caverna

Sinonim: Kaverna

Latincede cavus (boşluk) +‎ rnus . Anlamları:

1.patolojik doku boşluğu;
2. akciğer tüberkülozu gidişinde akciğerlerde görülür, kovuk, mağara,

Hal Tekil Çoğul
Nominatif caverna cavernae
Genitif cavernae cavernārum
Datif cavernae cavernīs
Akusatif cavernam cavernās
Ablatif cavernā cavernīs
Vokatif caverna cavernae

cavern +‎ ous -> cavernosus (kavernöz). Latincedeki anlamları:

  • Bir mağarayı andıran; geniş boşluk
  • Birçok mağarada oluşan kompleks
  • (diş hekimliği) Çürüklere sahip olmak

area

Latincedeki āreō (“kurulanırım)’dan türemiştir. Bu ismin anlamları:

  1. Açık alan, meydan,
  2. Harman yeri,
Hal Tekil Çoğul
nominatif ārea āreae
genitif āreae āreārum
datif āreae āreīs
akusatif āream āreās
ablatif āreā āreīs
vokatif ārea āreae

areata; Boş alan veya yama parçası demektir.

areae densae

yoğun bölge. düz kaslarda, çizgili kaslardaki z çizgisine denk gelir. (bkz: area) (bkz:dense)

gap junction

-komşu olan iki hücrenin kanallar ile birleştiği kanalcıklar topluluğudur.
-iki hücre arasında, 2-3,5 nm genişliğinde, porlu protein komplexidir(connexon).
-bu yapının amacı daha hızlı iyon ve küçük molekül alışverişini gerçekleştirmektir.

Fascia adhaerens

Fasya adhaerenleri, yapışıklık bağlantılarına ait hücreler arasındaki geniş, düzensiz şekilde sınırlandırılmış yapışma alanlarıdır; yapışık bantlar. (bkz: fascia) (bkz: adherentes)

Yapı

  • Fasya ashaerens, esas olarak miyokardın parlak şeritlerinde bulunur.
  • Spot dezmozomlara benzerler, ancak daha büyük ve daha uzundurlar.
  • Görevleri, hücreler arası bir kuvvet iletiminin gerçekleşebilmesi için kardiyomiyositler arasında gerilmeye dayanıklı hücre temasları kurmaktır.
  • Bunu yapmak için, hücre zarının iç kısmında çeşitli yapısal proteinlerden (ß-katenin ve N-kadherin dahil) yapılmış plaklara yayılan desmocollin ve desmoglein gibi özel transmembran proteinleri kullanırlar. Bu plaklar, desmoplakinler aracılığıyla kalp kası hücrelerinin aktin filamentlerine bağlanır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Cup-disk oranı

Eng:  cup-to-disc ratio (CDR)

Kupa-disk oranı (CDR), oftalmolojide optik kupanın çapı ile optik diskin çapı arasındaki ilişkiyi ölçen önemli bir klinik parametredir. Optik disk, fundoskopik muayene sırasında gözlenen optik sinir başının (ONH) görünür kısmını temsil ederken, optik kupa diskin içindeki merkezi çöküntüdür. CDR, özellikle ilerleyici bir optik nöropati olan glokom bağlamında optik sinirin bütünlüğünü değerlendirmek için bir biyobelirteç olarak yaygın olarak kullanılır.

Anatomik ve Fonksiyonel Hususlar

  • Optik Disk ve Optik Kupa: Optik disk, retinal ganglion hücre aksonlarının çıkış noktasıdır ve karmaşık bir vasküler ağ tarafından beslenir. Merkezi çöküntü olan optik kupa, genellikle sinir dokusundan yoksundur. Fizyolojik koşullar altında, optik kupa optik diskin daha küçük bir kısmını kaplar; ancak, glokomatöz hasar genellikle optik kupanın diske göre genişlemesi olarak ortaya çıkar.
  • Nöroretinal Kenar: Optik kupayı çevreleyen, retina sinir liflerinden oluşan nöroretinal kenardır. Nöroretinal kenarın incelmesi, artmış bir CDR ile birlikte, glokomatöz optik nöropatinin bir özelliği olarak kabul edilir.

Ölçüm Teknikleri

  • Klinik Muayene: Oftalmologlar genellikle CDR’yi doğrudan veya dolaylı oftalmoskopi kullanarak değerlendirir. Tahmin büyük ölçüde özneldir ve klinisyenin optik kupanın ve diskin kenarlarını ayırt etme konusundaki uzmanlığına dayanır.
  • Görüntüleme Modaliteleri: Optik koherens tomografi (OCT), taramalı lazer oftalmoskopi ve konfokal taramalı lazer tomografi gibi gelişmiş görüntüleme teknikleri, objektif ve tekrarlanabilir ölçümler sağlar. Bu modaliteler, optik sinir başının kantitatif analizini sağlayarak glokomatöz değişikliklerin erken tespitini kolaylaştırır.
  • Standardizasyon ve Değişkenlik: Genellikle yaklaşık 0,3 ila 0,4’lük bir CDR normal kabul edilse de, önemli bireyler arası değişkenlik mevcuttur. Disk boyutu, nöroretinal kenarın anatomik konfigürasyonu ve popülasyona özgü normlar gibi faktörler, CDR değerlerinin dikkatli bir şekilde yorumlanmasını gerektirir.

Klinik Önem

  • Glokom Tanısı ve İlerlemesi: Yüksek bir CDR, glokom tanısında kullanılan temel göstergelerden biridir. Optik kabın ilerleyici genişlemesi ve buna karşılık gelen nöroretinal kenarın incelmesi, genellikle devam eden glokomatöz hasarı işaret eder. CDR’nin düzenli olarak izlenmesi, klinisyenlerin hastalığın ilerlemesini değerlendirmesine ve tedavi stratejilerini buna göre ayarlamasına olanak tanır.
  • Risk Değerlendirmesi: Göz içi basınç ölçümü, görme alanı testi ve retina sinir lifi tabakası analizi gibi diğer tanı testleriyle birlikte CDR, glokom riskinin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine katkıda bulunur. Optik sinirdeki yapısal değişikliklerin erken tespiti, geri döndürülemez görme alanı kaybını önlemek için kritik öneme sahiptir.
  • Sınırlamalar Artmış bir CDR’nin glokomu düşündürmesine rağmen patognomonik olmadığını belirtmek önemlidir. Bazı bireylerde glokomatöz hasar olmaksızın fizyolojik olarak büyük bir kap-disk oranı olabilir ve tersine, bazı glokomatöz gözler nispeten küçük bir CDR sergileyebilir. Bu nedenle, CDR daha geniş klinik bağlam içinde yorumlanmalıdır.

Keşif

1. 1851 – Oftalmoskopun İcadı

Hermann von Helmholtz, 1851’de optik disk ve merkezi çöküntüsü (kap) dahil olmak üzere retinanın doğrudan görüntülenmesini sağlayan devrim niteliğinde bir araç olan oftalmoskopu geliştirdi. Bu icat, klinisyenlere optik sinir başını canlı olarak incelemeleri için ilk fırsatı sunarak, yapısal bütünlüğünün gelecekteki değerlendirmeleri için temel oluşturdu.


2. 19. Yüzyıl Sonları – Anatomik Karakterizasyon

Oftalmoskopinin ortaya çıkmasının ardından, anatomistler ve ilk oftalmologlar optik sinir başının yapısal özelliklerini belgelemeye başladılar. Ayrıntılı gözlemler, optik diskin nöroretinal bir kenarla çevrili merkezi bir çöküntü (optik kap) içerdiğini ortaya koydu. Bu erken anatomik tanımlamalar, normal optik sinir morfolojisinin bir temel çizgisini oluşturmak için çok önemliydi.


3. 20. Yüzyılın Başları – Glokomatöz Değişikliklerin Tanınması

1900’lerin başlarındaki klinik gözlemler, optik sinir başındaki değişiklikleri glokomla ilişkilendirdi. Doktorlar, glokomatöz gözlerin optik diske göre sıklıkla genişlemiş bir optik çanak sergilediğini belirtti. Bu ilişki, çanak-disk oranının, özellikle artmış göz içi basıncı bağlamında, optik sinir hasarının dolaylı bir belirteci olarak kavramsallaştırılmasına yol açtı.


4. 20. Yüzyılın Ortaları – Standardizasyon ve Klinik Uygulama

20. yüzyılın ortalarında, çanak-disk oranı klinik bir ölçüt olarak sistematik olarak kullanılmaya başlandı. Oftalmoskopik tekniklerdeki ilerlemeler ve standart protokollerin geliştirilmesi, optik sinir başının daha tekrarlanabilir değerlendirmelerine olanak tanıdı. Bu dönem, glokom yönetiminde kupa-disk oranının nitel bir gözlemden nicel bir tanı aracına geçişini işaret etti.


5. 20. Yüzyılın Sonlarından 21. Yüzyılın Başlarına – Teknolojik Gelişmeler ve Objektif Ölçümler

Optik koherens tomografi (OCT), konfokal taramalı lazer oftalmoskopi ve taramalı lazer tomografi gibi gelişmiş görüntüleme yöntemlerinin tanıtılması, kupa-disk oranının ölçümünde devrim yarattı. Bu teknolojiler, optik sinir başının hassas, objektif ve tekrarlanabilir değerlendirmelerini sağlayarak glokomatöz değişikliklerin erken tespitini kolaylaştırdı ve hastalık ilerlemesinin izlenmesini iyileştirdi.



İleri Okuma
  • Quigley, H. A. (2009). Neuronal death in glaucoma. Progress in Retinal and Eye Research, 28(2), 155–187.
  • Harwerth, R. S. (2010). Anatomy and physiology of the optic nerve head in glaucoma: A review. American Journal of Ophthalmology, 149(1), 4–10.
  • Jonas, J. B., Budde, W. M., & Panda-Jonas, S. (2011). The optic disc in glaucoma. Progress in Retinal and Eye Research, 30(4), 292–312.
  • Lee, E., & Chang, W. (2013). Evaluation of cup-to-disc ratio in glaucoma diagnosis: An update. Ophthalmology, 120(3), 555–562.
  • Weinreb, R. N., Aung, T., & Medeiros, F. A. (2014). The pathophysiology and treatment of glaucoma: A review. JAMA, 311(18), 1901–1911.