Geniz boşluğu

Burun pasajları, burun çatısı, konkalar ve burun tabanı arasında yer alan lateral burun boşluğu alanındaki burunda bir geçiş sistemidir.

Sınıflandırma

Yukarıdan aşağıya üç burun geçişi vardır:

Üst burun geçişi (Meatus nasi superior)

Superior meatus, nazal çatı, üst konka ve orta konka ile sınırlanan nispeten kısa, eğik bir geçittir. Koku alma organı, üst burun geçişinin arkasında bulunur. Bu yüzden bu pasaja ‘koku pasajı’ da denir. Arka etmoid hücreler ve – sfenoetmoidal girinti alanında – sfenoid sinüsler (sinüs sfenoidalleri) üst burun geçişine açılır.

Orta burun eti (Meatus nasi medius)

Orta mea, orta konkanın lateralinde ve kaudalinde yer alır. Aşağıda (kaudal olarak) alt konka ile sınırlanmıştır. Paranazal sinüsler, daha doğrusu frontal sinüs, maksiller sinüs ve ön ve orta etmoid hücreler, ön girinti yoluyla ona açılır. Bu nedenle kurs aynı zamanda ‘sinüs kursu’ olarak da adlandırılır. Belirgin anatomik yapılar semilunar hiatus ve etmoid bulladır.

Komşu yapılarından bazıları olan ostiomeatal kompleks ile fonksiyonel bir birim oluşturur.

İnferior nazal meatus (Meatus nasi inferior)

Alt nazal meatus, alt konkanın lateralinde ve kaudalinde yer alır ve aşağıda nazal taban ile sınırlanır. Burun boşluğunun arka açıklığı olan koanaya en kısa bağlantı olduğu için ‘nefes geçidi’ olarak da adlandırılır. Nazolakrimal kanal (Ductus nasolacrimalis) Hasner valfi yoluyla bu kanala akar.

Crista temporalis

, koronoid işleminde alt çenenin (mandibula) iç kısmındaki bir kemik çıkıntısıdır. (Bkz; Crista) (Bkz; temporalis)

Anatomi

Crista temporalis, Coronoid Process’in iç tarafında kaudal ve frontal olarak kıvrılır ve Temporalis kasının tendon lifleri için ekleme noktasıdır. 3. moların arkasında, kemik çıkıntısı crus mediale ve crus laterale olmak üzere iki dala ayrılır ve böylece içinde küçük bir çukur olan fovea retromolaris olan trigonum retromolare adı verilen üçgen bir alan oluşturur.

Temporal crista’nın güçlü yan uzuvları alveolar kısımda (crista buccinatoria) uzanır ve buccinator kasının kökeninin bir parçasını oluşturur. Temporal crista’nın çatallanma noktasında, aynı zamanda buccinator kasının bölümlerine de bağlı olan pterygomandibular rafe (ayrıca bukkofaringeal rafe) bulunur.

Klinik

Temporal crista, mandibular sinirin iletim anestezisi için elle hissedilen bir referans yapı sağlar.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Papez çemberi

Papez devresi, 1937’de nöroanatomist James Papez tarafından keşfedilen, limbik sistem içindeki bir nöron zinciridir. Duyguların oluşmasında merkezi bir rol oynadığı bilinmektedir. Limbik sisteme ilişkin anlayışımız zaman içinde gelişirken, Papez devresi değiştirilmiş bir biçimde de olsa önemli bir bileşen olmaya devam ediyor.

Limbik devrede, çeşitli kaynaklardan gelen duyusal bilgiler yalnızca neokortikal bağlantılar aracılığıyla değil, aynı zamanda hayati bir işleve hizmet eden Papez devresi ile limbik sistem aracılığıyla da işlenir. Nöronların devresi hipokampusta başlar ve forniks boyunca corpora mamillaria‘ya kadar uzanır. Oradan, mamillotalamik demet (Vicq d’Azyr demeti olarak da bilinir) yoluyla talamusun ön çekirdeğine ve ardından radiato talamus yoluyla singulat girusa devam eder. Son olarak, singulat girus, cingulum aracılığıyla parahipokampal girusun entorhinal bölgesine bağlanır ve bu da, perfore yoldan hipokampa çıkarak devreyi tamamlar.

Limbik sistemin Papez devresinde yer alan anahtar yapılar arasında hipokampusun alt kısmı, alveus, fimbria hipokampi, fornix cerebri, corpora mamillaria (özellikle medial çekirdek), fasciculus mamillothalamicus (Vicq d’Azyr demeti) yer alır. ), anterior talamik çekirdekler, singulat girus, cingulum, entorhinalis alanı, traktus perforantia, girus dentatus ve hipokampus.

Papez devresi, duyguların işlenmesine ve düzenlenmesine katkıda bulunan bu birbirine bağlı beyin bölgeleri ağı aracılığıyla gerçekleşir. Devre içindeki bilgi akışının, duygusal durumların deneyiminin yanı sıra anıların oluşumu ve geri çağrılması için önemli olduğuna inanılıyor. Papez devresi, beyindeki duygusal ve bilişsel süreçlerin entegrasyonunda yer alan temel bir yolu temsil eder.

Genel olarak Papez devresi, duygusal işlemenin anatomik temelini anlamak için bir çerçeve sağlar ve beyindeki çeşitli limbik yapılar arasındaki karmaşık bağlantıları vurgular.

Papez devresi aşağıdaki yapılardan ve yollardan oluşur:

  1. Devrenin başlangıç ve bitiş noktası olan hipokampal oluşum (subiculum)
  2. Hipokampustan meme gövdelerine bilgi taşıyan bir akson demeti olan forniks
  3. Hipotalamusun bir parçası olan ve talamusa bilgi ileten meme organları
  4. Memeli gövdeleri anterior talamik çekirdeğe bağlayan mamillotalamik yol
  5. Singulat girusa çıkıntı yapan ön talamik çekirdek
  6. Singulat girus boyunca uzanan ve onu entorhinal kortekse bağlayan bir lif yolu olan cingulum
  7. Parahipokampal girusun bir parçası olan ve bilgiyi perforan yolla hipokampa geri gönderen entorhinal korteks

İşlev

Papez devresine atfedilen temel işlevlerden biri, bellek işleme ve birleştirmedir. Son anıların hipokampustan neokortekste uzun süreli depolamaya aktarılmasında yer alır. Bu süreç, gerçeklerin ve olayların bilinçli anıları olan bildirimsel anıların oluşumu ve geri çağrılması için gereklidir. Papez devresindeki hasar, özellikle hipokampus veya memeli cisimler, ileriye dönük amneziye yol açabilir; bu, mevcut uzun süreli anıları olduğu gibi bırakırken yeni uzun süreli anılar oluşturamama durumudur.

Hafıza işlemeye ek olarak, Papez devresi duygusal düzenleme ve uyarılma ile ilişkilidir. Devre içindeki birbirine bağlı yapılar, duyusal bilgilerin duygusal ve motivasyonel durumlarla bütünleşmesine izin verir. Örneğin singulat girus, duygusal tepkileri izlemede ve uygun davranışsal tepkileri kolaylaştırmada rol oynar. Papez devresi içindeki işlev bozukluğu, duygusal rahatsızlıklara ve duygusal bozukluklara katkıda bulunabilir.

Papez devresine ilişkin anlayışımızın hala gelişmekte olduğunu ve tam olarak işlevinin tam olarak anlaşılmadığını not etmek önemlidir. Bununla birlikte, araştırmalar, hafıza, duygu ve motivasyon dahil olmak üzere çok çeşitli bilişsel süreçlerde yer aldığını göstermektedir. Devre içindeki kesin mekanizmaları ve etkileşimleri keşfetmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Klinik

Papez devresi ile ilişkili klinik özellikler, öncelikle hafıza işleme ve duygusal düzenlemeye katılımıyla ilgilidir. Devrenin belirli bileşenlerinde işlev bozukluğu veya hasar, çeşitli nörolojik ve psikiyatrik semptomlara neden olabilir.

Papez devresindeki işlev bozukluğu ile ilişkili iyi bilinen bir durum, bir dizi davranış değişikliği ile karakterize edilen Klüver-Bucy sendromudur. Özellikle korku ve saldırganlık olmak üzere duyguların işlenmesinde yer alan devre içindeki anahtar yapı olan amigdalanın hasar görmesi nedeniyle oluşur. Klüver-Bucy sendromunun klinik özellikleri arasında azalmış korku tepkileri, hiperoralite (nesneleri ağza sokma), hiperseksüalite, görsel agnozi (nesneleri görsel olarak tanıyamama) ve beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler sayılabilir. Bu semptomlar, amigdala işlev bozukluğunun neden olduğu duygusal ve davranışsal düzenlemenin bozulmasını yansıtır.

Papez devresi ile ilişkili başka bir durum, tipik olarak kronik alkol kötüye kullanımı veya tiamin eksikliği nedeniyle meme gövdelerinin hasar görmesinden kaynaklanan Korsakoff sendromudur. Korsakoff sendromu, özellikle yeni anılar oluşturmada (ileriye dönük amnezi) ve geçmiş anıları geri getirmede (retrograd amnezi) ciddi hafıza bozukluğu ile karakterizedir. Korsakoff sendromlu bireyler, genellikle hafızadaki boşlukları doldurmak için bilgi üretimi olan konfabülasyon sergilerler. Ayrıca apati, oryantasyon bozukluğu ve yürütme işlevlerinde zorluklar gösterebilirler. Bu klinik özellikler, meme organlarının hafıza işleme ve hatırlamadaki rolünü vurgulamaktadır.

Bu spesifik sendromların ötesinde, Papez devresindeki işlev bozukluğu, daha geniş bilişsel ve duygusal rahatsızlıklara katkıda bulunabilir. Örneğin, bellek birleştirme ve geri getirme süreçlerindeki aksamalar, öğrenmede ve yeni bilgileri hatırlamada zorluklara yol açabilir. Artan duygusal tepkiler veya azalan duygusal ifade gibi duygusal düzensizlikler de devredeki değişikliklerden kaynaklanabilir.

Papez devresi ile ilişkili klinik özelliklerin, etkilenen belirli yapılara ve travma, nörodejeneratif bozukluklar veya diğer patolojik durumlar gibi işlev bozukluğunun altında yatan nedene bağlı olarak değişebileceğini not etmek önemlidir. Devrenin klinik etkilerinin daha kapsamlı bir şekilde anlaşılması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Arteriae metacarpales dorsales

Dorsal metakarpal arterler, radial arterin dorsal karpal ramusundan veya dorsal karpal reteden çıkan ve metakarpalın dorsal kısımlarını ve parmakları besleyen vasküler dallardır.

Seyir

Dorsal metakarpal arterler, dorsal interosseöz kaslar üzerinde distal olarak ilerler ve daha sonra dorsal dijital arterlere dallanır. Arteria metacarpales palmares ve arteriae digitales palmares komünleri ile rami perforantes yoluyla perforan anastomozlar oluştururlar.

Birinci dorsal metakarpal arter, doğrudan radyal arterden ayrılır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Fossa cranii

Genel bakış ve sınırlar

Cranium’un iç tabanı (basis cranii interna), önden arkaya doğru derinliği artan üç çukura ayrılır: fossa cranii anterior, fossa cranii media ve fossa cranii posterior. Bu fossalar, dura mater’in çadır ve septumları, venöz sinüsler, kafa sinirlerinin deliklerden geçişleri ve ana arter/ven yolları ile yakın ilişkilidir. Klinik, cerrahi ve radyolojik yaklaşımlarda; kemik birleşme çizgileri (sütürler), kanallar, oluklar ve perforasyonların doğru tanımlanması nörovasküler yapıların korunması açısından kritiktir.

  • Ön-orta sınır: Os sphenoidale’in ala minor’larının arka kenarı ve processus clinoidei anteriores ile belirlenir.
  • Orta-arka sınır: Dorsum sellae, processus clinoidei posteriores ve iki yanda pars petrosa ossis temporalis’in margo superior’larının oluşturduğu hatla belirlenir (petroklival hat).

Fossa cranii anterior (Ön kraniyal fossa)

Kemik bileşenleri ve morfoloji

  • Os frontale: Pars orbitalis, fossanın büyük kısmını oluşturur; ince ve konkav bir tabanla orbitlerin tavanlarını sınırlar. Orta hatta crista frontalis ve onun distalinde foramen caecum bulunabilir (çoğunlukla kördür; bazen emissary ven içerir).
  • Os ethmoidale: Orta hatta crista galli ve her iki yanda lamina cribrosa (foveolae olfactoriae). Lamina cribrosa, çok sayıda foramencik içerir.
  • Os sphenoidale: Alae minores’in üst yüzleri ve jugum sphenoidale anterior fossanın arka kenarını oluşturur; arkada sulcus prechiasmaticus ve devamında canalis opticus (sınır bölgesi) yer alır.

İçerik ve komşuluklar

  • Lobus frontales’in inferior yüzleri, koku epiteli ile ilişkili olfaktör liflerin geçtiği lamina cribrosa üzerine oturur. Dura mater’de falx cerebri’nin ön bağlanma yeri crista galli’dir.

Önemli delikler/kanallar ve ilettikleri

  • Lamina cribrosa: Fila olfactoria (CN I), küçük arteriyoller ve lenfatik boşluklarla ilişkili kanalcıklar; travmada KKH (kafa kaidesi kırıkları) sonrası rinore gelişebilir.
  • Foramen ethmoidale anterius ve posterius: A. ve N. ethmoidalis ant./post. (n. nasociliaris’in dalları) ve eşlik eden venler orbita–kavité bağlantısını sağlar.
  • Canalis opticus (sınır bölgesi): N. opticus (CN II) ve A. ophthalmica orta fossaya geçiş komşuluğundadır.
  • Foramen caecum (bazen patent): Emissary ven aracılığıyla sinus sagittalis superior ile vena nazalis arasında bağlantı bulunabilir.

Klinik notlar

  • Anterior taban kırıkları: Lamina cribrosa hasarı anosmi, BOS rinore ve menenjit riskine yol açar.
  • Endoskopik endonazal yaklaşımlar sırasında kribriform plak yüksekliği ve olfaktör fossa derinliği (Keros sınıflaması) cerrahi güvenlik için belirleyicidir.

Fossa cranii media (Orta kraniyal fossa)

Kemik bileşenleri ve morfoloji

  • Os sphenoidale: Gövde (corpus) üstünde sulcus prechiasmaticus, tuberculum sellae, fossa hypophysialis (sella turcica) ve arkada dorsum sellae. Yanlarda alae majores fossanın tabanını genişletir.
  • Os temporale (pars squamosa ve pars petrosa’nın anterior yüzü): Öne doğru incelen “tegmen tympani” orta kulak çatısını oluşturur; üzerinde eminentia arcuata (superior semisirküler kanal izdüşümü) ve hiatus canalis nervi petrosi majoris/minoris yer alır.
  • Petroz apeks yakınında impressio trigeminalis ve burada dura uzantısı içinde Meckel’in kavitesi (ganglion trigeminale) bulunur.

İçerik ve komşuluklar

  • Lobi temporales’in inferior yüzleri, ortada hipofiz bezi, önde optik kiazma ve her iki yanda sinus cavernosus kompleksi ile komşuluk.
  • Sinus cavernosus içinde A. carotis interna (ACI) ve N. abducens (CN VI); lateral duvarında CN III, CN IV, V1, V2 ilerler.
  • Meckel kavitesi: Ganglion trigeminale ve proksimal trigeminal kök.

Önemli delikler/fissür ve kanallar

  • Fissura orbitalis superior: CN III, CN IV, V1, CN VI, V. ophthalmica superior ve sempatik lifler.
  • Foramen rotundum: N. maxillaris (V2) → fossa pterygopalatina.
  • Foramen ovale: N. mandibularis (V3), A. meningea accessoria, sıklıkla N. petrosus minor ve emissary ven.
  • Foramen spinosum: A. meningea media, V. meningea media, R. meningeus (nervus spinosus) V3.
  • Foramen lacerum (canalis lacerus alanı): Üst yüzeyi fibro-kıkırdak ile doludur; gerçek intrakraniyal geçiş değildir. N. canalis pterygoidei (n. Vidianus) burada oluşur; ACI’nın canalis caroticus’tan çıkışı lacerumun üst komşuluğundadır.
  • Canalis caroticus: ACI ve plexus caroticus internus (sempatik).
  • Hiatus canalis nervi petrosi majoris/minoris: N. petrosus major (n. facialis’ten, parasempatik) ve N. petrosus minor (n. glossopharyngeus kökenli liflerle) orta fossaya açılır.
  • Varyantlar: Foramen Vesalii (foramen emissarium sphenoidale), canaliculus innominatus (n. petrosus minor için), foramen of Huschke erişkin dönemde nadir açıklık olarak kalabilir.

Damar ve dura ilişkileri

  • A. meningea media’nın kemik olukları (sulci arteriosi) özellikle pterion bölgesinde yüzeyeldir.
  • Dura burada diaphragma sellae ile hipofiz üzerini örter; kavernöz sinüs duvarları çok katlıdır.

Klinik notlar

  • Epidural hematom: Pterion kırıklarında A. meningea media yırtılabilir.
  • Kavernöz sinüs trombozu/fistülü: Orbital konjesyon, oftalmopleji ile prezente olur; sinüs içindeki nörovasküler demet etkilenir.
  • Orta taban kırıkları: Tegmen tympani ve petroz yüzey hasarında BOS otore gelişebilir; fasiyal kanal ve işitme-koku ile ilişkili komplikasyonlar görülebilir.
  • Transsfenoidal/transsellar cerrahi: Sella, tuberculum ve planum sphenoidale ile optik aparata yakın cerrahi corridor’lar içerir.

Fossa cranii posterior (Arka kraniyal fossa)

Kemik bileşenleri ve morfoloji

  • Os occipitale’nin skuamöz kısmı, pars basilaris (clivus) ve yanlarda partes laterales;
  • Os temporale (pars petrosa’nın posterior yüzü);
  • Tabanın ortasında foramen magnum, önünde clivus (dorsum sellae’den foramen magnuma eğimli yüz).
  • İç yüzeyde impressiones cerebellares ve geniş venöz sinüs olukları (sulcus sinus transversi, sulcus sinus sigmoidei).

İçerik ve komşuluklar

  • Cerebellum, pons ve medulla oblongata; tentoryum serebelli ile orta fossadan ayrılır.
  • Büyük venöz yapılar: Sinus transversus, sinus sigmoideus, sinus occipitalis ve önde sinus petrosus superior/inferior.

Önemli delikler/kanallar

  • Foramen magnum: Medulla oblongata ve meninksler, Aa. vertebrales, plexus venosus vertebralis internus ile bağlantılı venöz pleksuslar, radices spinales n. accessorii (XI) (kraniale bileşen yukarı çıkar), lig. apicis dentis ve membrana tectoria ile komşuluk.
  • Foramen jugulare: İki fonksiyonel bölüme ayrılır:
    • Pars nervosa (anteromedial): CN IX (glossopharyngeus) ve sinus petrosus inferior drenajı.
    • Pars vascularis (posterolateral): CN X (vagus), CN XI (accessorius) ve sinus sigmoideusV. jugularis interna’ya devam.
  • Porus acusticus internus & Meatus acusticus internus (İç akustik kanal): CN VII (facialis), CN VIII (vestibulocochlearis) ve A. labyrinthi.
  • Canalis nervi hypoglossi (hypoglossal kanal): CN XII ve eşlik eden venöz pleksus.
  • Canalis condylaris: Emissary ven; sinus sigmoideus ile plexus venosus vertebralis arasında bağlantı.
  • Foramen mastoideum: Değişken; emissary ven ve küçük arteriyoller.
  • Ek açıklıklar: Apertura externa aqueductus vestibuli (endolenfatik kese yolu) ve apertura canaliculi cochleae (perilenfatik kanal) petroz kemikte yer alır.

Klinik notlar

  • Arka çukur kitleleri/ödemi hızla beyin sapı kompresyonuna yol açabilir; foramen magnum herniasyonu hayatî risk taşır.
  • Juguler foramen sendromları (Vernet, Collet-Sicard): CN IX–XI ± XII tutulumu; disfaji, disfonî, SCM/trapez zayıflığı.
  • İç akustik kanal patolojileri: Schwannomlar (vestibüler), fasiyal kanal varyasyonları cerrahi planlamayı etkiler.
  • Dorello kanalı (petroklival bölgede, Gruber ligamanı altında): CN VI kavernöz sinüse girmeden önce burada seyreder; intrakraniyal hipertansiyonda hassastır.

Venöz sinüsler, dura ve kemik gelişimi ile ilişkiler

  • Dural septumlar: Falx cerebri (ön fossada crista galli’ye tutunur), tentorium cerebelli (arka fossayı orta fossadan ayırır; kenarı boyunca sinus petrosus sup. seyreder).
  • Başlıca sinüs olukları: Orta fossada sulcus caroticus ve kavernöz sinüs yatağı; arka fossada sulcus sinus transversi ve sigmoidei derin izler bırakır.
  • Gelişimsel notlar: Anterior tabanın önemli kısmı intramembranöz (os frontale), orta ve arka tabanın çoğu endokondral (sphenoid, petroz ve occipital baziler kısım). Sfenooksipital sinkondroz geç kapanır; kranyobazal açı ve foramen magnum morfolojisini etkiler.

Görüntüleme ve cerrahi işaretler

  • BT ince kesitler kemik deliklerin (rotundum/ovale/spinosum/hypoglossi/jugulare) kalibrasyon ve varyasyonlarını gösterir; travmada taban kırık çizgileri ve hava-sıvı seviyeleri (hemosinus) değerlendirilir.
  • MR ile kavernöz sinüs içerikleri, hipofiz, Meckel kavitesi, iç akustik kanal ve posterior fossa kitleleri detaylandırılır.
  • Endoskopik yaklaşımlar (endonazal transsellar, transpterygoid): Planum–tuberculum–sella ilişkileri, ICA seyrinin lacerum/karotid kanal komşuluğu ve vidian kanalı hattı kritik navigasyon işaretleridir.
  • Otomastoide cerrahiler: Tegmen tympani ve semisirküler kanalların kemik izdüşümleri (eminentia arcuata) intraoperatif yönlendirme sağlar.

Keşif

Erken tasavvurlar ve antik miras

Kafatası tabanının (basis cranii) “fossalara” ayrıldığı fikri modern bir kavramsallaştırmadır; ancak kökleri, kafatasının iç yüzeyini doğrudan görme/yorumlama çabalarına dayanır. Antik Yunan’da Alkmai̇on (Alcmaeon) hayvan disseksiyonlarıyla kranyal sinirleri ve foraminal geçişleri sezgisel biçimde ayırt etmiş; Galenos, insan disseksiyonu yapamamasına rağmen (çoğunlukla primat ve domuz) kafatası tabanındaki açıklıkları “sinir çiftleri” ile ilişkilendirerek sistematize etmiştir. Galenos’un şeması, optik kiazma ve carotid dolaşımın sifon benzeri seyrini kavramsallaştırsa da, foraminal morfoloji ve gerçek geçiş içerikleri bakımından hatalara açıktı; çünkü insan kafatası tabanının doğrudan, geniş yüzeyli disseksiyonu uzun yüzyıllar mümkün olmadı.

Rönesans kırılması: insan disseksiyonu ve katmanlı anatomi

1543’te Vesalius’un De humani corporis fabrica’sı, kafatası tabanının kemik bileşenlerini insan üstünde ayrıntıyla betimleyerek Galenik şemaya meydan okudu. Vesalius ve çağdaşı Ingrassia, sfenoidin (os sphenoidale) gövde–kanat–processus pterygoideus bileşimini ve sella turcica’yı, lamina cribrosa–crista galli kompleksinin etmoidal (os ethmoidale) yerleşimini netleştirdi. Eustachius’un bakır gravürleri, temporal kemiğin (os temporale) petroz parçasının üç boyutlu topografisini ve orta kulak–iç kulakla ilişkisini (tegmen tympani, porus/meatus acusticus internus) görsel bir dil hâline getirdi. Falloppio’nun fasiyal kanal ve stapes çevresi tarifleri, orta kranial fossanın cerrahi önemini yüzyıllar öncesinden işaret etti. Vidus Vidius’un adıyla anılan “vidian siniri” (n. canalis pterygoidei), pterigoid kanal üzerinden orta fossanın derin komşuluklarına giden otonom rotalara tarihsel bir etiket kazandırdı.

17. yüzyıl: damar–sinir haritaları ve nomenklatürün yerleşmesi

Thomas Willis’in 1664 tarihli Cerebri Anatome’si, arteriyel çemberin (Willis poligonu) betimlenmesini cranial taban geometrisiyle birleştirdi: sella–planum sphenoidale–clivus ekseni boyunca kiazma, hipofiz ve kavernöz sinüs komşuluğu ilk kez sistematik bir dolaşım–nöroanatomi hikâyesine oturdu. Pacchioni’nin araknoid granülasyonları, dura ve venöz sinüslerle (özellikle transvers ve sigmoid oluklar) taban kemikleri arasındaki anatomik karşılıklı biçimlenimi açıklamaya başladı. Valsalva ve Vieussens, temporal kemik labirentinin ve posterior fossanın mikroyapılarını (endolenfatik ve perilinfatik kanalların dış açıklıkları dahil) kulak üzerinden okuyarak, petroz kitle ile arka çukur arasındaki sınırı keskinleştirdi.

18. yüzyıl: trigeminal kavite, foraminal ayrışma ve “12 çift” sinir düzeni

Johann Friedrich Meckel’in trigeminal ganglionun dural bir invajinasyon içinde yer aldığı “Meckel kavitesi” betimi, orta fossanın medial–lateral derinlik anatomisini yeni bir düzeye taşıdı. Soemmerring’in kranyal sinirleri “12 çift” olarak sınıflaması ve Jacobson’un timpanik dalların topografisini detaylandırması, foramen–kanal–fissür ağını işlevsel bir haritaya dönüştürdü: foramen rotundum (V2), ovale (V3) ve spinosum (a. meningea media) gibi “iletişim kapıları” artık yalnız kemik delikler değil, klinik işaretlerdi. Morgagni’nin patolojik anatomiye dayalı vaka birikimi, fossaların lezyonlara verdiği farklı klinik tabloları (anosmi, oftalmopleji, disfaji vb.) sindiren bir anlatı oluşturdu.

19. yüzyıl: topografik anatominin altın çağı ve cerrahiye hazırlık

Hyrtl, Henle ve çağdaşları topografik planları standartlaştırdı; temporal kemiğin cerrahi yolları için “eminentia arcuata”, kavernöz sinüsün duvar katmanları, karotid kanalın (canalis caroticus) petroz segmenti gibi ayrıntılar, çizimlerde üç boyutlu sezgi doğurdu. Otoloji ve baş-boyun cerrahisi gelişirken, juguler foramenin “pars nervosa” ve “pars vascularis” ayrımına giden gözlemler olgunlaştı; Vernet ve Collet–Sicard’ın tanımladığı juguler foramen sendromları (20. yüzyıl başında isimlerini alacaktır) için anatomik zemin hazırlandı. Onodi’nin 1904’te betimleyeceği posterior etmoid varyantının (Onodi hücresi) optik sinir–sphenoid ilişkisine dair tehlikeleri, fiilen 19. yüzyıl atlaslarında topografik şüphe olarak mevcuttu.

Görüntüleme devrimleri: iç tabanı “görür” kılmak

1895’te Röntgen’in X-ışınları, basis cranii’yi dinamik değerlendirmeye açtı. 1919’da Dandy’nin pneumoensefalografisi ve 1927’de Moniz’in serebral anjiyografisi, fossalar arası damar–sinir–serebral kompartıman ilişkilerini canlıda katman katman ayırdı: kavernöz sinüste karotid sifon, posterior fossada vertebral–baziler sistemin clivus ile komşuluğu artık yalnız kadavra bulgusu değildi. 1970’lerde Hounsfield’ın BT’si, 0,5–1 mm kesitlerle temporal kemik ve kribriform plak gibi ince yapılarda kemik–hava–yumuşak doku kontrastını standartlaştırdı; kısa sürede MR (Lauterbur ve Mansfield’ın öncülüğü) kavernöz sinüs duvar katmanlarını, Meckel kavitesi içeriklerini ve iç akustik kanal patolojilerini non-invaziv ve multiplanar olarak görünür kıldı. Yüksek çözünürlüklü temporal kemik BT’si ve çok dedektörlü BT anjiyografi, karotid kanal varyantlarını ve juguler bulb yüksekliğini cerrahi planlama parametresi hâline getirdi.

Mikrocerrahi anatominin doğuşu: kavernözden petroza

  1. yüzyıl ortasında mikrocerrahi aletler ve operatif mikroskop, anatomiye “işlevsel derinlik” kazandırdı. Yasargil’in serebrovasküler mikrocerrahisi, posterior fossanın güvenli koridorlarını ve tentoryal kenar ilişkilerini operatif dilde standardize etti. Parkinson’un kavernöz sinüs duvarlarına yönelik disseksiyonları, kavernözün “lateral duvar katları” ve sinir demetlerinin (III, IV, V1, V2) katmanlar arası düzenini klinik olarak tevil edilebilir hâle getirdi. Dolenc’in transcavernöz yaklaşımları, karotid–kavernöz fistüller ve intrakavernöz anevrizmalara doğrudan cerrahi erişimle taban anatomisini yeni bir cesaret düzeyine taşıdı. Rhoton okulunun renk-kodlu mikrofotoğrafları ve ölçümsel atlasları, anterior–orta–posterior fossalar arası sınırları (clinoid prosesler, petroz kenar, dorsum sellae, petroklival hat) milimetrik parametrelerle eğitim standardı yaptı.

Lateral ve posterior taban: otolojinin anatomiyi dönüştürmesi

William House’un orta fossa yaklaşımı ve translabirentin yollar, iç akustik kanal–fasiyal kanal–labirent üçlüsünü cerrahi koordinat sistemine çevirdi. Ugo Fisch’in lateral kafa tabanı teknikleri, petroz apeks, juguler foramen ve infratemporal fossa arasında “kemikten kemik çıkararak” ilerleyen güvenli tüneller tarif etti. Böylece posterior fossanın sinüs olukları (transvers–sigmoid), kondiler kanal ve hipoglossal kanal çevresi, vasküler ve nörolojik komplikasyonların öngörülebilir risk haritalarına dönüştü.

Anterior tabanın rinobazal devrimi: mikroskoptan endoskopiye

Hipofiz cerrahisinin transsfenoidal rotası 1907’de Schloffer ile klinik sahneye çıkıp, 20. yüzyıl ortasında Guiot ve özellikle Jules Hardy’nin mikroskop eşliğindeki modernizasyonuyla güvenli bir standarda kavuştu. 1990’lardan itibaren Jho–Carrau, Cappabianca ve Kassam ekolleri endoskopik endonazal cerrahiyle “transkribriform, transplanum, transsellar, transpterygoid” gibi modüler koridorları tanımladı; lamina cribrosa’nın yüksekliği ve olfaktör fossanın derinliği (Keros sınıflaması) burun tabanından kafatası tabanına ilerleyen cerrahide hayati parametre hâline geldi. Pterigopalatin fossadan infratemporal fossaya uzanan transpterygoid hat, foramen rotundum/ovale ve vidian kanal eksenlerini endoskopik anatominin ana mihverleri yaptı.

Nomenklatürün incelmesi: “foramen lacerum” ve sınır anatomisi

Modern disseksiyon ve görüntüleme, bazı “geçit”lerin aslında gerçek intrakraniyal geçiş olmadığını gösterdi: foramen lacerum’un fibro-kıkırdakla dolu üst yüzeyi boyunca, iç karotidin horizontal–vertikal segment dönüşünün yalnızca komşuluk ilişkisi bulunduğu; n. canalis pterygoidei’nin pterigopalatin fossaya yön tayininde esas işaret olduğu anlaşıldı. Juguler foramenin pars nervosa–pars vascularis bölünmesi, hem MR/BT kriterleri hem de cerrahi gözlemle fonksiyonel/kesitsel bir standarda kavuştu. Meckel kavitesinin dural sınırları, Dorello kanalında VI. sinirin Gruber ligamanı altındaki hassas seyrinin intrakraniyal hipertansiyon ve kavernöz patolojilerde nasıl etkilenebildiği mikroanatomik isabetle doğrulandı.

Embriyoloji ve varyasyon: morfolojinin kökenine dönüş

  1. yüzyıl embriyoloji çalışmaları, ön tabanın büyük ölçüde intramembranöz (os frontale), orta–arka tabanın endokondral (sfenoid, petroz, baziler oksipital) gelişimini ve sfenooksipital sinkondrozun geç kapanmasının foramen magnum–clivus açılanmasını belirlediğini gösterdi. Bu, etmoid tavan derinliği, kribriform plaka yüksekliği ve optik kanalla posterior etmoid (Onodi) ilişkisi gibi cerrahi riskleri gelişimsel bir süreklilik içinde okumayı mümkün kıldı.

Klinik sendromlar ve anatominin “sınavı”

Vernet sendromu (IX–XI), Collet–Sicard (IX–XII) ve Garcin (tek taraflı total kraniyal sinir tutuluşu) gibi sendromlar, juguler foramen–pars lateralis occipitalis–petroz–sırt komşuluklarının klinik izdüşümüdür. Kavernöz sinüs trombozu/AV fistül tabloları, FOS üzerinden göz hareketleri ve venöz dönüş bozukluklarını anatominin diliyle “okuma” becerisini gerektirir. Pterion kırıklarıyla epidural hematom, a. meningea media oluklarının orta fossa tavanında ne kadar yüzeyel olduğunu dramatik biçimde hatırlatır; anterior taban kırıkları ise lamina cribrosa’nın BOS bariyeri olarak ne kadar kritik olduğunun klinik dersleridir.

Günümüz: çok disiplinli atlaslar, dijital planlama ve navigasyon

Bugün basis cranii, klasik atlasların (Gray, Testut–Latarjet, Sobotta), mikrofotoğrafik eserlerin (Rhoton okulu), yüksek çözünürlüklü BT/MR protokollerinin ve üç boyutlu segmentasyon–navigasyon yazılımlarının kesiştiği bir bilgi uzamı içinde öğretilir. “Fossa cranii anterior–media–posterior” ayrımı yalnızca morfolojik bir sınıflama değil; endoskopik endonazal modüllerden translabirentin/labirent koruyan yaklaşımlara, far-lateral/tentoryal–petroza yaklaşımlara uzanan operasyonel bir yol haritasıdır. Kribriform plaka derinliğinden (Keros), kavernöz duvarın tabakalarına; karotid kanal varyasyonlarından (juguler bulb yüksekliği, dehisanslar) kondiler–hipoglossal kanalların emisser ilişkilerine kadar ayrıntı, artık preoperatif planlama dosyasının standart sayfalarıdır.



İleri Okuma
  • Vesalius A. (1543). De humani corporis fabrica. Basel: Oporinus.
  • Willis T. (1664). Cerebri Anatome. London: Roycroft.
  • Pacchioni A. (1705–1706). De durae meningis gözlemleri. Roma yayınları.
  • Meckel J. F. (18. yy başı). Ganglion trigeminale ve dural invajinasyon üzerine betimler.
  • Morgagni G. B. (1761). De sedibus et causis morborum. Padova.
  • Soemmerring S. T. (1778–1795). De basi encephali et originibus nervorum cranio egredientium.
  • Henle J. (1855–1873). Handbuch der systematischen Anatomie des Menschen.
  • Hyrtl J. (1860’lar). Topographische Anatomie ders kitapları.
  • Onodi A. (1904). Über die Nebenhöhlen ve arka etmoid varyantı (Onodi hücresi).
  • Schloffer H. (1907). Transsfenoidal hipofiz cerrahisi ilk uygulamalar.
  • Dandy W. E. (1919). Pneumoencephalography.
  • Moniz E. (1927). Angiographie cérébrale.
  • Hardy J. (1967). Mikroskopik transsfenoidal yaklaşım.
  • House W. F. (1961). Middle fossa approach ve otolojik kafa tabanı cerrahisi.
  • Parkinson D. (1965). Kavernöz sinüs duvar disseksiyonları.
  • Dolenc V. (1980’ler). Transkavernöz–paraklinoid yaklaşımlar.
  • Yasargil M. G. (1969–1977). Microneurosurgery ciltleri.
  • Rhoton A. L. Jr. (1975–2000). Microsurgical Anatomy makale serileri.
  • Keros P. (1960’lar). Kribriform plaka ve olfaktör fossanın derinlik sınıflaması.
  • Jho H. D., Carrau R. (1990’lar). Endoskopik endonazal hipofiz/kranyobazal yaklaşımlar.
  • Cappabianca P., Kassam A. (2000’ler). Genişletilmiş endonazal modüller ve cerrahi anatomisi

Arteria appendicularis

Apendiküler arter, bağırsağın vermiform uzantının (apendiks vermiformis) arteriyel kanla besleyen ileocolica arterin vasküler bir dalıdır. (Bkz; Arteria) (Bkz; appendicularis)

Anatomik

Seyir

Apendiküler arter, Bauhin valfinin (ileoçekal valf) olduğu seviyeden çıkar. Oradan kaudal olarak iner ve apendiksin mezenterine (mezoappendix) girer, serbest kenarı boyunca uzak ucuna çekilir ve çok sayıda küçük dal verir.

Klinik

Apendiküler arter ile apendiksin tabanı arasındaki küçük mesafe, operasyonlar için önemlidir. Apendiksin diseksiyon ve açığa çıkması sırasında, yanlışlıkla artere zarar vermemek ve karın içi kanamaya neden olmamak için dikkatli olunmalıdır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tela subcutanea penis

Erkek üreme organının derisinin altında bulunan doku tabakası. (Bkz; Tela) (Bkz; subcutanea) (Bkz; penis)

Tela subcutanea penis, peniste fasya penis profundasının üzerinde bulunan fibröz bir bağ dokusu tabakasıdır (fasya).

‘Fasya penis superficialis’ terimi, ‘Tela subcutanea penis’ teriminden daha yaygındır. Ancak, ikincisi Terminologia Anatomica tarafından tavsiye edilmektedir.

Anatomi

Tela subcutanea penis, skrotumun tunika dartosuna tekabül eder ve düz kas içerir – bu, penisin ereksiyonu sırasında gerilmesine izin verir. Tela subcutanea penisinin altında Venae dorsales superficiales penisi bulunur. Kranial olarak Scarpa’nın fasyasıyla birleşir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Musculus gluteus minimus

Kalça kaslarına ait bir iskelet kasıdır. (Bkz; Musculus) (Bkz; gluteus ) (Bkz; minimus)

Köken

Musculus gluteus minimus’un orijini, linea glutealis inferior ve linea glutealis anterior arasındaki ala ossis ilii’dir (os ilium).

Enine koştuktan sonra, kas, uyluk kemiğinin (femur) büyük trokanterinin ön kenarına yanal olarak bağlanır.

İnnervasyon

Kas gluteus minimus superior nervus gluteus tarafından innerve edilir.

İşlev

Gluteus minimus kası, kalça ekleminde uyluğu kaçırır. Yürürken ve koşarken, musculus gluteus minimus, musculus gluteus medius ile birlikte pelvisi stabilize eder ve serbest bacağın yanına batmasını önler.

Bireysel lif şeritleri femurun fleksiyon ve iç rotasyonunda yer alırken, diğerleri femurun ekstansiyonu ve dış rotasyonunda yer alır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Musculus adductor magnus

Adductor magnus kası uyluk adduktor kas grubuna aittir ve uyluğun medial tarafında bulunur. (Bkz; Musculus) (Bkz; adductor ) (Bkz; magnus)

Seyir

Köken


Adduktor magnus kasının orijini, pubik kemiğin alt ramusundan iskial tüberoziteye kadar uzanır. Kasık kemiğinden çıkan kısım addüktör minimus kası olarak da bilinir.

Bağlanım

Addüktör magnus kasının proksimal lifleri linea asperanın medial labiumuna, distal lifleri medial suprakondiler hatta ve medial epikondilin addüktör tüberkülüne tutunur.

Bu iki ataşman arasında, adduktor hiatus olarak da bilinen bir yuva kalır. Vastus medialis kası ve adduktor longus kası ile birlikte adduktor magnus kası, adduktor kanalını (Canalis adductorius) oluşturur. Arteria femoralis ve vena femoralis dorsal olarak geçer, nervus safenus onu önde sınırlayan ve ventral olarak çeken membrana vastoadductoria’yı kırar.

İnnervasyon

Adduktor magnus kası obturator sinirin arka dalı (L2-L4 segmentleri), dorsal kısmı tibial sinir (L4-L5 segmentleri) tarafından innerve edilir.

işlev

Adductor magnus kasının ana işlevi uyluk adduksiyonudur. Linea asperaya giren proksimal kısım dış rotasyonu destekler. Adduktor tüberkül ile angaje olan kısım, uyluk fleksiyon pozisyonunda harici olarak döndürüldüğünde uyluğun iç rotasyonuna neden olur. Kalça ekleminde ekstansiyonu da destekler.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Ligamentum puboprostaticum

Kasık simfizi ve prostat arasındaki bir bağ bağlantısıdır. (Bkz; Ligamentum) (Bkz; pub-o-prostaticum)

İdrar kesesini (vesica ürinaria) ve prostatı kemikli pelvik halkaya sabitler ve retropubik boşluğu kaudal olarak sınırlar.

Anatomi

Kollajen liflerine ek olarak, puboprostatik bağ, mesane duvarının dış uzunlamasına kas tabakasından ayrılan ve puboprostatik kas olarak tanımlanan düz kas ipliklerini içerir.

Puboprostatik bağ, prostatın lateral tarafında ortaya çıkar ve simfiz pubisin dorsal kenarına yapışır. Sadece erkeklerde görülür ve dişi pubovesikal ligamente karşılık gelir. Bağ, retropubik boşluğu kaudal olarak sınırlar.

İşlev

Puboprostatik bağ, prostatı mesane boynu ile çevreler ve pozisyonunu sabitler.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.