erkeğin üreyememesi. (bkz:impotentia) (bkz:generandi)
İmpotans
Latincede impotentia, yapamamak, edememek. (bkz: im) (bkz: potentia)
Erektil disfonksiyon (iktidarsızlık), seks için yeterince sert bir ereksiyon elde edememe ve bunu koruyamama durumudur. Zaman zaman ereksiyon sorunu yaşamak mutlaka endişe edilecek bir durum değildir.
İktidarsızlık bir kadın için ne anlama gelir?
Seks arzunuz bozulmamış olabilir, ancak uyarılmakta zorluk çekiyorsunuz veya cinsel aktivite sırasında uyarılamıyor veya uyarılmayı sürdüremiyorsunuz.
Bir erkek iktidarsızsa ne olur?
İktidarsızlık, bir erkeğin ereksiyon olamaması ve bunu sürdürememesidir. Erektil disfonksiyon olarak da bilinir ve bir kişinin tatmin edici cinsel ilişkiye girme yeteneğini etkileyebilir. İktidarsızlık çok yaygın bir durumdur ve her yaşta ortaya çıkabilir. Ancak, en çok yaşlı erkekler arasında yaygındır.
Bir erkek hangi yaşta iktidarsız olur?
Eğer öyleyse, erkekler hangi yaşta iktidarsız olur? Erkeklerin çoğunluğu (%74) 53 ila 59 yaşları arasında vücutlarında fiziksel değişiklikler görmeye başlayacaktır. Bu aynı zamanda çoğunun iktidarsızlıktan muzdarip olacağı zamandır. Ancak bazı insanlar sadece 60 yaş ve üzerinde iktidarsız olurlar.
İktidarsız bir erkek aşık olabilir mi?
Yine de birçok erkek gücünü yeniden kazanabilir ve kazanamayanlar da partnerlerine cinsel tatmin vermekten keyif alabilir. İktidarsız bir erkek hala çok etkili bir aşık olabilir. Biraz bilgi ve yaratıcılıkla, iktidarsızlığın aşk hayatınızı ve ilişkinizi mahvetmesini önlemek mümkündür.
İktidarsız bir erkek bir kadını hamile bırakabilir mi?
Çoğu zaman, erektil disfonksiyonu olan erkekler seks yapamaz ve bu nedenle partnerlerini hamile bırakamazlar. Bununla birlikte, cinsel ilişkiye girecek kadar uzun süre ereksiyonu sürdürebiliyorsanız, eşinizi hamile bırakabilirsiniz.
İktidarsız bir erkeği nasıl tatmin edersiniz?
Bay Tilley, ereksiyon olsun ya da olmasın öpüşme, okşama, genital oyun ve oral stimülasyonun hepsinin zevk verici olarak deneyimlenebileceğini söylüyor. Eşli seksle ilgili olarak Dr. Fox, bunun her iki tarafın da üzerinde birlikte çalışması gereken bir şey olduğunu vurguluyor. “Partner sorunun nedeni olmayabilir ama çözümün bir parçası olabilir.”
Erkekler ne zaman boşalmayı bırakır?
Çoğu erkekte bu durum 30 ila 50 yaşları arasında gerçekleşir
Bir erkeğin evde iktidarsız olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz?
Geçmişte insanların kullandığı bir ED ev testi şekli Gece Penil Tümesans (NPT) testiydi. Test, gece boyunca penis şaftının etrafına bir rulo pul yapıştırmayı içeriyordu. ED’si olmayan erkekler genellikle uykuları sırasında ereksiyon yaşarlar. ED’li bir erkek muhtemelen yaşamayacaktır.
Nedenleri
İktidarsızlığa ne sebep olur?
Kalp hastalığı, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, diyabet, obezite ve sigara gibi fiziksel sorunların tümü erektil disfonksiyona neden olabilir. Öte yandan depresyon, kaygılar, stres, ilişki sorunları ve diğer zihinsel sağlık endişeleri de cinsel duyguları engelleyebilir.
Bir erkek neden sabahları sertleşir?
Testosteron seviyeniz sabah uyandıktan sonra en yüksek seviyededir. Hızlı göz hareketi (REM) uyku evresinden uyandıktan hemen sonra en yüksek seviyededir. Bu hormondaki artış, herhangi bir fiziksel uyarım olmasa bile tek başına ereksiyona neden olmak için yeterli olabilir
İktidarsız bir erkek sperm salgılar mı?
Erkek infertilitesi sperm salgılayamama veya üretememe durumuyken, erektil disfonksiyon olarak da bilinen iktidarsızlık ereksiyonu sürdürmede ve ereksiyon olmada zorluk anlamına gelir.
Klinik
İktidarsız olduğumu nasıl anlarım?
Erektil disfonksiyon (ED) olarak da adlandırılan iktidarsızlık belirtileri şunları içerir:
- Ereksiyon olma yeteneğinde azalma.
- Bazen ereksiyon olabilmek, ancak her seferinde olmamak.
- Ereksiyon olabilmek ancak bunu sürdürememek.
- Ereksiyon olabilmek ancak seks sırasında penetrasyon için yeterince sert olamamak.
İktidarsızlık ne kadar sürebilir?
Erektil disfonksiyon (ED) birkaç aydan yıllara kadar sürebilir. Altta yatan nedene bağlı olarak, hayatınızın geri kalanında ED’ye sahip olabilirsiniz. Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nın (DSM V) beşinci baskısına göre, erektil sorunlarınızın ED olarak sayılması için en az altı ay boyunca ortaya çıkması gerekir.
Tedavi
İktidarsızlık tedavi edilebilir mi?
Özet olarak. Yani erektil disfonksiyon tedavi edilebilir, ancak bu nedene bağlıdır. ED’nin bazı nedenlerini “tedavi etmek” diğerlerinden daha kolaydır. Ancak doğru teşhis, destek ve tedavi ile Viagra (sildenafil) veya Cialis (Tadalafil) gibi ED ilaçlarına gerek kalmadan ED’nin ortadan kalkması mümkündür.
70’inden sonra nasıl sertleşirsiniz?
Tedaviler
- sağlıklı beslenmek.
- düzenli fiziksel egzersiz yapmak.
- Bir kişinin aşırı kilosu veya obezitesi varsa kilo vermek.
- sigarayı bırakmak.
- alkolü sınırlamak veya alkolden kaçınmak.
- Yüksek tansiyon veya diyabet gibi altta yatan sağlık sorunlarını yönetmek.
- uyku alışkanlıklarını iyileştirmek.
Sertleşmek için ne içebilirim?
Kahve ya da çay sever misiniz? Harika! 2005 yılında yapılan bir inceleme, kafeinin kan akışını iyileştirebileceğini ve ereksiyon olmanıza ve ereksiyonu sürdürmenize yardımcı olan kasları gevşetebileceğini göstermiştir. Sade kahve, şekersiz çay ve tatlandırıcı içermeyen kafeinli içeceklerle yetinmeye çalışın.
Varikosel

Varisli damarların fıtığıdır. (Bkz; Varik-o-sel)
Varikosel, erkeklerin yaklaşık %10-15’ini etkileyen, sıklıkla ergenlik döneminde ortaya çıkan ve 15-35 yaş arası erkeklerde yaygın olan yaygın bir durumdur. Bacaklardaki varisli damarlara benzer şekilde skrotumdaki genişlemiş damarlar ile karakterize edilirler. Varikosel anatomik nedenlerden dolayı daha çok sol tarafta görülür.
Belirtiler
- Asemptomatik: Birçok erkek semptom yaşamaz.
- Testis Ağrısı: Genellikle gün içinde veya uzun süre ayakta kaldıktan sonra kötüleşen hafif bir ağrı veya rahatsızlık.
- Kısırlık: Sperm kalitesinin ve sayısının azalmasıyla ilişkilidir.
- Testis Atrofisi: Etkilenen testisin boyutunun küçültülmesi.
Teşhis
Fiziksel Muayene: Bazen “solucanlar torbası” olarak tanımlanan topaklı veya bükülmüş damarlar hissedilebilir.
Skrotal Ultrason: Tanıyı doğrulamak ve diğer koşulları dışlamak için.
Tedavi seçenekleri
- Gözlem: Asemptomatikse veya durum şiddetli değilse.
- Ağrı Kontrolü: Reçetesiz ağrı kesici ilaçlar reçete edilebilir.
- Cerrahi Tedaviler: Açık cerrahi, laparoskopik cerrahi, mikrocerrahi teknikler gibi çeşitli cerrahi yöntemler uygulanabilmektedir.
- Radyolojik Müdahaleler: Arızalı damarları tıkamak için bir kateterin kullanıldığı embolizasyon.
Ameliyat sonrası bakım
- Acı Yönetimi
- Tekrarlama veya komplikasyon olmamasını sağlamak için düzenli kontroller
- Enfeksiyonu önlemek için olası antibiyotik kullanımı
Varikosel, skrotumdaki damarların anormal genişlemesidir ve ilişkili semptomları veya komplikasyonları hafifletmek için sıklıkla cerrahi müdahale önerilir. Ameliyattan sonra hastalar şunları yaşayabilir:
- Kesi Ağrısı: Her ameliyatta olduğu gibi, kesi bölgesinde bir miktar ağrı olacaktır ve yara iyileştikçe bu ağrının geçmesi gerekir.
- Şişlik: Skrotumda veya cerrahi bölgenin yakınında geçici şişlik olması beklenir.
- Hematom: Cerrahi alanın yakınında kan birikmesi ilave rahatsızlığa neden olabilir.
- Testis Rahatsızlığı: Bazı hastalar testislerde ağırlık hissi veya hafif ağrı hissederler ve genellikle zamanla düzelirler.
- Enfeksiyon: Bu daha az yaygındır ancak ağrı kaynağı olabilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir.
- Tekrarlama: Varikoselin tekrarlaması, ağrı da dahil olmak üzere ameliyat öncesi semptomların geri dönmesine neden olabilir.
- Sinir Hasarı: Nadir durumlarda, çevredeki sinirlerin hasar görmesi ameliyattan sonra uzun süreli veya şiddetli ağrıya neden olabilir.
Ameliyat sonrası semptomlar için sağlık uzmanınıza danışmanız önemlidir. Komplikasyonları dışlamak için reçetesiz ağrı kesici ilaçlar, özel ameliyat sonrası bakım veya ileri teşhis testleri önerebilirler.
Varikosel ameliyatından sonra ağrının yönetilmesi, sorunsuz bir iyileşme için çok önemlidir. Aşağıda bazı genel öneriler verilmiştir, ancak kişiselleştirilmiş tavsiyeler için sağlık uzmanınıza danışın:
- Ağrı kesici ilaçlar: Asetaminofen veya ibuprofen gibi reçetesiz satılan ağrı kesiciler sağlık uzmanınız tarafından önerilebilir.
- Dinlenme: Fiziksel aktiviteyi en aza indirin ve iyileşmeyi kolaylaştırmak için mümkün olduğunca dinlenmeye çalışın.
- Yükseklik: Skrotumun yükseltilmesi şişliğin ve rahatsızlığın azaltılmasına yardımcı olabilir.
- Buz Paketleri: Etkilenen bölgeye soğuk paketler uygulamak ağrının uyuşmasına yardımcı olabilir. Doğrudan buz uygulamayın; Donmayı önlemek için bir beze sarın.
- Sıkıştırma: Bazı doktorlar, skrotumu desteklemek ve hareketi en aza indirmek için ağrıyı hafifletebilecek, vücuda oturan iç çamaşırı veya sporcu askısı giymenizi önerir.
- Hidrasyon: İyileşme sürecine yardımcı olmak için bol su tüketin.
- Antibiyotikler: Reçete edilirse enfeksiyonu önlemek için tüm kürü tamamlayın.
- Takip: Enfeksiyon veya hematom gibi komplikasyonları dışlamak için tüm takip randevularına katılın.
- Derhal Dikkat: Şiddetli ağrı, ateş veya enfeksiyon belirtileri yaşarsanız derhal tıbbi yardım alın.
Riskler ve Komplikasyonlar
- Hematom
- Enfeksiyon
- Testis atrofisi
- Varikoselin tekrarlaması
Tarih
Varikoselin ilk tanımı MS 2. yüzyılda yaşayan Yunan doktor Galen‘e aittir. Bunu “skrotum damarlarının şişmesi” olarak tanımladı.
“Varikosel” terimi ilk kez 17. yüzyılda İtalyan hekim Fabricius ab Aquapendente tarafından kullanıldı. Bunu “spermatik kordun varisli damarı” olarak tanımladı.
Varikoselin nedeni 20. yüzyıla kadar tam olarak anlaşılamamıştır. 1938’de Amerikalı ürolog John H. Ochsner, varikoselin testisleri boşaltan damar ağı olan pampiniform pleksusun kapakçıklarındaki bir kusurdan kaynaklandığını öne sürdü.
Kaynak:
- Cayan, S., Shavakhabov, S., & Kadioğlu, A. (2009). Treatment of palpable varicocele in infertile men: A meta-analysis to define the best technique. Journal of Andrology, 30(1), 33-40.
- Al-Kandari, A. M., Shabaan, H., Ibrahim, H. M., Elshebiny, Y. H., & Shokeir, A. A. (2007). Comparison of outcomes of different varicocelectomy techniques: open inguinal, laparoscopic, and subinguinal microscopic varicocelectomy: a randomized clinical trial. Urology, 69(3), 417-420.
varix
Sinonim: varik-, variko-, varic-, varico-.
Ana Hint-Avrupa dilindeki *wer- (“dağlık arazi, yüksek”) kelimesinden türemiştir. Latincede varisli damar demektir. Latincedeki vāricus kelimesi ile soydaştır.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | varix | varicēs |
| genitif | varicis | varicum |
| datif | varicī | varicibus |
| akusatif | varicem | varicēs |
| ablatif | varice | varicibus |
| vokatif | varix | varicēs |
Diafanoskopi
Yunanca “dia” (içinden), “phan” (göster) ve “skopie” (bakmak) sözcüklerinden türetilen diafanoskopi, bir vücut boşluğunu veya organını incelemek için bir ışık kaynağının kullanılmasını içeren bir teşhis tekniğidir. Bu yöntem, ışığın farklı yoğunluk ve bileşime sahip dokulardan geçebilmesi ve ışığın geçişine dayalı olarak değerli teşhis bilgileri sağlaması ilkesine dayanmaktadır.
Prensip ve Uygulama: Testis muayenesi kapsamında, skrotumdaki katı kitleleri kistik kitlelerden ayırmak için diafanoskopi kullanılır. Bir ışık kaynağı skrotuma karşı yerleştirildiğinde, ışığın bölgeden geçişi, sıvının varlığını gösterebilir; örneğin hidrosel durumunda (sıvının testis çevresinde biriktiği bir durum). Tümörler gibi katı kitleler ışığın kolayca geçmesine izin vermez, bu da farklı skrotal şişlik türlerini ayırt etmeye yardımcı olur.
Tarihsel Kullanımı: Vücut boşluklarını incelemek için ışığın kullanılması, yüzyıllar boyunca gelişen yenilikler ve pratik uygulamalarla birlikte çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bununla birlikte, diafanoskopinin bir teşhis tekniği olarak resmileştirilmesi, tıpta teşhis yöntemlerinin daha geniş gelişiminin bir parçası olarak 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında önem kazanmıştır. Testiküler ve skrotal anormallikler gibi ürolojik ve androlojik durumlara uygulanması ayırıcı tanıda değerli bir araç haline geldi.
Modern Uygunluk: Tıbbi görüntüleme teknolojilerindeki (ultrason ve MRI gibi) gelişmeler, teşhis amaçlı diafanoskopiye olan bağımlılığı azaltmış olsa da, bazı bağlamlarda basit, invaziv olmayan ve uygun maliyetli bir araç olmaya devam etmektedir. Gelişmiş görüntülemeye erişimin kısıtlanabileceği, kaynakların sınırlı olduğu ortamlarda özellikle yararlı olabilir.
Klinik Özellikler ve Hususlar: Diyafanoskopi, tipik olarak iletilen ışığa karşı şeffaf olan hidrosel ve spermatosellerin tanımlanmasında en etkilidir. Ancak yoğun veya vasküler yapıların varlığında etkinliği sınırlıdır ve tanı veya tedavi planlaması için ayrıntılı anatomik bilginin gerekli olduğu görüntüleme çalışmalarının yerini tutamaz.
Güvenlik ve Sınırlamalar: İnvaziv olmayan bir prosedür olarak diafanoskopi hastalar için minimum risk oluşturur. Ancak tanısal doğruluğu uygulayıcının becerisine ve skrotal kitlenin spesifik özelliklerine bağlıdır. Klinisyenlerin, hastanın öyküsünü, fizik muayene bulgularını ve mümkünse görüntüleme çalışmalarını dikkate alarak diafanoskopiyi kapsamlı bir tanısal yaklaşımın parçası olarak kullanması önemlidir.
İleri Okuma
- Gearhart, J. P., & Rink, R. C. (2000). Pediatric Urology. In Pediatric Urology. W.B. Saunders.
- O’Brien, M. D., & Phillips, J. O. (2001). Clinical skills in treating the foot. Churchill Livingstone.
- Babayan, R. K. (1989). Diaphanoscopy. In Encyclopedia of Urology. Springer.
- Kumar, P., & Deb, M. (2006). Role of diaphanoscopy in differential diagnosis of paediatric scrotal swellings: a clinic-based study. African Journal of Paediatric Surgery, 3(1), 4-8.
- O’Brien, W. D. (2007). Ultrasound-basics to advanced studies. Pediatric Radiology, 37(4), 392-398. diaphanoscopy.
phan
gölge
Pubertas praecox
Tanım:
Zamanından evvel ergenlik ya da pubertas praecox, hipotalamo-hipofizer-gonadal (HHG) eksenin fizyolojik zamanlamadan önce aktive olmasıyla ortaya çıkan, sekonder cinsiyet özelliklerinin olağandan erken gelişmesiyle karakterize bir durumdur. (Bkz: Pubertas; Bkz: Praecox)
Bu klinik tablonun değerlendirilmesinde yaş kriteri belirleyicidir:
- Kız çocuklarında, 8 yaşından önce meme gelişimi (telarş), pubik kıllanma (pubarş), aksiller kıllanma ya da menarş (ilk adet kanaması) meydana gelmesi
- Erkek çocuklarında ise 9 yaşından önce testis hacminde artış (>4 mL), penis büyümesi, pubik kıllanma veya ses kalınlaşması gözlenmesi erken ergenlik olarak sınıflandırılır.
Ancak bazı otoriteler, özellikle kız çocuklarında 7 yaşından önceki meme gelişimini (erken telarş) patolojik olarak değerlendirmektedir.
Klinik Formları
Zamanından evvel ergenlik, etiyopatogenezi doğrultusunda başlıca iki klinik formda incelenir:
1. Gerçek Erken Ergenlik (Pubertas Praecox Vera)
Bu formda, HHG aksı normal pubertal süreçte olduğu gibi ancak zamanından önce aktive olur.
Bulgular gonadotropin bağımlıdır ve sıklıkla şu nedenlere dayanır:
- İdyopatik (en sık neden, özellikle kızlarda)
- Serebral-organik etiyolojiler:
- Hipotalamik hamartomlar, gliomalar, germinomlar
- Menenjit veya ensefalit sonrası gelişen inflamatuvar hasar
- Serebral travmalar veya radyasyona maruz kalma
- Hidrosefali
- Serebral malformasyonlar (örneğin: araknoid kistler)
2. Yalancı Erken Ergenlik (Pseudopubertas Praecox)
Bu formda HHG aksı aktive olmamıştır; ergenlik bulguları gonadotropinden bağımsız olarak ortaya çıkar.
Hormon üretimi genellikle ekzojen veya periferik kaynaklıdır. Başlıca nedenler:
- Östrojen üreten over tümörleri (ör. granüloza hücreli tümörler)
- Adrenal bez tümörleri veya hiperplazi (ör. konjenital adrenal hiperplazi)
- Eksojen hormon maruziyeti (topikal östrojenler, fitoöstrojenler, çevresel endokrin bozucular)
Tanı (Diagnostik Yaklaşım)
Erken ergenliğin ayırıcı tanısı multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Temel tanısal adımlar şunlardır:
1. Klinik Değerlendirme
- Sekonder cinsiyet özelliklerinin başlangıcı, progresyon hızı
- Büyüme hızı ve kemik yaşı (sol el bilek grafisiyle değerlendirilir)
- Nörolojik bulguların varlığı
2. Laboratuvar Testleri
- Bazal hormon düzeyleri:
- LH, FSH, Estradiol (kızlarda), Testosteron (erkeklerde), DHEA-S
- Prolaktin, TSH ve serbest T4 (tiroid fonksiyon bozuklukları dışlanmalı)
- ß-hCG (testiküler ya da germ hücreli tümör şüphesinde)
- GnRH stimulasyon testi:
- Gerçek pubertas praecox’ta LH yanıtı baskılanamaz ve pubertal düzeydedir.
- Yalancı erken ergenlikte yanıt baskılıdır (non-reaktif eksen).
3. Görüntüleme Yöntemleri
- Pelvik Ultrasonografi: Uterus, over hacmi ve yapıları değerlendirilir. Uterusun “matür” görünümde olması pubertal aktivite lehinedir.
- Adrenal bez ultrasonu veya BT/MR: Adrenal patolojilerin dışlanması için
- Kraniyal MRI: Hipotalamo-hipofizer bölgenin değerlendirilmesi, özellikle erkeklerde ya da 6 yaşından önce başlayan puberte olgularında endikedir.
- Vajinal sitoloji: (Nadir kullanılır) Epitelin matürasyon indeksi, östrojenik etkileri gösterebilir.
Tedavi (Terapötik Yaklaşım)
Tedavi yaklaşımı, etiyolojik nedene göre planlanır:
1. Nedene Yönelik Tedavi:
- Tümöral lezyonlar varsa cerrahi eksizyon
- Konjenital adrenal hiperplazi varsa steroid replasmanı
- Eksojen hormon kaynağı varsa maruziyetin kesilmesi
2. Medikal (Konservatif) Tedavi:
- Gonadotropin Salgılatıcı Hormon (GnRH) Agonistleri kullanılır:
- Leuprorelin, Triptorelin, Goserelin
- Ticari isim örneği: Enantone®
- Bu ajanlar HHG aksını desensitize ederek LH ve FSH salımını baskılar, böylece pubertal progresyon durdurulur.
- Tedavi, büyüme potansiyelinin korunması ve psikososyal yükün azaltılması açısından önemlidir.
İzlem
- Tedavi gören hastalarda büyüme hızı, kemik yaşı ve sekonder cinsiyet özellikleri düzenli aralıklarla değerlendirilir.
- Psikolojik destek gerekebilir, zira erken ergenlik çocuğun beden algısı, sosyal ilişkileri ve akademik başarısı üzerinde belirgin etkiler yaratabilir.
Keşif
16. yüzyılın ortalarında, Avrupa’daki bazı doktorlar ve doğa gözlemcileri, sıra dışı bir vakayla karşılaştılar: Henüz 5 yaşındayken âdet gören bir kız çocuğu. Bu olay, dinî çevrelerde “ilahi ceza” ya da “iblisin işi” olarak yorumlanırken, dönemin tıp adamları arasında da tartışmaların fitilini ateşledi. Ancak erken ergenlik olgusu, o dönemde henüz bilimsel bir kavramdan ziyade bir tuhaflık olarak değerlendiriliyordu.
17. ve 18. Yüzyıllar: İstisna mı, Hastalık mı?
İlk sistematik kayıtlar, 17. yüzyıl tıbbında yer aldı. 1670 yılında İngiliz anatomist Thomas Bartholin, 6 yaşında âdet gören bir kız çocuğunu detaylı olarak betimledi. Bu ve benzeri gözlemler, tıp literatüründe “precocious menstruation” (erken menarş) başlığı altında yer bulmaya başladı. Ancak bu dönemlerde henüz pubertal gelişim fizyolojisi tam olarak bilinmiyordu. Erken ergenlik olguları, büyüme anomalileri ya da cinsel “aberrasyonlar” olarak değerlendirilmekteydi.
19. Yüzyıl: Endüstri Devrimi ve Gözlem Artışı
Sanayileşmeyle birlikte kentlerde çocuk sağlığına dair kayıtlar artmaya başladı. Viktorya döneminin çocuk doktorları, özellikle sanayi bölgelerinde, yaşından erken olgunlaşan çocuklarla daha sık karşılaşır oldu. 1850’li yıllarda ilk defa “erken puberte” ile “normal puberte” arasında farklılıklar tanımlanmaya başlandı. Fransız pediatrist Paul Broca, 1861’de “erken ergenlik” ile kafa içi patolojiler arasında bağlantı kurulabileceğini öne sürdü. Bu, tıbbi açıdan büyük bir kırılma noktasıydı.
20. Yüzyıl Başları: Bilimsel Temellerin Atılması
1900’lü yılların başında, iç salgı bezlerinin (endokrin sistem) çalışması araştırılmaya başlandı. Hipofiz ve hipotalamusun endokrin kontrol merkezleri olduğu anlaşılınca, erken ergenlik de ilk kez hormonal bir hastalık olarak görülmeye başladı. 1930’larda, Alman patolog Ernst Scharrer, beyin ile endokrin sistem arasındaki bağlantıyı göstererek hipotalamo-hipofizer eksenin kavramsal temellerini attı. Bu gelişmeler, pubertas praecox’un merkezi ya da periferik kökenli olabileceği anlayışına kapı araladı.
1970’ler ve Sonrası: GnRH ile Gelen Dönüm Noktası
1970’li yıllarda Nobel ödüllü biyokimyacı Andrew Schally, hipotalamustan salınan Gonadotropin-Salgılatıcı Hormon’u (GnRH) keşfetti. Bu molekül, erken ergenlik dahil olmak üzere pek çok pubertal bozukluğun anahtarıydı. GnRH’ın sentetik versiyonları sayesinde, hem tanı testleri geliştirildi hem de tedavi olanakları doğdu. 1980’li yıllardan itibaren GnRH agonistleri, erken ergenlik tedavisinde kullanılmaya başlandı ve hâlen altın standart olarak kabul edilmektedir.
Günümüz: Nörogörüntüleme ve Moleküler Genetik Dönemi
21. yüzyıla girerken, erken ergenlikte görüntüleme teknikleri (özellikle kraniyal MRI) sayesinde beyin tümörleri ya da anatomik anomaliler erken evrede saptanabilir hâle geldi. 2010’lu yıllardan itibaren ise moleküler genetik, erken ergenliğin kalıtsal formlarını aydınlatmaya başladı. Özellikle MKRN3, KISS1, KISS1R ve LIN28B genlerindeki mutasyonların, erken pubertal başlangıçla ilişkili olduğu gösterildi.
İleri Okuma
- Bartholin T (1670). Observationes Anatomicae et Medicae.
- Broca P (1861). Mémoire sur les localisations des fonctions cérébrales. Bulletins de la Société d’anthropologie de Paris.
- Scharrer E (1938). The concept of neurosecretion. Proceedings of the Association for Research in Nervous and Mental Disease, 18: 293–308.
- Marshall WA, Tanner JM (1969). Variations in pattern of pubertal changes in girls. Arch Dis Child, 44(235): 291–303.
- Schally AV, Arimura A (1971). Chemical nature of hypothalamic LHRH. Biochemical and Biophysical Research Communications, 43(2): 393–399.
- Latronico AC, et al. (1998). A mutation in the GPR54 gene causes hypogonadotropic hypogonadism. New England Journal of Medicine, 349(17): 1614–1617.
- Teilmann G, Pedersen CB, Jensen TK, Skakkebaek NE, Juul A (2005). Prevalence and incidence of precocious pubertal development in Denmark: an epidemiologic study based on national registries. Pediatrics, 116(6): 1323–1328.
- Carel JC, Leger J (2008). Precocious puberty. N Engl J Med, 358(22): 2366–2377.
- Palmert MR, Dunkel L (2012). Delayed puberty. N Engl J Med, 366(5): 443–453.
- Abreu AP, et al. (2013). Central precocious puberty caused by mutations in the imprinted gene MKRN3. New England Journal of Medicine, 368(26): 2467–2475.
- Latronico AC, Brito VN, Carel JC (2016). Causes, diagnosis, and treatment of central precocious puberty. Lancet Diabetes Endocrinol, 4(3): 265–274.
pubertas
ergenlik
balanoposthitis
Fimozis
Fimozis, penisin sünnet derisinin glans üzerinde geri çekilemeyecek kadar sıkı olduğu bir durumdur. Bebeklerde ve küçük çocuklarda sık görülen bir durumdur ve genellikle büyüdükçe kendiliğinden düzelir. Ancak bazı durumlarda fimozis ergenlik veya yetişkinlik döneminde de devam edebilir ve potansiyel olarak rahatsızlık veya diğer komplikasyonlara neden olabilir. Fimozisin ciddiyeti yaşa ve semptomlara bağlı olarak değişebilir.
“Fimozis” terimi Eski Yunanca’da “ağzını bağlamak” anlamına gelen “φίμωσις” (phímōsis) kelimesinden gelmektedir. Bu terim daha sonra Latinceye “phimosis” olarak geçmiştir ve Türkçe de dahil olmak üzere çeşitli dillerde tıbbi terminolojide korunmuştur ve burada sıkı bir sünnet derisi durumunu ifade etmektedir.
Fizyolojik Gelişim
Bebeklerde ve genç erkek çocuklarda sünnet derisi doğal olarak geri çekilemez, bu da normal bir gelişim aşamasıdır. Çoğu erkek çocuk 5 yaşına kadar sünnet derisini geri çekme yeteneğini geliştirir, ancak bazıları için bu daha sonraya, hatta 10 yaşına veya ötesine kadar gerçekleşmeyebilir. Bu doğal ilerleme, ağrı veya idrara çıkma zorluğu gibi semptomlar eşlik etmediği sürece genellikle sorun olarak görülmez.
Penis sünnet derisinin glans üzerine geri çekilememesi durumu olan fimozis, özellikle çocuklarda tipik olarak öngörülebilir bir gelişim seyri izler. Fimozis için kilometre taşlarını anlamak, durumun ne zaman normal olduğunu ve ne zaman tıbbi müdahale gerektirebileceğini belirlemek için çok önemlidir.
Yenidoğan Dönemi (Doğumdan 1 Aya Kadar):
- Doğumda neredeyse tüm erkek bebeklerin sünnet derisi geri çekilemez. Bu normaldir ve sünnet derisi ile glans arasındaki doğal yapışıklıktan kaynaklanır.
Bebeklik (1 Ay – 1 Yıl):
Yaşamın ilk yılı boyunca, sünnet derisi çoğu erkek çocukta geri çekilemez kalır. Bu durum fizyolojik olarak normaldir ve tipik olarak endişe nedeni değildir.
Çocukluk Dönemi (1 ila 3 Yaş):
3 yaşına gelindiğinde, bazı erkek çocuklarda sünnet derisi kısmi olarak geri çekilmeye başlayabilir. Bununla birlikte, çoğunluk hala tam olarak geri çekilemeyen bir sünnet derisine sahip olacaktır.
Okul Öncesi Yaş (3 ila 5 Yaş):
5 yaş civarında, sünnet derisi birçok erkek çocukta doğal olarak gevşemeye başlar. Erkek çocukların yaklaşık %90’ı bu dönemin sonunda kısmen veya tamamen geri çekilebilir bir sünnet derisine sahip olacaktır. Bu tipik bir gelişimsel dönüm noktasıdır.
Erken Çocukluk Dönemi (5 ila 7 Yaş):
7 yaşına gelindiğinde, erkek çocukların yaklaşık %92-95’i geri çekilebilir sünnet derisine sahip olacaktır. Olmayan küçük bir yüzde için, durum müdahale olmadan da düzelebilir.
Geç Çocukluk Dönemi (7 ila 10 Yaş):
Erkek çocuklar 10 yaşına yaklaşırken, neredeyse tamamı tamamen geri çekilebilir bir sünnet derisine sahip olacaktır. Fimozis bu yaşın ötesinde de devam ederse, patolojik nedenleri ekarte etmek için tıbbi bir değerlendirme gerekebilir.
Ergenlik (10 ila 18 Yaş):
- Ergenlik döneminde, sünnet derisi neredeyse tüm erkeklerde tamamen geri çekilebilir olmalıdır. Bu evrede kalıcı fimozis, balanitis xerotica obliterans veya önceki enfeksiyonlar veya yaralanmalardan kaynaklanan yara izi gibi patolojik nedenlere bağlı olabilir.
- Fimozis ağrı, tekrarlayan enfeksiyonlar veya idrar yapma zorluğu gibi semptomlara neden oluyorsa tedavi düşünülmelidir.
Yetişkinlik (18 Yaş ve Üzeri):
Yetişkinlerde fimozis normal kabul edilmez ve kronik durumlardan, yara izinden veya çocukluktaki yetersiz tedaviden kaynaklanabilir. Tedavi seçenekleri arasında topikal steroidler, elle germe veya daha ciddi vakalarda sünnet gibi cerrahi müdahale yer alabilir.
Patolojik ve Fizyolojik Fimozis
- Fizyolojik Fimozis**: Bu, sünnet derisinin kademeli olarak geri çekilebilir hale geldiği normal gelişimsel süreci ifade eder. Genellikle müdahale olmaksızın ergenlik döneminde doğal olarak düzelir.
- Patolojik Fimozis**: Bu, sünnet derisi yara izi, enfeksiyon veya altta yatan diğer koşullar nedeniyle geri çekilemez kaldığında ortaya çıkar. Bu tip fimozis genellikle tıbbi tedavi gerektirir.
Ne Zaman Tıbbi Yardım Alınmalı
- Fimozis 10 yaşından sonra iyileşme belirtisi göstermeden devam ederse veya herhangi bir yaşta ağrı, enfeksiyon veya idrar yapma zorlukları gibi semptomlara neden olursa, bir sağlık uzmanına danışılması tavsiye edilir.
- Sünnet derisinin glansın arkasında sıkıştığı ve öne getirilemediği parafimoz durumunda, bu tıbbi bir acil durum olduğundan acil tıbbi müdahale gereklidir.
Fimozisin Ciddiyeti
Fimozis, ağrı, idrara çıkma zorluğu veya tekrarlayan enfeksiyonlar (balanit) gibi semptomlara yol açmadığı sürece tipik olarak ciddi bir durum olarak kabul edilmez. Bu gibi durumlarda, tıbbi değerlendirme ve tedavi gerektirebilir. Geri çekilen sünnet derisinin normal pozisyonuna dönemediği ilgili bir durum olan parafimozis, peniste kalıcı hasarı önlemek için acil müdahale gerektiren tıbbi bir acil durumdur.
Fimozis Nedenleri:
Fimozis konjenital (doğumda mevcut) veya edinsel olabilir. Edinilmiş vakalarda, yaralanma, enfeksiyon veya balanitis xerotica obliterans (liken sklerozus) gibi enflamatuar durumlar nedeniyle sünnet derisinin yara izinden kaynaklanabilir. Kronik enflamasyon ve kötü hijyen de fimozis gelişimine katkıda bulunabilir.
Tedavi ve Yönetim:
- Konservatif Tedaviler: Çocuklarda fimozis vakalarının çoğu müdahale olmaksızın doğal yollarla iyileşir. Belirtiler yaşayanlar için tedavi seçenekleri arasında iltihabı azaltmak ve sünnet derisinin nazikçe gerilmesini kolaylaştırmak için topikal steroid kremlerin uygulanması yer alır.
- Germe Egzersizleri: Sünnet derisinin elle nazikçe gerilmesi bazı durumlarda yardımcı olabilir, ancak ağrı veya yaralanmayı önlemek için bu dikkatli bir şekilde yapılmalıdır. Herhangi bir rahatsızlık ortaya çıkarsa durdurmak önemlidir.
- Cerrahi Seçenekler: Konservatif tedavilerin etkisiz kaldığı veya komplikasyonların ortaya çıktığı nadir durumlarda sünnet veya preputioplasti (sünnet derisini çıkarmadan genişletme prosedürü) düşünülebilir.
Prognoz
Çoğu birey için fimozis, tedavi olmaksızın düzelen iyi huylu bir durumdur. Ancak daha büyük çocuklarda, ergenlerde veya yetişkinlerde inatçı fimozis tıbbi değerlendirme gerektirebilir. Komplikasyonları önlemek için uygun hijyen ve bakım şarttır ve çoğu vaka invazif olmayan tedavilerle başarılı bir şekilde yönetilebilir.
Keşif
Fimozisin anlaşılması ve tedavisi yüzyıllar boyunca önemli ölçüde gelişmiştir. Aşağıda fimozisin keşfi ve tıbbi yönetimindeki önemli dönüm noktaları yer almaktadır:
Antik Yunan ve Roma Tıbbı (MÖ 4. Yüzyıl – MS 2. Yüzyıl):
Fimozis kavramı antik çağlarda biliniyordu. Hipokrat ve Galen de dahil olmak üzere Yunan ve Romalı hekimler, sünnet derisini ilgilendiren durumları tanımlamışlardır, ancak anlayışları gözlemlenebilir semptomlarla sınırlıydı. “Fimozis” teriminin kendisi Antik Yunanca “φίμωσις” (phímōsis) kelimesinden türetilmiştir, “susturma” veya “bağlama” anlamına gelir ve durumun sünnet derisini glans üzerinde hapsetme özelliğini yansıtır.
Erken Modern Tıp (16. – 18. Yüzyıllar):
- Rönesans döneminde, klasik bilginin yeniden canlanmasıyla birlikte, fimozis durumu tıp bilginleri tarafından daha ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Fransız bir cerrah olan Ambroise Paré (1510-1590) yazılarında bu durumdan bahsetmiş ve potansiyel cerrahi müdahaleleri tartışmıştır.
18. Yüzyıl:
- Fimozise ilişkin tıbbi anlayış daha sistematik bir şekilde ilerlemeye başladı. Önde gelen bir Fransız cerrah olan Pierre-Jean Desault (1744-1795), fimozis ve parafimozis tedavisi için cerrahi tekniklerin ayrıntılı açıklamalarını sunarak erken ürolojiye katkıda bulunmuştur.
19. Yüzyıl:
19. yüzyıl, patolojik fimozis tedavisi için sünnet de dahil olmak üzere cerrahi tekniklerde önemli gelişmelere sahne olmuştur. İngiltere’deki Sir Astley Cooper (1768-1841) gibi etkili cerrahlar ve Amerikalı hekimler fimozis tedavisi için daha rutin sünnetler yapmaya başladı.
1860‘lar: Sünnet, kısmen fimozisin cerrahi düzeltme gerektiren bir durum olarak anlaşılmasından etkilenerek, Batı ülkelerinde tıbbi bir prosedür olarak popülerlik kazanmaya başladı.
19. Yüzyılın sonları:
Amerikalı ve İngiliz doktorların 19. yüzyılın sonlarındaki çalışmaları, sünneti fimozis için bir tedavi olarak daha da yaygınlaştırdı. Amerika Birleşik Devletleri’nde John Ashhurst Jr. (1839-1900) ve diğer çağdaşları, fimozis tedavisinde sünnet endikasyonları üzerine kapsamlı bir şekilde yazarak tıbbi uygulamaları etkilemiştir.
20. Yüzyılın Başları:
20. yüzyılın başlarında, sünnetin bazı Batı ülkelerinde rutin bir uygulama olarak yaygın bir şekilde kabul görmesi, büyük ölçüde fimozis de dahil olmak üzere çeşitli durumlara karşı önleyici faydalarına olan inançtan etkilenmiştir. Ancak bu dönemde, özellikle çocuklarda fizyolojik (patolojik olmayan) fimozis vakalarında fimozis için sünnetin gerekliliğine ilişkin tartışmalar da başlamıştır.
20. Yüzyılın Ortaları:
- 1949: Douglas Gairdner, British Medical Journal’da yenidoğanlarda rutin sünnet uygulamasını sorgulayan dönüm noktası niteliğinde bir makale yayınladı. Çalışması, çocuklarda fizyolojik fimozisin normal bir gelişim aşaması olduğunu ve tipik olarak müdahale olmadan düzeldiğini vurgulayarak sünnetin gerekliliği konusundaki tıbbi bakış açılarını değiştirdi.
- Bu dönem, araştırmacıların ve hekimlerin fizyolojik ve patolojik fimozis arasındaki farkı anlamaya başlamasıyla anlayışta önemli bir değişime işaret etmiştir.
20. Yüzyılın sonları:
- Topikal steroid kremlerin kullanımı da dahil olmak üzere fimozis için konservatif tedavilere yönelik araştırmalar ilgi görmeye başladı. 1980’lerde ve 1990’larda yapılan çalışmalar, bu cerrahi olmayan tedavilerin etkinliğini göstererek sünnet ihtiyacını daha da azalttı.
21. Yüzyıl:
- Modern fimozis anlayışı, fizyolojik ve patolojik formlar arasında yapılan net ayrımlarla iyi tanımlanmıştır. Mevcut tıbbi uygulama konservatif yönetimi vurgulamakta, cerrahi müdahale daha az invaziv tedavilere yanıt vermeyen vakalar için saklı tutulmaktadır.
- Devam eden araştırmalar, özellikle fimozisle ilgili komplikasyonların önlenmesine ve topikal tedavilerin etkinliğine odaklanarak tedavi protokollerini iyileştirmeye devam etmektedir.
İleri Okuma
- Desault, P. J. (1814). Journal de Chirurgie (Vol. 1). Chez Méquignon l’ainé, Libraire.
- Gairdner, D. (1949). The fate of the foreskin: A study of circumcision. British Medical Journal, 2(4642), 1433-1437.
- Oster, J. (1968). Further fate of the foreskin. Archives of Disease in Childhood, 43(228), 200-203.
- Laing, B. J. (1983). The Contributions of Pierre-Jean Desault to Surgery. Annals of Surgery, 197(6), 771-779.
- Risse, G. B. (1988). Mending Bodies, Saving Souls: A History of Hospitals. Oxford University Press.
- Dewan, P. A., & Tieu, H. C. (1996). Treatment of phimosis using topical steroids and foreskin stretching. Australian and New Zealand Journal of Surgery, 66(9), 631-633.
- Cold, C. J., & Taylor, J. R. (1999). The prepuce. BJU International, 83(S1), 34-44.
- Thompson, J. R. (2006). The Renaissance of Surgery: The 18th Century and Beyond. World Journal of Surgery, 30(2), 208-216.
- Malone, P. S., & Steinbrecher, H. A. (2007). Medical management of phimosis in children. British Journal of Urology International, 100(4), 735-737.

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.