Ortopedi

Yunancada orthos “düz, doğru”  + paideia “çocuk yetiştirme” (←pais (genitif paidos) “çocuk” ) → Fransızcada orthopédique, orthopédie (Fransız doktor Nicholas Andry (1658-1742) tarafından icat edilmiştir) → 1840’larda ise ‘çocuklarda veya genel olarak kişilerde bedensel bozuklukların tedavisi ile ilgili veya bunlarla ilgili disiplin’

Ortopedik Yaralanmaların İlk Değerlendirmesi ve Yönetimi

  • Kas-iskelet travması, aşağıdaki yapılardan bir veya daha fazlasının yaralanmasını içerir:
    • Kemik: En sert bağ dokusundan oluşan bir iskelet birimi. Kemikler vücuda şekil ve destek verir. Hayati organları çevreleyen ve korumaya ek olarak, uzuvların kasları için bağlantı noktaları görevi görür ve hareketi mümkün kılar.
    • Eklem: İki veya daha fazla kemiğin birbiriyle birleştiği alan. Eklemler genellikle artikülasyonda izin verilen hareket miktarına göre sınıflandırılır. Ekstremitelerin çoğu eklemi, en fazla miktarda harekete izin veren sinovyal eklemlerdir.
    • Ligament: Bir eklemi çevreleyen ve ona bağlanan lifli kapsülün bir parçasını oluşturan bir bağ dokusu demeti. Ekstremitelerin her eklemi, amacı hareketlerini belirli düzlemlerle sınırlandırarak ve fizyolojik sınırların ötesinde hareketi engelleyerek eklemi stabilize etmek olan iki veya daha fazla bağ ile güçlendirilir.
    • Tendon: bir kası kemiğe, kıkırdağa veya bağlara bağlayan lifli yapı. Tendonlar, kasların bağlı oldukları eklem veya vücut bölgesinde hareket etmesini sağlar. Bu yapıların ortopedik yaralanmaları şunları içerir:
      • Kırık: Kemik dokusunun bozulması. Kırıklara
        1. kemiğin gücünü aşan bir kuvvet uygulaması,
        2. tekrarlayan stres veya
        3. kemiğin bütünlüğünü zayıflatan bir invaziv süreç neden olabilir.
    • Çıkık: Bir eklemin, eklemi oluşturan kemiklerin eklem yüzeylerinin artık birbiriyle temas halinde olmayacak şekilde tamamen bozulması.
    • Subluksasyon: Eklem yüzeyleri arasında bir dereceye kadar temasın kaldığı bir eklemin kısmi bozulması.
    • Kırık çıkığı veya kırık subluksasyonu: Eklemde yer alan kemiklerden en az birinin kırılmasıyla birlikte bir eklemin bozulması.
    • Diyastaz: Radius ile ulna ve tibia ve fibula arasında görüldüğü gibi iki sindesmotik eklemi birbirine bağlayan interosseöz membranın ayrılması.
    • Zorlanma: Aşırı gerginlik veya aşırı kullanımdan kaynaklanan kas liflerinde yırtılma yaralanması. Suşlar, ağrı düzeylerine ve fonksiyonel yeteneklerine bağlı olarak birinci, ikinci ve üçüncü olarak daha da alt gruplara ayrılabilir.
    • Burkulma: Eklem normal hareket düzlemlerinin sınırlarının ötesine geçmeye zorlandığında ortaya çıkan bir eklemin bir veya daha fazla bağında yırtılma yaralanması. Bu yaralanmalar, kapsamlarına bağlı olarak birinci, ikinci ve üçüncü derece burkulmalar olarak sınıflandırılabilir.

Anestezi

Antik Yunancadaki ἀν-(an, Olumsuzluk ön eki

Kaynak: http://medchrome.com/wp-content/uploads/2013/05/Golden-rules-anesthesia.jpg

ile αἴσθησις (aísthēsis, his, algı)’nın birleşmesinden türemiş olan ἀναισθησία ‎(anaisthēsía)’den türemiştir. Anlamı; algısız, ağrısız.

Tıp literatüründe acıyı dindirmek için uygulanan bir uygulamadır. Ağrı duymama hali tıbbi terimidir.

Anestezinin Tarihçesi:

Anestezinin tarihi, bilinçsizliği veya uyuşukluğu tetiklemek için çeşitli maddelerin kullanıldığı eski zamanlara kadar uzanmaktadır. Ancak modern anestezi dönemi 19. yüzyılda eter ve nitröz oksitin inhalasyon anestezik ajanları olarak kullanılmaya başlanmasıyla başlamıştır. Bir diş hekimi olan William T. G. Morton, 1846 yılında bir cerrahi işlem sırasında eter anestezisini başarıyla göstermiştir. O zamandan bu yana anestezi, güvenlik ve etkinliği artırmak için yeni ajanlar ve teknikler ile önemli ölçüde gelişmiştir.

Anestezi Türleri

Lokal Anestezi

a. Topikal Anestezi (yüzeysel anestezi): Kremler, jeller veya spreyler kullanılarak deri ve mukoza zarlarının uyuşturulması.
b. İnfiltrasyon Anestezisi: Anestezik bir maddenin doğrudan tedavi edilecek bölgeye enjekte edilerek belirli bir bölgenin uyuşturulması.

Merkezi Sinir Bölgesi (Bölgesel) Anestezisi

a. Periferik Bölgesel Anestezi: Belirli bir vücut bölgesinden gelen hisleri engellemek için bir sinir veya bir grup sinirin yakınına anestezik madde enjeksiyonunu içerir.
i. Sinir İletim Blokajı: Büyük sinirlerin iletimini durdurma işlemi.
ii. Sinir Ağı (Pleksus) Blokajı: Bir sinir pleksusunu hedef alarak belirli bir vücut bölgesinden gelen duyumları bloke etmek.

Omurilik Bölgesel Anestezisi

a. Subaraknoid Anestezi (Spinal): Anestezik maddelerin subaraknoid boşluğa enjeksiyonu, vücudun geniş bir bölgesini etkiler.
b. Peridural Anestezi (Epidural Anestezi): Anestezik maddelerin epidural boşluğa enjeksiyonu, uyuşma ve ağrı kesici sağlar.
i. Göğüs (Torasik) Epidural Anestezi: Torasik bölgeyi hedef alan epidural anestezi.
c. Kombine Spinal ve Epidural Anestezi: Hızlı ve uzun süreli ağrı kesici sağlayan spinal ve epidural anestezi kombinasyonu.

Genel Anestezi

a. İnhalasyon Anestezisi: Anestezik ajanlar gaz veya buhar olarak solunur ve bilinç kaybına neden olur.
b. Total İntravenöz Anestezi: Bilinç kaybına neden olmak için anestezik ajanlar intravenöz olarak uygulanır.
c. Dengeli Anestezi: İnhalasyon ve intravenöz anestezinin bir kombinasyonu, optimum ağrı kesici ve kas gevşemesi sağlar.
d. Maskeli Anestezi: Maske aracılığıyla uygulanan inhalasyon anestezisi.
e. Laringeal Maske Anestezisi: Anestezik gazları vermek ve hava yolunu korumak için bir laringeal maske yerleştirilir.
f. Entübasyon Narkozu: Anestezi, hava yolunu korumak ve anestezik gazları vermek için trakeaya yerleştirilen bir endotrakeal tüp aracılığıyla uygulanır.

Uygulama

Anestezi uygulamasından önce çeşitli önlemlerin alınması gerekir:

  • İntravenöz (IV) erişimin sağlanması
  • Hastanın bir elektrokardiyogram (EKG) monitörüne bağlanması
  • Oksijen satürasyonunu izlemek için bir nabız oksimetresi takılması
  • Reanimasyon önlemlerinin (resüsitasyon ekipmanı) hazır bulundurulmasını sağlamak
  • Seçilen anestezi yöntemi için kontrendikasyonların kontrol edilmesi.

Anestezi Komplikasyonları:

Anestezi yıllar içinde daha güvenli hale gelmiş olsa da, komplikasyonlar hala ortaya çıkabilir. Bazı potansiyel komplikasyonlar şunlardır:

  • Anestezik maddelere karşı alerjik reaksiyonlar
  • Hava yolu tıkanıklığı veya aspirasyon dahil solunum güçlükleri
  • Hipotansiyon veya hipertansiyon
  • Bölgesel anestezi tekniklerinden kaynaklanan sinir hasarı veya yaralanması
  • Ameliyat sonrası bulantı ve kusma
  • Anesteziden çıkışın gecikmesi
  • Genel anestezi sırasında farkındalık (nadir)

Anestezi Endikasyonları:

Anestezi için birincil endikasyon, cerrahi prosedürler sırasında ağrı kesici ve/veya bilinç kaybı sağlamaktır. Diğer endikasyonlar şunları içerir:

  • Endoskopi veya bronkoskopi gibi ağrı veya rahatsızlığa neden olabilecek tıbbi prosedürleri kolaylaştırmak
  • Ağrı yönetimi için bölgesel anestezi durumunda olduğu gibi akut veya kronik ağrının yönetilmesi
  • Teşhis veya tedavi prosedürleri uygulanan hastalar için sedasyon ve amnezi sağlanması,

Anestezide Son Teknolojik Gelişmeler:

Güvenliği, etkinliği ve hasta konforunu artırmak için anestezi alanında çeşitli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bazı yeni gelişmeler şunlardır:

  • Hedef kontrollü infüzyon (TCI) sistemleri: Bu bilgisayarlı sistemler, intravenöz anestezik ajanların hassas bir şekilde kontrol edilmesini sağlayarak daha istikrarlı ve öngörülebilir ilaç konsantrasyonları sağlar.
  • Ultrason kılavuzluğunda bölgesel anestezi: Ultrason teknolojisinin kullanımı, bölgesel anestezide iğne yerleştirme doğruluğunu önemli ölçüde artırmış, komplikasyon riskini azaltmış ve sinir bloklarının başarı oranını artırmıştır.
  • Ameliyat sonrası gelişmiş iyileşme (ERAS) protokolleri: Bu kanıta dayalı protokoller, ağrı kontrolünü optimize ederek, komplikasyonları en aza indirerek ve erken mobilizasyonu kolaylaştırarak ameliyat sonrası sonuçları iyileştirmeyi amaçlamaktadır.
  • İzleme teknolojileri: Bispektral indeks (BIS) monitörleri ve işlenmiş elektroensefalografi (EEG) gibi gelişmiş izleme cihazları, anestezi derinliğinin değerlendirilmesine ve ameliyat sırasında farkındalık riskinin en aza indirilmesine yardımcı olabilir.
  • Yeni anestezik ajanların geliştirilmesi: Araştırmacılar, daha iyi güvenlik profillerine, daha hızlı başlangıç ve dengeleme sürelerine ve daha az yan etkiye sahip yeni anestezik ilaçlar geliştirmeye devam etmektedir.

Sonuç olarak anestezi, ağrısız cerrahi prosedürlere olanak tanıyan ve hasta sonuçlarını iyileştiren modern tıbbın kritik bir bileşenidir. Teknolojideki ilerlemeler ve yeni teknik ve ajanların kullanıma sunulması, anesteziyi daha güvenli ve daha etkili hale getirmeye devam etmektedir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

aísthēsis

Eski Yunanca αἴσθησις (aísthēsis) kelimesi, sizin de doğru bir şekilde belirttiğiniz gibi, “algılamak” veya “hissetmek” anlamına gelen αἰσθάνομαι (aisthánomai) ile bir eylem veya süreci belirten -σις (-sis) sonekinin birleşiminden gelmektedir. Kelime, hem duyular hem de akıl yoluyla algılama ile ilgili geniş bir anlam yelpazesini kapsar.

Antik Yunanca αἴσθησις (aísthēsis) kelimesinin anlamları:

Duyular aracılığıyla algılama:

    • Görerek, işiterek ve hissederek algılamak**: Klasik Yunancada *αἴσθησις* öncelikle beş duyu -görme, işitme, dokunma, tat ve koku- aracılığıyla algılama gibi duyusal algı anlamına gelir. Dış dünyadan uyarıcıları alma ve bunları vücudun duyusal yetileri aracılığıyla işleme kapasitesini ifade eder.

    Entelektüel algı:

      • Duyularla olduğu kadar zihinle de algılamak**: Fiziksel duyumların ötesinde, *αἴσθησις*, *bilişsel* veya entelektüel algı eylemini tanımlamak için kullanılmıştır. Felsefi bağlamlarda, özellikle Aristoteles’in çalışmalarında, bu, duyusal verilere ek olarak akıl kullanımı yoluyla formları, kavramları veya fikirleri algılamak anlamına geliyordu.

      Zihin tarafından algılama:

        • Daha soyut ya da entelektüel anlamda algı**: Antik felsefede, özellikle *Platoncu ve Aristotelesçi geleneklerde*, *αἴσθησις* aynı zamanda anlama ya da fikirlerin tanınması gibi maddi olmayan varlıkların algılanmasını da içeriyordu ve daha geniş bir sezgi ya da zihinsel kavrayış biçimine işaret ediyordu.

        Koku algısı (olfaktör algı):

          • Algılanan; koku: αἴσθησις kelimesi, eski Yunan metinlerinde duyusal algının özel uygulamalarından biri olan koku (olfactory perception**) gibi belirli duyusal deneyimlerin algılanmasıyla da ilişkilendirilebilir.

          Algılama yeteneği (sezgi):

            • Sezgi ya da içgüdüsel algı**: αἴσθησις, bazen *sezgi* ile aynı hizada olan, bireylerin bilinçli düşünce ya da muhakemeye ihtiyaç duymadan şeyleri algılayabildiği ya da duyumsayabildiği daha doğuştan gelen bir algılama ya da anlama yeteneğine de atıfta bulunur.
            Felsefi Bağlam ve Genişleme:

            Antik Yunan felsefesinde, αἴσθησις özellikle Aristotelesçi epistemolojide kritik bir kavramdı. Aristoteles’in algı hakkındaki görüşleri, insanların dünyayla nasıl etkileşime girdiği ve dünyayı nasıl anladığı konusundaki anlayışının merkezinde yer alıyordu:

            Aristoteles’in Algı Görüşü (αἴσθησις):

              • Aristoteles De Anima (Ruh Üzerine) gibi eserlerinde αἴσθησις konusunu detaylandırmış ve burada duyu algısı ile entelektüel biliş arasında ayrım yapmıştır. Aristoteles’e göre algı duyusal deneyimlerle başlar ama aynı zamanda aklın aktif katılımını da içerir ve bilgi (epistēmē) oluşumuna yol açar. Duyular ham verileri sağlarken, akıl bu verileri işler ve yorumlar.
              • Aristoteles ayrıca bir tür birleşik duyusal farkındalığı ifade eden ortak duyu (κοινὴ αἴσθησις) ile daha yüksek zihinsel süreçleri içeren aísthēsis’in daha soyut biçimleri arasında ayrım yapmıştır.

              Platon ve Algı:

                • Platon αἴσθησις kavramına da atıfta bulunmuştur, ancak bunu genellikle akıl ve zihin kavramlarına tabi kılmıştır. Onun metafizik sisteminde duyusal algı, entelektüel kavrayıştan daha az güvenilir bir bilgi kaynağı olarak görülüyordu, çünkü duyular yoluyla erişilen fiziksel dünya, formlar dünyasından daha aşağı görülüyordu.

                Stoa Felsefesi:

                  • Stoacılıkta αἴσθησις, dış dünyadan gelen izlenimlerin (φαντασίαι, phantasiai) insanın yargılarını ve muhakemesini nasıl etkilediğini anlamak için önemliydi. Stoacılar algının duyularla başladığına, ancak bir izlenimin doğru mu yanlış mı olduğunu belirlemek için rasyonel düşünce tarafından kontrol edilmesi gerektiğine inanıyorlardı.
                  Etimoloji ve Soydaşlar:
                  • Kök αἰσθάνομαι (aisthánomai) geniş anlamda algılama ile ilgilidir. Yunancadan türetilen birkaç İngilizce terimle bağlantılıdır, örneğin:
                  • Estetik**: Sanat ve algı ile ilgili güzellik ve *duyusal deneyimlerin* incelenmesine atıfta bulunan αἴσθησις kelimesinden türetilmiştir.
                  • Anestezi**: “Olmadan” anlamına gelen *ἀν- (an-)* ve αἴσθησις sözcüklerinden, genellikle tıbbi bağlamlarda kullanılan duyunun veya algının yokluğu** anlamına gelir.

                  Kökeni αἰσθάνομαι (aisthánomai) fiiline dayanan αἴσθησις (aísthēsis) terimi, hem duyusal hem de entelektüel algı ile ilgili geniş bir anlam yelpazesini kapsar. Uygulamaları, görme, koklama ve diğer duyular yoluyla fiziksel algılama eyleminden, daha soyut zihinsel anlama ve sezgi sürecine kadar uzanır.

                  İleri Okuma
                  1. Aristotle. (1984). De Anima (J. A. Smith, Trans.). In The Complete Works of Aristotle (Vol. 1, pp. 641-692). Princeton University Press.
                  2. Plato. (1997). Theaetetus. In J. M. Cooper (Ed.), Plato: Complete Works (pp. 157-234). Hackett Publishing.
                  3. Liddell, H. G., Scott, R., & Jones, H. S. (1940). A Greek-English Lexicon (9th ed.). Oxford University Press.
                  4. Long, A. A., & Sedley, D. (1987). The Hellenistic Philosophers (Vol. 1). Cambridge University Press.

                  Mean Corpuscular Volume (MCV)

                  • MCV veya ortalama korpüsküler hacim, ayrı ayrı eritrositlerin ortalama hacmidir.
                  • MCV, eritrosit endekslerinden biridir; aşağıdaki formül kullanılarak hematokritten ve kandaki eritrosit sayısından hesaplanabilir:
                    • MCV = hematokrit / eritrosit sayısı
                  • Bununla birlikte, çoğu modern hematoloji cihazında, bu parametre artık hesaplanmamakta, ancak ya empedanstaki bir değişiklik (Coulter prensibi) ya da eritrositlerin ışık kırılmasının bir fonksiyonu olarak (akış sitometrisi) doğrudan ölçülmektedir. Sonuçlar yönteme bağlıdır.
                  Kaynak: https://image.slidesharecdn.com/esrpcvbloodindices-copy-170305110725/95/esr-pcv-blood-indices-copy-34-638.jpg?cb=1488712074

                  Referans aralığı

                  Bir eritrositin hacmi yaklaşık olarak fizyolojik koşullar altındadır.

                  83 ila 97 fl (90 x 10-15 litre).
                  Laboratuvar tarafından belirlenen referans aralığı belirleyicidir.

                  Click here to display content from YouTube.
                  Learn more in YouTube’s privacy policy.

                  Mean Corpuscular Hemoglobin (MCH)


                  Ortalama Korpüsküler Hemoglobin (MCH), bir eritrosit (alyuvar) başına düşen mutlak hemoglobin (Hb) miktarını ifade eden bir hematolojik parametredir. MCH, eritrosit indeksleri olarak bilinen ölçütler arasında yer alır ve eritrositlerin hemoglobin taşıma kapasitesini kantitatif olarak değerlendirir. Bu parametre, özellikle anemi türlerinin ayırt edilmesi ve hematopoetik sistemin değerlendirilmesi açısından önemli bir tanısal araçtır.

                  1. Tanım ve Hesaplama Yöntemi

                  MCH, geleneksel olarak aşağıdaki matematiksel formül ile hesaplanır:

                  MCH (pg)=Hemoglobin konsantrasyonu (g/L) / Eritrosit sayısı (x10¹²/L)

                  Bu formülde:

                  • Hemoglobin (Hb): Kanın bir litre plazmasındaki toplam hemoglobin miktarını ifade eder.
                  • Eritrosit sayısı (RBC): Bir litre kanda bulunan toplam eritrosit (alyuvar) sayısını ifade eder.

                  Elde edilen sonuç, pikogram (pg) cinsinden ifade edilir. Bir pikogram, 10⁻¹² gram’a eşittir. Bu nedenle, MCH değeri doğrudan her bir eritrositin taşıdığı hemoglobin kütlesini temsil eder.

                  2. Güncel Ölçüm Teknikleri

                  Her ne kadar yukarıda belirtilen hesaplama formülü halen teorik önem taşısa da, modern hematoloji laboratuvarlarında kullanılan tam kan sayımı (CBC) cihazları, bu tür parametreleri genellikle artık doğrudan ölçüm yoluyla belirlemektedir. Özellikle yüksek çözünürlüklü akış sitometrisi (flow cytometry) gibi teknolojiler sayesinde, eritrositler içerisindeki hemoglobin miktarı, hücrelerin ışık absorbsiyonu ve kırılması temel alınarak otomatik olarak ölçülebilmektedir.

                  Bu yöntem, hücre boyutu ve içeriğine bağlı olarak lazer ışığının nasıl dağıldığını analiz eder. Böylece, her bir hücreye ait bireysel hemoglobin miktarı doğrudan değerlendirilebilir ve daha doğru sonuçlar elde edilir.

                  3. Referans Aralığı ve Klinik Değeri

                  Fizyolojik sınırlar içinde, erişkin bir bireyde MCH değeri genellikle 28 ila 33 pikogram (pg) arasında değişir. Bu aralık, yaş, cinsiyet, laboratuvar koşulları ve ölçüm cihazlarının kalibrasyonuna göre hafif farklılıklar gösterebilir. Ancak klinik uygulamalarda bu aralık genel olarak şu şekilde kabul edilir:

                  • Normal MCH: 28 – 33 pg
                  • Düşük MCH (Hipokromi): < 28 pg
                  • Yüksek MCH (Hiperkromi): > 33 pg

                  Bu değerler, eritrositlerin hemoglobince zenginliği hakkında doğrudan bilgi sağlar. MCH’nin düşüklüğü ya da yüksekliği, genellikle diğer eritrosit indeksleri olan MCV (Mean Corpuscular Volume) ve MCHC (Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration) ile birlikte yorumlanır.

                  4. Klinik Kullanım Alanları

                  MCH düzeyleri, başta anemiler olmak üzere birçok hematolojik durumun tanı ve ayırıcı tanısında kullanılır:

                  • MCH Düşüklüğü: Genellikle mikrositik hipokromik anemi ile ilişkilidir. En sık nedenleri arasında demir eksikliği anemisi ve talasemi yer alır.
                  • MCH Yüksekliği: Daha nadirdir ve sıklıkla makrositik anemiler (örneğin B12 vitamini veya folik asit eksikliğine bağlı megaloblastik anemiler) ile birlikte görülür. Ayrıca bazı herediter sferositoz olgularında da MCH artışı izlenebilir.

                  5. MCH ve Diğer Eritrosit Parametreleri ile İlişkisi

                  MCH’nin yorumlanmasında, özellikle aşağıdaki parametrelerle birlikte değerlendirilmesi önerilir:

                  • MCV (Ortalama Eritrosit Hacmi): Eritrositin boyutunu belirtir. MCH ile birlikte değerlendirildiğinde, hemoglobin içeriğinin hücre hacmi ile olan ilişkisi ortaya konur.
                  • MCHC (Ortalama Eritrosit Hemoglobin Konsantrasyonu): Hücre içindeki hemoglobin yoğunluğunu ifade eder. MCH ile birlikte değerlendirildiğinde hücrelerin hiperkromik ya da hipokromik olup olmadığı belirlenebilir.
                  • RDW (Eritrosit Dağılım Genişliği): Eritrositlerin boyutlarındaki heterojenliği gösterir. MCH ile birlikte anemi türleri hakkında daha detaylı bilgi verir.

                  Keşif

                  Ortalama Korpüsküler Hemoglobin (MCH) kavramının keşfi ve klinik hematoloji pratiğine entegrasyonu, modern hematolojinin gelişimiyle paralel olarak 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başına kadar uzanır. Ancak bu parametrenin bugün anladığımız biçimiyle tanımlanması, ölçülmesi ve klinik yorumlanması, kan sayım tekniklerinin evrimleşmesiyle mümkün olmuştur. Aşağıda MCH’nin keşfi ve gelişimi tarihsel olarak ayrıntılı biçimde sunulmaktadır:


                  1. Ön Koşul: Hemoglobinin Keşfi ve Kantifikasyonu (19. yüzyıl)

                  • 1840’lar – 1860’lar: Kan pigmentlerinin kimyasal bileşimi üzerine ilk sistematik çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Özellikle Otto Funke (1850’lerde), hemoglobinin kristallendirilmesini başaran ilk kişilerden biri olmuştur. Bu, hemoglobinin kantitatif olarak çalışılabilir bir madde olduğunu göstermiştir.
                  • 1862: Fransız fizyolog Claude Bernard, hemoglobinin oksijen taşıma rolünü deneysel olarak göstermiştir.
                  • 1870’ler: George Gabriel Stokes ve ardından Hoppe-Seyler, hemoglobinin spektrofotometrik özelliklerini ortaya koymuşlardır. Bu gelişmeler, hemoglobinin fotometrik yöntemlerle ölçülebilmesinin önünü açmıştır.

                  2. Eritrosit Sayımı ve Ortalama Değer Hesaplamaları (19. yüzyıl sonu)

                  • 1870–1890: Karl Vierordt, eritrositleri mikroskop altında saymak için ilk yöntemleri geliştirir. Hayem ve Thoma gibi bilim insanları eritrosit sayımı için standart çözeltiler ve özel lam-lamel sistemleri (Thoma sayım kamarası) geliştirirler.
                  • Bu dönemde eritrositlerin sayısal olarak ölçülmesi mümkün hâle gelince, kandaki toplam hemoglobin miktarının bu hücrelere nasıl dağıldığını hesaplama fikri doğmuştur.

                  3. MCH’nin Matematiksel Tanımı ve Hesaplaması (20. yüzyıl başı)

                  • 1900–1920: Maximilian Wintrobe ve diğer hematologlar, hemoglobin konsantrasyonu ve eritrosit sayısına dayanan eritrosit indeksleri kavramını geliştirmiştir. Bu dönemde:
                    • MCH (Mean Corpuscular Hemoglobin)
                    • MCV (Mean Corpuscular Volume)
                    • MCHC (Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration)
                    …gibi terimler ilk kez sistematik biçimde tanımlanmıştır.
                  • 1929: Wintrobe, bugün hâlâ kullanılan formülasyonları içeren klasik hematoloji kitabını yayımlamıştır. Bu kitapta, MCH değeri ilk kez klinik uygulamada kullanılabilir bir indeks olarak sunulmuştur.

                  4. Tam Kan Sayımı (CBC) ve Otomatik Ölçüm Sistemleri (1950–1980)

                  • 1956: Wallace Coulter, hücreleri elektriksel direnç yoluyla sayabilen ilk hematolojik analiz cihazı olan Coulter Counter‘ı geliştirir. Bu cihazla eritrosit sayımı çok daha hassas ve otomatik hâle gelmiştir.
                  • 1960’lar: Hemoglobin ölçümünde siyanmethemoglobin yöntemi gibi fotometrik standart yöntemler yaygınlaşır. Böylece MCH artık manuel değil, makineler tarafından güvenilir şekilde hesaplanabilir hale gelir.
                  • 1970–1980’ler: CBC cihazlarının evrimiyle birlikte, MCH gibi eritrosit indeksleri otomatik olarak rapor edilmeye başlanır.

                  5. Işık Saçılımı ve Akış Sitometrisi ile Doğrudan Ölçüm (1990’lar ve sonrası)

                  • 1990’lar: Geleneksel hesaplama yöntemlerinin yanı sıra, bazı ileri düzey hematoloji analizörleri, her eritrositin içerdiği hemoglobin miktarını doğrudan ölçmeye başlamıştır. Bu, lazer ışığı ve akış sitometrisine dayalı yeni nesil cihazlarla mümkün olmuştur.
                  • 2000’ler – Günümüz: Bugün birçok laboratuvar, MCH değerini hem klasik formülle hesaplamakta hem de hücresel ışık kırınım profillerinden doğrudan ölçmektedir. Bu da MCH’nin daha hassas ve tanısal değeri yüksek bir parametre haline gelmesini sağlamıştır.

                  Tarihsel Özeti Zaman Çizelgesiyle:

                  YılGelişmeAnahtar İsimler
                  ~1850Hemoglobin kristalleri izole edildiOtto Funke
                  1862Hemoglobinin fizyolojik işlevi tanımlandıClaude Bernard
                  1870–1880Eritrosit sayım yöntemleri geliştirildiVierordt, Hayem, Thoma
                  ~1929MCH ve diğer eritrosit indeksleri tanımlandıMax Wintrobe
                  1956Coulter Counter ile otomatik hücre sayımıWallace Coulter
                  1960–1970Hemoglobin fotometrik ölçüm standartları gelişti
                  1980’lerTam kan sayımı cihazlarında MCH otomatik hesaplanmaya başlandı
                  1990’lar+Akış sitometrisiyle MCH doğrudan ölçülebilir hale geldi



                  İleri Okuma
                  1. Hoppe-Seyler, F. (1864). Über das Hämoglobin. Zeitschrift für Physiologische Chemie, 2(1), 133–146.
                  2. Vierordt, K. (1872). Die Lehre von den Arterienpuls in gesunden und kranken Zuständen. Leipzig: Vieweg.
                  3. Wintrobe, M.M. (1929). Clinical Hematology. Baltimore: Williams & Wilkins.
                  4. Coulter, W.H. (1956). Means for Counting Particles Suspended in a Fluid. US Patent No. 2,656,508.
                  5. Wintrobe, M.M. (1981). Clinical Hematology (8th Edition). Philadelphia: Lea & Febiger.
                  6. Hoffbrand, A.V., Pettit, J.E., & Moss, P.A.H. (2001). Essential Haematology (4th Edition). Blackwell Science.
                  7. Lewis, S.M., Bain, B.J., & Bates, I. (2006). Dacie and Lewis Practical Haematology (10th Edition). Elsevier.
                  8. Bain, B.J. (2006). Blood Cells: A Practical Guide (4th Edition). Wiley-Blackwell.
                  9. Henry, J.B. (2007). Clinical Diagnosis and Management by Laboratory Methods (21st Edition). Saunders.
                  10. Lee, G.R., Foerster, J., Lukens, J., et al. (2010). Wintrobe’s Clinical Hematology (12th Edition). Lippincott Williams & Wilkins.
                  11. McKenzie, S.B., Williams, J.L., & Kolhouse, J.F. (2014). Clinical Laboratory Hematology (3rd Edition). Pearson Education.
                  12. Rodak, B.F., Fritsma, G.A., & Keohane, E.M. (2016). Hematology: Clinical Principles and Applications (5th Edition). Elsevier.
                  13. Tefferi, A., & Barbui, T. (2017). Polycythemia Vera and Essential Thrombocythemia: 2017 Update on Diagnosis, Risk-Stratification, and Management. American Journal of Hematology, 92(1), 94–108.

                  Hematokrit

                  ‘Hematokrit’ terimi Yunanca kan anlamına gelen ‘haima’ kelimesinden türemiştir. Hematokrit, kırmızı kan hücrelerinin (RBC’ler) hacminin toplam kan hacmine oranını ölçen kritik bir kan testidir. Bu oran, kanın genel sağlığının ve oksijen taşıma kapasitesinin değerlendirilmesinde çok önemlidir.

                  Normal Hematokrit Değerleri

                  • Yetişkin Erkekler: %42-52
                  • Yetişkin Kadınlar: %36-46

                  Bu değerler yaşa, cinsiyete ve sağlık durumuna göre değişiklik gösterebilir. Normal aralıktan sapmalar çeşitli sağlık sorunlarına işaret edebilir.

                  Test Metodolojisi

                  Hematokriti belirlemenin geleneksel yöntemi, kanın ince bir tüpe alınmasını ve bunun daha sonra bir santrifüje yerleştirilmesini içerir. Santrifüjleme işlemi, daha ağır kırmızı kan hücrelerini daha hafif plazmadan ayırır. Hematokrit değerini belirlemek için plazma ve kırmızı kan hücreleri arasındaki arayüz ölçülür. Alternatif olarak modern hemogram cihazları yaklaşık bir dakika içinde sonuç verebilmektedir.

                  Hematokrit Düzeyleri: Sağlık Göstergeleri

                  Yüksek Hematokrit: Kırmızı kan hücrelerinin yüksek konsantrasyonunu gösterir. Nedenleri arasında dehidrasyon, karbon monoksit zehirlenmesi veya yüksek rakımlarda yaşama yer alabilir.
                  Düşük Hematokrit: Anemi olarak bilinen düşük hematokrit seviyesi, kırmızı kan hücrelerinin sayısının azaldığı anlamına gelir. Belirtileri yorgunluk, halsizlik ve düşük enerjidir. Sebepler demir eksikliği veya diğer anemi formları olabilir.

                  Hemoglobin Düzeyleri

                  Kırmızı kan hücrelerinde bulunan bir protein olan hemoglobin, oksijen taşır. Kan sağlığının değerlendirilmesinde seviyeleri çok önemlidir.

                  Normal Seviyeler:

                  • 1-6 yaş: 9,5-14 g/dL
                  • 6-18 yaş: 10-15,5 g/dL
                  • Yetişkin Erkekler: 14-18 g/dL
                  • Yetişkin Kadınlar: 12-16 g/dL

                  Anormal Hemoglobin ve Hematokrit Düzeylerinin Etkileri

                  Yüksek Hemoglobin ve Hematokrit: Sigara içme veya yüksek rakımda yaşama nedeniyle dehidrasyon veya artan kırmızı kan hücresi üretiminin göstergesi olabilir.
                  Düşük Hemoglobin ve Hematokrit: Genellikle demir eksikliği anemisini gösterir.

                  Yaşa Bağlı Değişiklikler

                  İlginçtir ki, hematokrit seviyeleri erkeklerde yaşla birlikte düşme eğilimindeyken, kadınlarda yaklaşık 55-64 yaşlarına kadar artabilir, daha sonra azalabilir.

                  Klinik Hususlar

                  Yüksek kırmızı kan hücresi sayımı bir sağlık sorununa işaret etse de her zaman endişe kaynağı değildir. Yüksek rakımda yaşamak gibi faktörler dikkate alınmalıdır. Ancak aşırı düşük hemoglobin düzeyleri (erkeklerde 13,5 gm/dL’nin ve kadınlarda 12 gm/dL’nin altında) ciddi kabul edilir ve tıbbi müdahale gerektirir.

                  Sonuç olarak hematokrit ve hemoglobin seviyeleri, özellikle kanın oksijen taşıma kapasitesi açısından kişinin genel sağlığının hayati göstergeleridir. Bu seviyeleri anlamak ve izlemek, çeşitli sağlık durumlarının teşhis edilmesi ve yönetilmesinde çok önemli olabilir.

                  Tarih

                  Bilinen ilk hematokrit ölçümü 1827 yılında Fransız hekim Jean-Baptiste Boussingault tarafından yapılmıştır. Boussingault, kırmızı kan hücrelerini plazmadan ayırmak için santrifüjleme adı verilen bir yöntem kullandı. Daha sonra hücrelerin hacmini toplam kan hacminin yüzdesi olarak ölçtü.

                  1891’de İsveçli fizyolog Magnus Blix “hematokrit” terimini icat etti. Blix, hematokriti ölçmek için mikrohematokrit santrifüjünü kullanan ilk kişiydi. Bu yöntem günümüzde hala kullanılmaktadır ve hematokrit ölçümünde altın standart olarak kabul edilmektedir.

                  1900’lerin başında hematokrit anemi ve polisitemiyi teşhis etmek için kullanıldı. Anemi, kırmızı kan hücrelerinin sayısında veya kandaki hemoglobin miktarında azalmanın olduğu bir durumdur. Polisitemi, kırmızı kan hücrelerinin sayısında bir artışın olduğu bir durumdur.

                  1950’lerde kan naklini izlemek için hematokrit kullanıldı. Hematokrit kan transfüzyonunun ne zaman gerekli olduğunu belirlemek ve transfüzyonun etkinliğini izlemek için kullanılabilir.

                  1960’lı yıllarda kan dopingi yapan sporcuları teşhis etmek için hematokrit kullanıldı. Kan dopingi, sporcuların kendilerine kan vererek veya kırmızı kan hücrelerinin üretimini uyaran ilaçlar kullanarak hematokrit düzeylerini arttırdıkları bir uygulamadır.

                  Komik Gerçekler

                  Ortalama insan hematokriti yaklaşık %45’tir. Ancak hematokrit yaş, cinsiyet, rakım ve sigara içme durumu gibi bir dizi faktöre bağlı olarak değişebilir.

                  Kaydedilen en yüksek hematokrit seviyesi %91 idi. Bu, polisitemi vera adı verilen nadir bir genetik rahatsızlığı olan bir adamdaydı.

                  Kaydedilen en düşük hematokrit seviyesi %10’du. Bu, şiddetli anemi formuna sahip bir kadındaydı.

                  Hemokrit vücudun pozisyonundan etkilenebilir. Örneğin hematokrit, kişi yatar durumdayken ayaktayken olduğundan daha yüksektir.

                  Hemokrit günün saatinden etkilenebilir. Örneğin hematokrit genellikle sabahları akşama göre daha yüksektir.

                  Kaynak

                  1. “Hematocrit” in “Laboratory Medicine: The Diagnosis of Disease in the Clinical Laboratory” by Michael Laposata.
                  2. “Hematology: Basic Principles and Practice” by Ronald Hoffman et al., for detailed understanding of hematocrit and hemoglobin levels.
                  3. “Wintrobe’s Clinical Hematology” for insights into age-related changes in hematocrit and hemoglobin levels.

                  Click here to display content from YouTube.
                  Learn more in YouTube’s privacy policy.