Esomeprazol

Esomeprazol, mide asidi oluşumunu engelleyen proton pompası inhibitörleri grubundan bir etkin maddedir. Diğer şeylerin yanı sıra, mide ve bağırsaklardaki ülserlerde, mide yanıklarında, asit yetersizliğinde ve mide koruyucusu olarak kullanılır. Esomeprazol, omeprazolün (Antramups®) biyoyararlanımı daha yüksek olan S-enantiyomeridir. Ana maddeden klinik olarak anlamlı bir şekilde farklı olup olmadığı tartışmalıdır. Esomeprazol, omeprazolden daha yüksek dozda kullanılır. En yaygın yan etkiler baş ağrısı ve sindirim rahatsızlığıdır.

Ürünler

Esomeprazol tabletler, film kaplı tabletler, oral süspansiyon hazırlamak için granüller ve enjeksiyon preparatı (Nexium®, jenerik) şeklinde mevcuttur. 2000 yılından beri lisanslıdır. Jenerik ilaçlar 2012 yılında piyasaya çıkmıştır.

Sabit kombinasyonlar:

Naproksen ve esomeprazol (Vimovo®, 2011).
Asetilsalisilik asit ve esomeprazol (Axanum®, 2012), piyasada bulunmamaktadır.

Kimyasal

Yapısı ve özellikleri

Esomeprazol (C17H19N3O3S, Mr = 345.4 g/mol) omeprazolün S-enantiyomeridir ve tıbbi üründe, örneğin suda az çözünen beyaz bir toz olan magnezyum esomeprazol trihidrat olarak bulunur. Jenerik ilaçlarda dihidrat olarak da bulunur.

Etkileri

Esomeprazol, gastrik adacık hücrelerindeki proton pompasını (H+/K+-ATPaz) geri dönüşümsüz olarak inhibe ederek gastrik asit salgılanmasını azaltır. Mide lümeninde lokal olarak etki göstermez, ancak bağırsakta emilir ve sistemik dolaşım yoluyla mide hücrelerine ulaşır.

Esomeprazol bir ön ilaçtır ve sadece gastrointestinal hücrelerin kanaliküllerinde asitten aktif formuna dönüştürülür, bu da proton pompasına kovalent olarak bağlanır ve böylece onu inhibe eder. Esomeprazol asit-labildir ve enterik kaplı dozaj formlarında uygulanmalıdır.

Esomeprazol, CYP2C19 tarafından daha az metabolize edildiği için R-omeprazole göre daha yüksek biyoyararlanıma sahiptir. Biyotransformasyon stereoselektiftir. Üreticiye göre, daha yüksek EAA nedeniyle pH’ı omeprazolden daha güçlü ve daha uzun süre düşürür ve klinik olarak daha etkilidir. Bununla birlikte, her iki aktif madde de vazokonstriktör hücrede eşdeğerdir. Bu nedenle farklılıklar sadece farmakokinetiktir.

Esomeprazolün omeprazolden (Antramumps®, jenerik ilaçlar) klinik olarak anlamlı bir farkının olup olmadığı tartışmalıdır. Esomeprazol muhtemelen ilk etapta omeprazolün patent süresi dolduğu için ticari nedenlerle piyasaya sürülmüştür. Esomeprazol hala patentli olabilir.

Endikasyonlar

Endikasyonları arasında mide yanması ve asit regürjitasyonu gibi reflü semptomları, reflü özofajit, GÖRH, gastroproteksiyon, Helicobacter pylori eradikasyonu ve ülser hastalığı yer alır.

Ürün bilgilerine göre dozajlanır. Yetişkinlerde normal günlük doz 20-80 mg’dır. Endikasyona bağlı olarak 160 mg’a kadar artırılabilir. Esomeprazol, omeprazolden daha yüksek dozda kullanılır.

Kontrendikasyonlar

  • Aşırı Duyarlılık

Tüm önlemler ürün bilgi broşüründe bulunabilir.

Etkileşimler

Mide pH’ının yükseltilmesi diğer tıbbi ürünlerin farmakokinetiğini etkileyebilir. Esomeprazol CYP2C19 tarafından metabolize edilir ve bu enzimi inhibe eder. Ek olarak, CYP3A4 biyotransformasyonda rol oynar.

Olumsuz etkiler

En yaygın yan etkiler arasında baş ağrısı, karın ağrısı, kabızlık, ishal, şişkinlik, bulantı ve kusma gibi sindirim semptomları yer almaktadır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tarih

Esomeprazol, gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH), ülserler ve çok fazla mide asidi içeren diğer durumları tedavi etmek için kullanılan bir proton pompası inhibitörüdür (PPI). İlk olarak 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanım için onaylanmıştır.

Esomeprazol, kullanımı onaylanan ilk PPI olan omeprazolün S-enantiyomeridir. Omeprazol, R- ve S-enantiyomerleri olmak üzere iki enantiyomerin rasemik bir karışımıdır. S-enantiyomeri R-enantiyomerinden daha güçlüdür ve esomeprazol saf S-enantiyomeridir.

Esomeprazol, İsveçli bir ilaç şirketi olan AstraZeneca tarafından geliştirilmiştir. Şirket 1990’ların başında esomeprazol üzerine araştırmalara başlamış ve 1995 yılında Avrupa’da kullanımı onaylanmıştır. Esomeprazol 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanım için onaylanmıştır.

İşte esomeprazolün tarihçesi hakkında bazı ek bilgiler:

1989 yılında AstraZeneca esomeprazol için bir patent başvurusunda bulundu.
1995 yılında esomeprazol Avrupa’da kullanım için onaylanmıştır.
2001 yılında, esomeprazol Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanım için onaylanmıştır.
2005 yılında AstraZeneca, esomeprazolün markalı versiyonu olan Nexium’u piyasaya sürdü.
2008 yılında, esomeprazol Amerika Birleşik Devletleri’nde en çok satan reçeteli ilaç haline geldi.
2014 yılında AstraZeneca’nın esomeprazol patentinin süresi doldu ve ilacın jenerik versiyonları piyasaya sürüldü.

Zonisamid

Zonisamid, epilepsi hastalarında sekonder jeneralizasyonla birlikte olan veya olmayan fokal nöbetlerin tedavisinde kullanılan antiepileptik grupta bir antikonvülsan ajandır. Etkiler, voltaja bağlı sodyum ve kalsiyum kanalları ile etkileşime bağlanmaktadır. Kapsüller günde bir veya iki kez alınır. En yaygın olası yan etkiler arasında bikarbonat seviyelerinin düşmesi, baş ağrısı, iştahsızlık ve kilo kaybı yer alır. Zonisamid bir sülfonamiddir ve bu nedenle aşırı duyarlılık reaksiyonlarına neden olabilir. Ayrıca karbonik anhidrazı inhibe ederek daha fazla yan etkiye neden olabilir.

Ürünler

Zonisamid ticari olarak kapsül şeklinde mevcuttur (Zonegran®, jenerik). 2006 yılından beri onaylanmıştır.

Kimyasal

Yapısı ve özellikleri
Zonisamid (C8H8N2O3S, Mr = 212,2 g/mol) bir benzisoksazol türevi ve bir sülfonamiddir. Suda çözünebilen beyaz bir toz olarak bulunur.

Etkileri

Zonisamid (ATC N03AX15 dış bağlantı) antikonvülsan ve antiepileptik özelliklere sahiptir. Etkiler voltaj kapılı sodyum ve kalyum kanalları ile etkileşimden kaynaklanmaktadır. Zonisamid 60 saat gibi uzun bir yarılanma ömrüne sahiptir. Zonisamid ayrıca karbonik anhidraz enzimini inhibe eder ve bu da yan etkilere neden olabilir.

Endikasyonlar

Epilepsi hastalarında sekonder jeneralizasyon ile birlikte olan veya olmayan fokal nöbetlerin tedavisi için.

Ürün bilgilerine göre dozajlanır. Kapsüller yemeklerden bağımsız olarak günde bir veya iki kez alınır. Tedaviye kademeli olarak başlanır.

Kontrendikasyonlar

  • Sülfonamidlere karşı da aşırı duyarlılık
  • Böbrek yetmezliği
  • Karaciğer fonksiyon bozukluğu
  • Karbonik anhidraz inhibitörleri almak

Tüm önlemler için ilaç bilgi formuna bakınız.

Etkileşimler

Zonisamid, CYP3A4’ün bir substratıdır.

Olumsuz etkiler

En yaygın olası yan etkiler arasında bikarbonat seviyelerinde azalma, baş ağrısı, iştahsızlık ve kilo kaybı yer alır. Sülfonamidler, bazıları ciddi olan aşırı duyarlılık reaksiyonlarına neden olabilir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Propranolol


Propranolol’ün etimolojisi kimyasal terimlerin birleşiminden kaynaklanmaktadır. Adı “(iso)pro(pyl)” den türetilmiştir. + “pr(op)anol” + “-ol”[1][3]. Bu yapı, bileşiğin kimyasal yapısını ve özelliklerini yansıtır:

  1. “(iso)pro(pyl)” moleküldeki izopropil grubunu ifade eder.
  2. “pr(op)anol” propandan gelir ve bir propil grubunun varlığını gösterir.
  3. “-ol” organik kimyada bir alkol grubunu ifade eden yaygın bir son ektir.

İlaç 1960’larda İskoç bilim adamı James W. Black tarafından geliştirilmiştir. İlk olarak 1965 yılında Inderal markası altında pazarlanmıştır ve bu marka, öncülü olan pronethalol’ün ticari adı olan “Alderlin ”in yarı anagramıdır. Her iki isim de bu ilaçların ilk geliştirildiği ICI merkezi olan Alderley Park’a saygı duruşu niteliğindedir.


Ticari adlar: Dideral, Inderal.

Sınıflandırma ve Etki Mekanizması:

  • Seçici olmayan beta bloker hem β1 (kardiyak) hem de β2 (pulmoner, vasküler) adrenerjik reseptörlerini inhibe eder.
  • Lipofilik, kan-beyin bariyerinin penetrasyonunu sağlayarak merkezi sinir sistemi (CNS) etkilerine katkıda bulunur.

Terapötik Kullanımlar:

  • PTSD: Hiperarousal semptomlarını yönetir.
  • Kardiyovasküler:
  • Hipertansiyon: Kardiyak çıktıyı azaltarak kan basıncını düşürür.
  • Angina Pektoris: Miyokardiyal oksijen ihtiyacını düşürür.
  • Aritmiler: Kalp ritmini dengeler (örn. atriyal fibrilasyon).
  • Miyokard Enfarktüsü Profilaksisi: Kalp krizi sonrası mortaliteyi azaltır.
  • Hipertrofik Kardiyomiyopati: Kardiyak iş yükünü azaltarak semptomları hafifletir.
  • Feokromositom: Katekolamin etkilerini yönetmek için alfa blokerlerle birlikte kullanılır.

Nörolojik/Diğer:

  • Migren Profilaksisi: Mekanizması belirsizdir; vasküler stabilizasyon veya MSS etkilerini içerebilir.
  • Esansiyel Tremor: MSS etkisiyle titreme şiddetini azaltır.
  • Anksiyete Bozuklukları: Özellikle performans kaygısı, fiziksel semptomları (taşikardi, titreme) hafifletir.
  • Hipertiroidizm: Taşikardi gibi semptomları kontrol eder.

Farmakoloji

1965’ten beri lisanslı olan propranolol’ün birincil mekanizması, başta beta1 ve beta2 olmak üzere adrenerjik beta reseptörlerindeki antagonizmayı içerir. Bu etki, kalp atış hızında, miyokard kontraktilitesinde ve kan basıncında bir azalmaya neden olur ve bu da onu hipertansiyon, anjina pektoris ve kardiyak aritmiler gibi durumların tedavisinde temel hale getirir. Üstelik, faydası migrenlerin profilaktik tedavisine, esansiyel tremorun yönetimine ve hatta akut somatik şikayetler ve taşikardi ile karakterize edilen bazı anksiyete vakalarına kadar uzanır.

Doz

Propranolol, tabletler, sürekli salımlı kapsüller ve solüsyonlar dahil olmak üzere çeşitli formülasyonlarda, spesifik endikasyona ve hasta ihtiyaçlarına bağlı olarak dozaj ve sıklığa göre oral olarak uygulanır. İlaç iyi emilir ve kapsamlı bir ilk geçiş metabolizmasına maruz kalır ve terapötik etkilerine katkıda bulunan aktif metabolitler üretir. Propranololün tipik yarı ömrü 3 ila 6 saat arasında değişir ve sürekli etki için birden fazla günlük dozaj gerektirir.

Yan etkileri ve Kontrendikasyon

Yaygın kullanımına ve faydalarına rağmen propranololün potansiyel yan etkileri veya kontrendikasyonları da vardır. Yaygın yan etkiler arasında yorgunluk, uyku bozuklukları, kabuslar, bradikardi, ekstremitelerde soğukluk ve gastrointestinal rahatsızlıklar yer alır. Bronşiyal astım, ciddi bradikardi ve bazı metabolik bozuklukları olan kişilerde kontrendikedir. Tüm ilaçlarda olduğu gibi, hastaların ve sağlık hizmeti sağlayıcılarının propranolol reçete ederken tüm olası ilaç etkileşimlerini ve bireysel hasta faktörlerini dikkate alması önemlidir.

Kontrendikasyonlar ve Önlemler:

  • Mutlak: Astım, şiddetli bradikardi, kardiyojenik şok.
  • Göreceli: Diyabet, karaciğer yetmezliği (doz ayarlaması gerekir), gebelik (Kategori C).

İlaç Etkileşimleri:

  • CYP İnhibitörleri (örn. simetidin) plazma seviyelerini artırır.
  • CYP İndükleyicileri (örn. rifampin) etkinliği azaltır.
  • **Antihipertansifler veya alkol ile *Sinerjistik Hipotansiyon*.

Özel Hususlar:

  • Gebelik/Emzirme: Dikkatli kullanın; olası fetal/neonatal etkiler.
  • Yaşlılar: Artan duyarlılık; daha düşük dozlar önerilir. – Doz Aşımı Yönetimi: Bradikardi için glukagon, atropin veya kalp pili.

Keşif

Propranololün keşfi

Bir beta-adrenerjik reseptör antagonisti (beta-bloker) olan propranolol, ilk olarak 1958 yılında İskoç farmakolog Sir James Black ve Birleşik Krallık’taki Imperial Chemical Industries’deki (ICI) meslektaşları tarafından sentezlendi. Black, kalp atış hızı ve kan basıncında artışa neden olabilen iki hormon olan adrenalin ve noradrenalinin etkilerini engelleyebilecek bir ilaç arıyordu.

Propranololün gelişimi ve erken kullanımları

Propranolol başlangıçta kalbe giden kan akışının azalması nedeniyle göğüs ağrısına neden olan bir durum olan anjina pektorisin tedavisi için geliştirildi. 1962’de propranolol Birleşik Krallık’ta tıbbi kullanım için onaylandı. Anjin için standart bir tedavi olarak hızla benimsendi ve semptomların azaltılmasında ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde oldukça etkili olduğu kanıtlandı.

Propranololün endikasyonlarının genişletilmesi

Anjina tedavisindeki başarısının ardından doktorlar propranolol’ün diğer durumlara yönelik potansiyelini keşfetmeye başladı. 1960’lı ve 1970’li yıllarda propranololün yüksek tansiyon, düzensiz kalp atışı ve anksiyete tedavisinde etkili olduğu bulundu. Ayrıca migren baş ağrıları ve aşırı miktarda adrenalin üreten nadir bir tümör olan feokromasitoma için de değerli bir tedavi seçeneği olarak ortaya çıktı.

Propranololün modern tıp üzerindeki etkisi

Propranololün keşfi ve geliştirilmesi kardiyovasküler tıpta devrim yarattı. Beta blokerler olarak bilinen ve çok çeşitli rahatsızlıkların tedavisinin temel dayanağı haline gelen ilaç sınıfının ilki oldu. Beta-blokerler artık anjina, yüksek tansiyon, kalp yetmezliği ve atriyal fibrilasyonu tedavi etmek için yaygın olarak kullanılmaktadır.

Sir James Black’in katkılarının tanınması

1988’de Sir James Black, propranolol ve diğer beta blokerler üzerindeki çalışmaları nedeniyle Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’ne layık görüldü. Nobel komitesi, Black’in “kardiyovasküler hastalıkların ilaç tedavisine yönelik önemli prensipleri keşfetmesini” takdir ederek, çalışmalarının modern tıp üzerindeki derin etkisini vurguladı.

Propranololün kalıcı önemi

Günümüzde propranolol, çeşitli kardiyovasküler ve kardiyovasküler olmayan durumların tedavisinde temel bir ilaç olmaya devam etmektedir. Etkinliği, güvenliği ve tolere edilebilirliği onu modern tıbbın temel taşı haline getirmiştir ve Sir James Black tarafından keşfedilmesi, farmakoloji alanında dönüm noktası niteliğinde bir başarı olarak durmaktadır.


İleri Okuma
  1. Frishman, W. H. (2007). Beta-Adrenergic Blocker Therapy. Primary Cardiology, 33(2), 21-28.
  2. Opie, L. H., & Gersh, B. J. (2008). Drugs for the Heart. Elsevier Health Sciences.
  3. Rang, H. P., Ritter, J. M., Flower, R. J., & Henderson, G. (2015). Rang & Dale’s Pharmacology. Elsevier Health Sciences.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Frovatriptan

Frovatriptan, migrenin akut tedavisi için triptan grubundan bir vazokonstriktördür. Etkileri serotonin reseptörlerine bağlanmasına dayanmaktadır. Tedavi sırasında düşük maksimum günlük doza ve doz aralığına uyulmalıdır. En yaygın olası yan etkiler baş dönmesi, yorgunluk, karıncalanma, baş ağrısı ve kızarmadır.

Ürünler

Frovatriptan film kaplı tabletler (Menamig®) şeklinde mevcuttur. 2004 yılından beri lisanslıdır.

Kimyasal

Yapısı ve özellikleri

Frovatriptan (C14H17N3O, Mr = 243.3 g/mol) tıbbi ürünlerde suda çözünebilen beyaz bir toz olan frovatriptan süksinat monohidrat olarak bulunur. Bir indol türevidir ve yapısal olarak serotonin ile ilişkilidir.

Etkileri

Frovatriptan, vazokonstriktif, analjezik ve anti-inflamatuar özelliklere sahiptir. Etkileri 5-HT1B ve 5-HT1D serotonin reseptörlerine seçici olarak bağlanmasından kaynaklanmaktadır.

Endikasyonlar

Auralı veya aurasız akut migren tedavisi için.

Ürün bilgilerine göre dozajlanır. Tedavi sırasında düşük maksimum günlük doza ve doz aralığına (en az 2 saat) uyulmalıdır. Frovatriptan, atağın başlamasından sonra mümkün olan en kısa sürede alınmalıdır, ancak önleyici bir tedbir olarak alınmamalıdır.

Kontrendikasyonlar

  • Aşırı Duyarlılık
  • Belirli kardiyovasküler hastalıklar
  • Şiddetli karaciğer yetmezliği
  • Frovatriptan ergot alkaloidleri ve diğer triptanlar ile kombine edilmemelidir.

Tüm önlemler reçeteleme bilgilerinde bulunabilir.

Etkileşimler

Frovatriptan CYP1A2 tarafından metabolize edilir. Ergot alkaloidleri, triptanlar, serotonerjik özellikleri olan ilaçlar (serotonin sendromu riski), MAO inhibitörleri ve oral kontraseptifler ile etkileşimler mümkündür.

Olumsuz etkiler

En yaygın olası yan etkiler baş dönmesi, yorgunluk, karıncalanma, baş ağrısı ve kızarmadır.

Ondansetron

Ondansetron, 5-HT3 reseptör antagonistleri grubundan bir antiemetik ajan olup, kanser tedavisi ve ameliyat sonrasında ortaya çıkan bulantı ve kusmanın tedavisinde kullanılır. Etkileri, merkezi ve periferik serotonin 5-HT3 reseptörlerindeki seçici antagonizmaya dayanmaktadır. Ondansetron infüzyon, yavaş intravenöz enjeksiyon ve peroral olarak uygulanabilir. En yaygın olası yan etkiler arasında sıcaklık hissi, lokal aşırı duyarlılık reaksiyonları ve baş ağrısı yer alır. Ondansetron QT aralığını uzatabilir ve doza bağlı bir şekilde kardiyak aritmilere neden olabilir. Ondansetronun hamilelik sırasında kullanılması önerilmez.

Ürünler

Ondansetron film kaplı tabletler, eriyen tabletler (lingual tabletler), şurup ve infüzyon/enjeksiyon preparatı şeklinde mevcuttur.

Orijinal Zofran®’ın yanı sıra jenerik versiyonları da mevcuttur. Ondansetron, 1991 yılında 5-HT3 reseptör antagonistleri grubundan ilk etkin madde olarak onaylanmıştır.

Kimyasal

Yapı ve özellikler

Ondansetron tıbbi ürünlerde ondansetron hidroklorür dihidrat (C18H19N3O – HCl – 2H2O, Mr = 365.9 g/mol), bir rasemat ve suda az çözünen beyaz toz olarak bulunur. Ondansetron yapısal olarak serotonin ile ilişkili bir imidazol, indol ve bir karbazol türevidir.

Etkileri

Ondansetron antiemetik özelliklere sahiptir, yani bulantı ve kusmaya karşı etkilidir. Serotonin 5-HT3 reseptörlerinde seçici ve rekabetçi bir antagonisttir ve sindirim sisteminde hem merkezi hem de periferik olarak aktiftir. Diğer antiemetiklerin aksine ondansetron ne antidopaminerjik ne de antikolinerjiktir. Yarılanma ömrü yaklaşık üç saattir.

Endikasyonlar

Ondansetron, sitotoksik kemoterapi veya radyoterapinin neden olduğu bulantı ve kusmanın tedavisi için İsviçre’de ruhsatlıdır. Ayrıca ameliyat sonrası bulantı ve kusmanın önlenmesi ve tedavisi için de onaylanmıştır.

Ürün bilgilerine göre dozajlanır. Ondansetron infüzyon şeklinde, yavaş intravenöz enjeksiyon şeklinde ve peroral olarak uygulanabilir. Tabletler genellikle her 12 saatte bir günde iki kez alınır.

Kontrendikasyonlar

  • Aşırı Duyarlılık
  • Apomorfin ile kombinasyon, kan basıncında keskin bir düşüşe neden olduğundan ve hastalar bilinçsiz hale geldiğinden.
  • Ondansetronun hamilelik sırasında kullanılması önerilmez. Malformasyonlar bildirilmiştir.

Tüm önlemler ilaç bilgi broşüründe bulunabilir.

Etkileşimler

Ondansetron, CYP3A4, CYP2D6 ve CYP1A2 gibi çeşitli CYP izoenzimleri tarafından metabolize edilir. Farklı enzimler mevcut olduğundan, etkileşimlere daha az eğilimlidir. Bununla birlikte, güçlü CYP3A4 indükleyicileri ondansetronun etkilerini azaltabilir.

Apomorfin (kontrendike), serotonerjik ilaçlar ve tramadol ile diğer etkileşimler tanımlanmıştır. Ondansetron sadece QT aralığını uzatan ilaçlarla dikkatli bir şekilde kombine edilmelidir.

Olumsuz etkiler

En yaygın olası yan etkiler arasında sıcaklık hissi, enjeksiyon bölgesi çevresinde aşırı duyarlılık reaksiyonları ve baş ağrısı yer alır. Ondansetron QT aralığını doza bağlı bir şekilde uzatabilir ve nadiren tehlikeli kardiyak aritmilere neden olabilir. Uygun önlemler alınmalıdır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Flunarizin

  • Sınıf: Kalsiyum kanal blokörü; H₁ antagonisti; zayıf D₂ antagonisti.
  • Endikasyon: Migren profilaksisi; vestibüler vertigo.
  • Doz: 10 mg gece (yaşlı 5 mg).
  • Avantaj: Vertigo ve migren üzerinde çift etkili; tek doz rejimi; gece sedasyonu avantaj olabilir.
  • Risk: Depresyon, kilo artışı, ekstrapiramidal semptomlar; uzun yarı ömür nedeniyle geç dönemde yan etki.
  • Ana hatırlatıcı: Depresyon/EPS öyküsünde kaçın; düzenli duygudurum ve nörolojik tarama yap.

Etimoloji ve Adlandırma

“Flunarizin” adı, tarihsel olarak cinnarizine türevi bir molekülün di-florlanmış analoğu olarak geliştirilmesine gönderme yapar. Adın çekirdeği olan “-arizin/-rizine” parçası, piperazinli difenilmetil iskeletini taşıyan bu sınıfın (ör. cinnarizine) adlandırma geleneğine dayanır; baştaki “flu-” öneki ise flor içeriğini (di-fluoro fenil halkalar) işaret eder. Bu nedenle, kelimeyi Latince flumen, Yunanca arion veya rhiza ile ilişkilendirmek filolojik ve farmasötik açıdan isabetli değildir; doğru yorum, “flor(la değiştirilmiş)-(cinn)a-rizin” çizgisinde, florlanmış cinnarizine analoğuna işaret eder.

Kısa Tarihçe ve Hazır Ürünler

1970’lerin sonlarında migren profilaksisi ve vestibüler vertigo için geliştirilen flunarizin, çok sayıda ülkede Sibelium® gibi markalarla 10 mg tablet (yaşlılarda sıklıkla 5 mg) olarak bulunur. Birleşik Devletler’de ruhsatlı değildir; bazı ülkelerde depresyon ve ekstrapiramidal yan etkiler nedeniyle kullanımına uyarılar eklenmiştir.

Kimyasal Yapı ve Fizikokimya

  • IUPAC (özet): 1-[bis(4-fluorofenil)metil]-4-[3-fenil-2-propenil]piperazin (serbest baz).
  • Molekül formülü: C₂₆H₂₆F₂N₂
  • Molekül kütlesi: ~404,5 g/mol
  • Klinik form: çoğunlukla flunarizin dihidroklorür (beyaz, hafif suda çözünen toz).
  • Yapısal özellikler: difenilmetil çekirdeğe bağlı piperazin halkası; iki para-floro sübstitüsyon; yüksek lipofiliklik (yağ dokusunda depolanmaya eğilim) ve yüksek plazma protein bağlanması.

Etki Mekanizması (Farmakodinamik)

Flunarizin, “tek hedefli” bir ilaçtan ziyade çok-hedefli, ancak klinik etkileri voltaj bağımlı kalsiyum kanallarının (özellikle nöronal ve vasküler düz kas hücrelerindeki T-tipi ve belirli bağlamlarda L-tipi akımlar) inhibisyonu ile açıklanan bir ajandır. Buna ek olarak:

  • Antihistaminik (H₁ antagonizmi): sınıf atası cinnarizine ile ortak; sedasyon, antiemetik ve vestibüler baskılama katkısı.
  • Antidopaminerjik (D₂ blokajı eğilimi): nadir fakat klinik açıdan önemli ekstrapiramidal belirtilere ve ilaca bağlı parkinsonizme zemin hazırlayabilir.
  • Sodyum kanal modülasyonu ve kalmodulin etkileşimi: nöronal uyarılabilirliği azaltan yardımcı katkılar olarak bildirilmiştir.

Bu çoklu etki profili, migren profilaksisi (kortikal yayılan depresyon eşiğinin yükseltilmesi, trigemino-vasküler iletinin baskılanması, serebral ve labirenter mikrosirkülasyonun stabilizasyonu) ve vestibüler vertigo (vestibüler çekirdeklerde sinaptik kazancın düşürülmesi) alanlarındaki etkinliğini açıklar.

Farmakokinetik

  • Emilim: Oral alımdan sonra iyi emilir; Tmax ~2–4 saat.
  • Dağılım: >%90’a varan plazma protein bağlanması; yüksek lipofiliklik nedeniyle yağ dokusunda belirgin birikim.
  • Metabolizma: Primer olarak hepatik; başlıca CYP3A ailesi yolakları baskındır; bireysel varyasyonlar bildirildiği için inhibitör/indükleyicilerle etkileşim ihtimali klinikte dikkate alınır.
  • Eliminasyon: Terminal eliminasyon yarı ömrü uzun (çoğu çalışmada ~18 gün, bildirilen aralık ~7–28 gün); başlıca safrayla/dışkıyla, kısmen idrarla atılım. Bu uzun yarı ömür, günde tek doz ve gecikmeli advers etki ortaya çıkışını beraberinde getirir.
  • Kararlı durum: Birikim eğilimi nedeniyle haftalar içinde oluşur; doz değişikliklerinin klinik yansıması gecikebilir.

Not: Yaygın bir hataya düşülerek 18–30 “saat” ifadesi kullanılsa da, flunarizinin klinik pratiği şekillendiren özelliği günler-haftalar ölçeğinde uzun terminal yarı ömrüdür.

Endikasyonlar ve Kullanım İlkeleri

  • Migren profilaksisi: Atak sıklığı ≥ ayda 2–4 olan, akut tedavilere aşırı bağımlı, kontrendikasyonları ve komorbiditeleri uygun hastalarda.
  • Vestibüler vertigo (örn. periferik vestibülopatilerle ilişkili tekrarlayan vertijinöz ataklar): semptom sıklığını ve şiddetini azaltmaya yönelik.

Dozlama (erişkin)

  • Migren: Genellikle 10 mg gece; yaşlılarda ve düşük kilolularda 5 mg gece.
  • Vertigo: Başlangıç çoğunlukla 10 mg/gün (yaşlı: 5 mg).
  • Süre: Migren için 3–6 ay sonra yanıt değerlendirmesi; olumluysa ilaçsız aralar veya kademeli kesme düşünülür. Vertigoda 6–8 hafta içinde fayda görülmezse kesme uygundur.
  • Uygulama zamanı: Sedasyon nedeniyle akşam/gece tercih edilir.

Uygulama Pratiğinde Kısa Kontrol Listesi

  1. Başlangıç değerlendirmesi: Atak sıklığı/şiddeti, depresyon öyküsü, EPS/parkinsonizm öyküsü, kilo dinamikleri.
  2. Başlangıç dozu: Gece 10 mg (yaşlı 5 mg); 4–8 hafta sonra yanıt ve tolerabilite gözden geçirme.
  3. Yan etki izlemi: Özellikle ilk 2–3 ayda duygudurum ve ekstrapiramidal tarama.
  4. İlaç etkileşimleri: Eşzamanlı CYP3A inhibitörü/indükleyiciler, sedatif yük.
  5. Süre: Migren için 3–6 ay sonra kes-dene; vertigo için 6–8 haftada yanıt yoksa kes.
  6. Kesme: Uzun yarı ömür nedeniyle kademeli ve erken planlı.

Kontrendikasyonlar

  • Geçirilmiş/aktif depresyon veya belirgin duygudurum bozukluğu
  • Parkinson hastalığı veya ekstrapiramidal bozukluk öyküsü
  • İlaç veya yardımcı maddelere aşırı duyarlılık
  • İleri karaciğer yetmezliği (görece)

Uyarılar ve İzlem

  • Nöropsikiyatrik: Depresif belirti/kötümser duygudurum, apati, bilişsel yavaşlama gelişebilir; risk yaşlılarda artar.
  • Ekstrapiramidal: Bradikinezi, rijidite, tremor, akatizi; dopaminerjik antagonizma ile ilişkili. Erken fark edilirse ilaç kesimi genellikle geriletir; geç kalınırsa uzayabilir.
  • Metabolik: İştah artışı ve kilo alımı sık; eşlik eden migren hastalarında yaşam tarzı danışmanlığı anlamlıdır.
  • Somnolans/uyuşukluk: Araç-makine kullanımında dikkat.
  • Yaşlı ve komorbid hastalar: Daha düşük başlangıç dozu, yavaş titrasyon ve sık izlem.
  • Uzun yarı ömrü nedeniyle kesildikten sonra dahi yan etkiler haftalar sürebilir.

İlaç Etkileşimleri

  • Santral depresanlar (benzodiazepinler, hipnotikler, opioidler, alkol): sedasyon ve psikomotor yavaşlama artışı.
  • CYP3A inhibitörleri (ör. makrolidler, azol antifungaller, nondihidropiridin kalsiyum kanal blokerleri) ile maruziyet artışı; indükleyiciler (rifampisin, karbamazepin, fenitoin, şiddetli sigara dumanı maruziyeti) ile maruziyet azalması olası.
  • Dopaminerjik tedaviler: Antagonistik etkileşim riski (parkinsonizm kötüleşmesi).
  • Antihistaminikler ve antikolinerjikler: Kümülatif antikolinerjik yük/uyku hali.

İstenmeyen Etkiler (sıklık örüntüsü)

  • Çok yaygın/sık: Somnolans, yorgunluk, iştah artışı ve kilo alımı, ağız kuruluğu.
  • Yaygın/ara sıra: Baş dönmesi, dispeptik yakınmalar (epigastrik ağrı, reflü hissi, bulantı), ödem eğilimi.
  • Seyrek fakat önemli: Depresyon, ekstrapiramidal belirtiler (parkinsonizm, akatizi), galaktore/hiperprolaktinemi olguları, nadiren döküntü.
  • Nadir: Transaminaz yükselmesi, QT etkisi klinikte belirgin değildir ancak çoklu ilaç kullanan hastalarda EKG gözetimi düşünülebilir.

Özel Durumlar

  • Gebelik: İnsan verisi sınırlıdır; gerekli olmadıkça kaçınılır, risk-yarar bireyselleştirilir.
  • Laktasyon: Lipofilik yapısı ve uzun yarı ömrü nedeniyle sütle geçiş olasılığı dikkate alınır; emzirme danışmanlığı yapılır.
  • Yaşlılık: Daha düşük doz (5 mg), yakın depresyon/EPS izlemi.
  • Karaciğer/böbrek yetmezliği: Hepatik metabolizma baskın olduğundan karaciğer işlev bozukluğunda doz dikkatle ayarlanır; böbrek yetmezliğinde etkilenim sınırlı olsa da veri kısıtlıdır.

Klinik Uygulamada Yeri ve Seçim Gerekçeleri

  • Migren profilaksisi: Beta-blokerler (propranolol), topiramat, valproat, amitriptilin, CGRP-yolak hedefli ajanlar arasındaki seçimde; uyku yapıcı etkisi istenen, hipotansiyona eğilimli olmayan ve depresyon/EPS açısından düşük riskli profilde anlamlı bir seçenektir. Kilo artışı potansiyeli nedeniyle obezite eğilimlilerde ilk basamak olmaktan kaçınılır.
  • Vestibüler vertigo: Antikolinerjik ve benzodiazepin temelli semptomatik yaklaşımlara sedatif yük eklemeden profilaktik vertigo kontrolü sağlayabilmesiyle öne çıkar; migrönoz komponenti olan hastalarda çift fayda görülebilir.

Evrimsel ve Sistem Düzeyi Perspektif (Kısa Not)

Vestibüler sistem ve trigemino-vasküler ağ, tehlike algısı ve postüral dengeyi hızla koordine eden, yüksek kazanımlı bir “erken uyarı” mimarisidir. Bu yüksek duyarlılığın enerji ekonomisi ve tehlike kaçınganlığı açısından evrimsel avantajları olsa da, modern ortamda aşırı uyarılabilirlik fenotipine (migren, vestibüler hipersensitivite) yatkınlık yaratır. Flunarizin, kalsiyum kanal akımlarını düşürerek bu “kazancı” sistem düzeyinde aşağı çeker; böylece atak eşiğini yükseltir ve vestibüler osilasyonları sönümler.


Keşif

Beerse’de bir öğleden sonra

1960’ların sonu, Belçika’nın Beerse kentinde Janssen Pharmaceutica’nın Ar-kodlu (research code) bileşik defterleri kalınlaşırken, kalsiyum akımlarını ve nöronal uyarılabilirliği etkileyebilen lipofilik piperazinler üzerinde sistemli bir yürüyüş sürüyordu. Cinnarizin (R516) ile belirginleşen “difenilmetil-piperazin” izleği, sedatif-antivertijinöz etkinin migren ve vestibüler sistem üzerinde farklı bir denge kurabileceğini gösteriyordu. O hatta, R14950 kodlu yeni bir aday, iki para-flor sübstitüsyonu ile ayrışıyordu: daha lipofilik, daha kalıcı ve merkezi sinir sistemine daha kararlı nüfuz eden bir profil. Laboratuvar günlüklerinde kısaca “florlanmış cinnarizin analoğu” diye anılan bu bileşik, kısa sürede flunarizin adını aldı.

Patent dosyalarında imzası görülen Paul A. J. Janssen’in ekibi, farmakodinamik taramalarda iki şeyin altını çizdi: voltaj bağımlı kalsiyum akımlarının bastırılması ve H1-antagonist katkısıyla vestibüler kazancın düşmesi. Hayvan modellerinde, kardiyak ve serebral dolaşım üzerinde belirgin vazomodülatör etkiler, vestibüler nükleuslarda sinaptik “gürültünün” azalması ve konvülziyon modellerinde eşik artışı, R14950’nin bir “tek hedefli damar ilacı”ndan fazlası olabileceğini düşündürdü. Bu çok-hedefli imza, o dönemde giderek olgunlaşan migren nörobiyolojisiyle iyi bir kavşağa oturuyordu: kortikal yayılan depresyon eşiğinin yükselmesi, trigemino-vasküler iletinin törpülenmesi ve labirenter mikrosirkülasyonun istikrarı.

Klinik kapıların açılması: Avrupa’da lansman ve erken çalışmalar

1970’lerin sonuna doğru Avrupa’da pazara sunulan flunarizin (Sibelium®), klinik ayağa iki kapıdan girdi: migren profilaksisi ve tekrarlayan vertijinöz tablolar. Erken randomize çalışmalar ve işbirliği serileri, atak sıklığı ve vertijinöz şiddette kayda değer azalmalar bildirirken, eşlik eden sedatif etki nedeniyle ilacın gece tek doz kullanımı benimsendi. 1980’lerin başındaki çift-kör çalışmalar, “ayda ≥2–4 atak” eşiğini geçen hastalarda anlamlı bir yanıt olasılığına işaret etti; bununla birlikte, farmakolojik imzanın çok-hedefli doğası, avantajlarla beraber yeni uyarıları da getirdi.

Kuzey Amerika cephesinde, flunarizin bazı ülkelerde klinik araştırmalar ve sınırlı erişimle gündeme gelse de, Amerika Birleşik Devletleri’nde ruhsat almadı. Kanada’da 1980’ler boyunca migren ve vestibüler endikasyonlarda akademik literatür ve uygulama deneyimi oluştu; yıllar içinde jenerik formların da yer aldığı bir pazar yapısı gelişti. Bu coğrafi asimetri, ilacın yarar-risk profilinin sağlık otoritelerince farklı ağırlıklandırılmasının tipik bir örneği olarak anılır.

Uzun yarı ömrün gölgesi: 1990’larda tereddüt ve yeniden dengeleme

Flunarizinin klinik biyografisindeki kırılma, 1990’lara gelindiğinde daha görünür oldu. Lipofilikliği ve yüksek doku bağlanması sayesinde günler-haftalar ölçeğinde uzayan terminal yarı ömrü, bazı hastalarda gecikmeli ve sinsi nörolojik yan etkilere zemin hazırlıyordu. Literatürde birikmeye başlayan olgular ve kohort verileri, özellikle ileri yaşta veya dopaminerjik sistem kırılganlığı olan kişilerde ilaca bağlı parkinsonizm ve diğer ekstrapiramidal bozukluk riskine dikkat çekti. Klinik pratik buna iki yanıt verdi: birincisi, depresyon ve ekstrapiramidal bozukluk öyküsünü net bir kontrendikasyon olarak kabul etmek; ikincisi ise daha düşük başlangıç dozu ve erken izlem stratejileriyle duyarlı hastaları ayırt etmek.

Bu dönem, ilacın “popülerlik eğrisi”nin bazı ülkelerde aşağı yönlü salındığı, ancak özellikle başat hedeflerde (migren profilaksisi, vestibüler vertigo) ölçülü ve seçici kullanımla yerini koruduğu bir yeniden dengeleme süreciydi. Kilo alımı ve somnolans gibi daha sık yan etkiler, yaşam tarzı danışmanlığı ve doz zamanlamasıyla yönetilirken, ekstrapiramidal belirtilerin taranması klinik izlem formunun standart bir satırı haline geldi.

Molekülden ağa: Etki mekanizmasının derinleşmesi

Flunarizinin “vazodilatör” etiketi, 1980’lerin sonunda yerini daha rafine bir çerçeveye bıraktı. Nöronal kalsiyum kanallarının (özellikle T-tipi akımların) inhibisyonu, kalmodulin etkileşimi ve H1-antagonizmin birlikte yarattığı ağ etkisi; kortikal yayılan depresyon eşiğinin yükselmesi, trigemino-vasküler uçlardan nöropeptid salınımının azalması ve vestibüler çekirdeklerde sinaptik kazancın düşmesi gibi çok katmanlı sonuçlar üretiyordu. Klinik olarak “baş ağrısı” ve “baş dönmesi”nin birlikte seyrettiği migren-vestibüler spektrum bozukluklarında, bu ağ-düzeyi etki özellikle anlamlıydı. İlacın tek doz gece kullanımı ve kümülatif etkisinin haftalar içinde belirginleşmesi, hasta eğitiminin ve beklenti yönetiminin önemini artırdı.

Coğrafyalar arası farklı ritimler: Neden bazı yerlerde var, bazılarında yok?

Flunarizinin ruhsat ve kılavuz konumu, ülkeler arasında belirgin farklılıklar gösterdi. Bazı Avrupa ve Asya ülkelerinde migren profilaksisinde “ilk basamaklardan biri” olarak kabul görürken, başka yargı çevrelerinde ya hiç ruhsat almadı ya da sınırlı erişimle yetindi. Bu farklılaşmada üç eksen öne çıktı: yan etki toleransı ve farmakovijilans verilerinin yorumlanması, o ülkenin migren tedavi silsilesindeki alternatiflerin (ör. beta-blokerler, antidepresanlar, antiepileptikler, daha sonra CGRP yolu ajanları) bulunurluğu ve sağlık ekonomisi parametreleri.

Güncel araştırma hattı: Vestibüler migren, karşılaştırmalı etkinlik ve seçilmiş fenotipler

Son beş-on yılda, flunarizinle ilgili araştırma dalgası özellikle vestibüler migren ve migren-vertigo örtüşümü odağında yoğunlaştı. Randomize ve yarı-randomize çalışmalarda, vertijinöz atak sayısı ve şiddetinde istikrarlı düşüşler bildirildi; baş ağrısı metriklerinde ise daha mütevazı kazanımlar görüldü. Sistematik derlemeler flunarizini, kanıta dayalı ilk basamaklar arasında tanımlayan kılavuzlarla uyumlu bir etkililik-tolerabilite dengesi çizdi; yine de advers olay profiline ilişkin uyarılar (somnolans, kilo alımı, depresyon/EPS riski) yinelendi.

Klinik epidemiyoloji cephesinde, ekstrapiramidal toksisite için yaş, temel tremor öyküsü ve muhtemel dopaminerjik kırılganlık göstergeleri dikkat çekti. Bu bulgular, “kimin için uygun?” sorusuna daha kişiselleştirilmiş cevaplar üretmeyi teşvik etti: genç-orta yaş, depresyon/EPS öyküsü olmayan, kilo yönetimi sürdürülebilir hastalarda; belirgin vestibüler komponenti olan migren fenotiplerinde; sedatif gece dozu avantaj doğurabilecek uyku düzeni bozuk bireylerde.

Klinik mikroyönergeler: Günlük pratiğin sessiz kuralları

Poliklinik ritminde, flunarizin reçetesinin yanında çoğu klinisyen şu sessiz kuralları not düşer: başlangıçta 5–10 mg gece, 4–8 haftada yanıt ve yan etki taraması; iyi gidişte 3–6 ay sonra ilacsız aralık veya kademeli azaltma; yan etkide erken kesme ve uzun yarı ömrün “gecikmeli yankı”sını hesaba katma. Depresyon taraması ve ekstrapiramidal semptom kontrol listesi, vizitin vazgeçilmezidir. Eşzamanlı sedatifler ve CYP3A inhibitör/indükleyiciler gözden geçirilir; sürüş ve makine kullanımı için pratik uyarılar tekrarlanır.

Evrimsel bir parantez: Yüksek kazançlı sistemleri kısmak

Vestibüler sistem ile trigemino-vasküler ağın evrimsel görevi, tehlike ve hareket bilgisini milisaniyeler içinde bütünleyip “fazla duyarlı” ama hayatta kalmayı kolaylaştıran bir uyarı düzeni kurmaktır. Modern çevrede bu yüksek kazanç, migren ve vertigo gibi “aşırı uyarılabilirlik” tablolarına evrilebilir. Flunarizin, kalsiyum akımlarını ve sinaptik kazancı düşürerek bu ağların eşiğini yükseltir; atak olasılığını, atak şiddetini ve vestibüler dalgalanmaları azaltır. Bu nedenle ilacın etkisi, yalnızca “damarı genişletmek”ten ibaret değil, sistemin erken uyarı amplifikatörlerini yeniden kalibre etmektir.


Not: Bu anlatı, cümle içi veya cümle sonu atıf işaretleri kullanılmadan kurgulanmış; buna karşılık, araştırma bütünlüğü için ilgili birincil ve ikincil kaynaklar yukarıda, istenen biçimde toplu halde sunulmuştur.


İleri Okuma

Kaynakça

  1. Janssen, P. A. J. (1973). Calcium antagonist compounds including flunarizine. U.S. Patent 3,773,939.
  2. Teive, H. A. G., & Munhoz, R. P. (2004). Flunarizine- and cinnarizine-induced parkinsonism. Parkinsonism & Related Disorders, 10(5), 243–246.
  3. Jhang, K. M., et al. (2017). Extrapyramidal symptoms after exposure to calcium channel blockers: a nationwide study. European Journal of Clinical Pharmacology, 73(10), 1335–1341.
  4. Lin, W., et al. (2019). Flunarizine-induced parkinsonism in migraine. Frontiers in Neurology, 10, 1123.
  5. Louis, P. A. (1981). A double-blind placebo-controlled prophylactic study of flunarizine (Sibelium) in migraine. Headache, 21(6), 235–239.
  6. Manzoni, G. C., et al. (1985). Flunarizine in common migraine: Italian cooperative trial. Cephalalgia, 5(Suppl 2), 149–153.
  7. Stubberud, A., Flaaen, N. M., McCrory, D. C., Pedersen, S. A., & Linde, M. (2019). Flunarizine as prophylaxis for episodic migraine: a systematic review with meta-analysis. Pain, 160(4), 777–787.
  8. European Headache Federation (EHF) – Deligianni, C. I., et al. (2023). Critical re-appraisal and meta-analysis of oral drugs in migraine prevention — Part 2: flunarizine. The Journal of Headache and Pain, 24, 128.
  9. Choi, J. H., et al. (2025). Preventive medical treatment of vestibular migraine. Research in Vestibular Science, 24(1), 1–12.
  10. Smyth, D., et al. (2022). Vestibular migraine treatment: a comprehensive practical review. Brain, 145(11), 3741–3762.
  11. Trinh, K. V., et al. (2019). Systematic review of episodic migraine prophylaxis. Canadian Journal of Neurological Sciences, 46(2), 142–150.
  12. Vaswani, S., et al. (2024). Flunarizine versus propranolol in prophylaxis of pediatric migraine. (Pediatrics, Rohtak, India) (CTRI/2021/12/039008).
  13. National Institute for Health and Care Excellence (NICE) Evidence Summary. (2014; revisited). Migraine prophylaxis: flunarizine (ESUOM33). NICE.
  14. International Headache Society Global Practice Recommendations. (2024). How long should effective migraine prevention be continued? Cephalalgia.
  15. Health Canada Drug Product Database. (various years). Flunarizine/Sibelium – product monograph and DIN entries.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Mirtazapin

Mirtazapin, unipolar depresif epizodun akut tedavisi ve idame tedavisi için tetrasiklik antidepresanlar grubundan duygudurum yükseltici ve depresan bir ajandır. Etkiler, merkezi sinir sisteminde artan noradrenerjik ve serotonerjik aktiviteye dayanmaktadır. Mirtazapin uzun bir yarılanma ömrüne sahiptir ve bu nedenle günde bir kez akşam yatmadan önce alınabilir. En yaygın olası yan etkiler arasında uyuşukluk, donukluk, ağız kuruluğu, iştah artışı, kilo alımı, baş dönmesi ve yorgunluk yer alır. Mirtazapin CYP450 ile etkileşir ve MAO inhibitörleri ile kombine edilmemelidir.

Ürünler

Mirtazapin, film kaplı tabletler ve eritilebilir tabletler (Remeron®, Mirtabene ® jenerik) şeklinde mevcuttur. İsviçre’de 1999 yılından beri lisanslıdır.

Yapı ve özellikler

Mirtazapin (C17H19N3, Mr = 265.35 g/mol) bir rasemattır ve suda az çözünen beyaz, kristal toz halinde bulunur. Yapısal olarak tetrasiklik antidepresan mianserin ile yakından ilişkilidir. Bir pirazin ve piridobenzazepin türevidir.

Etkileri

Mirtazapin, antidepresan, antihistaminik ve depresan özelliklere sahiptir. Etkiler, artmış merkezi noradrenerjik ve serotonerjik aktiviteden kaynaklanmaktadır. Mirtazapin, merkezi presinaptik alfa2-adrenoseptörlerde bir antagonist ve 5-HT2 ve 5-HT3 ve histamin H1 reseptörlerinde bir [antagonist>]’tir. Yarılanma ömrü 20 ila 40 saat arasındadır.

Endikasyonlar

Unipolar depresif epizodun akut tedavisi ve idame tedavisi için.

Mirtazapin ayrıca uyku bozuklukları için etiket dışı olarak kullanılır, ancak bu amaç için resmi olarak ruhsatlandırılmamıştır.

Ürün bilgilerine göre dozajlanır. İlaçlar günde bir kez akşam yatmadan önce alınır. Yemeklerden bağımsız olarak alınır.

Kontrendikasyonlar

  • Aşırı Duyarlılık
  • MAO inhibitörleri ile kombinasyon

Tüm önlemler ilaç bilgi broşüründe bulunabilir.

Etkileşimler

Mirtazapin CYP2D6, CYP1A2 ve CYP3A4 tarafından metabolize edilir. Karşılıklı etkileşimler mümkündür. MAO inhibitörleri, serotonerjik ajanlar, sedatifler, alkol ve varfarin ile diğer etkileşimler meydana gelebilir.

Olumsuz etkiler

En yaygın olası yan etkiler arasında uyuşukluk, donukluk, ağız kuruluğu, iştah artışı, kilo alımı, baş dönmesi ve yorgunluk yer alır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Eletriptan

Eletriptan, migrenin akut tedavisi için triptan grubundan bir vazokonstriktördür. Sadece migren baş ağrısı oluştuğunda alınır. Etkileri serotonin reseptörlerine bağlanmasına dayanmaktadır.

Tedavi sırasında, düşük maksimum günlük dozlar ve olası ilaç etkileşimleri dikkate alınmalıdır. Eletriptan bir vazokonstriktör olduğundan, çeşitli kontrendikasyonları vardır.

En yaygın yan etkiler arasında halsizlik, yorgunluk, uyuşukluk, göğüste sıkışma ve baskı ve ağız kuruluğu yer alır.

Ürünler

Eletriptan film kaplı tabletler (Relpax®, jenerik) şeklinde mevcuttur. 2000 yılından beri lisanslıdır.

Yapısı ve özellikleri

Eletriptan (C22H26N2O2S, Mr = 382,5 g/mol) bir sülfonilbenzen ile ikame edilmiş lipofilik bir metilpirolidiniltriptamindir. Tıbbi ürünlerde, suda kolayca çözünebilen beyaz bir toz olan eletriptan hidrobromür olarak bulunur.

Etkileri

Eletriptan, vazokonstriktif, anti-enflamatuar ve analjezik özelliklere sahiptir. Etkiler 5-HT1B/1D/1F reseptörlerinde oldukça güçlü ve seçici agonizmden kaynaklanmaktadır.

Endikasyonlar

Auralı veya aurasız migren ataklarının akut tedavisi için.

Ürün bilgilerine göre dozajlanır. İlaç sadece migren baş ağrısı oluştuğunda alınır. Auraya karşı etkisizdir ve migren profilaksisi için uygun değildir. İlacı kullanırken, düşük maksimum günlük doza ve bireysel dozlar arasındaki zaman aralığına uyulmalıdır.

Kontrendikasyonlar

  • Aşırı Duyarlılık
  • Böbrek yetmezliği
  • Şiddetli karaciğer yetmezliği
  • Bazı kardiyovasküler hastalıklar / vasküler bozukluklar
  • Eletriptan ergotamin, ergotamin türevleri veya diğer 5-HT1 reseptör agonistleri / triptanlar ile kombine edilmemelidir. Tüm önlemler ilaç bilgi broşüründe bulunabilir.

Etkileşimler

Eletriptan esas olarak CYP3A4 tarafından metabolize edilir ve kan-beyin bariyerinde P-glikoproteinin bir substratıdır. CYP3A4 inhibitörleri bu nedenle plazma konsantrasyonunda önemli bir artışa yol açabilir.

CYP2D6 daha az oranda biyotransformasyonda rol oynar. Serotonerjik tıbbi ürünlerle kombinasyon halinde nadir durumlarda serotonin sendromu görülebilir. Ergotamin veya dihidroergotamin gibi ergotamin analogları kan basıncında artışa neden olabilir ve kontrendikedir.

Olumsuz etkiler

En sık gözlenen yan etkiler arasında uyuşukluk, sertlik, duyusal bozukluklar, yorgunluk, boğazda sıkışma, sıcaklık hissi, kızarma, ağız kuruluğu, bulantı, göğüs semptomları ve halsizlik yer almaktadır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

E vitamini

E vitamini, tokoferoller ve tokotrienoller olarak bilinen ve antioksidan özelliklere sahip bir grup yağda çözünen madde için kullanılan ortak bir terimdir. Bu bileşikler arasında alfa-tokoferol, insanlar için doğal olarak oluşan en önemli E vitamini formu olarak kabul edilir.

E vitamini, vücut hücrelerini yüksek oranda reaktif oksijen bileşikleri olan serbest radikallerin zararlı etkilerinden korumada çok önemli bir rol oynar. Bir antioksidan olarak hücre zarlarında, DNA’da ve diğer hücresel yapılarda oksidatif hasarı önlemeye yardımcı olur. Ek olarak, E vitamini özellikle yağ metabolizmasında rol oynar ve yağlardan oluşan hücre zarlarının bütünlüğünü korumaya yardımcı olabilir.

E vitamini genellikle güvenli ve iyi tolere edilebilir olsa da, E vitamini takviyelerinin aşırı alımı potansiyel yan etkilere yol açabilir. E vitamini toksisitesi nadirdir ancak yüksek dozlarda ortaya çıkabilir ve kas güçsüzlüğü, yorgunluk, bulantı, ishal ve kanama riskinde artış gibi semptomlara neden olabilir. E vitamini toksisitesi ile ilişkili en önemli risk kanamadır, çünkü yüksek dozlar kanın pıhtılaşmasını engelleyebilir. E vitamini toksisitesinin teşhisi bireyin semptomlarına dayanır.

Öte yandan, hipovitaminoz E olarak da bilinen E vitamini eksikliği çeşitli semptomlara yol açabilir. Bunlar arasında yorgunluk, kas güçsüzlüğü, titreme, gözlerde retina bozuklukları, kas ve zihinsel performansta azalma, zayıflamış refleksler ve bozulmuş yara iyileşmesi sayılabilir.

E vitamini takviyesi söz konusu olduğunda, genellikle besin maddesinin yalnızca takviyelere güvenmek yerine doğal gıda kaynaklarından elde edilmesi tavsiye edilir. Doğal kaynaklardan tüketildiğinde aşırı dozda E vitamini alınması olası değildir, ancak uzun bir süre boyunca yüksek dozda E vitamini takviyesi alınırken dikkatli olunmalıdır. Uzun süreli yüksek doz takviyesi E vitamini toksisitesi riskini artırabilir.

Bireysel E vitamini gereksinimlerinin değişebileceğini unutmamak önemlidir ve özel ihtiyaçlara ve sağlık koşullarına göre uygun alım miktarını belirlemek için bir sağlık uzmanına danışılması önerilir.

Özetle, E vitamini antioksidan ve hücre koruyucusu olarak hayati bir rol oynar, yağ metabolizması ve genel sağlık üzerinde etkileri vardır. Aşırı E vitamini alımının olumsuz etkileri olabilirken, doğal E vitamini kaynaklarını içeren dengeli ve çeşitli bir diyetin sürdürülmesi genel refahı desteklemeye yardımcı olabilir.

Doğal E Vitamini Kaynakları:

Fındık ve Tohumlar: Badem, fındık, ay çekirdeği ve yer fıstığı mükemmel E vitamini kaynaklarıdır. Atıştırmalık olarak tüketilebilir veya yemeklere, salatalara veya unlu mamullere dahil edilebilirler.

Bitkisel Yağlar: Buğday tohumu yağı, ayçiçeği yağı, aspir yağı ve soya fasulyesi yağı gibi bazı bitkisel yağlar E vitamini açısından zengindir. Bu yağlar yemek pişirmek için veya salatalar ve diğer yemekler için sos olarak kullanılabilir.

Yapraklı Yeşil Sebzeler: Ispanak, pazı, lahana ve diğer yeşil yapraklı sebzeler E vitamini içerir. Bunlar salatalarda çiğ olarak tüketilebilir, kızartma veya çorbalarda pişirilebilir veya garnitür olarak kullanılabilir.

Avokado: Avokado sadece iyi bir sağlıklı yağ kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda E vitamini de sağlar. Tek başına tüketilebilir, salatalara eklenebilir veya guacamole yapmak için kullanılabilir.

Güçlendirilmiş Gıdalar: Tahıllar, ekmek ve diğer işlenmiş gıdalar gibi bazı gıda ürünleri E vitamini ile güçlendirilmiş olabilir. Güçlendirilmiş seçenekleri belirlemek için ürün etiketlerini kontrol edin.

E vitamini ne işe yarar?

E vitamini bir hücre koruma vitaminidir. Vücut hücrelerini zararlı etkilerden, örneğin agresif oksijen bileşiklerinden (serbest radikaller) korur. E vitamininin koruyucu işlevi özellikle yağ metabolizmasını da etkiler.

E Vitamininin Fizyolojik Rolü

Antioksidan Aktivite: E Vitamini, hücreleri serbest radikallerin neden olduğu hasardan koruyan güçlü bir antioksidan olarak işlev görür. Oksidatif stresi önlemeye yardımcı olur ve hücre zarlarının bütünlüğünü korur.

Hücresel Koruma: E Vitamini, kırmızı kan hücreleri, sinir hücreleri ve bağışıklık hücreleri dahil olmak üzere vücuttaki çeşitli hücrelerin sağlığını ve işlevini destekler. Onların düzgün çalışmasına ve genel refahına katkıda bulunur.

Anti-İnflamatuar Etkiler: E vitamini, vücuttaki iltihaplanmayı azaltmaya ve sağlıklı bağışıklık tepkilerini desteklemeye yardımcı olabilecek anti-enflamatuar özellikler sergiler.

Kardiyovasküler Sağlık: E Vitamini, LDL kolesterolün oksidasyonunu önleyerek, arterlerde plak oluşumu riskini azaltarak ve sağlıklı kan dolaşımını teşvik ederek kardiyovasküler sağlığa katkıda bulunabilir.

Cilt Sağlığı: E vitamini, UV radyasyonu, çevresel kirleticiler ve diğer dış faktörlerin neden olduğu hasara karşı koruyarak sağlıklı cildin korunmasında rol oynar. Ayrıca yara iyileşmesini destekleyebilir ve cilt iltihabını azaltabilir.

Nörolojik Fonksiyon: E vitamini uygun nörolojik fonksiyon için gereklidir ve bilişsel sağlıkta rol oynayabilir. Sinir hücrelerinin korunmasına yardımcı olur ve optimal beyin fonksiyonunu destekler.

E vitamininin C vitamini ve selenyum gibi diğer antioksidanlarla sinerjik bir şekilde çalışarak sağlığa optimum fayda sağladığını unutmamak önemlidir. Çeşitli doğal besin kaynakları açısından zengin dengeli bir diyet tüketmek, yeterli E vitamini alımını sağlamaya ve vücuttaki fizyolojik işlevlerini desteklemeye yardımcı olabilir.

E vitamini almalı mısınız?

Mevcut bilgilere göre, en azından doğal kaynaklara bağlı kaldığınız sürece, E vitamininin aşırı dozda alınması pek mümkün değildir. Öte yandan, uzun bir süre boyunca yüksek dozda E vitamini takviyesi almamalısınız. Bu da E vitamini doz aşımını daha olası hale getirir.

E vitamini fazla alınırsa zehirlenme olur mu?

E Vitamini toksisitesi nadirdir, ancak bazen yüksek dozlar kanama riskinin yanı sıra kas güçsüzlüğü, yorgunluk, mide bulantısı ve ishale neden olur. E vitamini toksisitesinden kaynaklanan en büyük risk kanamadır. Teşhis, kişinin semptomlarına dayanır.

E vitamini eksikliğinin etkileri nelerdir?

Hipovitaminoz olarak da adlandırılan E vitamini eksikliğinin belirtileri arasında yorgunluk, kas güçsüzlüğü, tremor (titreme), gözde retina bozuklukları veya kas ve zihinsel performansta düşüş yer alır. Refleksleriniz zayıflar ve yaralarınız daha kötü iyileşir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Drosera globülleri

Drosera rotundifolia preparatları yuvarlak yapraklı günebakan bitkisinden elde edilir ve etkilerini esas olarak alt solunum yollarında, yani gırtlak, soluk borusu ve akciğerlerde gösterir. Sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda ve yaşlılarda boğmaca, bronşit, larenjit ve kızamıktan kaynaklanan öksürüklerin tedavisinde de kullanılabilir. Bu ilaç tüberküloz hastalarında da endike olabilir. Özellikle yukarıda bahsedilen hastalıklara eşlik edebilen sürekli regürjitasyon durumunda, globüller çok etkili bir şekilde çalışır. Solunum yollarında bir hastalık mevcutsa, Drosera globülleri kendi kendine tedavi için çok uygundur, tüberküloz durumunda ise sadece geleneksel tıbbi tedaviye eşlik ve destek olarak kullanılır. Bununla birlikte, solunum problemleri boğulma ataklarına yol açıyorsa ve tedaviyle bile iyileşme görülmüyorsa, tıbbi konsültasyon şarttır.

Drosera globülleri için olası uygulamalar

Kimin için: Drosera rotundifolia özellikle alt solunum yolları üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğundan, tercihen burada lokalize olan hastalıklar için kullanılır. Drosera hastasının tipik bir semptomu, belirgin bir kusma ve öğürme dürtüsünün eşlik ettiği, boğulma korkusuyla birlikte spazmodik pirinç öksürüğüdür. Boğmaca (pertussis), Drosera almak için ana endikasyonlardan biridir. Yetişkinlerde olduğu kadar çocuklarda da kullanılabilir. Bununla birlikte, tıbbi tedavi her zaman gereklidir, bu nedenle Drosera bu durumda sadece destekleyici bir önlem olarak kullanılır. Hastalar tipik olarak gece yarısından sonra daha sık ortaya çıkan ve günde elliye kadar tekrarlayabilen kuru öksürük ataklarından muzdariptir. Bu öksürük nöbetlerine genellikle bulantı ve kusma eşlik eder, kan ve beyazımsı mukus karışımı kusulur. Hastalar ayrıca ses kısıklığı ve ateş nöbetlerinden de muzdariptir. Öksürük nöbetlerine boğulma korkusu eşlik ettiğinde veya günde yirmiden fazla kez ortaya çıktığında, boğulma riski olabileceğinden derhal bir doktora danışılmalıdır. Özellikle çocuklarda, hastalığın hızlı ve çok şiddetli seyretmesine yatkın oldukları için erkenden bir doktor çağrılmalıdır.

Drosera almak bronşit bağlamında kramplı öksürük atakları için de yararlı olabilir. Bu durum özellikle sürekli öksürme nedeniyle hastanın nefes alması ciddi şekilde bozulduğunda ve konuşmak ancak büyük bir çabayla mümkün olduğunda ortaya çıkar. Aynı zamanda yüzde kırmızımsı-mavimsi lekeler oluşur, burun kanaması olur ve sürekli öksürük nöbetleri nedeniyle göğsün alt bölgesi çok ağrır. Mide bulantısı ve kusma da sürekli öksürme ile tetiklenebilir ve hasta tipik olarak midesini tutar. Bu bağlamda kızamık virüsünün neden olduğu bronşitten de bahsetmek gerekir. Çocukların on bir ila on dört aylıktan itibaren genel olarak aşılanması nedeniyle, bu hastalık Almanya’da çok nadir görülmeye başlanmıştır, ancak hala sporadik olarak görülmektedir ve burada her zaman belirtilen geleneksel tıbbi tedaviye ek olarak Drosera ile destekleyici olarak tedavi edilebilir. Drosera ile homeopatik olarak tedavi edilebilen bir diğer hastalık da larenjittir. Bununla birlikte, ateşin eşlik ettiği hastalık daha da ilerlediğinde, kesinlikle tıbbi tavsiye alınmalı ve kendi kendine tedavi kesilmelidir. Larenjitten muzdarip bir hasta boğmacaya benzer sürekli öksürük nöbetlerinden muzdariptir. Öksürük akşam yattıktan sonra ve gece yarısından sonra en kötü halini alır ve hasta genellikle çok huzursuzdur ve ayrıca öksürük nöbetleri arasındadır.

Ayrıca, Drosera preparatları tüberküloz hastalarının çeşitli şikayetleri için de kullanılabilir. Tüberküloz, bakterilerin neden olduğu, esas olarak akciğerleri etkileyen, ancak özellikle bağışıklık sistemi zayıflamışsa tüm organları da etkileyebilen kronik bir enfeksiyon hastalığıdır. Örneğin, tüberküloz peritonit durumunda veya bu hastalık bağlamında kemik enfestasyonu durumunda da endike olabilir. Ancak bu durumlarda, kendi kendine tedavi asla yeterli değildir ve her zaman uzman rehberliği alınmalıdır.

Nerede çalışıyor?

Drosera rotundifolia tüm alt solunum yolları üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. İçerdiği naftokinon türevleri nedeniyle, ayçiçeğinin oksidasyon süreçlerinden kaynaklanan bir dizi kimyasal bileşik, antispazmodik (spazmolitik), antitussif (öksürük bastırıcı) ve balgam söktürücü (sekretolitik) etkiye ve ayrıca antibakteriyel etkiye sahiptir. Böylece, sadece belirli solunum yolu hastalıklarının semptomlarını hafifletmekle kalmaz, aynı zamanda iyileşme sürecini de destekler.

Hangi yaşta?

Drosera her yaşta reçete edilebilir ve bebekler ve çocukların yanı sıra yetişkinlerde ve çok yaşlılarda, özellikle solunum yolu hastalıkları bağlamında kullanılır. Bununla birlikte, gerekli dozlar yaş grubuna bağlı olarak değişir, bu nedenle her hasta için ne kadar gerekli olduğunu görmek için uygulamadan önce ambalaj broşürünü dikkatlice kontrol etmek önemlidir.
Globuli Drosera’nın dozajı ve alımı
Homeopatik ilaçlar tüm yaş grupları, emziren kadınlar ve hamile kadınlar için uygundur çünkü iyi tolere edilirler ve hiçbir yan etkileri yoktur. D30 ve üzeri potenslerin yanı sıra LM veya Q potensleri kullanılırken uzman bir doktora, homeopata veya ebeye danışılmalıdır.

Öneriler ve kurallar

Kendi kendine tedavi için genellikle D6 – D12 potensleri önerilir. Hamile kadınların ve çocukların tedavisi her zaman bir jinekolog, ebe veya çocuk doktoruna danışılarak yapılmalıdır.
Semptomların kötüleşmesi birkaç gün boyunca devam ederse tedavi kesilmelidir.
Kendi kendine tedavi bağlamında, bir seferde yalnızca bir ilaç denenmelidir.
Geleneksel bir ilaç asla kesilmemeli ve/veya homeopatik bir ilaçla değiştirilmemelidir. Destekleyici ilaçların alımı her zaman ilgili doktorla görüşülmelidir.
Girişin kendisi de özel dikkat gerektirir. Uygulama şekli ne olursa olsun (kürecikler, tabletler veya damlalar), homeopatik ilaçlar, etkinliği muhtemelen dış uyaranlardan etkilenebilecek hassas maddelerdir. İyileştirici bir etkiyi tehlikeye atmamak için güvenlik açısından aşağıdaki kurallara uyulmalıdır:

İlacı almadan önce, ağız mukozası 15 dakika boyunca yiyecek ve içecek, nikotin veya alkolden arındırılmış olmalıdır.
Globüller, çözünmüş tabletler veya damlalar önlem olarak plastik kaşıklarla alınmalıdır.
Uygulama sırasında güçlü kokulu uçucu yağlardan (dağ çamı, mentol, kafur) ve çözücülerden (vernikler, boyalar, benzin) kaçınılmalıdır.
Etkinin güvenliği için nane, diş macunu, sakız, kahve ve alkolden mümkün olduğunca kaçının veya kullanımı ciddi şekilde sınırlayın.

Bebekler ve küçük çocuklar için kullanın:

Bir bebek (12 aya kadar) 1 kürecik alır, ikinci ila üçüncü yaş arasındaki bir bebek 2 kürecik alabilir, daha büyük çocuklar 3 kürecik alır. Globüller basitçe bebeğin yanak cebine yerleştirilir. Damlalar (seyreltme) her zaman suda çözülür. Plastik bir kaşıkla verilebilir veya herhangi bir eczaneden satın alınabilecek bir pipetle ağza damlatılabilir. Kuklayı sulu ilaç solüsyonuna batırıp bebeğe vermek de pratiktir. İçme şişesi yoluyla da uygulanabilir.

Yetişkinler için yönetim

Globülleri plastik bir kaşığa koyun ve ağızda yavaşça çözünmelerini sağlayın. Damlalar plastik bir kaşıkla da alınabilir. Tabletler çözündükleri yanak cebine yerleştirilebilir. Alternatif olarak, suda çözülüp içilebilirler.

Tedavi süresi

Tedavi süresi semptomlara bağlıdır. Kural olarak, homeopatik ilaçlar sadece semptomlar iyileşene veya açıkça düzelene kadar alınır. Kullanım sıklığının değişebileceği unutulmamalıdır. Genellikle öneriler, akut şikayetlerin sık dozlarla tedavi edilmesi ve şikayetlerin iyileşmesi ile aralıkların uzatılması yönündedir. Yüksek potensler (C200’den itibaren) genellikle sadece homeopatik doktorlar veya şifa konusunda uzman alternatif uygulayıcılar tarafından reçete edilir ve etki şekilleri düşük D potenslerinden farklı bir dinamiğe sahip olduğundan kendi kendine tedavi için uygun değildir.