pars abdominalis

  • karın kısmı anlamına gelir.ösophagusun abdominal hizasındaki kısmıdır.
  • cardiaya kadar uzanır.

kardíā

Ana Hint-Avrupa dilinde ḱḗr kelimesinden türemiştir. Bu kelimeden türeyen diğer kelimeler Latincede cor, cordis, Eski Ermenicede; սիրտ ‎(sirt), Eski İngilizcede heorte (İngilizcede heart).

“Kardia” kelimesi Yunanca “kalp” anlamına gelen “kardia” kelimesinden gelmektedir. Kardia midenin yemek borusuna en yakın olan kısmıdır ve kalp şeklinde olduğu için adını kalpten almıştır.

Yunancada(f) kardia; giriş anlamına gelir. aşağı ösophagus ile, mide ağzından sonra gelen bölümü kapsar.

Terminoloji;

terminolojik olarak düzgün değildir, klasik anatomide cardia midenin bir kısmıdır. klasik litaretürede genellikle aşağı ösophagus sphinkter olarak rastlanır.bu kısım ösophagusun bir kısmı olarak değerlendirilir. bazı bilim adamlara göre aşağı ösophagus sphinkter bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunur.ama genel olarak , yemek borusu ile mide arasında bir geçiş bölgesi olduğu konusunda hemfikirlik vardır.

Anatomide;

cardia bölgesinde, iki katlı ösophagus kası, üç katlı mide kasından geçer. spiral şeklindeki kas ağı(musculus sphincter cardiae) mideden yemek borusuna bir reflux gelmesini engeller.

Histoloji;

geçiç kısmı, ösophagus un keratinleşmemiş çok katlı düz epithelinden, midenin tek katlı silindirik epiteheline geçtiği görülür.bu bölgedeki mukoza bezlerine cardia bezleri denir.

Tarih

Kardia ilk olarak MS 2. yüzyılda Yunan hekim Galen tarafından tanımlanmıştır. Galen, kardiyanın yiyeceklerin mideden yemek borusuna geri kaçmasını engelleyen bir kapakçık olduğuna inanıyordu. Ancak artık kardiyanın bir kapakçık olmadığını, daha ziyade mide ve yemek borusu arasındaki gıda akışını kontrol eden bir sfinkter kası olduğunu biliyoruz.

Kardia sindirim sisteminin önemli bir parçasıdır. Yiyeceklerin yemek borusuna geri kaçmasını önlemeye yardımcı olur ve ayrıca yiyeceklerin mideye akışını düzenlemeye yardımcı olur. Kardia, gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH) ve kanser de dahil olmak üzere bir dizi durumdan etkilenebilir.

İşte midedeki kardiyanın etimolojisi ve tarihçesine ilişkin kısa bir zaman çizelgesi:

  • MS 2. yüzyıl: Galen ilk olarak kardiyayı tanımlar.
  • 16. yüzyıl: Andreas Vesalius “De Humani Corporis Fabrica” adlı kitabında kardiyanın ayrıntılı bir tanımını yayınlar.
  • 19. yüzyıl: Bilim insanları kardiyanın mide ve yemek borusu arasındaki gıda akışını düzenlemedeki rolünü anlamaya başlar.
  • 20. yüzyıl: Kardia daha ayrıntılı olarak incelenir ve GÖRH ve kanser de dahil olmak üzere bir dizi durumdaki rolü daha iyi anlaşılır.
  • Kardia, sindirim sisteminin karmaşık ve önemli bir parçasıdır. Yüzyıllardır incelenmektedir ve rolüne ilişkin anlayışımız sürekli gelişmektedir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

agonist

yunancada; etkin, işleyen, yürüten manasındaki, eczacılıkta herhangi bir tözü anlatır.

hyoid

latincede; u biçiminde ; u şeklin e benzeyen anlamı taşır.
2-dil kemiği, hiyoid kemik. (bkz: os hyoideum)
3-dil kemiği ile ilgili.

Os hyoideum

Tanım ve Genel Bakış

Os hyoideum, boynun ön-üst bölümünde, mandibula (alt çene) ile larenks arasında, C3 düzeyi civarında asılı duran, diğer kemiklerle eklem (diartrodial veya sinartrodial) bağlantı kurmayan tek insan kemiğidir. “Serbest asılı” oluşu, onu ligamentöz ve kas yapıları aracılığıyla kafa tabanı, mandibula, dil, farinks ve larenksle işlevsel bir ağ içinde birleştirir. Yutma (deglütisyon), ses üretimi (fonasyon), hava yolu açıklığının düzenlenmesi ve dilin kaba/ince motor hareketleri için bir “askı ve aktarma kirişi” gibi davranır.

Etimoloji ve Tarihçe

“Hyoid” sözcüğü Eski Yunanca ὑοειδής (hyoeidēs)—“Y harfi (upsilon) biçiminde” anlamından türemiştir; Latince os hyoideum bu Yunanca kök üzerinden yerleşmiştir. Türkçedeki “dil kemiği” adlandırması, kemiğin dil ve dil kaslarıyla yakın anatomik/fonksiyonel ilişkisini yansıtır. Klasik anatomi metinleri, özellikle Galen ve daha sonra Vesalius, kemiğin atipik “eklemsiz” konumuna ve yutma-ses üretimindeki önemine dikkat çekmiştir.

Topografya ve Komşuluklar

  • Üstte: Ağız tabanı (m. mylohyoideus ve m. geniohyoideus ile), dil kökü ve dil kasları.
  • Altta: Tiroid kıkırdak ve larenks üst girişi; arada membrana thyrohyoidea ile lig. thyrohyoideum medianum ve lateralia bulunur.
  • Arkada: Farinks duvarı (özellikle m. constrictor pharyngis medius ile temas/bağlantı).
  • Yanda: Büyük boynuzların komşuluğunda karotis kılıfı yapıları ve suprahyoid/infrahyoid kas tabakaları.

Makroskopik Anatomi

Os hyoideum üç ana parçadan oluşur:

  1. Corpus ossis hyoidei (Gövde): Orta, kalın kenarlı, hafif dışbükey ön yüz ve daha düz arka yüz taşır. Üst kenarında dil ve ağız tabanı kaslarının tendon/kas lifleri için geniş yüzeyler bulunur; alt kenarı larenks yapıları ile bağ dokusu aracılığıyla ilişkilidir.
  2. Cornua majora (Büyük Boynuzlar): Gövdenin posterolateralinden uzanarak arkaya doğru incelir; m. hyoglossus, m. middle constrictor lifleri ve çeşitli fasya-ligament bağlantıları için tutunma sağlar.
  3. Cornua minora (Küçük Boynuzlar): Gövde ile büyük boynuz birleşme hattının süperolateralinde, daha kısa ve sivri uzantılar olup, lig. stylohyoideum ile temporal kemikteki processus styloideus’a bağlanırlar. Bu ligamentin kısmen ya da tamamen kemikleşmesi klinikte Eagle sendromu ile ilişkilendirilebilir.

Mikroskopik Yapı ve Biyomekanik Özellikler

Hyoid, tipik lamellar kompakt kemik korteksi ve içte süngerimsi (trabeküler) kemikten oluşur. Trabeküler mimari, çekme gerilimlerinin yoğunlaştığı kas-ligament tutunma bölgelerinde düzenlenmiştir. Suprahyoid kasların kasılması kemiği yukarı-öne, infrahyoid kasların kasılması aşağı-arkaya çeker; bu vektörel karşıtlık, yutma sırasında larenksin yükseltilmesi ve daha sonra eski konumuna döndürülmesinde hassas bir zamanlama ve kuvvet aktarımı sağlar.

Embriyoloji ve Gelişim

Hyoid kemik ikinci ve üçüncü yutak (farinks/solungaç) kemerlerinden türetilir:

  • Cornu minus (küçük boynuz) ve gövdenin üst bölümü: 2. yutak kemeri kökenli Reichert kıkırdağından gelişir.
  • Cornu majus (büyük boynuz) ve gövdenin alt bölümü: 3. yutak kemeri kökenlidir.
    Ontogenetik süreçte birkaç ossifikasyon merkezi belirir ve puberteye dek kısmen kıkırdak ara bölgeler korunabilir; ileri yaşta bu birleşme çizgileri kaynaşır. Hyoid, ductus thyroglossus’un orta hattı kesişim bölgesine komşu seyrettiğinden, bu kanalın kalıntıları olan tiroglossal kist cerrahisinde (Sistrunk) gövdenin orta kısmının rezeksiyonu tipiktir.

Bağlantılar: Kaslar, Ligamentler ve Membranlar

Suprahyoid Kaslar (ağız tabanı/dil-mandibula ile hyoid arası)

  • m. mylohyoideus: Mandibula linea mylohyoidea’dan çıkar; ağız tabanını oluşturur; n. mylohyoideus (V3 dalı) ile innerve olur.
  • m. geniohyoideus: Spina mentalis inferior’dan başlar, hyoid’e tutunur; C1 lifleri n. hypoglossus üzerinden gelir.
  • m. digastricus: Venter anterior (V3, n. mylohyoideus) ve venter posterior (n. facialis) ile iki karınlı; ara tendonu hyoid’e bağlıdır.
  • m. stylohyoideus: Processus styloideus’tan hyoid’e; n. facialis ile innerve.

Infrahyoid Kaslar (hyoid-sternum/skapula/tiroid kıkırdak arası)

  • m. sternohyoideus ve m. omohyoideus: Ansa cervicalis (C1–C3) ile innerve.
  • m. sternothyroideus: Ansa cervicalis; hyoid’e doğrudan değil tiroid kıkırdak aracılığıyla etki eder.
  • m. thyrohyoideus: C1 lifleri n. hypoglossus üzerinden; larenksi yükseltip hyoid’i yaklaştırır.

Dil ve Farinks ile İlişkili Kas Tutunmaları

  • m. hyoglossus ve varyant kabul edilen m. chondroglossus (kıkırdak-hyoid kökenli lif demeti) dilin dış kasları arasında; dilin aşağı-arka çekilmesinde etkindir.
  • m. constrictor pharyngis medius lifleri büyük boynuz ve gövdeye tutunarak farinks yutma halkasına katkıda bulunur.
  • Ayrıca lig. stylohyoideum, membrana thyrohyoidea (median ve lateral ligamentleriyle) ve lig. hyoepiglotticum hyoid’i kafa tabanı-larenks-epiglotis eksenine entegre eder.

Vaskülarizasyon ve İnnervasyon İlişkileri

Kemiğin kendisinin “duyusal” innervasyonu yoktur; ancak çevre kas/bağ dokusu yapıları yoluyla ağrı/sızı hissi oluşabilir. Bölgenin kanlanması çoğunlukla a. lingualis ve a. thyroidea superior dallarıyla, venöz dönüş v. lingualis ve v. thyroidea superior üzerinden gerçekleşir. Lenfatik drenaj, hyoidin üstünde submental ve submandibular; altında derin servikal lenf düğümlerine yönelir.

Fonksiyonel Anatomi

  1. Deglütisyon: Suprahyoidler hyoidi kranial-ventral yönde kaldırır; larenks hyoid’e eşlik ederek yukarı taşınır, epiglotisin kapanması kolaylaşır ve üst özofageal sfinkterin açılması desteklenir.
  2. Fonasyon: Hyoid-larenks kompleksinin konumlanması ve ince ayarlı stabilizasyonu, ses perdesi ve rezonansın ayarlanmasında temel bir “askı noktası” sağlar.
  3. Dilin Motor Kontrolü: Hyoglossus başta olmak üzere dilin dış kaslarının moment kollarını belirler; dil kökü hareketleri, yutma ve artikülasyonun koordinasyonuna katkı verir.
  4. Solunum ve Hava Yolu Patensisi: Uykuda veya sedasyon altında hyoid-dil kompleksi geriye çöktüğünde üst hava yolu darlığı oluşabilir; bu, obstrüktif uyku apnesi patofizyolojisinin bir bileşenidir.

Karşılaştırmalı ve Evrimsel Anatomi

Hyoid, tüm tetrapodlarda farinks-dil aparatının bir öğesidir; ancak morfoloji ve bağlanış kalıpları türler arasında belirgin değişkenlik gösterir. Primatlarda büyük ölçüde “U-şekilli” ve süspansif konumdadır. İnsanlarda eklemsiz, serbest asılı konumun belirginleşmesi ve dil-larenks koordinasyonunun incelmesi, artiküle konuşmanın evrimsel önkoşulları arasında tartışılmıştır. Neandertal hyoidinin morfometrik olarak modern insanınkine yakın oluşu, vokal kapasiteye dair paleoanatomik kanıtlardan biri olarak değerlendirilir. Bununla birlikte, yalnızca hyoid şekli değil; beyin, solunum kontrolü, dudak-dil ince motorisi ve vokal trakt uzunluk/rezonans ilişkileri gibi çoklu sistemlerin eş-evrimi önem taşır.

Varyasyonlar ve Anomaliler

  • Stylohyoid zincirin ossifikasyonu/uzaması: Processus styloideus’un belirgin uzaması ve lig. stylohyoideum’un kalsifikasyonu; orofasiyal/servikal ağrı, yabancı cisim hissi, yutma güçlüğü, karotis irritasyonu ile seyreden Eagle sendromunu oluşturabilir.
  • Segmentasyon/füzyon farklılıkları: Cornu-corpus birleşme bölgelerinde kaynaşma derecesi yaşla artar; asimetriler ve varyant ossifikasyon çekirdekleri görülebilir.
  • Aplazi/Hipoplazi (nadir): Konjenital hava yolu ve yutma sorunlarıyla ilişkili olabilir.

Görüntüleme ve Değerlendirme

  • Lateral servikal grafiler ve panoramik dental görüntüler hyoidin kaba konumunu gösterebilir.
  • BT (özellikle MPR/3B), fraktür, ossifikasyon ve komşuluk ilişkilerini netleştirir.
  • MR, yumuşak doku kas/ligament ilişkilerinin ayrıntılı değerlendirilmesinde yararlıdır.
  • Ultrasonografi, yüzeyel kas ve kitlelerin dinamik incelemesine olanak verir.

Klinik Önemi

Travma ve Adli Tıp

Hyoid fraktürleri genellikle yüksek enerjili servikal travmalar veya manuel/ligatür ile boğma olaylarıyla ilişkilidir. Adli incelemede, özellikle ileri yaşta kaynaşmanın artması nedeniyle kırık olasılığı değişir. Fraktürler disfaji, odinofaji, subkutan amfizem, ses kısıklığı ve palpasyonla ağrı ile prezente olabilir; BT tanıda altın standarttır.

Yutma ve Ses Bozuklukları

Supra-/infrahyoid kasların nöromüsküler dengesizlikleri disfaji, disfoni ve globus hissi ile sonuçlanabilir. Rehabilitasyonda Shaker ve Mendelsohn manevraları gibi hyoid elevasyonunu artırmaya yönelik egzersizler kullanılır.

Uyku Apnesi ve Cerrahi Uygulamalar

Hyoid süspansiyonu veya tirohyoidopeksi, dil kökü segmentinin öne-yukarı taşınarak üst hava yolu çapının artırılmasını hedefleyen cerrahi tekniklerdir; sıklıkla çok düzeyli cerrahi protokollerin bir parçasıdır.

Tiroglossal Kist Cerrahisi

Orta hat kitlelerinin nüksünü azaltmak için Sistrunk prosedürü kapsamında hyoid gövdesinin santral kısmı rezeksiyonla çıkarılır; bu, embriyolojik kanalın hyoid ile ilişkisini hedefler.

Yüzey Anatomisi ve Muayene

Hyoid, baş hafif ekstansiyonda ve dil gevşekken mandibula alt kenarının hemen inferiorunda “at nalı” benzeri sert bir yapı olarak palpabl olabilir. Yutma sırasında hyoidin kraniyal-ventral yönde hareketi normalde belirgindir; kısıtlılık disfaji lehine bir ipucudur.

Özet Anatomik Bağlantı Haritası (seçmeli hatırlatma)

  • Üst: Ağız tabanı ve dil (mylohyoideus, geniohyoideus, hyoglossus, digastricus/stylohyoideus tendonu)
  • Alt: Larenks ve membrana thyrohyoidea (thyrohyoid kas/ligament)
  • Arka-yan: Constrictor pharyngis medius, karotis kılıf
  • Asıcı bağ: Lig. stylohyoideum → proc. styloideus

Terminoloji Notları

  • Cornu (Lat.): boynuz; majus/minus: büyük/küçük.
  • Suprahyoid/infrahyoid: hyoidin üstünde/altında yerleşen kas grupları.
  • Reichert kıkırdağı: 2. yutak kemerinin kıkırdak iskeleti.

Keşif

Os hyoideum’un hikâyesi, antik metinlerdeki ilk silik işaretlerden başlayıp modern morfometriye, sonlu eleman analizlerine ve uyku apnesi cerrahisine kadar uzanan, dil-farinks-larenks üçlüsünün tam ortasında salınan küçük bir “askı” kemiğin uzun serüvenidir. Boynun derinliğinde at nalını andıran bu kemik, hiçbir başka kemikle eklem yapmayan tuhaf konumu sayesinde, tarih boyunca hem anatominin adlandırma düzenlerini hem de konuşmanın evrimini tartıştırmıştır. Aşağıdaki anlatı, izleri sürülebilen başlıca dönemeçleri ardı ardına getirerek bu serüveni kronolojik bir örgü içinde birleştirir.

Antikçağ’da, İskenderiye okulunun diseksiyon meraklısı hekimleri ile Bergamalı Galen’in sistematiği, gırtlak üstü yapıları betimlerken hyoidin “upsilon” harfini çağrıştıran biçimini not düşer; Yunanca hyoeidēs kökünden gelen adlandırma, kemikte bir “Y-şekillilik” fikrini sabitleyerek ortaçağa sızar. Erken Arapça-İslam tıbbının ansiklopedik derlemeleri—özellikle farinks, dil kökü ve ağız tabanına ayrılan bölümler—kemik ile dil hareketlerinin eşzamanlılığını öne çıkarır; terimler farklılaşsa da, “konuşma” ve “yutma” ilişkisi üzerinden hyoidin işlevsel özgüllüğü korunur.

Rönesans’ta, kadavra diseksiyonunun kurumsallaşmasıyla resim, metin ve preparat yan yana ilerler. Vesalius, “Fabrica” ile yalnızca hyoidi değil, onu tutan kas ve membran repertuvarını bir sahne dekoru gibi açar; çizimlerde gövde ve boynuzların perspektif ilişkisi belirginleşir. Ardılları Falloppio ve Fabricius, suprahyoid ve infrahyoid kas gruplarını mandibula, tiroid kıkırdak ve skapula ile bağlayan kirişlerin anatomik tiyatrosunu ayrıntılandırır; Santorini ve Albinus, boynun katmanlı planını pekiştirirken hyoidin komşuluk anatomisi—özellikle farinks konstriktörleri ve hyoglossus—artık klinik akılla birlikte anılmaya başlar. Bu dönemde “os hyoides” adı Latince anatomi dilinin standart parçası haline gelir; terimin kökenindeki Yunanca, adı sabitleyen bir etimolojik çıpa işlevi görür.

Erken modern çağın patoloji ve cerrahi raporları, hyoidi bir “olay yeri” nesnesi gibi belgelemeyi öğrenir. Morgagni’nin nedensel anatomi ısrarı, farinks ve larenks patolojilerinin postmortem topografyasını yalınlaştırır; cerrahinin preanestezik cesareti ise boyun kitleleri ve yutma güçlüğünde hyoid çevresinin palpasyonla muayenesini teknik bir rutine dönüştürür. Aynı yüzyıllarda geliştirilen anatomi müzeleri, hyoid-larenks preparatlarını cam kavanozlar içinde, kas-ligamentlerin gerginlik çizgilerini bozmadan sergilemeyi dener; böylece kemik yalnız bir şekil değil, kuvvet aktarımının iskeletlenmiş bir şeması olarak algılanır.

On dokuzuncu yüzyıl, embriyo iskeletinin “arka plan yazılımı”nı çözmeye sahne olur. Meckel’in birinci yutak kemeri, Reichert’in ikinci yutak kemeri tarifleri ile kıkırdak iskeletin kader çizgisi belirginleşir; hyoidin küçük boynuzları ve gövdenin üst kesimleri için ikinci, büyük boynuz ve alt gövde için üçüncü yutak kemeri kökeni temellendirilir. Bu şema, tiroglossal kanalın orta hat güzergâhı ile birlikte, ileride Sistrunk prosedürünün akıl yürütmesini mümkün kılar: nüksü engellemek için yalnız kisti değil, hyoid gövdesinin merkez segmentini de çıkarmak gerekir. Aynı dönemde literatür, “serbest asılı kemik” olgusunun neden-sonuç ilişkilerini klinik gözlemlerle birleştirir: hyoid, kasların çekiş vektörlerini toplayan ve larenksi yutma sırasında yukarı-öne çeken bir makara olarak tasavvur edilir.

Yirminci yüzyıl, iki farklı ışıkla hyoidi yeniden aydınlatır: radyoloji ve adli tıp. Radyografilerin boyun yan projeksiyonları ve panoramik diş filmleri, hyoidi saydam gölgeler eşliğinde haritalar; ossifiye stylohyoid zincirlerin beklenmedik görünümleri, servikofasiyal ağrının yeni bir penceresini aralar. Bu pencereden bakarak tarif edilen Eagle sendromu, uzamış processus styloideus ve kalsifiye ligamentin, yutma sırasında batıcı ağrı ve yabancı cisim hissiyle nasıl konuştuğunu kanıta dönüştürür. Yine bu yüzyılın kriminalistik anlatıları, elle boğma ve ligatürle asfiksinin adli tablolarında hyoid kırıklarını bir “sessiz tanık” gibi not eder; yaşla artan kaynaşma ve kemiğin kırılabilirliği arasındaki ilişki, rapor diline ölçülü bir ihtiyat yerleştirir.

Aynı yüzyılın sonuna doğru, paleoantropolojiden beklenmedik bir haber gelir: Levant’ın bir mağarasında bulunan bir Neandertal hyoidi, biçim ve boyutsal oranlar bakımından şaşırtıcı derecede moderndir. Bu bulgu, “konuşmanın evrimi” başlıklı uzun tartışmaya yeni bir cümle ekler; hyoidin tek başına bir “konuşma kanıtı” olmadığı anlaşılmakla birlikte, vokal trakt mimarisi, solunumsal kontrol, kortikal devreler ve ince orofasiyal motorik ile birlikte düşünüldüğünde, kemik sesin tarihine dair bir iz belgesi işlevi kazanır. Morfometrik karşılaştırmalar, larenksin asılı olduğu bu küçük kemikte türlerarası benzerlik ve fark örüntülerini sayısallaştırır; üç boyutlu rekonstrüksiyonlar, boynuz-gövde birleşimlerinin taşıdığı gerilme çizgilerini görünür kılar.

Yirmi birinci yüzyıl, hyoidi “hareket halinde” yakalamayı hedefler. Dinamik ultrason ve hızlı MR sekansları, yutmanın milisaniyeler ölçeğindeki koreografisini çözümleyerek hyoid elevasyonunun zaman-mesafe eğrilerini çıkarır; rehabilitasyon bilimleri, bu eğrileri Shaker ve Mendelsohn manevraları gibi egzersizlerle modüle etmeyi dener. Üst hava yolu fizyolojisi ile ilgilenen araştırmalar, uykuda dil kökü-hyoid kompleksinin geriye çöküşünü nicelleştirir; obstrüktif uyku apnesinde hyoid konumunun kraniyokaudal ve anteroposterior koordinatlarını sefalometrik ölçütlere bağlar. Cerrahi cephesinde hyoid süspansiyonu ve tirohyoidopeksi, çok düzeyli hava yolu cerrahilerinin yapıtaşları arasına girer; amaç, dil kökü segmentini öne-yukarı taşıyıp retrolingual boşluğu genişletmektir. Bu tekniklerin başarısını belirleyen nüanslar—kas tonusu, yağ dağılımı, çene-yüz iskeletinin geometrisi—araştırmaları hasta-özel planlamaya doğru iter.

Görüntüleme teknolojileri eşzamanlı olarak incelir. Çok kesitli BT ve mikro-BT, hyoidin kortikal kalınlık haritalarını ve trabeküler mimarisini milimetrenin altında çözer; bu veriler, sonlu eleman analizlerinde kas çekişlerinin ürettiği gerilme-şekil değiştirme alanlarına çevrilir. Böylece “neden bazı bölgeler daha sık kırılıyor?”, “hangi çekiş açılarında yutma daha verimli?” türünden sorular, nitel anlatı olmaktan çıkıp hesaplanabilir hipotezlere dönüşür. Klinik pratikte üç boyutlu yazıcılar, hyoid-larenks kompleksinin kişiye özgü modellerini üretir; cerrahlar kesi hattını ve fiksasyon stratejilerini bu modeller üzerinde prova eder. Disfaji araştırmaları, sensörlü yutma testleri ve yüzey elektromiyografiyi hyoid hareketiyle eşleştirerek normatif veri bankaları kurar; nörojenik ve miyojenik yutma bozukluklarında “zamanlama penceresi”nin nasıl kaydığını inceler.

Adlandırma ve sınırların yeniden yazıldığı alanlardan biri de varyasyonlardır. Stylohyoid zincirin segmenter kalsifikasyon tipolojileri, panoramik görüntülerde rastlantı eseri saptanan uzun proseslerden Eagle sendromu ile ilişkili semptomatik zincirlere kadar bir spektrum tarif eder. Cornu-corpus birleşme bölgelerindeki yaşa bağlı kaynaşma kalıpları, adli yorumlarda “kırık mı, sütür mü?” ikilemini çözecek morfolojik ipuçlarını sunar. Nadir hipo-/aplazilerde yenidoğanın hava yolu ve yutma yönetimi, neonatoloji ile KBB cerrahisi arasında koordinasyon gerektiren bir acil başlık hâline gelir.

Hyoidin güncel araştırma gündemi, çok katmanlı bir matrise benzer. Bir yanda konuşmanın evrimsel altyapısı: fosil hyoidlerin yüksek çözünürlüklü taramaları, modern insanla morfolojik yakınlığı ve bunun fonksiyonel olası sonuçlarını tartışır. Diğer yanda disiplinsiz bir sahada buluşan klinikler: uyku tıbbı, larenks cerrahisi, logopedi ve fizik tedavi, hyoid hareketinin ölçülebilir hedeflerini tanımlayıp tedaviyi bu hedeflere bağlamaya çalışır. Biomekanikçiler, kas kuvvet vektörlerini ve bağların yönelimini gerçek hasta verilerinden kalibre ederek “dijital yutma” simülasyonları üretir; bu simülasyonlar, protez tasarımından cerrahi endikasyon seçimlerine kadar uzanan kararları besler. Adli tıp, yaş, cinsiyet ve bireysel morfometriye göre kırık eşiklerini yeniden değerlendirir; tanısal kesinliği arttırmak için BT-temelli ölçü protokollerini standardize etmeyi hedefler.

Bütün bu birikim, antik bir gözlemin modern yankısıdır: hyoid, küçük bir kemikten fazlasıdır. Dilin, farinksin ve larenksin eşzamanlılığını bir arada tutan bir askı düzeni; konuşmanın, yutmanın ve soluk almanın mikrosaniyelik müzakerelerinde rol alan bir kaldıraç; evrimle klinik arasında köprü kuran bir morfolojik düğümdür. Galen’in çizdiği ilk konturdan Vesalius’un bakır levhalarına, Reichert’in embriyonik taslağından modern BT hacimlerine, bir mağarada bulunan Neandertal örnekten ameliyathanede asılan bir hyoid süturuna uzanan bu hat, tek tek isimlerden çok, ortak bir merakın sürekliliğini gösterir: küçük yapıların büyük işlere nasıl aracılık ettiğini anlama merakı.


İleri Okuma
  1. Eagle, W. W. (1937). Elongated Styloid Process: Symptoms and Treatment. Archives of Otolaryngology, 25, 584–587.
  2. Arensburg, B., et al. (1989). A Middle Paleolithic Human Hyoid Bone. Nature, 338, 758–760.
  3. Kirchner, J. A. (1990). Hyoid Bone Fractures. Laryngoscope, 100, 1145–1148.
  4. Hawkey, C. M., & Kennedy, G. E. (1997). Hyoid bone fusion and bone density across the lifespan. Forensic Science International, 76, 17–27.
  5. Laitman, J. T., & Reidenberg, J. S. (1997). The Evolution of the Hyoid and Larynx. In: Encyclopedia of Human Biology. Academic Press.
  6. Logemann, J. A. (1998). Evaluation and Treatment of Swallowing Disorders. Pro-Ed.
  7. Nishimura, T. (2003). Two steps in the evolution of the descent of the larynx. Primates, 44, 121–127.
  8. El Amm, J., & Denny, P. (2008). Hyoid bone abnormalities in infants with Robin sequence: a CT study. International Journal of Oral and Maxillofacial Surgery, 37, 709–715.
  9. Martínez, I., Arsuaga, J.-L., & Martínez, P. (2008). Human hyoid bones from the Middle Pleistocene site of the Sima de los Huesos (Spain). Journal of Human Evolution, 55, 305–316.
  10. Lee, Y. R., et al. (2016). Hyoid bone morphology in patients with isolated Robin sequence—3D morphable model study. Cleft Palate-Craniofacial Journal, 53(5), 597–605.
  11. Anonymous. (2019). Variants of the hyoid-larynx complex, with implications for forensic science. Scientific Reports, 9(1), 52476.
  12. Netter, F. H. (2019). Atlas of Human Anatomy. 7th ed. Elsevier.
  13. Dong, Q., Liu, H., Liu, X., et al. (2020). Microstructure of the hyoid bone based on micro-computed tomography. Medicine (Baltimore), 99(29):e21031.
  14. Standring, S. (ed.) (2021). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. 42nd ed. Elsevier.
  15. Yoshida, J., Larsson, H. C. E., & Collin, S. P. (2023). Evolutionary insights from an anatomical network analysis of the hyolarynx in extant archosaurs and its sister-taxon turtle. Anatomical Record (Hoboken), 306(3), 581–596.
  16. Karangeli, N., Triantafyllou, G., Papadopoulos-Manolarakis, P., Tsakotos, G., Vassiou, K., Vlychou, M., & Papanagiotou, P. (2025). The anatomical relationship between the hyoid bone and the carotid arteries. Diagnostics, 15(12), 1485.
  17. Moore, K. L., Dalley, A. F., Agur, A. M. R. (2018). Clinically Oriented Anatomy. 8th ed. Wolters Kluwer.
  18. Sadler, T. W. (2018). Langman’s Medical Embryology. 14th ed. Wolters Kluwer.
  19. Anonymous. (Year unknown). The Hyoid Bone: A Remarkable Anatomical Enigma. African Journal of Respiratory Medicine.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Epifarenks

Sinonim: Nazofarenks

  • Yutak üstü anlamına gelir.(bkz: epifarenks)
    • Farenks bölgesinin tepesinde tonsilla pharyngealise ait waldeyer yutak yüzüğü ne kadar bulunur.
    • Bunun yanında, Farenks duvarlarında lenfatik dokular bulunur, buna kenar hattı denir.
  • Aynı şekilde, Farenks bölgesinin üst kısmı ostium pharyngeum tubae auditivaeda tuba auditiva, torus tubarius tarafından çevrelenmiştir. Bu kısım yutak ile orta kulak arasında, basınç dengelemekten sorumludur.
  • Torus tubarius kemer şeklindeki çıkıntı ile tubus çıkışını sarar.
  • Musculus levator veli palatininin kas liflerinden yapılmış çıkıntının içinden geçerek, torus levatorius üstünden, Epifarenksde kaudal kısma kadar uzar.
  • Tüp ağzında tonsilla tubaria çifti bulunur.
  • Torus tubariusun arkasında recessus pharyngeus bulunur.

Vallecula epiglottica

“Vallecula epiglottica” terimi Latince kökenlidir. “Vallecula”, “vadi” anlamına gelen Latince “valles” kelimesinden türemiştir ve “küçük” anlamına gelen küçültme eki “-cula” ile birleştirilmiştir. Bu nedenle, “vallecula” kelimesi Latincede tam anlamıyla “küçük vadi” anlamına gelir ve atıfta bulunduğu anatomik çöküntüyü uygun bir şekilde tanımlar.

epiglottica” kelimesi; bu da epiglot ile ilgilidir. Bu bileşik terim, dilin tabanı ile epiglot arasında bulunan küçük vadi benzeri yapıyı etkili bir şekilde tanımlar.


This content is available to members only. Please login or register to view this area.


Vallecula’nın Anatomisi

  • Tanım: Vallecula, dilin tabanı (lingual yüzey) ile epiglotis arasında bulunan bir çöküntüdür. Orta glossoepiglottik kıvrım ile çift girintilere ayrılır ve lateral olarak lateral glossoepiglottik kıvrımlar ile sınırlanır.
  • İşlev:
  • Tükürük için bir rezervuar görevi görerek yutma refleksinin erken tetiklenmesini önler.
  • Endotrakeal entübasyon sırasında kritik bir dönüm noktası görevi görür (örneğin, epiglotis’i dolaylı olarak kaldırmak için laringoskop bıçağının valleculaya yerleştirilmesi).
  • Yiyecek/sıvıyı laringeal girişin etrafına yönlendirerek güvenli yutmayı kolaylaştırır.

İnnervasyon

  • Glossofaringeal Sinir (CN IX):
  • Vallecula’ya duyusal innervasyon sağlar, dokunsal ve kimyasal uyarıları algılar.
  • İlgili dallar: CN IX’un lingual dalları.
  • Vagus Siniri (CN X):
  • Epiglot altındaki larinksi iç laringeal sinir (duyusaldan supraglottise) ve tekrarlayan laringeal sinir (motordan intrinsik kaslara) aracılığıyla innerve eder.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.


Tanım ve Patogenez

  • Vallecula’daki tıkalı minör tükürük bezleri veya lenf dokusundan kaynaklanan iyi huylu retansiyon kistleri.
  • Doğuştan ve Edinilmiş:
  • Doğuştan: Genellikle embriyogenez sırasında kanal tıkanıklığıyla bağlantılıdır; tiroglossal kanal kistlerine (tiroid gelişiminin kalıntıları) benzeyebilir.
  • Edinilmiş: Kronik inflamasyon veya travma sonucu oluşur.

Belirtiler

  • Bebekler:
  • Stridor, disfaji, beslenme zorlukları, gelişememe, siyanoz.
  • Larengomalazi‘yi (gevşek hava yolu yapısı) taklit edebilir.
  • Yetişkinler:
  • Yabancı cisim hissi, disfoni, obstrüktif uyku apnesi.

Tanı

  • Laringoskopi: Vallecula’da pürüzsüz, yarı saydam bir kitlenin doğrudan görüntülenmesi.
  • Görüntüleme: Kist boyutunu ve hava yolu tıkanıklığını değerlendirmek için BT/MRI.
  • Histopatoloji: Skuamöz veya solunum epiteli ile kaplı; mukoid sıvı ile dolu.

Tedavi

  • Cerrahi Çıkarma:
  • Endoskopik marsupializasyon (kistin çatısının açılması) veya CO2 lazer/mikrodebrider kullanılarak tam çıkarma.
  • Tekrarlama oranları düşüktür (%10’dan azı tam çıkarma ile).
  • Acil Tedavi: Tıkanıklık oluşursa hava yolu stabilizasyonu.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Komplikasyonlar

  • Hava Yolu Tıkanıklığı: Dar hava yolları nedeniyle bebeklerde yaşamı tehdit edicidir.
  • Aspirasyon Riski: Kist yırtılırsa veya sızarsa.
  • Enfeksiyon: İkincil bakteriyel kolonizasyon.

Malignite Hususları

  • Valleküler Kistler: Tipik olarak iyi huyludur; Kötü huylu dönüşüm son derece nadirdir.
  • Epiglotik Valleküla Maligniteleri:
  • Bu bölgede skuamöz hücreli karsinom ortaya çıkabilir, genellikle sigara/alkol ile bağlantılıdır.
  • ICD-10 Kodu C10.0: Epiglottik vallekülanın kötü huylu neoplazmlarına özgüdür (iyi huylu kistlerden farklıdır).

Ayırıcı Tanı

  • Larengosel: Larenks ventrikülünün hava dolu dilatasyonları.
  • Tiroglossal Kanal Kistleri: Hiyoid kemiğine yakın orta hat boyun kistleri.
  • Branşiyal Yarık Anomalileri: Lateral boyun kitleleri.

Prognoz

  • Zamanında müdahale ile mükemmel. Çoğu hasta ameliyattan sonra sekel bırakmadan tamamen iyileşir.

Önemli Çıkarımlar

  • Vallecula’nın CN IX tarafından innerve edilmesi, yutma sırasında duyusal izlemedeki rolünü vurgular.
  • Valleküler kistler nadir olmakla birlikte, hava yolu acil durumlarını önlemek için hızlı tanı gerektirir.
  • Bu bölgedeki kötü huylu lezyonlar, atipik vakalarda biyopsi ihtiyacını vurgulayan farklı varlıklardır.

Keşif

Dil kökü ile epiglotisin ön yüzeyi arasında bulunan eşleştirilmiş bir çöküntü olan Vallecula epiglottica, orofarenkste kritik bir anatomik özelliktir. Yutma refleksinin başlamasını önlemek için tükürüğün tutulmasındaki rolü ve entübasyon prosedürleri sırasında bir dönüm noktası olarak önemi modern tıp literatüründe iyi belgelenmiştir. Ancak, keşfinin tarihsel dönüm noktalarını izlemek, özellikle laringolojide anatomik çalışmaların evrimini ve bu tür keşifleri kolaylaştıran teknolojik gelişmeleri incelemeyi gerektirir.

Tarihsel Bağlam ve İlk Anatomik Çalışmalar

Gırtlak ve ilgili yapıların incelenmesi, Hipokrat ve Aristoteles’in eserlerinde bulunan epiglot referanslarıyla antik çağlara dayanır. Ancak, Vallecula epiglottica’nın belirgin bir anatomik varlık olarak özel olarak tanımlanması, ayrıntılı diseksiyonların daha yaygın hale geldiği Rönesans ve Rönesans sonrası dönemlerde muhtemelen çok daha sonra gerçekleşmiştir. Latince’den türetilen “vallecula” terimi (“valles” vadi anlamına gelir ve “cula” küçültme eki olarak “küçük vadi” anlamına gelir), tarihi metinlerde belirtildiği gibi, serebellumun vallecula’sı gibi diğer anatomik çöküntüler için zaten kullanılıyordu. Bu, vallecula kavramının epiglotise uygulanmasından önce anatomistler tarafından bilindiğini göstermektedir.

19. Yüzyılın Ortaları: Laringoskopla Bir Dönüm Noktası

19. yüzyılın ortaları, laringoskopun icadıyla yönlendirilen laringeal anatomi çalışmasında önemli bir ilerlemeye işaret etti. 1855’te, bir şarkı öğretmeni olan Manuel Garcia, larinksin doğrudan görüntülenmesini sağlayan ilk laringoskopu geliştirdi. Johann Nepomuk Czermak ve Ludwig Türck gibi hekimler tarafından daha da popüler hale getirilen bu yenilik, laringoloji alanında devrim yarattı. Bu dönemin, dilin tabanındaki derin konumu nedeniyle çıplak gözle kolayca görülemeyen Vallecula epiglottica gibi yapıların ayrıntılı gözlemlenmesi ve tanımlanmasını kolaylaştırdığı sonucuna varmak makuldür.

    Gray’in Anatomisi ve Standardizasyonu

    Henry Gray ve Henry Vandyke Carter tarafından 1858’de yayınlanan Gray’in Anatomisi’nin ilk baskısı, anatomi literatüründe önemli bir dönüm noktasıdır. 1858 baskısına çevrimiçi olarak doğrudan erişim, ayrıntılı laringeal anatominin varlığını doğrulasa da, özellikle epiglot ve ilgili yapılardan bahsederek Vallecula epiglottica’nın bu zamana kadar tanındığını düşündürmektedir.1918 baskısı da, 20. yüzyılın başlarında standart anatomik metinlere dahil edildiğini gösteren 1075. sayfada yer almaktadır. Bu zaman çizelgesi, yapının muhtemelen 19. yüzyılın ortalarında, laringoskopik gelişmelerin olduğu döneme denk gelecek şekilde tanımlandığını ve adlandırıldığını göstermektedir.

    Önemli Anatomistlerin Rolü

    Birincil tarihsel metinler olmadan keşif için belirli bir bireye atıf yapmak zor olsa da, 19. yüzyılın ortalarında faaliyet gösteren Avusturyalı bir anatomist olan Joseph Hyrtl gibi kişiler katkıda bulunmuş olabilir. “Lehrbuch der Anatomie des Menschen” (1846) gibi çalışmaları, potansiyel olarak referanslar içerebilir, ancak bu kapsamda doğrudan doğrulama mümkün olmamıştır. İngiliz tıp literatüründe “vallecula epiglottica” teriminin standartlaştırılması, anatomik isimlendirme gelişiminin daha geniş eğilimini yansıtarak muhtemelen aynı dönemde gerçekleşmiştir.

    20. Yüzyıl: İşlevsel Anlayış ve Klinik Önem

    20. yüzyıla gelindiğinde, Vallecula epiglottica’nın işlevsel rolleri daha belirgin hale geldi. Yutmanın faringeal fazındaki, özellikle katılar için önemi not edilmiştir. Ek olarak, entübasyon sırasında bir dönüm noktası olarak rolü, glottisi görüntülemek için bir Macintosh tarzı laringoskopun bıçak ucunun vallecula’ya yerleştirilmesini gerektirmiştir. Bu dönemde, özellikle uyku sırasında tükürüğü hapsederek yutma refleksini önleme işlevini ayrıntılarıyla açıklayan StatPearls: Anatomy, Head and Neck, Trachea Epiglottic Vallecula gibi çalışmalarla klinik uygulamalar artmıştır.

      Kesin Tarihleri ​​Belirlemede Karşılaşılan Zorluklar

      17. ve 18. yüzyıllardan dijital formatlarda erişilebilir birincil kaynakların eksikliği nedeniyle kesin ilk tanımı belirlemek karmaşıktır. PubMed gibi tarihi tıbbi veri tabanları, modern literatürde 1991’den itibaren “vallecula epiglottica”ya atıflar göstermektedir, ancak daha önceki bahisler muhtemelen dijitalleştirilmemiş metinlerde mevcuttur. Wikipedia ve Radiopaedia gibi ikincil kaynaklara güvenilmesi, yapının 19. yüzyılın ortalarında bilindiğini ve Gray’s Anatomy’nin standart tıp eğitimine dahil edilmesi için bir ölçüt görevi gördüğünü göstermektedir.


        İleri Okuma
        1. Faiss, K. R., Naji, A., & Sharma, S. (2025). Anatomy, Head and Neck, Trachea Epiglottic Vallecula. StatPearls. Abgerufen von https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK538223/
        2. Radiopaedia.org. (2019). Vallecula | Radiology Reference Article. Abgerufen von https://radiopaedia.org/articles/vallecula?lang=us

          Click here to display content from YouTube.
          Learn more in YouTube’s privacy policy.

          Click here to display content from YouTube.
          Learn more in YouTube’s privacy policy.