pubes

Sinonim: pubis, pūber, pūbis, pūbes

Latincedeki anlamları:

  • Yetişkin,
  • Ergin,
  • Olgun,
  • Tüylü (bitkilerin)
Sayı Tekil Çoğul
Hal/ Cinsiyet Mask./Fem. Nötr Mask./Fem. Nötr
nominatif pūbes pūberēs pūberia
genitif pūberis pūberium
datif pūberī pūberibus
akusatif pūberem pūbes pūberēs pūberia
ablatif pūberī pūberibus
vokatif pūbes pūberēs pūberia

Dense bodies

Yoğun Cisimcikler de denir.

Aktin ve intermediaerfilamentleri sağlamlaştıran yapıya dense bodies denir.(Bkz; dense) (Bkz; bodies

Miyozin ve aktin, düz kas hücreleri arasında uzanan sürekli gerilme yapı zincirlerinin kasılmasını sağlayan kısımlarıdır.

Düz kas hücrelerindeki kasılma birimleri, kuvvetin iletilmesinde ve hücrenin yapısal bütünlüğünün korunmasında çok önemli bir rol oynayan yoğun cisimler tarafından tutturulur. İşte yoğun cisimlerin yapısı ve işlevi hakkında bazı önemli noktalar:

Aktin Filamentlerinin Bağlanması: Kasılma mekanizmasının bir parçası olan aktin filamentleri yoğun cisimlere bağlanır. Bu bağlanma, yoğun cisimlerde bol miktarda bulunan bir protein olan α-aktinin tarafından kolaylaştırılır. Bağlantı, ince filamentlerin kas kasılması sırasında kuvvet uygulamasına izin verir.

Ara Filamentler: Yoğun cisimler ayrıca esas olarak vimentin ve desminden oluşan ara filamentler içerir. Bu ara filamentler ince filamentler için ek bağlantı noktaları sağlar ve hücrenin genel stabilitesine katkıda bulunur.

Hücre İskeleti ile Koordinasyon: Yoğun cisimler, hücre iskeletinde bulunan bir aktin türü olan β-aktin ile ilişkilidir. Bu durum, yoğun cisimlerin hem kasılma mekanizmasından hem de hücre iskeletinden gelen mekanik stresleri koordine ve entegre ederek düz kas hücresinin genel mekanik tepkisine katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir.

Elektron Yoğunluğu: Yoğun cisimler, yüksek elektron yoğunlukları nedeniyle elektron mikroskobu altında daha koyu görünür. Bu özellikleri nedeniyle bazen elektron yoğun olarak da adlandırılırlar.

Ara Filamentlerle Bağlantı: Ara filamentler, düz kas hücresinin hücre zarındaki (sarkolemma) fokal adezyonlar olarak da bilinen adherens kavşaklarına yapışan yoğun cisimler aracılığıyla diğer ara filamentlere bağlanır. Bu yapışık bağlantılar α-aktinin, vinculin ve hücre iskeleti aktin gibi proteinlerden oluşur.

Dağılım ve Organizasyon: Adherens bağlantıları, düz kas hücresini kaburga benzeri bir düzende çevreleyen yoğun bantların etrafına dağılmıştır. Yoğun plaklar olarak da adlandırılan bu yoğun bantlar, hücre zarının kaveol adı verilen çok sayıda invajinasyon içeren bölgeleri ile dönüşümlüdür.

Kuvvet İletimi: Aktin ve miyozin kompleksleri kasıldığında, üretilen kuvvet yoğun bantlara bağlanan ara filamentler aracılığıyla sarkolemmaya iletilir. Bu kuvvet iletimi, düz kas hücrelerinin koordineli bir şekilde kasılmasını ve gevşemesini sağlar.

Yoğun cisimler, düz kas hücrelerinin yapısal bütünlüğünün ve işlevsel özelliklerinin korunmasında kritik bir rol oynar. Aktin filamentleri ve ara filamentler için bağlantı noktaları sağlayarak kuvvet iletimini kolaylaştırır ve hücrenin genel mekanik özelliklerine katkıda bulunurlar.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Substantia compacta

Substantia Compacta (Kompakt Kemik Dokusu)

  • Substantia compacta, “yoğun madde” anlamına gelir; kemiğin dış kısmında yer alan, sıkıca paketlenmiş lamellerden oluşan kompakt bir yapıdır.
  • Substantia compacta, doğrudan periosteumun (kemik zarı) altında bulunur ve kemiğin ana destek ve koruyucu tabakasını oluşturur.
  • Morfolojik olarak, iç kısımdaki daha gevşek ve gözenekli yapıdaki süngerimsi kemikten (substantia spongiosa) kolaylıkla ayırt edilebilir.
  • Kompakt kemik, toplam kemik kütlesinin yaklaşık %80’ini oluşturur; sertlik ve dayanıklılığının nedeni yüksek mineral içeriğidir.
  • Ana yapısal birimi osteon veya Havers sistemi olarak adlandırılır; osteonlar, merkezi bir Havers kanalı etrafında dairesel olarak düzenlenmiş lamellerden meydana gelir.
  • Havers kanalları boyunca kan damarları ve sinirler bulunur; bunlar, kemiğin beslenmesi ve metabolik gereksinimleri için gereklidir.
  • Osteonların çevresinde, kemik hücreleri olan osteositler, lakünler içinde yer alır ve kanaliküller aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurar.
  • Kompakt kemiğin bazı bölgelerinde, kemiği besleyen kan damarlarının geçtiği küçük açıklıklar bulunur; bunlara foramina nutricia (besleyici delikler) adı verilir.
  • Foramina nutricia, kemiklerin kanlanmasını sağlayan arter, ven ve sinirlerin geçişine olanak tanır; bunların yeri ve sayısı kemikten kemiğe değişiklik gösterir.
  • Kompakt kemikte, dışa yakın bölgelerde circumferential lamellae (çevresel lameller), iç kısımlarda ise interstitial lamellae (aralıklı lameller) yer alır; bunlar osteonlar arasında bulunur ve yapının bütünlüğünü destekler.

Histolojik Özellikler

  • Substantia compacta, esas olarak lamelli kemikten oluşur; bu lameller, kollajen liflerinin ve hidroksiapatit kristallerinin düzenli sıralanmasıyla karakterizedir.
  • Osteonlar, histolojik olarak en küçük fonksiyonel birimlerdir; her osteon, ortasındaki Havers kanalı ve etrafındaki konsantrik lamellerden oluşur.
  • Havers kanalları, Volkmann kanalları ile birbirine ve periosteuma bağlanır; Volkmann kanalları daha çok transvers (enine) yönde ilerler.
  • Osteositler, kemik matrisine gömülüdür ve ince kanaliküllerle birbirine ve kan damarlarına ulaşır; bu sayede besin ve metabolit alışverişi sağlanır.
  • Kompakt kemiğin lamelleri arasında aralıklı olarak osteoklastlar ve osteoblastlar da bulunabilir; bu hücreler, kemik remodelingi ve onarımında önemli rol oynar.
  • Substantia compacta, yük taşıma kapasitesi yüksek olan kemik bölgelerinde daha kalın ve belirgindir; özellikle uzun kemiklerin diyafiz kısmında yoğun olarak bulunur.

Keşif
  • Kemik dokusunun yoğun kısmı olarak bilinen substantia compacta, tıp tarihinin en eski dönemlerinden itibaren, iskeletin dayanıklılığı ve yapısal bütünlüğünün temel taşı olarak dikkat çekmiştir.
  • Antik Yunan ve Roma dönemlerinde kemik yapısının genel farkı bilinse de, substantia compacta ve substantia spongiosa ayrımı mikroskop öncesi dönemde sadece gözlemlenebilir morfolojik farklılıklarla sınırlıydı.
  • 17. yüzyılda mikroskobun keşfi, kemik histolojisinin anlaşılmasında devrim niteliğinde olmuştur. İngiliz bilim insanı Robert Hooke (1635-1703), kendi geliştirdiği bileşik mikroskobu ile kemik dokusunu inceleyerek kemiklerdeki ilk yapısal birimleri tanımlamıştır. Hooke, kemiklerin “gözenekli ve yoğun” bölgelerden oluştuğunu gözlemlemiştir.yüzyılda, kemik yapısı hakkındaki bilgiler artmaya başlamış, özellikle Albrecht von Haller (1708-1777) gibi anatomiye katkı sağlayan araştırmacılar, kemiklerin lamellerden oluşan kompleks bir yapısı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
  • 19. yüzyılda kemik histolojisi çalışmaları hız kazanmış, 1830’larda Jean Cruveilhier ve Franz Leydig gibi anatomistler, kemiklerin lamellerden ve küçük “kanalcıklardan” oluştuğunu ayrıntılı şekilde betimlemiştir.
  • Clopton Havers (1657-1702), 1691 yılında yayımladığı çalışmasında, kemiklerdeki konsantrik yapıları ve bu yapılar arasındaki kanalları tanımlamış, bu kanallara sonradan “Havers kanalları” adı verilmiştir. Havers, substantia compacta’daki damarları ve onların beslenmedeki rolünü ilk defa bilimsel olarak ortaya koymuştur.
  • 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Alman anatomist Christian Gottfried Ehrenberg ve Fransız anatomist Charles Robin, kemik lamellerinin ve osteositlerin lakünler içindeki varlığını detaylandırmıştır.yüzyılın sonlarına doğru, Ernst Neumann gibi araştırmacılar kemik iliği, besleyici damarlar ve foramen nutricium gibi yapıları detaylı biçimde incelemişlerdir.
  • 20. yüzyılda gelişen ileri mikroskopi teknikleri ve doku boyama yöntemleri sayesinde, osteonların üç boyutlu yapısı ve osteositlerin kanaliküllerle bağlantısı kesin olarak gösterilmiştir.
  • Modern dönemde, substantia compacta’nın mekanik özellikleri, mikroyapı düzeyinde yapılan araştırmalar ile sayısal olarak değerlendirilmiş, biyomekanik ve doku mühendisliği açısından kemiklerin dayanıklılık mekanizması anlaşılmıştır.
  • Substantia compacta’nın hem anatomik hem de histolojik detayları, günümüzde insan anatomisinin temel yapı taşlarından biri olarak kabul edilmekte ve tıpta, ortopedide, diş hekimliğinde ve adli bilimlerde hayati rol oynamaktadır.


İleri Okuma
  1. Havers, C. (1691). Osteologia Nova, or some New Observations of the Bones. London: Printed by Samuel Smith.
  2. von Haller, A. (1757). Primae lineae physiologiae. Lausanne: Bousquet & Soc.
  3. Cruveilhier, J. (1834). Anatomie descriptive. Paris: J.-B. Baillière.
  4. Leydig, F. (1857). Lehrbuch der Histologie des Menschen und der Thiere. Frankfurt: Meidinger Sohn & Comp.
  5. Robin, C. (1858). Du développement et de la structure des os. Journal de l’anatomie et de la physiologie normales et pathologiques de l’homme et des animaux, 1, 1-45.
  6. Neumann, E. (1869). Über die Bedeutung des Knochenmarks für die Blutbildung. Centralblatt für die medizinischen Wissenschaften, 7(30), 321-323.
  7. Gray, H. (1918). Anatomy of the Human Body. Philadelphia: Lea & Febiger.
  8. Bloom, W., & Fawcett, D. W. (1975). A Textbook of Histology (10th ed.). Saunders.
  9. Standring, S. (Ed.). (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (40th ed.). Churchill Livingstone.
  10. Ross, M. H., & Pawlina, W. (2011). Histology: A Text and Atlas (6th ed.). Lippincott Williams & Wilkins.
  11. Junqueira, L. C., & Carneiro, J. (2013). Basic Histology: Text & Atlas (13th ed.). McGraw-Hill.
  12. Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2018). Clinically Oriented Anatomy (8th ed.). Wolters Kluwer.
  13. Standring, S. (Ed.). (2020). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (42nd ed.). Elsevier.
  14. Saladin, K. S. (2020). Anatomy & Physiology: The Unity of Form and Function (9th ed.). McGraw-Hill Education.

Fosfolipidler

Fosfolipidler, özellikle de gliserofosfolipidler hakkında sunduğunuz bilgiler, kimyasal yapılarını, özelliklerini ve biyoloji ve farmasötik uygulamalardaki rollerini kapsamaktadır. Aşağıda, yapısal detaylar, biyolojik işlevler ve çeşitli endüstrilerdeki kullanımları da dahil olmak üzere temel hususlar üzerinde çapraz kontrol edilmiş ve genişletilmiş bir açıklama yer almaktadır.

Kimyasal Yapı ve Özellikler

Fosfolipidler, hücre membranlarının yapısal çerçevesini oluşturan kritik bir lipid sınıfıdır. Hidrofilik (polar) başları ve hidrofobik (polar olmayan) kuyrukları ile amfifilik doğaları, yerleştirildikleri ortama bağlı olarak çift tabakalar, miseller veya lipozomlar oluşturmalarına izin verir. Bu kendi kendine birleşme davranışı, hidrofilik başların sulu ortama baktığı ve hidrofobik kuyrukların sudan uzak tutulduğu biyolojik membranların oluşumu için esastır.

Bileşenler:

  1. Gliserol Omurgası: Gliserofosfolipidler, çekirdek yapıyı oluşturan bir gliserol molekülünden türetilir.
  2. Yağ Asitleri: İki yağ asidi molekülü gliserol omurgasına ester bağları aracılığıyla bağlanır. Bu yağ asidi zincirleri hidrofobik kuyruk bölgesini oluşturur. Bu yağ asitlerinin uzunluğu ve doygunluk derecesi membranın akışkanlığını etkiler.
  3. Fosfat Grubu: Gliserol molekülünün üçüncü karbonuna bir fosfat grubu bağlanır ve hidrofilik başa polar özelliklerini verir.
  4. Alkol Grubu: Fosfat grubu genellikle bir alkole bağlıdır, örneğin:
  • Kolin (fosfatidilkolin oluşturur)
  • Etanolamin (fosfatidiletanolamin oluşturur)
  • Serin (fosfatidilserin oluşturur)
  • İnositol (fosfatidilinositol oluşturur)
    Her bir alkol, biyolojik membranlardaki fosfolipidin spesifik özelliklerine ve işlevlerine katkıda bulunur.

Amfifilik:

Fosfolipidlerin amfifilik doğası, hücresel membranların temeli olan bilayer gibi yapılar oluşturmalarını sağlar. Hidrofilik baş kısımlar hücrenin içindeki ve dışındaki sulu ortamla etkileşime girerken, hidrofobik kuyruklar birbirleriyle etkileşime girerek seçici bir bariyer oluşturur.

Temsili Fosfolipidler:

  • Fosfatidilkolin: Ökaryotik hücre membranlarında en bol bulunan fosfolipid, lipid metabolizması ve sinyalizasyonda rol oynar.
  • Fosfatidiletanolamin: Membran füzyonu ve hücre bölünmesinde rol oynar.
  • Fosfatidilinositol: Sinyal iletim yollarında önemlidir.
  • Fosfatidilserin: Apoptozun (programlı hücre ölümü) düzenlenmesinde rol oynar.

Lesitin:

Lesitin, başta fosfatidilkolin olmak üzere çeşitli fosfolipidlerin bir karışımıdır ve ilk olarak yumurta sarısından izole edilmiştir. Günümüzde yaygın olarak bitkisel yağlardan, özellikle soya fasulyesi yağından elde edilmekte ve gıda emülgatörü ve takviyesi olarak kullanılmaktadır.

Biyolojik Önemi

Membran Yapısı:

Fosfolipidler biyolojik membranların birincil bileşenleridir ve membran akışkanlığına, geçirgenliğine ve işlevselliğine katkıda bulunurlar. Oluşturdukları lipid çift tabakası, hücrelerin ve organellerin bütünlüğünü korumak için çok önemlidir ve ökaryotik hücreler içinde bölümlendirmeye izin verir.

Membran Dinamikleri:

Fosfolipidlerin amfifilik özellikleri membranların esnek ancak sağlam kalmasını sağlar. Bu esneklik, vezikül oluşumu, hücre bölünmesi ve endositoz ve ekzositoz sırasında olduğu gibi membranların füzyonu dahil olmak üzere çok sayıda biyolojik süreç için gereklidir.

Vezikül Oluşumu:

Fosfolipidler, hücreler içinde malzeme taşıyan küresel cepler olan veziküllerin oluşumunda merkezi bir rol oynar. Bu veziküller nörotransmitter salınımı ve hormon salgılanması gibi süreçler için hayati öneme sahiptir.

Lipid Sinyali:

Fosfatidilinositol gibi fosfolipidler, iyon kanallarının ve diğer hücresel süreçlerin düzenlenmesinde rol oynayan fosfatidilinositol-4,5-bisfosfat (PIP2) gibi önemli sinyal moleküllerinin öncüleridir.

İlaç ve Endüstrideki Uygulamalar

Gıda Takviyeleri ve Parenteral Beslenme:

Fosfatidilkolin ve türevleri gibi fosfolipidler, nörotransmitter sentezindeki rolleri (örn. asetilkolin) nedeniyle özellikle beyin sağlığı ve bilişsel işlev için diyet takviyesi olarak pazarlanmaktadır. Parenteral beslenmede fosfolipidler, esansiyel yağ asitlerini iletmek ve lipid emilimini artırmak için kullanılır.

İlaç Dağıtımında Lipozomlar:

Fosfolipidler, ilaçları kapsüllemek için kullanılan küresel veziküller olan lipozomların formülasyonunda kilit rol oynar. Lipozomlar ilaçların biyoyararlanımını artırır ve onları bozunmaya karşı koruyarak hedefe yönelik dağıtıma olanak tanır. Bu özellikle, lipozomal formülasyonların sağlıklı dokuları korurken ilaçları tümör hücrelerine yönlendirebildiği kanser tedavisinde değerlidir.

Gıda Endüstrisinde Emülgatörler:

Gıda endüstrisinde fosfolipidler, özellikle lesitin, çikolata, margarin ve işlenmiş gıdalarda bulunanlar gibi emülsiyonları stabilize etmek için emülgatör olarak kullanılır.

Gıda Endüstrisinde Emülgatörler:

Gıda endüstrisinde fosfolipidler, özellikle lesitin, çikolata, margarin ve işlenmiş gıdalarda bulunanlar gibi emülsiyonları stabilize etmek için emülgatör olarak kullanılır. Su ve yağın karışmasına yardımcı olarak gıda ürünlerinde pürüzsüz doku ve kıvam sağlarlar.

Sfingolipidlerde Genişleme

Tanımınız gliserofosfolipidlere odaklanırken, sfingolipidler gliserol yerine sfingozin içeren başka bir fosfolipid sınıfıdır. Bu lipidler özellikle sinir sisteminde bol miktarda bulunur ve burada sinyal iletimi ve hücre tanımada rol oynarlar. En iyi bilinen sfingolipid, sinir liflerini izole eden miyelin kılıfının bir bileşeni olan sfingomiyelindir.

Keşif

Her şey 1847 yılında Fransız kimyager Théodore Gobley’in en ünlü fosfolipid olan ** lesitini** ilk kez keşfetmesiyle başladı. Gobley onu yumurta sarısından izole etti ve ona Yunanca “yumurta sarısı” anlamına gelen lekithos kelimesine dayanan bir isim verdi. Merakı bununla da kalmadı. Gobley kısa süre sonra beyin dokularında da lesitin buldu ve bu lipitler ile beyin fonksiyonu arasında kritik bir bağlantı olduğunu öne sürdü. Bu keşif, lesitin bakımından zengin gıdalar tüketmenin bilişsel yetenekleri geliştirebileceğine dair erken, biraz da hayali inançları ateşledi – bu iddia bugün takviye dünyasında da varlığını sürdürüyor.

İki Hollandalı bilim insanı, Evert Gorter ve François Grendel, hücre zarlarının yapısını anlamada muazzam bir sıçrama yaptıklarında, 1925’e hızlı bir şekilde ilerleyin. Kırmızı kan hücrelerinden lipidleri çıkardılar ve yüzey alanlarını ölçmek için ince bir tabaka halinde yaydılar. Şaşırtıcı bir şekilde, tabaka beklenenden iki kat daha kalındı ve bu da onları lipid çift tabaka hipotezini -hücre zarlarının iki fosfolipid tabakasından oluştuğu- önermeye yöneltti. Eğlenceli olan, ölçüm hataları nedeniyle verilerinin biraz yanlış olmasıydı, ancak temel içgörüleri devrim niteliğinde ve doğruydu, fosfolipidlerin hücre zarlarındaki rolünü sağlamlaştırdı.

Fosfolipidler kısa süre sonra farklı bir bağlamda – beyin sağlığı – ilgi odağı haline geldi. 20. yüzyılın ortalarında bilim insanları lesitinin önemli bir bileşeni olan fosfatidilkolinin hafıza ve öğrenme için kritik bir nörotransmitter olan asetilkolin üretiminde kilit bir rol oynadığını keşfettiler. Bu bağlantı, beyin fonksiyonlarını geliştirmenin doğal bir yolu olarak pazarlanan lesitin takviyelerinde bir patlamaya yol açtı. Bu trendin unutulmaz figürlerinden biri, ilerleyen yaşlarında zihnini keskinleştireceğine inanarak lesitin takviyelerinin hevesli bir tüketicisi haline gelen ünlü yazar ve filozof Aldous Huxley idi. Faydaları tartışılsa da lesitinin beyin sağlığıyla ilişkisi artmaya devam etti.

1960’lar ve 1970’ler bir başka büyük sıçramayı beraberinde getirdi: liposomların -fosfolipidlerden yapılan küçük küresel veziküllerin- icadı. Bilim insanları, hücre zarlarını taklit eden bu yapıların, ilaçları doğrudan vücuttaki hedeflenen dokulara iletmek için kullanılabileceğini kısa sürede fark etti. Lipozom kavramı ilaç bilimi için bir atılımdı. Sadece ilaç emilimini ve biyoyararlanımı iyileştirmekle kalmadı, aynı zamanda özellikle kanser tedavisinde hassas hedeflemeye de olanak sağladı. Fosfolipid gibi doğal, biyolojik bir yapıyı tıbbın en büyük zorluklarından biri olan ilaç dağıtımını çözmek için kullanma fikri zarif ve oyunun kurallarını değiştiren bir yenilikti.

Gobley’in yumurta sarısı ile yaptığı çalışmadan Hollandalı bilim insanlarının lipid çift katman anlayışına ve Huxley’in lesitin deneylerinden lipozomların en son gelişimine kadar bu keşif hikayeleri, fosfolipidlerin hem temel bilim hem de uygulamalı tıp için ne kadar merkezi olduğunu göstermektedir. Laboratuvarda izole edilmekten yaşam anlayışımızın ayrılmaz parçaları haline geldiler ve ilaç ve gıda gibi çok çeşitli endüstrileri şekillendirdiler.

İleri OKuma
  1. Cullis, P. R., & de Kruijff, B. (1979). Lipid polymorphism and the functional roles of lipids in biological membranes. Biochimica et Biophysica Acta (BBA) – Reviews on Biomembranes, 559(4), 399-420.
  2. Lasic, D. D. (1993). Liposomes: from physics to applications. Elsevier Science.
  3. Vance, D. E., & Vance, J. E. (Eds.). (2008). Biochemistry of Lipids, Lipoproteins, and Membranes (5th ed.). Elsevier.
  4. Kullenberg, D., Taylor, L. A., Schneider, M., & Massing, U. (2012). Health effects of dietary phospholipids. Lipids in Health and Disease, 11(3), 16-24.
  5. Alberts, B., Johnson, A., Lewis, J., Raff, M., Roberts, K., & Walter, P. (2014). Molecular Biology of the Cell (6th ed.). Garland Science.

disproporsiyonlaşma

redox reaksiyonlarında, bir elementin hem yükseltgenip hemde indirgenmesiyle oluşan kimyasal reaksiyonlardır.

 

Formalin

Formalin şişesinin üstündeki işaretler.

-hcho’nun suda çözünürlüğü yüksektir.
-göz mukoza derisinde ve üst solunum yollarında işler.