İçeriğe geç
Terminoloji

Fotik hapşırma refleksi

Tanım ve Terminoloji

Fotik hapşırma refleksi, karanlık ya da görece loş bir ortamdan parlak ışığa—en sık güneş ışığına—ani geçişi takiben bir veya birden fazla hapşırma ile karakterize edilen, doğuştan gelen bir duyusal-somatik refleks paternidir. Tıpta yaygın kullanılan şakacı kısaltması ACHOO (Autosomal-dominant Compelling Helio-Ophthalmic Outburst) olup fenomen gündelik dilde “güneş hapşırığı” olarak da anılır. Klinik olarak iyi huyludur; çoğu bireyde kısa süreli, kümelenmiş (genellikle 2–3 kez) hapşırma nöbetleri biçiminde seyreder.

Epidemiyoloji

Toplum temelli gözlemler ve anket çalışmalarına göre fotik hapşırma, farklı popülasyonlarda %18–35 prevalans aralığında bildirilmiştir. Bu geniş aralık; örnekleme farklılıkları, değerlendirme yöntemleri (özbildirim vs. deneysel uyarım), ırksal/etnik dağılımlar ve ışık şiddeti-spektrumu gibi çevresel değişkenlere duyarlılıkla açıklanır. Cinsiyet ve yaşa göre net, tutarlı bir fark saptandığına dair güçlü kanıt yoktur; ergenlik ve erken erişkinlikte fark edilme olasılığı artar, ancak refleks yaşam boyu nispeten stabildir.

Kalıtım ve Genetik

Klinik gözlemler otozomal dominant geçişi destekler: etkilenen bir ebeveyni olan bireylerin yaklaşık yarısında fenotip ortaya çıkar. Bu durum yüksek “penetranslı” tek bir genden ziyade, eşik fenotipini şekillendiren poligenik duyarlaşma ve sinaptik ağ örgütlenmesiyle uyumludur. Küçük-orta ölçekli genom-geniş ilişkilendirme çalışmaları, görsel sinyal işlemleme, parasempatik modülasyon ve trigeminal uyarılabilirlik ile ilişkili aday bölgeler/varyantlar önermiştir; ancak bulgular erken ve popülasyonlar arası tekrarlanma gereksinimi taşır. Genetik belirleyicilik güçlü olsa da, tetiklenme olasılığını ışık yoğunluğu, spektral bileşim ve adaptasyon durumu gibi çevresel etmenler belirgin biçimde modüle eder.

Nörofizyoloji ve Olası Mekanizmalar

Hapşırma, trigeminal afferentler üzerinden beyin sapındaki “hapşırma jeneratörü”nün (lateral medulla ve spinal trigeminal kompleks çevresi) tetiklenmesiyle başlayan ve fasiyal, glossofaringeal, vagal, frenik ve spinal motor çıkış yollarıyla icra edilen koordineli bir motor programdır. Fotik hapşırmada özgül mesele, ışığa ait görsel afferensin bu reflex arkına nasıl “sızdığı”dır. Öne çıkan, birbirini dışlamayan açıklamalar:

  1. Duyusal Çapraz-Etkinleşme (Cross-talk): Karanlıkta adaptasyonu takiben parlak ışıkla retina–optik sinir–pretektal alan–Edinger–Westphal çekirdeği hattı hızla aktive olur. Bu esnada beyin sapında, özellikle spinal trigeminal çekirdek ve komşu retiküler formasyon düzeyinde, ventral-dorsal inter-nöronal ağlar aracılığıyla eşzamanlı uyarılma eşiği düşebilir. Sonuç, trigeminal-nazal afferentlerin eşik-altı aktivitesinin eşik-üstüne taşınmasıdır.
  2. Otonom Genelleşme ve Rinolakrimal Bağlantı: Ani ışık, pupiller ışık refleksiyle birlikte parasempatik çıkışı artırır. Nazal mukozadaki kolinerjik bezler ve damarlar bu çıkışa duyarlıdır; rinolakrimal refleks üzerinden göz yaşarması ve nazal akım artışı, hapşırma eşiğini düşürür.
  3. Temporal Dinamikler ve Adaptasyon: Tipik olarak hapşırma ilk 1–2 saniye içinde ortaya çıkar; ışığa kademeli maruziyet ya da ön-adaptasyon, trigeminal ağlarda kısa süreli sinaptik kazanımı (short-term facilitation) sınırlayarak refleksi zayıflatır.

Bu çerçeve, fotik hapşırmanın “uyarıcı genliği × ağ eşiği” etkileşiminde doğan bir kapı-denetim fenomeni olduğunu ima eder.

Tetikleyiciler ve Fenomenoloji

  • Birincil tetikleyici: Doğal güneş ışığının ani ve şiddetli bileşeni (özellikle kısa dalga boyu–mavi spektrum).
  • Yapay ışık kaynakları: Halojen/LED projektörler, fotoğraf flaşları, oftalmolojik yarık lamba ve fundus fotoğrafı ışıkları, diş hekimliği lambaları.
  • Bağlamsal etmenler: Karanlık ortamdan açık havaya çıkış, tünel çıkışları, kayak/deniz yüzeyinden yansıyan glare, geniş açılı polarize edilmemiş parlaklık.
  • Atak örüntüsü: Çoğu bireyde 1–3 ardışık hapşırma; daha uzun kümeler nadirdir. Göz yaşarması, kısa süreli burun kaşıntısı ve fotofobi eşlik edebilir.

Klinik Önemi ve Güvenlik

Fenomen, benign karakterlidir; ancak refleksif göz kapanması ve postüral sarsılma, araç kullanımı, motosiklet/scooter sürüşü, yüksek irtifa/kenar çalışmaları, mikroskopi veya hassas cerrahi-teknik işlemler sırasında durumsal risk doğurabilir. Tünel çıkışları, yansımalı yüzeyler ve alçak açı güneş ışığı (sabah-akşam) yüksek riskli anlardır. Nadiren, ardışık hapşırma sırasında Valsalva-benzeri intratorasik basınç dalgalanmaları presenkopik hissi artırabilir; altta yatan kardiyovasküler kırılganlığı olanlarda dikkat gerekir.

Uyarı: Hapşırmayı burun ve ağız tamamen kapalı iken “tutmaya” çalışma, orta kulak barotravması, subkonjonktival hemoraji ve hatta servikal yumuşak doku hasarı riskini artırır; önerilmez.

Ayırıcı Tanı

Fotik hapşırma, ışıkla tetiklenen, kısa süreli, tekrarlayıcı hapşırma formülasyonuyla tanınır. Aşağıdakilerle karışabilir:

  • Alerjik rinit / mevsimsel rinit: Hapşırma uzun sürer, burun akıntısı-kaşıntı daha baskındır; ışık yerine alerjenle tetiklenir.
  • Vazomotor (non-alerjik) rinit: Sıcak/soğuk hava, koku ve irritanlarla artar; ışığa özgüllük yoktur.
  • Gustatuvar rinit / “Snatiation”: Büyük öğün sonrası hapşırma; otonom refleks farklıdır.
  • Fotofobik baş-göz durumları: Migren ve yüzeyel oküler hastalıklarda ışık rahatsızlığı belirgindir; hapşırma belirti spektrumunda ön planda değildir.
  • İlaç etkileri: Işığa duyarlılığı artıran ajanlar (nadiren) fotik tetiklenmeyi kolaylaştırabilir; tipik bir özellik değildir.

Ayırıcı tanı çoğunlukla öykü ile yapılır; fizik muayene ve test gerektirmez. Işığa standartlaştırılmış uyarım protokolleri araştırma amaçlı kullanılabilir.

Yönetim: Kanıta Dayalı Prensipler ve Pratik Öneriler

Farmakolojik spesifik tedavi yoktur. Yönetim, tetikleyiciyi azaltma ve refleks eşiğini yükseltmeye yöneliktir:

  1. Işık hijyeni ve görsel stratejiler
    • Karanlıktan aydınlığa çıkmadan 1–2 saniye önce bakışı yere veya gölgeye yöneltme, gözleri kısma ya da kısa süreli göz kapatma.
    • Kademeli maruziyet (pre-adaptasyon): Kapı eşiklerinde/araç içinde önce gölgeye bakıp ardından parlak alana dönme.
    • Polarize güneş gözlüğü ve yeterli kategori (UV400, yüksek VLT filtre sınıfı) camlar; su, kar ve cam yansımalarında özellikle etkili.
    • Araç kullanımında tünellerden çıkışta güneşlikleri önceden ayarlama; takip mesafesini artırma.
  2. Davranışsal manevralar
    • Hapşırma “gelirken” nazal vestibülü nazikçe ovalamak veya yumuşak damakta kısa süreli yutkunma/nefes düzenleme, bazı kişilerde eşiği yükseltebilir (kanıt düzeyi düşüktür).
    • Hapşırmayı basınçla baskılamaya çalışma yerine, güvenli bir pozisyonda serbest bırakmak.
  3. İş güvenliği bağlamı
    • Pilotlar, sürücüler, cerrahlar, endüstriyel işçiler için işyeri eğitimi ve uygun göz koruyucu donanım sağlanması.
    • Atakların kümelendiğini bildiren kişilerde görev dağılımı ve mikro-mola/ışık adaptasyonu planlaması.
  4. Eşlik eden rinit yönetimi
    • Eş zamanlı alerjik/non-alerjik rinit varsa, standart tedavileri (intranasal kortikosteroid, tuzlu su irrigasyonu, tetikleyici kaçınması) nazal eşiği yükselterek fotik hapşırmanın şiddetini dolaylı olarak azaltabilir. Antikolinerjik intranazal ajanlar (ipratropium) selektif olarak rinore üzerinde etkilidir; fotik hapşırmanın kendisine etkisi kişiden kişiye değişkendir.

Prognoz

Fotik hapşırma refleksi stabil, iyi huylu ve yaşam kalitesi üzerinde genellikle hafif etkili bir özelliktir. Çoğu kişi öngörü ve alışkanlıklarla tetiklenmeyi yönetebilir. Zaman içinde tamamen kaybolması nadirdir, ancak kişisel farkındalık ve ışık yönetimi ile fonksiyonel etkisi minimalize olur.

Araştırma Gündemi

  • Nöroanatomik eşleştirme: İnsan beyin sapında görsel-trigeminal ağların fonksiyonel bağlantısının ileri görüntüleme ile haritalanması.
  • Genetik çoğulluk ve etkileşim: Poligenik riskin çevresel ışık parametreleriyle (spektral dağılım, parlaklık dinamikleri) nicel etkileşimi.
  • Standart uyarım protokolleri: Klinik ve araştırma kullanımına uygun, güvenli ve tekrarlanabilir fotik uyarım testleri.
  • Koruyucu optikler: Spektral seçici filtrelerin (özellikle kısa dalga boyu baskılayan lensler) randomize değerlendirmeleri.


Keşif

Antikçağda bir soru: “Güneşe bakınca niçin hapşırırız?”

MÖ 4. yüzyılda Aristoteles, Problemata’da güneşe bakmanın hapşırmayı nasıl tetiklediğini sorunsallaştırdı; onun açıklaması, ısının ve burun içi “nemin” hareketinin hapşırmayı doğurduğu varsayımına dayanıyordu. Bu, fenomeni sistematik biçimde adlandırmasa da, “ışık–hapşırma” bağını yazılı kültüre sabitleyen ilk kayıt olarak bilgi tarihine girdi. Üç yüzyıl sonra, 17. yüzyıl başında Francis Bacon aynı bilmecenin peşine düştü; güneşin “ısısı”na karşı gözleri kapalıyken hapşırmanın kaybolduğunu göstererek Aristoteles’in ısı hipotezini zarif bir gözlemle zayıflattı ve gözyaşının buruna akıp hapşırmayı tetiklediği bir “göz–burun” açıklaması önerdi. Bu ikinci açıklama da bugün fizyolojik hız karşılaştırmalarıyla (göz yaşarmasının, hapşırmadan daha yavaş gelişmesi) yetersiz kabul ediliyor; ama Bacon’ın deneysel sezgisi, fenomeni ısıdan ziyade “ışık” ile ilişkilendirmesi bakımından modern çizgiye daha yakındı.

Klinik dile girişi: ad koyan hekim ve ilk olgular (1950’ler–1960’lar)

Fenomen modern tıp literatürüne 1954’te Jean Sédan’ın Fransızca “réflexe photo-sternutatoire” (fotosternutatör refleks) başlıklı kısa notuyla girdi; Sédan’ın oftalmoskop ışığıyla hastalarında yineleyici hapşırma gözlemleri, “burun”dan çok “göz–ışık” eksenine dikkat çeken bir dönüm noktasıydı. 1964’te Henry C. Everett, Neurology’de yayımladığı çalışmayla “photic sneeze effect” terimini dolaşıma soktu, sıklık tahminlerini verdi ve tetiklenmenin “ani parlaklık değişimi” ile yakın bağını vurguladı. Kısa süre sonra bir JAMA notu da konuyu klinik dikkat alanında tuttu. Bu iki isim—Sédan ve Everett—modern klinik kayıt zincirinde refleksi “adı olan” bir olguya dönüştüren öncülerdir.

Kalıtımın izi: soy ağaçları, akronimler ve toplum örnekleri (1970’ler–1980’ler)

1978’de W. R. Collie, R. A. Pagon, J. G. Hall ve M. H. Shokeir, Birth Defects dizisinde bugün popüler kısaltma olan ACHOO’yu (Autosomal-dominant Compelling Helio-Ophthalmic Outburst) türetti ve aktarımın otozomal dominant olduğunu vurguladı. 1983’te Lars Beckman ve Ingemar Nordenson, İsveçli kan vericilerde yaklaşık dörtte bir sıklık bildirdi; 1984’te Stephen J. ve Laura A. Peroutka, New England Journal of Medicine’da otozomal dominant geçişi aile düzeyinde belgeleyen mektuplarını yayımladı; 1985’te J. M. Forrester, Birleşik Krallık örnekleminde %25’e varan yaygınlık ve soy ağaçlarını raporladı. Böylece fenomen, “nadir merak” konumundan çıkıp kalıtsal, oldukça yaygın bir özellik olarak haritalanmaya başladı.

1990’larda sentez ve risk bilinci: derlemeler ve pilotlar

1990’ların başı, bir yandan literatürün ilk kapsamlı derlemelerini, öte yandan mesleki risklere dair uyarıları getirdi. B. W. Whitman ve R. J. Packer’ın Neurology’deki değerlendirmesi, hem tarihçeyi hem de mekanizma hipotezlerini toparladı. R. A. Breitenbach ve arkadaşlarının Military Medicine’deki çalışması ise, jet pilotlarında parlak güneş ve yansımalı yüzeylerin (deniz, kar) kritik anlarda beklenmedik hapşırma riskini büyütebileceğini gündeme taşıdı. Bu yıllarda perioküler enjeksiyonlar ve mikroskopik ışık altında beklenmedik hapşırmayı konu eden oftalmoloji yazıları da artmaya başladı.

Mekanizmaya açılan sinirbilim penceresi: 2010’ların başı

2010’da Nicolas Langer ve ekibi, fotik hapşırıcılarla yapılan EEG çalışmasında görsel korteks duyarlılığının ve ışıkla tetiklenen co-aktivasyon örüntülerinin, “optik–trigeminal eşik taşması” fikrini destekler biçimde farklılaştığını gösterdi. Bu bulgular, “görsel afferens → beyin sapı trigeminal ağ” hattında kısa süreli çapraz etkinleşme (cross-talk) ve otonom eşik değişimleriyle uyumlu bir nöral çerçeveyi güçlendirdi. Aynı yıllarda derlemeler, parasempatik genelleşme ve nazolakrimal aracılı mekanizmaların da olası katkılarını tartışıyordu. (PMC)

Genetiğin sahneye gelişi: 23andMe GWAS’ı ve ardılları (2010–günümüz)

2010 tarihli geniş katılımlı bir GWAS (23andMe; PLoS Genetics), fotik hapşırma fenotipiyle ilişkili bir dizi SNP sinyali bildirdi; bu, “tek genli, yüksek penetranslı” bir modelden ziyade poligenik yatkınlık fikrini güçlendirdi. 2019’da Wang ve ark. (Scientific Reports), Çin örnekleminde genom çapında ilişkilendirmeyi genişletti. Tüm bu veriler, klinik gözlemlerden bilinen otozomal dominant kalıtım desenini “risk alelleri birikimi” ile bağdaştıran modern bir açıklama yönünde kümelendi.

Güncel klinik alanlar: oftalmoloji, yönetim ve tetik parametreleri

Oftalmoloji pratiği (yarık lamba, indirekt oftalmoskopi, cerrahi mikroskop) parlak ışıkla yakın temasta olduğundan, peribulber/retrobulber enjeksiyon sırasında ani hapşırma olasılığına dikkat çeken vaka ve dizi raporları birikti; 2019’da Bobba ve arkadaşları, philtrum bası tekniği ile tetiklenmeyi azaltmaya dönük pratik bir manevra önerdiler. 2023’te Shetty ve arkadaşları, oftalmolojide fotik hapşırmanın etkilerine ve önlemlerine odaklanan bir gözden geçirme yayımladı. Deneysel tarafta, uyaran şiddeti/spektrumu/zamanlamasının tetik olasılığını nasıl şekillendirdiğine dair protokoller ve (2025 tarihli) laboratuvar içi parametreleştirmeler, “hangi ışık, ne hızda, hangi adaptasyon düzeyinde?” sorusunu nicelleştirmeye başladı.

Hikâyenin öznesi olan isimler: bir zaman çizelgesi

  • Aristoteles (MÖ 4. yy): Güneşe bakma ve hapşırma üzerine ilk yazınsal soru. Francis Bacon (1626/1635): Gözleri kapatma deneyiyle ısı hipotezini sarsan erken modern yeniden yorum.
  • Jean Sédan (1954): “Réflexe photo-sternutatoire” terimini ortaya koyan klinik not; oftalmoskop ışığıyla tetiklenen hapşırmaların sistematik kaydı. Henry C. Everett (1964): “photic sneeze effect” ifadesi ve ilk kapsamlı klinik karakterizasyon.
  • W. R. Collie – R. A. Pagon – J. G. Hall – M. H. Shokeir (1978): ACHOO akronimini literatüre sokan ve otozomal dominant aktarımı adlandıran ekip. L. Beckman – I. Nordenson (1983), S. & L. Peroutka (1984), J. M. Forrester (1985): toplum temelli prevalans ve soy ağaçlarıyla kalıtımın somutlanması.
  • B. W. Whitman – R. J. Packer (1993): literatür panoraması; R. A. Breitenbach ve ark. (1993): savaş pilotlarında risk. İlgili oftalmoloji raporları (1990’lar): perioküler girişimler sırasında beklenmedik hapşırma.
  • N. Langer ve ekibi (2010): EEG ile görsel korteks duyarlılığı ve olası çapraz etkinleşme. 23andMe/Eriksson (2010) ve Wang (2019): fotik hapşırmanın GWAS haritası. Bobba (2019) ve Shetty (2023): klinik yönetim ve oftalmolojide pratik etkiler.

Bugüne bağlanan ipuçları ve araştırma ufku

Günümüzde hikâye, üç eksende ilerliyor:

  1. Duyusal ağ dinamikleri: Görsel afferensin beyin sapı trigeminal ağlarına “yanlış yönlendirilmesi” olasılığını, zaman çözünürlüklü EEG ve—ileride—fonksiyonel beyin sapı görüntüleme teknikleriyle sınama.
  2. Genetik mimari: 2010 sonrası GWAS’ların işaret ettiği çoklu lokusların (örn. kromozom 2 ve 15 bölgeleri) bağımsız kohortlarda tekrarı ve işlevsel yorumlanması.
  3. Uyarım ekolojisi: Işığın şiddet–spektrum–artış hızı ve bireyin ön-adaptasyonu gibi parametrelerin tetik olasılığına katkısının, kontrollü laboratuvar protokollerinde nicelleştirilmesi; klinikte, göz koruyucular, ışık geçişini yumuşatma ve mikromanevralar gibi düşük maliyetli önlemlerin standardizasyonu.

İleri Okuma
  • Sédan J. (1954). Réflexe photo-sternutatoire. Revue d’Otoneuro-Ophtalmologie, 26(2):123–126.
  • Everett H. C. (1964). Sneezing in response to light. Neurology, 14(5):483–490. https://doi.org/10.1212/WNL.14.5.483
  • Collie W. R., Pagon R. A., Hall J. G., Shokeir M. H. K. (1978). ACHOO syndrome (autosomal dominant compelling helio-ophthalmic outburst syndrome). Birth Defects: Original Article Series, 14(6B):361–363.
  • Beckman L., Nordenson I. (1983). Individual differences with respect to the sneezing reflex: an inherited physiological trait in man? Human Heredity, 33(6):390–391.
  • Peroutka S. J., Peroutka L. A. (1984). Autosomal dominant transmission of the “photic sneeze reflex”. New England Journal of Medicine, 310(9):599–600.
  • Forrester J. M. (1985). Sneezing on exposure to bright light as an inherited response. Human Heredity, 35(2):113–114.
  • Lang D. M., Howland W. C. III (1987). Solar sneeze reflex. JAMA, 257(10):1330–1331. https://doi.org/10.1001/jama.1987.03390100068019
  • Askenasy J. J. M. (1990). The photic sneeze. Postgraduate Medical Journal, 66(781):892–893. https://doi.org/10.1136/pgmj.66.781.892
  • Smith R. (1990). Photic sneezes. British Journal of Ophthalmology, 74(12):705.
  • Katz B., Melles R. B., Swenson M. R., Schneider J. A. (1990). Photic sneeze reflex in nephropathic cystinosis. British Journal of Ophthalmology, 74(12):706–708.
  • Whitman B. W., Packer R. J. (1993). The photic sneeze reflex: literature review and discussion. Neurology, 43(5):868–871. https://doi.org/10.1212/WNL.43.5.868
  • Breitenbach R. A., Swisher P. K., Kim M. K., Patel B. S. (1993). The photic sneeze reflex as a risk factor to combat pilots. Military Medicine, 158(12):806–809.
  • Abramson D. C. (1995). Sudden unexpected sneezing during the insertion of peribulbar block under propofol sedation. Canadian Journal of Anaesthesia, 42(8):740–743. https://doi.org/10.1007/BF03012675
  • Wessels I. F., Wessels D. A., Zimmerman G. J. (1999). The photic sneeze reflex and ocular anesthesia. Ophthalmic Surgery and Lasers, 30(3):208–211. https://doi.org/10.3928/1542-8877-19990301-10
  • Yarrow S. (2003). General anaesthesia and the photosternutatory reflex. Anaesthesia, 58(9):925–926. https://doi.org/10.1046/j.1365-2044.2003.03362_18.x
  • Ahn E. S., Mills D. M., Meyer D. R., Stasior G. O. (2008). Sneezing reflex associated with intravenous sedation and periocular anesthetic injection. American Journal of Ophthalmology, 146(1):31–35.
  • Hydén D., Arlinger S. (2009). On light-induced sneezing. Eye, 23(11):2112–2114. https://doi.org/10.1038/eye.2009.165
  • Morley A. M. S., Jazayeri F., Ali S., Malhotra R. (2010). Factors prompting sneezing in intravenously sedated patients receiving local anesthetic injections to the eyelids. Ophthalmology, 117(5):1032–1036.
  • Langer N., Beeli G., Jäncke L. (2010). When the Sun Prickles Your Nose: an EEG study identifying neural bases of photic sneezing. PLOS ONE, 5(2):e9208. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0009208
  • Eriksson N., Macpherson J. M., Tung J. Y., et al. (2010). Web-based, participant-driven studies yield novel genetic associations for common traits. PLOS Genetics, 6(6):e1000993. https://doi.org/10.1371/journal.pgen.1000993
  • Kulas P., Hecker D., Schick B., Bozzato A. (2017). Investigations on the prevalence of the photo-induced sneezing reflex in the German population. European Archives of Oto-Rhino-Laryngology, 274(3):1721–1725.
  • Sasayama D., Asano S., Nogawa S., et al. (2018). A genome-wide association study on photic sneeze syndrome in a Japanese population. Journal of Human Genetics, 63(6):765–768. https://doi.org/10.1038/s10038-018-0441-z
  • Wang M., Sun X., Shi Y., Song X., Mi H. (2019). A genome-wide association study on photic sneeze reflex in the Chinese population. Scientific Reports, 9(1):4993. https://doi.org/10.1038/s41598-019-41551-0
  • Bobba S., Spencer S. K. R., Fox O. J. K., Agar A., Coroneo M. T., Francis I. C. (2019). Management of the photic sneeze reflex utilising the philtral pressure technique. Eye, 33:1186–1187. https://doi.org/10.1038/s41433-019-0368-4
  • Sasayama D., Asano S., Nogawa S., et al. (2019). Possible association between photic sneeze syndrome and migraine and psychological distress. Neuropsychopharmacology Reports, 39:217–222. https://doi.org/10.1002/npr2.12067
  • Shetty P. A., Bhat S., Jain V., et al. (2023). Implication of photic sneeze reflex in ophthalmology. Indian Journal of Ophthalmology, 71(6):2629. https://doi.org/10.4103/IJO.IJO_107_23
  • Trinkl J., Plank T., Töllner T., Hutzler F., Furlan M. (2025). Stimulus conditions eliciting sneezing in response to bright light. Experimental Brain Research. https://doi.org/10.1007/s00221-024-06988-4


Yorum Yaz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.