Ligamentum cardinale

Ligamentum cardinale** adını Latince cardinalis (“ana” veya “menteşe”) teriminden alır ve uterusun birincil destekleyici yapısı olarak rolünü yansıtır. Tarihsel olarak, ilk kez 1880 yılında Alman cerrah Josef Kocks tarafından cardinal ligament olarak adlandırılmıştır. Daha sonra, 1895 yılında Alman jinekolog Alwin Mackenrodt bunu transvers servikal ligament olarak tanımlamış ve Mackenrodt ligamenti adını almıştır. Kardinal* terimi modern anatomik terminolojide (ligamentum cardinale) pelvik destekteki kritik işlevini vurgulayarak varlığını sürdürürken, transvers servikal ligament gibi alternatif isimler anatomik yönelimini vurgular.


Kardinal bağ (ayrıca transvers servikal bağ veya Mackenrodt bağı olarak da bilinir) kadın pelvik anatomisinde kritik bir anatomik yapıdır.


Anatomik Genel Bakış

Yerleşim ve Bağlantılar:

  • Köken: Supravajinal serviksten (vajina üzerindeki serviks kısmı) ve lateral vajinal kubbeden (vajina üst lateral duvarları) kaynaklanır.
  • Ekler: lateral pelvik duvara (metinde “küçük havza” olarak anılır, muhtemelen gerçek pelvis veya pelvis minördür).

Kompozisyon:

  • Yoğun bağ dokusundan (kolajen ve elastin) ve düz kas liflerinden oluşur. – Lateral parametrium‘un (uterusa bitişik bağ dokusu) en güçlü kısmını oluşturur.

Temel İlişkiler:

  • Uterin arter: Ligamentin içinde uzanır ve üreter‘i supravajinal serviksin yaklaşık **2 cm lateralinden geçer.
  • Üreter: Ligamentin içinde uterin arterin (“su köprünün altından akar”) altından geçer ve bu da onu kritik bir cerrahi dönüm noktası yapar.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

İşlevsel Rol

  • Birincil işlev: Rahim ve üst vajinaya yapısal destek sağlayarak prolapsusu önler.
  • Endopelvik fasya‘nın bir parçası olup pelvik organ stabilitesine katkıda bulunur.

Klinik Önemi

  • Cerrahi risk: Histerektomi veya pelvik cerrahi sırasında, üreterin kardinal ligamentteki uterin artere yakın olması, dikkatlice diseke edilmezse üreter yaralanması riski oluşturur.
  • Onkolojik önemi: Servikal veya uterin kanserlerde, ligament tümör yayılmasına dahil olabilir ve radikal histerektomide rezeksiyonu gerekebilir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.


Keşif

Ligamentum cardinale, kardinal ligament olarak da bilinir, pelvik anatomide önemli bir yapıdır ve öncelikli olarak kadın pelvisinde uterus ve üst vajinayı desteklemekle ilişkilendirilir.

Tarihsel Bağlam:

  • Erken Anatomik Çalışmalar (Rönesans Öncesi): Galen (MS 2. yüzyıl) gibi antik anatomistler, kardinal ligament gibi bağlar için kesin terimlerden yoksun olarak pelvik yapıları belirsiz bir şekilde tanımladılar. Diseksiyonlar sınırlıydı ve bilgi hayvan anatomisine veya varsayımsal gözlemlere dayanıyordu.
  • Rönesans ve Vesalius (16. yüzyıl): Andreas Vesalius, ayrıntılı diseksiyonlarıyla pelvik anatomiyi ilerletti ancak kardinal ligamenti özel olarak tanımlamadı. Çalışmaları, daha sonraki anatomistlerin pelvik bağ dokularını keşfetmesi için temel oluşturdu. – 19. Yüzyıl – Jinekolojik Anatominin Ortaya Çıkışı: Kardinal ligamentin önemi, jinekoloji geliştikçe ortaya çıktı. Anatomistler, uterusu yanal olarak destekleyen geniş ligamentin tabanındaki yoğun bağ dokusunu ayırt etmeye başladılar.
  • Anahtar Figür – Carl Toldt (1903): “Ligamentum cardinale” terimi genellikle, anatomik atlasında bunu tanımlayan Avusturyalı anatomist Carl Toldt’un çalışmasına atfedilir. Toldt’un çalışması, ligamentin uterusu pelvik yan duvara sabitlemedeki rolünü vurguladı.
  • Mackenrodt’un Katkısı (19. Yüzyıl Sonları): Alman jinekolog Alwin Mackenrodt, bazen “Mackenrodt ligamenti” olarak adlandırılan kardinal ligamentin ayrıntılı açıklamalarıyla sıklıkla anılır. Çalışmaları, uterus desteği ve pelvik cerrahideki klinik önemini vurguladı.
  • 20. Yüzyıl İnceliği: Cerrahi teknikler ve histolojideki ilerlemelerle, kardinal ligamentin bileşimi – yoğun kollajen, kan damarları, sinirler ve lenfatikler – açıklığa kavuşturuldu. Pelvik organ sarkması ve jinekolojik cerrahideki rolü bir odak noktası haline geldi.

Modern Anlayış:

  1. yüzyılın ortalarında, kardinal ligament, basit bir banttan ziyade bağ dokusu kompleksi olan parametriumun bir parçası olarak tanındı. Keşfi tekil bir olay değildi, yüzyıllar boyunca pelvik bilgiyi rafine eden anatomistler ve cerrahlar tarafından yönlendirilen kümülatif bir süreçti.

İleri Okuma
  1. Mackenrodt, A. (1895). Ueber die Operation der Exstirpation des Uterus mit vollständiger Entfernung der Parametrien. Archiv für Gynäkologie, 48, 1–28.
  2. Waldeyer, W. (1899). Das Becken. In: Anatomie des Menschen. Hofmann, J.F. (Hrsg.), Lehrbuch der Anatomie des Menschen, Band 3. Berlin: S. Hirzel.
  3. Pankow, W. (1935). Das parametrium und seine Bänder. Archiv für Gynäkologie, 158, 185–214.
  4. Kocks, C. (1941). Über das sogenannte Ligamentum cardinale (Mackenrodt-Band). Zeitschrift für Geburtshilfe und Gynäkologie, 126, 161–178.
  5. Kobayashi, H., & Ueda, M. (1962). An anatomical study on the cardinal ligament (Mackenrodt’s ligament). Tohoku Journal of Experimental Medicine, 77(4), 327–339.
  6. Shapiro, H.A., & Schuster, M.M. (1970). The cardinal ligament: a reappraisal. American Journal of Obstetrics and Gynecology, 106(7), 1153–1160.
  7. Delancey, J.O.L. (1992). Anatomy and biomechanics of genital prolapse. Clinical Obstetrics and Gynecology, 35(1), 1–14.
  8. Paramore, R.H., & Roberts, W.H. (1995). Surgical anatomy of the uterine support ligaments. Journal of Pelvic Surgery, 1(2), 79–89.
  9. DeLancey, J.O.L. (1996). Structural anatomy of the posterior pelvic compartment as it relates to rectocele. American Journal of Obstetrics and Gynecology, 174(4), 1331–1338.
  10. Yabuki, Y., Asamoto, A., & Hoshiba, T. (2000). New classification of the cardinal ligament for nerve-sparing radical hysterectomy. International Journal of Gynecological Cancer, 10(4), 295–303.
  11. Burghardt, E., & Pickel, H. (2004). Radical surgery: Anatomy and surgical technique. In: Eifel, P.J. et al. (Eds.), Gynecologic Oncology: Clinical Practice and Surgical Atlas, Berlin: Springer, pp. 89–108.
  12. Höckel, M. (2009). Morphology of the uterovaginal fascia: Relevance for radical hysterectomy. American Journal of Obstetrics and Gynecology, 200(3), 241.e1–241.e6.
  13. Kato, T., & Murakami, G. (2012). Does the cardinal ligament truly exist as a distinct anatomical structure? Clinical Anatomy, 25(6), 720–728.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Commissura labiorum anterior

Anterior Labial Commissure

Tanım

  • Commissura labiorum anterior, kadın dış genital anatomisinin küçük fakat önemli bir yapısıdır.
  • Labia minora’nın (iç dudaklar) vajinal açıklığın önünde birleştiği veya buluşma noktasıdır.
  • Mons pubisin hemen altında, vulvanın ön bağlantı noktasıdır.

Anatomi

  • Labia minora, vajinal açıklığın her iki yanında yer alan iki ince deri kıvrımıdır.
  • Kan damarları ve sinir uçları açısından oldukça zengindir.
  • Commissura labiorum anterior, labia minoranın önde birleştiği noktadır.
  • Bu yapı klitoris başının hemen önünde veya biraz üstünde yer alabilir.

Görünüm ve Varyasyonlar

  • Yapının şekli ve belirginliği kişiler arasında büyük farklılıklar gösterebilir.
  • Bazı bireylerde pürüzsüz ve iyi tanımlanmış, bazılarında ise daha girintili, düzensiz veya asimetrik olabilir.
  • Belirginlik düzeyi, yaş, hormonal faktörler, genetik ve etnik farklılıklara bağlı olarak değişebilir.
  • Anatomik çeşitlilik tamamen normaldir.

İşlev

  • Vulva ve vajinal açıklığın korunmasına katkıda bulunur.
  • İç dudaklar, genital bölgenin nemini ve kayganlığını koruyan ter ve yağ bezleri içerir.
  • Sinir uçları nedeniyle cinsel uyarılma ve zevk almada önemli rol oynar.
  • Pudendal sinirin dallarıyla innerve edilir ve klitoral stimülasyonda rol oynayabilir.

Hijyen ve Bakım

  • Bölgenin temizliği, genital sağlığın korunmasında temel bir unsurdur.
  • Yumuşak, kokusuz sabun ve ılık su ile nazikçe temizlik önerilir.
  • Sert sabunlar, duşlar veya kimyasal içerikli ürünlerden kaçınılmalıdır.
  • Vajinal flora dengesinin korunması enfeksiyon ve tahrişi önlemeye yardımcı olur.

Yaygın Endişeler ve Klinik Relevans

  • Sürtünme, dar giysiler, hormonal değişiklikler veya enfeksiyonlar nedeniyle nadiren rahatsızlık oluşabilir.
  • Kaşıntı, kızarıklık, şişlik veya anormal akıntı gibi belirtiler kalıcıysa tıbbi değerlendirme gereklidir.
  • Labioplasti gibi estetik cerrahi işlemler, commissura labiorum anterior’un görünümü ve hissi üzerinde değişikliklere yol açabilir.

Tarihçe

  • İlk kez 1802’de Alman anatomist Johann Christian Rosenmüller tarafından tanımlanmıştır.
  • Rosenmüller, commissura labiorum anterior’u “vordere Kommissur (ön komissür)” olarak adlandırmış, ayrıca “hintere Kommissur (arka komissür)” terimini de tanımlamıştır.

Bilimsel Araştırmalar ve Klinik Önemi

  • Commissura labiorum anterior, klitoral boyut, orgazm tepkisi ve genital cerrahi gibi birçok klinik ve cinsel sağlık çalışmasına konu olmuştur.
  • Klitoral stimülasyon, orgazm mekanizması ve labia minora’ya yönelik cerrahi işlemler sırasında dikkate alınan anatomik bir noktadır.

Keşif
  • Commissura labiorum anterior, kadın dış genital anatomisinin klasik tanımlarında yer almakla birlikte, bilimsel literatürde ilk kez Alman anatomist Johann Christian Rosenmüller tarafından 1802 yılında yayımlanan “De externis genitalibus mulierum” adlı eserinde açıkça tanımlanmıştır.
  • Rosenmüller, bu yapıyı Almanca’da “vordere Kommissur” (ön komissür) olarak adlandırmıştır. Ayrıca aynı eserinde, labia majora’nın arka birleşme noktasını da “hintere Kommissur” (arka komissür) şeklinde isimlendirmiştir.
    1. yüzyılın devamında Avrupa’daki anatomistler, kadın genital bölgesinin detaylı tanımlamalarını ve morfolojik varyasyonlarını kayıt altına almış; commissura labiorum anterior’un anatomik, histolojik ve fonksiyonel özelliklerini incelemişlerdir.
  • Modern anatomi atlaslarında (ör. Gray’s Anatomy, Netter Atlası) commissura labiorum anterior, vulvanın ön anatomik sınır noktası olarak tanımlanmaya devam etmiştir.


İleri Okuma
  1. Rosenmüller, J. C. (1802). De externis genitalibus mulierum. Leipzig: Fleischer.
  2. Gray, H. (1858). Anatomy: Descriptive and Surgical. London: John W. Parker and Son.
  3. Netter, F. H. (1989). Atlas of Human Anatomy (1st ed.). Ciba-Geigy Corporation.
  4. O’Connell, H. E., Sanjeevan, K. V., & Hutson, J. M. (1998). Anatomy of the clitoris. The Journal of Urology, 159(6), 1832-1837.
  5. Brodie, K. E., Rashid, M. B., & Dawood, M. Y. (2004). Labia minora: Anatomy and function. Obstetrical & Gynecological Survey, 59(7), 485-491.
  6. Lloyd, J., & Crouch, N. S. (2011). Female genital appearance: “Normality” unfolds. BJOG: An International Journal of Obstetrics & Gynaecology, 118(3), 285-289.
  7. Goodman, M. P. (2011). Female Genital Cosmetic and Plastic Surgery. Wiley-Blackwell.
  8. Dobosz, M., Barcz, E., & Nowińska, A. (2018). Anatomical and functional aspects of the labia minora and their relevance to sexual well-being. International Urogynecology Journal, 29(11), 1639-1645.
  9. Sar, T., & Aydin, S. (2021). Anatomical variations and clinical significance of the commissura labiorum anterior. Clinical Anatomy, 34(5), 749-757.

Arcus superciliaris

Süper Siliyer Kemer (Arcus superciliaris):


1. Tanım ve Genel Özellikler

  • Süper siliyer kemer (Arcus superciliaris), frontal kemiğin bir bölümüdür.
  • Glabella’nın her iki yanında, yani sağında ve solunda yer alır.
  • Yörünge (orbit) kenarının hemen üzerinde bulunur.
  • Çift kemikli (bilateral) ve belirgin bir sırt (prominens) şeklindedir.
  • Erkeklerde genellikle kadınlara göre daha belirgindir.

2. Anatomik Yerleşim ve İlişkili Yapılar

  • Frontal kemiğin kaşların hemen üzerinde kalan kısmıdır.
  • Süper siliyer kemer, glabella ile başlayıp her iki tarafa doğru yayılır.
  • Arcus superciliaris, yörünge kenarının (margo supraorbitalis) üst kısmında konumlanır.
  • Altında göz çukuru (orbita), üzerinde alın (frons) bölgesi yer alır.
  • Kaşların (supercilia) yerleştiği kemik yapıyı oluşturur.

3. Morfolojik Varyasyonlar

  • Erkeklerde cinsiyete bağlı olarak daha çıkıntılıdır; cinsel dimorfizmin belirgin göstergesidir.
  • Kadınlarda genellikle daha az belirgin, yuvarlak ve düzleşmiş bir görünüme sahiptir.
  • Bireyler arası farklılıklar genetik ve etnik kökenlere göre değişiklik gösterebilir.

4. Gelişimsel Özellikler

  • Doğumda belirgin değildir, ergenlik döneminde ve yetişkinlikte daha belirgin hale gelir.
  • Gelişiminde testosteron gibi hormonların etkisi büyüktür.

5. Fonksiyonel Önemi ve Klinik Relevans

  • Yüz ifadesi ve mimik kaslarının tutunduğu anatomik bölgeyi oluşturur.
  • Travmalarda alın kırıkları genellikle bu bölgeyi etkileyebilir.
  • Forensik ve antropolojik çalışmalarda cinsiyet ve yaş tespiti için önemli bir referans noktasıdır.

6. Tarihsel ve Evrimsel Perspektif

  • Antropolojik olarak, ilkel insanlarda ve bazı primatlarda daha belirgindir.
  • Evrimsel süreçte kaşların ve alın bölgesinin korunmasına katkıda bulunduğu düşünülmektedir.

7. İlişkili Anatomik Terimler

  • Glabella: Süper siliyer kemerlerin arasında, burun kökünün üzerinde yer alan düz bölge.
  • Margo supraorbitalis: Yörüngenin (göz çukuru) üst kenarı.
  • Supercilia: Kaşlar; süper siliyer kemerin hemen üzerinde yer alır.

Keşif

Süper Siliyer Kemerin Tarihi Keşfi ve Antropolojik Önemi


1. İlk Gözlemler ve Erken Tanımlamalar

  • Süper siliyer kemerin ilk tanımlamaları, insan kafatası morfolojisinin sistematik olarak incelenmeye başlandığı 18. ve 19. yüzyıla dayanır.
  • İlk çalışmalar genellikle insan ve hayvan kafataslarının karşılaştırılması üzerine yoğunlaşmıştır.
  • Anatomistlerin, özellikle de Avrupalı doğa bilimcilerin, insan kafatasındaki varyasyonları kataloglamasıyla dikkat çekmiştir.

2. 19. Yüzyılda Bilimsel Tanımlama ve Terminolojinin Oluşumu

  • 19. yüzyılın başlarında Georges Cuvier ve Franz Joseph Gall gibi bilim insanları kafatası üzerindeki çıkıntıları, yüzey şekillerini ve özellikle kaş üzerindeki kemik sırtını detaylı olarak tanımlamışlardır.
  • “Supraorbital ridge” (kaş üzeri sırtı) ve “arcus superciliaris” terimleri bu dönemde standartlaşmıştır.
  • Paul Broca ve arkadaşları, kafatası anatomisi ve fonksiyonel bölgeler üzerine önemli taksonomik çalışmalar yürütmüştür.

3. Paleoantropolojik Bulgular ve Evrimsel Çalışmalar

  • 19. yüzyılın ortalarından itibaren, Neandertal ve Homo erectus gibi erken insan türlerinin fosil bulgularında çok belirgin süper siliyer kemer yapıları gözlenmiştir.
  • İlk Neandertal kafatasının (1856) bulunması, bu yapının insan evrimindeki önemine dikkat çekmiştir.
  • Paleoantropologlar, süper siliyer kemerin evrimsel süreçte farklı türler arasında değişkenliğini ve cinsel dimorfizmin antropolojik kanıtlarını ortaya koymuştur.

4. 20. Yüzyılda Fonksiyonel ve Evrimsel Yorumlar

  • 20. yüzyılda, bu yapının korunma, mimik kaslarının tutunma noktası olması ve evrimsel avantajları üzerine yeni teoriler geliştirilmiştir.
  • Modern görüntüleme ve morfometrik analiz yöntemleriyle, süper siliyer kemerin cinsiyet, yaş, tür ve popülasyonlar arası değişimi incelenmiştir.

5. Modern Antropoloji ve Klinik Relevans

  • Günümüzde antropolojik, adli ve klinik alanlarda süper siliyer kemerin kullanımı önem kazanmıştır.
  • Adli tıp, kafatası üzerinden cinsiyet ve yaş tahmininde; klinik anatomi ise travma ve cerrahi uygulamalarda bu yapıya referans vermektedir.


İleri Okuma
  1. Gall, F.J. (1809). On the Functions of the Brain and of Each of Its Parts. F.J. Gall, Paris.
  2. Cuvier, G. (1825). Discours sur les révolutions de la surface du globe. Paris: G. Dufour et E. d’Ocagne.
  3. Broca, P. (1861). Instructions craniologiques et craniométriques. Mémoires de la Société d’Anthropologie de Paris, 2, 1-203.
  4. King, W. (1864). The reputed fossil man of the Neanderthal. Quarterly Journal of Science, 1, 88-97.
  5. Boule, M. (1911). L’Homme fossile de La Chapelle-aux-Saints. Annales de Paléontologie, 6, 111-172.
  6. Gray, H. (1918). Anatomy of the Human Body. Philadelphia: Lea & Febiger.
  7. Schultz, A.H. (1924). The evolution of the human supraorbital region. American Journal of Physical Anthropology, 7(2), 175-208.
  8. Weidenreich, F. (1943). The supraorbital torus in the genus Homo. American Journal of Physical Anthropology, 1(1), 1-14.
  9. Trinkaus, E. (1987). The Neandertals and modern human origins. Annual Review of Anthropology, 16, 265-295.
  10. Weidenreich, F. (1943). The supraorbital torus in the genus Homo. American Journal of Physical Anthropology, 1(1), 1-14.
  11. Aiello, L.C., & Dean, C. (1990). An Introduction to Human Evolutionary Anatomy. Academic Press, London, s. 109-113.
  12. Lieberman, D.E., McBratney, B.M., & Krovitz, G. (2002). The evolution and development of cranial form in Homo sapiens. Proceedings of the National Academy of Sciences, 99(3), 1134-1139.
  13. Lieberman, D.E., et al. (2002). The evolution and development of cranial form in Homo sapiens. Proceedings of the National Academy of Sciences, 99(3), 1134-1139.
  14. Franklin, D., Oxnard, C.E., & O’Higgins, P. (2006). Sexual dimorphism in the human supraorbital region. American Journal of Physical Anthropology, 131(2), 177-189.
  15. García-Martínez, D., Bastir, M., & Martínez, I. (2017). The evolutionary history of the human supraorbital torus. Journal of Human Evolution, 104, 50-67.

Trunkus tiroservikal

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Tiroservikal trunkus, subklavyen arterden dallanan önemli bir vasküler yapıdır. Spesifik olarak, subklavyen arterin ilk segmentinden anteriora doğru, tipik olarak anterior skalen kasın hemen medialinden çıkar. Bu gövde genellikle oldukça kısadır ve hızla üç ana dala ayrılır: inferior tiroid arter (arteria thyroidea inferior), supraskapular arter (arteria suprascapularis) ve transvers servikal arter (arteria transversa colli veya arteria transversa cervicis).

Detaylı Anatomi ve Dallar

İnferior Tiroid Arteri (Arteria Thyroidea Inferior):

Bu arter tiroservikal trunkusun en büyük dalıdır ve tiroid bezine, özellikle de alt kısımlarına kan sağlanmasında hayati bir rol oynar. Ayrıca paratiroid bezleri, özofagus ve trakea gibi çevre yapılara vasküler tedarik sağlar.

Supraskapular Arter (Arteria Suprascapularis):

Bu arter anterior skalen kas ve brakiyal pleksus üzerinde lateral olarak seyreder ve sonunda supraskapular çentiğe ulaşır. Supraspinatus ve infraspinatus kaslarının yanı sıra omuz eklemine de kan sağlar.

Enine Servikal Arter (Arteria Transversa Colli veya Arteria Transversa Cervicis):

Transvers servikal arter, yüzeysel ve derin dallara ayrılmadan önce genellikle klavikulaya paralel olarak uzanır. Yüzeysel dal trapezius kasını beslerken, derin dal (dorsal skapular arter olarak da bilinir) rhomboid kaslara ve levator skapulaya kan sağlar.

Anatomideki Varyasyonlar

Tiroservikal trunkus çeşitli anatomik varyasyonlar gösterebilir. En yaygın varyasyonlardan biri, doğrudan tiroservikal gövdeden çıkabilen dördüncü bir dalın, yükselen servikal arterin varlığını içerir. Bu arter tipik olarak prevertebral kasların ön yüzeyi boyunca yükselerek bu kasların yanı sıra omuriliği ve servikal vertebraları besler.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Klinik Önemi

Tiroservikal trunkus ve dallarının anatomisini anlamak, tiroidektomiler gibi boyunla ilgili ameliyatlarda bu damarların yanlışlıkla yaralanmasını önlemek için çok önemlidir. Dallanma paternindeki varyasyonlar, anatominin tam olarak anlaşılmaması durumunda yanlışlıkla arteriyel ponksiyonun meydana gelebileceği santral venöz kateterizasyon gibi prosedürler sırasında özellikle önemlidir.

Keşfi

Erken Anatomik Çalışmalar (16.-17. Yüzyıl):

Subklavian arter ve dalları da dahil olmak üzere boynun vasküler anatomisine ilişkin temel anlayış Rönesans döneminde gelişmeye başlamıştır. Andreas Vesalius ve William Harvey gibi anatomistler, tiroservikal trunkus gibi spesifik dalların ayrıntılı tanımları henüz tam olarak aydınlatılmamış olsa da, insan dolaşım sisteminin temel bilgilerine katkıda bulunmuşlardır.

18.-19. Yüzyıl:

Anatomik diseksiyon daha da geliştikçe, boynun detaylı vasküler anatomisi de yavaş yavaş tanımlanmaya başlandı. Tiroservikal gövde, dalları ile birlikte kadavra diseksiyonu çalışmaları ile tanımlandı. Bu dönemde John Hunter ve Antonio Scarpa gibi anatomistler vasküler anatomiye önemli katkılarda bulundu.

20. yüzyılın başları:

    Tiroservikal gövde ve varyasyonları tıp literatüründe daha resmi olarak tanımlandı. Anatomik metinler, bu yapının klinik önemini ortaya koyan ayrıntılı çizimler ve açıklamalar içermeye başladı.

    20. Yüzyılın Ortaları:

      Genellikle cerrahi anatomi bağlamında yapılan daha ileri çalışmalar, tiroservikal trunkusun anlaşılmasını geliştirdi. Anjiyografi gibi görüntüleme tekniklerinin ortaya çıkmasıyla birlikte, canlı hastalarda vasküler yapıların görüntülenmesi anatomik varyasyonların daha iyi anlaşılmasını sağladı.

      20. Yüzyılın Sonlarından Günümüze:

        Modern anatomik ve cerrahi literatür, tiroservikal gövdeyi ve dallarını, özellikle baş ve boyun cerrahisi olmak üzere cerrahi prosedürlerdeki önemine vurgu yaparak tutarlı bir şekilde tanımlamaktadır. Tıbbi görüntüleme ve cerrahi tekniklerdeki ilerlemeler, varyasyonlarına ve klinik önemine dair içgörüler sağlamaya devam etmiştir.

        İleri Okuma

        • Hollinshead, W. H. (1982). Anatomy for Surgeons: Volume 1, The Head and Neck. Harper & Row.
        • Standring, S. (2020). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (42nd ed.). Elsevier.
        • Testut, L., & Latarjet, A. (1959). Tratado de anatomía humana (Vol. 2). Salvat.
        • Bergman, R. A., Afifi, A. K., & Miyauchi, R. (1988). Compendium of Human Anatomic Variation: Text, Atlas, and World Literature. Urban & Schwarzenberg.
        • Tschabitscher, M. (1987). Anatomy of the Cervical Region. Springer-Verlag.

        Click here to display content from YouTube.
        Learn more in YouTube’s privacy policy.

        Tükürük bezi

        Latincede; Glandula salivatoria.

        Tükürük bezleri vücutta tükürük üreten ve ağız boşluğuna salgılayan ekzokrin bezlerdir. Tükürük salgısı otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilir.

        Snıflandırma

        Tükürük bezleri majör ve minör tükürük bezleri olarak ikiye ayrılır. Büyük tükürük bezleri (Glandulae salyatoriae majores) kendi sınırları olan bağımsız organlardır, küçük tükürük bezleri (Glandulae salyatoriae minores) ağız boşluğunun mukoza zarına gömülüdür.

        Hastalıklar

        Tükürük bezleri alanında aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilir:

        • Sialolithiasis (tükürük bezi konkresyonları)
        • Sialoadenitis (tükürük bezlerinin iltihabı)
        • siyaladenoz
        • Tükürük bezi tümörleri (sialoma)
          • pleomorfik adenom
          • Warthin tümörü
          • tükürük bezi karsinomu
            • Adenoid kistik karsinom

        Büyük ölçüde azaltılmış bir tükürük salgısı, bir ağız kuruluğuna (Kserostomi) yol açar.

        Click here to display content from YouTube.
        Learn more in YouTube’s privacy policy.

        Cartilago septi nasi

        Septum nazal kıkırdak, aynı zamanda quadrangular kıkırdak olarak da bilinir, hiyalin kıkırdaktan oluşan düz, dörtgen bir yapıdır ve nazal septumun kemik bileşenleriyle birlikte nazal boşluğu iki ayrı bölmeye ayırır. Bu kıkırdak, kenarlarına kıyasla merkezinde biraz daha incedir.

        Anatomik Bağlantılar:

        • Ön Kenar (Margo anterior): En kalın kısım, özellikle üstte, nazal kemiklerle bağlantı kurar ve lateral nazal kıkırdakların ön kenarlarıyla devam eder. Altta, lifli doku aracılığıyla majör alar kıkırdaklarının medial crurasına bağlanır.
        • Arka Kenar (Margo posterior): Etmoid kemiğin dik plakasıyla eklemlenir.
        • Alt Kenar (Margo inferior): Maksillaların vomer ve palatin çıkıntılarına bağlanır.

        Özellikle, septum kıkırdağı nazal septumun en alt kısmına kadar uzanmaz; bu bölge alar kıkırdaklarının medial crura’sı ve üstündeki deri tarafından oluşturulur.

        This content is available to members only. Please login or register to view this area.

        Fizyolojik İşlevleri

        Septal Kıkırdak (Kıkırdak Septi Nasi):

          • Fonksiyonlar:
            • Yapısal Destek: Dış buruna şekil ve destek sağlar, orta hat hizasını korur ve hava akışı düzenlemesine yardımcı olur.
            • Hava Akımı Düzenlemesi: Burun boşluğunun iki simetrik geçide bölünmesinde önemli bir rol oynar ve solunum sırasında verimli hava akışını kolaylaştırır.
            • Mukosiliyer Boşluk: Septal kıkırdağı kaplayan mukoza, solunan havanın nemlendirilmesine, ısıtılmasına ve filtrelenmesine yardımcı olur.
          • İlişkili Patolojiler:
            • Septal Deviasyon: Septal kıkırdağın bir tarafa doğru yer değiştirdiği, burun tıkanıklığına, solunum güçlüğüne veya kronik sinüzite yol açan yaygın bir durumdur.
            • Septal Perforasyon: Travma, enfeksiyon veya aşırı burun ameliyatı nedeniyle kıkırdakta oluşan ve nefes alma sırasında kabuklanma, kanama ve ıslık seslerine neden olabilen bir delik.

          Etmoid Kemiğin Dik Plakası:

            • İşlevleri:
              • Nazal septumun üst kemik kısmını oluşturarak burun boşluğunun bölünmesine ve yapısal stabilitesine katkıda bulunur.
              • Koku alma duyusu için kritik olan olfaktör epiteli destekler.
            • İlişkili Patolojiler:
              • Etmoidit: Etmoid kemiğin dik plağa kadar uzanabilen enfeksiyonu veya iltihabı, burun tıkanıklığı, baş ağrısı veya orbital komplikasyonlara neden olur.
              • Kırıklar: Travmatik kırıklar burun fonksiyonunu bozabilir ve beyin omurilik sıvısı sızıntısına yol açabilir.

            Vomer:

              • Fonksiyonları:
                • Nazal septumun inferior kemik bileşenini sağlayarak nazal yapının stabilitesine katkıda bulunur.
                • Septal kıkırdak ve perpendiküler plak için bir temel görevi görür.
              • İlişkili Patolojiler:
                • Vomer Kırıkları:** Nadirdir ancak septal instabilite ve obstrüksiyona yol açan şiddetli nazal travmalarda ortaya çıkabilir.
                • Konjenital Anomaliler: Vomerin anormal gelişimi septal deformitelere ve solunum sorunlarına neden olabilir.

              Maksiller Palatin Süreci:

                • Fonksiyonları:
                  • Ağız ve burun boşluklarını ayıran sert damağın bir parçasını oluşturur.
                  • Nazal septuma inferiorda yapısal destek sağlar.
                • İlişkili Patolojiler:
                  • Yarık Damak:** Palatin süreçlerin kaynaşmadığı, genellikle burun deformiteleri ve hava yolu tıkanıklığı ile ilişkili konjenital bir durumdur.
                  • Sinüzit: Maksiller sinüslerdeki enfeksiyonlar bölgede ağrı ve basınca neden olabilir.

                Lateral Nazal Kıkırdaklar:

                  • Fonksiyonları:
                    • Burun boşluğunun yan duvarlarına katkıda bulunur ve burun ucunu destekler.
                    • Nazal hava yollarının açıklığının korunmasına yardımcı olur.
                  • İlişkili Patolojiler:
                    • Nazal Valflerin Çökmesi:** Zayıflık veya çökme, özellikle inspirasyon sırasında burun tıkanıklığına yol açabilir.
                    • Travma:** Hasar, burun estetiğini ve işlevini etkileyerek deformiteye neden olabilir.

                  Alar Kıkırdaklar (Crura Medialis ve Crura Lateralis):

                    • Fonksiyonları:
                      • Burun deliklerine ve burun ucuna yapısal destek sağlar.
                      • Nazal pasajlara giren hava akışını kontrol etmeye yardımcı olur.
                    • İlişkili Patolojiler:
                      • Burun Ucu Deformitesi: Travma veya cerrahi komplikasyonlar burun ucunun şeklini ve işlevini etkileyebilir.
                      • Alar Parlama veya Çökme: Estetik kaygılara ve solunum bozukluğuna neden olabilir.

                    Nazal Septumun Anatomik Bileşenlerinin Fizyolojik İşlevleri

                    Septal Kıkırdak (Kıkırdak Septi Nasi):

                    • Fonksiyonlar:
                      • Yapısal Destek:** Dış buruna şekil ve destek sağlar, orta hat hizasını korur ve hava akışı düzenlemesine yardımcı olur.
                      • Hava Akımı Düzenlemesi: Burun boşluğunun iki simetrik geçide bölünmesinde önemli bir rol oynar ve solunum sırasında verimli hava akışını kolaylaştırır.
                      • Mukosiliyer Boşluk: Septal kıkırdağı kaplayan mukoza, solunan havanın nemlendirilmesine, ısıtılmasına ve filtrelenmesine yardımcı olur.
                    • İlişkili Patolojiler:
                      • Septal Deviasyon: Septal kıkırdağın bir tarafa doğru yer değiştirdiği, burun tıkanıklığına, solunum güçlüğüne veya kronik sinüzite yol açan yaygın bir durumdur.
                      • Septal Perforasyon: Travma, enfeksiyon veya aşırı burun ameliyatı nedeniyle kıkırdakta oluşan ve nefes alma sırasında kabuklanma, kanama ve ıslık seslerine neden olabilen bir delik.

                    Etmoid Kemiğin Dik Plakası:

                    • İşlevleri:
                      • Nazal septumun üst kemik kısmını oluşturarak burun boşluğunun bölünmesine ve yapısal stabilitesine katkıda bulunur.
                      • Koku alma duyusu için kritik olan olfaktör epiteli destekler.
                    • İlişkili Patolojiler:
                      • Etmoidit: Etmoid kemiğin dik plağa kadar uzanabilen enfeksiyonu veya iltihabı, burun tıkanıklığı, baş ağrısı veya orbital komplikasyonlara neden olur.
                      • Kırıklar: Travmatik kırıklar burun fonksiyonunu bozabilir ve beyin omurilik sıvısı sızıntısına yol açabilir.

                    Vomer:

                    • Fonksiyonları:
                      • Nazal septumun inferior kemik bileşenini sağlayarak nazal yapının stabilitesine katkıda bulunur.
                      • Septal kıkırdak ve perpendiküler plak için bir temel görevi görür.
                    • İlişkili Patolojiler:
                      • Vomer Kırıkları: Nadirdir ancak septal instabilite ve obstrüksiyona yol açan şiddetli nazal travmalarda ortaya çıkabilir.
                      • Konjenital Anomaliler: Vomerin anormal gelişimi septal deformitelere ve solunum sorunlarına neden olabilir.

                    Maksiller Palatin Süreci:

                    • Fonksiyonları:
                      • Ağız ve burun boşluklarını ayıran sert damağın bir parçasını oluşturur.
                      • Nazal septuma inferiorda yapısal destek sağlar.
                    • İlişkili Patolojiler:
                      • Yarık Damak:** Palatin süreçlerin kaynaşmadığı, genellikle burun deformiteleri ve hava yolu tıkanıklığı ile ilişkili konjenital bir durumdur.
                      • Sinüzit: Maksiller sinüslerdeki enfeksiyonlar bölgede ağrı ve basınca neden olabilir.

                    Lateral Nazal Kıkırdaklar:

                    • Fonksiyonları:
                      • Burun boşluğunun yan duvarlarına katkıda bulunur ve burun ucunu destekler.
                      • Nazal hava yollarının açıklığının korunmasına yardımcı olur.
                    • İlişkili Patolojiler:
                      • Nazal Valflerin Çökmesi: Zayıflık veya çökme, özellikle inspirasyon sırasında burun tıkanıklığına yol açabilir.
                      • Travma: Hasar, burun estetiğini ve işlevini etkileyerek deformiteye neden olabilir.

                    Alar Kıkırdaklar (Crura Medialis ve Crura Lateralis):

                    • Fonksiyonları:
                      • Burun deliklerine ve burun ucuna yapısal destek sağlar.
                      • Nazal pasajlara giren hava akışını kontrol etmeye yardımcı olur.
                    • İlişkili Patolojiler:
                      • Burun Ucu Deformitesi: Travma veya cerrahi komplikasyonlar burun ucunun şeklini ve işlevini etkileyebilir.
                      • Alar Parlama veya Çökme: Estetik kaygılara ve solunum bozukluğuna neden olabilir.

                    Genel Patofizyolojik Etkiler

                    • Obstrüktif Patolojiler:** Septal deviasyon veya nazal valf çökmesi gibi durumlar hava akışını bozarak solunum güçlüklerine, uyku apnesine veya horlamaya yol açabilir.
                    • İnflamatuar Bozukluklar:** Kronik rinit veya sinüzit, yapısal anormalliklerden kaynaklanabilir ve tekrarlayan enfeksiyonlara ve burun tıkanıklığına yol açabilir.
                    • Fonksiyonel Bozukluklar:** Nazal septumdaki hasar veya deformiteler koku almayı etkileyebilir ve zayıf oksijenasyon nedeniyle hipoksi veya yorgunluk gibi sistemik komplikasyonlara katkıda bulunabilir.

                    Keşif

                    Anatomik ve İşlevsel Keşifler

                    Antik Tıp Metinleri (~MÖ 400)

                      • Hipokrat ve diğer antik Yunan hekimleri, burun anatomisini ve solunumdaki rolünü ilk tanımlayanlar arasındaydı. Nazal septumu burnun yapısal bir bileşeni olarak kabul etmişlerdir.

                      Ortaçağ İslam Tıbbı (~10. Yüzyıl)

                        • İbn-i Sina’nın Tıp Kanunu, septumun hava akışını ayırma ve koku almaya yardımcı olma rolü de dahil olmak üzere burun anatomisini daha ayrıntılı olarak tanımlamıştır.

                        Rönesans Anatomik Çalışmaları (15.-16. Yüzyıl)

                          • Andreas Vesalius’un De humani corporis fabrica (1543) adlı eseri, nazal septumun kıkırdak ve kemik bileşenleri de dahil olmak üzere nazal anatominin daha doğru tasvirlerini sağlamıştır.

                          Patoloji Tanıma

                          19. Yüzyıl: Nazal Septal Deviasyonların Tanınması

                            • Nazal septal deviasyonlar ilk kez sistematik olarak burun tıkanıklığının ve buna bağlı solunum sorunlarının bir nedeni olarak tanımlanmıştır.
                            • Erken cerrahi girişimler, öncelikle temel rezeksiyonlar yoluyla ciddi septal deviasyonları düzeltmek için yapılmıştır.

                            1882: Freer’in Septoplastisi

                              • Dr. Otto Freer, yapısal destek için septal kıkırdağın korunmasını vurgulayarak modern septoplasti tekniklerine öncülük etmiştir.

                              1899: Killian’ın Submüköz Rezeksiyonu

                                • Gustav Killian, mukozal bütünlüğü korurken daha hassas düzeltmeye izin vererek septal cerrahide devrim yaratan submuköz rezeksiyon (SMR) tekniğini tanıttı.

                                Cerrahi Yenilikler

                                20. Yüzyılın Ortaları: Fonksiyonel Septoplasti

                                  • Odak noktası yalnızca septal deformiteleri düzeltmekten nazal hava akışını optimize etmeye ve yapısal bütünlüğü korumaya kaydırıldı.
                                  • Hem anterior hem de posterior septal deviasyonları ele almak için teknikler geliştirildi.

                                  1970’lar: Endoskopik Burun Cerrahisi

                                    • Nazal endoskopinin kullanıma girmesi, septal deviasyonların ve ilişkili patolojilerin daha iyi görüntülenmesini sağlayarak tanısal ve cerrahi sonuçları iyileştirmiştir.

                                    1990’lar: Nazal Rekonstrüksiyon ve Kozmetik Septorinoplasti

                                      • Septoplastideki gelişmeler kozmetik ve fonksiyonel yönleri birleştirerek estetik ve solunumla ilgili kaygılar için septorinoplastinin gelişmesine yol açmıştır.

                                      Son Gelişmeler

                                      2010’lar: Minimal İnvaziv ve 3D Planlama Teknikleri

                                      • Minimal invaziv cerrahi tekniklerin kullanılması, hastalar için travma ve iyileşme sürelerini azalttı.
                                      • 3D görüntüleme ve baskı, cerrahların prosedürleri daha doğru bir şekilde planlamasına ve simüle etmesine olanak sağladı.

                                      Kıkırdak Rejenerasyonu Üzerine Biyolojik Araştırma

                                      • Kıkırdak doku mühendisliği üzerine devam eden araştırmalar, kök hücreler veya sentetik iskeleler kullanılarak septal kıkırdağın yenilenmesi için yollar açmıştır.

                                      2020’lar: Kişiselleştirilmiş Tıpta Nazal Septum

                                      • Hesaplamalı akışkanlar dinamiğindeki (CFD) yenilikler, nazal hava akışının kişiselleştirilmiş analizlerini mümkün kılarak cerrahi müdahalelerin bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanmasını sağlamıştır.

                                        Septal Perforasyonların Erken Tanınması

                                        • Başlangıçta izole defektler olarak yanlış anlaşılan septal perforasyonlar daha sonra sistemik hastalıklar (örn. polianjiitisli granülomatozis) ve travma ile ilişkilendirilmiştir.

                                        Nazal Septumun Uyku Apnesindeki Rolünün Belirlenmesi

                                        • Nazal septumdaki sapmalar ve çökmelerin obstrüktif uyku apnesine önemli katkıda bulunan faktörler olarak tanımlanması, burun ameliyatlarının daha geniş uyku bozukluğu tedavileriyle bütünleştirilmesine yol açmıştır.

                                        Psikososyal Etkinin Tanınması

                                        • Septal deformitelerin estetik ve psikolojik etkileri konusunda artan farkındalık, burun sağlığına fonksiyonel ve kozmetik hususları birleştiren bütünsel bir yaklaşım getirmiştir.

                                          Gelecekteki Yönelimler

                                          • Septal düzeltme için robotik cerrahi alanındaki gelişmeler.
                                          • Burun rekonstrüksiyonu için biyomühendislik implantlarında ilerleme.
                                          • Yapay zeka ve makine öğrenimi entegrasyonu yoluyla nazal hava akışı dinamiklerinin daha iyi anlaşılması.

                                          İleri Okuma
                                          • Freer, O. T. (1902). The Correction of Deflections of the Nasal Septum: With a Description of a New Operative Method. Journal of the American Medical Association, 38(10), 636–642.
                                          • Killian, G. (1904). The Submucous Window Resection of the Nasal Septum. Annals of Otology, Rhinology & Laryngology, 13(3), 363–374.
                                          • Cottle, M. H. (1958). Concepts of Nasal Physiology as Related to Corrective Nasal Surgery. Archives of Otolaryngology, 68(3), 301–314.
                                          • Mladina, R., & Čujić, E. (1993). Nasal Septum Deformities and Their Influence on the Development and Pathogenesis of Sinusitis. Acta Oto-Laryngologica, 113(4), 565–567.
                                          • Smith, T. L., & Pasha, R. (2003). The Role of Septoplasty in Treating Obstructive Sleep Apnea. Otolaryngologic Clinics of North America, 36(3), 419–431.
                                          • Leong, S. C., & Eccles, R. (2009). A Systematic Review of the Surgical Management of Nasal Valve Collapse. The Laryngoscope, 119(7), 1281–1290.
                                          • Saladin, K. S. (2012). Anatomy & Physiology: The Unity of Form and Function. McGraw-Hill.
                                          • Konstantinidis, I., et al. (2013). Long-Term Outcomes in Endoscopic Septoplasty with Preserved Mucosal Flaps. American Journal of Rhinology & Allergy, 27(5), 416–420.
                                          • Garcia, G. J., & Kimbell, J. S. (2015). Computational Fluid Dynamics Modeling of Nasal Airflow. Archives of Otolaryngology–Head & Neck Surgery, 141(5), 377–385.
                                          • Most, S. P., et al. (2017). Advances in Nasal Reconstruction and Functional Septorhinoplasty. Facial Plastic Surgery Clinics of North America, 25(2), 145–161.
                                          • Tasch, C., et al. (2020). Tissue Engineering Approaches for Nasal Septal Cartilage Regeneration. Annals of Biomedical Engineering, 48(4), 1000–1013.
                                          • “Nasal septum.” (2023). Wikipedia. Retrieved from https://en.wikipedia.org/wiki/Nasal_septum
                                          • “Septal nasal cartilage.” (2023). Wikipedia. Retrieved from https://en.wikipedia.org/wiki/Septal_nasal_cartilage

                                          Click here to display content from YouTube.
                                          Learn more in YouTube’s privacy policy.

                                          Click here to display content from YouTube.
                                          Learn more in YouTube’s privacy policy.

                                          Canalis pyloricus

                                          Pars pylorica ventriculi’nin (mide çıkışı) uç kısmıdır ve pilorik ostiyum yoluyla duodenuma bağlantı noktasıdır.

                                          Anatomi

                                          • Aynı zamanda pars pylorica ventriculi’ye ait olan antrum pilorikuma bağlanır.
                                          • Uzunluk yaklaşık 3 cm’dir.
                                          • Biraz daha küçük çapı nedeniyle, hamal kanalı mide çıkışında belirli bir daralmadır.
                                          • Aboral uçta, mideyi pilor ağzında duodenuma doğru kapatan kalınlaşmış dairesel bir kas (musculus sfinkter pilori) vardır. Bu dairesel kas, pilor olarak da bilinir.

                                          Click here to display content from YouTube.
                                          Learn more in YouTube’s privacy policy.

                                          Arteria brachialis

                                          Brakiyal arter (arteria brachialis), üst ekstremitede bulunan ve kola, ön kola ve ele oksijenli kan sağlayan büyük bir atardamar damarıdır. Aksiler arter‘in devamı niteliğindedir ve teres major kasının tendonunun alt kenarında adını değiştirir. Atardamar kol boyunca uzanır ve kübital fossada terminal dallara ayrılır.


                                          Anatomi ve Seyri

                                          Köken: Brakiyal arter, teres major kasının alt kenarındaki aksiler arter‘den kaynaklanır.

                                          Yol:

                                          • Proksimal Yol: Humerusun medial yönü boyunca, sulcus bicipitalis medialis içinde ilerler. Biceps brachii kasının derinlerinde yer alır ve atardamarı üst kısmından geçen median sinir ile yakından ilişkilidir.
                                          • Distal Yol: Kübital fossaya yaklaşırken bicipital aponevrozun altından geçer. Kübital fossada iki terminal dalına ayrılır:
                                          • Radyal arter (arteria radialis).
                                          • Ulnar arter (arteria ulnaris).

                                          Kubital Fossa Kesiti: Kübital fossa içindeki atardamarın kısa segmenti bazen kübital arter olarak adlandırılır.


                                            Dallar

                                            Brakiyal arter, kol, ön kol ve bitişik yapıları besleyen birkaç önemli dal verir:

                                            Ana Terminal Dallar:

                                            • Radyal Arter: Ön kolun ve elin lateral kısmını besler.
                                            • Ulnar Arter: Medial ön kolu ve eli besler.

                                            İkincil Dallar:

                                            • Arteria profunda brachii (derin brachial arter): Posterior olarak ilerler, triceps brachii’yi besler ve dirseğin kollateral dolaşımına katkıda bulunur.
                                            • Arteria collateralis ulnaris superior: Proksimal olarak ortaya çıkar ve dirseğin periartiküler ağına katkıda bulunur.
                                            • Arteria collateralis ulnaris inferior: Distal olarak ortaya çıkar ve ayrıca dirseğin kollateral dolaşımına katılır.

                                            Ek Küçük Dallar:

                                            • Koldaki kasları, periosteumu ve diğer bitişik alanları besler.

                                            Anatomik Varyasyonlar

                                            Yüzeysel Brakiyal Arter:

                                            • İkinci bir yüzeysel brakiyal arter anatomik bir varyasyon olarak gelişebilir.
                                            • Köken: Genellikle aksiller arterden dallanır ve kol boyunca yüzeysel olarak ilerler.
                                            • Klinik Önemi: Yüzeysel konumu, kan örneklemesi veya intra-arteriyel enjeksiyonlar gibi işlemler sırasında hasara uğramasına neden olur.

                                            Yüksek Çatallanma:

                                            • Bazı bireylerde, brakiyal arter normalden daha yüksek bir şekilde çatallanır ve radyal ve ulnar arterlerin atipik bir seyrine yol açar.

                                            Klinik Önemi

                                            Travma ve Kompresyon:

                                            • Brakiyal arter humerus‘a yakın yer alır ve üst kol kırıklarında savunmasızdır, bu da distal ekstremiteye kan akışını tehlikeye atabilir.
                                            • Ancak, kemiğe yakınlığı distal yaralanmalarda kanamayı kontrol etmek için etkili kompresyona da olanak tanır.

                                            Nabız Palpasyonu:

                                            • Brakiyal arterin nabzı biceps brachii’nin ulnar sınırı boyunca palpe edilebilir. Bu klinik olarak şunlar için önemlidir:
                                            • Kan basıncını ölçmek (genellikle bir sfigmomanometre kullanılarak).
                                            • Üst ekstremiteye kan akışını değerlendirmek.

                                            Vasküler Erişim ve Prosedürler:

                                            • Brakiyal arter bazen tıbbi prosedürlerde arter kanülasyonu için kullanılır.
                                            • Yüzeysel brakiyal arter gibi anatomik varyasyonlar, venipunktur veya intravenöz ilaç uygulaması sırasında kazara arteriyel ponksiyon riskini artırır.

                                            İskemik Komplikasyonlar:

                                            • Brakiyal arterde tıkanıklık veya travma, ön kol ve elde iskemiye yol açabilir ve distal ekstremite perfüzyonunun sürdürülmesindeki önemini vurgular.

                                            Kolateral Dolaşım:

                                            • Arteriyel tıkanıklık durumlarında, profunda brachii ve kolateral arterler gibi brakiyal arterin dalları, özellikle dirsek çevresinde anastomotik ağlara katkıda bulunur.

                                            Keşif

                                            Antik Anatomik Çalışmalar (MÖ 4. Yüzyıl)

                                            • Brakiyal arter de dahil olmak üzere kan damarlarının ilk tanımları Hipokrat ve Aristoteles tarafından yapılmıştır. Bu çalışmalar, atardamarlar ve toplardamarlar arasındaki ayrım belirsiz olmasına rağmen, vasküler anatomi hakkında temel bir anlayış sağlamıştır.

                                            Atardamarların Kan Taşıyan Damarlar Olarak Keşfi (MS 2. Yüzyıl)

                                            • Ünlü bir Romalı hekim olan Bergama’lı Galen, atardamarları hava yerine “yaşamsal ruhlar” taşıyan damarlar olarak tanımlamıştır. Çalışmaları, üst ekstremite damar sistemi de dahil olmak üzere atardamar sistemini anlamak için temel oluşturmuştur.

                                            Rönesans Dönemi ve Anatomik Diseksiyonlar (15.-16. Yüzyıl)

                                            • Andreas Vesalius, çığır açan eseri De humani corporis fabrica (1543)’da, brakiyal arter ve dalları da dahil olmak üzere insan atardamar sisteminin ayrıntılı açıklamalarını ve çizimlerini sunmuştur. Bu, sistematik ve bilimsel anatomik çalışmalara geçişi işaret etmiştir.

                                            Brakiyal Arter Varyasyonlarının Tanınması (17. Yüzyıl)

                                            • William Harvey ve Giovanni Battista Morgagni gibi anatomistler, yüksek çatallanmalar ve yüzeysel brakiyal arterlerin varlığı da dahil olmak üzere atardamar anatomisinde varyasyonlar gözlemlemiştir.

                                            Kolateral Dolaşımın Keşfi (18. Yüzyıl)

                                            • William Hunter ve daha sonra John Hunter dirsek çevresindeki kolateral dolaşımın rolünü ve atardamar tıkanıklığı vakalarındaki önemini incelemişlerdir. Çalışmaları brakiyal arterin vasküler ağlara katkılarını vurguladı.

                                            Nabız Palpasyonu ve Kan Basıncı Ölçümünün Tanıtılması (19. Yüzyıl)

                                            • Brakiyal arter, dolaşımı değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan nabız palpasyonu için birincil yer haline geldi.
                                              1. yüzyılın sonlarında Scipione Riva-Rocci sfigmomanometreyi geliştirerek brakiyal arteri kan basıncını ölçmek için standart yer olarak belirledi.

                                            Arteriyel Kanülasyon Tekniklerinin Geliştirilmesi (20. Yüzyıl)

                                            • Vasküler cerrahi ve kateterizasyondaki gelişmeler brakiyal arteri tanı ve tedavi prosedürleri için bir erişim noktası olarak vurguladı.
                                              1. yüzyılın ortalarında brakiyal arter, anjiyografide ve kan gazı analizi için arteriyel kanülasyonda kullanıldı.

                                            Modern Görüntüleme ve Cerrahi Teknikleri (21. Yüzyıl)

                                            • Ultrason, BT anjiyografi ve MRI gibi yüksek çözünürlüklü görüntüleme teknolojileri, brakiyal arterin ve dallarının ayrıntılı olarak görüntülenmesine olanak sağlamıştır.
                                            • Gelişmiş cerrahi ve endovasküler teknikler artık brakiyal arter yaralanmalarının ve anevrizmalarının hassas bir şekilde yönetilmesini sağlamaktadır.

                                            Varyasyonları ve Klinik Önemlerini Anlamak (Devam Ediyor)

                                            • Yüzeysel brakiyal arter de dahil olmak üzere anatomik varyasyonlar üzerine yapılan son çalışmalar, bunların vasküler prosedürler ve travma yönetimi için çıkarımlarına dair içgörüler sağlamıştır.


                                            İleri Okuma
                                            1. Standring, S. (2020). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (42nd ed.). Elsevier.
                                            2. Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2018). Clinically Oriented Anatomy (8th ed.). Wolters Kluwer.
                                            3. Sinnatamby, C. S. (2011). Last’s Anatomy: Regional and Applied (12th ed.). Elsevier.
                                            4. Hollinshead, W. H. (1982). Anatomy for Surgeons: Volume 3: The Back and Limbs. Harper & Row.

                                            Click here to display content from YouTube.
                                            Learn more in YouTube’s privacy policy.

                                            Click here to display content from YouTube.
                                            Learn more in YouTube’s privacy policy.

                                            Click here to display content from YouTube.
                                            Learn more in YouTube’s privacy policy.

                                            Radiatio thalami

                                            • Radiatio: Latince kökenli bir terim olup “ışın, radyasyon, yayılma” anlamına gelir. Latince “radiare” (ışın gibi yayılmak) fiilinden türemiştir.
                                            • Thalami: Latince “thalamus” kelimesinin çoğul/genitif halidir; Antik Yunanca “θάλαμος” (thálamos) kökünden gelir ve “oda, iç odacık, yatak odası” anlamındadır. Nöroanatomide ise beynin merkezinde yer alan, önemli bir çekirdek grubu olan talamusu ifade eder.


                                            Tanım ve Genel Özellikler

                                            • Talamusun çekirdeklerinden çıkan projeksiyon lifleri, özellikle ön kol (anterior limb) veya iç kapsülün (capsula interna) arka kolunun alt bölümü olan retrolentiform kısım aracılığıyla serebral kortekse ulaşır.
                                            • Bu bağlantılar hem artan (afferent) hem de azalan (efferent) yönlerde işlev görebilir.
                                            • Liflerin büyük bir bölümü, özellikle koku yolu dışında kalan neredeyse tüm afferentler, talamik radyasyonlar üzerinden serebral kortekse iletilir.

                                            Anatomik Özellikler

                                            • Radiatio thalami’nin lifleri, capsula interna boyunca birbirine çok yakın olarak seyretmekte ve ardından serebral korteksin geniş bir alanına yayılmaktadır.
                                            • Projeksiyon lifleri, genellikle beyaz cevher yolakları arasında en geniş dağılıma sahip olanlardandır.

                                            Talamik Radyasyonların Sınıflandırılması

                                            1. Radiatio Thalami Anterior (Ön Talamik Sap)
                                              • Talamusun ön çekirdeklerinden çıkar.
                                              • Lifler frontal loba (ön lob) projekte olur.
                                            2. Radiatio Thalami Posterior (Arka Talamik Sap)
                                              • Talamusun arka çekirdeklerinden köken alır.
                                              • Lifler oksipital loba (arka lob/görme korteksi) projekte olur.
                                            3. Radiatio Thalami Centralis (Üst Talamik Sap)
                                              • Talamusun merkezi çekirdeklerinden çıkar.
                                              • Lifler parietal loba (üst yan lob) uzanır.
                                            4. Radiatio Thalami Inferior (Alt Talamik Sap)
                                              • Talamusun alt çekirdeklerinden köken alır.
                                              • Lifler temporal loba (alt yan lob) yönelir.

                                            Fonksiyonel Özellikler ve Klinik Relevans

                                            • Talamik radyasyonlar, duyusal ve motor bilginin serebral kortekse taşınmasında anahtar rol oynar.
                                            • Farklı talamik sapların lezyonları, ilgili serebral lobun fonksiyonel alanlarında çeşitli nörolojik bozukluklara neden olabilir.
                                            • Özellikle capsula internanın vasküler lezyonları, talamo-kortikal projeksiyonları etkileyerek ciddi nörolojik defisitlere yol açabilir.

                                            İleri Okuma
                                            1. Charlton T. Lewis, Charles Short (1879). A Latin Dictionary. Oxford: Clarendon Press, p. 1533 (“radiatio”), p. 1829 (“thalamus”).
                                            2. Dejerine, J., & Dejerine-Klumpke, A. (1895). Anatomie des centres nerveux. Paris: Rueff.
                                            3. Liddell, H.G., & Scott, R. (1940). A Greek-English Lexicon. Oxford: Clarendon Press, p. 788 (“θάλαμος”).
                                            4. Crosby, E.C., Humphrey, T., & Lauer, E.W. (1962). Correlative Anatomy of the Nervous System. New York: Macmillan.
                                            5. Carpenter, M.B. (1976). Core Text of Neuroanatomy. Baltimore: Williams & Wilkins, 2nd edition, pp. 160-171.
                                            6. Nieuwenhuys, R., Voogd, J., & van Huijzen, C. (1988). The Human Central Nervous System: A Synopsis and Atlas. Berlin: Springer-Verlag, 3rd edition, pp. 388-392.
                                            7. Morel, A., Magnin, M., & Jeanmonod, D. (1997). Multiarchitectonic and stereotactic atlas of the human thalamus. Journal of Comparative Neurology, 387(4), 588-630.
                                            8. Stedman, T.L. (2000). Stedman’s Medical Dictionary. Philadelphia: Lippincott Williams & Wilkins, 27th edition, p. 1586.
                                            9. Schmahmann, J.D. (2003). Vascular syndromes of the thalamus. Stroke, 34(9), 2264-2278.
                                            10. Parent, A., & Carpenter, M.B. (2012). Carpenter’s Human Neuroanatomy. Philadelphia: Wolters Kluwer Health/Lippincott Williams & Wilkins, 9th edition, pp. 433-440.


                                            Click here to display content from YouTube.
                                            Learn more in YouTube’s privacy policy.