Muskulus gluteus maksimus

En büyük popo kasıdır. (bkz: Muskulus ) (bkz: gluteus) (bkz: maksimus)

Anatomi

  • Gluteus maximus kası, çok çeşitli kökenlere ve güçlü bir bağlantı tendonuna sahip büyük bir kastır.
  • İlyak krestten (ala ossis ilii), sakrum ve koksiksin arka yüzeyinden (os sakrum ve os koksigis), sakrotüberöz bağdan ve torakolomber fasyadan kaynaklanır.
  • Kas lifleri, ortak bir güçlü tendon oluşturmak için birleşir. Uyluğun proksimal kısmında bu, fasya latanın bir takviye hattı olan iliotibial yola yayılır. Uyluğun distal bölgesinde, gluteus maximus kası, femurun gluteal tüberositesine girer ve lateral intermusküler septuma yayılır.
  • Kasın tutunma ve destek noktaları geniş bursalarla kaplanmıştır.

Diskus artikularis

Diskus articularis” (eklem diski) ifadesi, “artikularis” sıfatının ekleme aitliği (eklemsel) vurgusuyla, fibrokıkırdak yapıda bir bölücü/uyumlayıcı elemanı tanımlar.

Tanım ve Terminoloji

  • Eklem diski (discus articularis), bazı sinovyal eklemlerde eklem yüzeylerinin arasına yerleşmiş, esas olarak tip I kollajen ağına sahip fibröz kıkırdak yapısında düz, ince bir yapıdır.
  • Terminolojik olarak “disk” (tam bölme) ile “menisküs” (yarımay/segmental bölme) ayrımı yapılır; ikisi de fibro­kıkırdak spektrumunda yer alsa da, disk eklem boşluğunu çoğu zaman tam olarak iki ayrı sinovyal kompartımana bölerken, menisküs genellikle kısmi bir bölücü/uyumlayıcı yastıkçık görevi görür.
  • Sıklıkla temporomandibular eklem (TME) ve sternoklaviküler eklemde tam disk; ulnokarpal kompleks (TFCC) ve akromioklaviküler eklemde disk/menisküs benzeri yapılar bulunur.

Hangi Eklemlerde Bulunur? (Makroanatomi)

  • Temporomandibular eklem (TME): İnce, bikonkav bir disk; önde lateral pterigoid kasın lifleriyle ilişkili, arkada bilaminar bölge (retrodiscal doku) ile kapsüle ve kondile bağlanır. Eklemi üst ve alt bölmelere ayırır; her bölmenin hareket dinamiği farklıdır (üstte translasyon, altta rotasyon daha baskındır).
  • Sternoklaviküler eklem: Çoğunlukla tam disk içerir; klavikula ile manubrium sterni arasındaki uyumsuzluğu giderir, yük aktarımını ve stabiliteyi artırır.
  • Ulnokarpal/DRUJ (TFCC): Fibrokıkırdak disk (artık “kompleks” olarak anılır) distal radioulnar stabilite, yük paylaşımı ve pronasyon-supinasyon mekaniğine katkı sağlar.
  • Akromioklaviküler eklem: Değişken; bazen tam, çoğu kez inkomplet meniskoid yapı.

Histoloji ve Biyokimya

  • Doku tipi: Fibröz kıkırdak (fibrokıkırdak). Tip I kollajen baskındır; bölgesel olarak tip II katkısı küçük oranda bulunabilir.
  • Hücresel bileşen: Fibrokondrositler (kıkırdak benzeri hücreler) kollajen lif demetleri arasında dağınık; metabolik hızları düşüktür.
  • Matriks: Su (%60–80 aralığında, ekleme ve yaşa göre değişir), küçük leusinden zengin proteoglikanlar (özellikle decorin, biglycan), az miktarda agrekan; elastik lifler bazı disklerde yönsel elastisite sağlar.
  • Lif mimarisi: Mekanik yüklere paralel anisotropik örgütlenme: çekme gerilmelerinin en yüksek olduğu doğrultuda kollajen demetleri hizalanır. TME diskinde liflerin baskın antero-posterior yönelimi ve periferde çevresel organizasyon tanımlanır.

Vaskülarizasyon ve İnnervasyon

  • Vaskülarizasyon: Merkez avasküler, perifer (kenar) zonlar kapsül bağlantıları üzerinden sınırlı vasküler beslenme alır. Bu düzen, diffüzyonla beslenmeye ve sinovyal sıvı akışına bağımlılık yaratır.
  • İnnervasyon: Periferik bantlarda nosi-septif ve mekanoreseptif sinir uçları; proprioseptif duyum ve ağrı algısı buralardan gelir. Aferent yoğunluk eklem tipine ve kişiye göre değişir.

Biyomekanik ve İşlev

  • Yük dağıtımı ve şok emicilik: Kompresif yükleri daha geniş alana yayar, tepe temas basınçlarını düşürür.
  • Uyum (konkordans) artırma: Uyumlu olmayan eklem yüzlerini geometrik olarak “tamamlayarak” temasın sürekliliğini ve kalitesini artırır.
  • Stabilizasyon: Özellikle sternoklaviküler ve TME’de translasyonel stabiliteye katkı verir; kapsül ve ligamentlerle birlikte hareket aralığını yönlendirir.
  • Sürtünme ve yağlama: Diskin varlığı sinovyal sıvı dağılımını bölmelere ayırır, yüzeylerarası kaymayı optimize eder.
  • Viskoelastik davranış: Zaman-bağımlı deformasyon (creep, stres gevşemesi) gösterir; bu, çiğneme veya kol kaldırma gibi ritmik yüklenmelerde enerji sönümlemeyi kolaylaştırır.
  • Anizotropik çekme dayanımı: Kollajen demetlerinin yönüne paralel çekme dayanımı yüksektir; buna karşı kompresif rijitlik daha çok proteoglikan ve su içeriğine bağlıdır.

Gelişim (Embriyoloji) ve Yaşla Değişim

  • Köken: Mezenkimal dokudan farklılaşır; TME özelinde disk, kondilin fibröz-kıkırdak kaplaması ve eklem kapsülü ile birlikte sekonder kondrogenez süreçleriyle ilişkilidir.
  • Maturasyon: Çocuklukta doku hücresel aktivitesi görece yüksektir; erişkinlikte hücresel yoğunluk ve GAG içeriği bir miktar azalır, kollajen lif demetleri daha belirgin yönlenir.
  • Yaşlanma ve dejenerasyon: Avasküler merkezde mikroyırtıklar, fibrilasyon ve elastisite kaybı; periferde neovaskülarizasyon ve sinir büyümesi eşlik edebilir. Klinik olarak hassasiyet ve ağrı eşikleri değişebilir.

Onarım Kapasitesi ve Biyoloji

  • Merkezî bölgelerin düşük rejeneratif kapasitesi vardır (vasküler ve hücresel sınırlılıklar nedeniyle).
  • Periferik yırtıklar, kapsül bağlantıları ve sınırlı vaskülarizasyon sayesinde nispeten daha iyi iyileşme eğilimi gösterebilir.
  • Mekanik yüklenme (fizyolojik düzeyde) diffüzyonu ve matriks dönüşümünü destekler; ancak aşırı veya tekrarlayıcı yüklenme dejenerasyonu hızlandırabilir.

Görüntüleme Özellikleri

  • MR görüntüleme: Yüksek kollajen ve düşük serbest su nedeniyle çoğu diskte T1/T2’de görece düşük sinyal; ödem, yırtık, dejenerasyon veya diskin yer değiştirmesi (özellikle TME’de) sinyal ve morfolojide değişiklikle izlenir.
  • Artrografi/Artroskopi: Kompartımanların ayrımı, perforasyon ve yer değiştirmelerin doğrudan değerlendirilmesinde yararlıdır.

Klinik Korelasyonlar (Seçilmiş Örnekler)

Temporomandibular eklem (TME) diski

  • Yer değiştirme (displacement): En sık anteriorda;
    • Redüksiyonla seyreden tipte ağız açmada “klik” duyulur;
    • Redüksiyonsuz tipte kısıtlı açıklık, deviasyon ve ağrı görülebilir.
  • Dejenerasyon/Perforasyon: Kronik mikroyüklenme, parafonksiyon (bruksizm), travma ve disko-kondiler uyumsuzlukla ilişkilidir.
  • Tedavi yaklaşımları: Konservatif (eğitim, oklüzal splint, fizyoterapi, NSAİİ), minimal invaziv (artrosentez/artroskopi), seçilmiş olgularda disk rekonstrüksiyonu/pozisyonlandırma.

Sternoklaviküler eklem diski

  • Dejeneratif yıpranma ve yırtıklar orta-ileri yaşta ağrı ve hassasiyet yapabilir; konservatif yönetim ön plandadır, refrakter olgularda cerrahi debridman/rezeksiyon seçenekleri tartışılır.

Distal radioulnar eklem/TFCC

  • Palmer sınıflaması bağlamında travmatik veya dejeneratif yırtıklar; ulnar bilek ağrısı, kavrama gücünde azalma ve tıklama hissi tipiktir. Konservatif tedavi (immobilizasyon, enjeksiyon) ve artroskopik onarım/debridman algoritmaları kullanılır.

Bütüncül İşlevsel Anlam

Eklem diski, geometriyi uyumlu kılar, yükleri akılcı dağıtır, sürtünmeyi azaltır ve propriosepsiyona katkı sağlar. Dokuya özgü fibröz kıkırdak mimarisi, uzun süreli tekrarlayan mekanik zorlamalara dayanıklılığı mümkün kılar; buna karşın avasküler merkez zon iyileşme kapasitesini sınırlar ve klinik problemlerin kronikleşme riskini artırır.


Keşif

Rönesans’ın “zemin hazırlayıcıları”

  • Andreas Vesalius (1514–1564): Eklemlerin “uyumsuz yüzeyler arasında aracı kıkırdak” fikrini kalıcı görsel anlatımla sistematize ederek (kas-kemik kadar eklem yüzlerinin karşılaşmasını da resimleyen) modern anatominin morfolojik dilini kurdu; diseksiyon-temelli doğruluk, daha sonra “disk–menisküs” ayrımını da kapsayacak sindesmolojiye zemin hazırladı.
  • Bernhard S. Albinus (1697–1770): Rönesans sonrası disipline edici sınıflama tutkusu ve yüksek nitelikli levhalarla eklem/kapsül/bağ düzenlerine “tasnif edilebilir bölümler” muamelesi yapılmasını yerleştirdi; bu yaklaşım 18. yüzyıl sindesmolojisinin düşünce iskeletini besledi.

18. yüzyıl: “Sindesmolojinin kurucu çağı”

  • Josias (Johann Adam) Weitbrecht (1702–1747): 1742 tarihli Syndesmologia ile bağlar, kapsüller ve eklemler arası özel oluşumları (diske/menisküse karşılık gelen “intermede” yapıları da içerecek biçimde) ilk kapsamlı sindesmoloji çerçevesinde topladı; kavram birliğini ve çizim standardını kurdu. Omuz kuşağından el bileğine uzanan örneklerde tam bölücü disklerin varlığını ısrarla betimlemesi, ileri kuşak “disk–menisküs” spektrumunu mümkün kıldı.

19. yüzyıl: Mikroskobinin açtığı kimlik penceresi

  • Friedrich G. J. Henle (1809–1885) & Rudolf A. von Kölliker (1817–1905): Mikroskobik anatomi/histolojiyi kurumsallaştırarak fibrokıkırdakın (disk ve menisküslerin ana maddesi) ayırtını netleştiren sınıflayıcı çerçeveyi sağladılar; böylece eklem disklerinin hiyalin kıkırdaktan farklı dokusal kimliği, lif-yoğun (tip I kolajen baskın) matris ve düşük vaskülarite ekseninde açıklanabilir hâle geldi. Bu “dokusal kimlik” ileride hem biyomekanik hem de iyileşme kapasitesi tartışmalarını belirledi.

19. yüzyıl sonu: TME diski üzerinde ilk cerrahi girişim

  • Thomas Annandale (1838–1907): 1887’de temporo­mandibular eklem (TME) diskinin cerrahi repozisyonunu yayımlayarak (Lancet), TME’de “iç düzen bozukluğu”nun (internal derangement) ameliyathane ölçeğinde ele alınmasının yolunu açtı. Bu not, disk-odaklı cerrahi geleneğin miladı olarak kabul edilir; terimin TME’ye uygulanışı da 19. yüzyıl İngiliz cerrahi geleneğinin (William Hey → Astley Cooper) etkisiyle yerleşir.

20. yüzyıl: Görüntüleme, biyomekanik ve cerrahi tekniklerin kurucu isimleri

  • William B. Farrar & William L. McCarty (1970’ler): Artrografi ve klinik-cerrahi korelasyonla disk yer değiştirmesi paternlerini yeniden gündeme taşıdılar; 1979’da yayımlanan cerrahi teknik, repozisyon/prosedür tasarımını standartlaştırarak modern TME cerrahisinin ana akımını şekillendirdi.
  • Clyde H. Wilkes (1989): İç düzen bozukluğu için evreleme (Wilkes sınıflaması) ile patoloji–görüntüleme–klinik üçgenini aynı modelde birleştirdi; TME diskinin yer değiştirmesi ile dejenerasyon ilerleyişini aynı süreklilikte ele alan bir paradigma önerdi.

El bileği/DRUJ hattında “disk”in modern kimliği

  • Weitbrecht’in mirası (1742) → 20. yüzyıl bilek anatomisi: Weitbrecht’in “üçgensi kıkırdak” tasviri, distal radioulnar ve ulnokarpal arayüzdeki disk-benzeri yapının tarihsel nüvesini oluşturdu; 1975’te J. M. G. Kauer, elin “artiküler diski” üzerine makalesiyle bilek diskini yeniden sahneye çıkarıp derin ve yüzeyel laminalar arasındaki damar-ilişkili “ligamentum subcruentum” tartışmasını gündeme taşıdı.
  • A. K. Palmer (1981–1989):Üçgensi fibrokıkırdak kompleksi (TFCC)” terimini modern literatüre sokup (Werner ile birlikte) Palmer sınıflamasını yayımlayarak travmatik–dejeneratif yırtıkları anatomi, biyomekanik ve tedavi ile doğrudan ilişkilendiren çerçeveyi oluşturdu; bu, bilek cerrahisinin tanı-tedavi algoritmalarında dönüm noktası kabul edilir.



İleri Okuma
  • Weitbrecht, J. (1742). Syndesmologia sive historia ligamentorum corporis humani.
  • Annandale, T. (1887). On displacement of the inter-articular cartilage of the lower jaw, and its treatment by operation. The Lancet.
  • Kauer, J. M. G. (1975). The articular disc of the hand. Acta Anatomica.
  • McCarty, W. L., & Farrar, W. B. (1979). Surgery for internal derangements of the temporomandibular joint. Journal of Prosthetic Dentistry.
  • Wilkes, C. H. (1989). Internal derangements of the temporomandibular joint: pathological variations. Archives of Otolaryngology–Head & Neck Surgery.
  • Palmer, A. K. (1989). Triangular fibrocartilage complex lesions: a classification. Journal of Hand Surgery (American Volume), 14(4), 594–606.
  • McNeill, C. (1997). History and evolution of TMD concepts. Journal of Prosthetic Dentistry.
  • Detamore, M. S., & Athanasiou, K. A. (2003). Structure and function of the temporomandibular joint disc: implications for tissue engineering. Journal of Oral and Maxillofacial Surgery, 61(4), 494–506.
  • Tanaka, E., & van Eijden, T. (2003). Biomechanical behavior of the temporomandibular joint disc. Journal of Dental Research, 82(7), 533–538.
  • Kuo, C. K., & Tuan, R. S. (2008). Tissue engineering of cartilage and meniscus. Birth Defects Research Part C: Embryo Today, 84(1), 63–72.
  • Gray, H. (2015). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (41st ed.). Elsevier.
  • Standring, S. (2021). Gray’s Anatomy (42nd ed.). Elsevier.


Kortizol

1. Giriş ve Terminoloji
Kortizol (Latince kökeni cortex ‘kabuk’tan gelir), adrenal korteksin glukokortikoid ailesine ait en önemli steroid hormonudur. Başlangıçta inaktif öncü molekül olarak kortizon formunda sentezlenir; daha sonra 11β-hidroksisteroid dehidrogenaz tip 1 (11β-HSD1) enzimi aracılığıyla aktif kortizole dönüşür. Stres tepkisinin temel düzenleyicilerinden biri olup, hem metabolik hem de immün modülasyon işlevleriyle vücut homeostazının sürdürülmesinde kritik rol oynar.


2. Kimyasal Yapı ve Fizikokimyasal Özellikler

  • Moleküler formül: C₂₁H₃₀O₅
  • Molar kütle: 362,47 g/mol
  • Yapısal özellikler: Steroid çekirdeğini (perhidrofenantren halkası) taşıyan kortizol; 3-keto, Δ⁴-ene ve 11β,17α,21-trihidroksi fonksiyonel gruplarıyla karakterizedir.
  • Hücre geçişi: Lipofilik (yağda çözünen) yapısı sayesinde hücre zarındaki fosfolipid çift tabakasını pasif difüzyonla geçer.

3. Biyosentez ve Salınım Düzeni

  1. Sentez yeri: Adrenal korteksin zona fasciculata bölgesinde üretilir.
  2. Düzenleyici eksen:
    • Hipotalamus, kortikotropin salgılatıcı hormon (CRH) salınımıyla başlatır.
    • CRH, hipofiz ön lobdan adrenokortikotropik hormon (ACTH) salınımını tetikler.
    • ACTH, adrenokortikal hücrelerdeki steroidogenez reaksiyonlarını harekete geçirir.
  3. Diyurnal ve pulsatif ritim:
    • Kortizol salınımı gün içinde 7–10 defa pulsatif olarak gerçekleşir.
    • Sirkadiyen ritme bağlı olarak sabah 06:00–08:00 saatleri arasında zirve yapar; gece yarısı minimum düzeydedir.
    • Bu ritm, çevresel ışık-karanlık döngüsü ve endojen saat mekanizmaları (sirkadiyen çekirdek) tarafından koordine edilir.

4. Hücresel Etki Mekanizması

  1. Reseptör bağlanması: Sitoplazmada bulunan glukokortikoid reseptörleri (GR) ile etkileşir.
  2. Nükleer translokasyon: Hormon–reseptör kompleksi çekirdeğe geçer.
  3. Gen ekspresyonu düzenlenmesi:
    • Transkripsiyonel aktivasyon: Glukokortikoid yanıt elemanları (GRE) taşıyan genleri indükler (örneğin fosfoenolpiruvat karboksikinaz, aminotransferazlar).
    • Transkripsiyonel baskılama: NF-κB ve AP-1 gibi proinflamatuar transkripsiyon faktörlerini inhibe ederek sitokin üretimini azaltır.

5. Fizyolojik ve Metabolik Etkiler

  • Karbonhidrat metabolizması:
    • Glukoneogenez uyarımı → hepatik glukoz üretimi artar.
    • Periferik dokularda glikoz kullanımını azaltarak kan şekeri seviyelerini yükseltir.
  • Protein metabolizması:
    • Kaslarda proteolizi teşvik ederek amino asitleri serbest bırakır.
  • Lipid metabolizması:
    • Lipolizi aktive eder; yağ asitleri mobilize edilerek enerji kaynağı olarak kullanılır.
  • Elektrolit dengesi:
    • Zayıf mineralokortikoid etkisi sayesinde sodyum geri emilimini destekler, potasyum atılımını kısmen artırır.
  • İmmün yanıt ve inflamasyon:
    • Nötrofil mobilizasyonu ve lenfosit apoptozisi
    • Proinflamatuar sitokin üretiminin baskılanması
    • Klinik olarak anti-inflamatuar ve immünosüpresif etkilerinden yararlanılır (örneğin yüksek doz steroid tedavileri).

6. Klinik Ölçümler ve Referans Aralıkları

  • Örnek tipleri: Serum, tükürük, 24 saatlik idrar.
  • Günlük ritim dikkate alınarak:
    • Sabah (07:00–10:00): 4,8–19,5 µg/dL (133–537 nmol/L)
    • Öğleden sonra (16:00–20:00): 2,5–11,9 µg/dL (68–327 nmol/L)
    • Gece yarısı: yaklaşık 1,8 µg/dL (~50 nmol/L)
  • Fonksiyonel testler:
    • Deksametazon süpresyon testi (Cushing sendromu tanısında)
    • ACTH stimülasyon testi (Addison ve sekonder adrenal yetmezlik ayırıcı tanısında)
    • CRH uyarı testi (hipofiz-kortikal aks değerlendirmesi)

7. Patofizyoloji

  1. Hipokortizolizm (Adrenal yetersizlik)
    • Primer adrenal yetmezlik (Addison hastalığı): Otoimmün adrenal korteks yıkımı, tüberküloz, infiltratif hastalıklar.
    • Sekonder adrenal yetmezlik: Hipofiz veya hipotalamus kaynaklı ACTH veya CRH eksikliği.
    • Klinik bulgular: Halsizlik, kilo kaybı, anoreksi, hipoglisemi, deri hiperpigmentasyonu (primerde), elektrolit dengesizlikleri.
  2. Hiperkortizolizm (Cushing sendromu)
    • Endojen: ACTH salgılayan hipofiz adenomları (Cushing hastalığı), ektopik ACTH sendromu, adrenal tümörler.
    • Ekzogen (iatrojenik): Uzamış yüksek doz kortikosteroid kullanımı.
    • Klinik bulgular: Gövde obesitesi, ‘ay yüzü’, supraklaviküler yağ yastığı, kas zayıflığı, osteoporoz, HT, hiperglisemi, ciltte atrofi ve strialar.

8. Tedavi Yaklaşımları

  • Hipokortizolizm: Glukokortikoid replasmanı (hidrokortizon, prednizon), primerde mineralokortikoid desteği (fludrokortizon).
  • Hiperkortizolizm: Cerrahi (adrenal veya hipofiz lezyonu eksizyonu), radyoterapi, medikal tedavi (metirapone, ketokonazol, mifepriston).

Keşif


1. Ön-Tarihsel Temeller (1855–1920)

  • 1855Thomas Addison, İngiltere
    • Adrenal bez yetmezliği ile karakterize klinik bir sendromu tanımladı (“bronzed skin” ve ölümcül hipoadrenalizm).
    • Hormonlar henüz bilinmiyordu; adrenal bezin yaşamsal önemi ilk kez vurgulandı.
    • Yayın: “On the Constitutional and Local Effects of Disease of the Suprarenal Capsules”.

2. Steroidlerin İzolasyonu ve Terminolojinin Doğuşu (1929–1936)

  • 1929Edward C. Kendall (Mayo Clinic, ABD)
    • Adrenal korteksten ilk steroidleri izole etmeye başladı. İzole edilen maddelere alfabetik kodlar verdi: Bileşik A, Bileşik B, vs.
    • Bu kodlama, izole edilen maddelerin yapısı tam bilinmediğinden tanımlayıcı nitelikteydi.
    • Aynı dönemde, İsviçre’de Tadeus Reichstein da benzer çalışmalar yürütüyordu.
  • 1934Reichstein & Pfister
    • Adrenal korteksten elde edilen kristal yapıdaki steroidleri saflaştırdı ve bazılarını tanımladı (örneğin bileşik “R”).
    • Reichstein’ın bu dönemdeki katkıları daha çok mineralokortikoidlere yönelikti (örneğin deoksikortikosteron).

3. Kortizonun İzolasyonu: Paralel İsimlendirme ve Çoklu Keşifler (1936–1940)

  • 1936–1938
    • Edward C. Kendall ve ekibi tarafından adrenal korteksten izole edilen bir steroid:
      “Bileşik E” olarak adlandırıldı (sonradan kortizon olarak tanımlanacaktır).
    • Marion Wintersteiner (ABD):
      → Aynı maddeyi “Bileşik F” olarak adlandırdı.
    • Tadeus Reichstein (İsviçre):
      → İzole ettiği bu steroidi “Fa maddesi” olarak tanımladı.
    • Bu üç grup birbirlerinden bağımsız çalışıyordu ve kortizon ile kortizol arasındaki biyolojik farklar henüz net değildi.

4. Kortizolün (Hidrokortizonun) Sentezi ve Tanımlanması (1937–1938)

  • 1937–1938Tadeus Reichstein
    • Kortizonun hidroksillenmiş aktif formu olan kortizol (hidrokortizon) ilk kez kimyasal olarak sentezlendi.
    • Bu sentez, kortizolün saf formda karakterizasyonuna ve biyolojik testlere imkân tanıdı.
    • Reichstein, bu sentez sayesinde hem yapısal analizleri hem de farmakodinamik çalışmaları başlattı.

5. Klinik Uygulama ve Farmakolojik Keşif (1946–1949)

  • 1946–1948Philip S. Hench, Edward C. Kendall ve Mayo Clinic ekibi
    • Kortizonun (ve dolaylı olarak kortizolün) anti-inflamatuar etkileri, özellikle romatoid artrit tedavisinde klinik olarak test edildi.
    • Bu deneyler, kortikosteroidlerin iltihap üzerinde güçlü baskılayıcı etkisini gösterdi.
    • Hench, bu uygulamayı gerçekleştirebilmek için Kimya Bölümü’nden kortizon temin edilmesini beklemek zorunda kaldı.
  • 1949
    • İlk başarılı kortizon uygulaması romatoid artritli hastada etkili oldu. Bu, steroid hormonlarının modern tıpta kullanıma girmesini başlatan klinik kanıttır.

6. Uluslararası Tanınma ve Nobel Ödülü (1950)

  • 1950Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü
    • Kortizol ve kortizonun keşfi, izolasyonu, sentezi ve tedaviye uygulanması nedeniyle şu üç bilim insanına verildi:
      • Philip Showalter Hench
      • Edward Calvin Kendall
      • Tadeus Reichstein
    • Gerekçede, özellikle steroid hormonlarının iltihabi hastalıklar üzerindeki etkisi vurgulandı.

7. Sonraki Gelişmeler (1950 sonrası)

  • 1950’lerden itibaren kortizol ve kortizonun biyosentez yolları, reseptör etkileşimleri ve farmakokinetiği sistematik olarak araştırılmaya başlandı.
  • 11β-Hidroksisteroid dehidrogenaz (11β-HSD) enzimlerinin keşfi, kortizon-kortizol dönüşümünü açıklığa kavuşturdu.
  • Sentetik glukokortikoidlerin (prednizolon, deksametazon vb.) geliştirilmesi, kortizolün farmakolojik klonlarının tıpta kullanımını yaygınlaştırdı.



İleri Okuma

  1. Addison, T. (1855). On the Constitutional and Local Effects of Disease of the Suprarenal Capsules. London: Samuel Highley.
  2. Kendall, E. C. (1930). The isolation in crystalline form of the compound containing iodine which occurs in the thyroid: Its chemical nature and physiological activity. Mayo Clinic Proceedings, 5, 156–163.
  3. Reichstein, T., & Shoppee, C. W. (1936). The constitution of the higher polyhydroxy pregnane derivatives from the adrenal cortex. Isolation of substances F and Fa. Helvetica Chimica Acta, 19(1), 1160–1175.
  4. Wintersteiner, O., & Pfiffner, J. J. (1936). A crystalline hormone from the adrenal cortex: Structure and biological activity. Science, 83(2161), 501.
  5. Kendall, E. C. (1937). The isolation in crystalline form of the active principle of the suprarenal cortex. Journal of Biological Chemistry, 118, 61–73.
  6. Reichstein, T. (1938). Über die Konstitution des Corticosterons, ein neues Hormon der Nebennierenrinde. Helvetica Chimica Acta, 21, 1324–1333.
  7. Hench, P. S., Kendall, E. C., Slocumb, C. H., & Polley, H. F. (1949). Effects of cortisone and pituitary ACTH on rheumatoid arthritis, rheumatic fever and certain other conditions. Archives of Internal Medicine, 83(4), 545–666.
  8. Nobel Assembly. (1950). The Nobel Prize in Physiology or Medicine 1950 – Award Ceremony Speech. Nobelprize.org.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Letalitaet

belirli bir zaman aralığındaki bir populasyonda gözlenenlerin, ölenlerle , hastalananlar arasındaki oranıdır. (bkz: letalis)

affekt

latince; afficere kelimesinden gelir.bir duruma getirmek, birşey ile doldurmak anlamlarına gelir.

Linea nuchae suprema

  • Yukarı ense çizgisi. (bkz: linea) (bkz: nuchae) (bkz: suprema)
  • Kafa ardı kemiğinin bir kısmıdır.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.