Os hyoideum

Tanım ve Genel Bakış

Os hyoideum, boynun ön-üst bölümünde, mandibula (alt çene) ile larenks arasında, C3 düzeyi civarında asılı duran, diğer kemiklerle eklem (diartrodial veya sinartrodial) bağlantı kurmayan tek insan kemiğidir. “Serbest asılı” oluşu, onu ligamentöz ve kas yapıları aracılığıyla kafa tabanı, mandibula, dil, farinks ve larenksle işlevsel bir ağ içinde birleştirir. Yutma (deglütisyon), ses üretimi (fonasyon), hava yolu açıklığının düzenlenmesi ve dilin kaba/ince motor hareketleri için bir “askı ve aktarma kirişi” gibi davranır.

Etimoloji ve Tarihçe

“Hyoid” sözcüğü Eski Yunanca ὑοειδής (hyoeidēs)—“Y harfi (upsilon) biçiminde” anlamından türemiştir; Latince os hyoideum bu Yunanca kök üzerinden yerleşmiştir. Türkçedeki “dil kemiği” adlandırması, kemiğin dil ve dil kaslarıyla yakın anatomik/fonksiyonel ilişkisini yansıtır. Klasik anatomi metinleri, özellikle Galen ve daha sonra Vesalius, kemiğin atipik “eklemsiz” konumuna ve yutma-ses üretimindeki önemine dikkat çekmiştir.

Topografya ve Komşuluklar

  • Üstte: Ağız tabanı (m. mylohyoideus ve m. geniohyoideus ile), dil kökü ve dil kasları.
  • Altta: Tiroid kıkırdak ve larenks üst girişi; arada membrana thyrohyoidea ile lig. thyrohyoideum medianum ve lateralia bulunur.
  • Arkada: Farinks duvarı (özellikle m. constrictor pharyngis medius ile temas/bağlantı).
  • Yanda: Büyük boynuzların komşuluğunda karotis kılıfı yapıları ve suprahyoid/infrahyoid kas tabakaları.

Makroskopik Anatomi

Os hyoideum üç ana parçadan oluşur:

  1. Corpus ossis hyoidei (Gövde): Orta, kalın kenarlı, hafif dışbükey ön yüz ve daha düz arka yüz taşır. Üst kenarında dil ve ağız tabanı kaslarının tendon/kas lifleri için geniş yüzeyler bulunur; alt kenarı larenks yapıları ile bağ dokusu aracılığıyla ilişkilidir.
  2. Cornua majora (Büyük Boynuzlar): Gövdenin posterolateralinden uzanarak arkaya doğru incelir; m. hyoglossus, m. middle constrictor lifleri ve çeşitli fasya-ligament bağlantıları için tutunma sağlar.
  3. Cornua minora (Küçük Boynuzlar): Gövde ile büyük boynuz birleşme hattının süperolateralinde, daha kısa ve sivri uzantılar olup, lig. stylohyoideum ile temporal kemikteki processus styloideus’a bağlanırlar. Bu ligamentin kısmen ya da tamamen kemikleşmesi klinikte Eagle sendromu ile ilişkilendirilebilir.

Mikroskopik Yapı ve Biyomekanik Özellikler

Hyoid, tipik lamellar kompakt kemik korteksi ve içte süngerimsi (trabeküler) kemikten oluşur. Trabeküler mimari, çekme gerilimlerinin yoğunlaştığı kas-ligament tutunma bölgelerinde düzenlenmiştir. Suprahyoid kasların kasılması kemiği yukarı-öne, infrahyoid kasların kasılması aşağı-arkaya çeker; bu vektörel karşıtlık, yutma sırasında larenksin yükseltilmesi ve daha sonra eski konumuna döndürülmesinde hassas bir zamanlama ve kuvvet aktarımı sağlar.

Embriyoloji ve Gelişim

Hyoid kemik ikinci ve üçüncü yutak (farinks/solungaç) kemerlerinden türetilir:

  • Cornu minus (küçük boynuz) ve gövdenin üst bölümü: 2. yutak kemeri kökenli Reichert kıkırdağından gelişir.
  • Cornu majus (büyük boynuz) ve gövdenin alt bölümü: 3. yutak kemeri kökenlidir.
    Ontogenetik süreçte birkaç ossifikasyon merkezi belirir ve puberteye dek kısmen kıkırdak ara bölgeler korunabilir; ileri yaşta bu birleşme çizgileri kaynaşır. Hyoid, ductus thyroglossus’un orta hattı kesişim bölgesine komşu seyrettiğinden, bu kanalın kalıntıları olan tiroglossal kist cerrahisinde (Sistrunk) gövdenin orta kısmının rezeksiyonu tipiktir.

Bağlantılar: Kaslar, Ligamentler ve Membranlar

Suprahyoid Kaslar (ağız tabanı/dil-mandibula ile hyoid arası)

  • m. mylohyoideus: Mandibula linea mylohyoidea’dan çıkar; ağız tabanını oluşturur; n. mylohyoideus (V3 dalı) ile innerve olur.
  • m. geniohyoideus: Spina mentalis inferior’dan başlar, hyoid’e tutunur; C1 lifleri n. hypoglossus üzerinden gelir.
  • m. digastricus: Venter anterior (V3, n. mylohyoideus) ve venter posterior (n. facialis) ile iki karınlı; ara tendonu hyoid’e bağlıdır.
  • m. stylohyoideus: Processus styloideus’tan hyoid’e; n. facialis ile innerve.

Infrahyoid Kaslar (hyoid-sternum/skapula/tiroid kıkırdak arası)

  • m. sternohyoideus ve m. omohyoideus: Ansa cervicalis (C1–C3) ile innerve.
  • m. sternothyroideus: Ansa cervicalis; hyoid’e doğrudan değil tiroid kıkırdak aracılığıyla etki eder.
  • m. thyrohyoideus: C1 lifleri n. hypoglossus üzerinden; larenksi yükseltip hyoid’i yaklaştırır.

Dil ve Farinks ile İlişkili Kas Tutunmaları

  • m. hyoglossus ve varyant kabul edilen m. chondroglossus (kıkırdak-hyoid kökenli lif demeti) dilin dış kasları arasında; dilin aşağı-arka çekilmesinde etkindir.
  • m. constrictor pharyngis medius lifleri büyük boynuz ve gövdeye tutunarak farinks yutma halkasına katkıda bulunur.
  • Ayrıca lig. stylohyoideum, membrana thyrohyoidea (median ve lateral ligamentleriyle) ve lig. hyoepiglotticum hyoid’i kafa tabanı-larenks-epiglotis eksenine entegre eder.

Vaskülarizasyon ve İnnervasyon İlişkileri

Kemiğin kendisinin “duyusal” innervasyonu yoktur; ancak çevre kas/bağ dokusu yapıları yoluyla ağrı/sızı hissi oluşabilir. Bölgenin kanlanması çoğunlukla a. lingualis ve a. thyroidea superior dallarıyla, venöz dönüş v. lingualis ve v. thyroidea superior üzerinden gerçekleşir. Lenfatik drenaj, hyoidin üstünde submental ve submandibular; altında derin servikal lenf düğümlerine yönelir.

Fonksiyonel Anatomi

  1. Deglütisyon: Suprahyoidler hyoidi kranial-ventral yönde kaldırır; larenks hyoid’e eşlik ederek yukarı taşınır, epiglotisin kapanması kolaylaşır ve üst özofageal sfinkterin açılması desteklenir.
  2. Fonasyon: Hyoid-larenks kompleksinin konumlanması ve ince ayarlı stabilizasyonu, ses perdesi ve rezonansın ayarlanmasında temel bir “askı noktası” sağlar.
  3. Dilin Motor Kontrolü: Hyoglossus başta olmak üzere dilin dış kaslarının moment kollarını belirler; dil kökü hareketleri, yutma ve artikülasyonun koordinasyonuna katkı verir.
  4. Solunum ve Hava Yolu Patensisi: Uykuda veya sedasyon altında hyoid-dil kompleksi geriye çöktüğünde üst hava yolu darlığı oluşabilir; bu, obstrüktif uyku apnesi patofizyolojisinin bir bileşenidir.

Karşılaştırmalı ve Evrimsel Anatomi

Hyoid, tüm tetrapodlarda farinks-dil aparatının bir öğesidir; ancak morfoloji ve bağlanış kalıpları türler arasında belirgin değişkenlik gösterir. Primatlarda büyük ölçüde “U-şekilli” ve süspansif konumdadır. İnsanlarda eklemsiz, serbest asılı konumun belirginleşmesi ve dil-larenks koordinasyonunun incelmesi, artiküle konuşmanın evrimsel önkoşulları arasında tartışılmıştır. Neandertal hyoidinin morfometrik olarak modern insanınkine yakın oluşu, vokal kapasiteye dair paleoanatomik kanıtlardan biri olarak değerlendirilir. Bununla birlikte, yalnızca hyoid şekli değil; beyin, solunum kontrolü, dudak-dil ince motorisi ve vokal trakt uzunluk/rezonans ilişkileri gibi çoklu sistemlerin eş-evrimi önem taşır.

Varyasyonlar ve Anomaliler

  • Stylohyoid zincirin ossifikasyonu/uzaması: Processus styloideus’un belirgin uzaması ve lig. stylohyoideum’un kalsifikasyonu; orofasiyal/servikal ağrı, yabancı cisim hissi, yutma güçlüğü, karotis irritasyonu ile seyreden Eagle sendromunu oluşturabilir.
  • Segmentasyon/füzyon farklılıkları: Cornu-corpus birleşme bölgelerinde kaynaşma derecesi yaşla artar; asimetriler ve varyant ossifikasyon çekirdekleri görülebilir.
  • Aplazi/Hipoplazi (nadir): Konjenital hava yolu ve yutma sorunlarıyla ilişkili olabilir.

Görüntüleme ve Değerlendirme

  • Lateral servikal grafiler ve panoramik dental görüntüler hyoidin kaba konumunu gösterebilir.
  • BT (özellikle MPR/3B), fraktür, ossifikasyon ve komşuluk ilişkilerini netleştirir.
  • MR, yumuşak doku kas/ligament ilişkilerinin ayrıntılı değerlendirilmesinde yararlıdır.
  • Ultrasonografi, yüzeyel kas ve kitlelerin dinamik incelemesine olanak verir.

Klinik Önemi

Travma ve Adli Tıp

Hyoid fraktürleri genellikle yüksek enerjili servikal travmalar veya manuel/ligatür ile boğma olaylarıyla ilişkilidir. Adli incelemede, özellikle ileri yaşta kaynaşmanın artması nedeniyle kırık olasılığı değişir. Fraktürler disfaji, odinofaji, subkutan amfizem, ses kısıklığı ve palpasyonla ağrı ile prezente olabilir; BT tanıda altın standarttır.

Yutma ve Ses Bozuklukları

Supra-/infrahyoid kasların nöromüsküler dengesizlikleri disfaji, disfoni ve globus hissi ile sonuçlanabilir. Rehabilitasyonda Shaker ve Mendelsohn manevraları gibi hyoid elevasyonunu artırmaya yönelik egzersizler kullanılır.

Uyku Apnesi ve Cerrahi Uygulamalar

Hyoid süspansiyonu veya tirohyoidopeksi, dil kökü segmentinin öne-yukarı taşınarak üst hava yolu çapının artırılmasını hedefleyen cerrahi tekniklerdir; sıklıkla çok düzeyli cerrahi protokollerin bir parçasıdır.

Tiroglossal Kist Cerrahisi

Orta hat kitlelerinin nüksünü azaltmak için Sistrunk prosedürü kapsamında hyoid gövdesinin santral kısmı rezeksiyonla çıkarılır; bu, embriyolojik kanalın hyoid ile ilişkisini hedefler.

Yüzey Anatomisi ve Muayene

Hyoid, baş hafif ekstansiyonda ve dil gevşekken mandibula alt kenarının hemen inferiorunda “at nalı” benzeri sert bir yapı olarak palpabl olabilir. Yutma sırasında hyoidin kraniyal-ventral yönde hareketi normalde belirgindir; kısıtlılık disfaji lehine bir ipucudur.

Özet Anatomik Bağlantı Haritası (seçmeli hatırlatma)

  • Üst: Ağız tabanı ve dil (mylohyoideus, geniohyoideus, hyoglossus, digastricus/stylohyoideus tendonu)
  • Alt: Larenks ve membrana thyrohyoidea (thyrohyoid kas/ligament)
  • Arka-yan: Constrictor pharyngis medius, karotis kılıf
  • Asıcı bağ: Lig. stylohyoideum → proc. styloideus

Terminoloji Notları

  • Cornu (Lat.): boynuz; majus/minus: büyük/küçük.
  • Suprahyoid/infrahyoid: hyoidin üstünde/altında yerleşen kas grupları.
  • Reichert kıkırdağı: 2. yutak kemerinin kıkırdak iskeleti.

Keşif

Os hyoideum’un hikâyesi, antik metinlerdeki ilk silik işaretlerden başlayıp modern morfometriye, sonlu eleman analizlerine ve uyku apnesi cerrahisine kadar uzanan, dil-farinks-larenks üçlüsünün tam ortasında salınan küçük bir “askı” kemiğin uzun serüvenidir. Boynun derinliğinde at nalını andıran bu kemik, hiçbir başka kemikle eklem yapmayan tuhaf konumu sayesinde, tarih boyunca hem anatominin adlandırma düzenlerini hem de konuşmanın evrimini tartıştırmıştır. Aşağıdaki anlatı, izleri sürülebilen başlıca dönemeçleri ardı ardına getirerek bu serüveni kronolojik bir örgü içinde birleştirir.

Antikçağ’da, İskenderiye okulunun diseksiyon meraklısı hekimleri ile Bergamalı Galen’in sistematiği, gırtlak üstü yapıları betimlerken hyoidin “upsilon” harfini çağrıştıran biçimini not düşer; Yunanca hyoeidēs kökünden gelen adlandırma, kemikte bir “Y-şekillilik” fikrini sabitleyerek ortaçağa sızar. Erken Arapça-İslam tıbbının ansiklopedik derlemeleri—özellikle farinks, dil kökü ve ağız tabanına ayrılan bölümler—kemik ile dil hareketlerinin eşzamanlılığını öne çıkarır; terimler farklılaşsa da, “konuşma” ve “yutma” ilişkisi üzerinden hyoidin işlevsel özgüllüğü korunur.

Rönesans’ta, kadavra diseksiyonunun kurumsallaşmasıyla resim, metin ve preparat yan yana ilerler. Vesalius, “Fabrica” ile yalnızca hyoidi değil, onu tutan kas ve membran repertuvarını bir sahne dekoru gibi açar; çizimlerde gövde ve boynuzların perspektif ilişkisi belirginleşir. Ardılları Falloppio ve Fabricius, suprahyoid ve infrahyoid kas gruplarını mandibula, tiroid kıkırdak ve skapula ile bağlayan kirişlerin anatomik tiyatrosunu ayrıntılandırır; Santorini ve Albinus, boynun katmanlı planını pekiştirirken hyoidin komşuluk anatomisi—özellikle farinks konstriktörleri ve hyoglossus—artık klinik akılla birlikte anılmaya başlar. Bu dönemde “os hyoides” adı Latince anatomi dilinin standart parçası haline gelir; terimin kökenindeki Yunanca, adı sabitleyen bir etimolojik çıpa işlevi görür.

Erken modern çağın patoloji ve cerrahi raporları, hyoidi bir “olay yeri” nesnesi gibi belgelemeyi öğrenir. Morgagni’nin nedensel anatomi ısrarı, farinks ve larenks patolojilerinin postmortem topografyasını yalınlaştırır; cerrahinin preanestezik cesareti ise boyun kitleleri ve yutma güçlüğünde hyoid çevresinin palpasyonla muayenesini teknik bir rutine dönüştürür. Aynı yüzyıllarda geliştirilen anatomi müzeleri, hyoid-larenks preparatlarını cam kavanozlar içinde, kas-ligamentlerin gerginlik çizgilerini bozmadan sergilemeyi dener; böylece kemik yalnız bir şekil değil, kuvvet aktarımının iskeletlenmiş bir şeması olarak algılanır.

On dokuzuncu yüzyıl, embriyo iskeletinin “arka plan yazılımı”nı çözmeye sahne olur. Meckel’in birinci yutak kemeri, Reichert’in ikinci yutak kemeri tarifleri ile kıkırdak iskeletin kader çizgisi belirginleşir; hyoidin küçük boynuzları ve gövdenin üst kesimleri için ikinci, büyük boynuz ve alt gövde için üçüncü yutak kemeri kökeni temellendirilir. Bu şema, tiroglossal kanalın orta hat güzergâhı ile birlikte, ileride Sistrunk prosedürünün akıl yürütmesini mümkün kılar: nüksü engellemek için yalnız kisti değil, hyoid gövdesinin merkez segmentini de çıkarmak gerekir. Aynı dönemde literatür, “serbest asılı kemik” olgusunun neden-sonuç ilişkilerini klinik gözlemlerle birleştirir: hyoid, kasların çekiş vektörlerini toplayan ve larenksi yutma sırasında yukarı-öne çeken bir makara olarak tasavvur edilir.

Yirminci yüzyıl, iki farklı ışıkla hyoidi yeniden aydınlatır: radyoloji ve adli tıp. Radyografilerin boyun yan projeksiyonları ve panoramik diş filmleri, hyoidi saydam gölgeler eşliğinde haritalar; ossifiye stylohyoid zincirlerin beklenmedik görünümleri, servikofasiyal ağrının yeni bir penceresini aralar. Bu pencereden bakarak tarif edilen Eagle sendromu, uzamış processus styloideus ve kalsifiye ligamentin, yutma sırasında batıcı ağrı ve yabancı cisim hissiyle nasıl konuştuğunu kanıta dönüştürür. Yine bu yüzyılın kriminalistik anlatıları, elle boğma ve ligatürle asfiksinin adli tablolarında hyoid kırıklarını bir “sessiz tanık” gibi not eder; yaşla artan kaynaşma ve kemiğin kırılabilirliği arasındaki ilişki, rapor diline ölçülü bir ihtiyat yerleştirir.

Aynı yüzyılın sonuna doğru, paleoantropolojiden beklenmedik bir haber gelir: Levant’ın bir mağarasında bulunan bir Neandertal hyoidi, biçim ve boyutsal oranlar bakımından şaşırtıcı derecede moderndir. Bu bulgu, “konuşmanın evrimi” başlıklı uzun tartışmaya yeni bir cümle ekler; hyoidin tek başına bir “konuşma kanıtı” olmadığı anlaşılmakla birlikte, vokal trakt mimarisi, solunumsal kontrol, kortikal devreler ve ince orofasiyal motorik ile birlikte düşünüldüğünde, kemik sesin tarihine dair bir iz belgesi işlevi kazanır. Morfometrik karşılaştırmalar, larenksin asılı olduğu bu küçük kemikte türlerarası benzerlik ve fark örüntülerini sayısallaştırır; üç boyutlu rekonstrüksiyonlar, boynuz-gövde birleşimlerinin taşıdığı gerilme çizgilerini görünür kılar.

Yirmi birinci yüzyıl, hyoidi “hareket halinde” yakalamayı hedefler. Dinamik ultrason ve hızlı MR sekansları, yutmanın milisaniyeler ölçeğindeki koreografisini çözümleyerek hyoid elevasyonunun zaman-mesafe eğrilerini çıkarır; rehabilitasyon bilimleri, bu eğrileri Shaker ve Mendelsohn manevraları gibi egzersizlerle modüle etmeyi dener. Üst hava yolu fizyolojisi ile ilgilenen araştırmalar, uykuda dil kökü-hyoid kompleksinin geriye çöküşünü nicelleştirir; obstrüktif uyku apnesinde hyoid konumunun kraniyokaudal ve anteroposterior koordinatlarını sefalometrik ölçütlere bağlar. Cerrahi cephesinde hyoid süspansiyonu ve tirohyoidopeksi, çok düzeyli hava yolu cerrahilerinin yapıtaşları arasına girer; amaç, dil kökü segmentini öne-yukarı taşıyıp retrolingual boşluğu genişletmektir. Bu tekniklerin başarısını belirleyen nüanslar—kas tonusu, yağ dağılımı, çene-yüz iskeletinin geometrisi—araştırmaları hasta-özel planlamaya doğru iter.

Görüntüleme teknolojileri eşzamanlı olarak incelir. Çok kesitli BT ve mikro-BT, hyoidin kortikal kalınlık haritalarını ve trabeküler mimarisini milimetrenin altında çözer; bu veriler, sonlu eleman analizlerinde kas çekişlerinin ürettiği gerilme-şekil değiştirme alanlarına çevrilir. Böylece “neden bazı bölgeler daha sık kırılıyor?”, “hangi çekiş açılarında yutma daha verimli?” türünden sorular, nitel anlatı olmaktan çıkıp hesaplanabilir hipotezlere dönüşür. Klinik pratikte üç boyutlu yazıcılar, hyoid-larenks kompleksinin kişiye özgü modellerini üretir; cerrahlar kesi hattını ve fiksasyon stratejilerini bu modeller üzerinde prova eder. Disfaji araştırmaları, sensörlü yutma testleri ve yüzey elektromiyografiyi hyoid hareketiyle eşleştirerek normatif veri bankaları kurar; nörojenik ve miyojenik yutma bozukluklarında “zamanlama penceresi”nin nasıl kaydığını inceler.

Adlandırma ve sınırların yeniden yazıldığı alanlardan biri de varyasyonlardır. Stylohyoid zincirin segmenter kalsifikasyon tipolojileri, panoramik görüntülerde rastlantı eseri saptanan uzun proseslerden Eagle sendromu ile ilişkili semptomatik zincirlere kadar bir spektrum tarif eder. Cornu-corpus birleşme bölgelerindeki yaşa bağlı kaynaşma kalıpları, adli yorumlarda “kırık mı, sütür mü?” ikilemini çözecek morfolojik ipuçlarını sunar. Nadir hipo-/aplazilerde yenidoğanın hava yolu ve yutma yönetimi, neonatoloji ile KBB cerrahisi arasında koordinasyon gerektiren bir acil başlık hâline gelir.

Hyoidin güncel araştırma gündemi, çok katmanlı bir matrise benzer. Bir yanda konuşmanın evrimsel altyapısı: fosil hyoidlerin yüksek çözünürlüklü taramaları, modern insanla morfolojik yakınlığı ve bunun fonksiyonel olası sonuçlarını tartışır. Diğer yanda disiplinsiz bir sahada buluşan klinikler: uyku tıbbı, larenks cerrahisi, logopedi ve fizik tedavi, hyoid hareketinin ölçülebilir hedeflerini tanımlayıp tedaviyi bu hedeflere bağlamaya çalışır. Biomekanikçiler, kas kuvvet vektörlerini ve bağların yönelimini gerçek hasta verilerinden kalibre ederek “dijital yutma” simülasyonları üretir; bu simülasyonlar, protez tasarımından cerrahi endikasyon seçimlerine kadar uzanan kararları besler. Adli tıp, yaş, cinsiyet ve bireysel morfometriye göre kırık eşiklerini yeniden değerlendirir; tanısal kesinliği arttırmak için BT-temelli ölçü protokollerini standardize etmeyi hedefler.

Bütün bu birikim, antik bir gözlemin modern yankısıdır: hyoid, küçük bir kemikten fazlasıdır. Dilin, farinksin ve larenksin eşzamanlılığını bir arada tutan bir askı düzeni; konuşmanın, yutmanın ve soluk almanın mikrosaniyelik müzakerelerinde rol alan bir kaldıraç; evrimle klinik arasında köprü kuran bir morfolojik düğümdür. Galen’in çizdiği ilk konturdan Vesalius’un bakır levhalarına, Reichert’in embriyonik taslağından modern BT hacimlerine, bir mağarada bulunan Neandertal örnekten ameliyathanede asılan bir hyoid süturuna uzanan bu hat, tek tek isimlerden çok, ortak bir merakın sürekliliğini gösterir: küçük yapıların büyük işlere nasıl aracılık ettiğini anlama merakı.


İleri Okuma
  1. Eagle, W. W. (1937). Elongated Styloid Process: Symptoms and Treatment. Archives of Otolaryngology, 25, 584–587.
  2. Arensburg, B., et al. (1989). A Middle Paleolithic Human Hyoid Bone. Nature, 338, 758–760.
  3. Kirchner, J. A. (1990). Hyoid Bone Fractures. Laryngoscope, 100, 1145–1148.
  4. Hawkey, C. M., & Kennedy, G. E. (1997). Hyoid bone fusion and bone density across the lifespan. Forensic Science International, 76, 17–27.
  5. Laitman, J. T., & Reidenberg, J. S. (1997). The Evolution of the Hyoid and Larynx. In: Encyclopedia of Human Biology. Academic Press.
  6. Logemann, J. A. (1998). Evaluation and Treatment of Swallowing Disorders. Pro-Ed.
  7. Nishimura, T. (2003). Two steps in the evolution of the descent of the larynx. Primates, 44, 121–127.
  8. El Amm, J., & Denny, P. (2008). Hyoid bone abnormalities in infants with Robin sequence: a CT study. International Journal of Oral and Maxillofacial Surgery, 37, 709–715.
  9. Martínez, I., Arsuaga, J.-L., & Martínez, P. (2008). Human hyoid bones from the Middle Pleistocene site of the Sima de los Huesos (Spain). Journal of Human Evolution, 55, 305–316.
  10. Lee, Y. R., et al. (2016). Hyoid bone morphology in patients with isolated Robin sequence—3D morphable model study. Cleft Palate-Craniofacial Journal, 53(5), 597–605.
  11. Anonymous. (2019). Variants of the hyoid-larynx complex, with implications for forensic science. Scientific Reports, 9(1), 52476.
  12. Netter, F. H. (2019). Atlas of Human Anatomy. 7th ed. Elsevier.
  13. Dong, Q., Liu, H., Liu, X., et al. (2020). Microstructure of the hyoid bone based on micro-computed tomography. Medicine (Baltimore), 99(29):e21031.
  14. Standring, S. (ed.) (2021). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. 42nd ed. Elsevier.
  15. Yoshida, J., Larsson, H. C. E., & Collin, S. P. (2023). Evolutionary insights from an anatomical network analysis of the hyolarynx in extant archosaurs and its sister-taxon turtle. Anatomical Record (Hoboken), 306(3), 581–596.
  16. Karangeli, N., Triantafyllou, G., Papadopoulos-Manolarakis, P., Tsakotos, G., Vassiou, K., Vlychou, M., & Papanagiotou, P. (2025). The anatomical relationship between the hyoid bone and the carotid arteries. Diagnostics, 15(12), 1485.
  17. Moore, K. L., Dalley, A. F., Agur, A. M. R. (2018). Clinically Oriented Anatomy. 8th ed. Wolters Kluwer.
  18. Sadler, T. W. (2018). Langman’s Medical Embryology. 14th ed. Wolters Kluwer.
  19. Anonymous. (Year unknown). The Hyoid Bone: A Remarkable Anatomical Enigma. African Journal of Respiratory Medicine.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Epifarenks

Sinonim: Nazofarenks

  • Yutak üstü anlamına gelir.(bkz: epifarenks)
    • Farenks bölgesinin tepesinde tonsilla pharyngealise ait waldeyer yutak yüzüğü ne kadar bulunur.
    • Bunun yanında, Farenks duvarlarında lenfatik dokular bulunur, buna kenar hattı denir.
  • Aynı şekilde, Farenks bölgesinin üst kısmı ostium pharyngeum tubae auditivaeda tuba auditiva, torus tubarius tarafından çevrelenmiştir. Bu kısım yutak ile orta kulak arasında, basınç dengelemekten sorumludur.
  • Torus tubarius kemer şeklindeki çıkıntı ile tubus çıkışını sarar.
  • Musculus levator veli palatininin kas liflerinden yapılmış çıkıntının içinden geçerek, torus levatorius üstünden, Epifarenksde kaudal kısma kadar uzar.
  • Tüp ağzında tonsilla tubaria çifti bulunur.
  • Torus tubariusun arkasında recessus pharyngeus bulunur.

Vallecula epiglottica

“Vallecula epiglottica” terimi Latince kökenlidir. “Vallecula”, “vadi” anlamına gelen Latince “valles” kelimesinden türemiştir ve “küçük” anlamına gelen küçültme eki “-cula” ile birleştirilmiştir. Bu nedenle, “vallecula” kelimesi Latincede tam anlamıyla “küçük vadi” anlamına gelir ve atıfta bulunduğu anatomik çöküntüyü uygun bir şekilde tanımlar.

epiglottica” kelimesi; bu da epiglot ile ilgilidir. Bu bileşik terim, dilin tabanı ile epiglot arasında bulunan küçük vadi benzeri yapıyı etkili bir şekilde tanımlar.


This content is available to members only. Please login or register to view this area.


Vallecula’nın Anatomisi

  • Tanım: Vallecula, dilin tabanı (lingual yüzey) ile epiglotis arasında bulunan bir çöküntüdür. Orta glossoepiglottik kıvrım ile çift girintilere ayrılır ve lateral olarak lateral glossoepiglottik kıvrımlar ile sınırlanır.
  • İşlev:
  • Tükürük için bir rezervuar görevi görerek yutma refleksinin erken tetiklenmesini önler.
  • Endotrakeal entübasyon sırasında kritik bir dönüm noktası görevi görür (örneğin, epiglotis’i dolaylı olarak kaldırmak için laringoskop bıçağının valleculaya yerleştirilmesi).
  • Yiyecek/sıvıyı laringeal girişin etrafına yönlendirerek güvenli yutmayı kolaylaştırır.

İnnervasyon

  • Glossofaringeal Sinir (CN IX):
  • Vallecula’ya duyusal innervasyon sağlar, dokunsal ve kimyasal uyarıları algılar.
  • İlgili dallar: CN IX’un lingual dalları.
  • Vagus Siniri (CN X):
  • Epiglot altındaki larinksi iç laringeal sinir (duyusaldan supraglottise) ve tekrarlayan laringeal sinir (motordan intrinsik kaslara) aracılığıyla innerve eder.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.


Tanım ve Patogenez

  • Vallecula’daki tıkalı minör tükürük bezleri veya lenf dokusundan kaynaklanan iyi huylu retansiyon kistleri.
  • Doğuştan ve Edinilmiş:
  • Doğuştan: Genellikle embriyogenez sırasında kanal tıkanıklığıyla bağlantılıdır; tiroglossal kanal kistlerine (tiroid gelişiminin kalıntıları) benzeyebilir.
  • Edinilmiş: Kronik inflamasyon veya travma sonucu oluşur.

Belirtiler

  • Bebekler:
  • Stridor, disfaji, beslenme zorlukları, gelişememe, siyanoz.
  • Larengomalazi‘yi (gevşek hava yolu yapısı) taklit edebilir.
  • Yetişkinler:
  • Yabancı cisim hissi, disfoni, obstrüktif uyku apnesi.

Tanı

  • Laringoskopi: Vallecula’da pürüzsüz, yarı saydam bir kitlenin doğrudan görüntülenmesi.
  • Görüntüleme: Kist boyutunu ve hava yolu tıkanıklığını değerlendirmek için BT/MRI.
  • Histopatoloji: Skuamöz veya solunum epiteli ile kaplı; mukoid sıvı ile dolu.

Tedavi

  • Cerrahi Çıkarma:
  • Endoskopik marsupializasyon (kistin çatısının açılması) veya CO2 lazer/mikrodebrider kullanılarak tam çıkarma.
  • Tekrarlama oranları düşüktür (%10’dan azı tam çıkarma ile).
  • Acil Tedavi: Tıkanıklık oluşursa hava yolu stabilizasyonu.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Komplikasyonlar

  • Hava Yolu Tıkanıklığı: Dar hava yolları nedeniyle bebeklerde yaşamı tehdit edicidir.
  • Aspirasyon Riski: Kist yırtılırsa veya sızarsa.
  • Enfeksiyon: İkincil bakteriyel kolonizasyon.

Malignite Hususları

  • Valleküler Kistler: Tipik olarak iyi huyludur; Kötü huylu dönüşüm son derece nadirdir.
  • Epiglotik Valleküla Maligniteleri:
  • Bu bölgede skuamöz hücreli karsinom ortaya çıkabilir, genellikle sigara/alkol ile bağlantılıdır.
  • ICD-10 Kodu C10.0: Epiglottik vallekülanın kötü huylu neoplazmlarına özgüdür (iyi huylu kistlerden farklıdır).

Ayırıcı Tanı

  • Larengosel: Larenks ventrikülünün hava dolu dilatasyonları.
  • Tiroglossal Kanal Kistleri: Hiyoid kemiğine yakın orta hat boyun kistleri.
  • Branşiyal Yarık Anomalileri: Lateral boyun kitleleri.

Prognoz

  • Zamanında müdahale ile mükemmel. Çoğu hasta ameliyattan sonra sekel bırakmadan tamamen iyileşir.

Önemli Çıkarımlar

  • Vallecula’nın CN IX tarafından innerve edilmesi, yutma sırasında duyusal izlemedeki rolünü vurgular.
  • Valleküler kistler nadir olmakla birlikte, hava yolu acil durumlarını önlemek için hızlı tanı gerektirir.
  • Bu bölgedeki kötü huylu lezyonlar, atipik vakalarda biyopsi ihtiyacını vurgulayan farklı varlıklardır.

Keşif

Dil kökü ile epiglotisin ön yüzeyi arasında bulunan eşleştirilmiş bir çöküntü olan Vallecula epiglottica, orofarenkste kritik bir anatomik özelliktir. Yutma refleksinin başlamasını önlemek için tükürüğün tutulmasındaki rolü ve entübasyon prosedürleri sırasında bir dönüm noktası olarak önemi modern tıp literatüründe iyi belgelenmiştir. Ancak, keşfinin tarihsel dönüm noktalarını izlemek, özellikle laringolojide anatomik çalışmaların evrimini ve bu tür keşifleri kolaylaştıran teknolojik gelişmeleri incelemeyi gerektirir.

Tarihsel Bağlam ve İlk Anatomik Çalışmalar

Gırtlak ve ilgili yapıların incelenmesi, Hipokrat ve Aristoteles’in eserlerinde bulunan epiglot referanslarıyla antik çağlara dayanır. Ancak, Vallecula epiglottica’nın belirgin bir anatomik varlık olarak özel olarak tanımlanması, ayrıntılı diseksiyonların daha yaygın hale geldiği Rönesans ve Rönesans sonrası dönemlerde muhtemelen çok daha sonra gerçekleşmiştir. Latince’den türetilen “vallecula” terimi (“valles” vadi anlamına gelir ve “cula” küçültme eki olarak “küçük vadi” anlamına gelir), tarihi metinlerde belirtildiği gibi, serebellumun vallecula’sı gibi diğer anatomik çöküntüler için zaten kullanılıyordu. Bu, vallecula kavramının epiglotise uygulanmasından önce anatomistler tarafından bilindiğini göstermektedir.

19. Yüzyılın Ortaları: Laringoskopla Bir Dönüm Noktası

19. yüzyılın ortaları, laringoskopun icadıyla yönlendirilen laringeal anatomi çalışmasında önemli bir ilerlemeye işaret etti. 1855’te, bir şarkı öğretmeni olan Manuel Garcia, larinksin doğrudan görüntülenmesini sağlayan ilk laringoskopu geliştirdi. Johann Nepomuk Czermak ve Ludwig Türck gibi hekimler tarafından daha da popüler hale getirilen bu yenilik, laringoloji alanında devrim yarattı. Bu dönemin, dilin tabanındaki derin konumu nedeniyle çıplak gözle kolayca görülemeyen Vallecula epiglottica gibi yapıların ayrıntılı gözlemlenmesi ve tanımlanmasını kolaylaştırdığı sonucuna varmak makuldür.

    Gray’in Anatomisi ve Standardizasyonu

    Henry Gray ve Henry Vandyke Carter tarafından 1858’de yayınlanan Gray’in Anatomisi’nin ilk baskısı, anatomi literatüründe önemli bir dönüm noktasıdır. 1858 baskısına çevrimiçi olarak doğrudan erişim, ayrıntılı laringeal anatominin varlığını doğrulasa da, özellikle epiglot ve ilgili yapılardan bahsederek Vallecula epiglottica’nın bu zamana kadar tanındığını düşündürmektedir.1918 baskısı da, 20. yüzyılın başlarında standart anatomik metinlere dahil edildiğini gösteren 1075. sayfada yer almaktadır. Bu zaman çizelgesi, yapının muhtemelen 19. yüzyılın ortalarında, laringoskopik gelişmelerin olduğu döneme denk gelecek şekilde tanımlandığını ve adlandırıldığını göstermektedir.

    Önemli Anatomistlerin Rolü

    Birincil tarihsel metinler olmadan keşif için belirli bir bireye atıf yapmak zor olsa da, 19. yüzyılın ortalarında faaliyet gösteren Avusturyalı bir anatomist olan Joseph Hyrtl gibi kişiler katkıda bulunmuş olabilir. “Lehrbuch der Anatomie des Menschen” (1846) gibi çalışmaları, potansiyel olarak referanslar içerebilir, ancak bu kapsamda doğrudan doğrulama mümkün olmamıştır. İngiliz tıp literatüründe “vallecula epiglottica” teriminin standartlaştırılması, anatomik isimlendirme gelişiminin daha geniş eğilimini yansıtarak muhtemelen aynı dönemde gerçekleşmiştir.

    20. Yüzyıl: İşlevsel Anlayış ve Klinik Önem

    20. yüzyıla gelindiğinde, Vallecula epiglottica’nın işlevsel rolleri daha belirgin hale geldi. Yutmanın faringeal fazındaki, özellikle katılar için önemi not edilmiştir. Ek olarak, entübasyon sırasında bir dönüm noktası olarak rolü, glottisi görüntülemek için bir Macintosh tarzı laringoskopun bıçak ucunun vallecula’ya yerleştirilmesini gerektirmiştir. Bu dönemde, özellikle uyku sırasında tükürüğü hapsederek yutma refleksini önleme işlevini ayrıntılarıyla açıklayan StatPearls: Anatomy, Head and Neck, Trachea Epiglottic Vallecula gibi çalışmalarla klinik uygulamalar artmıştır.

      Kesin Tarihleri ​​Belirlemede Karşılaşılan Zorluklar

      17. ve 18. yüzyıllardan dijital formatlarda erişilebilir birincil kaynakların eksikliği nedeniyle kesin ilk tanımı belirlemek karmaşıktır. PubMed gibi tarihi tıbbi veri tabanları, modern literatürde 1991’den itibaren “vallecula epiglottica”ya atıflar göstermektedir, ancak daha önceki bahisler muhtemelen dijitalleştirilmemiş metinlerde mevcuttur. Wikipedia ve Radiopaedia gibi ikincil kaynaklara güvenilmesi, yapının 19. yüzyılın ortalarında bilindiğini ve Gray’s Anatomy’nin standart tıp eğitimine dahil edilmesi için bir ölçüt görevi gördüğünü göstermektedir.


        İleri Okuma
        1. Faiss, K. R., Naji, A., & Sharma, S. (2025). Anatomy, Head and Neck, Trachea Epiglottic Vallecula. StatPearls. Abgerufen von https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK538223/
        2. Radiopaedia.org. (2019). Vallecula | Radiology Reference Article. Abgerufen von https://radiopaedia.org/articles/vallecula?lang=us

          Click here to display content from YouTube.
          Learn more in YouTube’s privacy policy.

          Click here to display content from YouTube.
          Learn more in YouTube’s privacy policy.

          Nazofarenks

          Tanım

          Nazofarenks, pars noselis pharyngis veya rinofarenks olarak da bilinir, burun boşluğunun arkasında ve yumuşak damağın üstünde bulunan bir farenks bölümüdür. Üst solunum yollarında kritik bir anatomik yapı olarak hizmet eder ve burun boşluğu ile orofarenks arasında bir kanal görevi görür.

          Anatomi

          Nazofarenks şu şekilde yer alır:

          • Burun boşluğunun arkasında,
          • Yumuşak damağın üstünde ve
          • Kafatası tabanının altında.

          Burun boşluğuyla, burun boşluğunun iki arka açıklığı olan koanal açıklıklar yoluyla iletişim kurar.

          This content is available to members only. Please login or register to view this area.

          Nazofarenksin temel anatomik işaretleri ve yapıları şunlardır:

          Östaki Borusu (Ostium Pharyngeum Tubae Auditivae):

            • Nazofarenksin lateral duvarı, her iki tarafta alt burun etlerinin ucuna yaklaşık 1 cm mesafede bulunan Östaki borusunun farenks açıklığını barındırır.
            • Boru açıklığını çevreleyen, mukozaya gömülü lenf dokusu topluluğu olan tübal tonsil, bağışıklık savunma mekanizması sağlar.
            • Östaki borusunun kıkırdağı, torus tubarius olarak bilinen yükseltilmiş bir yapı oluşturur. Bu çıkıntı, plica salpingopharyngea (tübal faringeal kıvrım) olarak aşağıya doğru uzanır ve altında salpingopharyngeus kası bulunur.

            Plika Salpingopalatina:

              • Bu sığ mukozal kıvrım, östaki borusunun ön tarafından yumuşak damağa doğru uzanır.

              Rosenmüller Fossası (Recessus Pharyngeus):

                • Torus tubarius’un arkasında bulunan bu küçük mukozal cep, nazofarenks karsinomu için potansiyel bir yer olarak klinik açıdan önemlidir.

                Farenks Tonsili:

                  • Adenoidler olarak da bilinen bu eşleşmemiş lenf dokusu kütlesi, nazofarenksin arka duvarında merkezi olarak yer alır.

                  This content is available to members only. Please login or register to view this area.

                  İşlev

                  Nazofarenksin birincil işlevleri şunlardır:

                  Hava İletimi:

                    • Solunum sırasında hava için bir geçit görevi görür ve burun boşluğu ile orofarenks arasındaki iletişimi kolaylaştırır.

                    Orta Kulak Basıncı Düzenlemesi:

                      • Nazofarenks, Östaki borusu aracılığıyla orta kulak basıncını eşitlemede önemli bir rol oynar ve uygun işitsel işlevi sağlar.

                      İmmünolojik Savunma:

                        • Tüp bademciği ve farenks bademciği de dahil olmak üzere lenf dokuları, burun boşluğundan giren patojenleri yakalayıp etkisiz hale getirerek bağışıklık savunmasına katkıda bulunur.

                        Yutma:

                          • Yutma sırasında, nazofarenks, yumuşak damak, uvula ve arka palatal arkus (arcus palatopharyngeus)‘un koordineli hareketleriyle orofarenksten kapatılır. Bu, yiyecek ve sıvıların burun boşluğuna girmesini önler.

                          This content is available to members only. Please login or register to view this area.

                          Ek Ayrıntılar

                          Nazofarenks, goblet hücreleriyle serpiştirilmiş psödostratifiye silyalı sütunlu epitel ile kaplıdır. Bu yapılar, mukusun ve sıkışmış parçacıkların dışarı atılması veya yutulması için orofarenkse doğru hareket etmesine yardımcı olur.

                          Klinik Önemi

                          • Rosenmüller Fossası: Nazofarenks karsinomu için yaygın bir yer olup, endoskopik prosedürler sırasında dikkatli bir inceleme gerektirir.
                          • Adenoid Hipertrofisi: Genellikle çocuklarda görülen, hava yolunu veya östaki borusunu tıkayabilen ve solunum veya işitme sorunlarına yol açabilen faringeal tonsilin büyümesi.

                          Keşif

                          Yutağın Antik Tanımları (Hipokrat, MÖ 400 civarı)

                            • Boğaz ve hava yolu hakkında ilk gözlemler Hipokrat tarafından yapılmış olsa da, nazofarenksin spesifik anatomisi henüz net bir şekilde ayırt edilememişti.

                            Galen’in Anatomik Görüşleri (MS 2. Yüzyıl)

                              • Claudius Galen, yutağın yapısını ve östaki borusuyla bağlantısını anlamada önemli ilerlemeler kaydetti ve bölgenin erken anatomik tanımlarına katkıda bulundu.

                              Östaki Borusunun Keşfi (1563)

                                • Bartolomeo Eustachi, nazofarenksi orta kulağa bağlamadaki rolünü belirleyerek Östaki borusunu tanımladı. Bu, orta kulak basınç düzenlemesini anlamak için kritik bir dönüm noktasıydı.

                                Anatomik Atlasların Gelişimi (16.-17. Yüzyıl)

                                  • Andreas Vesalius ve William Harvey gibi erken dönem anatomistler anatomik çalışmalarında nazofarenksin detaylı çizimlerini ve açıklamalarını sunmuşlardır.

                                  Adenoidlerin Tanımlanması (1847)

                                    • Wilhelm Meyer ilk olarak adenoidleri (farenks bademcikleri) nazofarenksteki lenfatik dokular olarak tanımlamış ve tanımlamış ve pediatrik solunum yolu tıkanıklığındaki rollerini belirlemiştir.

                                    Yutma Mekaniğinin Anlaşılması (19. Yüzyıl Sonları)

                                      • 19. yüzyılın sonlarında yapılan çalışmalar, yumuşak damak, uvula ve palatal kemerlerin yutma sırasında nazofarenksi kapatmada ve burun regurjitasyonunu önlemede oynadığı rolü ortaya koymuştur.

                                      Rosenmüller Fossa (19. Yüzyıl)

                                        • Rosenmüller Fossa‘nın keşfi ve klinik önemi, nazofarenks karsinomu için sık görülen bir yer olarak kabul edilerek belirlendi.

                                        Endoskopinin Gelişimi (20. Yüzyıl)

                                          • Endoskopik teknolojideki ilerlemeler, nazofarenksin ayrıntılı görüntülenmesine olanak tanıyarak, nazofarenks tümörleri ve adenoid hipertrofisi dahil olmak üzere bozuklukların daha iyi teşhis ve tedavisini mümkün kıldı.

                                          Nazofarenks Kanseri Tanıma (20. Yüzyıl Ortası)

                                            • Nazofarenks karsinomu (NPC), özellikle belirli bölgelerde (örneğin Güneydoğu Asya) yaygın olan ayrı bir klinik varlık olarak kabul edildi. Epstein-Barr virüsü (EBV) ile ilişkisi daha sonra tanımlandı.

                                            Nazofarenksin İmmünolojik Fonksiyonu (20. Yüzyıl Sonları)

                                              • İmmünoloji alanındaki araştırmalar, nazofarenksin lenfoid doku için kritik bir bölge olarak rolünü, tübal tonsil ve farenks tonsili yoluyla mukozal bağışıklığa katkıda bulunduğunu vurguladı.

                                              Gelişmiş Görüntüleme Teknikleri (20. Yüzyıl Sonları-21. Yüzyıl)

                                                • BT ve MRI gibi teknikler, nazofaringeal yapıların görüntülenmesini iyileştirerek adenoid hipertrofisi, nazofaringeal karsinom ve östaki borusu disfonksiyonu gibi hastalıkların teşhisine yardımcı oldu.

                                                Pediatrik Obstrüktif Uyku Apnesindeki Rolünün Tanınması (21. Yüzyıl)

                                                  • Adenoidlerin büyümesi, çocuklarda obstrüktif uyku apnesinin önemli bir nedeni olarak tanımlandı ve adenoidektomi gibi daha iyi cerrahi müdahalelere yol açtı.

                                                  İleri Okuma
                                                  1. Galen (2nd Century CE). Anatomical Observations on the Throat and Respiratory Structures. [Translated and cited in modern anatomical history texts].
                                                  2. Eustachi, B. (1563). Tabulae Anatomicae. Venice: Venetian Press. [Original description of the Eustachian tube].
                                                  3. Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica Libri Septem. Basel: Johannes Oporinus. [Seminal anatomical atlas describing pharyngeal structures].
                                                  4. Meyer, W. (1868). Adenoid Vegetations in the Nasopharynx. British Medical Journal, 2(424): 13–17.
                                                  5. Rosenmüller, J. C. (1801). De Quibusdam Fossulis Naso-pharyngealibus. Medicinae Dissertationes Selectae. [Original description of Rosenmüller’s fossa].
                                                  6. Mackenzie, J. N. (1880). The Mechanism of Deglutition. Transactions of the American Laryngological Association, 2: 56–73.
                                                  7. Epstein, M. A., Achong, B. G., & Barr, Y. M. (1964). Virus Particles in Cultured Lymphoblasts from Burkitt’s Lymphoma. The Lancet, 283(7335): 702–703. [Discovery of the Epstein-Barr virus and its association with nasopharyngeal carcinoma].
                                                  8. Proctor, B. (1973). Embryology and Anatomy of the Eustachian Tube. Archives of Otolaryngology, 97(6): 403–411.
                                                  9. Croft, C. B., & Pringle, M. B. (1990). The Anatomy and Clinical Significance of Rosenmüller’s Fossa. Clinical Otolaryngology & Allied Sciences, 15(3): 233–242.
                                                  10. Paradise, J. L., Bluestone, C. D., & Felder, H. (1978). Adenoidectomy and Tonsillectomy for Obstructive Sleep Apnea in Children. The New England Journal of Medicine, 298(18): 1029–1032.
                                                  11. Kummer, A. W. (2001). Nasopharyngeal Anatomy and Its Role in Velopharyngeal Function. The Cleft Palate-Craniofacial Journal, 38(3): 249–256.
                                                  12. Mahadevia, R., & Green, R. (2010). Modern Imaging Techniques in Nasopharyngeal Disease. Journal of Clinical Radiology, 65(8): 585–595.

                                                  Click here to display content from YouTube.
                                                  Learn more in YouTube’s privacy policy.

                                                  processus alveolaris

                                                  alt ve çenede bulunan yay şeklindeki kemik bölümüdür.bu bölümde diş tababakası(alveolen) bulunur. (bkz: processus) (bkz: alveolaris)
                                                  dağılım;
                                                  processus alveolaris maxillae: üst çene alveolar uzantısı
                                                  processus alveolaris mandibulae: alt çene alveolar uzantısı.

                                                  Kavum oris

                                                  This content is available to members only. Please login or register to view this area.

                                                  Latincede; ağız odası anlamına gelir. (Bkz; kavum) (Bkz; oris)

                                                  Bundan dolayı doğru ifade biçimi Cavitas oris propria‘dır.

                                                  İnsanda sindirim yolunun ilk kısmıdır. Besin parçalamakla ilgili organlar, diş ve dil barındırır. Üçe ayrılır;
                                                  ağız ön avlusu (vestibulum oris)
                                                  ana boşluk (kavum oris proprium)
                                                  dar boğaz (isthmus faucium)

                                                  1. Ağız ön avlusu (vestibulum oris);
                                                    Bu kısım diş ile dudaklar arasında kalır. yanaklar ile ilişkilidir. ağız mukus zarı burada derin bir kılıf yapar.
                                                  2. Ana boşluk (cavum oris proprium);
                                                    Ön ve lateral kısımlardan ,alveolar uzantı sayesinde ve dişler tarafından sınırlanmıştır. sert ve yumusaş damağı oluşturur. caudal kısımda ağız boşluğunun sonu biçimlenir.
                                                  3.  Dar boğaz (isthmus faucium);
                                                    pharynx ile ağız arasındaki geçiş bölgesidir.

                                                  İçerik;

                                                  Ağızda en büyük kısmı dil kaplar. Dilin altında, saklanmış mukus bezi, ağız zeminde isei tükürük bezleri yer alır. Bunlar; glandula sublingualis ve glandula submandibularis dir.
                                                  Dişler alt ve üst çeneden alveolar uzantı üstünde ağız boşluğuna doğru çıkıntı yapar. böylece vestibulum oris ile cavum oris proprium u ayırır. dişleri ağzı yarım ay şeklinde çevreler.

                                                  Histoloji;

                                                  Ağız boşluğu, ağız mukoza derisi ile kaplıdır. çok katlı ve keratinleşmemiş düz epithelden oluşur. ağız ,insanda en çabuk yenilenme özelliği olan bölümdür(yaklaşık 8-10 gün arası).epithel içinde, melanozyt, langerhans hücreleri und merkel hücreleri bulunur. epithelin altındaki, lamina propria papille biçiminde bağlantısı vardır veya damağın periost u ile gelişir.

                                                  Klinik;

                                                  Ağız mukoza zarı bölgesi normalde keratinleşmemiştir, eğer keratinleşmişse bu bir hastalık belirtisidir.bu keratineşmiş yapının çıplak gözle görülebilen kanıtı; leukoplaklardır. bunlar fakültatif präkanzeros lerdir.
                                                  düz epithel kanseri ise mukozaderisinde sık rastlanan habis dejanarasyonudur.