- mukozalı epithel tabaka; tunica mucosa nın epithel tabakasıdır.
- lamina propria mucosaenın basal membran nı tarafından sınırlandırılır.
- bu tabaka, sindirim yolunda değişiklik gösterir. örneğin; yemek borusunda çok tabakalı düz epithel hücreleri varken, bağırsağın kaudal kısmında tek tabakalı silindirik epitheller vardır. (bkz: lamina) (bkz: epithelialis ) (bkz: mucosae)
Mukormikoz
Mucorales takımından mantarların neden olduğu, sıklıkla fulminan bir mantar enfeksiyonudur.

Veziküler solunum
Sinonim: Periferal solunum
Normal solunum veya daha yeni terminolojiye göre periferik solunum sesi, merkezi solunum sesinin (‘bronşiyal solunum’) akciğer dokusu, plevra ve göğüs duvarı tarafından oluşan kısmıdır. (Bkz; Veziküler) (Bkz; solunum)

Temel bilgiler
- Akciğerlerin çevresinde, yani alveollerde adından da anlaşılacağı gibi veziküler solunum meydana gelmez. Burada karşılaşılan laminer hava akışı herhangi bir gürültü oluşturmaz.
- Ses kaynağı ile stetoskop başlığı arasındaki doku katmanları tarafından oluşan merkezi solunum sesidir.
- Ses, stetoskop zarına, azaltılmış bir ses genliği ve daha düşük bir yüksek frekans oranı ile ulaşır.

Oskültasyon
- Periferik akciğer alanları üzerinden veziküler solunum duyulabilir.
- İnspirasyon sırasında ve ekspirasyonun başlangıcında duyulabilen yumuşak, düşük frekanslı bir sestir.
tunica mucosa
Sümük
Eski Türkçe: Kelime Eski Türkçe’de sümük biçiminde bulunur. Bu form, Orhun Yazıtları ve diğer eski metinlerde görülmemekle birlikte, Köktürkçeden itibaren var olduğu düşünülmektedir.
Türk Dilleri: Eski Türkçe sümük, muhtemelen Proto-Türkçe köklerden türemiştir. Proto-Türkçe’de sıvı veya akışkan bir şeyi tanımlayan bir kökten türediği öne sürülür. Bazı lehçelerde bu kelimenin varyasyonları gözlemlenir. Örneğin, Yakut Türkçesi’nde hümük gibi varyantlar görülmektedir.
Anlam ve Gelişim: “Sümük”, tarih boyunca burnun salgıladığı sıvı anlamında kullanılmıştır. Aynı zamanda mecazi olarak “sıska, güçsüz kişi” anlamında kullanıldığı da eski metinlerde belirtilir. Farsça ve Arapça gibi dillerle doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır, ancak bu dillerden alınan burunla ilgili diğer kelimeler Türkçe’de “sümük” ile anlam alanında kesişebilir. “Türk dillerindeki birçok kelime gibi, sümük kelimesinin de Moğolca veya Altay dilleri ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Ancak, bu kelimenin kesin bir şekilde başka bir dilden ödünç alınmadığı, özgün Türkçe bir kelime olduğu kabul edilir.
Sümüğün Kimyasal Özellikleri
Sümük (mukus), burun mukozasındaki goblet hücreleri ve submukozal bezler tarafından üretilen, viskoz ve yapışkan bir sıvıdır. Ana bileşenleri şunlardır:
1. Kompozisyon
- Su (%90-95): Mukusun ana bileşeni sudur ve viskozitesini düzenler.
- Mukopolisakkaritler ve Glikoproteinler:
- Müsinler: Mukusun yapışkanlığını sağlayan yüksek moleküler ağırlıklı glikoproteinlerdir. Müsinler hidrofilik özellik gösterir ve suyla şişerek jel benzeri bir yapı oluşturur.
- Sialik Asit: Negatif yüklü bir yapıya sahiptir ve mukusun antimikrobiyal özelliklerine katkı sağlar.
- Lipidler (%1-2): Koruyucu bir tabaka oluşturur.
- Proteinler:
- Lizozim: Bakteriyel hücre duvarlarını parçalayan antimikrobiyal bir enzimdir.
- Laktoferrin: Demir bağlayarak mikroorganizmaların büyümesini engeller.
- Defensinler ve Sekretuar İmmünglobulin A (IgA): Bağışıklık yanıtında önemli rol oynar.
- Tuzlar ve Elektrolitler: Na⁺, K⁺, Cl⁻, ve HCO₃⁻ gibi iyonlar mukusun pH’ını düzenler.
- DNA ve Hücresel Kalıntılar: Enfeksiyon veya iltihap sırasında artabilir.
2. Fiziksel ve Kimyasal Özellikler
- pH: Genellikle 5.5-6.5 arasındadır, ancak enfeksiyon sırasında daha asidik hale gelebilir.
- Viskozite: Su içeriğine ve müsin konsantrasyonuna bağlıdır. Soğuk algınlığında veya iltihap sırasında daha yoğun hale gelir.
- Reoloji: Mukus, kayma inceltici (shear-thinning) özellik gösterir; düşük hızda viskozitesi yüksekken, yüksek hızda daha akışkan hale gelir.
Sümüğün Farmakolojik Özellikleri
Sümük, farmakolojik açıdan doğrudan tedavi edici bir madde olarak kullanılmasa da, biyolojik ve farmakolojik önem taşır. Özellikle antimikrobiyal, anti-enflamatuar ve bariyer işlevleri üzerine etkileri dikkat çeker.
1. Antimikrobiyal Aktivite
- Lizozim: Gram pozitif bakterilerin peptidoglikan tabakasını hedef alır ve parçalar.
- Laktoferrin: Mikroorganizmaların demir kullanmasını engelleyerek çoğalmalarını durdurur. Ayrıca bazı virüslere karşı inhibitör etki gösterir.
- Defensinler: Bakteri ve mantar hücre zarlarını delerek patojenleri öldürür.
- Sialik Asit: Mukus yüzeyinde patojenlerin bağlanmasını önleyen bir yapı oluşturur.
2. Anti-Enflamatuar Etki
- Mukus içindeki immünoglobulinler (özellikle IgA), enflamasyonu düzenleyici bir rol oynar.
- Bakteri toksinlerini ve diğer inflamatuar uyarıcıları bağlayarak etkisiz hale getirir.
3. Biyolojik Bariyer Fonksiyonu
- Mukus, solunum yolu epitelini koruyucu bir tabaka ile kaplar. Bu, fiziksel bir bariyer işlevi görerek toksik gazların, partiküllerin ve mikroorganizmaların geçişini engeller.
- Müsinler, partikülleri yakalayıp mukosiliyer hareketle dışarı atılmasını sağlar.
4. Farmakolojik Kullanım Potansiyeli
- Mukolitik Tedaviler: Mukusun viskozitesini azaltan ve solunum yollarından atılmasını kolaylaştıran farmakolojik ajanlar geliştirilmiştir (ör. N-asetilsistein).
- Müsin Temelli İlaç Taşıyıcılar: Müsinler, ilaçların kontrollü salınımı için biyomateryal olarak kullanılmaktadır.
- Biyolojik Analiz Aracı: Mukus analizi, solunum yolu hastalıklarının (ör. kronik bronşit, astım) teşhisinde kullanılabilir.
- Antibiyotik Geliştirme: Mukus içindeki doğal antimikrobiyal proteinler, yeni antibiyotiklerin geliştirilmesinde model alınmaktadır.
5. Hastalıklarla İlişkisi
- Mukus Aşırı Üretimi: Kronik bronşit, astım ve kistik fibrozis gibi hastalıklarda mukus aşırı üretimi veya kalınlaşması, tıkanıklığa yol açabilir.
- Mikrobiyota Üzerindeki Etkisi: Mukus, burun ve solunum yolu mikrobiyotasını düzenleyen bir mikroçevre sunar.
Farmakolojik ve Klinik Araştırmalar
Sümüğün farmakolojik özellikleri ve potansiyel tıbbi uygulamaları üzerine yapılan çalışmalar, mukusun doğal bileşenlerini model alarak yeni terapötik yaklaşımlar geliştirilmesine yöneliktir. Özellikle antimikrobiyal peptidler ve müsin türevleri, ilaç geliştirme açısından umut vadetmektedir.
Gelecekteki Araştırma Alanları:
- Mukusun antimikrobiyal peptidlerinin modifikasyonu ile yeni enfeksiyon tedavileri.
- Mukusun biyomateryal olarak kullanımıyla ilaç salınım sistemlerinin geliştirilmesi.
- Mukus reolojisini değiştiren farmakolojik ajanların solunum yolu hastalıklarındaki rolü.
Sümüğün Patofizyolojik Mekanizmaları
Sümük (mukus), solunum yollarında ve diğer mukozal yüzeylerde koruyucu bir rol oynasa da, çeşitli hastalık durumlarında patofizyolojik mekanizmaların merkezinde yer alabilir. Bu mekanizmalar genellikle sümük üretiminin, bileşiminin veya atılımının bozulmasıyla ilgilidir.
1. Aşırı Sümük Üretimi (Hipersekresyon)
Aşırı sümük üretimi, enfeksiyonlar, inflamasyon veya diğer uyaranlarla tetiklenir. Hipersekresyon, hem müsin sentezinin hem de goblet hücre proliferasyonunun artmasıyla ilişkilidir.
Patofizyolojik Süreçler
- Enfeksiyon: Viral (ör. influenza, rhinovirüs) veya bakteriyel enfeksiyonlar mukus salgısını artırır.
- Mekanik: Patojenlerin epitel hücrelere bağlanması ve hücresel hasar.
- Kimyasal: Sitokin ve kemokin salınımı (ör. IL-8, TNF-α), mukus bezlerini uyarır.
- Alerjik Rinit: IgE aracılı mast hücre aktivasyonu sonucu histamin ve diğer mediyatörlerin salınması mukus üretimini artırır.
- Kronik Solunum Yolu Hastalıkları:
- Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH): Goblet hücre hiperplazisi ve submukozal bez hipertrofisi sonucu aşırı mukus üretimi.
- Astım: İnflamatuar hücrelerin (ör. eozinofiller) artışı ile mukus hipersekresyonu tetiklenir.
Sonuçları
- Solunum yollarında tıkanıklık.
- Azalan mukosiliyer temizleme.
- İkincil enfeksiyon riski.
2. Mukus Viskozitesinde ve Reolojisinde Değişiklikler
Mukusun fiziksel özelliklerinde meydana gelen değişiklikler, özellikle viskozite ve elastisite, birçok hastalığın temelinde yer alır.
Patofizyolojik Süreçler
- Mukusun Kalınlaşması:
- Su kaybı (dehidrasyon) veya mukus içeriğinde artış (ör. müsin konsantrasyonu).
- Kistik fibroziste CFTR (cystic fibrosis transmembrane conductance regulator) proteinin mutasyonu ile klor iyonu taşınımının bozulması ve mukus viskozitesinin artışı.
- Mukosiliyer Temizliğin Bozulması: Mukusun yoğunluğu nedeniyle silyaların hareket kabiliyeti azalır.
- DNA ve Nekrotik Hücre Kalıntıları: Enfeksiyon veya inflamasyon sırasında mukus içinde birikerek viskoziteyi artırır.
Sonuçları
- Kalın ve yapışkan mukus, havayolu açıklığını kısıtlar.
- Mukus içinde patojenlerin tutulmasıyla enfeksiyon riskinde artış.
- Akut alevlenme ve solunum yetmezliği riski.
3. Azalmış Mukus Üretimi (Hiposekresyon)
Mukus üretiminin yetersiz olması, mukozal bariyerin zayıflamasına ve enfeksiyonlara karşı hassasiyetin artmasına neden olabilir.
Patofizyolojik Süreçler
- Kuruluk (Xerostomi): Mukus bezlerinin disfonksiyonu sonucu mukozal yüzeylerde kuruluk.
- Şiddetli Dehidrasyon: Mukus bezleri için gerekli suyun eksikliği.
- İmmün Yetersizlik: Mukus üretimi için gerekli olan immünoglobulinlerin ve antimikrobiyal peptitlerin yetersizliği.
Sonuçları
- Koruyucu bariyerin bozulması.
- Artan enfeksiyon riski (ör. sinüzit, farenjit).
4. Mukus Tutulması
Mukusun fizyolojik yollarla temizlenememesi sonucu birikmesi, ciddi patofizyolojik durumlara yol açabilir.
Patofizyolojik Süreçler
- Silyaların Disfonksiyonu:
- Primer Siliyer Diskinezi: Silyaların motilitesindeki genetik bozukluk.
- Enfeksiyon veya toksinlerle geçici silya disfonksiyonu.
- Havayolu Anatomisindeki Bozukluklar:
- Bronşiektazi gibi durumlarda mukus birikimi.
- Mukusun Bakteriyel Kolonizasyonu: Mukus içinde patojenlerin çoğalması ve biyofilm oluşumu.
Sonuçları
- Bronşiyal tıkanıklık.
- Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları.
- Kronik inflamasyon ve dokuların zarar görmesi.
5. Mukusla İlişkili Sistemik Etkiler
Mukus, sadece lokal değil, sistemik etkiler de yaratabilir. Özellikle enfeksiyon sırasında mukusun patojenlerle birlikte sistemik inflamatuar yanıtları tetiklemesi dikkat çeker.
Patofizyolojik Süreçler
- Mukus İçindeki Sitokinler ve İnflamatuar Mediyatörler: Sistemik dolaşıma geçerek ateş, yorgunluk ve diğer inflamatuar belirtilere yol açabilir.
- Mukusun Aşırı Kolonizasyonu:
- Enfekte mukus kan dolaşımına geçerse sepsis riski artar.
- Mukus birikimi, ventilasyon-perfüzyon uyumsuzluklarına neden olabilir.
Klinik Örnekler
Kistik Fibrozis (CF):
- Mekanizma: CFTR proteinin mutasyonu sonucu mukus kalınlaşır ve solunum yollarında tıkanıklığa yol açar.
- Sonuçlar: Kronik enfeksiyon, bronşiektazi ve akciğer hasarı.
KOAH:
- Mekanizma: Sigara dumanı ve diğer toksik maddeler goblet hücre hiperplazisine ve mukus hipersekresyonuna neden olur.
- Sonuçlar: Havayolu direncinde artış, solunum yetmezliği.
Alerjik Rinit:
- Mekanizma: Alerjenlere bağlı olarak histamin ve prostaglandin salınımı, mukus bezlerini uyarır.
- Sonuçlar: Burun tıkanıklığı ve sinüs enfeksiyonları.
Keşif
Sümüğün (mukusun) tarihsel olarak incelenmesi, doğal bir vücut salgısı olarak tıbbi ve kültürel anlamını anlamaya yönelik çalışmalarla ilişkilidir. Sümüğün anlaşılmasına yönelik belgeler, hem yazılı tarih hem de arkeolojik bulgular aracılığıyla takip edilebilir.
1. Eski Çağlar: Doğa Gözlemleri (MÖ 3000 – MÖ 500)
- Mısır ve Mezopotamya:
- MÖ 3000-1500 yıllarında yazılmış Ebers Papirüsü gibi metinlerde, burun ve solunum yolu salgıları, sağlık durumunun bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir.
- Mukusun hastalıklarda oluşan değişikliklerini kaydeden ilk sistematik gözlemler bu dönemde ortaya çıkar. Mukusun ilahi cezalar veya kötü ruhlarla ilişkilendirildiği de olmuştur.
- Mumyalarda Solunum Yolu Kalıntıları: Bazı antik Mısır mumyalarında mukus birikintilerine rastlanmıştır, bu da solunum yolu hastalıklarının varlığını gösterir.
- Hint Ayurveda Tıbbı:
- Mukus (Sanskritçe kapha), insan sağlığı ve hastalıklarının temel unsurlarından biri olarak kabul edilmiştir.
- Ayurveda’da mukus, vücudun aşırı soğuk veya nemle başa çıkma mekanizması olarak tanımlanmıştır.
2. Antik Yunan ve Roma Dönemi (MÖ 500 – MS 500)
- Hipokratik Tıp:
- Hipokrat (MÖ 460-370), mukusu dört temel vücut sıvısından biri olarak tanımlamıştır (balgam). Balgam, vücutta nem ve soğuğun dengesizliği sonucu üretildiği düşünülen bir salgıydı.
- Mukus, genellikle soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarla ilişkilendirilmiştir.
- Galen (MS 129-216):
- Galen, mukusun işlevini burun boşluğunu nemlendirmek ve toksinleri dışarı atmak olarak tanımlamıştır.
- İlk defa mukusun bir koruyucu bariyer olarak önemine işaret etmiştir.
3. Orta Çağ ve İslam Altın Çağı (500 – 1500)
- Orta Çağ Avrupası:
- Mukusla ilgili bilgi, Galen’in çalışmalarına dayanarak kısıtlı bir şekilde korunmuştur. Mukus genellikle “sağlıksız bir durumun belirtisi” olarak değerlendirilmiştir.
- İslam Dünyası:
- İbn-i Sina (Avicenna, 980-1037), El-Kanun fi’t-Tıb adlı eserinde, mukusu, vücudun soğuk etkilerle başa çıkma mekanizması olarak açıklamıştır.
- Mukusun özellikleri, viskozitesi ve hastalıklarla ilişkisi detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca mukus salgısının bazı hastalıklarda tedavi edici olarak nasıl değerlendirilebileceği tartışılmıştır.
4. Rönesans ve Erken Modern Dönem (1500 – 1800)
- Mikroskobun Keşfi:
- yüzyılda Antonie van Leeuwenhoek (1632-1723), mukus içindeki mikroorganizmaları incelemek için mikroskobu kullanmıştır. Mukus, artık sadece “vücut salgısı” olmaktan çıkıp mikrobiyolojik bir yapının parçası olarak görülmeye başlanmıştır.
- Tıpta Mukus:
- Bu dönemde mukus, solunum yolu hastalıklarının semptomu olarak daha fazla tanınmaya başlandı.
- Mukus analizleri henüz çok sınırlıydı, ancak renk ve kıvam gibi özellikler hastalık teşhisinde önemli kabul edilmiştir.
5. 19. Yüzyıl: Bilimsel Temellerin Atılması
- Mukusun Kimyasal Yapısı:
- Mukusun ilk kimyasal analizleri bu dönemde yapılmıştır. Mukus, su, protein ve bazı tuzlardan oluşan bir madde olarak tanımlanmıştır.
- Tüberküloz ve Diğer Solunum Hastalıkları:
- Mukus örnekleri, Robert Koch’un 1882’de tüberküloz basilini keşfinde önemli bir rol oynamıştır.
- Mukus artık yalnızca bir semptom değil, aynı zamanda enfeksiyonların teşhisi için bir biyolojik örnek olarak kabul edilmiştir.
6. 20. Yüzyıl: Moleküler ve Klinik Araştırmalar
- Mukusun Bileşenleri:
- 1950’lerde müsinlerin keşfi, mukusun kimyasal yapısının daha ayrıntılı anlaşılmasını sağlamıştır.
- Mukus içindeki antimikrobiyal proteinler (lizozim, laktoferrin) ve bağışıklık fonksiyonları üzerinde araştırmalar artmıştır.
- Kistik Fibrozis ve Genetik Araştırmalar:
- 1989’da CFTR geninin tanımlanmasıyla mukusun genetik hastalıklarla ilişkisi netleşmiştir.
- Mukusun viskozitesini düzenleyen faktörler, özellikle solunum hastalıklarında daha fazla araştırılmıştır.
7. 21. Yüzyıl: İleri Teknoloji ve Uygulamalar
- Mikrobiyom ve Mukus:
- Mukus-mikrobiyota etkileşimleri, gastrointestinal ve solunum hastalıklarında merkezi bir araştırma konusu haline gelmiştir.
- Biyomalzemeler ve Terapi:
- Mukus benzeri biyomalzemeler, ilaç salınımı ve tıbbi uygulamalar için geliştirilmektedir.
- Klinik Diagnostik:
- Mukus bazlı biyobelirteçler, kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarında kullanılmaktadır.
İleri Okuma
- Hippocrates. (400 BCE). On the Nature of Man. Translated by W.H.S. Jones. Harvard University Press, Cambridge, MA.
- Galen. (200 CE). On the Natural Faculties. Translated by Arthur John Brock. Heinemann, London.
- Avicenna (Ibn Sina). (1025). The Canon of Medicine. Translated by Laleh Bakhtiar. Kazi Publications, Chicago, IL.
- Leeuwenhoek, A. (1677). Observation of Microorganisms in Mucus. Philosophical Transactions of the Royal Society of London, 12, 821-827.
- Hunter, J. (1793). Treatise on the Blood, Inflammation, and Gunshot Wounds. London: G. Nicol.
- Schleicher, A. (1872). Contributions to the Study of Human Secretions. Leipzig: F.A. Brockhaus.
- Koch, R. (1882). Die Aetiologie der Tuberkulose. Berliner klinische Wochenschrift, 19(15), 221-230.
- Cohnheim, J. (1889). Lectures on General Pathology. Translated by A.B. McKee. New York: Longmans, Green, and Co.
- Florey, H. (1927). Mucus Secretion and its Physiological Significance. Quarterly Journal of Experimental Physiology, 16(4), 331-350.
- Deduve, C. (1964). The Role of Lysosomes in Mucus Function. Annual Review of Physiology, 26(1), 289-312.
- Iskandar, A.Z. (1976). The Arabic Influence on Western Medicine. Bulletin of the New York Academy of Medicine, 52(2), 176-187.
Perfüzyon
Tıpta perfüzyon terimi, sıvıların organlar, dokular (örneğin kalp kası dokusu) veya kan damarları (örneğin koroner damarlar) yoluyla akışını ifade eder. Çoğunlukla bu terim organların perfüzyonu (hemoperfüzyon) ile eşanlamlı olarak kullanılmaktadır.
Kanın fizyolojik perfüzyonuna ek olarak, dolaşım veya tek tek organlara sıvı verilmesi de (örneğin enjeksiyon yoluyla) perfüzyon olarak tanımlanabilir.
Bir sıvının bir dokudan akışı sadece vasküler dirence değil, aynı zamanda büyük ölçüde perfüzyon basıncına da bağlıdır.

Perfüzyon kan akışı ile aynı şey midir?
Ayrıca, kan perfüzyonu vücudun termal düzenleyici sisteminin temel bir parçasıdır. Perfüzyon, arter ve venlerdeki genel kan akışıyla ilgili olsa da, belirli dokulardaki yerel dağılımı vücudun düzgün işleyişi için çok önemli olabilir.
Perfüzyon sistemi nedir?
Kan damarlarındaki çeşitli fizyolojik koşulların ideal simülasyonu – örneğin endotelyal hücrelerin akış altında yetiştirilmesi için bir pompa sistemi.
Sınıflandırma
Kapsamına göre
- Hipoperfüzyon: perfüzyonun azalması
- Hiperperfüzyon: perfüzyon artışı
- Lüks perfüzyon: rekanalizasyon sonrası artmış perfüzyon
Organa göre
- Alveolar perfüzyon
- Karaciğer perfüzyonu
- Renal perfüzyon
İki perfüzyon türü nedir?
Üç farklı perfüzyon türü vardır: kardiyopulmoner baypas, ekstrakorporeal membran oksijenasyonu ve izole uzuv perfüzyonu.
Perfüzyonun 3 bileşeni nedir?
Perfüzyon, benim Üç Ps olarak adlandırdığım unsurlardan oluşur: Pompa (kalp) Borular (kan damarları) Plazma (kan)
Patoloji
Perfüzyon sorunlarına ne sebep olur?
Ekstremitelere yetersiz perfüzyon, ekstremitelere giden arteriyel kan akışının azalması anlamına gelir. Bu, arteriyel akışı engelleyen ani bir embolik olaydan veya ekstremitelere arteriyel akışın azalmasına yol açan kronik bir obstrüktif süreçten kaynaklanabilir.
Perfüzyon bozuklukları nelerdir?
Bu tür perfüzyon bozukluklarının nedenleri portal ven tıkanıklığı, karaciğer sirozu, hepatik neoplazmlar, hepatik travma, herediter hemorajik telanjiektazi (HHT), hepatik ven tıkanıklığı, hipervasküler tümörler tarafından çalma fenomeni, inflamatuar değişiklikler, anormal kan akımı, hepatik parankimal kompresyon ve diğerleridir.
Perfüzyonu nasıl değerlendirirsiniz?
Periferik doku perfüzyonunun değerlendirilmesi, cilt sıcaklığının ve periferdeki kapiller perfüzyon ve yeniden dolum durumunun gözlemlenmesine dayanır. İdrar çıkışı, perfüzyonun yeterliliğinin bir başka göstergesidir. Son olarak, anormal kan basıncı ek bilgi verir.
Bir hemşire perfüzyonu nasıl değerlendirir?
Oksijen satürasyonunu ve nabız hızını izlemek için nabız oksimetresi kullanın. Nabız oksimetresi oksijenasyondaki değişiklikleri tespit etmek için yararlı bir araçtır. Düşük seviyeler alveolar-kapiller membranda oksijen alımını ve dokulara oksijen iletimini azaltır. Solukluk, siyanoz, beneklenme, soğuk veya nemli cilt olup olmadığını kontrol edin.
Zatürre
Tanım ve Etimoloji
Zatürre (pnömoni), akciğer dokusunun iltihaplanması ile karakterize edilen, çeşitli patojen mikroorganizmalar (bakteriler, virüsler, mantarlar) tarafından oluşturulan ciddi bir solunum yolu enfeksiyonudur. Türkçede halk arasında “zatürre” olarak bilinen bu hastalığın kökeni Arapçada “riˀa(t) رئة” (akciğer) ve “ḏāt ḏāt ذات” (özlenme, iltihap) sözcüklerinin birleşimiyle oluşan “ḏātu’r-riˀa(t) ذات الرئة” (akciğer iltihabı) ifadesine dayanmaktadır. Yunancada ise hastalığın karşılığı “πνευμονία (pneumonia)” olarak geçmektedir.
Zatürreye, başta Streptococcus pneumoniae olmak üzere, otuzdan fazla farklı mikroorganizma neden olabilmektedir. Özellikle alkol, sigara, uyuşturucu maddeler kullanımı, kötü yaşam koşulları ve ağır geçirilen grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, zatürre gelişimi için önemli risk faktörleridir. Zatürre; kızamık, boğmaca, grip, difteri, suçiçeği, tifo gibi hastalıklar sırasında veya vücudu zayıf düşüren diğer enfeksiyonlar sonrasında ortaya çıkabilir.
Epidemiyoloji ve Etkenler
Çocuklarda toplum kökenli pnömoninin en sık nedeni Mycoplasma pneumoniae’dir. Yetişkinlerde ve yaşlılarda ise başlıca etkenler Streptococcus pneumoniae ve Haemophilus influenzae’dir. Ayrıca toplum kökenli zatürreye (community-acquired pneumonia, CAP) aşağıdaki patojenler neden olabilmektedir:
- Bakteriler: Streptococcus pneumoniae, Haemophilus influenzae, Streptococcus pyogenes, Moraxella catarrhalis, Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Legionella pneumophila
- Atipik bakteriler: Mycoplasma pneumoniae, Chlamydia pneumoniae, Chlamydia psittaci, Coxiella burnetii
- Virüsler: Respiratory Syncytial Virus (RSV), Influenzavirus, Parainfluenzavirus, Adenovirus
- Mantarlar: Pneumocystis jirovecii (özellikle immünsuprese hastalarda)
Hastane kökenli zatürrelerde (hospital-acquired pneumonia, HAP) ise;
- Gram-negatif bakteriler: Escherichia coli, diğer enterobakteriler, Acinetobacter baumannii, Pseudomonas aeruginosa
- Gram-pozitif bakteriler: Staphylococcus aureus
- Virüsler ve mantarlar: Cytomegalovirus, Aspergillus fumigatus
Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda pnömokok ve Pneumocystis jirovecii gibi etkenlerle daha ağır seyirli enfeksiyonlar gelişebilmektedir.
Klinik Bulgular ve Belirtiler
Zatürrenin tipik klinik belirtileri arasında ateş (veya hipotermi), öksürük (çoğunlukla balgamlı), nefes darlığı (dispne), göğüs ağrısı ve halsizlik bulunur. Göğüs röntgeninde yeni infiltrasyonların saptanması tanı için gereklidir. Laboratuvar testlerinde lökositoz veya lökositopeni, CRP ve prokalsitonin gibi inflamatuar belirteçlerde yükselme izlenebilir. Ağır vakalarda dudaklarda siyanoz (mavi-mor renk değişikliği), taşipne, düşük oksijen satürasyonu ve bilinç değişiklikleri gözlenebilir.
Çocuklarda Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pnömoni, öksürük veya nefes almada zorluk ve hızlı nefes almayla birlikte göğüs çekilmesi veya bilinç değişikliği olarak tanımlanmaktadır. Yaşa göre hızlı nefes alma eşikleri:
- 2 aydan küçük bebeklerde >60/dk
- 2 ay-1 yaş arası >50/dk
- 1-5 yaş arası >40/dk
Çocuklarda düşük oksijen satürasyonu ve göğüs çekilmesi, stetoskop bulgularından daha güvenilirdir. Ayrıca homurdanma, burun kanatlarının genişlemesi önemli diğer bulgulardandır.
KOAH hastalarında akut alevlenmelerin %30’u bakteriyel kökenlidir. Trakeobronşitte ise bakteriyel neden sıklığı %5’in altındadır. Ancak toplumdan alınan alevlenmelerde bu oran %90’a kadar çıkabilmektedir.
Tanı ve Ayırıcı Tanı
Tanı, klinik bulgularla birlikte göğüs radyografisi ve laboratuvar incelemeleri ile desteklenir. Hafif vakalarda ileri tetkik gerekmeyebilir, ancak hastaneye yatış gereken durumlarda kan sayımı, CRP, prokalsitonin, elektrolitler ve oksijen saturasyonunun ölçümü önerilir. Prokalsitonin düzeyleri antibiyotik gerekliliği konusunda yol göstericidir; 0,25 ng/mL üzerinde antibiyotik başlanması, 0,1 ng/mL altında ise verilmemesi önerilir.
Hızlı antijen testleri (örn. idrar antijen testi) Streptococcus pneumoniae ve Legionella pneumophila gibi ajanların tanısında faydalıdır.
Risk Değerlendirmesi ve Skorlamalar
CRB-65 skoru, hastalığın ciddiyetini ve hastaneye yatış gerekliliğini değerlendirmede kullanılır. Skor düşükse ve oksijen saturasyonu %92’nin üzerindeyse, hasta ayaktan tedaviyle evde izlenebilir. Tansiyonun düşük olması, böbrek yetmezliği gibi ek riskler yoğun bakım ihtiyacını artırır.
Tedavi Yaklaşımı
Tedavi, etken mikroorganizmaya yönelik uygun antibiyotiklerin seçilmesiyle başlar. Hafif vakalarda oral antibiyotikler kullanılırken, hastane yatışlarında intravenöz tedavi gereklidir. Tedaviye başlandıktan sonra üçüncü günde hasta değerlendirilerek gerekirse tedavi düzenlenir. Ağır ve komplikasyonlu vakalarda kortikosteroid kullanımı araştırılmış olsa da, örneğin 200 mg hidrokortizonun 7 gün verilmesinin plaseboya göre anlamlı ek fayda sağlamadığı gösterilmiştir.
Evde tedavi edilen hafif vakalarda bol sıvı alımı, dinlenme, beslenmeye dikkat etme ve sigaradan uzak durmak prognoz üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Şiddetli zatürre vakalarında veya eşlik eden hastalık durumunda ise hastaneye yatırılarak tedavi uygulanmalıdır.
Prognoz
Zatürre genellikle tedaviyle 1-3 hafta içinde iyileşir. Ancak bebekler, yaşlılar, sigara içenler ve kronik hastalığı olan bireylerde komplikasyon riski yüksektir ve iyileşme süresi bir ayı bulabilir. Prognoz, hastanın genel durumu, eşlik eden hastalıklar ve zamanında tedavi başlanmasına bağlı olarak değişir.
Keşif
Pnömoni, insanlık tarihi boyunca önemli bir ölüm nedeni olmuş ve antik çağlardan beri bilinen bir hastalık olarak tıp literatüründe yer almıştır. Antik Yunanca’da “πνεύμων (pneumon)” kelimesi “akciğer” anlamına gelir ve hastalığın ismi olan “pnömoni” de buradan türetilmiştir. Hastalık, antik dönem tıp yazarları tarafından, özellikle ateşli akciğer iltihabı şeklinde tanımlanmıştır.
Hipokrat (MÖ 460–370), “Aforizmalar” adlı eserinde pnömoniyi, ateş, göğüs ağrısı, öksürük ve balgam çıkarma gibi semptomlarla birlikte tanımlamıştır. Ancak Hipokrat’ın tarifleri modern mikrobiyolojik sınıflamadan uzaktır; zira etiyolojisi o dönemde bilinmemekteydi. Roma dönemi hekimi Galen (MS 129–216) ise akciğer dokusunda oluşan iltihaplanmaları ve bunun klinik sonuçlarını daha detaylı şekilde açıklamıştır.
İslam Altın Çağı’nda, İbn Sina (Avicenna, 980–1037), “El-Kanun fi’t-Tıbb” adlı eserinde zatürreyi “iltihabı akciğer” olarak tanımlamış ve göğüs ağrısı, ateş ve öksürük gibi klasik bulguların yanı sıra farklı klinik seyirlerden de bahsetmiştir. Arapça tıp literatüründe “ḏātu’r-riˀa(t) ذات الرئة” olarak adlandırılan bu hastalık, akciğer dokusunda iltihaplanmaya işaret eder.
Mikroorganizmaların keşfiyle pnömoninin mikrobiyal kökenli olduğu, 19. yüzyılın sonlarında bilimsel olarak gösterilebilmiştir. 1875’te Edwin Klebs, pnömoni dokularında bakteri gözlemledi. 1882’de Carl Friedländer, pnömonide “Friedländer basili” (Klebsiella pneumoniae) tanımladı. 1884’te ise Albert Fraenkel, pnömoninin ana nedeni olarak Streptococcus pneumoniae’yi (o dönemde Pneumococcus olarak adlandırdı) izole etti. Bu keşifler pnömoninin bakteriyel kökenli olduğunu doğruladı ve antibiyotiklerin geliştirilmesiyle pnömoninin tedavisi mümkün hale geldi.
Modern tıp terminolojisinde, “zatürre” kelimesi Osmanlı Türkçesi’ne Arapçadan, oradan da Türkçeye geçmiş olup; “akciğer iltihabı” anlamında kullanılır. “Pnömoni” ise doğrudan Yunanca kökene sahiptir ve uluslararası tıp literatüründe standart terim olarak kullanılmaktadır.
Kaynak
- Hippocrates. (ca. 400 BC). Aphorisms. In: Hippocrates Collected Works. (Loeb Classical Library).
- Galen. (ca. 200 AD). On the Causes of Disease. In: Galen’s Works, Ed. R. Walzer. Oxford University Press.
- Ibn Sina (Avicenna). (1025). The Canon of Medicine (Al-Qanun fi al-Tibb). Book II, Oxford University Press (transl. 1999).
- Klebs, E. (1875). Beiträge zur Kenntniss der Mikrokokken. Archiv für experimentelle Pathologie und Pharmakologie, 3, 426–436.
- Friedländer, C. (1882). Ueber die Schizomyceten bei der acuten fibrösen Pneumonie. Virchows Archiv, 87(2), 319–324.
- Fraenkel, A. (1884). Über die Aetiologie der Pneumonie. Berliner klinische Wochenschrift, 21, 645–649.
- Niederman, M. S., Mandell, L. A., Anzueto, A., Bass, J. B., Broughton, W. A., Campbell, G. D., … & Bartlett, J. G. (2001). Guidelines for the management of adults with community-acquired pneumonia. Diagnosis, assessment of severity, antimicrobial therapy, and prevention. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 163(7), 1730-1754.
- Mandell, L. A., Wunderink, R. G., Anzueto, A., Bartlett, J. G., Campbell, G. D., Dean, N. C., … & Whitney, C. G. (2007). Infectious Diseases Society of America/American Thoracic Society consensus guidelines on the management of community-acquired pneumonia in adults. Clinical Infectious Diseases, 44(Supplement_2), S27-S72.
- Woodhead, M., Blasi, F., Ewig, S., Garau, J., Huchon, G., Ieven, M., … & Torres, A. (2011). Guidelines for the management of adult lower respiratory tract infections–full version. Clinical Microbiology and Infection, 17(s6), E1-E59.
- WHO guidelines for the management of common childhood illnesses. World Health Organization. 2013.
- Thomas, M. (2016). The historical evolution of pneumonia diagnosis and management. Respiratory Medicine, 113, 1–5.
- Schuetz P, Wirz Y, Sager R, et al. Procalcitonin to initiate or discontinue antibiotics in acute respiratory tract infections. Cochrane Database Syst Rev. 2017;10:CD007498.
- Rochwerg, B., Oczkowski, S. J., Siemieniuk, R. A., Agoritsas, T., Belley-Cote, E., D’Aragon, F., … & Guyatt, G. (2017). Corticosteroids in patients with severe community-acquired pneumonia: a systematic review and meta-analysis. Annals of Internal Medicine, 166(7), 507-513.
- Metlay JP, Waterer GW, Long AC, et al. Diagnosis and treatment of adults with community-acquired pneumonia. An official clinical practice guideline of the American Thoracic Society and Infectious Diseases Society of America. Am J Respir Crit Care Med. 2019;200:e45–e67.
- Metlay, J. P., Waterer, G. W., Long, A. C., Anzueto, A., Brozek, J., Crothers, K., … & Whitney, C. G. (2019). Diagnosis and treatment of adults with community-acquired pneumonia. An official clinical practice guideline of the American Thoracic Society and Infectious Diseases Society of America. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 200(7), e45-e67.
- De Brabander, J., Van Laethem, J., & Verbeken, E. (2020). Community-acquired pneumonia in children and adults: Causes and risk factors. European Respiratory Review, 29(157), 190133.
- Torres, A., Cilloniz, C., Niederman, M. S., Menéndez, R., Chalmers, J. D., Wunderink, R. G., & van der Poll, T. (2021). Pneumonia. Nature Reviews Disease Primers, 7(1), 25.
fissura obliqua dexter
sağ eğik yarığıdır. (bkz: fissura obliqua) (bkz: dexter)

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.