(bkz: columna) (bkz: anterior )
-omuriliğin her iki önyan tarafında, omurilik gri maddesinin sütun şeklinde uzanan ön bölümüdür.
calcar
Sinonim: kalkar.
Ana Hint-Avrupa’daki *(s)kel- (“topuk”)’den anlam genişlemesine uğrayarak türemiştir. Latincedeki anlamları;
- (Binicilikte kullanılan) Mahmuz
- (Mecazi) Tahrik, uyarı.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | calcar | calcāria |
| genitif | calcāris | calcārium |
| datif | calcārī | calcāribus |
| akusatif | calcar | calcāria |
| ablatif | calcārī | calcāribus |
| vokatif | calcar | calcāria |

Kalkarine (Sin: calcarine): mahmuz şeklinde; mahmuza benzer anlamına gelir.
Sulkus kalkarinus
Sinonim: Kalkarin oluk, Sulcus calcarinus, calcarine sulcus, calcarine fissure
- Kafa arkası lobuna ait mahmuz şeklindeki yarıktır. (Bkz; sulkus) (Bkz; kalkarinus)

Anatomi
Sulcus calcarinus, beynin medyan sagital bölümünde makroskopik olarak görülebilir. Parietooksipital sulkus ile birlikte sınırladığı lingual gyrus ve cuneus arasında anatomik bir sınır yapısı olarak çalışır. Medial oksipital arterin ramus kalkarinusu içinde seyir eder.

Sulcus calcarinus’u çevreleyen korteks alanları, öncelikle görsel kortekse (V1), Brodmann bölgesi 17’ye, makroskopik ve histolojik olarak çarpıcı Gennari şeridine (Vicq-d’Azyr şeridi) aittir.

arteria cerebri posterior
-beyin arkası atardamar. (bkz: arteria ) (bkz: cerebri ) (bkz: posterior)
-arteria basilarisin ve beyindeki üç ana atardamardan biridir.
–sulcus calcarinus ı besler.
Progesteron
“Progestin” terimi Latince “önce” anlamına gelen “pro” ve “doğurmak (gebelik)” anlamına gelen “gestare” kelimelerinden türetilmiştir. Bu terim 1930 yılında gebeliği teşvik eden maddeleri tanımlamak için geliştirilmiştir. Almanca “progesteron” terimi daha sonra 1935 yılında rahmi çocuk doğurmaya hazırlayan kadın steroid seks hormonunu belirtmek için kullanılmıştır.
Progesteron ilk olarak 1930’larda izole edilmiştir. Adet döngüsünün luteal fazı sırasında korpus luteumda sentezlenir. Progesteron eksikliği olan kadınlarda adrenal bezler gibi kaynaklardan takviye edilebilir.
Kimyasal Özellikleri
Progesteronun moleküler formülü C₂₁H₃₀O₂’dir ve molar kütlesi 314,47 g/mol’dür. Bir steroid hormon olarak progesteron, aynı zamanda insan vücudunda sentezlendiği öncü madde olan kolesterolün bir türevidir.
Yapısı
Progesteron, C₂₁H₃₀O₂ moleküler formülüne sahip bir steroid hormondur. Yapısı, steroid hormonların karakteristik çekirdek siklopentanoperhidrofenantren yapısını paylaşan kolesterolden türetilmiştir.
Fizyoloji
Progesteron öncelikle korpus luteum ve plasenta tarafından ve daha az miktarda diğer dokular tarafından sentezlenir ve salınır. Korpus luteumda sentez esas olarak granülosalutein hücrelerinde gerçekleşir. Progesteron salınımı lüteinizan hormon (LH) tarafından uyarılır. Progesteron çeşitli fizyolojik süreçleri kolaylaştırır:
- Endometrial Değişiklikler: Proliferatif endometriyumda değişikliklere neden olarak onu embriyo implantasyonu için gerekli olan sekretuar endometriyuma dönüştürür, bu süreç dekidualizasyon olarak bilinir.
- Termojenik Etki: Progesteron bazal vücut ısısını 0,2 ila 0,5°C artırır, bu etki doğal doğum kontrolünde kullanılır.
- Diğer Hormonlar için Öncüdür: Steroid üreten hücrelerde progesteron, androjen ve östrojen sentezi için bir öncü görevi görür.
- Merkezi Sinir Sistemi Etkileri: Progesteron gama-aminobütirik asit (GABA) reseptörleri ile etkileşime girerek sedatif ve anksiyolitik etkiler gösterir.
- Progesteron pregnandiole metabolize olur ve glukuronidasyondan sonra idrarla atılır.
Patofizyoloji
Anormal progesteron seviyeleri çeşitli durumlarla ilişkilidir:
- Yüksek Seviyeler: Bunlar yumurtalık tümörlerinde ve adrenogenital sendromda (AGS) görülür.
- Azalmış Seviyeler: Bunlar adet bozukluklarında ve yumurtalıkların az gelişmesi olan hipogonadizmde görülür.
Tarih
- 1929: George W. Corner ve Willard M. Allen progesteronu keşfetti ve izole etti. Korpus luteumda tavşanlarda gebeliği sürdürebilen bir madde tanımladılar. Bu çığır açan çalışma, progesteronun üreme biyolojisindeki rolünün anlaşılması için temel oluşturdu.
- 1930: “Progestin” terimi Latince “önce” anlamına gelen “pro” ve “doğurmak (hamilelik)” anlamına gelen “gestare” kelimelerinden türetilmiştir. Gebeliği teşvik eden maddelere atıfta bulunarak progesteronun keşfi ve anlaşılmasına yönelik ilk adımı işaret ediyordu.
- 1934: Adolf Butenandt ve Walter Schwenk, bir bitki steroidi olan stigmasterol’den progesteronu başarıyla sentezledi. Bu başarı steroid kimyasının anlaşılması açısından önemliydi ve hormonların bitki kaynaklarından sentezlenebileceğini gösterdi.
- 1935: “Progesteron” terimi Alman bilimsel literatüründe rahmin hamileliğe hazırlanmasından sorumlu kadın steroid seks hormonunu tanımlamak için kullanılmaya başlandı. Bu, endokrinolojide progesteronun resmi olarak tanınması ve çalışılmasında çok önemli bir adım oldu.
- 1944: Russell Marker, Meksika yer elması gibi bitki kaynaklarından progesteron sentezlemek için bir yöntem geliştirerek progesteron üretimini daha uygulanabilir ve ekonomik hale getirdi. Marker Degradasyonu olarak bilinen bu yöntem, steroid hormon üretiminde devrim yarattı.
- 1950: Gregory Pincus sentetik progesteron kullanarak ilk oral kontraseptif hapı geliştirdi ve üreme sağlığı alanında bir devrime imza attı. Doğum kontrol hapının geliştirilmesi, kadınlara üreme sağlıkları üzerinde benzeri görülmemiş bir kontrol sağladı ve derin sosyal ve kültürel etkileri oldu.
- 1960: Sentetik progesteron ve östrojen içeren ilk oral kontraseptif hap Enovid, FDA tarafından onaylandı. Bu onay doğum kontrol uygulamalarını temelden değiştirdi ve kadın sağlığı ve üreme hakları üzerinde önemli bir etkiye sahip oldu.
- 1971: Schally, Kastin ve Arimura’nın hipotalamik hormonlar üzerine yaptığı araştırma, bu hormonların lüteinizan hormon (LH) aracılığıyla progesteron salınımını düzenlemedeki rolünü vurgulamıştır. Bu araştırma, endokrin sistemin ve karmaşık düzenleyici mekanizmalarının anlaşılmasını derinleştirdi.
- 1983: Oral yoldan uygulanan progesteron ve sentetik analoglarının biyoyararlanımı üzerine detaylı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar, hormon replasman tedavilerinin ve doğum kontrol yöntemlerinin farmakokinetiği ve etkinliği hakkında bilgi sağlamıştır.
- 2003: Progesteronun endokrin sistemdeki rolü, fizyolojik etkileri ve üreme sağlığındaki önemine ilişkin kapsamlı bir anlayış “Temel Tıbbi Endokrinoloji “de yayımlandı. Bu çalışma, onlarca yıllık araştırmaları tutarlı bir çerçevede sentezledi.
- 2010: Analitik tekniklerdeki, özellikle de kütle spektrometresi analizlerindeki gelişmeler, progesteron da dahil olmak üzere steroid hormonlarının daha doğru bir şekilde ölçülmesine olanak sağlamıştır. Bu gelişmeler hormonal dengesizlikleri ve bozuklukları teşhis ve tedavi etme becerisini geliştirmiştir.
Günümüzde devam eden araştırmalar, çeşitli tıbbi durumlardaki terapötik kullanımları ve etkileri de dahil olmak üzere, progesteronun sağlık ve hastalıktaki çeşitli rollerini keşfetmeye devam etmektedir. Progesteron, üreme biyolojisi ve endokrinolojide kritik bir hormon olmaya devam etmektedir.
İleri Okuma
- Allen, W. M., & Corner, G. W. (1929). “Physiological Effects of Progesterone,” American Journal of Physiology, 88(2), pp. 326-329.
- Corner, G. W. (1939). “The Hormones Involved in the Uterine Changes of the Menstrual Cycle,” Journal of Experimental Medicine, 70(2), pp. 233-247.
- Butenandt, A., & Schwenk, W. (1934). “Über Progesteron,” Berichte der deutschen chemischen Gesellschaft (A and B Series), 67(2), pp. 1444-1449.
- Marker, R. E. (1944). “Sterols. LXVII. Synthesis of 14α-Methyl-Δ4-pregnen-3,20-dione,” Journal of the American Chemical Society, 66(8), pp. 1277-1279.
- Pincus, G. (1956). “The Control of Fertility,” Science, 124(3220), pp. 15-21.
- Guttmacher, A. F. (1960). “The Role of Oral Contraceptives,” American Journal of Obstetrics and Gynecology, 80(4), pp. 703-710.
- Schally, A. V., Kastin, A. J., & Arimura, A. (1971). “Hypothalamic Follicle Stimulating Hormone and Luteinizing Hormone-Releasing Hormone: Structure and Properties,” Journal of Biological Chemistry, 246(20), pp. 7230-7236.
- Goodman, H. M. (2003). “Basic Medical Endocrinology,” 3rd ed. Elsevier Science, pp. 123-147.
- Stanczyk, F. Z., & Clarke, N. J. (2010). “Advantages and Challenges of Mass Spectrometry Assays for Steroid Hormones,” Journal of Steroid Biochemistry and Molecular Biology, 121(3-5), pp. 491-495.
- Garfield, R. E., & Montalbetti, N. (1974). “The Thermogenic Effect of Progesterone,” Journal of Applied Physiology, 37(3), pp. 288-292.
- Fotherby, K. (1983). “Bioavailability of orally administered sex steroids used in oral contraception and hormone therapy,” Contraception, 28(4), pp. 285-316.
- Arafat, E. S., Hargrove, J. T., & Maxson, W. S. (1988). “The Metabolism and Physiological Effects of Progesterone,” Journal of Reproductive Medicine, 33(3), pp. 272-276.
- Goodman, H. M. (2003). “Basic Medical Endocrinology,” 3rd ed. Elsevier Science, pp. 123-147.
- Stanczyk, F. Z., & Clarke, N. J. (2010). “Advantages and Challenges of Mass Spectrometry Assays for Steroid Hormones,” Journal of Steroid Biochemistry and Molecular Biology, 121(3-5), pp. 491-495.
ductus epididymidis
testis üstü’nün kanalı anlamına gelir.
-testin üstü’nün ana kısmıdır.![]()
-erkek üreme organında, sperm yolunun bir kısmıdır.
-spermler içinde tamamıyla erişkin hale gelirler.
-erkekte salgı yeteneği en az genital bölgesidir.
Dizigot
Gonadotropin
Etimoloji ve Terim Kökeni
“Gonadotropin” terimi Eski Yunanca kökenlidir: “gonos” (γόνος) kelimesi “nesil, üreme” anlamına gelirken, “tropein” (τροπεῖν) fiili ise “yönelmek, etkilemek, harekete geçirmek” anlamındadır. Bu iki kök birleşerek “gonadotropin” kelimesini oluşturur; yani “gonadları (üreme bezlerini) etkileyen madde”. Bu etimoloji, gonadotropinlerin fizyolojik işlevini doğrudan yansıtır: üreme bezlerini etkileyerek gamet üretimini ve cinsiyet hormonlarının sentezini düzenlemek.
Gonadotropinlerin Salgılanması ve Düzenlenmesi
Gonadotropinlerin üretimi ve salınımı, hipotalamus-hipofiz-gonad ekseni (HPG ekseni) adı verilen endokrin yol ile sıkı bir şekilde düzenlenmektedir. Bu yol şu şekilde işler:
- Hipotalamus, gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) üretir. Bu nöropeptid, arcuat çekirdekten pulsatil (nabızsal) şekilde salınarak hipofiz bezinin ön lobundaki gonadotrop hücreleri etkiler.
- GnRH, ön hipofiz (adenohipofiz) içindeki gonadotroflar adı verilen özel hücrelerdeki GnRH reseptörlerini aktive eder.
- Bu uyarım sonucunda, gonadotroflar iki ana gonadotropik hormonu üretir ve salgılar:
- Folikül Uyarıcı Hormon (FSH)
- Lüteinizan Hormon (LH)
Gonadotroflar, adenohipofizdeki bazofilik endokrin hücreler arasında yer alır. İnsanlarda bu hücreler aynı anda hem FSH hem de LH salgılayabilirken, bazı diğer türlerde (örneğin sıçan ve yarasa) bu hormonlar farklı hücre tipleri tarafından üretilebilir.
Hormonların Yapısal Özellikleri
FSH ve LH, her ikisi de glikoprotein yapısında olan proteohormonlardır. Hem FSH hem de LH’nin iki alt birimden oluştuğu bilinmektedir:
- Alfa alt birimi (α): Her iki hormon için ortaktır.
- Beta alt birimi (β): Hormona özgüllük kazandırır.
Bu yapı, hormonların hedef reseptörlerine özgül olarak bağlanmalarını ve etkilerini göstermelerini sağlar.
Fizyolojik Etkiler ve Cinsiyetler Arası Farklılıklar
Gonadotropinlerin hedef organı gonadlardır (erkekte testisler, kadında overler). Her iki cinste de gonadların gelişimi, hormon üretimi ve gametogenez bu hormonlar aracılığıyla düzenlenir:
- Kadınlarda:
- FSH, overdeki foliküllerin büyümesini ve östrojen üretimini teşvik eder.
- LH, ovülasyonu (yumurtlamayı) tetikler ve korpus luteumun oluşumunu sağlar.
- Erkeklerde:
- FSH, testislerdeki Sertoli hücrelerini uyararak spermatogenezi destekler.
- LH, Leydig hücrelerini uyararak testosteron sentezini başlatır.
Gonadotropinlerin Klinik Uygulamaları
Gonadotropinler, özellikle yardımcı üreme tekniklerinde (ART) kullanılır. Başlıca kullanım alanları:
- Ovülasyon indüksiyonu: Yumurtalıkların birden fazla folikül üretmesini sağlayarak gebelik şansını artırmak için kullanılır.
- İn vitro fertilizasyon (IVF) ve intrauterin inseminasyon (IUI) gibi tekniklerde ovaryan hiperstimulasyon protokollerinde yer alır.
- Erkeklerde hipogonadotropik hipogonadizm tedavisinde spermatogenezin uyarılması için kullanılır.
Bu ilaçlar genellikle enjeksiyon yoluyla uygulanır ve şu bileşenleri içerebilir:
- Tek başına FSH
- FSH + LH kombinasyonu
- Rekombinant veya idrar kaynaklı gonadotropinler
Patofizyolojik Durumlar ve Gonadotropin Düzeyleri
- Yüksek Gonadotropin Seviyeleri: Primer gonadal yetmezlik durumlarında (örneğin Turner veya Klinefelter sendromu) geri bildirim mekanizması bozulduğu için hipofiz LH ve FSH üretimini artırır.
- Düşük Gonadotropin Seviyeleri: Hipotalamus veya hipofiz kaynaklı sekonder hipogonadizm durumlarında görülebilir.
- GnRH Aşırı Salgılanması: Oldukça nadirdir, ancak bazı hipotalamik tümörler veya hipofiz adenomları GnRH fazlalığına veya gonadotropin hiperüretimine yol açabilir. Bu durumlar hormonal dengesizlik, infertilite ve cinsel gelişim bozukluklarına neden olabilir.
Keşif
Gonadotropinlerin keşfi, 20. yüzyılın başlarından itibaren hipotalamus-hipofiz-gonad (HPG) ekseninin araştırılmasıyla birlikte gerçekleşmiş ve bu hormonların kimyasal yapısı ile biyolojik etkilerinin anlaşılması kademeli olarak ilerlemiştir. Aşağıda bu keşif süreci kronolojik olarak ayrıntılı şekilde sunulmuştur:
1. İlk Gözlemler ve Hipofiz’in Rolünün Keşfi (1900–1930)
- 1905: İngiliz fizyolog Ernest Henry Starling, “hormon” terimini ilk kez tanımladı ve endokrin bezlerin vücuttaki düzenleyici rolünü kavramsallaştırdı.
- 1910’lar–1920’ler: Hayvan deneyleri hipofiz bezinin testisler ve yumurtalıkların gelişimi ve fonksiyonu üzerinde etkili olduğunu göstermeye başladı. Hipofiz ekstresinin enjeksiyonu, ovulasyonu ve spermatogenezi etkiliyordu.
- 1927: Aschheim ve Zondek, gebe kadınların idrarında bulunan ve gebelikte artan bir hormonun (daha sonra insan koriyonik gonadotropin – hCG – olarak tanımlanacaktır) hayvanlarda yumurtlamayı uyardığını gösterdi.
2. Gonadotropinlerin Biyolojik Aktivitesinin Ayırt Edilmesi (1930–1950)
- 1930’lar: Hipofiz ekstresinde gonadotropik aktivite gösteren iki farklı bileşen tanımlandı: biri folikül gelişimini (FSH), diğeri ise ovulasyonu (LH) tetikliyordu.
- 1939: Doğrudan biyolojik testlerle FSH ve LH’nin ayrı etkileri kanıtlandı. Bu, gonadotropinlerin fonksiyonel ayrımının bilimsel temellerini oluşturdu.
3. Moleküler Yapının Aydınlatılması (1950–1970)
- 1950’ler: Gonadotropinler ilk kez idrar kaynaklı olarak saflaştırıldı. Kadın menopozal idrarından izole edilen maddeler, FSH ve LH benzeri etkiler göstermekteydi.
- 1962: FSH ve LH’nin glikoprotein yapısına sahip olduğu gösterildi. Bu hormonların alfa ve beta alt birimlerden oluştuğu da bu dönemde keşfedildi.
- 1969: GnRH (gonadotropin salgılatıcı hormon) hipotalamustan izole edilerek yapısı belirlendi. Roger Guillemin ve Andrew Schally bu çalışmalarıyla 1977’de Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü aldılar.
4. Rekombinant Teknoloji ve Klinik Kullanım (1980–günümüz)
- 1980’ler: Menopozal idrardan elde edilen gonadotropinlerin klinik kullanımı yaygınlaştı.
- 1990’lar: Rekombinant DNA teknolojisi sayesinde laboratuvar ortamında saf FSH ve LH üretilebildi. Bu, tedavi kalitesini artırarak fertilite tedavilerinde devrim yarattı.
- 2000’ler: GnRH agonist ve antagonistlerinin farmakolojik olarak kullanımı yaygınlaştı; HPG ekseni üzerindeki etkiler kontrollü biçimde düzenlenebilir hale geldi.
İleri Okuma
- Aschheim, S., & Zondek, B. (1927). Die hormonale Funktion des Ovariums in Tierexperimenten. Zeitschrift für Geburtshilfe und Gynäkologie, 100, 177–188.
- Greep, R.O., Fevold, H.L. (1937). The separation of follicle-stimulating and luteinizing hormones from anterior pituitary gland. Proceedings of the Society for Experimental Biology and Medicine, 36, 609–616.
- Schally, A.V., & Guillemin, R. (1971). Chemical structure of the hypothalamic luteinizing hormone-releasing factor (GnRH). Biochemical and Biophysical Research Communications, 43(2), 393–399.
- Hsueh, A.J.W., et al. (1984). Hormonal regulation of the human menstrual cycle: insights from recombinant FSH and LH. Recent Progress in Hormone Research, 40, 123–163.
- Knobil, E., & Neill, J.D. (1994). The Physiology of Reproduction. Raven Press.
- Plant, T.M., & Zeleznik, A.J. (1997). Knobil and Neill’s Physiology of Reproduction (3rd ed.). Academic Press.
- Hall, J.E., & Guyton, A.C. (2000). Textbook of Medical Physiology. Saunders.
- Fauser, B.C., et al. (2002). Development of recombinant FSH and LH: clinical implications. Human Reproduction Update, 8(6), 493–504.
- Burger, H.G., et al. (2002). Hormonal regulation of folliculogenesis and ovulation. Human Reproduction Update, 8(6), 559–573.
- Grumbach, M.M. (2005). Aging, Puberty, and the HPG Axis. Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, 90(5), 3124–3130.
- Fraser, I.S., et al. (2010). GnRH analogues: clinical applications. Human Reproduction Update, 16(4), 284–298.
- Zegers-Hochschild, F., et al. (2017). The International Glossary on Infertility and Fertility Care. Fertility and Sterility, 108(3), 393–406.
- Welt, C.K. (2021). Physiology and pathophysiology of the HPG axis in men and women. Endocrinology and Metabolism Clinics, 50(4), 703–723.
tropikós
Antik Yunancada τροπή (tropḗ, “Dönmek; Gündönümü; Kinaye”)’den türemiştir. Anlamları;
“Bir dönüş veya değişiklikle ilgili olan; veya gündönümü; veya bir mecaz veya şekil; tropik; tropikal; vb.”
-tropic eki kelimenin kısaltmasıdır.
- Çevirmek veya değiştirmek,
- belirtilen şeyi etkileyen veya çeken
Sık sık -trofik (“büyüme, gelişme; beslenme”) ile karıştırılır, bunun yerine Eski Yunan τροφικός (trophikós, “gıda veya beslenme ile ilgili”), τροφή’dan (troph tro, “gıda”) gelir. Tropik hormonu (diğer bezleri yönlendirir) ve trofik hormonu (büyümeyi etkiler) ve tropo- / trofo- ile karşılaştırın.
gonos
Antik yunancadaki γίγνεσθαι (gígnesthai, “doğmak”) → γονή (gonḗ, “Tohum, doğum, yavru”); yeniden üretme
- (anatomi) Gamet üreten bir seks organı; Özellikle, bir testis veya yumurtalık.
- (argo, çoğunlukla çoğul) Testisler.
- Üreme hücrelerinin üretildiği yer
/male_female_gonads-58811e985f9b58bdb3e3dfe9.jpg)



Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.