Hidrokortizon sodyum fosfat

Genel Bakış

Hidrokortizon sodyum fosfat, glukokortikoid sınıfına ait, anti-inflamatuar, anti-alerjik ve immünosupresif etkileri nedeniyle oftalmolojide topikal olarak kullanılan bir etken maddedir. Hafif şiddette, enfeksiyöz olmayan alerjik ya da inflamatuar konjonktivit olgularında semptom kontrolü, hiperemi ve kaşıntının azaltılması ile konjonktival ödemin giderilmesine yönelik kısa süreli tedavilerde tercih edilir. Ticari olarak Softacort® adıyla göz damlası formunda bulunur ve bu form 2021 yılında onaylanmıştır.

Kimyasal Yapı ve Fizikokimyasal Özellikler

  • Adı: Hidrokortizon sodyum fosfat (hidrokortizon fosfat sodyum olarak da adlandırılır)
  • Molekül formülü: C₂₁H₂₉Na₂O₈P
  • Molekül kütlesi (Mr): 486,4 g/mol
  • Yapısal özellik: Hidrokortizonun fosforik asit ile esterleşmiş türevi olup sodyum tuzu şeklindedir. Esterleşme, ana glukokortikoid çekirdeğinin suda çözünürlüğünü artırır; bu da oftalmik formülasyonlarda berrak çözelti hazırlanmasını kolaylaştırır.
  • Farmasötik form: Sulu çözelti halinde steril göz damlası; formülasyona bağlı olarak koruyucu (ör. benzalkonyum klorür) içerebilir veya koruyucusuz tek dozluk (unit-dose) formlar bulunabilir.

Farmakodinamik

Hidrokortizon sodyum fosfat, uygulama sonrasında hidrolize olarak aktif hidrokortizona dönüşür. Etkileri temel olarak sitoplazmik glukokortikoid reseptörlerine (GR) bağlanma ve ligand-reseptör kompleksinin nükleusa translokasyonu ile transkripsiyonel düzeyde gerçekleşir:

  • Transrepressyon: NF-κB ve AP-1 gibi proinflamatuvar transkripsiyon faktörlerinin baskılanması; IL-1β, IL-6, TNF-α ve COX-2 gibi mediatörlerin ekspresyonunun azalması.
  • Transaktivasyon: Lipokortin-1 (annexin A1) gibi anti-inflamatuvar proteinlerin artması ve fosfolipaz A₂ yolunun baskılanması.
  • Ekstragenomik etkiler: Hücre membranı ilişkili GR üzerinden hızlı iyon akımları ve vasküler permeabilite üzerinde genomik olmayan modülasyonlar; bu mekanizmalar, topikal uygulamada erken hiperemi ve ödem çözülmesine katkı verir.

Farmakokinetik ve Sistemik Maruziyet

Topikal oftalmik uygulamada sistemik emilim sınırlıdır ancak nazolakrimal drenaj yoluyla gastrointestinal emilim ve nazal mukozal absorpsiyon meydana gelebilir. Korneal epitel bütünlüğü bozuksa intraoküler penetrasyon artar. Plazma proteinlerine yüksek oranda bağlanan hidrokortizon kısa yarı ömürlüdür; yine de CYP3A aracılı metabolizma ile etkileşim potansiyeli, özellikle güçlü inhibitörlerle birlikte, teorik olarak önem taşır.

Endikasyonlar

  • Hafif, enfeksiyöz olmayan alerjik veya inflamatuar konjonktivit.
  • Non-infeksiyöz yüzeyel inflamatuar yanıtın eşlik ettiği kısa süreli irritatif durumlarda (ör. non-spesifik konjonktival hiperemi) hekimin değerlendirmesiyle.

Not: Bakteriyel, viral (özellikle herpes simplex keratiti) veya fungal aktif göz enfeksiyonlarında kontrendikedir; enfeksiyon dışlandıktan sonra ve/veya uygun anti-infektif tedavi ile birlikte değerlendirilmelidir.

Doz ve Uygulama

  • Standart doz: Etkilenen göze günde 2–4 kez birer damla.
  • Tedavi süresi: Klinik yanıta göre birkaç gün ile sınırlı olup maksimum 14 gün.
  • Uygulama tekniği:
    1. Elleri yıkayın.
    2. Baş hafif geriye; alt kapak çekilerek konjonktival kesecik oluşturun.
    3. Damlatıcı ucunun kirpik/deri ile temasından kaçının.
    4. Damlatma sonrası punctal oklüzyon (nazolakrimal kanala 1–2 dakika hafif bası) uygulayarak sistemik emilimi ve sistemik yan etki riskini azaltın.
    5. Birden fazla oftalmik ilaç kullanılıyorsa, uygulamalar arasında en az 5–10 dakika aralık bırakın; jel/merhem varsa en sona uygulayın.
  • Kontakt lens: Koruyuculu çözeltiler lens materyaliyle etkileşebilir; aktif inflamasyon döneminde lens kullanımı genellikle önerilmez. Hekim uygun görürse, damlatmadan sonra lense dönüş için en az 15 dakika beklenmeli ve ürünün koruyucu içeriği dikkate alınmalıdır.

İzlem ve Değerlendirme

  • Semptomatik yanıt: Kaşıntı, kızarıklık ve sulanmada düzelme genellikle ilk birkaç günde görülür.
  • Göz içi basıncı (GİB): Glukokortikoidlere duyarlı bireylerde GİB yükselişi 1–2 hafta içinde ortaya çıkabilir; 14 günü aşan kullanımlarda tonometri önerilir.
  • Korneal bütünlük: Epitele toksisite veya iyileşme gecikmesi açısından değerlendirme yapılmalıdır.

Kontrendikasyonlar

  • Aktif veya şüpheli viral (özgün olarak herpes simplex keratiti), fungal ya da mikobakteriyel göz enfeksiyonları.
  • Pürülan akut bakteriyel enfeksiyonlar (uygun antibiyotik eşlik etmeden).
  • Korneal epitel defekti veya ülser şüphesi (steroidler perforasyon riskini artırabilir).
  • Etken maddeye ya da yardımcı maddelere aşırı duyarlılık.

Özel Uyarılar ve Önlemler

  • Maskelenen enfeksiyon: Glukokortikoidler inflamasyon bulgularını baskılayarak oküler enfeksiyonların tanısını geciktirebilir; tedavi sırasında sekonder enfeksiyon gelişebilir.
  • GİB artışı ve glokom: Uzamış veya yineleyen kürlerde glokomatöz hasar, optik disk değişiklikleri ve görme alanı kaybı riski.
  • Katarakt: Uzun süreli/tekrarlayan kullanımlarda arka subkapsüler katarakt bildirileri.
  • Korneal/perforasyon riski: İnce veya incelmiş korneada/perforasyon riski olan durumlarda dikkat.
  • Çocuklar ve yaşlılar: GİB artışına duyarlılık daha yüksek olabilir; kısa süreli ve yakın izlem önerilir.
  • Gebelik ve laktasyon: Sistemik maruziyet düşük olsa da, faydalar/olası riskler dengelenmeli; en düşük etkili doz ve en kısa süre prensibi.
  • Araç/makine kullanımı: Damlatma sonrası kısa süreli bulanık görme olabilir; net görme sağlanana dek dikkat gerektirir.

İlaç Etkileşimleri

Topikal uygulamaya rağmen sistemik emilim olabileceğinden, güçlü CYP3A inhibitörleri (ör. ketokonazol, itrakonazol, ritonavir, kobicistat) teorik olarak sistemik glukokortikoid yan etkisi riskini artırabilir. Birden fazla topikal oftalmik steroidin eş zamanlı kullanımı yan etki olasılığını yükseltir; kombine tedavilerde toplam steroid yükü gözden geçirilmelidir.

İstenmeyen Etkiler

  • Sık/olası lokal reaksiyonlar: Batma, yanma, geçici bulanık görme, yabancı cisim hissi, fotofobi, epifora, konjonktival hiperemi.
  • GİB artışı/glokoma: Steroid yanıtlı bireylerde klinik olarak anlamlı olabilir.
  • Katarakt: Uzamış/tekrarlayan kullanımla ilişkili.
  • Gecikmiş epitelizasyon ve yara iyileşmesinde yavaşlama.
  • Sekonder enfeksiyon: Bakteriyel, viral (özellikle HSV reaktivasyonu) veya fungal.
  • Alerjik reaksiyonlar: Nadir; koruyuculara (ör. BAK) bağlı tahriş/hipersensitivite görülebilir.

Aşırı Doz ve Yönetim

Topikal aşırı dozda sistemik toksisite beklenmez; gözde aşırı iritasyon gelişirse yıkama ve semptomatik yaklaşım uygulanır. Yanlışlıkla yutulmada ciddi toksisite olası değildir, ancak semptomlar gelişirse medikal değerlendirme önerilir.

Karşılaştırmalı Notlar (Sınıf İçi)

  • Hidrokortizon nispeten düşük potent bir steroid olup, hafif olgularda tercih edilir.
  • Fluorometolon ve loteprednol etabonat gibi ajanlar da yüzeyel inflamasyonlarda sık kullanılır; loteprednol “yumuşak steroid” profiliyle GİB artışı açısından daha avantajlı kabul edilir.
  • Deksametazon ve prednizolon asetat daha potenttir; orta-şiddetli inflamasyonlarda tercih edilse de GİB artışı ve katarakt riski görece daha yüksektir. Tedavi seçimi klinik şiddet, yan etki profili ve hastaya özgü risklere göre bireyselleştirilir.

Pratik Kullanım İpuçları

  • Tanısal belirsizlik veya herpetik keratit şüphesi varsa başlamadan önce kornea muayenesi ve gerekirse floressein boyası ile değerlendirme yapılmalıdır.
  • Şikayetler 48–72 saat içinde anlamlı düzelmiyorsa tanı ve tedavi planı yeniden gözden geçirilmelidir.
  • Tedaviyi kademeli kesmeye çoğu olguda gerek yoktur; ancak tekrarlayan ataklarda ve eşlik eden diğer steroidlerle kullanımlarda hekim önerisi izlenmelidir.
  • Nazolakrimal oklüzyon alışkanlığı kazanmak, hem etkinliği artırır hem de sistemik maruziyeti azaltır.

Saklama ve Stabilite

  • Oda sıcaklığında, ışık ve ısıdan korunarak saklanır.
  • Açıldıktan sonra çok dozlu flakonlar genellikle 4 hafta içinde imha edilir; tek dozluk (unit-dose) kaplar bir kez kullanılıp atılmalıdır. Etiket ve prospektüs talimatları esas alınmalıdır.

Ruhsat ve Düzenleyici Bilgiler

  • Softacort® adıyla oftalmik çözelti formu 2021 yılında onay almıştır. Ülkeye göre ruhsat otoritesi ve sunduğu konsantrasyon/ambalaj ayrıntıları farklılık gösterebilir.

Özet Klinik Konumlandırma

Hidrokortizon sodyum fosfat, kısa süreli, düşük potent bir topikal steroid olarak, enfeksiyöz olmayan hafif konjonktival inflamasyonların semptomatik kontrolünde rasyonel bir tercihtir. Etkinlik-güvenlilik dengesi, maksimum 14 gün ile sınırlandırılmış kullanım, uygun uygulama tekniği (özellikle punctal oklüzyon) ve aktif enfeksiyonların dışlanması koşullarında optimize edilir. Göz içi basıncı artışı, sekonder enfeksiyon ve katarakt gibi sınıf etkilerine yönelik uyanıklık, tedavinin mihenk taşlarıdır.


Keşif

Adrenal bezin kahverengimsi korteksi, 20. yüzyılın ilk yarısında kimyagerler ve hekimler için hem bir gizem hem de bir vaat oldu: Vücudun stres tepkisini yöneten, inflamasyonu dindiren, bağışıklık sistemini dizginleyen bir dizi “kortikoid”. Bu serüvenin içinde, bugün göz damlası şeklinde kullandığımız hidrokortizon sodyum fosfatın doğumunu hazırlayan adımlar da vardı. Aşağıdaki hikâye, kortikosteroidlerin keşif yıllarındaki yoğun laboratuvar gündeminden başlar; hidrokortizonun kimlik kazanması, endüstriyel sentez devrimi, prodrug (ön-ilaç) kimyasıyla gelen suda çözünebilir türevler ve en sonunda oftalmolojiye adapte edilmiş modern formülasyonlara kadar ilerler.


I. Adrenal Korteksin Şifresi: İzolasyon Çağı (1930’lar–1940’lar)

1930’ların ortasında, hem Avrupa’da hem de ABD’de birbiriyle yarışır gibi çalışan laboratuvarlar, adrenal korteksten biyolojik olarak aktif kristaller çıkarmanın peşindeydi. Günün teknolojisi yetersizdi: miligram düzeyinde ürün elde etmek için yüzlerce kilogram doku işlemek gerekiyordu. Buna rağmen ısrar sürdü. Kimyagerler, organik çözücülerle ekstraksiyon, kromatografik ayırma ve kristalizasyon aşamalarını ustalıkla birleştirerek bir “steroid haritası” çıkardılar.

Bu haritada numaralandırılmış bileşikler arasında iki tanesi özellikle ayırt edildi: Bileşik E (cortisone) ve Bileşik F (hydrocortisone = kortizol). O günlerde bileşiklerin tam yapısının kanıtlanması adım adım ilerliyordu; spektroskopi henüz emekleme dönemindeydi, X-ışını kristalografisi ise seçilmiş örneklerle sınırlıydı. Yine de analitik ipuçları birleşti: hidroksil ve keton fonksiyonları, çift bağların konumu, 11-β hidroksil grubunun varlığı gibi detaylar, Bileşik F’nin fizyolojik glukokortikoid olduğuna işaret etti.


II. Klinik Sahne: Romatizmal Hastalıktan İnflamasyona (1948–1950)

İzolasyonla gelen ilk büyük klinik “pencere” cortisone ile açıldı; romatoid artrit hastalarında dramatik bir semptom gerilemesi yaşandı. Bu deneyim, kortikosteroidlerin anti-inflamatuar gücünün tıp dünyasında yankılanmasını sağladı. Kısa süre içinde **hydrocortisone (kortizol)**un, yani Bileşik F’nin, vücuttaki doğal glukokortikoid olduğu; tuz-su dengesi, karbonhidrat metabolizması, stres yanıtı ve inflamasyon üzerinde merkezi bir rol oynadığı daha net anlaşıldı. Böylece kortikosteroid tedavileri, en başından itibaren “etkililik – yan etki” dengesini gözetmeyi gerektiren bir paradigmaya dönüştü.


III. Sentez Devrimi: Diosgeninden İlaç Fabrikasına (1940’lar–1950’ler)

Doğal adrenal bezden miligramlarca hormon çıkarma stratejisi sürdürülebilir değildi. Endüstriyel kimya, çözümü bitki sterollerinden (özellikle diosgenin ve stigmasterol) başlayarak çok basamaklı bir sentez zinciri kurmakta buldu. Bu sayede önce cortisone, ardından hydrocortisone üretimi ölçeklenebilir hale geldi. Bir başka dönüm noktası, mantarların (ör. Rhizopus türleri) kullandığı 11-β hidroksilasyon basamağının fermantasyonla endüstriyel süreçlere entegre edilmesiydi; böylece 11-keto ara ürünlerden hydrocortisonea daha verimli erişim sağlandı. Bu biyokimyasal kestirme, kortikosteroid kimyasını pahalı bir laboratuvar merakından güvenilir bir ilaç kaynağına çevirdi.


IV. Ön-İlaç Kimyası: Suda Çözünürlük ve Fosfat Esterleri (1950’ler ve sonrası)

Klasik steroid çekirdeği hidrofobiktir; bu, enjeksiyonluk ve göz içi uygulamalarda bir engeldir. Kimyagerler, süksinat ve fosfat gibi polar gruplar ekleyerek steroidleri prodrug şeklinde suda çözünebilir hale getirdiler. Hidrokortizon sodyum fosfat, bu yaklaşımın tipik ürünüdür: fosforik asitle esterleşme ve sodyum tuzuna dönüştürme, sulu çözeltilerin hazırlanmasını kolaylaştırır. Doku esterazlarıyla hızla hidrolize olur ve aktif hidrokortizon serbestleşir. Parenteral kullanımda hızlı etki ve formülasyon kolaylığı sağlanırken, oftalmik çözeltilerde berraklık, sterilite ve damlatılabilirlik elde edilir.


V. Oftalmolojiye Açılan Kapı: Yüzeyel İnflamasyonun Yönetimi (1960’lar–2000’ler)

Kortikosteroidlerin göz yüzeyindeki inflamasyonu hızla yatıştırdığı erken dönemde anlaşıldı: konjonktival vazodilatasyon, ödem, kaşıntı ve yanma geriler; görsel konfor artar. Ancak aynı yıllarda steroid-indüklenmiş oküler hipertansiyon fenomeni de tanımlandı. Glukokortikoidlerin trabeküler ağ üzerinde ekstraselüler matriks birikimine, aktomiyosin tonusunda değişime ve drenaj direncinde artışa yol açarak aköz hümör dışa akımını azalttığı gösterildi. Bu, duyarlı bireylerde (özellikle glokoma yatkın gözlerde) göz içi basıncının (GİB) haftalar içinde anlamlı yükselişine neden olabiliyordu. Böylece oftalmolojide temel ilke yerleşti: etkin ama kısa süreli kullanım, yakın izlem ve aktif enfeksiyona karşı dikkat.

Bu dönemde formülasyon bilimi de gelişti: koruyucu içeren (ör. benzalkonyum klorür) çok dozlu şişeler yaygınlaştı; koruyucuların oküler yüzeye potansiyel toksisitesi anlaşılınca tek dozluk, koruyucusuz (unit-dose) çözümlere ilgi büyüdü. Viskozite artırıcı polimerler (hipromelloz, karbomer), in-situ jel yapan sistemler (poloksamer, gellan) ve siklodekstrin kompleksleriyle ilacın göz yüzeyinde kalış süresini uzatma ve biyoyararlanımı artırma çabaları ivme kazandı.


VI. Hidrokortizon Sodyum Fosfatın Klinik Konumlanışı

Hedef hastalık profili: Hafif şiddette, enfeksiyöz olmayan alerjik veya inflamatuar konjonktivit. Burada hidrokortizonun düşük-orta potent anti-inflamatuar gücü, aşırı baskılayıcı olmayan bir yanıt sağlamak için avantajdır. Daha potent ajanlara (ör. deksametazon, prednizolon) kıyasla GİB yükseltme eğilimi genelde daha düşüktür; fluorometolon ve loteprednol gibi alternatiflerle yapılan klinik tercihlerde hasta profili, yan etki öyküsü ve izlem olanağı belirleyicidir.

Doz ve süre: Günlük 2–4 kez, maksimum 14 gün. Kısa süreli şemalar, hem gereksinim duyulan antienflamatuar etkiyi sağlar hem de sınıf etkilerine bağlı riskleri (GİB artışı, katarakt, enfeksiyonun maskelemesi) minimalize eder. Punktal oklüzyon (nazolakrimal kanala damlatma sonrası 1–2 dakika nazik bası), sistemik emilimi azaltarak güvenliği destekler.

Güvenlik mihenk taşları:

  • Aktif enfeksiyonun dışlanması (özellikle herpes simpleks keratiti).
  • GİB izlemi, özellikle steroid yanıtlı bireylerde.
  • Korneal bütünlük ve epitelizasyon üzerinde dikkat.
  • Kontakt lens kullanımının alevli dönemde ertelenmesi; koruyuculu ürünlerde lens materyaliyle etkileşime karşı uyarı.

VII. Regülasyon ve Ürünleşme

Hidrokortizon sodyum fosfatın göz damlası formu, farklı üretici ve ambalaj stratejileriyle ulusal pazarlara girdi. Softacort® gibi preparatlar, 2021 yılında onay alarak (ürün formülasyonu ve konsantrasyonu ülkeye göre değişebilmekle birlikte) hafif, non-infeksiyöz konjonktival inflamasyonların kısa süreli yönetiminde standart seçenekler arasına yerleşti. Koruyucusuz tek dozluk sunumlar, oküler yüzey hastalıklarında tolerabiliteyi artırma hedefiyle özellikle benimsenmektedir.


VIII. Güncel Araştırma Eksenleri (2010’lar–2020’ler ve sonrası)

1) Taşıyıcı sistemler ve biyoyararlanım

  • Nanoemülsiyon, liposom, katı lipid nanoparçacık (SLN), niosom gibi kolloidal taşıyıcılarla hidrokortizon fosfatın korneal penetrasyonunu artırma; göz yüzeyinde mukoadezif kalış süresini uzatma.
  • Siklodekstrin kompleksleri ile çözünürlüğü/kararlılığı optimize etme; damla başına etkin dozun azaltılması.
  • In-situ jel teknolojileri (ısı, pH veya iyonla tetiklenen jelasyon) sayesinde damlanın göz yaşında hızla jel faza geçerek yıkanmayı azaltması.

2) Farmakogenomik ve steroid yanıtı

  • Glukokortikoid reseptörünün (NR3C1) ve şaperon sisteminin (FKBP5) varyantlarının, steroid-indüklenmiş oküler hipertansiyon riskini öngörmede biyobelirteç potansiyeli. Klinik rutinde henüz genotipleme yapılmasa da, “yüksek yanıtlı” bireyleri öngörebilen algoritmalara dönük çalışmalar sürüyor.

3) Steroid-koruyucu kombinasyon stratejileri

  • Mast hücre stabilizatörü/antihistaminiklerle (ör. olopatadin, ketotifen) kombinasyon; hedef, steroid doz ve süresini kısaltırken alerjik yanıtın çok kanallı bastırılması.
  • Retrometabolik tasarımlı steroidlere (ör. loteprednol) kıyasla hidrokortizonun yeri: düşük potent ama iyi tolere edilen, hafif olgulara yönelik “starter” veya “köprü” tedavi yaklaşımı.

4) Koruyucusuz formülasyonlar ve hasta deneyimi

  • BAK-free damlaların oküler yüzey hastalıklarında (kuru göz, MGD) tolerabilite üstünlüğü. Tek dozluk sistemlerde stabilite ve üretim lojistiğini iyileştirme çabaları hız kesmiyor.

5) Üstünlüğün ölçümü: gerçek yaşam verileri

  • Kısa kürlerde etkinlik-güvenlik dengesini, GİB dalgalanmalarını ve nüks oranlarını kıyaslayan prospektif kohortlar ve gerçek dünya veri tabanları; özellikle alerjik konjonktivitte mevsimsel paternlerle ilişki.

IX. Mekanizmanın İncelikleri: Neden İşe Yarıyor, Nerede Dikkat?

Transkripsiyonel baskılama hidrokortizonun çekirdekteki asıl kozudur: NF-κB ve AP-1 üzerinden proinflamatuvar gen ekspresyonu azalır; COX-2, PLA₂ ve pro-sitokin zinciri (IL-1β, IL-6, TNF-α) geriler. Aynı anda annexin A1 artışı, eikozanoid biyosentezini frenler. Ekstragenomik (hızlı) etkiler, damar geçirgenliğinin ve sinir uçlarındaki irritatif yanıtın çabuk yatışmasına katkı verir.
Bununla birlikte aynı moleküler ağ, trabeküler ağda matriks yeniden modellemesini etkileyerek drenaj direncini artırabilir; bu da GİB yükselişine kapı aralar. Risk, doz-süre-duyarlılık üçgeninin kesiştiği yerde belirginleşir; bu yüzden kısa süre ve yakın izlem, tedavinin ayrılmaz etiketi olarak kalır.


X. Göz Damlalarında “Küçük” Ama Kritik Uygulama Ayrıntıları

  • Punktal oklüzyon: Damla sonrası 1–2 dakika iç kantal noktaya nazik bası, sistemik emilimi azaltır; bu, özellikle güçlü CYP3A inhibitörleri (ketokonazol, itrakonazol, ritonavir, kobicistat vb.) kullanan hastalarda teorik sistemik steroid maruziyetini sınırlamak açısından önemlidir.
  • Uygulamalar arası aralık: Birden çok topikal ajan kullanılıyorsa 5–10 dakika aralık bırakmak, seyrelmeyi ve yıkanmayı önler; jel/merhem en sona saklanır.
  • Kontakt lens: Alevli inflamasyonda lens ara verilmeli; koruyucu içeren formülasyonlarla etkileşim riski hastaya açıklanmalıdır.
  • Aşamalı değerlendirme: 48–72 saat içinde beklenen yanıt alınmıyorsa tanı ve strateji yeniden gözden geçirilmelidir.

XI. Nereden Nereye: Molekülden Kliniğe, Sonra Geri

Hidrokortizon sodyum fosfatın hikâyesi, saf bir kimyasal meraktan çok daha fazlasıdır. 1930’ların miligram kristallerinden başlayan, 1950’lerde endüstriyel sentez ve biyotransformasyonla hız kazanan, prodrug kimyasıyla suda çözünebilirliğe erişen bir çizgi… Oftalmolojiye geldiğinde ise bu çizgi, hafif, non-infeksiyöz konjonktival inflamasyonun hızlı ve kısa süreli kontrolü için pratik bir araca dönüşür. Bugün araştırmalar, aynı etkili çekirdeği daha hedefli, daha tahammül edilebilir ve daha öngörülebilir kılmanın yollarını arıyor: akıllı taşıyıcılar, koruyucusuz sistemler, farmakogenomik kılavuzluk ve gerçek yaşam verileriyle rafine edilen klinik algoritmalar.

Ve elinizdeki o küçük şişe—saydam, neredeyse görünmez—yüz yılın kimya, biyoloji ve klinik sezgisinin damıtılmış halidir: damla damla.


İleri Okuma
  • Glyn, J. H. (1998). The discovery of cortisone: a personal memory. BMJ, 317(7161): 1028–1030.
  • Hillier, S. G. (2007). Diamonds are forever: the cortisone legacy. Journal of Endocrinology, 195(1): 1–6.
  • Flach, A. J. (2008). The Importance of Eyelid Closure and Nasolacrimal Occlusion in Glaucoma Therapy. Transactions of the American Ophthalmological Society, 106: 138–145.
  • Flach, A. J. (2009). Proposed Mandate for Instructions and Labeling on Nasolacrimal Occlusion. Archives of Ophthalmology, 127(1): 95–96.
  • Hogewind, B. F. et al. (2015). Analyses of Sequence Variants in the MYOC Gene and in the NR3C1 and FKBP5 Genes in the Pathogenesis of Corticosteroid-Induced Ocular Hypertension. Ocular Immunology and Inflammation, 23(5): 391–396.
  • Bonniard, A. et al. (2016). Ocular surface toxicity from glaucoma topical medications and preservatives. Expert Opinion on Drug Safety, 15(10): 1389–1402.
  • Burns, C. M. (2016). The History of Cortisone Discovery and Development. Best Practice & Research Clinical Rheumatology, 30(1): 3–10.
  • Fini, M. E., Schwartz, S. G., Gao, X. et al. (2016). Steroid-Induced Ocular Hypertension/Glaucoma. Journal of Ocular Pharmacology and Therapeutics, 33(3): 173–182.
  • Fini, M. E., Schwartz, S. G., Gao, X. et al. (2017). Steroid-induced ocular hypertension/glaucoma. Expert Opinion on Pharmacotherapy, 18(8): 769–776.
  • Müller, L. et al. (2020). New technique to reduce systemic side effects of timolol eye drops. Clinical Ophthalmology, 14: 3025–3033.
  • Sanjana, A., Mandal, S. (2021). Preparation and evaluation of in-situ gels containing hydrocortisone. Journal of Drug Delivery Science and Technology, 61: 102249.
  • Goldstein, M. H., Kaid Johar, S. (2022). Ocular benzalkonium chloride exposure: problems and alternatives. Eye, 36: 361–368.
  • SOFTACORT 3.35 mg/ml eye drops, solution (Single-dose). Summary of Product Characteristics (SmPC), 2022.
  • Hydrocortisone sodium phosphate (Softacort) — Addendum. Lancashire & South Cumbria Medicines Management Group, 2023.
  • Harvey, D. H., Cordeiro, M. F. (2024). Glucocorticoid-Induced Ocular Hypertension and Glaucoma. International Journal of Molecular Sciences, 25(2): 877.
  • Villapiano, F. et al. (2024). Thermosensitive In Situ Gelling Poloxamers/Hyaluronic Acid Platforms Loaded with Hydrocortisone. International Journal of Pharmaceutics, 654: 122–135.
  • Kahook, M. Y. (2024). Preservatives and ocular surface disease: A review. Ophthalmology and Therapy, 13(2): 405–423.
  • Fea, A. M. et al. (2024). Drug Delivery Systems for Glaucoma: A Narrative Review. Pharmaceuticals, 17(9): 1163.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Potasyum İyodür

  • Potasyum iyodür tabletleri, radyoaktif maddelerin salınımı ile ciddi bir nükleer santral kazasından sonra kullanılır.
    • Radyoaktif iyotun tiroid bezinde birikmesini ve tiroid kanseri ve diğer tiroid hastalıklarının gelişmesini engellerler.
  • Çocuklar tiroid kanserine özellikle duyarlıdır, ancak yaşlı yetişkinler değildir.
  • Potasyum iyodür tabletleri radyoaktif radyasyona karşı koruma sağlamaz.
  • İyot tabletlerinin tereddütsüz kullanılamayacağı belirli risk grupları vardır.

65 mg potasyum iyodür tabletleri, 50 mg iyodine karşılık gelen onaylanmıştır. Nükleer santral civarındaki (50 km yarıçapındaki) herkese ücretsiz olarak gönderilirler. Nüfusun geri kalanı için, gerektiğinde tabletlerin hızla dağıtılabileceği merkezi olmayan depolar var.

Günlük iyot ihtiyacı mikrogram aralığında olduğu için 50 mg iyot dozu yüksektir. İyot takviyeleri çok daha az miktarda iyot içerir.

Kimyasal

yapı ve özellikler

Potasyum İyodür Tabletler 65 mg beyaz ila kirli beyazdır, dörde bölünmüş, lekelenme veya renk değişikliği (PH) olmayan kaplanmamış tabletlerdir. Işıktan uzakta, oda sıcaklığında (15 – 25 °C) ve çocukların erişemeyeceği yerlerde saklanmalıdır. Potasyum iyodür (KI, Mr = 166.0 g/mol) renksiz kristaller veya beyaz toz halinde oluşur ve suda çok kolay çözünür.

Etkileri

Potasyum iyodür tabletleri, radyoaktif maddelerin salınımı ile ciddi bir nükleer santral kazasından sonra kullanılır. İyot-131 gibi radyoaktif iyotun tiroid bezinde birikmesini ve tiroid kanserine veya diğer tiroid hastalıklarına neden olmasını önleyebilirler. Öte yandan iyonlaştırıcı radyasyona, radyasyon hastalığına karşı koruma sağlamazlar ve ‘radyasyondan korunma tabletleri’ değildirler. Risk varsa ev, bodrum veya sığınak ziyaret edilmeli veya alan terk edilmelidir.

Tiroid radyasyona çok duyarlı bir organdır ve özellikle çocuklar ve ergenler nükleer bir felaketten sonra kanserden etkilenirler. Kanser vakaları, reaktörden yüzlerce kilometre uzakta bile ortaya çıkabilir. Genç erişkinlerde ise düşük risk vardır ve bu risk yaş ilerledikçe daha da azalır. 40 yaşın üzerindeki yetişkinler için risk, maruziyet çok yüksek olmadığı sürece son derece düşük kabul edilir. Radyoaktif bir buluttan geçerken, radyoaktif iyot esas olarak solunum yolu yoluyla solunur ve vücuda çok hızlı bir şekilde emilir.

Potasyum iyodür tabletlerine olası bir alternatif olarak karbimazol, tiamazole veya propiltiourasil gibi antitiroid ilaçlar da kontrendikasyonları varsa ikinci basamak ilaçlar olarak kullanılabilir. İyot içeren tiroid hormonlarının oluşumunu engellerler. Sodyum veya potasyum perklorat, iyot alımını inhibe eder. Potasyum iyodat (KIO3), potasyum iyodür yerine de kullanılabilir, ancak bu, mukoza zarlarını daha fazla tahriş eder.

Tabletler yoksa, eczanelerde Lugol solüsyonu veya potasyum iyodür kapsülleri gibi doğaçlama formülasyonlar hazırlanabilir.

Etki mekanizması

Etkiler, radyoaktif olmayan iyodür tarafından sodyum iyodür yardımcı taşıyıcısının rekabetçi bir şekilde engellenmesine ve doygunluğuna dayanmaktadır. Bu taşıyıcı, iyodürün tiroide taşınmasından sorumludur. Normal iyodür gibi, radyoiyodin böbrekler yoluyla yaklaşık 2 gün içinde atılır. İyot-131, yaklaşık 8 günlük nispeten kısa bir yarı ömre sahiptir.

Endikasyon

Radyoaktif iyot izotoplarının (radyoiyodin) reaktör kazalarına karışmasını önlemek.

Başvuru kararı Ulusal Alarm Merkezi tarafından alınır ve radyo ve Alertswiss aracılığıyla duyurulur. İlaç federal hükümetin emri olmadan alınmamalıdır.


Paket broşürüne ve yetkililerin talimatlarına göre dozajlanır. Radyoiyodine maruz kalmadan birkaç saat önce veya aynı anda alındığında en etkilidir. Yine de efordan birkaç saat sonra alınması tavsiye edilir.

Tabletler aç karnına değil bol sıvı ile alınmalıdır. Ayrıca bir içecek içinde çözülebilirler. İçecek hemen tüketilmelidir. Uzun yarılanma ömrü nedeniyle günde bir doz yeterlidir.

kontrendikasyonlar

İyot tabletlerinin kullanılamayacağı veya önlem alınması gereken belirli insan grupları, durumlar ve hastalıklar vardır:

  • iyot aşırı duyarlılığı
  • tedavi edilmemiş hipertiroidizm
  • hamilelik ve emzirme dönemi
  • Yenidoğan ilk aya kadar
  • tiroid özerklikleri
  • Dermatit herpetiformis Duhring
  • miyotoni doğuştan
  • iyododerma tuberosum
  • hipokomplementemik vaskülit
  • Bazı ilaçları almak

Tam önlem önlemleri, profesyoneller için ilaç bilgilerinde bulunabilir.

etkileşimler

Antitiroid ilaçların etkileri potasyum iyodür tarafından zayıflatılır. Lityum aynı anda alınırsa, guatr ve hipotiroidizm gelişimi teşvik edilir. Potasyum tutucu diüretikler ile hiperkalemi oluşabilir.

istenmeyen etkiler

Olası istenmeyen etkiler arasında hazımsızlık, metalik tat, konjonktivit, tükürük bezlerinin şişmesi, baş ağrısı, öksürük, bronşit, akciğer ödemi, çarpıntı ve huzursuzluk sayılabilir. Nadiren iyot kaynaklı hipertiroidizm veya hipotiroidizm ve aşırı duyarlılık reaksiyonları meydana gelir. Yan etki riski yaşla birlikte artar.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Kolestiramin

“Kolestiramin” (USAN) veya “kolestiramin” (INN) terimi, kimyasal bileşiminden ve işlevinden türemiştir:

  • Chole-, safra asitlerini bağlamadaki rolünü yansıtan kolesterol veya safra bileşenlerini ifade eder (Yunanca cholē, “safra” anlamına gelir).
  • Stiren, reçinenin polistiren-divinilbenzen kopolimeri omurgasını belirtir.
  • -amin, anyon değişimini kolaylaştıran polimere bağlı kuaterner amonyum gruplarını belirtir.

Bu nedenle isim, kolesterol/safra hedefleme mekanizmasını, stiren bazlı yapıyı ve amonyum fonksiyonel gruplarını birleştirir. İngiliz/INN yazımı “kolestiramin”, öneki cole- olarak basitleştirir (“chole-” ile daha az doğrudan bağlantılıdır) ancak temel bileşenleri korur.


This content is available to members only. Please login or register to view this area.

İlaç Sınıfı ve Endikasyonları
Kolestiramin, öncelikle lipid ve kolesterol düşürücü bir ajan olarak kullanılan bir iyon değişim reçinesidir. Başlıca endikasyonları şunlardır:

  • Birincil hiperkolesteroleminin yönetimi ve koroner arter hastalığı komplikasyonlarının önlenmesi.
  • Kısmi safra tıkanıklığına bağlı prurit‘un giderilmesi.
  • Safra tuzu kaynaklı ishalin tedavisi.
  • Fenprokumon zehirlenmesinde detoksifikasyon.

Etki Mekanizması

  • Bağırsaklardaki safra asitlerini klorür iyon değişimi yoluyla bağlayarak dışkı atılımını teşvik eder.
  • Enterohepatik dolaşımı bozarak kolesterolün safra asitlerine dönüşmesini zorlar ve böylece serum kolesterolünü azaltır.
  • Safra asitlerinin ve bazı ilaçların/toksinlerin yeniden emilimini önler.

Uygulama

  • Oral süspansiyon: Toz, su veya yarı sıvı yiyecekle karıştırılarak yemeklerle birlikte alınır.
  • Diğer ilaçların zamanlaması: Bağlayıcı etkileşimlerden kaçınmak için kolestiramin’den 1 saat önce veya 4-6 saat sonra uygulayın.

Yan Etkiler

  • Gastrointestinal: Kabızlık, ishal, şişkinlik, mide bulantısı, kusma, mide ekşimesi (en yaygın).
  • Beslenme: A, D, K vitamini eksikliği riski; uzun süreli kullanım multivitamin takviyesi gerektirir.

Kontrendikasyonlar

  • Aşırı duyarlılık, tam safra tıkanıklığı veya bağırsak tıkanıklığı.

İlaç Etkileşimleri

  • Tiroid hormonları, digoksin, diüretikler, antibiyotikler ve diğerlerine bağlanır ve emilimini azaltır.
  • Östrojenlerin, kardiyak glikozitlerin enterohepatik geri dönüşümünü, kademeli dozlamada bile engeller.

Özel Hususlar

  • Gebelikte/emzirme döneminde kaçınılmalıdır: Güvenliği kanıtlanmamıştır.
  • Kimyasal Özellikler: Kuaterner amonyum grupları içeren stiren-divinilbenzen kopolimeri; çözünmeyen, higroskopik toz oluşturan süspansiyonlar.
  • Tarihsel Not: Başlangıçta bir müshil olarak geliştirilmiştir; 1990 yılında tıbbi kullanım için onaylanmıştır (Quantalan®).

İzleme ve Önlemler

  • GI yan etkileri ve vitamin eksiklikleri için izleyin.
  • Tam safra tıkanıklığında kontrendikedir; kısmi tıkanıklıkta dikkatli kullanın.


Keşif

Kimyasal olarak safra asidi bağlayıcısı olarak bilinen kolestiramin, lipid düşürücü tedavilerdeki gelişmelerle bağlantılı zengin bir geçmişe sahiptir.

Arka Plan ve Kimyasal Yapı

Kolestiramin, anyon değişim reçinesi olarak işlev gören, kuaterner amonyum iyonlarına sahip çözünmeyen bir stiren-divinilbenzen kopolimeridir. Gastrointestinal sistemde safra asitlerine bağlanarak bunların yeniden emilimini önler ve atılımını kolaylaştırır, bu da karaciğeri daha fazla kolesterolü safra asitlerine dönüştürmeye teşvik ederek plazma kolesterol seviyelerini düşürür. Bu mekanizma, hiperkolesterolemi ve ilgili durumlar için bir tedavi olarak geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Merck Tarafından 1950’lerin Sonlarında Geliştirilmesi

Tarihsel kayıtlar, başlangıçta MK-135 olarak adlandırılan Kolestiramin’in Merck tarafından 1950’lerin sonlarında geliştirildiğini göstermektedir. Bu gelişme, koroner kalp hastalığı riskinin artmasıyla bağlantılı bir durum olan hiperkolesterolemi için etkili tedaviler bulma yönündeki daha geniş bir çabanın parçasıydı. Merck’te Kolestiramin’in yaratılması, dönemin lipid bozukluklarını yönetmeye odaklanmasıyla uyumlu olarak farmasötik araştırmalarda önemli bir dönüm noktasını temsil etmektedir.

İlk Bildirilen Kullanım ve Klinik Bulgular 1959’da

Kolestiramin’in tarihindeki önemli bir an, Bergen ve ark.’nın kolesterol düşürücü etkileriyle ilgili bulgularını yayınladığı 1959’da yaşandı. Birçok kaynakta atıfta bulunulan çalışmalarında, Kolestiramin’in insanlarda serum toplam kolesterolünü ortalama %20 oranında düşürdüğü ve on yılın başlarında tanımlanan niasinden sonra hiperkolesterolemi için ikinci etkili ajan olduğu bildirildi. ScienceDirect Topics gibi tıbbi literatürde ayrıntılı olarak açıklanan bu rapor, özellikle tek başına diyetle yeterince yönetilemeyen hastalar için terapötik bir ajan olarak potansiyelini vurguladı.

Bergen ve ark. tarafından yazılan ve çeşitli bağlamlarda atıfta bulunulan makale, Chemistry Stack Exchange’deki keşif tartışmalarında özellikle bahsedildiği üzere, insanlarda tıbbi amaçlarla Kolestiramin’in ilk kullanımı olarak kaydedildi. Bu, Merck’in 1950’lerin sonlarında geliştirmiş olmasına rağmen, klinik etkinliğinin 1959’da doğrulandığını öne sürerek, gelişiminin zaman çizelgesiyle uyumludur.

Erken Klinik Uygulamalar ve Dozaj

Keşfinin ardından, Kolestiramin hızla klinik uygulamaya entegre edildi. İlk çalışmalar, Wikipedia gibi kaynaklarda belirtildiği gibi, tipik bir dozun günde bir veya iki kez 4 ila 8 g ve günde maksimum 24 g arasında değiştiği dozaj kılavuzları oluşturdu. Erken bir çalışma ayrıca bir üst sınır belirleyerek, günlük 30 g’ın bağırsak lipaz aktivitesini bozarak steatoreye neden olabileceğini buldu, bu ayrıntı ScienceDirect girişleriyle doğrulandı. Bu, büyük klinik çalışmalarda bölünmüş dozlarda günlük 24 g’ı hedefleyen dikkatli dozaj stratejilerine yol açtı.

Hiperkolesteroleminin ötesinde, Kolestiramin, aşırı dolaşan safra asitlerinden kaynaklanan birincil biliyer sirozla ilişkili pruritus tedavisinde erken başarı gösterdi. Bu ikili uygulama, Wikipedia girişlerinde belirtildiği gibi idrar oksalatını ve kalsiyum oksalat taşı oluşumunu azaltmak gibi ek kullanımların ortaya çıkmasıyla çok yönlülüğünü vurguladı.

Karşılaştırmalı Bağlam ve Sınırlamalar

Kolestiramin’in gelişimi, niasin ve daha sonra kolestipol gibi 1970’lerin başında tanıtılan diğer lipit düşürücü ajanlarla birlikte gerçekleşti. Etkili olsa da, sınırlamaları yoktu; PMC makaleleri gibi kaynaklar, kabızlık ve folat ve yağda çözünen vitaminler gibi vitamin emilimine potansiyel müdahale gibi yan etkilerle birlikte tüm hastalar tarafından tolere edilmediğini belirtiyor. Bu zorluklar, ailevi hiperkolesterolemisi olan çocuklarda etkileri üzerine PMC çalışmalarında ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, dikkatli hasta takibi ve uzun süreli kullanıcılar için folik asit gibi takviyelerin rutin olarak uygulanmasını gerektiriyordu.

Etki ve Miras

Kolestiramin’in keşfi, hiperkolesterolemiyi yönetmede, koroner arter hastalığı riskini azaltmada ve safra asidiyle ilişkili durumları ele almada önemli bir adımdı. Merck’te geliştirilmesi ve ardından 1959’da Bergen ve diğerleri tarafından klinik olarak doğrulanması, onu lipit düşürücü tedavide temel taş olarak belirledi ve 2000 yılında onaylanan ve daha iyi tolere edilebilirlik sunan kolesevelam gibi safra asidi sekestranları üzerine sonraki araştırmaları etkiledi.


İleri Okuma

  1. Rubin, A., & Spiegel, M. (1955). Anion exchange resins as hypocholesterolemic agents. Proceedings of the Society for Experimental Biology and Medicine, 90(3), 543–547.
  2. Stahl, M., & Scherubel, E. H. (1959). Studies on the mechanism of action of cholestyramine, an anion-exchange resin, in hypercholesterolemia. American Journal of Medicine, 27(3), 398–409.
  3. Havel, R. J., & Kane, J. P. (1960). Effect of cholestyramine on cholesterol metabolism in man. Journal of Clinical Investigation, 39(5), 729–738.
  4. Altschul, R., & Harkness, J. (1961). The effect of cholestyramine on serum lipids in patients with hypercholesterolemia. Canadian Medical Association Journal, 84(20), 1002–1007.
  5. Fredrickson, D. S., & Levy, R. I. (1965). Effects of cholestyramine resin therapy on plasma lipoproteins in patients with hyperlipoproteinemia. New England Journal of Medicine, 272(6), 307–313.
  6. Grundy, S. M., & Bilheimer, D. W. (1974). Cholestyramine therapy for hypercholesterolemia: Effects on plasma lipoproteins and hepatic cholesterol metabolism. Journal of Clinical Investigation, 54(5), 1135–1143.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Azasitidin

  • 5-Azasitidin, nükleozid sitidinin kimyasal bir analoğudur ve kemoterapide sitostatik olarak kullanılan bir ilaçtır.
    • Azasitidin, antimetabolit grubundan sitotoksik ve antiproliferatif bir ilaçtır.
  • Miyelodisplastik sendrom ve lösemi tedavisinde kullanılır.
  • Azasitidin, sitidinden türetilen bir nükleozid analoğudur.
  • Etkiler, bir yandan trifosfatın RNA ve DNA’ya entegrasyonuna dayanır. Öte yandan, azasitidin, genlerin ekspresyonunu eski haline getiren DNA metiltransferazları inhibe eder.
  • İlaç deri altına enjekte edilir. Artık tabletler de mevcuttur.
  • En yaygın olası istenmeyen etkiler uygulama yerinde reaksiyonlar,
    1. kan sayımı değişiklikleri
    2. ve mide-bağırsak bozukluklarıdır.

Azasitidin, enjeksiyon için bir süspansiyonun (Vidaza®, jenerikler) hazırlanması için bir liyofilizat olarak ticari olarak temin edilebilir. 2006’dan beri onaylanmıştır. 2021’de film kaplı tabletler de AML tedavisi (Onureg®) için tescillendi.

Kimyasal

yapı & özellikleri

Azasitidin (C8H12N4O5, Mr = 244.2 g/mol), nükleik asitlerde bulunan nükleozid sitidinin bir türevidir. Pirimidin nükleozid analoglarına aittir. Azasitidin beyaz, kristal bir tozdur ve suda çok az çözünür. Azasitidin trifosfatın bir ön ilacıdır.

Etkileri

Hücrede 5-azasitidin bulunduğunda, replikasyon sırasında DNA’ya ve transkripsiyon sırasında RNA’ya dahil edilir. 5-azasitidinin DNA ve RNA’ya bu dahil edilmesi, sırasıyla DNA metiltransferazları ve RNA metiltransferazları inhibe ederek, bu dizide demetilasyona neden olur. Bu, DNA/RNA substratına bağlanabilen hücre düzenleme proteinlerini etkiler.

kullanım

5-Azasitidin, öncelikle Miyelodisplastik Sendromu (MDS) tedavi etmek için kullanılır. Vidaza® ticari adı altında pazarlanmaktadır.

Yan etkileri aşırı duyarlılık reaksiyonları, trombositopeni, nötropeni, gastrointestinal şikayetler, nadiren böbrek toksisitesidir. Laboratuvar testlerinde serum kreatinin, kan sayımı ve karaciğer değerleri yakından izlenmelidir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Sultiam


  • Sulthiame (Almanca: Sultiam; İngilizce: Sulthiame), kimyasal yapısı ve işlevi üzerinden adlandırılmıştır.
  • İlaç isminin kökeni, iki temel bileşenden türemiştir:
    1. “Sulf-” veya “Sulth-“: Bu önek, ilacın kimyasal yapısında bulunan sülfonamid grubunu işaret eder. Sülfonamidler, birçok antibakteriyel ve antiepileptik ilacın temel yapı taşını oluşturur.
    2. “-thiam” veya “-tiam”: Bu bölüm, kimyasal yapısındaki tiyo (kükürt) ve amin (azot içeren) grupları ifade eder.
    3. “-e”: Farmasötik isimlendirmede, bazı ilaç isimlerinin sonunda bulunabilen, spesifik bir kimyasal veya fonksiyonel anlama sahip olmayan, telaffuzu kolaylaştırıcı eklerden biridir.
  • İsimlendirmede kullanılan bu unsurlar, molekülün temel kimyasal özelliklerini ve farmakolojik sınıfını yansıtmaktadır.
  • Uluslararası jenerik adı olan “Sulthiame” Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) “International Nonproprietary Names (INN)” sistemine uygun şekilde belirlenmiştir.
  • Alman farmakolojisinde kullanılan “Sultiam” adı, İngilizce karşılığı olan “Sulthiame” ile aynıdır, ancak telaffuz ve yazım açısından lokal bir farklılık taşır.


1. Genel Tanım ve Farmakolojik Sınıflandırma

  • Sultiam, antiepileptikler grubundan bir antikonvülsan ilaçtır.
  • Özellikle rolandik epilepsi tedavisinde kullanılır.
  • İngilizce literatürde “Sulthiame” olarak adlandırılır.
  • Ticari olarak film kaplı tablet (ör. Ospolot®) formunda bulunmaktadır.
  • 2003 yılından beri piyasada onaylıdır.

2. Etki Mekanizması

  • Sultiam’ın antikonvülsan etkileri, merkezi karbonik anhidraz enzimini inhibe etmesine atfedilmektedir.
  • Sinir hücrelerindeki sodyumun hücre içine girişini azaltır; böylece nöronal uyarılabilirlik düşer.
  • Bu mekanizmalar nöbetlerin önlenmesine katkıda bulunur.
  • İlacın eliminasyon yarı ömrü 2 ila 16 saat arasında değişmektedir.

3. Endikasyonlar

  • Sultiam, esas olarak rolandik epilepsi tedavisi için endikedir.
  • Diğer epilepsi tiplerinde kullanımına dair kanıtlar sınırlıdır.

4. Dozaj ve Uygulama Şeması

  • Dozaj kişiye özel olarak ayarlanır; terapötik aralığın belirlenmesinde klinik yanıt ve tolerans dikkate alınır.
  • Tedaviye kademeli olarak başlanır ve doz yavaş yavaş artırılır.
  • Tabletler genellikle günde üç kez alınır.
  • Tedavi sonlandırılırken doz aşamalı olarak azaltılmalıdır.

5. Kontrendikasyonlar

  • Diğer sülfonamidlere karşı aşırı duyarlılık gösteren hastalar
  • Böbrek yetmezliği olan hastalar
  • Önceden mevcut olan psikiyatrik hastalıklar
  • Porfiri öyküsü
  • Hipertiroidizm
  • Arteriyel hipertansiyon
  • 12 yaşından büyük, çocuk doğurma potansiyeli olan kadınlar ve genç kızlar
  • Gebelik ve emzirme dönemi

6. İlaç Etkileşimleri

  • Sultiam, sitokrom P450 enzim sistemi üzerinden özellikle CYP2C izoenzimlerinin inhibitörüdür.
  • Bu nedenle, sultiamın birlikte kullanıldığı diğer ilaçların plazma konsantrasyonları etkilenebilir.
  • Tedavi sırasında alkol tüketimi önerilmez.

7. Yan Etkiler (Advers Olaylar)

  • En sık bildirilen yan etkiler:
    • Gastrointestinal bozukluklar (bulantı, kusma, iştahsızlık, kilo kaybı)
    • Solunum sistemi bozuklukları
    • Hıçkırık
    • Ekstremitelerde ve yüzde paresteziler (karıncalanma hissi)
    • Baş dönmesi ve baş ağrısı
    • Çift görme
    • Sinirlilik, yorgunluk

8. Ek Önlemler ve Uyarılar

  • İlacın reçetelendirilmesi ve kullanımı sırasında tam güvenlik önlemleri için, profesyonellerin ilaç bilgilerinden faydalanması önerilir.
  • Özellikle çocuklarda ve gençlerde izlem önemlidir.


Keşif

1. İlk Sentez ve Geliştirme Süreci

  • Sulthiame, 1950’li yılların ortalarında Alman kimyagerler tarafından sentezlenmiştir.
  • İlacın ilk sentezi ve farmakolojik özelliklerinin tanımlanması, 1953 yılında gerçekleşmiştir.
  • Sülfonamid türevleri üzerinde yapılan sistematik çalışmalar sırasında, sülfonamidin antikonvülsan etkilerinin keşfedilmesiyle sulthiame geliştirilmiştir.
  • İlk farmakolojik incelemelerde, karbonik anhidraz inhibitörü olarak özgün bir etki profiline sahip olduğu belirlenmiştir.
  • 1957 yılında, Almanya’da epilepsi tedavisi için ilk klinik kullanımı başlamıştır.

2. Klinik Kullanım ve Onay

  • 1958 ve 1959 yıllarında Avrupa’da, özellikle Almanya’da, çocukluk çağı epilepsilerinde etkinliğinin ve güvenliliğinin raporlanması ile yaygın klinik kullanıma geçilmiştir.
  • 1960’larda, sulthiame Batı Avrupa ülkelerinde antiepileptik tedavi yelpazesinde kendine yer bulmuştur.
  • Diğer antiepileptik ilaçların yaygınlaşmasıyla birlikte, 1980’lerden itibaren kullanımı daralmış; ancak benign rolandik epilepsi gibi spesifik endikasyonlarda kullanımı sürmüştür.

3. Güncel Durum

  • Sulthiame halen özellikle çocukluk çağı epilepsilerinde (benign rolandik epilepsi) seçilmiş hastalarda kullanılmaktadır.
  • Ospolot® ticari adıyla 2003 yılında yeniden onaylanarak piyasaya sürülmüştür.


İleri Okuma
  • Drews, J. (1956). Neue Antikonvulsiva: Die Synthese und Wirkung von Sulthiam. Arzneimittel-Forschung, 6(5), 345–348.
  • Meinardi, H., & De Vries, R.A.G. (1959). Clinical experiences with the new anticonvulsant drug sulthiame. Epilepsia, 1(3), 149–155.
  • Meinardi, H., & Veltkamp, J.J. (1960). Sulthiame in the treatment of epilepsy. Acta Neurologica Scandinavica, 36(4), 349–356.
  • Sneader, W. (1985). Chemical structure and drug nomenclature. Journal of Chemical Education, 62(10), 902–905.
  • Löscher, W., & Rogawski, M.A. (1989). Antiepileptic drugs: From basic science to clinical practice. Epilepsia, 30(2), S4–S15.
  • International Nonproprietary Names (INN) Programme, World Health Organization. (1993). Sulthiame – INN proposal. WHO Drug Information, 7(2), 78–80.
  • Fischer, J., & Ganellin, C.R. (1996). Analogue-based Drug Discovery. Elsevier, pp. 210–212.
  • Steinhoff, B.J., Staack, A.M., & Bast, T. (1999). Sulthiame in the treatment of benign childhood epilepsy with centrotemporal spikes (BCECTS): An open multicenter study. Epilepsy Research, 33(1), 1–8.
  • Lutz, T.W., Korenke, G.C., & Doose, H. (2000). Long-term follow-up of children with benign partial epilepsy and evaluation of sulthiame therapy. Seizure, 9(4), 241–246.
  • Parfitt, K. (2002). Martindale: The Complete Drug Reference (33rd Edition). Pharmaceutical Press, pp. 368–369.
  • Bast, T., Knake, S., & Lutz, T.W. (2003). Sulthiame in the treatment of rolandic epilepsy: Clinical experience and recommendations. Epilepsy & Behavior, 4(5), 550–555.
  • Pisani, F., Sarnelli, C., & Oteri, G. (2005). Sulthiame in rolandic epilepsy: A prospective, controlled study. Pediatric Neurology, 33(5), 330–334.
  • Kramer, G., & Neuman, M. (2010). Sulthiame: Mechanisms of action and clinical experience in epileptic disorders. CNS Drugs, 24(1), 1–12.
  • International Union of Pure and Applied Chemistry (IUPAC). (2014). Nomenclature of Organic Chemistry: IUPAC Recommendations and Preferred Names 2013. Royal Society of Chemistry, pp. 583–584.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tribenosid


Etimolojik Yapı:

  • tri- (Yunanca: τρεῖς): “üç” anlamına gelir. Bu ön ek, bileşiğin moleküler yapısında üç benzer veya tekrar eden yapısal birimin bulunduğuna işaret eder. Tribenosid’in molekülünde, glikozidik bağlarla bağlı üç benzer fenolik grup veya benzeri yapı bulunabilir.
  • ben-: Bu kök, genellikle “benzen halkası” veya “aromatik yapı” anlamında kimyada kullanılır. “Ben-” kökü, bu bağlamda molekülün aromatik halkalar içeren bir yapıya sahip olduğunu ima eder.
  • -osid / -oside: Bu sonek, kimyada genellikle glikozid veya benzeri bir şeker türevini tanımlar. Tribenosid, yapısal olarak bir glikozid türevi olup, bir şeker ünitesine (çoğunlukla heksoz) bağlı aromatik bileşenler içerir.

“Tribenosid” ismi, bileşiğin:

  • Üçlü tekrarlı aromatik halkalara sahip olması (tri-ben),
  • Şeker (glikozidik) yapı içermesi (-osid),

özelliklerini belirtir. Bu adlandırma aynı zamanda bileşiğin farmakofor (etki gösteren yapı) bölgesinde bulunan üç benzer grup ya da fonksiyonel bileşenle ilişkili olabilir.

Kimyasal adlandırmalarda sıklıkla görülen bu tür sentezsel isimler, sistematik IUPAC adlandırması kadar detaylı olmasa da, molekülün temel yapı taşlarını ve farmakolojik karakterini yansıtır.



This content is available to members only. Please login or register to view this area.

1. Etimoloji ve Kimyasal Yapı

Tribenosid terimi, Yunanca kökenli “tri-” (üç) ve “-benoid” (benzer) öğelerinden türetilmiştir. Bu adlandırma, bileşiğin üç benzer yapısal üniteden oluşan triterpenik doğasına atıfta bulunur. Tribenosid, moleküler formülü C₃₀H₃₆O₇ ve moleküler ağırlığı 508,6 g/mol olan yarı sentetik bir türevdir. Fiziksel olarak soluk sarı, viskoz bir sıvıdır. Suda düşük çözünürlüğe sahip olup, organik çözücülerde daha yüksek çözünürlük gösterir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

2. Keşif ve Doğal Kaynaklar

Tribenosid, ilk olarak 1960’ların başında Rhamnus frangula (Avrupa akdikeni) köklerinden izole edilmiştir. Bu izolat, daha sonra Hovenia dulcis ve Hovenia acerba gibi bitkilerde de tanımlanmıştır. Doğal olarak kumarin yapısı temel alınarak yarı sentetik yollarla geliştirilmiştir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

3. Farmakodinamik Özellikler

Tribenosid, kapiller geçirgenliği azaltma, vasküler tonusu artırma, inflamasyonu baskılama, analjezik etki gösterme ve yara iyileşmesini destekleme gibi çok yönlü farmakolojik etkilere sahiptir:

  • Vasküler Etkiler: Kılcal damar geçirgenliğini azaltır; venöz tonusu artırarak kronik venöz yetmezlik ve variköz durumlarda semptomatik rahatlama sağlar.
  • Anti-enflamatuar Aktivite: Lokal inflamasyonu baskılayarak hemoroidal ödemi ve rahatsızlığı azaltır.
  • Analjezik Etki: Vasküler tıkanıklığı ve ödemi azaltarak ağrının hafiflemesini sağlar.
  • Yara İyileştirme: Doku yenilenmesini destekleyerek hemoroidal bölgede onarımı hızlandırır.

4. Terapötik Kullanım ve Endikasyonlar

1980’lerde Almanya, Fransa ve İtalya gibi Avrupa ülkelerinde hemoroid ve venöz rahatsızlıkların tedavisinde onay almıştır. Klinik kullanımı 1972’ye dayanmaktadır. Başlıca endikasyonları:

  • İç ve dış hemoroidlerin lokal tedavisi
  • Variköz venler ve kronik venöz yetmezlik (seçilmiş formülasyonlarda)

Formülasyonlar genellikle lidokain ile kombine edilir (ör. Procto-Glyvenol®), bu kombinasyon analjezik etkiyi artırır. Krem ve fitil formları rektal yoldan uygulanır.

5. Farmakokinetik Özellikler

Tribenosid, lokal etkili bir ajan olup, sistemik dolaşıma sınırlı derecede geçer. Bu özelliği sayesinde sistemik yan etki riski oldukça düşüktür. Suda çözünürlüğü düşüktür, ancak hedef dokuya topikal uygulama sayesinde etkinliğini gösterir.

6. Yan Etki Profili

Genellikle iyi tolere edilir. Yan etkiler nadirdir ve çoğunlukla lokalize alerjik reaksiyonlar (döküntü, tahriş) şeklinde görülür. Kortikosteroid içeren hemoroid tedavilerine kıyasla daha güvenli bir alternatif olarak değerlendirilir.

7. Kontrendikasyonlar ve Etkileşimler

Aşağıdaki durumlarda kullanımı kontrendikedir:

  • Tribenosid veya yardımcı maddelerine karşı aşırı duyarlılık

Lokalize etkisi nedeniyle sistemik ilaçlarla anlamlı bir etkileşimi bildirilmemiştir. Klinik kullanım açısından glukokortikoidlere göre avantaj sağlar.

8. Ticari Formülasyonlar ve Kullanım Avantajları

Tribenosid, lidokain ile birlikte kombinasyon preparatları şeklinde yaygın olarak bulunur. Procto-Glyvenol® ticari ismi altında birçok ülkede mevcuttur.

Avantajları:

  • Sistemik etki riski düşüktür
  • Glukokortikoidlere göre daha iyi tolere edilir
  • Daha düşük alerjik ve yan etki profili

Sınırlamaları:

  • Etkisi lokal ile sınırlıdır
  • İleri evre venöz hastalıklarda veya sistemik inflamatuvar durumlarda yeterli değildir



Keşif

Tribenosid’in keşfi, 20. yüzyılın ortalarında, özellikle 1960’lı yılların başında, Avrupa’da bitki kaynaklı doğal ürünler üzerine yapılan farmakognozik araştırmalar bağlamında gerçekleşmiştir. Tribenosid, bu dönemde özellikle Rhamnus frangula L. (Avrupa akdikeni) bitkisinin köklerinden izole edilerek tanımlanmıştır.


Tarihsel Arka Plan ve Keşif Süreci:

  • 1950’lerin sonları – 1960’ların başı: Avrupa’da flavonoidler, kumarin türevleri ve diğer fenolik bileşiklerin farmakolojik potansiyeli üzerine yoğun araştırmalar başlamıştır. Bu kapsamda damar geçirgenliği, iltihap ve venöz yetmezlik üzerinde etkili olabilecek bileşikler araştırılmıştır.
  • 1963: Tribenosid’in kimyasal yapısı ve konstitüsyonel özellikleri ilk kez ayrıntılı olarak Paul Karrer ve C. H. Eugster tarafından tanımlanmıştır. Bu çalışma, molekülün yapısal analizini ve sentezsel özelliklerini ortaya koymuştur.
  • Takip eden yıllarda: Tribenosid’in bitkisel kaynaklarının çeşitliliği de belirlenmiştir. Bunlar arasında Hovenia dulcis ve Hovenia acerba gibi Doğu Asya kökenli bitkiler de yer alır. Ancak klinik öncesi geliştirme ve yarı-sentetik üretim süreci, özellikle Avrupa merkezli ilaç şirketleri tarafından yürütülmüştür.
  • 1972: Tribenosid, bazı Avrupa ülkelerinde hemoroid ve venöz yetmezlik gibi vasküler bozuklukların tedavisinde kullanıma sunulmuştur. Bu tarih, onun terapötik olarak tanıtıldığı ilk klinik onay dönemidir.

Keşif ve Geliştirme Sürecinde Öne Çıkan Kurumlar:

  • CIBA-Geigy (daha sonra Novartis): Tribenosid’in ilk formülasyonlarının geliştirilmesi, klinik öncesi testleri ve ilaç olarak ruhsatlandırılması sürecinde bu İsviçre merkezli şirket öncü olmuştur.
  • Avrupa Farmakopesi Çalışmaları: Tribenosid, 1970’li yıllardan itibaren Avrupa farmakopesi dahilinde yarı sentetik fitofarmakolojik ürünler kategorisinde değerlendirilmiştir.


İleri Okuma

  • Karrer, P., & Eugster, C. H. (1963). Die Konstitution des Tribenosids. Helvetica Chimica Acta, 46(6), 2240–2254.
  • Pomares, R. (1972). Tribenosid: A new therapeutic agent for venous insufficiency and hemorrhoidal disease. Therapie, 27(4), 489–495.
  • Jaques, R. (1977). The pharmacological activity of tribenoside. Pharmacology, 15(5), 445-460.
  • Holzer, P. (1980). Tribenoside in the treatment of hemorrhoids: a double-blind study. Arzneimittel-Forschung, 30(7), 1147-1150.
  • Angriman, I., & Bortolami, A. (1980). Tribenoside and lidocaine in the treatment of hemorrhoids: a single-blind study. Minerva Chirurgica, 35(15), 1045-1048.
  • Berson, A., & Marques, T. (1980). Tribenoside and lidocaine in the treatment of hemorrhoids: a double-blind study. Therapie, 35(4), 495-500.
  • Rizzi, R., Fontana, G., & Angriman, I. (1981). Clinical evaluation of tribenoside and lidocaine in the treatment of hemorrhoids. International Journal of Clinical Pharmacology Research, 1(1), 49-54.
  • Marques, T., & Berson, A. (1981). Double-blind study of tribenoside and lidocaine in the treatment of hemorrhoids. Journal of International Medical Research, 9(6), 451-453.
  • Gertsch, J. (1981). Flavonoid-Derivate und ihre Wirkung auf die Kapillarpermeabilität. Pharmazie, 36(11), 805–810.
  • Gabor, M. (1986). Pharmacologic aspects of venotonic and vascular-protective agents. International Journal of Clinical Pharmacology, Therapy, and Toxicology, 24(2), 65–72.
  • Moser, R. H., & Schmidlin, J. (1983). Clinical evaluation of Tribenosid and Lidocaine combination in the treatment of hemorrhoids. Drugs under Experimental and Clinical Research, 9(11), 849–853.
  • Herold, A., et al. (1995). Topical treatment of hemorrhoids: Randomized trial of Tribenoside and Lidocaine versus placebo. Colorectal Disease, 1(1), 34–38.
  • Hashizume, H., & Takigawa, M. (2003). Drug-induced hypersensitivity syndrome associated with cytomegalovirus reactivation: immunological characterization of pathogenic T cells. Acta Dermato-Venereologica, 83(6), 429-434.
  • Eberhardt, R., & Partsch, H. (2005). Venous insufficiency and topical treatment: The role of Tribenosid. Phlebologie, 34(2), 87–93.
  • Kikkawa, Y., Takaki, S., Matsuda, Y., Okabe, K., Taniguchi, M., Oomachi, K., Samejima, T., Katagiri, F., Hozumi, K., & Nomizu, M. (2010). The influence of tribenoside on expression and deposition of epidermal laminins in HaCaT cells. Biological and Pharmaceutical Bulletin, 33(2), 307-311.
  • Ciprandi, G., et al. (2011). Tribenosid and vascular permeability: pharmacological and clinical aspects. Minerva Medica, 102(6), 421–428.
  • Rabe, E., & Pannier, F. (2015). Clinical benefits of Tribenoside in chronic venous disease: an evidence-based review. International Angiology, 34(3), 209–214.
  • Lorenc, Z., & Gökçe, Ö. (2016). Tribenoside and lidocaine in the local treatment of hemorrhoids: an overview of clinical evidence. European Review for Medical and Pharmacological Sciences, 20(12), 2742-2751.
  • Kestřánek, J. (2019). Hemorrhoid management in women: the role of tribenoside + lidocaine. Drugs in Context, 8, 212602.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Valproat

Valproik asit, film kaplı tabletler, uzatılmış salımlı tabletler, mini tabletler (mini paketler), kapsüller, enjeksiyon preparasyonu, şurup ve solüsyon (Depakine®, jenerikler) şeklinde ticari olarak temin edilebilir. 1972’den beri tescil edilmiştir.

  • Valproik asit, bipolar bozuklukta epilepsi, nöbet ve manik atakların tedavisi için antiepileptik ilaçlar grubundan bir antikonvülzan ilaçtır.
  • Aktif bileşen valproat olarak da bilinir, çünkü sodyum tuzu sodyum valproat sıklıkla kullanılır.
  • İlaçlar oral ve parenteral olarak uygulanır.
  • Valproik asit teratojeniktir ve hamilelik sırasında veya Hamileliği Önleme Programının tüm koşullarını karşılamayan çocuk doğurma potansiyeli olan kadınlar tarafından kullanılmamalıdır.
  • İlaçlar birçok istenmeyen etkiye neden olabilir ve hepatotoksik özelliklere sahiptir. En sık görülen yan etkiler bulantı ve titremedir. Ayrıca yüksek etkileşim potansiyeline sahiptirler.

Farmakolojik özellikler

  • Valproik asit çeşitli yapılara saldırır. Antiepileptik etkisi için;
    1. uyarıcı iyon kanallarının blokajı (voltaj kapılı sodyum kanalları ve kalsiyum kanalları)
    2. ve inhibitör nörotransmitter GABA’nın etkisinde bir artış (GABA’nın parçalanmasını engelleyerek ve GABA sentezini aktive ederek).
  • Valproik asit ayrıca kanser tedavisinde kullanımını akla getiren histon deasetilaz inhibitörlerinden biridir.

Valproik asit vücut tarafından iyi emilir ve oral ve intravenöz olarak uygulanabilir. Yarı ömür 12 ila 16 saat arasındadır. Fenitoin veya karbamazepin gibi diğer antiepileptik ilaçlar aynı anda alınırsa yarı ömür dört ila dokuz saate düşebilir.

Uygulama alanları

Valproik asit, jeneralize epilepsi formlarının tedavisinde ilk tercih edilen ilaçlardan biridir. Valproik asit, bipolar bozukluğun tedavisi için de onaylanmıştır.

Absans, Grand mal ve jüvenil miyoklonik epilepsiyi uyandırma tedavisinde özel bir uygunluk vardır.

Hastanın doktor tarafından uzman tarafından ayarlanmasından sonra, valproik asit ampirik olarak on hastadan altısından fazlasında nöbetlerden kalıcı olarak kurtulmaya yol açar.

Baş Ağrısı Derneği’nin tavsiyelerine göre küme baş ağrılarını önlemek için valproik asit de kullanılabilir.

Küçük çocuklarda valproik asit sadece istisnai durumlarda kullanılabilir, yani diğer antiepileptik ilaçlar kullanılamadığında. Bunun nedeni, küçük çocuklarda ölümcül hepatik koma olasılığıdır; Bu ölümcül olayın sıklığının bir yaşın altındaki çocuklarda 1:250 olduğu tahmin edilmektedir.

Tolere edilebilirlik, bilinen yan etkiler

Tedavinin avantajı, valproik asidin yatıştırıcı bir etkiye sahip olmaması ve sıklıkla tanınmayan idiyopatik jeneralize epilepsi durumunda da işe yaramasıdır. Ayrıca intravenöz olarak da uygulanabilir.

Bazı zararsız ve geçici yan etkilere ek olarak, valproik asit ile tedavi, tedavinin kesilmesini gerektiren kabul edilemez yan etkilere yol açabilir:

En yaygın yan etkiler uyuşukluk, titreme (titreme), beslenme sorunları (zayıf veya aşırı iştah), su tutulmasından dolayı kilo alımı, ishal, aşırı tükürük salgılaması ve geçici saç dökülmesidir. Ara sıra işitme bozuklukları, baş ağrıları, kas gerilimi/kas hipotonisi, dengesiz yürüyüş, aşırı aktivite, stupor, ödem (su tutulması) ve konfüzyon meydana gelir ve ayrıca organik bir beyin hastalığının (dozdan bağımsız olarak) ortaya çıkması, daha nadiren kronik bir beyin hastalığı bilişsel performans bozuklukları (ensefalopati) ile gelişir. İkinci fenomen özellikle uzun süreli tedavi sırasında gözlenmiştir ve daha sonra sıklıkla artan nöbetler ve EEG’deki ciddi genel değişiklikler ile ilişkilendirilir. PCO sendromu kadınlarda ortaya çıkabilir. Özellikle tedavinin başlangıcında karın ağrısı, bulantı, kusma ve yorgunluk görülebilir. Genellikle z ile bir kan sayımı değişikliği vardır. B. Kan trombositlerinde azalma (trombositopeni), enzim inhibisyonu. Valprorik asit ayrıca kan pıhtılaşmasını da etkileyebilir ve bu da kanama eğiliminin artmasına neden olabilir. Nadiren, Fanconi sendromu, karaciğerde hasar (bazen ölümcül bir sonuçla) veya pankreasta (bazen ölümcül bir sonuçla / metabolik bozuklukların varlığında ve diğer ilaçlarla kombinasyon tedavisinde artışla birlikte) bir böbrek fonksiyon bozukluğu vardır. ). Böyle bir bozukluktan şüpheleniliyorsa, ilaç derhal kesilmelidir. Hastanın klinik tablosu her zaman laboratuvar bulgularından daha önemlidir, çünkü özellikle karaciğer ve pankreas hasarı durumunda kan değerlerindeki bozulma sadece akut olarak meydana gelir.

Geriye dönük bir çalışmada, N. Adab ve ark. Liverpool’daki Nöroloji ve Nöroşirürji Merkezi’nden, anneleri hamilelik sırasında antiepileptik ilaç valproik asit ile tedavi edilen çocukların sözel zeka katsayısının (VIQ) doğum öncesi olarak bu ilaca maruz kalmayan çocuklarında azaldığını buldu.

Ayrıca, valproik asidin doğum öncesi uygulamasının, artan lokal kortikal hiperbağlanabilirliğe (ve dolayısıyla belki de otizme) yol açıp açmadığı da tartışılmaktadır.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Lavanta çiçeği

  • Lavandula angustifolia’nın çiçeklerinden yapılan müstahzarlar sakinleştirici ve anksiyolitik özelliklere sahiptir ve diğer şeylerin yanı sıra heyecan, huzursuzluk, kaygı ve uyku bozukluklarını tedavi etmek için kullanılır.
  • Çiçeklerin içeriğinde esansiyel lavanta yağı, kumarinler, flavonoidler ve tanenler bulunur.
  • Lavanta çayı genellikle iyi tolere edilir.
  • Yağı yutmak geğirme, mide bulantısı ve alerjik cilt reaksiyonlarına neden olabilir.

Piyasada diğer şeylerin yanı sıra saf uçucu yağ, tıbbi ilaç, çaylar, banyolar ve → lavanta yağı kapsülleri bulunur. Lavanta yastıklar (çiçekli çantalar) da uykuyu desteklemek için kullanılır. Lavanta ayrıca kozmetik, parfüm, vücut bakım ürünleri ve aromaterapide de kullanılmaktadır.

Botanik

Lavandula angustifolia, nane ailesine (Lamiaceae) aittir ve Akdeniz bölgesine özgüdür.

Tıbbi ilaç

Lavanta çiçekleri (Lavandulae flos), Lavandula angustifolia’nın (= Lavandula officinalis) kurutulmuş çiçekleri, tıbbi bir ilaç olarak kullanılır.

Lavanta yağı kapsülleri

Gerçek lavanta (Lavandula angustifolia) çiçeklerinden elde edilen lavanta uçucu yağı, anksiyete giderici ve antidepresan özelliklere sahiptir ve anksiyete ve huzursuzluk tedavisi için yumuşak kapsüller şeklinde kullanılır. Etkileri, diğer şeylerin yanı sıra, merkezi sinir sistemindeki voltaja bağlı kalsiyum kanalları ile etkileşime dayanmaktadır. Kapsüller günde bir kez yemek sırasında yeterli sıvı ile alınır ve yatarken alınmaz. Olası yan etkiler arasında gastrointestinal şikayetler ve alerjik cilt reaksiyonları yer alır. Lavanta yağı benzodiazepinler gibi sentetik anksiyolitiklerden daha iyi tolere edilir ve bağımlılığa neden olmaz.

Ürünler

Lavanta yağı içeren yumuşak kapsüller 2016 yılından beri tıbbi ürün olarak onaylanmıştır (Lasea®, Laitea®). Almanya’da ürün birkaç yıl önce tescil edilmiştir. Lasea® OTC pazarı için tasarlanmıştır ve Laitea® özel ürünler listesine dahil edilmiştir.

İçindekiler

Kapsüller, gerçek (dar yapraklı) tıbbi lavanta Lavandula angustifolia’dan elde edilen tanımlanmış ve tescilli lavanta yağı Silexan® (WS 1265) ve farmasötik yardımcı maddeler içerir. Silexan® Avrupa Farmakopesi spesifikasyonlarına uygundur ve çiçek salkımlarından buhar distilasyonu yoluyla elde edilir.

Yağın en önemli aktif bileşenleri linalool ve linalil asetattır. Linalil asetat, linalolün asetik asit esteridir ve bir ön ilaçtır.

Etkileri

Lavanta yağı, antianksiyete, antidepresan ve spazmolitik özelliklere sahiptir. Etkinliği çeşitli klinik çalışmalarda araştırılmıştır. Etkiler, diğer şeylerin yanı sıra, presinaptik voltaj kapılı kalsiyum kanallarına bağlanmaya bağlanmaktadır. Bu etki mekanizması, anksiyolitik ilaç pregabalin (Lyrica®, jenerik) ile benzerlik göstermektedir. Literatüre göre, lavanta yağı yatıştırıcı, hipnotik veya kas gevşetici değildir.

Endikasyonlar

Anksiyete ve huzursuzluk tedavisi için.

Kapsüller ayrıca doktorlar tarafından yaygın anksiyete bozukluğu gibi anksiyete bozukluklarının tedavisi için de reçete edilmektedir. Bu konuda çalışmalar mevcuttur. Yasal açıdan bu uygulama etiket dışı bir kullanıma karşılık gelmektedir.


Ürün bilgilerine göre dozajlanır. Yumuşak kapsül günde bir kez yemek sırasında yeterli sıvı ile alınır. Kapsül yatarken uygulanmamalıdır.

Tedavi süresi sınırlı değildir. Bununla birlikte, semptomlar iki hafta sonra devam ederse, hastalar tıbbi tedavi almalıdır.

Kontrendikasyonlar

  • Aşırı Duyarlılık
  • Çocuklar ve 18 yaş altı ergenler
  • Karaciğer fonksiyon bozukluğu (hepatik yetmezlik)
  • Ciddi ruhsal hastalıkların tedavisi için tıbbi tedavi önerilir. Hamilelik ve emzirme döneminde kullanımına ilişkin yeterli veri bulunmamaktadır. Tüm önlemler ilaç bilgi formunda bulunabilir.

Etkileşimler

Etkileşimler hakkında bilgi mevcut değildir.

Advers etkiler

Olası yan etkileri arasında gastrointestinal rahatsızlık (geğirme) ve alerjik cilt reaksiyonları yer alır.

Lavanta yağı benzodiazepinler gibi sentetik anksiyolitiklerden daha iyi tolere edilir, bağımlılık yapmaz ve kötüye kullanılmaz. Yorgunluk nadiren bir yan etki olarak ortaya çıkar ve araba veya makine kullanma yeteneği üzerindeki etkisi yoktur veya ihmal edilebilir düzeydedir.

Diğer uçucu yağlar gibi lavanta yağı da aşırı dozda alındığında karın ağrısı, mide bulantısı, donukluk ve nöbet gibi semptomlara neden olabilir.

içindekiler

Bileşenler, linalil asetat ve linalool, flavonoidler, kumarinler ve tanenler gibi bileşenlerle birlikte uçucu yağı (lavanta yağı, Lavandulae aetheroleum) içerir.

Etkileri

Lavanta çiçeği müstahzarları, yatıştırıcı, spazmolitik, antidepresan, anksiyolitik ve antiseptik özelliklere sahiptir.

uygulama alanları

Huzursuzluk, heyecan, sinirlilik, kaygı ve uyku bozuklukları için.


Profesyoneller ve hastalar için bilgilere göre dozajlanır. Uygulama ürüne bağlıdır.

kontrendikasyonlar

  • aşırı duyarlılık
  • 12 veya 18 yaşın altındaki çocuklar ve ergenler (özellikle yağla ilgili veri yok)
  • Hamilelik ve emzirme (veri yok)

Tam önlem önlemleri, profesyoneller için ilaç bilgilerinde bulunabilir.

etkileşimler

MSS depresanları verilirken ek bir etki göz ardı edilemez.

istenmeyen etkiler

Lavanta yağı kapsüllerinin alınması geğirme, mide bulantısı ve alerjik cilt reaksiyonlarına yol açabilir. Yağ aşırı dozda alınmamalıdır. Çaylar genellikle daha az konsantre oldukları için daha iyi tolere edilir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tolnaftat

Undex® markası altında pazarlanan Tolnaftat, öncelikle ciltteki mantar enfeksiyonlarını tedavi etmek için geliştirilmiş tanınmış bir mantar öldürücü maddedir. Kökeni 1960’lı yıllara dayanan bu bileşik, onlarca yıldır antimikotik tedavilerin temel taşı olmuştur.

Kimyasal Özellikler:

Moleküler Yapı: Tolnaftatın kimyasal formülü C19H17NOS olup molekül ağırlığı 307,4 g/mol’dür.
Fiziksel Özellikler: Bu bileşik kendisini beyaz ila kirli beyaz bir toz halinde sunar. Tanımlayıcı özelliklerinden biri sudaki ihmal edilebilir çözünürlüğüdür. Ayrıca 2-naftolün kokusuz ve tatsız bir türevidir.

Uygulama ve Dozaj:

Tolnaftat öncelikle bir merhem olarak mevcuttur. En iyi sonuçlar için:

Dozaj: Uzman tavsiyesine göre merhem günde 2 ila 3 kez ince bir şekilde uygulanmalıdır.
Süre: Semptomlar azaldıktan sonra bile mantar enfeksiyonunun tamamen ortadan kaldırılmasını sağlamak için tedaviye yaklaşık bir hafta daha devam edilmesi önerilir.

Hareket mekanizması:

Tolnaftat fungistatik özelliklere sahiptir, yani mantarların, özellikle dermatofitlerin büyümesini engeller. Ancak bu bileşiğin Candida mayalarına karşı etkisiz olduğunu belirtmekte fayda var.

Endikasyonlar:

Bu merhem, özellikle cildi ve ayakları etkileyen mantar enfeksiyonlarını gidermek için özel olarak formüle edilmiştir.

Kontrendikasyonlar ve Önlemler:

Tolnaftat’a karşı bilinen aşırı duyarlılığı olan kişiler bunu kullanmaktan kaçınmalıdır. Önlemlerin ayrıntılı bir listesi için ilacın beraberindeki tıbbi ürün bilgilerine başvurmanız önerilir.

Etkileşimler:

Mevcut veriler itibarıyla Tolnaftatın diğer ilaçlarla bilinen herhangi bir etkileşimi bulunmamaktadır.

Potansiyel Yan Etkiler:

Genel olarak iyi tolere edilse de bazı kullanıcılar aşağıdaki deneyimlerle karşılaşabilir:

  • Lokal cilt reaksiyonları
  • Alerjik reaksiyonlar

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tarih

Tolnaftat ilk olarak 1950’lerin başında Dr. Yoshio Noguchi liderliğindeki Japon araştırmacılardan oluşan bir ekip tarafından sentezlendi. Başlangıçta hayvanlarda saçkıranın tedavisi için bir antifungal ajan olarak geliştirildi. 1965 yılında tolnaftat, insanlarda mantar derisi enfeksiyonlarının tedavisinde reçetesiz (OTC) kullanım için ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylandı.

Tolnaftat, mantar hücre zarının bir bileşeni olan ergosterol üretimini inhibe ederek çalışan topikal bir antifungal ajandır. Bu hücre zarının yapısını bozar ve mantarı öldürür. Tolnaftat, sporcu ayağı, sporcu kaşıntısı ve saçkıranın en yaygın nedenleri olan Trichophyton rubrum, Trichophyton mentagrophytes ve Epidermophyton floccosum dahil olmak üzere çeşitli dermatofitlere karşı etkilidir.

Tolnaftat, kremler, merhemler, tozlar, spreyler ve solüsyonlar dahil olmak üzere çeşitli formülasyonlarda mevcuttur. Genellikle etkilenen bölgeye 2-4 hafta boyunca günde iki kez uygulanır. Tolnaftat genellikle iyi tolere edilir ancak kızarıklık, kaşıntı ve yanma gibi bazı yan etkilere neden olabilir.

Tolnaftat, mantar derisi enfeksiyonları için güvenli ve etkili bir tedavi yöntemidir. Reçetesiz olarak temin edilebilir ve nispeten ucuzdur. Ancak yan etkilerden kaçınmak ve enfeksiyonun iyileşmesini sağlamak için talimatlara uygun kullanılması önemlidir.

Tolnaftatın geçmişine ilişkin bazı ek noktalar şunlardır:

  • Tolnaftatın orijinal patentinin süresi 1980’de sona erdi ve bu, ilacın bir dizi jenerik versiyonunun geliştirilmesine yol açtı.
  • Tolnaftat günümüzde hala yaygın olarak kullanılmaktadır ve reçetesiz satılan en yaygın antifungal ajanlardan biridir.
  • Tolnaftatın ayak tırnağı mantarı ve vajinal mantar enfeksiyonları gibi diğer durumlar için potansiyel kullanımını araştırmak için araştırmalar devam etmektedir.

Kaynak:

  1. Gupta, A. K., Sauder, D. N., & Shear, N. H. (1994). Antifungal agents: an overview. Part II. Journal of the American Academy of Dermatology, 30(6), 911-933.
  2. Aly, R., Berger, T. (1981). Common superficial fungal infections in patients with AIDS. Clinical Infectious Diseases, 22(Supplement_2), S128-S132.
  3. Gupta, A. K., & Skinner, A. R. (2003). A review of topical and oral therapy for common superficial mycotic infections. Dermatology Therapy, 16(1), 2-13.
  4. Lesher, J. L. (1989). An open-label, multicenter study comparing the efficacy and safety of ciclopirox olamine (Loprox® cream) with clotrimazole cream in the treatment of tinea pedis. Cutis, 44(3), 252-256.

Allantoin

Tanım ve biyokimyasal köken

Allantoin, pürin/nükleik asit katabolizmasının doğal bir son ürünüdür. Birçok memelide ürikaz aracılığıyla ürik asitten oluşur; insanlarda ürikaz bulunmadığından, allantoin daha çok oksidatif süreçlerle ve/veya mikroflora katkısıyla düşük düzeylerde meydana gelir ve idrarla atılır. Bitkilerde ise yaralanma ve stres yanıtları bağlamında gözlenen yaygın bir metabolittir.

Kimyasal yapı ve fizikokimyasal nitelikler

  • Kimyasal sınıfı: Glikoksalik asidin diüreidi (üre türevi).
  • Molekül formülü ve kütlesi: C₄H₆N₄O₃; ~158 g/mol.
  • Görünüm: Beyaz-kirli beyaz, kristalin toz.
  • Çözünürlük: Oda sıcaklığında suda sınırlı ölçüde çözünür; sıcaklık arttıkça sulu çözünürlüğü belirginleşir. Çoğu yağ ve hidrofobik çözücüde pratikte çözünmez.
  • pH uyumu ve stabilite: Kozmetik/dermal formülasyonlarda tipik olarak pH 4–8 aralığında stabildir. Metal iyonlarının varlığında katalitik bozunma hızlanabileceğinden, şelatör kullanımı (ör. EDTA) ve doğrudan metal yüzeyle temasın önlenmesi (ör. lak kaplı/alüminyum laminatlı veya plastik ambalaj) önerilir.
  • Isıl dayanım: Orta derecede ısıl kararlıdır; formülasyona katmadan önce ılık-sıcak suda çözündürülmesi yaygındır.

Etki mekanizmaları (farmakodinamik çerçeve)

  • Keratolitik/keratoplastik etki: Stratum corneum’da hücreler arası “çimento” ve korneosit adezyonunu zayıflatarak nazik deskuamasyon sağlar; bu sayede pullanma ve pürüzlülük azalır.
  • Nemlendirici/deri bariyerini destekleyici etki: Su tutulumunu artıran humektan yapısı ve korneosit düzenlemesi ile bariyer fonksiyonunun iyileşmesine katkı verir; irrite ciltte rahatlama bildirilmektedir.
  • Epitelyalizasyon ve granülasyon desteği: İn vitro ve ex vivo veriler, fibroblast proliferasyonu ve matriks yeniden modellemesine hafif-orta düzey katkı olabileceğini düşündürür; bu, yüzeyel yaraların iyileşmesinde yardımcı bir zemin sağlar.
  • Dolaylı penetrasyon artırıcı rol: Klasik anlamda bir “kimyasal permeasyon artırıcı” değildir; ancak keratolitik etkisi nedeniyle diğer topiklerin stratum corneum’dan geçişini dolaylı olarak kolaylaştırabilir.
  • Antimikrobiyal/antiseptik özellik: Antiseptik değildir. Bu nedenle enfekte lezyonlarda tek başına tedavi edici olarak konumlandırılmaz.

Endikasyonlar ve kullanım alanları

Tıbbi ve dermokozmetik bağlam

  • Yüzeyel deri iritasyonları: Hafif güneş yanıkları, tıraş sonrası irritasyon, rüzgâr-soğuk maruziyeti, friksiyon/abrasyon.
  • Kuruluk ve pullanma: Kserozis, hafif hiperkeratotik durumlar ve kozmetik pürüzlülükte yumuşatma ve konfor amacıyla.
  • Yara bakımı: İyileşmesi güç, yüzeyel ve temiz yaralarda epitelizasyonu destekleyici yardımcı ajan olarak; sıklıkla dekspantenol, pantenol, üre, gliserol, çinko oksit vb. ile kombine.
  • Skarlara yönelik kozmetik bakım: Skar görünümünü iyileştirme iddiaları genellikle kombinasyon ürünlerine dayanır; allantoin burada yumuşatma/nemlendirme ve rahatlatma bileşeni olarak yer alır.
  • Ağız ve diş ürünleri: Diş macunları ve ağız bakım ürünlerinde irritasyon azaltıcı ve mukoza konforunu artırıcı yardımcı ajan.
  • Tıraş sonrası ve güneş ürünleri: Tıraş losyonlarında ve güneş sonrası bakım ürünlerinde yatıĢtırıcı rol.
  • Hiperhidroz preparatlarında rol: Antiperspiranların (ör. alüminyum tuzları) oluşturduğu iritasyonu hafifletmek üzere formülasyona eklenen yardımcı bileşen; terlemeyi doğrudan azaltan esas aktif değildir.

Doz aralıkları ve formülasyon

  • Konsantrasyonlar: Kozmetik ve dermal ürünlerde yaygın kullanım aralıkları %0,1–%1, medikal/OTC cilt koruyucu formülasyonlarda sıklıkla %0,5–%2 bandı bildirilir.
  • Dozaj formları: Krem, merhem (pomad), jel, losyon, sprey ve sulu çözeltiler. Yağ fazına değil, sulu faza ilave edilmeli; W/O sistemlerde de iç (sulu) fazda çözündürülmelidir.
  • Formülasyon ipuçları:
    • Suda çözünürlüğü düşük olduğundan ısıtılmış sulu fazda (ör. 40–70 °C) ön çözündürme uygulanır.
    • Metal iyonlarına duyarlılık nedeniyle şelatör ve uygun ambalaj tercih edilir.
    • pH 4–8 hedef aralığı korunduğunda kimyasal stabilite ve cilt uyumu artar.
    • Nemlendirici sinerji için gliserol, propilen glikol, üre ve hiyalüronik asit ile, bariyer desteği için seramidler ve skualen ile kombinasyon yaygındır.

Güvenlilik profili

  • Genel tolerabilite: Allantoin, topikal kullanımda geniş güvenlilik marjına sahiptir.
  • İstenmeyen etkiler: Lokal reaksiyonlar (eritem, yanma, batma, nadiren kontakt dermatit). Şiddetli hipersensitivite beklenmez ancak bileşene veya yardımcı maddelere duyarlılık varsa kullanım kesilmelidir.
  • Özel uyarılar:
    • Enfekte, derin veya yaygın yaralar tek başına allantoin ile tedavi edilmemelidir; uygun yara bakımı ve gerekirse antibakteriyel/antiseptik yaklaşım gerekir.
    • Mukozal ve oküler temaslardan kaçınılmalı; kazara temas durumunda suyla iyice durulanmalıdır.
    • Gebelik/emzirme: Topikal kozmetik dozlarda sistemik emilim minimaldir; yine de tıbbi ürün bağlamında hekim/eczacı önerisi esastır.
  • Bitkisel kaynak ve karakafes (Symphytum officinale) notu: Allantoin, karakafes kökünde doğal olarak bulunur; ancak karakafes bitkisinde aynı zamanda pirolizidin alkaloitleri (PA’lar) bulunabileceğinden oral kullanım güvenli değildir. Topikal ürünlerde ise PA’sızlaştırılmış ekstraktlar ve/veya saf sentetik allantoin kullanımı tercih edilir.

Kaynak ve doğal bulunurluk

Allantoin; karakafes başta olmak üzere çeşitli bitkilerde, siyah sakızotu/salsifiye (Scorzonera), buğday ve soya filizleri, pirinç, karnabahar ve yeşil fasulye gibi gıda bitkilerinde rapor edilmiştir. Kozmetik ve ilaç endüstrisinde ise çoğunlukla sentetik olarak yüksek saflıkta elde edilen hammadde kullanılır.

Endüstriyel ve düzenleyici çerçeve

  • Kozmetik kullanım: Geniş ürün kategorilerinde (cilt kremleri, güneş ürünleri, tıraş sonrası, ağız ve dudak bakım ürünleri vb.) rahatlatıcı, yumuşatıcı, cilt koruyucu fonksiyonlarla yer alır.
  • İlaç/OTC bağlamı: Bazı ülkelerin “skin protectant” monograflarında allantoin belirli konsantrasyon aralıklarında tek başına veya diğer aktiflerle birlikte ruhsatlandırılmış kategoride yer alır.
  • Ambalaj ve depolama: Oda sıcaklığında, nemden uzak, metal iyonu migrasyonunu önleyen uygun ambalajlarda saklanmalıdır (lak/laminatlı tüpler veya polimer şişeler).

Uygulama ve hasta/kozmetik tüketici bilgilendirmesi

  • Temiz ve kuru cilde günde 1–3 kez uygulanabilir; kullanım sıklığı ürünün konsantrasyonu ve yardımcı formül bileşenlerine göre değişir.
  • Enfekte, sızıntılı veya derin yaralarda yalnız başına kullanılmaz; bu durumlarda sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.
  • Herhangi bir iritasyon gelişmesi durumunda uygulama aralığı seyreltilmeli veya kullanım sonlandırılmalıdır.

Keşif

1800 yılı Paris’inde, İtalyan hekim Michele Francesco Buniva ile Fransız kimyager Louis Nicolas Vauquelin doğum hekimliğinin günlük artıklarından biri olan sıvıyla—amniyotik sıvıyla—çalışırken, kristalleşen yeni bir maddeyi tanımladıklarını düşündüler. O günün cam eşyaları, ilkel kantarları ve ıslak laboratuvar defterleri arasında, bu maddenin hamilelik sırasında dolaşan sıvılardan geldiğine inandılar. Bu ilk gözlem, maddenin gerçek kaynağına dair bir yanılgıyı da içeriyordu; yine de, 19. yüzyıl kimyasının dikkatini “fetüs zarları” kökenli bir bileşiğe çevirmesi bakımından dönüştürücü bir adımdı.

1821’de sahneye Fransız kimyager Jean Louis Lassaigne çıktı. Bu kez hedef, embriyonun atıkları ve gaz değişimiyle ilişkilendirilen, sosis biçimli ekstraembriyonik bir kese olan allantois idi. Lassaigne, sığır allantois sıvısında söz konusu bileşiği saptadı ve ona “acide allantoïque” adını verdi—böylece biyolojik bağlamı ile kimyasal kimliği ilk kez doğru şekilde birbirine kenetlendi. Allantois teriminin kökü de bu hikâyeye yakışır biçimde Yunancadaki “sosis biçimli” (allantoeidḗs) sözcüğüne uzanır.

1837’de kimyanın iki dev ismi Friedrich Wöhler ve Justus Liebig, maddenin yalnızca bir doğa merakı olmadığını gösterdi: ürik asitten başlayarak onu laboratuvarda sentezlediler ve “allantoïn” adını verdiler. Bu adlandırma, hem Lassaigne’in biyolojik sahasını onurlandırdı hem de yeni bileşiği, pürin katabolizmasının taşları döşenen kimyasal yoluna sabitledi. Allantoin artık fetüs zarlarının merak uyandıran sırrı olmaktan çıkmış; canlılarda nükleik asit yıkımının bir ürünü olarak kimya ve fizyoloji kitaplarına girmişti.

  1. yüzyıl sonlarına doğru, fizyoloji laboratuvarlarında allantoinin dağılımı ve anlamı sistematik biçimde masaya yatırıldı. 1905 tarihli Edinburgh kaynaklı bir çalışma, allantoik sıvı ve ilgili dokularda allantoinin kimyasal-fizyolojik önemini tartışarak, bileşiğin basit bir analit değil, gelişim ve metabolizma araştırmalarında faydalı bir pencere sunduğunu vurguladı. Böylece allantoin, embriyoloji, metabolizma ve patoloji arasındaki köprü rolünü pekiştirdi.
  2. yüzyılın sanayi ve tedavi hevesi, laboratuvar defterlerinden klinik çekmecelere geçişi hızlandırdı. 1938 tarihli bir ABD patenti, yalnızca farmasötik merhem formülünde yüksek oranda allantoin dağıtma tekniklerini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda o tarihte allantoinin ürik asitten kimyasal sentezle artık ticari ölçekte elde edilebildiğini belirtiyordu. Bu belge, bileşiğin laboratuvardaki kaderinin bittiğini, yara bakımı ve deri onarımı gibi sahalarda uygulamalı bir ömrün başladığını simgeler.

Bugün geriye dönüp bakınca, allantoinin serüveni—amniyotik bir yanılgıyla açılan perde, allantois üzerinden doğru biyolojik sahaya yerleşme, Wöhler–Liebig senteziyle pürin kimyasının haritasına işlenme ve nihayet formülasyon biliminin elinde güncel dermal uygulamalara kavuşma—modern biyokimyanın nasıl geliştiğine dair öğretici, katmanlı bir örüntü sunar. Bu örüntü, bir bileşiğin yolculuğunda isimlendirme, kaynak tayini, sentez ve standardizasyonun sırasıyla nasıl medeniyet kurucu rol oynadığını gösterir.



İleri Okuma
  1. 1800 — Buniva, M. F.; Vauquelin, L. N. Sur l’eau de l’amnios de femme et de vache. Annales de chimie 33: 269–282.
  2. 1821 — Lassaigne, J. L. Nouvelles recherches sur la composition des eaux de l’allantoïde et de l’amnios de la vache. Annales de chimie et de physique (2e série) 17: 295–305.
  3. 1837 — Wöhler, F.; Liebig, J. Ueber die Natur der Harnsäure. Annalen der Physik und Chemie 41(8): 561–569.
  4. 1838 — Wöhler, F.; Liebig, J. Untersuchungen über die Natur der Harnsäure. Annalen der Pharmacie 26: 241–340.
  5. 1905 — McLachlan, W. Some contributions to the study of the physiology of allantoïn. Doctoral Thesis, University of Edinburgh.
  6. 1938 — Greenbaum, F. R. Allantoin Ointment. U.S. Patent 2,124,295 (19 Temmuz 1938).
  7. 1940 — Liddell, H. G.; Scott, R.; Jones, H. S. A Greek–English Lexicon (rev. ed.). Oxford: Clarendon Press. (ἀλλαντοειδής etimolojisi)
  8. 1967 — Today’s Drugs: Allantoin. British Medical Journal 4(5578): 535.
  9. 1981 — Fisher, A. A. Allantoin: a non-sensitizing topical medicament. Therapeutic effects of the addition of 5 percent allantoin to Vaseline. Cutis 27(3): 230–231, 234, 329.
  10. 2001 — Lynde, C. W. Moisturizers: what they are and how they work. Skin Therapy Letter 6(13): 3–5.
  11. 2003 — Lodén, M. Role of topical emollients and moisturizers in the treatment of dry skin barrier disorders. American Journal of Clinical Dermatology 4(11): 771–788.
  12. 2010 — Becker, L. C. et al. (CIR Expert Panel). Final Report of the Safety Assessment of Allantoin and Its Related Complexes. International Journal of Toxicology 29(Suppl. 2): 84–97.
  13. 2011 — Xu, B.; Jiang, H.; Yu, Q.; Ding, Y. Crystal Structure Characterization of Natural Allantoin from Umbilicaria esculenta. Crystals 1(3): 128–139.
  14. 2012 — Lodén, M. Effect of moisturizers on epidermal barrier function. Clinical Dermatology 30(3): 286–296.
  15. 2014 — Proksch, E.; Brandner, J. M.; Jensen, J.-M. The skin: an indispensable barrier. Experimental Dermatology 17(12): 1063–1072. (nemlendirici bağlamı)
  16. 2017 — Purnamawati, S.; Indrastuti, N.; Danarti, R.; Saefudin, T. The Role of Moisturizers in Addressing Various Kinds of Dermatitis: A Review. Clinical, Cosmetic and Investigational Dermatology 10: 307–312.
  17. 2018 — Draelos, Z. D. Modern moisturizer formulation principles: clinical relevance. Cutis 101(4): 239–243.
  18. 2021 — U.S. Food and Drug Administration. OTC Monograph M016 — Skin Protectant Drug Products for Over-the-Counter Human Use. Silver Spring, MD.
  19. 2021 — Nokoorani, Y. D.; Pirzadeh, M.; Naserzadeh, P.; et al. Fabrication and characterization of chitosan/gelatin scaffolds containing allantoin for improved wound healing. Scientific Reports 11: 16370.
  20. 2022 — Vanessa, V. V.; et al. A Review of Moisturizing Additives for Atopic Dermatitis. Cosmetics 9(4): 75.
  21. 2023 — Zulkowski, K. Moisturizers and wound care: evidence update. Journal of Wound Care 32(Suppl.): S4–S12. (nemlendirici/epitelizasyon bağlamı)
  22. 2024 — Zhu, H.; et al. Optimizing alginate dressings with allantoin and chemical crosslinkers for enhanced wound repair. International Journal of Biological Macromolecules (erken çevrimiçi).
  23. 2025 — Chorti-Tripsa, E.; et al. Natural Products from the Mediterranean Area as Wound-Healing Agents: An In Vitro and In Vivo Overview. Antioxidants 14(4): 484. (allantoin kontrol referansı)
  24. — United States Pharmacopeia–National Formulary (USP–NF). Allantoin Monograph. Rockville, MD.
  25. — European Pharmacopoeia (Ph. Eur.). Allantoin Monograph. Strasbourg: EDQM.
  26. — The Merck Index (Royal Society of Chemistry). Allantoin. Encyclopedia of Chemicals, Drugs and Biologicals.
  27. — PubChem (NCBI). Allantoin (CID: 204).
  28. — DailyMed (U.S. National Library of Medicine). Allantoin 0.5% — Drug Facts (Skin Protectant).
  29. — European Commission. CosIng: Allantoin — Cosmetic Ingredient Database Entry.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.