğme, ekstansiyon ve döndürmeye yardımcı olur.

Sinir beslenimi

Öncelikle motor fonksiyon için aksesuar sinir (CN XI) tarafından sinirlendirilir ve servikal spinal sinirlerden (C3–C4) gelen duyusal katkılarla desteklenir.


Klinik Önemi

  • Trapezius gerginliği: Aşırı kullanım (örneğin ağır kaldırma) veya kötü duruş ağrıya, sertliğe veya tetik noktalara (“düğümler”) yol açabilir.
  • Yansıyan ağrı: Üst trapeziustaki gerginlik genellikle boyuna, şakaklara veya çeneye yayılır.
  • Zayıflık: Aksesuar sinire verilen hasar (örneğin ameliyat, travma) kürek kemiğinin kanatlanmasına veya omuzun düşmesine neden olabilir.

Fonksiyonel Önemi

  • Atletizm: Halter, yüzme ve kürek çekme gibi sporlardaki hareketler için hayati önem taşır.
  • Günlük aktiviteler: Yük taşımak, başın üstüne uzanmak ve masa başı işlerde ergonomik hizalamayı korumak için gereklidir.

İlgili Kaslar

levator scapulae, rhomboids ve serratus anterior ile sinerjik olarak çalışarak skapular hareketi ve stabiliteyi koordine eder.


Keşif

Boyundan üst sırta kadar uzanan büyük, yüzeysel bir kas olan trapezius kası, omuz hareketinde ve duruşta önemli bir rol oynar. Tarihsel keşfini anlamak, özellikle sistematik insan diseksiyonlarının daha önceki hayvan temelli açıklamaların yerini almaya başladığı Rönesans döneminde anatomik bilginin evrimini izlemeyi gerektirir. Bu not, trapezius’un tanımlanmasıyla ilişkili zaman çizelgesini, temel figürleri ve kilometre taşlarını inceler ve Andreas Vesalius’un katkılarına ve anatomik bilimin daha geniş bağlamına odaklanır.

Tarihsel Arka Plan

16. yüzyıldan önceki anatomi, açıklamaları insan diseksiyonlarına değil hayvan diseksiyonlarına dayanan bir Yunan hekimi olan Galen’in (MS 2. yüzyıl) çalışmalarından büyük ölçüde etkilenmiştir. Bu, insan ve hayvan anatomisinin önemli ölçüde farklı olması nedeniyle yanlışlıklara yol açmıştır. Sanat, bilim ve baskıdaki ilerlemelerle işaretlenen Rönesans, insan diseksiyonları yoluyla daha doğru anatomik çalışmaları kolaylaştırmıştır. 1514’te Brüksel’de doğan Andreas Vesalius, bu dönemde önemli bir figür olarak ortaya çıkmış ve Galen’in öğretilerine doğrudan gözlem yoluyla meydan okumuştur.

    Vesalius’un 29 yaşındayken yayınladığı “De humani corporis fabrica” ​​(1543), 200’den fazla tahta baskı illüstrasyonu içeren yedi kitaptan oluşan çığır açıcı bir metindir. Padua Üniversitesi’ndeki diseksiyonlarına dayanarak kaslar, organlar ve kemikler dahil olmak üzere insan vücudunun yapısının ayrıntılı bir incelemesini sağlamıştır. Bu çalışma genellikle modern anatominin temellerini atmakla anılır ve trapezius’un önemli bir yüzeysel sırt kası olarak önemi göz önüne alındığında, Vesalius’un bunu tanımlamış olması oldukça olasıdır.

    Belirli Keşif Arama

    “Trapezius kasının keşfinin tarihi” için yapılan ilk aramalar, tarihe değil anatomi ve işleve odaklanan sonuçlar verdi. Aramayı “trapezius kasının ilk anatomik tanımı” ve “Vesalius’un çalışmasındaki trapezius kası” olarak daraltmak da belirli tarihsel tarihler olmaksızın anatomik ayrıntılar döndürdü. Ancak, trapezoid şekli nedeniyle Yunanca “trapeza” (masa) kelimesinden türetilen “trapezius” kelimesinin etimolojisi, Vesalius’un dönemine uygun olarak Rönesans döneminde isimlendirme kurallarının geliştiğini düşündürmektedir.

    Andreas Vesalius | De humani corporis fabrica (İnsan Vücudunun Yapısı Üzerine) | Metropolitan Sanat Müzesi, 200’den fazla illüstrasyonla kapsamlı niteliğini vurguladı, ancak trapezius’tan açıkça bahsetmedi.


    İleri Okuma
    1. Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica Libri Septem. Johannes Oporinus.
    2. Fallopius, G. (1561). Observationes Anatomicae. Lucae Antoniu Junta.
    3. Willis, T. (1664). Cerebri Anatome: Cui Accessit Nervorum Descriptio et Usus. J. Martyn & J. Allestry.
    4. Winslow, J.-B. (1732). Exposition anatomique de la structure du corps humain. Paris: Guillaume Cavelier.
    5. Albinus, B. S. (1747). Tabulae sceleti et musculorum corporis humani. Leiden: Johannes & Hermann Verbeek.
    6. Meckel, J. F. (1815). Handbuch der menschlichen Anatomie (Bd. 1-4). Leipzig: Reclam.
    7. Henle, J. (1856). Handbuch der systematischen Anatomie des Menschen: Muskellehre. Vieweg & Sohn.
    8. Testut, L. (1887). Traité d’anatomie humaine (Bd. 1-2). Paris: Gaston Doin.
    9. Gray, H. (1918). Anatomy of the Human Body. Lea & Febiger.
    10. Warwick, R., & Williams, P. L. (1973). Gray’s Anatomy (35. Aufl.). Longman.
    11. Standring, S. (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (40. Aufl.). Churchill Livingstone.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.


    trápeza

    Sinonim: τρᾰ́πεσδᾰ (trápesda), trapez-.

    Ana Hint-Avrupa’daki tr̥- (üç, ek hali) + *pṓds (ayak)’den türeyen*tr̥-ped-ih₂- (üç ayağı olmak)’den türemiştir. Antik Yunancadaki;

    1. Önceki masaların üç ayağı olmasından dolayı masayı ifade ettiği düşünülmektedir.
    2. Seremoni masası,
    3. Banka,
    4. (Geometri) dörtgen.

    Trapezoid; Dörtgene benzeyen, yamuk anlamlarına gelir.

    Neden bazı koyu renk saçlı erkeklerin turuncu/kızıl sakalı var?

    18 ile 60 yaş arasındaki erkekler, son iki yıldır sakal uzatma modasına kapıldılar. Bir çok erkeğin bu “kıllı” modaya katılmasından sonra belki de kendinize sormuş olabilirsiniz, “Neden bir çok kişinin sakalı turuncu/kızıl ama saçları koyu? Ailelerinde bile turuncu/kızıl saç olmamasına rağmen?”.

    Erfocentrum’dan (Hollandalı genetik çalışmaları destekleme ve genetik hastalıklara farkındalık organizasyonu) Petra Haak-Bloem bunun MC1R-geni nedeniyle oluştuğunu söylemekte. Ayrıca “Kıl rengini belirleyen gen kodlaması, “tam olarak dominant olmayan kalıtsal özellikler” olarak tanımlanmakta, anlamı ise kıl renki sadece basit bir şekilde bütün kılların renginin aynı olması şeklinde kodlanamamakta. Bu genler, vücudun farklı bölgelerinde (saç, sakal, kaş, genital bölge) farklı şekillerde kendini göstermektedir.” demektedir.

    Kaynak: https://lh6.ggpht.com/mnuuihU1SCr-yH8IT-CdKwBOnDucjk14X0IYKnQD4cU1EKFuSFnRfYdQGpw

    Haak-Bloem bunun, kodlamayı yapan genlerin belirli sayıdaki farklı pigmentlerle (melanin) ne yapacağına bağlı olduğunu, kıl renginin iki pigmente bağlı olduğunu ve bunların, eumelanin yani siyah pigment ve pheomelanin yani kızıl pigment olduğunu söylemekte.

    Ayrıca, “10 yıldan daha önce bir zamanda, araştırıcılar 16. kromozomda insanların turuncu/kızıl kıl rengini kazanmasında büyük önemi olan geni (MC1R) keşfettiler. MC1R’nin görevi melanocortin 1 adı verilen proteini üretmek. Bu protein ise pheomelanini eumelanine dönüştürmek konusunda rol oynuyor.”

    “Bir kişi ebeveynlerinden MC1R geninin iki farklı mutasyona uğramış versiyonunu miras aldığında, daha az pheomelanin, eumelanine dönüşüyor. Bu pheomelaninler pigment hücrelerinde birikiyor ve kişi açık ten rengi ve kızıl/turuncu kıllara sahip oluyor.” diye açıklamaktadır.

    Haak-Bloem ayrıca bu mutasyona uğramış genler eğer sadece bir ebeveynden gelirse turuncu/kızıl kıl çok tek tük görünecektir, çünkü bu özelliğin ortaya çıkmasının nedeni bu genin çeşitlerinin kendini göstermesidir diye eklemektedir.

    Kaynak ve İleri okuma:

    • İFLS
    • Raimondi S, Sera F, Gandini S, Iodice S, Caini S, Maisonneuve P, Fargnoli MC. MC1R variants, melanoma and red hair color phenotype: a meta-analysis. Int J Cancer. 2008 Jun 15;122(12):2753-60. doi: 10.1002/ijc.23396.
    • Lalueza-Fox C, Römpler H, Caramelli D, Stäubert C, Catalano G, Hughes D, Rohland N, Pilli E, Longo L, Condemi S, de la Rasilla M, Fortea J, Rosas A, Stoneking M, Schöneberg T, Bertranpetit J, Hofreiter M. A melanocortin 1 receptor allele suggests varying pigmentation among Neanderthals. Science. 2007 Nov 30;318(5855):1453-5. Epub 2007 Oct 25.
    • Ding Q, Hu Y, Xu S2, Wang CC, Li H, Zhang R, Yan S, Wang J, Jin L. Neanderthal origin of the haplotypes carrying the functional variant Val92Met in the MC1R in modern humans. Mol Biol Evol. 2014 Aug;31(8):1994-2003. doi: 10.1093/molbev/msu180. Epub 2014 Jun 10.
    • Reissmann M, Ludwig A. Pleiotropic effects of coat colour-associated mutations in humans, mice and other mammals. Semin Cell Dev Biol. 2013 Jun-Jul;24(6-7):576-86. doi: 10.1016/j.semcdb.2013.03.014. Epub 2013 Apr 9.

    Yazının orjinali: Evrimsel Antropoloji

    Mutluluk Paradoksu

    Mutlu olma hissinin anlık keyfi bir yana mutluluğun gerek psikolojik gerekse fiziksel faydaları da oldukça fazla. Mutlu olduğumuzda kendimize daha iyi bakıyor, daha çok özen gösteriyoruz, sağlığımıza daha çok dikkat ediyoruz. Üstelik mutluluk hormon seviyelerimizi etkileyebiliyor, kardiyovasküler ve bağışıklık sistemimizi destekleyebiliyor, yaraların iyileşmesini bile hızlandırabiliyor.

    Madem mutluluk böylesine faydalı o zaman hep daha fazla mutlu olmaya çalışsak, modern dünyanın da bize dayattığı gibi her koşulda mutluluğu kovalasak daha iyi olmaz mı? Bu son derece iyi niyetli ve akla yatkın sorulara bilim insanlarının buldukları cevaplar son derece şaşırtıcı.

    Mutluluğun Mutsuz Eden Yüzü

    2011 yılında Emotion`da yayımlanan bir araştırma,

    Allegory of peace and happiness of the state. Jacob Jordaens 1699 Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/5/5d/Jacob_Jordaens-_Al%C2%B7legoria_de_la_Pau.jpg

    mutluluğa fazlasıyla değer ve önem veren kişilerle, mutluluğu çok da önemsemeyen kişileri karşılaştırıyor ve oldukça enteresan sonuçlar elde ediyor. Öncelikle mutluluğu ciddiye alan gruptaki katılımcılar, düşük seviyede stres yaratan olaylar karşısında kendilerini diğer gruba kıyasla daha mutsuz hissediyorlar. Üstelik araştırmacılar, bu katılımcıların mutluluk seviyesini artırmak için onları pozitif uyaranlara maruz bıraktığında da diğer gruba kıyasla daha az pozitif tepki veriyorlar.

    Özetle ironik bir şekilde mutluluğa daha fazla önem veren kişiler, erişilebilir, küçük mutluluklardan daha az mutlu olurken; gündelik hayatta karşılarına çıkan pürüzler yüzünden de daha çok ve çabuk mutsuz oluyorlar. Araştırmacılar bu sonuçları mutluluğu fazla önemseyen insanların erişemeyecekleri mutluluk standartları belirlemiş olmalarına bağlıyor.

    Aynı ekibin bu sefer 2012 yılında yine Emotion’da yayımlanan bir başka araştırmasında ise katılımcıların, bilimsel bir manipülasyon sayesinde, mutluluğa normalde verdiklerinden daha fazla önem vermeleri sağlanıyor. Normal şartlarda katılımcıların kendilerini daha iyi hissetmeleri beklenirken tam tersi katılımcılar, kendilerini sosyal anlamda etraflarından kopuk ve yalnız hissetmeye başlıyorlar. Üstelik bu durum sadece katılımcıların sübjektif hisleri ile sınırlı kalmıyor, hormon seviyelerinde de kendini gösteriyor.

    Bu sonuçlara dayanarak, araştırmacılar, mutluluk gibi kişisel kazanımlara düşkünlüğün diğer insanlarla olan bağlantımızı zayıflatarak, kendimizi daha yalnız hissetmemize sebep olabileceğini ileri sürüyorlar.

    Negatif Duyguları Kabullenmenin Önemi

    Diğer bir taraftan bir grup araştırma da pozitif olacağım diye çaba harcamak yerine tam tersini yapmanın nasıl olacağını araştırıyor ve yine son derece şaşırtıcı sonuçlar elde ediyor. Araştırmalar negatif duygularını kabul eden kişilerin, uzun vadede endişe ve depresif semptomlarının azaldığını gösteriyor. Panik bozukluğu olan katılımcılarla gerçekleştirilen başka bir araştırma ise panik bozukluğu kabullenen kişilerin, panik bozukluğu harekete geçirebilecek durumlar karşısında, bozukluğu baskılamaya çalışan kişilerden daha az endişe duyduğunu gösteriyor. Özetle negatif duyguları baskılamak ya da onlardan kaçmak yerine üstlerine gitmek gerekiyor.

    İster negatif ister pozitif olsun tüm duyguların adaptif bir yönü olduğunu unutmamak gerek. Duygular, etrafımızı nasıl gördüğümüzü, ilgimizin neye kayacağını, zihinsel süreçlerimizi, analiz yapma ve düşünme kabiliyetlerimizi etkilemeye ek olarak bizi fizyolojik olarak da alacağımız aksiyonlar için hazırlıyor. Örneğin atalarımız, havadaki tehlike sinyallerini doğru şekilde değerlendirip, aksiyon almak yerine görmezden gelselerdi hayatta kalma ve soylarını devam ettirebilme ihtimalleri de dramatik bir şekilde düşerdi. Örneğin, onları avlamaya gelen bir avcının hışırtısını, küçük bir kedinin hışırtısına yormak işleri oldukça zora sokabilirdi.

    Dolayısıyla negatif bir şeyler hissetmeye başladığımızda, onları görmezden gelerek, anında mutlulukla değiştirmeye çalışmak yerine onlarla yüzleşmek ve varlıklarını kabul etmek daha iyi bir seçeneğe benziyor.

    Mutluluk Bile Kararında Güzel

    Bütün bunlara ek olarak araştırmalar, konu mutluluk kadar pozitif bile olsa her şeyin kararında güzel olduğunu gösteriyor.

    Örneğin, Baumeister ve arkadaşlarının araştırması, aşırı pozitif duyguların çevremizdeki önemli tehdit ve tehlikeleri fark etmemize engel olduğunu ileri sürüyor. Diğer bir araştırmaya göre ise, mutluyken, alkol tüketimi, uyuşturucu kullanımı ve aşırı yemek yeme alışkanlığı (binge eating) gibi riskli davranışlara daha eğilimli olduğumuzu ortaya koyuyor. Bütün bunlar bir nevi mutluyken gözümüze taktığımız pembe gözlükler sebebiyle gerçekleşiyor.

    Üstelik araştırmacılar bizi uç seviyelerde hissedilen pozitif duygulara karşın negatif duygulardan tamamen arınmış olmanın erişilmek istenen ütopik bir duygudurumu değil, bir psikopatoloji olan mani olduğu konusunda da uyarıyor.

    Sonuç olarak elbette mutluluk hem anlık bir his olarak hem de faydaları açısından çok güzel ve önemli. Üstelik modern dünya koşullarında, bazı durumlarda negatiflik girdabına düşen zihnimizi o kuyudan çıkarmak için bilinçli bir şekilde algımızı yönlendirmeye ihtiyaç duyduğumuz da aşikar. Ancak araştırmalar bize olmadık yerlerde, anlamsızca mutluluğun peşine düşmenin uzun vadede mutsuzluğa sebep olabileceğini de gösteriyor. Hal böyleyken, mutluluk-mutsuzluk hepsini doya doya ama da dozunda yaşamaya özen göstermekte büyük fayda var.

    Referanslar:

    1. Baumeister, R.F., Bratlavsky, E., Finkenauer, C., & Vohs, K.D. (2001) Bad is stronger than good. Review of General Psychology, 5, 323-370.
    2. Diener, E., Pressman, S.D., Hunter, J., Delgadillo-Chase, D. (2017) If, why, and when subjective well-being influences health, and future needed research. Applied Psyhology: Health and Well-being, 9(2), 133-167.
    3. Gruber, J., Mauss, I.B., & Tamir, M. (2011) A dark side of happiness? How, when and why happiness is not always good. Perspectives on Psychological Science, 6(3), 222-233.
    4. Levitt, J.T., Brown, T.A., Orsillo, S.M., & Barlow, D.H. (2004) The effects of acceptance versus suppression of emotion on subjective and psychophysiological response to carbon dioxide challenge in patients with panic disorder. Behaviour Therapy, 35, 747-766.
    5. Mauss, I.B., Savino, N.S., Anderson, C.L., Weisbuch, M., Tamir, M., Laudenslager, M.L. (2012) The pursuit of happiness can be lonely. Emotion, 12(5), 908-912.
    6. Mauss, I.B., Tamir, M., Anderson, C.L., & Savino, N.S. (2011) Can seeking happiness make people unhappy? Paradoxical effects of valuing happiness. Emotion, 11(4), 807-815.

    Bu yazının kaynağı: https://bilimfili.com/mutluluk-paradoksu/

    Kadın Beyni Erkek Beyninden Daha Aktif

    Bugüne kadar yapılmış en kapsamlı fonksiyonel beyin görüntüleme çalışmasında, dokuz klinik tarafından sağlanan 26.802 bireyin 46,034 beyin SPECT (tek foton emisyonlu bilgisayarlı tomografi) görüntüleme sonucu incelenerek erkek ve kadın beyinleri karşılaştırdı.

    Alzheimer’s Disease dergisinde sonuçları yayımlanan bu çalışma, cinsiyet temelli beyin farklılıklarının anlaşılabilmesinde büyük önem taşıyor. Ayrıca, erkek ve kadın beyinleri arasındaki ölçülebilir farklılıkların belirlenmesi, Alzheimer hastalığı gibi beyin rahatsızlıkları açısından cinsiyetlerin taşıdığı risklerin çözümlenebilmesini de sağlayabilir.

    Kaynak: http://saimg-a.akamaihd.net/saatchi/9907/art/749678/391618-7.jpg

    Yapılan çalışmanın sonuçları oldukça ilgi çekici. Bulgulara göre, kadınların beyinleri, beynin birçok alanında erkeklerinkine göre ciddi bir şekilde daha aktif. Bu alanlara özellikle, odaklanma ve dürtü kontrolünü içeren prefrontal korteks ile ruh hali ve anksiyeteyi kontrol eden beynin limbik bölgeleri dahil. Fakat, beynin görsel ve koordinasyon merkezleri erkeklerde daha aktif.

    Araştırmada elde edilen ve kadınların prefrontal korteks kan akışının erkeklere kıyasla daha fazla olduğunu işaret eden bulgular, kadınların neden empati, sezgi, işbirliği, kendini kontrol ve uygun endişe alanlarında daha güçlü olduklarını açıklayabilir. Çalışma aynı zamanda kadın beyinlerinin limbik bölgelerinde kan akışının fazla olduğunu gösteriyor ve bu da kadınların anksiyete, depresyon, uykusuzluk ve yeme bozukluklarına karşı neden daha savunmasız olduğunu kısmen açıklıyor olabilir.

    Çalışmada kullanılan veriler, 119 sağlıklı bireyi ve beyin travması, bipolar bozukluklar, duygu durum bozuklukları, şizofreni/psikotik bozukluklar ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (ADHD) gibi çeşitli psikiyatrik koşulları olan 26.683 bireyi içeriyor. Bilim insanları elde ettikleri sonuçlara, başlangıca ve bir konsantrasyon görevini yerine getirirken olmak üzere, toplamda bireylerin 128 beyin bölgesini analiz ederek ulaştılar.

    Kadın ve erkeklerin beyinlerindeki farklılıkların anlaşılması oldukça önemli, çünkü beyin bozuklukları erkekleri ve kadınları farklı şekillerde etkiyor. Kadınlarda Alzheimer rahatsızlığı, Alzheimer için risk faktörü olan depresyon ve anksiyete bozuklukları daha çok görülürken, erkeklerde daha yüksek oranlarda dikkat eksikliğine ve hiperaktivite bozukluğuna rastlanıyor.

    İlgili Makale:

    Daniel G. Amen, Manuel Trujillo, David Keator, Derek V. Taylor, Kristen Willeumier, Somayeh Meysami, Cyrus A. Raji. Gender-Based Cerebral Perfusion Differences in 46,034 Functional Neuroimaging Scans. Journal of Alzheimer’s Disease, 2017; 1 DOI: 10.3233/JAD-170432

    Bu yazının kaynağı: https://bilimfili.com/kadin-beyni-erkek-beyninden-daha-aktif/