Kanin fossa veya kanin eminens olarak da bilinen fossa canina, kafatasının maksiller kemiğinde bulunan anatomik bir özelliktir. Çene kemiğinin yan tarafında, köpek dişinin yakınında yer alan küçük, kemikli bir çöküntüdür. Boyut olarak nispeten küçük olsa da, fossa canina diş ve çene anatomisinde önemli bir rol oynar.
Anatomi ve Özellikler:
Fossa canina, kanin dişinin hemen üzerinde, maksilla lateral yüzeyinde bulunan içbükey bir çöküntüdür. Maksiller kemiğin ön yüzeyi, infraorbital kenar ve nazal kemiğin lateral yüzeyi dahil olmak üzere çeşitli yapılar tarafından sınırlandırılmıştır. Fossa canina’nın derinliği ve şekli bireyler arasında değişebilir, ancak tipik olarak pürüzsüz ve yuvarlak bir kontura sahiptir.
İşlevi ve Önemi:
Fossa canina, dental ve maksillofasiyal anatomide birkaç önemli fonksiyona hizmet eder:
Köpek Dişi için Destek: Kuspid diş olarak da bilinen köpek dişi, diş kemerindeki belirgin dişlerden biridir. Fossa canina, köpek dişi için destek ve stabilite sağlayarak ısırma ve çiğneme sırasında konumunu ve işlevini korumasına yardımcı olur.
Yumuşak Dokular için Bağlantı: Fossa canina, oral ve maksillofasiyal bölgedeki çeşitli yumuşak dokular için bir bağlantı noktası görevi görür. Kaninus kası ve periodontal ligament gibi köpek dişinin hareketini ve konumlanmasını kontrol eden bağlar ve kaslar fossa kaninaya tutunur.
Sinüs İletişimi: Maksilla içinde içi boş bir alan olan maksiller sinüs, fossa canina ile iletişim kurabilir. Bu iletişim, dental ve maksillofasiyal enfeksiyonlarda veya maksiller sinüsü içerebilecek cerrahi prosedürlerde önemlidir. Fossa canina ve maksiller sinüs arasındaki ilişkinin anlaşılması, doğru tanı ve tedavi için çok önemlidir.
Klinik Önemi:
Fossa canina çeşitli dental ve maksillofasiyal prosedürlerde klinik öneme sahiptir. İşte bazı önemli hususlar:
Dental İmplant Yerleştirme: Dental implantlar genellikle eksik dişlerin yerini almak için kullanılır. Dental implantların hassas bir şekilde konumlandırılması, başarıları için çok önemlidir. Fossa canina, komşu dişler ve kemik yapılarıyla ilişkili olarak ideal implant yerleşimini belirlemek için bir referans noktası olarak hizmet edebilir.
Endodontik Prosedürler: Kök kanal tedavisi olarak da bilinen endodontik tedavi, enfekte veya hasarlı pulpanın dişten çıkarılmasını içerir. Bazı durumlarda, köpek dişinin kök kanal sistemi fossa canina’ya uzanabilir. Bu anatomik varyasyonun farkında olmak, endodontik prosedürler sırasında kök kanal sisteminin tam olarak temizlenmesini ve kapatılmasını sağlamak için önemlidir.
Sinüs Büyütme: Maksiller sinüsün dental implant yerleştirilmesi için yetersiz kemik hacmine sahip olduğu durumlarda, sinüs büyütme prosedürleri uygulanabilir. Komplikasyonları önlemek için bu işlemler sırasında fossa canina ile maksiller sinüs arasındaki ilişki dikkatle değerlendirilmelidir.
Fossa canina, maksilla lateralinde yer alan ilgi çekici bir anatomik yapıdır. Küçük boyutuna rağmen dental ve maksillofasiyal anatomide önemli bir rol oynar. Özelliklerinin, işlevlerinin ve klinik öneminin anlaşılması, çeşitli prosedürlerde diş hekimleri ve çene cerrahları için çok önemlidir. Fossa canina, kanin dişi için destekleyici bir yapı olarak hizmet eder, yumuşak dokular için bağlantı sağlar ve dental implant yerleştirme, endodontik tedavi ve sinüs ogmentasyonu için etkileri vardır. Daha fazla araştırma ve klinik çalışma, fossa canina’nın kesin anatomik varyasyonlarını ve klinik etkilerini keşfetmeye devam etmekte ve diş ve çene-yüz uygulamalarında ilerlemelere katkıda bulunmaktadır.
Tarih
Fossa canina veya köpek dişi fossası, insanlarda ve diğer primatlarda maksilla veya üst çenenin medial yüzeyinde küçük bir çöküntüdür. İnfraorbital foramenlerin altında yer alır ve köpek dişini barındırır.
Fossa canina ilk olarak MS 2. yüzyılda Yunan hekim Galen tarafından tanımlanmıştır. Buraya “köpek çukuru” adını vermiştir, çünkü bir köpeğin burnu şeklindedir.
Fossa canina önemlidir çünkü köpek dişinin çıkması için bir boşluk sağlar. Köpek dişi insan ağzındaki en uzun ve en güçlü diştir ve yiyecekleri koparmak için kullanılır.
Fossa canina ayrıca infraorbital sinirin korunmasına yardımcı olduğu için de önemlidir. İnfraorbital sinir, trigeminal sinirin bir dalıdır ve alt göz kapağı, yanak ve üst dudağa duyu sağlar.
Moore KL, Dalley AF, Agur AMR. Clinically Oriented Anatomy. 8th edition. Lippincott Williams & Wilkins; 2018.
Tortora GJ, Derrickson BH. Principles of Anatomy and Physiology. 15th edition. Wiley; 2018.
Peker I, Toraman Alkurt M. Morphological and anatomical evaluation of the canine eminence by cone beam computed tomography. Folia Morphol (Warsz). 2020;79(2):378-383.
Guimarães KM, et al. Cone-beam computed tomographic analysis of the canine eminence: implications for orthodontic traction of impacted canines. Am J Orthod Dentofacial Orthop. 2018;153(2):228-238.
Mamillothalamic trakt veya Vicq d’Azyr demeti olarak da bilinen fasikül mamillothalamicus, hipotalamusun mamiller gövdelerini ön talamik çekirdeklere bağlamada çok önemli bir rol oynayan bir nöral yoldur. Limbik sistemdeki Papez devresinin bir parçasıdır, duygusal ve hafızayla ilgili işlevlerin işlenmesine ve modülasyonuna katkıda bulunur.
İşlevsel olarak, fasikül mamillothalamicus, bilgiyi ön talamik çekirdeklere ileten, meme gövdelerinden önemli bir çıkış yolu görevi görür. Memeli cisimler forniks aracılığıyla hipokampus, amigdala ve singulat girus dahil olmak üzere çeşitli beyin bölgelerinden girdi alır. Bu girdi, bellek birleştirme, uzamsal gezinme ve duygusal işleme ile ilgilidir.
Fasikül mamillothalamicus, hipotalamusun corpora mamillaria’sını ön talamik çekirdeklere bağlayan bir sinir lifi demetidir. Hafıza ve duygu ile ilgili olan Papez devresinin bir parçasıdır. Fasikül mamillothalamicus ilk olarak 18. yüzyılda bir Fransız doktor ve anatomist olan Félix Vicq d’Azyr tarafından tanımlandı. Daha sonra, 1937’de Papez devresini öneren Amerikalı bir nöroanatomist olan James Papez tarafından da incelenmiştir.
Parotis-masseterik bölge (regio parotideomasseterica), yüzün lateralinde yer alan, hem sindirim sistemine ait büyük bir ekzokrin bez olan parotis bezini (glandula parotis) hem de çiğneme kaslarının en güçlülerinden biri olan masseter kasını (m. masseter) içeren, cerrahi ve klinik açıdan son derece önemli bir anatomik kompartımandır. Zigomatik kemerden mandibula açısına kadar uzanan bu bölge, yüz sinirinin (n. facialis, CN VII) ana trunkusunun ve dallarının, dış karotis arterin (a. carotis externa) terminal dallarının ve retromandibular venin (v. retromandibularis) içinden geçtiği bir “nörovasküler kavşak” niteliğindedir. Gerek günlük fonksiyonlar (çiğneme, konuşma, mimik) gerekse tümör, travma, enfeksiyon gibi patolojik süreçler açısından, bu bölgenin üç boyutlu anatominin ayrıntılı biçimde kavranması klinik pratiğin temel koşuludur.
Etimoloji ve tarihçe
Regio: Latince “regio” sözcüğü “yön, bölge, alan” anlamına gelir ve anatomi terminolojisinde belirli sınırları tanımlanmış vücut bölgeleri için kullanılır.
Parotis: “Parotis” terimi Eski Yunanca “para” (yanında) ve “ous, otos” (kulak) sözcüklerinden türetilmiştir; kelime anlamıyla “kulağın yanındaki bez” demektir. Parotis bezinin kulağın hemen önünde yerleşmiş olması bu adlandırmayı açıklar.
Masseter: “Masseter” ise Yunanca “masasthai” (çiğnemek) fiilinden türeyen “massētēr” sözcüğünden gelir ve doğrudan çiğneme fonksiyonuna gönderme yapar.
Regio parotideomasseterica: Terminolojide parotis ve masseter için kullanılan Latince/Latinceleştirilmiş terimlerin bileşiminden türetilmiş birleşik bir bölge adıdır; bu, bölgenin hem glandüler hem de musküler bileşenlerini eşit biçimde vurgular.
Anatomik olarak parotis bezi ve çiğneme kasları, Rönesans’tan itibaren detaylı kadavra diseksiyonlarıyla birlikte tanımlanmış; özellikle yüz siniri dallarının parotis içindeki seyri, cerrahi girişimlerin artmasıyla birlikte 19. ve 20. yüzyıllarda sistematik olarak tarif edilmiştir. Parotis cerrahisinde fasiyal sinirin korunmasına ilişkin modern yaklaşım, bu bölgenin mikroanatomisinin ayrıntılı çalışmaları üzerine inşa edilmiştir.
Topografik konum ve sınırlar
Regio parotideomasseterica, yüzün lateral ve kısmen posterior kısmında yer alan yüzeysel bir bölgedir ve klasik olarak şu sınırlar içinde tanımlanır:
Üst sınır: Arcus zygomaticus (zigomatik kemer)
Alt sınır: Mandibula açısı (angulus mandibulae) ve mandibulanın alt kenarı
Ön sınır: Masseter kasının ön kenarı ve buna komşu buccal bölge
Arka sınır: Auriküler bölge (auricula auris), mastoid çıkıntı (processus mastoideus) ve m. sternocleidomastoideus’un ön kenarı
Derin (profund) sınır: Mandibula ramusu, m. masseter, parotis bezinin derin lobu, fossa retromandibularis, m. pterygoideus medialis ve styloid çıkıntı çevresindeki derin boyun yapıları
Bu yerleşim, bölgenin hem yüz hem de boyun anatomisiyle sıkı bir şekilde ilişkili olduğunu gösterir; özellikle dış karotis arterin ve fasiyal sinirin boyundan yüze geçiş yaptığı kilit bir “kapı” bölgesidir.
Fasyalar, kompartımanlar ve tabakalar
Regio parotideomasseterica, baş-boyun fasyal sisteminin bir parçası olan parotideomasseterik fasya ile çevrelenmiştir. Bu fasya, yüzeyel servikal fasyanın üstteki uzantısıdır ve:
Yüzeyel yaprak daha çok parotis bezinin ve masseter kasının dış yüzünü sarar;
Derin yaprak ise bu yapıları çevreleyerek, glandüler ve musküler öğeleri belirli kompartımanlara ayırır.
Tabakalar önden arkaya kabaca şu şekilde sıralanabilir:
Deri
Yüzeyel fasya ve deri altı yağ dokusu
Parotideomasseterik fasya
Parotis bezi (yüzeyel ve derin lob)
Nörovasküler yapıların büyük kısmı (yüz siniri dalları, retromandibular ven, dış karotis arter ve dalları)
Masseter kası
Mandibula ramusu
Derin çiğneme kasları ve pterigoid bölge
Bu fasyal organizasyon, enfeksiyonların yayılım yolu, apselerin sınırlanma biçimi ve cerrahi disseksiyon planları açısından belirleyicidir.
Bölgenin yapısal içeriği
1. Parotis bezi (Glandula parotis)
Parotis, insan vücudundaki en büyük tükrük bezidir ve regio parotideomasseterica’nın ana hacmini oluşturur.
Loblar:
Yüzeyel lob (lobus superficialis)
Derin lob (lobus profundus) Fasiyal sinir tronkusu ile dalları klasik olarak bu iki lob arasında seyrettiği için, cerrahi ve radyolojik sınıflamalarda sinirin lokalizasyonu referans alınır.
Duktus parotideus (Stensen kanalı): Parotis bezinden, genellikle masseter kasının lateral yüzü üzerinde öne doğru ilerler, m. masseter’in ön kenarında keskin bir dönüş yaparak içe yönelir, m. buccinator’ü delerek ağız boşluğuna (üst ikinci molar diş hizasında) açılır. Bu seyir, yüzeysel travmalar, duktus yaralanmaları ve sialolitiyazis açısından klinik önem taşır.
Histolojik yapı: Parotis, tamamen seröz tipte asiner yapıya sahip bir tükrük bezidir; bu da onu daha fazla muköz yapıda elemanlar içeren submandibular ve sublingual bezlerden ayırır. Seröz sekresyon, özellikle nişasta sindiriminden sorumlu amilaz enzimince zengindir.
2. Masseter kası (M. masseter)
Masseter kası, çiğneme kasları (mm. masticatorii) grubunun en güçlü ve en yüzeyel üyelerinden biridir.
Başları ve lif düzeni:
Yüzeyel kısım: Zigomatik arkın ön kısmından başlanır, lifler aşağı ve hafif arkaya doğru uzanarak mandibula açısı ve alt kenarına yapışır.
Derin kısım: Zigomatik arkın daha posterior bölümünden çıkar, lifler daha dikey seyreder ve mandibula ramusunun orta/üst kısmına tutunur.
Fonksiyon: Çeneyi (mandibulayı) elevasyona getirerek ağzın kapanmasını sağlar; yüzeyel lifler aynı zamanda mandibulayı hafifçe protrüzyona da getirebilir. Bu mekanizma, kuvvetli ısırma ve öğütücü çiğneme hareketlerinin temel bileşenidir.
İnnervasyon: Masseter kası yüz siniri ile değil, n. trigeminus’un mandibular dalı (n. mandibularis, V3) üzerinden gelen motor liflerle, özellikle n. massetericus tarafından innerve edilir. Bu nokta, parotis cerrahisinde sık yapılan kavramsal hatalardan birini düzeltmek açısından önemlidir: Fasiyal sinir mimik kaslarını; trigeminal sinirin mandibular dalı ise çiğneme kaslarını innerve eder.
3. Nörovasküler yapılar
Regio parotideomasseterica, baş-boyun bölgesinin önemli damar ve sinir kavşağını barındırır:
N. facialis (CN VII): Fasiyal sinir, foramen stylomastoideum’dan çıktıktan sonra parotis bezine girer ve burada kısa bir trunkustan (ya da iki trunkus) ayrılarak plexus parotideus (pes anserinus major) denilen ince bir ağ oluşturur. Buradan şu ana dallar çıkar:
Rr. temporales
Rr. zygomatici
Rr. buccales
R. marginalis mandibulae
R. colli
Bu dallar doğrudan masseter kasını değil, bu kasın üzerinden ve çevresinden geçerek yüz mimik kaslarına motor innervasyon sağlar. Fasiyal sinirin bu karmaşık dallanma paterninin üç boyutlu olarak bilinmesi, parotidektomi sırasında kalıcı fasiyal paralizi riskini azaltmanın temel şartıdır.
Dış karotis arter (A. carotis externa) ve dalları: A. carotis externa, parotis bezinin derininde seyrederek parotis içinde terminal dallarına ayrılır:
A. maxillaris
A. temporalis superficialis
Ayrıca a. facialis ve a. transversa faciei gibi dallar da bölgeyle ilişkili önemli vasküler yapılardır.
Retromandibular ven (V. retromandibularis): V. temporalis superficialis ve v. maxillaris’in birleşmesiyle oluşur, parotis içerisinden geçerek genellikle iki dala ayrılır (ön ve arka). Bu dallar, v. facialis ve v. jugularis externa ile bağlantılar kurarak yüz ve skalp venöz drenajına katkıda bulunur.
4. Duyusal ve otonom innervasyon
Duyusal innervasyon:
Parotis bölgesi derisinin önemli bir kısmı n. auricularis magnus (C2–C3) tarafından inerve edilir.
Parotis kapsülü ve çevresindeki derin yapılar ise n. auriculotemporalis (n. mandibularis’in dalı) üzerinden duyusal lifler alır.
Parotis bezinin otonom innervasyonu:
Parasempatik: N. glossopharyngeus (CN IX) üzerinden gelir. Nucleus salivatorius inferior’dan çıkan preganglionik lifler n. tympanicus → n. petrosus minor → ganglion oticum üzerinden geçer; ganglion oticum’da sinaps yaptıktan sonra postganglionik lifler n. auriculotemporalis aracılığıyla parotis bezine ulaşır ve salivasyonun artmasını sağlar.
Sempatik: Plexus caroticus externus üzerinden, vazokonstriktör ağırlıklı etkiyle parotis bezine ulaşır ve sekresyon miktarı ile kompozisyonunu dolaylı olarak modüle eder.
5. Lenfatik drenaj
Parotis bölgesi, baş-boyun lenf sisteminin yoğun nodal istasyonlarından biridir:
Yüzeyel ve derin parotis lenf nodları (nodi lymphatici parotidei)
Pre-auriküler ve infra-auriküler nodlar
Bu düğümler, daha sonra derin servikal lenf zincirlerine (özellikle nodi lymphatici cervicales profundi) drene olur.
Bu düzen, yüz, saçlı deri, göz kapakları ve dış kulak gibi komşu alanlardaki enfeksiyon ve malignitelerin metastatik yayılım yollarını anlamak açısından son derece kritiktir.
Evrimsel ve embriyolojik perspektif
Tükrük bezlerinin evrimsel rolü
Omurgalı evriminde tükrük bezleri, ağız içi mukozadan köken alan ekzokrin bez yapıları olarak ortaya çıkmış; ilk olarak besinin nemlendirilmesi ve yutulmasını kolaylaştırma rolünü üstlenmiştir. Memelilerde:
Enzimatik sindirim (özellikle nişasta için amilaz sekresyonu),
Ağız içi pH tamponlanması,
Diş ve ağız mukozasının korunması,
Antimikrobiyal savunma (lizozim, laktoferrin vb.)
gibi fonksiyonlar belirginleşmiş, bunun sonucunda büyük major tükrük bezleri (parotis, submandibular, sublingual) morfolojik olarak belirgin yapılar haline gelmiştir. Parotis bezinin baskın olarak seröz karakter göstermesi, nişasta açısından zengin diyetlere adaptasyonla da ilişkilendirilir.
Masseter kasının evrimi
Masseter kası, memelilerde temporomandibular eklem (TMJ) ile birlikte, dişlerin tam karşılıklı kapanmasına olanak tanıyan bir çiğneme mekanizmasının parçası olarak gelişmiştir. Özellikle:
Otçul memelilerde geniş ve güçlü bir masseter, öğütücü lateral çiğneme hareketleri için elzemdir.
Etçil memelilerde masseter, daha çok kuvvetli kapanma ve parçalama fonksiyonuna hizmet eder; temporal kasla birlikte çalışır.
İnsanda masseter, dik postür ve ortognatik yüz morfolojisi ile uyumlu bir şekilde konumlanmış olup, hem kesme hem de öğütme hareketlerini destekleyecek çok yönlü bir lif düzenine sahiptir.
Embriyolojik gelişim
Parotis bezi: Stomodeum (ilkel ağız boşluğu) epitelinden kaynaklanır. Embriyolojik gelişim sırasında epitel kordları mezankime doğru invagine olur, dallanır ve lumenleşerek duktus ve asinus sistemini oluşturur. Parotis bezinin gelişimi sırasında, fasiyal sinirin lifleri bu gelişen glandüler doku arasında ilerler; yetişkin anatomisinde sinirin glandı “deliyor” gibi görünmesi bu eşzamanlı gelişim sürecinin sonucudur.
Masseter kası: Baş mezenşiminden köken alan 1. faringeal ark kaslarından biridir; trigeminal sinirin mandibular dalı tarafından innerve edilmesi de bu ark kökeniyle uyumludur (1. ark kasları → n. trigeminus).
Fonksiyonel anatomi: Çiğneme ve tükrük üretimi
Regio parotideomasseterica, sindirimin hem mekanik hem de kimyasal bileşenlerine katkı sağlar:
Mekanik bileşen (masseter kası):
Mandibulanın elevasyonu ile ağız kapanır.
Kuvvetli kasılmalar, besinin dişler arasında ezilmesini ve öğütülmesini sağlar.
Masseter, diğer çiğneme kasları (m. temporalis, mm. pterygoidei) ile koordineli olarak çalışır.
Kimyasal bileşen (parotis bezi):
Seröz tükrük, özellikle amilaz aracılığıyla karbonhidrat sindirimini başlatır.
Yeterli tükrük, bolus oluşumu ve yutma refleksinin başlatılması için gereklidir.
Otonom sinir sistemi, tükrük sekresyon hızını ve kompozisyonunu fizyolojik koşullara göre ayarlar (örneğin, parasempatik uyarı → bol, sulu tükrük).
Bu iki süreç (çiğneme kaslarının mekanik işi ve tükrük bezlerinin kimyasal katkısı), evrimsel olarak da sıkı bir şekilde eşgüdümlenmiş tek bir fonksiyonel sistemin parçalarıdır.
Görüntüleme anatomisi
Modern klinik pratikte regio parotideomasseterica’nın değerlendirilmesinde:
Ultrasonografi (US): İlk basamak, non-invazif görüntüleme yöntemidir; parotis parankimi, kistik-katı lezyon ayrımı, duktus dilatasyonu ve yüzeysel lenf nodları için yararlıdır.
Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): Yumuşak dokuların kontrastını iyi vermesi nedeniyle tümörlerin boyut, sınır ve derin lob/para-farengeal yayılımını değerlendirmede altın standart yöntemlerden biridir.
Bilgisayarlı tomografi (BT): Özellikle kemik yapıların (mandibula, zigomatik ark) ve kalkifikasyonların (taş, flebolit vb.) değerlendirilmesinde; travma, kırık ve ileri planlama gereken cerrahilerde önemlidir.
Sialografi ve MR sialografi: Duktus sisteminin, sialolitiyazis ve kronik duktal patolojilerin detaylı incelenmesinde kullanılır.
Bu görüntüleme bulgularının doğru yorumlanabilmesi, regio parotideomasseterica’nın üç boyutlu anatomisinin zihinde net bir şekilde temsil edilmesine bağlıdır.
Klinik korelasyonlar
1. İnflamatuar süreçler
Akut bakteriyel parotit: Çoğunlukla Staphylococcus aureus ve miks oral flora kaynaklı enfeksiyon; ağrılı şişlik, kızarıklık, ateş ve çiğneme sırasında artan ağrı ile seyreder.
Viral parotit (kabakulak): Özellikle çocukluk çağında görülür; bilateral parotis şişliği tipiktir. Orokutanöz yayılım, epididimit gibi komplikasyonlarla birlikte görülebilir.
Kronik sialadenit: Tekrarlayan inflamasyon ve duktal tıkanıklıklar sonucu parankimal fibrozis ve fonksiyon kaybına yol açabilir.
Anatomik olarak sıkı bir fasyal kompartıman içinde yer alan parotis, inflamasyon veya ödem durumunda iç basıncın artması nedeniyle oldukça ağrılı klinik tablolar gösterebilir.
2. Obstrüktif hastalıklar
Sialolitiyazis: Parotis duktus sisteminde tükrük taşları (sialolit) oluşumu, özellikle yemek sırasında artan tükrük akışıyla birlikte paroksismal şişlik ve ağrıya yol açar. Ductus parotideus’un masseter üzerine uzanan yüzeysel seyri, travma ve tıkanıklık riskini arttırır. Endoskopik sialolit ekstraksiyonu ve minimal invaziv teknikler, anatomik yapıların korunması açısından önem taşır.
3. Neoplastik lezyonlar
Benign tümörler: Pleomorfik adenom, Warthin tümörü gibi lezyonlar parotis bezinin en sık görülen neoplazileridir. Çoğu zaman ağrısız, yavaş büyüyen kitle şeklinde seyreder.
Malign tümörler: Mukoepidermoid karsinom, adenoid kistik karsinom vb. Gerek yüz sinirine yakınlık gerekse lenfatik drenaj yolları nedeniyle hem fonksiyonel hem de onkolojik anlamda zorlu cerrahiler gerektirebilir.
Bu tümörlerin cerrahi tedavisinde, fasiyal sinir dallarının korunması ile onkolojik rezeksiyonun radikalliği arasındaki denge, regio parotideomasseterica’nın ayrıntılı anatomik bilgisini zorunlu kılar.
4. Nörojenik ve sendromik durumlar
Fasiyal sinir paralizisi: Parotis tümörleri, travma, cerrahi komplikasyonlar veya enfeksiyonlar fasiyal sinir dallarını etkileyerek mimik kaslarında zayıflık veya paraliziye yol açabilir. Klinik bulgular, hangi dalların etkilendiğine göre topografik lokalizasyona izin verir.
Frey sendromu (gustatuar terleme): Parotis cerrahisi veya travma sonrası, parasempatik liflerin sempatik ter bezlerine yanlış rejenarasyonu sonucu ortaya çıkar; yemek sırasında yanakta terleme ve kızarma ile karakterizedir. Bu fenomen, bölgedeki otonom sinir liflerinin karmaşık yeniden yapılanma kapasitesinin klinik bir yansımasıdır.
5. Travma ve kırıklar
Yüz travmalarında, zigomatik ark ve mandibula kırıkları ile birlikte parotis dokusunda laserasyon, fasiyal sinir yaralanmaları, duktal kesiler ve tükrük fistülleri (sialocele) görülebilir.
Travma sonrası gelişen tükrük fistüllerinde, anatomik olarak parotis ve duktus sisteminin seyri göz önünde bulundurularak konservatif veya cerrahi tedavi planlanır.
Keşif
Regio parotideomasseterica’nın keşif öyküsü, yüz anatomisinin yüzyıllara yayılan çözülüşü içinde gelişen, hem cerrahların hem de anatomi bilginlerinin sabrı, merakı ve kimi zaman da dramatik hatalarıyla ilerleyen bir serüvendir. Bu bölgenin anlaşılması yalnızca bir bezin ya da bir kasın tarifinden ibaret değildir; parotis bezinin derinliklerinde gizlenen yüz sinirinin karmaşık dallanmasının, çiğneme kaslarının mimarisinin ve tüm bu yapıların birbirleriyle kurduğu hassas ilişkinin tarih boyunca adım adım çözülmesidir.
Erken gözlemler: Antik çağlardan Ortaçağa uzanan belirsizlik
İlk çağ hekimleri arasında parotis bölgesine dair gözlemler mevcuttur, ancak bunlar çoğu kez yüzeysel ve yorumlara dayanan tanımlardı. Hipokrates ile başlayan tıbbi gelenek, kulak önünde beliren şişlikler ve özellikle kabakulak vakaları üzerinde durdu; ancak bu şişliklerin altında yatan bez yapısını net olarak tarif edemedi. Yüzün bu kısmı anatomik açıdan derin ve karmaşık olduğundan, eldeki disseksiyon teknikleri ve kültürel kısıtlamalar iç yapının ayrıntılı incelenmesine izin vermiyordu.
Galen, Roma İmparatorluğu’nun görkemli laboratuvarlarında gerçekleştirdiği hayvan diseksiyonlarında parotis bezinin varlığını ilk kez sistematik olarak tanımlayanlardan biri oldu. Yine de, insan üzerinde çalışma imkânının sınırlılığı nedeniyle bezin doğası, büyüklüğü ve komşuluk ilişkileri tam anlaşılamamıştı. Onun eserleri Ortaçağ boyunca neredeyse kutsal kabul edildi; bu nedenle parotis bölgesine ilişkin hatalı ya da eksik bilgiler yüzyıllarca tekrarlanarak bilginin durağanlaşmasına yol açtı.
Rönesans: Gerçek keşfin başlangıcı
ve 16. yüzyıllar, anatominin karanlıktan çıkıp yeniden doğduğu dönem oldu. Andreas Vesalius, insan diseksiyonunu merkeze alarak Galen’in dogmalarını sarsan çalışmalar yaptı. Vesalius, parotis bezinin kulak önünde büyük bir kitle olarak varlığını, masseter kasına olan yakınlığını ve yüzün bu bölgesindeki kas, damar ve sinirlerin ilişkisini ilk kez detaylı biçimde resmetti. Onun çizimleri, regio parotideomasseterica’nın bilimsel olarak tanımlanmasının gerçek başlangıcı kabul edilebilir.
Vesalius’un ardından gelen Realdo Colombo ve Gabrielle Falloppio gibi anatomistler, parotis bezinin duktusunu ve yapısal bütünlüğünü inceleyerek bölgenin fizyolojik işlevlerine dair gözlemler yaptı. İnsan diseksiyonunun serbestleşmesiyle birlikte bu bölge giderek daha ayrıntılı biçimde ortaya çıkıyordu, ancak en önemli keşiflerden biri hâlâ yapılmamıştı: yüz sinirinin bez içindeki dallanma örüntüsü.
17. yüzyıl: Duktusların keşfi ve yeni bir anatomi dili
Bu dönemde Thomas Wharton ve Nicolas Stensen gibi araştırmacılar tükrük bezlerinin duktus sistemini tanımlayan öncüler oldular. Stensen, bugün hâlâ kendi adıyla anılan Stensen kanalı (ductus parotideus) üzerinden parotis bezinin boşaltıcı sistemini tanımlayarak, bezin sadece anatomik değil fizyolojik olarak da anlaşılmasını sağladı.
Stensen’in gözlemi, parotis bezinin masseter kası üzerine doğru uzanarak anteriora ilerleyen bir duktusa sahip olduğunu ortaya koyuyor; böylece regio parotideomasseterica’nın kas ve bez yapılarının işlevsel birlikteliği ilk kez görünür hale geliyordu. Bu keşif, tükürük patolojilerinin klinik değerlendirilmesinde bir dönüm noktasıydı ve daha sonraki yüzyılların cerrahlarına rehberlik etti.
18. ve 19. yüzyıllar: Fasiyal sinirin gizemi çözülüyor
Regio parotideomasseterica’nın en önemli dönüm noktalarından biri, fasiyal sinirin bez içinden geçerek mimik kaslarına dağılan karmaşık ağının keşfi oldu. Marie François Xavier Bichat ve sonrasında Charles Bell, yüz sinirinin duyusal ve motor bileşenlerini ayırarak nöroanatomide devrim yarattılar. Bell’in çalışmaları sayesinde yüz ifadesinin sinirsel temeli, parotis bezinin içinde gerçekleşen dallanmaya bağlı olarak açıklanabildi.
Bu keşif, parotis cerrahisinin kaderini de değiştirdi. Çünkü artık yüz sinirinin dallarının korunması gerektiği biliniyor; anatomik varyasyonların anlaşılması hayati önem taşıyordu. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde diseksiyon atlaslarında sinirin parotis lobları arasındaki konumu net şekilde gösterilmeye başlamıştı. Böylece regio parotideomasseterica, yalnızca kas ve bez bölgesi olmaktan çıkıp nörovasküler bir merkez olarak tanımlandı.
20. yüzyıl: Cerrahinin doğuşu ve parotis bölgesinin yeni yüzü
Mikrocerrahi tekniklerin ve modern anestezinin gelişmesiyle birlikte, parotis bezi tümörlerinin güvenli şekilde çıkarılması mümkün hale geldi. Cerrahlar artık masseter kası boyunca uzanan yüzeyel planları, parotideomasseterik fasyayı, retromandibular venin varyasyonlarını ve fasiyal sinirin ince dallarını ayırt edebilecek deneyime sahipti.
Bu dönemde anatomistler, sinirin olası tüm dallanma paternlerini kataloglamaya başladı; bazı popülasyonlarda sinir trunkusunun iki başlı, bazı kişilerde ise üç ana dala ayrıldığı gözlemlendi. Bu varyasyonlar, yüz siniri cerrahisini hâlâ zorlaştıran temel nedenlerdendir.
Ayrıca radyolojik tekniklerin gelişmesiyle parotis ve masseter bölgesi artık diseksiyona gerek kalmadan görüntülenebilir hale geldi. BT, MRG ve ultrasonografinin yaygınlaşması, modern anatominin bilgi sınırlarını genişletti.
21. yüzyıl ve güncel araştırmalar: Moleküler anatomi, görüntüleme devrimleri ve fonksiyonel analizler
Günümüzde regio parotideomasseterica artık yalnızca anatomik bir bölge değil; moleküler düzeyde incelenen, fonksiyonel ilişkilerinin matematiksel olarak modellenebildiği bir biyolojik sistem olarak ele alınıyor.
Gelişmiş MRG teknikleri, parotis bezinin iç dokusunu ve tümörlerin derin lob veya parafarengeal yayılımını katman katman analiz edebilme imkânı sunuyor.
Diffüzyon tensör görüntüleme (DTI), fasiyal sinir dallarının bez içindeki gidişini haritalayarak cerrahların planlama süreçlerini değiştirdi.
Sialendoskopi, duktal sistemin minimal invaziv şekilde incelenmesini ve tedavisini mümkün kıldı.
Moleküler biyoloji ve immünohistokimya, parotis tümörlerinin kökeni, alt tipleri ve metastatik davranışlarını sınıflandırmada benzeri görülmemiş bir hassasiyete ulaştı.
Fonksiyonel çiğneme analizleri, masseter kasının lif mimarisini ve biyomekanik özelliklerini üç boyutlu hareket modelleri içinde incelemeye olanak tanıdı.
Bugün araştırmacılar, regio parotideomasseterica’nın evrimsel gelişimini, çiğneme sistemlerinin memelilerdeki adaptasyonlarını, fasiyal sinir rejenerasyonunun biyolojisini ve parotis bezinin immünolojik rolünü çok daha geniş bir çerçeve içinde değerlendirmektedir.
Sürükleyici bir bütün olarak bakıldığında
Regio parotideomasseterica’nın keşif tarihi, anatominin kendi hikâyesiyle yakından paraleldir:
Antik çağın belirsizliğinden,
Rönesans’ın cesur diseksiyonlarına,
Aydınlanma döneminin sistematik bilimsel gözlemlerine,
Modern cerrahinin sinir koruyucu tekniklerine,
Günümüzün moleküler ve fonksiyonel anatomisine
uzanan bu yolculuk, insan yüzünün en karmaşık bölgelerinden birini adım adım görünür kılmıştır.
İleri Okuma
Sarnat, B. G., Laskin, D. M. (1992). The Temporomandibular Joint: A Biological Basis for Clinical Practice. W.B. Saunders, Philadelphia.
Göğüş, O. (2004). Baş-Boyun Cerrahisi: Parotis ve Çiğneme Kasları Bölgesi. Nobel Tıp Kitabevi, İstanbul.
Laskawi, R. (2006). Parotid Gland and Facial Nerve in Clinical Practice. Springer, Berlin.
Eveson, J. W., Cawson, R. A. (2009). Salivary Gland Pathology. Wiley-Blackwell, Oxford.
Holliday, C. M. (2009). Evolution of Mammalian Mastication: The Role of the Masseter Muscle and Temporomandibular Joint. Journal of Morphology, 270(1), 1–16.
Moore, K. L., Dalley, A. F., Agur, A. M. R. (2013). Clinically Oriented Anatomy. Lippincott Williams & Wilkins, Philadelphia.
Young, B., O’Dowd, G., Woodford, P. (2013). Wheater’s Functional Histology: A Text and Colour Atlas. Elsevier, Edinburgh.
Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. Elsevier, London.
Kumar, V., Abbas, A. K., Aster, J. C. (2015). Robbins and Cotran Pathologic Basis of Disease. Elsevier, Philadelphia.
Drake, R. L., Vogl, A. W., Mitchell, A. W. M. (2019). Gray’s Anatomy for Students. Elsevier, Philadelphia.
Dr. Frank Netter olarak da bilinen Frank H. Netter, Amerikalı bir hekim ve sanatçıydı. En çok anatomik illüstrasyonları aracılığıyla tıp eğitimine yaptığı katkılarla tanınır. Netter’in ayrıntılı ve doğru tıbbi illüstrasyonları tıp alanında ikonik hale gelmiş ve ders kitaplarında, dergilerde ve eğitim materyallerinde yaygın olarak kullanılmıştır.
Dr. Netter’in sanat ve tıp tutkusu, kariyeri boyunca çeşitli anatomik yapıları, sistemleri ve tıbbi durumları kapsayan binlerce illüstrasyon yaratmasına yol açtı. Netliği, kesinliği ve sanatsal kalitesiyle tanınan illüstrasyonları, karmaşık tıbbi kavramları öğrenciler ve sağlık çalışanları için daha erişilebilir ve anlaşılır hale getirmektedir.
Netter’in çalışmaları tıp eğitimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuş ve dünya çapında sayısız öğrenci ve pratisyenin insan anatomisi ve patolojisinin inceliklerini daha iyi kavramasına yardımcı olmuştur. İllüstrasyonları tıp fakültelerinde, hastanelerde ve araştırma kurumlarında değerli bir kaynak olarak yaygın bir şekilde kullanılmaya devam etmektedir.
Frank Netter’in sanat ve tıbbı birleştirme konusundaki kararlılığı, tıbbi illüstrasyon alanında kalıcı bir miras bırakmış ve katkıları insan anatomisinin anlaşılmasını ve tıp pratiğini büyük ölçüde geliştirmiştir.
Dr. Frank Netter olarak da bilinen Frank H. Netter, olağanüstü anatomik çizimleriyle tıbba önemli katkılarda bulunmuştur. Onun detaylı ve doğru çizimlerinin tıp eğitimi ve klinik uygulamalar üzerinde derin bir etkisi olmuştur. İşte Netter’in tıp alanına yaptığı bazı önemli katkılar:
Anatomik İllüstrasyonlar: Netter, çeşitli anatomik yapıları, sistemleri ve tıbbi durumları tasvir eden binlerce karmaşık ve görsel olarak çekici illüstrasyon yarattı. Netliği, detayları ve sanatsal kalitesiyle bilinen illüstrasyonları öğrenciler, sağlık çalışanları ve araştırmacılar için paha biçilmez eğitim araçlarıdır.
Netter’in İnsan Anatomisi Atlası: Netter’in en önemli katkılarından biri, büyük beğeni toplayan çalışması “Atlas of Human Anatomy “dir. Bu kapsamlı atlas, insan vücudunun tüm bölgelerini kapsayan yüzlerce ayrıntılı illüstrasyon içermektedir. Tıp fakültelerinde temel bir kaynak haline gelmiştir ve doğruluğu ve erişilebilirliği ile büyük saygı görmektedir.
Tıp Eğitimi: Netter’in çizimleri insan anatomisinin öğretilme biçiminde devrim yaratmıştır. Karmaşık anatomik kavramları basitleştirme ve görsel olarak ilgi çekici bir şekilde sunma yeteneği, nesillerdir tıp öğrencilerinin insan vücudunun inceliklerini daha iyi anlamalarına yardımcı olmuştur.
Klinik Referans: Netter’in illüstrasyonları yalnızca eğitim ortamlarında kullanılmakla kalmıyor, aynı zamanda sağlık çalışanları için değerli bir klinik referans görevi de görüyor. Çizimleri, doktorların ve cerrahların anatomik yapıları, cerrahi prosedürleri ve hastalık patolojilerini görselleştirmelerine yardımcı olarak doğru teşhis ve tedavi planlamasına yardımcı olmaktadır.
Miras: Netter’in çalışmaları tıp alanında etkili olmaya devam etmektedir. Çizimleri düzenli olarak güncellenmekte ve tıp ders kitaplarına, araştırma makalelerine ve çevrimiçi kaynaklara dahil edilmektedir. Birçok tıp profesyoneli, anatomiyi daha iyi anlamaları ve karmaşık tıbbi kavramları hastalara iletme becerileri nedeniyle Netter’in illüstrasyonlarına itibar etmektedir.
Genel olarak, Netter’in katkılarının tıp eğitimi, klinik uygulamalar ve araştırmalar üzerinde derin bir etkisi olmuştur. Anatomik illüstrasyonları mükemmellikle eşanlamlı hale gelmiştir ve günümüzde tıbbın öğretilme ve uygulanma biçimini şekillendirmeye devam etmektedir.
Nervus pudendus veya pudendal sinir, pelvik bölgede ürogenital ve anal sistemlerin işlevinde önemli rol oynayan temel bir yapıdır. Bu makale, nervus pudendus’un etimolojisini, anatomik seyrini, dallarını ve klinik önemini araştırarak, nervus pudendus hakkında gerçeklere dayalı ve kapsamlı bir genel bakış sunmaktadır.
“Nervus pudendus” terimi Latince “utanmak” anlamına gelen “pudendus” kelimesinden gelmektedir. Bu etimoloji, sinirin öncelikle bu bölgelerle ilişkili olması nedeniyle, pelvik ve genital bölgeler hakkındaki tarihsel toplumsal görüşleri yansıtmaktadır.
Seyir
Pudendal sinir, ikinci, üçüncü ve dördüncü sakral sinirlerin (S2, S3 ve S4) ventral rami’lerinden doğar. Pelvis boyunca ilerler, büyük siyatik foramenden çıkar ve daha sonra küçük siyatik foramenden tekrar girer. Alcock kanalı olarak da bilinen pudendal kanal içinde, iskioanal fossanın lateral duvarı boyunca ilerler.
Dallar
Nervi rectales inferiores (Alt rektal sinirler): Bu dallar dış anal sfinkteri ve anüsü çevreleyen deriyi besler.
Nervi perineales (Perineal sinirler): Bu dallar bulbospongiosus, ischiocavernosus ve yüzeysel transvers perineal kaslar dahil olmak üzere perine kaslarının yanı sıra skrotum veya labia derisini de besler.
Nervus dorsalis penis (Penisin dorsal siniri): Erkeklerde bu dal penis derisine ve penis üretrasına duyusal innervasyon sağlar.
Nervus dorsalis klitoridis (Klitorisin dorsal siniri): Kadınlarda bu dal klitorise ve çevresindeki yapılara duyusal innervasyon sağlar.
Klinik Önemi
Pudendal Sinir Tuzaklanması: Pudendal sinirin sıkışması veya tuzaklanması kronik pelvik ağrı, perineal ağrı veya cinsel işlev bozukluğuna neden olabilir. Pudendal nevralji olarak bilinen bu duruma travma, ameliyat veya uzun süreli oturma gibi çeşitli faktörler neden olabilir.
Obstetrik Yaralanmalar: Pudendal sinir doğum sırasında gerilebilir veya sıkışabilir, bu da potansiyel olarak geçici veya kalıcı hasara yol açabilir. Bu durum perineal ağrıya veya pelvik taban kaslarında işlev bozukluğuna neden olabilir.
Pudendal Sinir Bloğu: Pudendal siniri hedef alan lokal anestezik enjeksiyonlar, doğum sırasında veya perine veya genital bölgeyi içeren belirli cerrahi prosedürler sırasında ağrının giderilmesi için kullanılabilir.
Sonuç
Nervus pudendus, pelvik bölgede kritik bir yapıdır ve ürogenital ve anal sistemlerin işlevi ve hissi üzerinde önemli etkileri vardır. Anatomisinin ve klinik öneminin tam olarak anlaşılması, pelvik veya perineal rahatsızlıkları olan hastaların tedavisinde yer alan sağlık uzmanları için gereklidir.
Aksesuar hepatik arter (AHA) çölyak trunkusun bir dalı olan hepatik arterin nadir bir varyasyonudur. Hepatik arter karaciğere oksijen açısından zengin kan sağlarken, portal ven mide, bağırsaklar ve dalaktan karaciğere besin açısından zengin kan sağlar. AHA, ortak hepatik artere paralel seyreden ve karaciğere kan sağlamak için ortak safra kanalıyla birlikte hareket eden küçük bir damardır.
AHA genellikle çölyak trunkus veya superior mezenterik arterden çıkar ve duodenumun sağ tarafı ve ortak safra kanalı boyunca ilerler. Karaciğerin sağ lobuna, safra kesesine ve ekstrahepatik safra kanallarına kan sağlar. AHA nadir görülen bir varyasyondur ve nüfusun yaklaşık %1-5’inde görülür.
AHA’nın küçük bir damar olduğunu ve varlığının genellikle herhangi bir klinik öneme sahip olmadığını belirtmek önemlidir, ancak bazı durumlarda, özellikle karaciğer nakli ve tümörlerin ve karaciğerin diğer patolojilerinin tedavisi için cerrahi prosedürler açısından önemli olabilir.
AHA tanısı tipik olarak bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MRG) veya anjiyografi gibi görüntüleme çalışmalarıyla konur. AHA rutin olarak aranmaz, ancak karaciğeri içeren bir cerrahi prosedür planlanıyorsa tanımlanması önemlidir.
Genel olarak, AHA hepatik arterin nadir bir varyasyonudur ve varlığı genellikle karaciğere giden genel kan akışını etkilemez.
Omuriliğin gri maddesi üzerinde uzanan ve farklı omurilik segmentlerini birbirine bağlayan medüller sinir liflerinin (beyaz madde) dar yolları. Ön boynuza bitişik olan fasciculi proprii anterior et lateralis ile arka boynuzun dorsalinden geçen fasciculus proprius posterior arasında bir ayrım yapılır.
Fasciculi proprii veya propriospinal lifler olarak da bilinen propriospinal yollar, omuriliğin farklı seviyelerini birbirine bağlayan ve hareket ve kas tonusunun koordinasyonunda rol oynayan bir grup sinir lifidir. Bu kanallar iki gruba ayrılabilir: ventral propriospinal kanallar ve dorsal propriospinal kanallar.
Ventral propriospinal yollar omuriliğin ventral (ön) boynuzunda bulunur ve ventral spinoserebellar yol ile ventral spinotalamik yolu içerir. Ventral spinoserebellar yol kas tonusu ve pozisyonu ile ilgili bilgileri omurilikten beyinciğe taşırken, ventral spinotalamik yol ağrı ve sıcaklık gibi duyularla ilgili bilgileri omurilikten talamusa taşır.
Dorsal propriospinal yollar omuriliğin dorsal (arka) boynuzunda bulunur ve dorsal spinoserebellar yol ile dorsal spino-olivary yolu içerir. Dorsal spinoserebellar yol kas tonusu ve pozisyonu ile ilgili bilgileri omurilikten beyinciğe taşırken, dorsal spino-olivary yol kas tonusu ve refleksler ile ilgili bilgileri medulla oblongata’daki olivary çekirdeğe taşır.
Propriospinal yollarda hasar, omurilik yaralanması, omurilik tümörleri veya multipl skleroz gibi dejeneratif hastalıklar gibi çeşitli tıbbi durumların bir sonucu olarak ortaya çıkabilir ve bu da kas tonusu ve refleks kaybının yanı sıra duyu değişikliklerine yol açabilir.
Propriospinal sistem hasarının teşhisi tipik olarak klinik muayene, görüntüleme çalışmaları ve sinir iletim çalışmalarının bir kombinasyonu ile yapılır. Tedavi seçenekleri arasında, altta yatan nedene ve yaralanmanın boyutuna bağlı olarak fizik tedavi, ilaç tedavisi ve ameliyat yer alır.
Propriospinal yolların karmaşık bir konu olduğunu ve işlevleri ile hareket ve kas tonusunu nasıl koordine ettikleri konusunda hala devam eden araştırmalar olduğunu belirtmek önemlidir.
Enine yüz toplardamarı, yanak bölgesinde bulunan ve aynı adı taşıyan enine yüz atardamarına eşlik eden bir toplardamardır. Yanağın ön bölgesini drene eder, spatium buccale’den geçer ve yüzeysel temporal vene açılır.
Vas efferens, peritübüler kapillerlere doğru devam eden böbrek glomerülünün drene edici arteriyolüne verilen isimdir.
Daha geniş anlamda ve veteriner hekimlikte “vas efferens” terimi genellikle drenaj damarları için, dolayısıyla drenaj damarları veya lenf damarları için de kullanılır (örn. vas lymphaticum efferens).
Fizyoloji
Direnç damarları olarak vasa efferentia, vasa afferentia ile birlikte glomerüler kan akışını düzenler ve böylece
glomerüler filtrasyon hızı (GFR) ve
renal kan akışı (RBF) ve renal plazma akışı (RPF).
Anjiyotensin II, afferent ve efferent damarlarda belirgin bir vazokonstriksiyon yoluyla renal plazma akışında azalmaya yol açar. Vasküler direnç vas efferenslerde daha belirgin bir şekilde arttıkça, filtrasyon fraksiyonu artar, böylece GFR sabit kalır[1].
Atriyal natriüretik peptid (ANP), vas efferenslerin vazokonstriksiyonu ve vas afferenslerin eş zamanlı vazodilatasyonu yoluyla böbrek kan akışında ve GFR’de artışa yol açar[2].
Vas afferens, böbrek glomerülünü besleyen arteriyoldür. Renal interlobüler arterden kaynaklanır.
Afferent arteriyol, kanı böbreğin glomerülüne taşıyan küçük arteriyel daldır. Glomerulus, idrar üretmek için kanın filtrelendiği özel bir kılcal damar ağıdır. Afferent arteriyol, renal arterden yüksek basınçlı kanı getirir ve filtrasyon için glomerulusa iletir. Afferent arteriyolün çapı, kan basıncındaki değişikliklere yanıt olarak değişebilir ve bu da filtrasyon hızının düzenlenmesine yardımcı olur. Ayrıca, afferent arteriyol, kan basıncı ve akışındaki değişikliklere yanıt olarak renin hormonu salgılayan ve renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi yoluyla kan basıncını düzenlemeye yardımcı olan juxtaglomerular hücreler adı verilen özelleşmiş düz kas hücreleri içerir.
Daha geniş bir anlamda, “vas afferens” terimi genellikle afferent damarlar, yani afferent lenfatik damarlar (örneğin vas lymphaticum afferens) için de kullanılır.
Fizyoloji
Direnç damarları olarak vasa afferentia, vasa efferentia ile birlikte glomerüler kan akışını düzenler ve böylece
glomerüler filtrasyon hızı (GFR) ve
böbrek kan akışı
Vasa afferentia, jukstaglomerüler aparatın renin üreten epiteloid hücrelerini içerir.