Aloe

Halk dilinde: tıbbi sarısabır denilir.

Özellikle Aloe barbadensis (yaygın olarak Aloe vera olarak bilinir) ve Aloe ferox türleri olmak üzere aloe’nin çok çeşitli yönlerini kapsamaktadır.

İbranice אֲהָלִים (ʾăhālîm) teriminin Eski Yunancaya ἀλόη (alóē) olarak çevrildiği ve bunun da Latinceye aloē olarak geçtiği görülmektedir. Tarihsel olarak, aloe bitkileri tarafından üretilen acı meyve suyu, parfüm olarak, tıbbi preparatlarda ve özellikle eski Mısır mumyalama işlemlerinde olmak üzere mumyalama uygulamaları da dahil olmak üzere çeşitli uygulamalarda kullanılmıştır.

Botanik Sınıflandırma:

Tıbbi ve kozmetik kullanımlarla en sık ilişkilendirilen türler Aloe barbadensis (Aloe vera) ve Aloe ferox (Cape Aloe) türleridir. Her ikisi de Asphodelaceae familyasına aittir. Aloe barbadensis genellikle dünya çapında, özellikle kurak iklimlerde yetiştirilirken, Aloe ferox Güney Afrika’ya özgüdür ve daha acı, güçlü suyu ile bilinir.

Aloe’nin Farmasötik Kullanımları

  • Farmasötik Formlar ve Kullanım Alanları:**
    • Farmasötik açıdan, aloe özellikle çeşitli Aloe türlerinden elde edilen koyulaştırılmış ve kurutulmuş meyve suyunu ifade eder. Bu ilacın birincil kullanımı, sindirim sistemi üzerindeki güçlü uyarıcı etkileri nedeniyle laksatif olaraktır. Antranoid bileşikler, özellikle Aloin A ve Aloin B (barbaloin olarak da bilinir), bu etkilerden birincil olarak sorumludur. Bu bileşikler kolon astarını tahriş ederek peristalsis ve bağırsak hareketlerinin artmasına neden olur.
    • Aloinosid A ve B**, aloinlerle ilişkili glikozitlerdir ve aloe ürünlerinin genel farmakolojik profiline katkıda bulunurlar.
  • Aloe Formları:**
    • Curaçao-Aloe**: Bu, *Aloe barbadensis’in* kurutulmuş suyudur. Avrupa’da tıbbi ürünler için standartları belirleyen Avrupa Farmakopesi’nde (PhEur) tanınmaktadır.
    • Cape Aloe**: Bu, yine Avrupa Farmakopesi (PhEur) tarafından tanınan *Aloe ferox*’un kurutulmuş suyudur.
  • Kullanım Uyarıları:**
    • Bağımlılık geliştirme riski ve gastrointestinal sistemde, özellikle kolonda potansiyel hasar nedeniyle Aloe uzun süreler boyunca sürekli kullanılmamalıdır.
    • Doğumu tetikleyebilecek veya uterus kasılmalarına neden olabilecek güçlü müshil etkileri nedeniyle hamile kadınlarda kontrendikedir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Kozmetik ve Dermatolojik Kullanım Alanları:

Taze Aloe Suyu*: Dahili olarak, aloe suyu bazen sindirime yardımcı olarak kullanılır, ancak daha etkili ve daha güvenli alternatiflerin bulunması nedeniyle bu kullanım daha az yaygındır. Harici olarak aloe, yara iyileştirici, iltihap önleyici ve nemlendirici özellikleri nedeniyle cilt bakım ürünlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Aloe vera yapraklarından elde edilen jel özellikle küçük yanıkların, güneş yanıklarının ve cilt tahrişlerinin tedavisi için tasarlanmış ürünlerde popülerdir.

Kimyasal Bileşenler

Antranoidler: Aloin A, Aloin B, Aloinoside A ve Aloinoside B dahil olmak üzere antranoid bileşikler, aloe’nin tıbbi özelliklere sahip birincil aktif bileşenleridir. Bu bileşikler, laksatif etkileri ile bilinen antrakinon yapısından türetilmiştir.

Keşfi ve Kültürel Önemi

Kökenleri ve Erken Dönem Kullanımı

Aloe, binlerce yıl öncesine dayanan keşfi ve kullanımı ile uzun ve hikayeli bir geçmişe sahiptir. Bitkinin Arap Yarımadası, Kuzeydoğu Afrika ve Kanarya Adaları’nın kurak bölgelerinde ortaya çıktığına inanılmaktadır. Bu bölgelerden ticaret ve keşif yoluyla dünyanın çeşitli yerlerine yayılan aloe, tıbbi özellikleri ve çeşitli iklimlere uyum sağlaması nedeniyle farklı kültürlerde değerli bir bitki haline gelmiştir.

Eski Mısır:

  • Aloe, özellikle de Aloe vera, eski Mısır kültüründe büyük saygı görüyordu. “Ölümsüzlük bitkisi” olarak bilinirdi ve birçok mezar oyması ve resminde tasvir edilirdi. Mısırlılar aloe’yi iyileştirici özellikleri için ve mumyalama uygulamalarında kullanmışlardır. Aloe bitkisinin suyunun ölümden sonra vücudu korumak için gerekli olduğuna inanılıyordu, bu da mumyalama işlemlerinde çok önemliydi.
  • Ünlü Mısır kraliçesi Kleopatra’nın günlük cilt bakım rejiminde aloe kullandığı söylenmektedir, bu da antik çağlarda bile güzellik ve kozmetikteki önemini vurgulamaktadır.

Yunanistan ve Roma:

    • Yunanlılar ve Romalılar da aloe’nin tıbbi özelliklerinin farkındaydı. Dioscorides ve Yaşlı Pliny’ninkiler de dahil olmak üzere Antik Yunan metinlerinde yaraların, yanıkların ve diğer cilt rahatsızlıklarının tedavisinde aloe kullanımından bahsedilmektedir. Aloe, savaşlarda yaralanan askerler için iyileştirici bir merhem olarak kullanılmış ve tıbbi cephaneliklerinde ortak bir bileşen olmuştur.
    • Yunan hekim Dioscorides (MS 40-90 civarı) De Materia Medica adlı anıtsal eserinde aloe ile ilgili en detaylı erken dönem açıklamalarından birini sunmuştur. MS 70 civarında yazılan bu metin, hem antik hem de ortaçağ dünyasında tıbbi bilginin temel taşlarından biriydi. Dioscorides aloe’nin yaraları iyileştirmede, cilt tahrişlerini tedavi etmede ve müshil olarak etkili olduğunu belirtmiştir. Aloe suyunun koyulaştırılıp kurutulduğunda bağırsakları temizlemek için dahilen alınabileceğini belirtmiş, ancak kesin dozajları belirtmemiştir.
    • Yunanlılar, özellikle de hekim Hipokrat’ın etkisi altında, aloe’yi müshil etkileri için de kullanmışlardır. Kabızlık ve diğer sindirim bozukluklarını tedavi etmek için farmakopelerinde hayati bir bileşen olarak görülmüştür.

    Hindistan ve Ayurveda:

      • Hindistan’da aloe, bin yılı aşkın bir süredir Ayurveda tıbbının önemli bir parçası olmuştur. Sanskritçe’de Ghrita Kumari olarak adlandırılır ve serinletici ve yatıştırıcı özellikleri nedeniyle değerlidir. Aloe, Ayurvedik tedavilerde cilt bozuklukları, sindirim sorunları ve hatta genel sağlığı desteklemek için genel bir tonik olarak çok çeşitli durumlar için kullanılır.
      • Ayurveda, aloe’yi uzun ömürlülüğü ve gençleşmeyi destekleyen bir ilaç türü olan rasayana olarak sınıflandırır ve Hint alt kıtasındaki kültürel ve tıbbi öneminin altını çizer.

      Çin:

        • Aloe’nin Çin’deki kullanımı, iyileştirici özellikleriyle tanındığı Tang Hanedanlığı’na (MS 618-907) kadar uzanmaktadır. Geleneksel Çin tıbbı (TCM), aloe’yi serinletici doğası için kullanır ve genellikle vücuttaki ısı ve toksinleri temizlemek için kullanır. Aloe, Ayurvedik uygulamalara benzer şekilde, cilt rahatsızlıklarını, gastrointestinal sorunları tedavi etmek ve doğal bir detoksifikatör olarak hem dahili hem de harici olarak kullanılır.

        Arap ve İslam Tıbbı:

          • Arap ve İslam kültürlerinde de aloe oldukça saygı görmüştür. Ünlü İranlı polymath Avicenna (İbn Sina), tıp tarihinin en ünlü kitaplarından biri olan Canon of Medicine adlı eserinde aloe’den bahsetmiştir. Aloe antiseptik, anti-enflamatuar ve müshil özellikleri için kullanılmış ve ortaçağ İslam tıbbında yaygın bir ilaç olmuştur.

          **Amerika:

            • Avrupa kolonizasyonunun yayılmasıyla birlikte aloe Yeni Dünya’ya tanıtıldı. Orta ve Güney Amerika’daki yerli halklar aloe kullanımını hızla benimsemiş ve geleneksel tıplarına dahil etmişlerdir. Örneğin Karayipler’de Aloe vera, genellikle sábila olarak adlandırılan ve iyileştirici ve cilt bakımı özellikleri için kullanılan temel bir bitki haline geldi.
            • Güney Amerika Birleşik Devletleri’nde, özellikle Hispanik ve Afro-Amerikan topluluklarda, aloe yanık, kesik ve diğer cilt rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan halk tıbbının bir parçası haline gelmiştir.

            Coğrafi Özellikleri ve Kültürel Etkileri

            Aloe’nin coğrafi dağılımı, özellikle bitkinin farklı iklimlere ve ortamlara uyum sağlaması nedeniyle önemli kültürel etkilere sahip olmuştur.

            Kurak İklimlere Adaptasyon:

              • Aloe’nin kurak ve yarı kurak ortamlarda gelişme yeteneği, onu suyun kıt olduğu bölgelerde önemli bir kaynak haline getirmiştir. Bu adaptasyon, Afrika’daki kurak bölgelerde, Arap Yarımadası’nda ve daha sonra dünyanın diğer bölgelerindeki benzer iklimlerde yaygın olarak yetiştirilmesine yol açmıştır.
              • Bitkinin zorlu koşullardaki dayanıklılığı, zorlu ortamlarda şifa ve rızık sembolü olarak kültürel önemine katkıda bulunmuştur.

              Ticaret ve Ekonomik Değer:

                • Aloe, özellikle Afrika, Orta Doğu ve Asya arasındaki antik ticaret yolları boyunca ticarette önemli bir mal haline gelmiştir. Özellikle tıbbi ve kozmetik kullanımları için aloe’ye olan talep, farklı kültürler ve kıtalar arasında yayılmasına katkıda bulunmuştur.
                • Yemen açıklarında bir ada olan Sokotra gibi yerlerde aloe hasat edilmiş ve yoğun bir şekilde ticareti yapılarak yerel ekonominin hayati bir parçası haline gelmiştir.

                Sömürge ve Sömürge Sonrası Etkiler:

                  Sömürgecilik döneminde, Avrupalı güçler aloe’yi Amerika da dahil olmak üzere yeni bölgelere tanıttı.

                  20. yüzyıla gelindiğinde, aloe ve türevleri (aloin gibi) İngiliz Farmakopesi ve Birleşik Devletler Farmakopesi de dahil olmak üzere çeşitli ulusal farmakopelere dahil edilmiştir. Bu referanslar, aloe’nin bağımlılık ve yan etkilerden kaçınmak için kısa süreli kullanılması gerektiği anlayışıyla, müshil etkileri için genellikle küçük dozlar (yaklaşık 50-200 mg aloin) öneren daha standartlaştırılmış dozaj önerileri sağlamıştır.

                  21. yüzyıl boyunca yapılan araştırmalar, özellikle yanıklar ve cilt tahrişleri için harici kullanımda aloe’nin etkinliğini ve güvenlik profilini doğrulamıştır. Aloe’nin dahili kullanımı, hamilelik sırasında kullanımı ve uzun süreli kullanımda yan etki potansiyeli ile ilgili uyarılarla daha düzenli hale gelmiştir.

                    İleri Okuma

                    1. Grindlay, D., & Reynolds, T. (1986). “The Aloe vera phenomenon: a review of the properties and modern uses of the leaf parenchyma gel.Journal of Ethnopharmacology, 16(2-3), 117-151.
                    2. Dweck, A. C. (1997). “A review of Aloe vera.” Journal of Ethnopharmacology, 56(2), 91-96.
                    3. Vogler, B. K., & Ernst, E. (1999). “Aloe vera: a systematic review of its clinical effectiveness.” British Journal of General Practice, 49(447), 823-828.
                    4. European Pharmacopoeia Commission. (2020). “Aloe barbadensis PhEur.European Pharmacopoeia, 10th ed., Strasbourg: Council of Europe.
                    5. European Pharmacopoeia Commission. (2020). “Aloe ferox PhEur.” European Pharmacopoeia, 10th ed., Strasbourg: Council of Europe.

                    Click here to display content from YouTube.
                    Learn more in YouTube’s privacy policy.

                    Click here to display content from YouTube.
                    Learn more in YouTube’s privacy policy.

                    Citrus Medica Limonum

                    • Citrus Medica Limonum (kabuğu yağı, limon meyve özü) limon meyvesinden elde edilir.
                    • Cilt bakım maddesi olarak işlev gören ve tahriş önleyici özelliklere sahip bir antioksidandır.
                    • Hoş bir narenciye kokusuna sahiptir.
                    • Ayrıca aromaterapide limon yağının cildi tazelediği ve temizlediği ve doğal bir ruh hali geliştiricisi olarak hareket ettiği bilinmektedir.
                    • ‘Aromatherapy for Vibrant Health and Beauty” de, ‘yazar Roberta Wilson, limon yağının netliği, odaklanmayı ve hafızayı desteklediğini yazıyor. Sizi sakinleştirebilir veya patlamaları önleyebilir. Depresyonla savaşır, kaygıyı yatıştırır, kararlılığı güçlendirir, iletişimi ve karar vermeyi destekler.’

                    Trazodon

                    Trazodon, film kaplı tabletler ve uzatılmış salımlı tabletler (Trittico®, Trittico® retard, Trittico® Uno) şeklinde mevcuttur. Aktif bileşen, 1966 yılında İtalya’da Angelini tarafından geliştirildi ve onaylandı. Oto jenerikler ve jenerikler kayıtlıdır. 100 mg’lık film kaplı tabletlerin jenerikleri ilk olarak 2018’de pazarlandı.

                    • Trazodon, anksiyete bozukluğu olsun ya da olmasın depresyonu tedavi etmek için kullanılan, ruh halini iyileştiren ve yatıştırıcı bir antidepresandır.
                    • Etkiler, diğer şeylerin yanı sıra, presinaptik sinir hücrelerinde serotonin geri alımının inhibisyonuna ve serotonin reseptörlerinin antagonizmasına atfedilir.
                    • Etiket dışı, trazodon genellikle depresyonda olmayan hastalarda uykusuzluk için bir uyku yardımı olarak kullanılır. Ancak bu uygulama tartışılmaz değildir.
                    • En yaygın olası yan etkiler uyuşukluk, ağız kuruluğu ve ağrıdır.
                    • Diğer serotonerjik ilaçlarla kombine edildiğinde serotonin sendromu riski vardır.
                    • Trazodon, CYP3A4 için bir substrattır.

                    Kimyasal

                    Yapı ve özellikler

                    Trazodon (C19H22ClN5O, Mr = 371.9 g/mol) tıbbi ürünlerde trazodon hidroklorür olarak bulunur. Bir triazol piridin ve fenilpiperazin türevidir ve yapısal olarak diğer antidepresanlardan farklıdır. Trazodon, suda kolaylıkla çözünebilen beyaz, kristal toz halinde bulunur.

                    Etkileri

                    • Trazodon, antidepresan, yatıştırıcı ve düşük dozlarda uyku getirici özelliklere sahiptir. Bu etkiler, diğer şeylerin yanı sıra, serotoninin presinaptik nörona geri alımının engellenmesine ve 5-HT2 reseptörlerindeki antagonizmaya bağlanmaktadır.
                    • Trazodon, Serotonin Antagonistleri ve Geri Alım İnhibitörleri olan SARI grubuna aittir.
                    • Sakinleştirici etkiler hızla ortaya çıkarken, antidepresan etkiler ancak bir ila üç hafta sonra ortaya çıkar.

                    Literatüre göre, trazodon aynı zamanda bir alfa blokerdir, bu da düşük tansiyon ve priapizm gibi yan etkileri açıklar. Diğer antidepresan ve nöroleptiklerin aksine, trazodon ne antikolinerjik ne de antidopaminerjiktir.

                    Endikasyonlar

                    Anksiyete bozukluğu olan veya olmayan depresyon tedavisi için.

                    Etiket dışı kullanım

                    • Sedatif-hipnotik özellikleri nedeniyle, trazodon genellikle depresyonda olmayan hastalarda uyku bozukluklarının tedavisi için etiket dışı olarak kullanılır. Ancak, ilaç bu kullanım için yetkililer tarafından henüz onaylanmamıştır ve bu uygulama tartışmasız değildir. Ayrıntılı bir tartışma örneğin Mendelson’da (2005) bulunabilir. Depresyon bağlamında, uyku bozukluklarının tedavisinden uzman bilgilerinde bahsedilmektedir.

                    Ürün bilgilerine göre dozajlanır. Doz bireysel olarak ve kademeli olarak ayarlanır. İlaç akşam yatmadan önce tek doz olarak alınabilir. Tercihen yemeklerden hemen sonra birkaç doz halinde de uygulanabilir. Kesilme aşamalı olmalıdır.

                    Kontrendikasyonlar

                    • Aşırı Duyarlılık
                    • Çocuklar ve 18 yaş altı ergenler (yetersiz deneyim)
                    • Alkol veya uyku hapları ile zehirlenme
                    • Akut miyokard enfarktüsü

                    Tüm önlemler ilaç bilgi broşüründe bulunabilir.

                    Etkileşimler

                    Trazodon bir CYP3A4 substratıdır. CYP inhibitörleri veya CYP indükleyicileri ile ilgili etkileşimler meydana gelebilir.

                    Merkezi depresan ilaçların ve alkolün etkileri artabilir. Tedavi sırasında alkol tüketiminden kaçınılmalıdır.

                    Serotonerjik ajanlar ve MAO inhibitörleri ile birlikte kullanıldığında serotonin sendromu gelişebilir. Başka etkileşimler de tanımlanmıştır.

                    Olumsuz etkiler

                    En yaygın olası yan etkiler arasında uyuşukluk, ağız kuruluğu ve uzuvlarda, sırtta, kaslarda ve eklemlerde ağrı yer alır.

                    Click here to display content from YouTube.
                    Learn more in YouTube’s privacy policy.

                    Candesartan

                    Kandesartan ticari olarak tabletler (Atacand®, Blopress®, jenerikler) şeklinde mevcuttur. Ayrıca hidroklorotiyazid (Atacand® plus, Blopress® plus, jenerikler) ile birleştirilir. Candesartan, 1997’den beri onaylanmıştır. 2020’de amlodipin ile sabit bir kombinasyon da piyasaya sürüldü.

                    • Kandesartan, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliğini tedavi etmek için kullanılan sartan grubundan bir kan basıncı düşürücü ajandır.
                    • Etkiler, AT1 reseptörünün seçici olarak bloke edilmesine ve anjiyotensin II’nin etkilerinin tersine çevrilmesine dayanır.
                    • Kandesartan, aç veya tok karnına günde bir kez alınır.
                    • Emilim sırasında aktif metabolite hidrolize olan ön ilaç kandesartan sileksetil formundadır.
                    • En yaygın olası yan etkiler solunum yolu enfeksiyonları, uyuşukluk, baş dönmesi, baş ağrısı, düşük tansiyon ve sırt ağrısıdır.

                    Silibinin

                    Salamura devedikeninden üretilir.

                    Silibinin, enjeksiyon hazırlığı ve kapsül (Legalon®) şeklinde mevcuttur. 1991’den beri onaylanmıştır.

                    Kimyasal

                    yapı ve özellikleri

                    Silibinin (C25H22O10, Mr = 482.4 g/mol)

                    Etkileri

                    Silibinin, antihepatotoksik özelliklere sahiptir. Karaciğer hücrelerinde yumru mantar toksinlerinin alımını engeller ve toksinlerin enterohepatik dolaşımını keser.

                    Endikasyon

                    • Yumrulu agarik zehirlenme durumunda panzehir
                    • Toksik ve inflamatuar karaciğer hastalığı

                    Anestetik ilaçlar

                    Yunancada an – olumsuzluk öneki, ; aisthesis – duyma, hissetme

                    Anestezi, ağrı hissini geri dönüşümlü olarak azaltan veya ortadan kaldıran ve diğer şeylerin yanı sıra cerrahi amaçlarla anestezi uygulamak için kullanılan bir ilaçtır. Terim oldukça geneldir ve farklı spektrum ve etki mekanizmasına sahip çok sayıda maddeyi içerir.

                    ASA risk sınıflandırması genellikle bireysel riskin preoperatif ve perioperatif değerlendirmesi için kullanılır.

                    Tarih

                    Eski zamanlardan beri doktorlar ağrıyı hafifletmeye çalıştılar. Örneğin Arap tıbbında anestezi benzeri bir durum oluşturmak için sarhoş edici maddelerin uygulanmasına ek olarak, uzuvları sıkıştırmak bir ağrı bastırma yöntemi olarak kullanılmıştır. 17. yüzyılın ortalarında, cerrah Marco Aurelio Severino (1580-1656) kısa sürede unutulan soğuk anesteziyi keşfetti.

                    • 1499’da İspanyol rahip Thomas Ortiz, koka yapraklarının yerliler için yiyecek ve lüks bir madde olduğunu belirtti. Yerel ağrıyı ortadan kaldıran ilk ilaç olan kokain, Güney Amerika’ya özgü bir çalıdan elde edilen bir alkaloiddir.
                    • 1846′ da William Thomas Green Morton (9 Ağustos 1819 – 15 Temmuz 1868), inhale eterin cerrahi anestezik olarak kullanımını ilk kez kamuya açıklayan Amerikalı bir diş hekimi ve doktordu.
                    • 1880’de cerrah Vassili Konstantinovich Anrep (1852–1918), kokainin hayvan ve kendi kendine testlere dayalı olarak lokal anestezik olarak test edilmesini istedi.
                    • 1883/84’te Sigmund Freud da cilt ve mukoza zarları üzerinde anestezik bir etkiye sahip olduğunu buldu ve onu depresyon, mide bulantısı ve mide nezlesi için bir çare olarak önerdi.
                    • 1884’te Carl Koller, kokaini göz için bir anestezik olarak önerdi.
                    • 1885 yılında Amerikalı cerrah William Stewart Halsted (1852-1922) sinir yakınına ilaç solüsyonunun enjeksiyonunu keşfetti.
                    • 1892’de Alman cerrah Carl Ludwig Schleich (1859-1922) infiltrasyon anestezisini geliştirdi.
                    • Cerrah August Bier (1861–1949), spinal kanala yüzde yarım kokain solüsyonu uygulayarak 1898’de alt ekstremitelerde tam anestezi sağladı ve böylece lomber anesteziyi uyguladı.
                    • Eczacı Eduard Ritsert (1859–1946), daha düşük toksisiteye sahip bir anestezik arayışı içinde, 1890’da benzokaini keşfetti ve 1902’de, esas olarak yüzey anestezik olarak kullanılan anestezik üretimine yol açtı.
                    • Georg Merling (1856–1939), metilpiperidin’i kokainde lokal anestezik etkiden sorumlu fonksiyonel grup olarak gördü ve 1895’te Eucain A’yı üretti.
                      • Eucaine A, kokainden daha az toksikti ve ısıyla sterilize edilebilirdi, ancak enjeksiyondan sonra tahriş edici etkiler ve hiperemi meydana geldi.
                    • 1897’de, Carl Dietrich Harries (1866–1923) ve Albrecht Schmidt (1864–1945), bağımsız olarak, çok daha az toksik bir bileşik olarak kokainin yerini alabilen ökain B’yi üretti.
                    • Buna karşılık, kimyager Alfred Einhorn (1856–1917) kokain molekülünün nitrojen içermeyen kısmını anestezik etkiden sorumlu yaptı. 1897’de birkaç yıl yüzey anestezisi olarak kullanılan ortoforma geldi.
                    • 1898’de Richard Willstätter, kokainin yapısını açıklamayı başardı ve Einhorn’un, ikame ürünleri gibi benzoik asit esterinin kendisinin de anestezik bir etkiye sahip olduğu bulgusunu doğruladı.
                      • Einhorn tarafından üretilen bileşiklerden novokainin özellikle uygun olduğu ve neredeyse tamamen kokainin yerini alabildiği kanıtlandı.
                      • Takip eden yıllarda, novokain molekülü sistematik olarak daha da modifiye edildi.
                    • 1931’de bir yüzey anestetik olan tetrakain tedaviye dahil edildi. Özellikle lidokain, daha yüksek hidrolitik stabilite, daha uzun etki süresi, daha hızlı etki başlangıcı ve daha büyük etki gücü ile karakterize edildi.

                    Tepotinib

                    Tepotinib, 2021 yılında İsviçre ve ABD’de film kaplı tabletler (Tepmetko®) şeklinde onaylanmıştır.

                    • Tepotinib, bir METex14 atlama mutasyonu ile metastatik küçük hücreli olmayan akciğer kanserinin (KHDAK, akciğer kanseri) tedavisi için MET inhibitörleri grubundan bir antitümöral ve antiproliferatif kinaz inhibitörüdür.
                    • Etkiler, MET’nin (mezenkimal-epitelyal geçiş faktörü) seçici inhibisyonuna dayanmaktadır.
                    • Tabletler günde bir kez yemekle birlikte alınır.
                    • En yaygın olası yan etkiler ödem, bulantı, ishal, kreatinin artışı, hipoalbüminemi, yorgunluk ve halsizliktir.

                    Adenozin

                    Adenozin, ticari olarak enjeksiyon için bir çözelti (Krenosin®) olarak mevcuttur. 1992’den beri İsviçre’de onaylanmıştır.

                    Adenozin, belirli kardiyak aritmileri tedavi etmek için kullanılan antiaritmikler grubundan aktif bir bileşendir.

                    Kimyasal

                    yapı ve özellikleri

                    Adenozin (C10H13N5O4, Mr = 267.2 g/mol), oda sıcaklığında suda çözünmesi zor ve sıcak suda daha kolay çözünen beyaz kristal bir tozdur.

                    Etkileri

                    Adenozin, AV düğümünde negatif dromotropiktir. AV düğümündeki iletimi yavaşlatır.

                    Endikasyon

                    Paroksismal supraventriküler taşikardilerin hızlı bir şekilde normal sinüs ritmine döndürülmesi için.

                    Click here to display content from YouTube.
                    Learn more in YouTube’s privacy policy.

                    Traneksamik asit

                    Traneksamik:

                    • trans-** ve hekzanoik kelimelerinden türetilmiştir. “Trans-“** ön eki, belirli atomların molekülün zıt taraflarında olduğunu gösteren belirli bir moleküler yapı türünü ifade ederken, ”hekzanoik “ asidin altı karbonlu omurgasını ifade eder.
                    • Ekzamik**, traneksamik asidin sentezlendiği *aminokaproik asidin* modifikasyonundan gelir. Aminokaproik asit antifibrinolitik bir ajandır ve traneksamik asit daha güçlü bir türevidir.

                    Asit: Asit** bileşeni, kimyasal yapısındaki karboksil grubunu (-COOH) ifade eder ve onu organik bir asit yapar.

                    Traneksamik asit, esas olarak antifibrinolitik ajan olarak kullanılan lizin amino asitinin sentetik bir türevidir. Fibrin pıhtılarının parçalanmasından sorumlu bir molekül olan plazminojenin plazmine aktivasyonunu inhibe ederek çalışır. Bu nedenle ameliyatlar, ağır adet kanaması ve burun kanaması gibi çeşitli tıbbi durumlarda aşırı kanamayı etkili bir şekilde azaltır. Traneksamik asit, oral tabletler, enjekte edilebilir solüsyonlar ve efervesan tabletler gibi çeşitli formlarda mevcuttur. Yaygın yan etkiler bulantı, kusma, ishal ve baş ağrılarını içerebilir. Bileşik, beyaz kristal yapısıyla dikkat çeker ve suda oldukça çözünür.

                    This content is available to members only. Please login or register to view this area.

                    Kimyasal

                    yapı ve özellikler

                    Kimyasal olarak aminoetilsikloheksankarboksilik asit olarak bilinen traneksamik asit, lizin amino asidinin sentetik bir türevidir. Yapısal olarak C8H15NO2 moleküler formülü ve 157,2 g/mol moleküler ağırlığı ile tanımlanan traneksamik asit, suda yüksek çözünürlüğe sahip beyaz, kristalimsi bir toz olarak tanımlanır.

                    This content is available to members only. Please login or register to view this area.

                    “Traneksamik asit” terimi, 4-(aminometil)sikloheksan-1-karboksilik asidin trans türevi olan kimyasal yapısından türemiştir. Traneksamik asidin gelişimi, Japon araştırmacılar Okamoto ve Okamoto tarafından güçlü bir antifibrinolitik ajan olarak ilk kez sentezlendiği ve araştırıldığı 1960’lara kadar uzanmaktadır. 1966 yılında Japonya’da tıbbi kullanım için onaylanan bu ilaç, 1986 yılında Cyklokapron® markası altında enjekte edilebilir form olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde piyasaya sürülmesiyle daha sonra diğer bölgelerde de onay almıştır. Film kaplı ve efervesan tabletler de dahil olmak üzere oral formülasyonlar, kanamayı kontrol etmek için çeşitli tıbbi durumlarda kullanılmıştır.

                    Farmakolojik Etki

                    Traneksamik asit, plazminojen molekülleri üzerindeki lizin bağlama bölgelerine geri dönüşümlü olarak bağlanarak, plazminojen aktivatörlerini inhibe ederek ve fibrin pıhtılarının oluşumunu stabilize ederek öncelikle bir antifibrinolitik görevi görür. Bu mekanizma, cerrahi prosedürler sırasında veya ağır adet kanaması ve kalıtsal anjiyoödem gibi durumlarda aşırı kanamanın azaltılmasında çok önemlidir.

                    Klinik uygulamalar

                    Oral olarak uygulanan traneksamik asit, birçok klinik ortamda kullanılır. Başlıca endikasyonları arasında ağır adet kanamalarının tedavisi, hemofili hastalarında kanamanın yönetimi ve kan kaybını azaltmaya yönelik diş ve cerrahi prosedürlerde tedavi rejiminin bir parçası olarak yer alır. Olağan dozaj günde iki ila üç kez olup, hastanın toleransına ve klinik değerlendirmeye göre yemekle birlikte veya yemeksiz alınabilir.

                    Traneksamik Asitin Endikasyonları ve Etiket Dışı Kullanımları

                    Onaylanmış Endikasyonlar:

                    • Menoraji: Traneksamik asit genellikle ağır adet kanamasını tedavi etmek için reçete edilir.

                    Doz: Günde üç kez ağızdan 1.300 mg.
                    Süresi: Yalnızca adet döneminde, genellikle 4-5 güne kadar alınır.

                    • Cerrahi Kan Kaybı: Diş veya cerrahi işlem geçiren hastalarda kanamayı önlemek ve azaltmak için kullanılır.

                    Doz: Ameliyatın türüne göre değişir; tipik olarak ameliyattan önce intravenöz olarak 10-15 mg/kg vücut ağırlığı uygulanır.
                    Süre: Ameliyat sonrası 8 saate kadar veya klinik değerlendirmeye göre ihtiyaç duyuldukça devam edilebilir.

                    • Kalıtsal Anjiyoödem: İlaç, bu genetik bozukluğun neden olduğu şişlik ataklarının yönetilmesine yardımcı olur.

                    Doz: Dozaj büyük ölçüde değişebilir; genellikle günde iki ila üç kez 1.000 mg.
                    Süre: Epizodların sıklığına ve şiddetine bağlı olarak epizodlar sırasında veya önleyici tedbir olarak kullanılır.

                    Etiket Dışı Kullanımlar:

                    • Travma: Traneksamik asit, travma hastalarında, özellikle akut şiddetli travma vakalarında kanamayı azaltmak için endikasyon dışı kullanılır.

                    Doz: Tipik olarak, intravenöz olarak uygulanan 1 g’lık bir yükleme dozunun ardından 8 saat boyunca 1 g’lık bir infüzyon uygulanır.
                    Süresi: Travmadan sonra mümkün olan en kısa sürede verilir ve genellikle yaralanmadan sonraki ilk 3 saatle sınırlıdır.

                    • Epistaksis (Burun Kanamaları): Tekrarlayan veya ciddi burun kanamalarının tedavisinde kullanılabilir.

                    Doz: Menorajiye benzer oral dozlar veya traneksamik asitle ıslatılmış tamponların lokal uygulaması.
                    Süre: Bölüm sırasında ve sonrasında kısa bir süre kullanılır.

                    • Doğum Sonrası Kanama: Bu endikasyon için evrensel olarak onaylanmamış olmasına rağmen, traneksamik asit doğumdan sonra kanamayı tedavi etmek için giderek daha fazla kullanılmaktadır.

                    Doz: İntravenöz olarak 1 g, 30 dakika sonra kanama devam ederse bir kez daha tekrarlanır.
                    Süresi: Doğum sonu kanamanın akut döneminde uygulanır.

                    • İntrakraniyal Kanama: Kanıtlar karışık olmasına rağmen bazı klinisyenler bunu beyindeki kanamayı yönetmek için endikasyon dışı kullanıyor.
                    • Diş Hekimliği: Özellikle kanama bozukluğu olan hastalarda diş çekimleri sırasında kanamayı kontrol altına almak için kullanılır.

                    Doz: Ağız yoluyla 10 mg/kg, genellikle diş çekimi prosedürlerinden önce verilir.
                    Süresi: Dozun devamı kanama riskine bağlı olarak işlem sonrasında değişiklik gösterebilir.

                    Yan etkiler

                    Traneksamik asitle ilişkili yaygın yan etkiler arasında mide bulantısı, kusma, ishal, karın ağrısı, baş dönmesi ve baş ağrıları bulunur. Bu etkiler genellikle hafif ila orta şiddette ve geçicidir. Ancak hastaların alerjik reaksiyon belirtileri veya daha ciddi sağlık sorunları açısından takip etmeleri önerilir.

                    Traneksamik asit (C8H15NO2, Mr = 157.2 g/mol), suda kolayca çözünen beyaz, kristal bir tozdur. Bir aminoetilsikloheksankarboksilik asit ve amino asit lizinin sentetik bir türevidir.

                    Keşif

                    1962Keşif:

                    • Traneksamik asit ilk olarak 1962 yılında Japon araştırmacılar Shosuke ve Utako Okamoto tarafından sentezlenmiştir. İlacı, daha güçlü antifibrinolitik özellikler hedefleyerek aminokaproik asit üzerinde bir iyileştirme olarak geliştirdiler.

                    Kullanım Onayı:

                    • Başlangıçta Japonya’da kullanılmış ve sonraki birkaç on yıl içinde çeşitli ülkelerde onay almıştır. Birincil tıbbi uygulaması cerrahi ve travma ortamlarında aşırı kanamayı önlemekti.

                    1990’larGenişletilmiş Kullanım Alanları:

                    • Traneksamik asit, ağır adet kanamalarının tedavisi ve ortopedik ameliyatlar sırasında kan kaybının azaltılması gibi diğer durumlar için de kullanılmaya başlandı. Travma hastalarında kanamanın önlenmesinde de yararlı olduğu bulunmuştur.

                    2009CRASH-2 Denemesi:

                    • Dönüm noktası niteliğindeki bir klinik çalışma olan CRASH-2 çalışması, traneksamik asidin travma hastalarında kanamadan kaynaklanan ölüm riskini önemli ölçüde azalttığını göstermiştir. Bu çalışma, acil tıpta kullanımının genişletilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır.

                    DSÖ Temel İlaçlar Listesi:

                    • Traneksamik asit, çeşitli kanama bozukluklarının tedavisindeki önemi kabul edilerek Dünya Sağlık Örgütü’nün Temel İlaçlar Listesi’ne eklendi.

                    Günümüz Uygulamaları:

                    • Traneksamik asit, ağır adet kanamalarını yönetmek, doğum sonrası kanamayı azaltmak (doğum sonrası kanama) ve diş ve kalp prosedürleri de dahil olmak üzere ameliyatlar sırasında kan kaybını en aza indirmek için yaygın olarak kullanılmaktadırüü.
                    İleri Okuma
                    1. Okamoto, S., & Okamoto, U. (1962). “An Antifibrinolytic Amino Acid: 4-(Aminomethyl)cyclohexanecarboxylic acid“, Keio J Med, 11, 105-115.
                    2. Ducloy-Bouthors, A.-S. et al. (2011). “Tranexamic acid for the prevention of blood loss after vaginal delivery“, New England Journal of Medicine, 365(6), 50-60.
                    3. Roberts, I., et al. (2011). “Effect of tranexamic acid on survival, vascular occlusive events, and blood transfusion in trauma patients with significant haemorrhage (CRASH-2): a randomised, placebo-controlled trial“, The Lancet, 376(9734), 23-32.
                    4. McCormack, P. L. (2012). “Tranexamic acid: a review of its use in the treatment of hyperfibrinolysis“, Drugs, 72(5), 585-617.
                    5. Lethaby, A., et al. (2013). “Antifibrinolytics for heavy menstrual bleeding”, Cochrane Database of Systematic Reviews, Issue 4. Art. No.: CD000249.
                    6. WOMAN Trial Collaborators. (2017). “Effect of early tranexamic acid administration on mortality, hysterectomy, and other morbidities in women with post-partum haemorrhage (WOMAN): an international, randomised, double-blind, placebo-controlled trial“, The Lancet, 389(10084), 2105-2116.
                    7. Tranexamic acid. (n.d.). Wikipedia. Retrieved from Wikipedia​(Wikipedia).
                    8. Tranexamic Acid (Oral Route). (2024). Mayo Clinic. Retrieved from Mayo Clinic​(Mayo Clinic).
                    9. Tranexamic Acid Uses and Effects. (n.d.). NHS. Retrieved from NHS​(nhs.uk).

                    Click here to display content from YouTube.
                    Learn more in YouTube’s privacy policy.

                    Vareniclin

                    Vareniklin, modern bağımlılık farmakoterapisinin merkezinde yer alan, yapısal ve işlevsel açıdan dikkat çekici bir moleküldür. Hem nikotinik asetilkolin reseptör farmakolojisinin bir “doğal deneyini” temsil eder, hem de tütün bağımlılığının nörobiyolojik temellerini klinik uygulamayla birleştiren oldukça iyi çalışılmış bir örnek olmuştur.


                    1. Adı, etimolojisi ve tarihsel arka plan

                    Vareniklin (İngilizce varenicline), kimyasal adlandırma sistemlerinin ötesinde, üretici firma tarafından seçilmiş yapay bir “marka-generic” isimdir. Kelimenin oluşumunda:

                    • “var-” kökünün “varyant/çeşitleme, modülasyon” çağrışımı,
                    • “eni- / -nic-” hecesinin nikotin/nicotinic reseptörlere göndermesi,
                    • “-cline” son ekinin ise aynı firmanın geliştirdiği diğer santral sinir sistemi ilaç adlandırmalarıyla (örn. sertralin, vs.) uyumlu, eufonik bir son ek olarak kullanılması

                    önemlidir. Yani klasik Yunanca veya Latince kökenli doğal bir tıp terimi değil, farmasötik isimlendirme mantığı içinde tasarlanmış, “nikotinik reseptörü modüle eden santral etki” çağrışımı taşıyan bir kelimedir.

                    Ticari olarak en iyi bilinen markası Champix® (bazı ülkelerde Chantix®) olup; bu markalar da bilinçli olarak seçilmiş, “champion/şampiyon, başarı” ve “anti-smoking / change + nicotine” gibi çağrışımlar yaratacak şekilde pazarlama diline uyarlanmıştır.

                    Vareniklin, 2000’li yılların başında tütün bağımlılığı tedavisinde yeni bir farmakolojik paradigma yaratma hedefiyle geliştirilmiş, 2006’da ilk onaylarını almış ve pek çok ülkede yaklaşık aynı zaman diliminde piyasaya girmiştir. Bazı sağlık sistemlerinde geri ödeme, reçete kısıtları ve uzmanlık alanı sınırlamaları 2010’lu yıllarda kademe kademe gevşetilmiş veya yeniden yapılandırılmıştır. Onay süreci boyunca özellikle nöropsikiyatrik güvenlik (depresyon, intihar düşünceleri, davranış değişiklikleri) ve kardiyovasküler risk (özellikle yüksek riskli hastalarda) üzerine tartışmalar yaşanmış; zaman içinde daha büyük kohortlar ve meta-analizler ile bu risklerin niteliği daha iyi tanımlanmıştır.


                    2. Farmasötik form, galenik yapı ve dozaj

                    Vareniklin günümüzde ağırlıklı olarak:

                    • Film kaplı tablet formunda
                    • Genellikle:
                      • Başlangıç paketi (titrasyon için düşükten yükseğe giden doz kombinasyonları)
                      • Devam paketi (sabit doz, çoğunlukla 1 mg tabletler)

                    şeklinde sunulur.

                    Tabletler genellikle:

                    • 0,5 mg ve 1 mg vareniklin içerir.
                    • Yardımcı maddeler (eksipiyanlar) arasında:
                      • Dolgu maddeleri (örn. mikrokristalin selüloz)
                      • Bağlayıcılar
                      • Dağıtıcılar
                      • Film kaplama ajanları
                        bulunur; bunların klinik etkinliğe katkısı yoktur, ancak tolerabilite, raf ömrü ve yutma kolaylığında rol oynarlar.

                    Tabletler öğünlerden bağımsız alınabilir; ancak pratikte bulantıyı azaltmak amacıyla çoğu hastaya tabletleri yemeklerle birlikte alması önerilir.


                    3. Klinik endikasyonlar ve kullanım amacı

                    Vareniklin, öncelikle:

                    • Endikasyon: Yetişkinlerde nikotin bağımlılığı (sigarayı bırakma tedavisi)
                    • Amaç:
                      • Sigarayı bırakma oranlarını artırmak
                      • Nüks oranlarını azaltmak
                      • Yoksunluk sendromunun şiddetini hafifletmek
                      • Sigara içmenin “ödüllendirici” duygusal ve bilişsel bileşenlerini zayıflatmak

                    için kullanılır.

                    Bazı kılavuzlar ve klinik uygulamalarda vareniklin:

                    • Birinci basamak farmakolojik tedavi seçenekleri arasında,
                    • Özellikle nikotin replasman tedavisine (NRT) veya bupropiyona iyi yanıt vermeyenlerde öncelikli seçenek olarak,
                    • Yoğun davranışsal destekle kombine edildiğinde en yüksek uzun dönem bırakma oranlarını sağlayan ajanlardan biri olarak

                    konumlandırılır.


                    4. Uygulama şeması ve tedavi süresi

                    Vareniklin tedavisi, tipik olarak kademeli doz artışı içeren standart bir protokole göre uygulanır:

                    4.1. Başlangıç ve bırakma günü

                    • Tedavi, planlanan bırakma tarihinden yaklaşık 1–2 hafta önce başlatılır.
                    • Gerekçe:
                      • Beyinde nikotinik asetilkolin reseptörlerinin vareniklinle kademeli olarak işgal edilmesi,
                      • Nikotine bağlı ödüllendirici cevabın yavaşça zayıflaması,
                      • Hastanın psikolojik olarak “bırakma gününe” hazırlanması,
                      • Yoksunluk belirtilerinin daha yumuşak bir eğriyle ortaya çıkmasıdır.

                    4.2. Tipik doz titrasyonu

                    Klasik şema örneği:

                    • 1. gün – 3. gün:
                      • Günde 1 kez 0,5 mg
                    • 4. gün – 7. gün:
                      • Günde 2 kez 0,5 mg
                    • 8. günden itibaren:
                      • Günde 2 kez 1 mg (sabah–akşam)

                    Bu sırada belirlenen “bırakma günü” genellikle 8. güne, yani günde 2 x 1 mg dozun başladığı döneme denk getirilir; ancak bazı protokollerde daha esnek bırakma tarihleri de kullanılabilir.

                    4.3. Tedavi süresi

                    • Standart tedavi süresi 12 haftadır.
                    • Bazı hastalarda:
                      • 12 haftalık ek bir faz ile toplam 24 haftaya uzatma
                      • Özellikle yüksek nüks riski olan, ağır bağımlı ya da çok kez başarısız bırakma girişimi yaşamış bireylerde tercih edilir.

                    5. Farmakodinamik özellikler: Reseptör düzeyinde mekanizma

                    Vareniklin, nikotinik asetilkolin reseptörleri (nAChR) üzerinde seçici bir kısmi agonist olarak işlev görür; özellikle:

                    • α4β2 alt tipine selektif parsiyel agonisttir.
                    • Bu reseptörler dopaminerjik mezolimbik ödül yolaklarında (özellikle ventral tegmental alan – VTA ve nucleus accumbens) yoğun olarak bulunur.

                    5.1. Kısmi agonizm kavramı

                    Kısmi agonist, reseptöre bağlandığında:

                    • Tam agonist (nikotin) kadar güçlü bir yanıt oluşturmaz, ancak
                    • Antagonist gibi reseptörü tamamen kapatıp susturmak yerine, düşük/orta düzeyde bir aktivasyon sağlar.

                    Bu durum klinikte iki temel etkiye yol açar:

                    1. Yoksunluğu hafifletme:
                      • Nikotin kesildiğinde ani dopamin düşüşü, huzursuzluk, irritabilite, konsantrasyon güçlüğü, “boşluk hissi” gibi belirtilere yol açar.
                      • Vareniklin, α4β2 reseptörlerinde düşük ama sürekli bir dopaminerjik aktivasyon sağlayarak bazal ödül tonusunu korur.
                      • Böylece yoksunluk belirtileri tamamen kaybolmasa da belirgin biçimde hafifler.
                    2. Sigaranın ödüllendirici etkisini engelleme:
                      • Reseptörlerin önemli bir kısmı vareniklin tarafından işgal edildiği için:
                        • Sigara içildiğinde nikotin bu reseptörlere tam kapasiteyle bağlanamaz.
                        • Dopamindeki “ani pik” oluşmaz.
                      • Hastanın subjektif deneyimi:
                        • “Eskisi kadar zevk vermiyor.”
                        • “Sigara içsem de keyif alamıyorum.”
                      • Bu, pozitif pekiştirmeyi ve sigara–ödül ilişkisinin yeniden öğrenilmesini kırar.

                    Bu çift yönlü etki (yoksunluğu azaltma + ödülü törpüleme), vareniklini klasik nikotin replasman tedavisinden ve bupropiyon gibi dopamin–norepinefrin geri alım inhibitörlerinden fonksiyonel olarak ayıran temel özelliktir.


                    6. Farmakokinetik özellikler

                    Vareniklinin farmakokinetiği görece basit ve öngörülebilirdir:

                    • Emilim:
                      • Ağızdan alındıktan sonra gastrointestinal sistemden iyi emilir.
                      • Biyoyararlanımı yüksektir, gıdadan klinik olarak anlamlı düzeyde etkilenmez.
                    • Dağılım:
                      • Plazma proteinlerine bağlanma oranı düşüktür.
                      • Santral sinir sistemine penetrasyonu yeterlidir; bu da nikotinik reseptörler üzerindeki klinik etkisini mümkün kılar.
                    • Metabolizma:
                      • Vareniklinin büyük bölümü değişmeden böbrekler yoluyla atılır.
                      • Hepatik metabolizma minimaldir; sitokrom P450 izoenzimleri ile anlamlı bir metabolik etkileşimi yoktur.
                      • Bu özellik, pek çok diğer ilaçla farmakokinetik etkileşim olasılığını azaltır.
                    • Eliminasyon:
                      • Eliminasyon yarı ömrü yaklaşık 24 saat düzeyindedir.
                      • Bu da günde iki kez dozlama ile stabil plazma düzeylerinin sağlanmasına olanak tanır.
                    • Böbrek fonksiyon bozukluğu:
                      • Orta–ciddi böbrek yetmezliğinde doz azaltımı gerekir.
                      • Son dönem böbrek yetmezliği olan hemodiyaliz hastalarında kullanımı konusunda özel doz ayarlama şemaları ve dikkat gereklidir.

                    7. Klinik etkililik ve davranışsal bağlam

                    Vareniklinin klinik etkinliği çok sayıda randomize kontrollü çalışma ile gösterilmiştir. Genel olarak:

                    • Plaseboya kıyasla:
                      • Sürekli sigara bırakma oranlarını anlamlı ölçüde artırır.
                      • Hem kısa vadede (12 hafta) hem de orta vadede (6–12 ay) nüks oranlarını azaltır.
                    • Nikotin replasman tedavisine kıyasla çoğu çalışmada:
                      • Daha yüksek bırakma oranları bildirilmiştir.
                    • Bupropiyonla karşılaştırmalarda:
                      • Vareniklin genellikle daha yüksek veya en az eşdeğer başarı oranlarıyla ilişkilidir.

                    Bununla birlikte, vareniklinin en etkili olduğu çerçeve:

                    • Farmakoterapinin
                    • Yoğun davranışsal destek, motivasyonel görüşme ve psikoeğitimle entegre edildiği
                    • Bireysel veya grup temelli sigara bırakma programlarıdır.

                    İlaç, tütün bağımlılığının nörobiyolojik bileşenlerine müdahale ederken, davranışsal ve bilişsel şemaların, alışkanlık döngülerinin ve çevresel tetikleyicilerin dönüşümü için psikososyal destek kritik önem taşır.


                    8. Yan etkiler ve güvenlik profili

                    Metninizde de belirttiğiniz gibi, vareniklin tedavisi sırasında görülebilen en sık advers etkiler şunlardır:

                    8.1. Sık görülen yan etkiler

                    • Gastrointestinal:
                      • Mide bulantısı (en sık)
                      • Dispepsi (hazımsızlık)
                      • Karın ağrısı
                      • Kabızlık veya diyare
                    • Santral sinir sistemi:
                      • Baş ağrısı
                      • Baş dönmesi
                      • Yorgunluk, sersemlik hissi
                      • Uykusuzluk
                      • Uyuşukluk (somnolans) – paradoksal olarak hem uykululuk hem insomnia görülebilir
                      • Anormal rüyalar, rüya içeriğinde canlılık artışı, nadiren kabuslar
                    • Duyusal:
                      • Tat duyusunda değişiklik (dysgeusia)
                    • İştah ve kilo:
                      • İştah artışı, kilo değişiklikleri
                      • Bunların bir bölümü doğrudan ilaca değil, sigarayı bırakmanın kendisine bağlı olabilir; nikotin iştah baskılayıcı ve bazal metabolizmayı artırıcı etkilere sahiptir, bırakma sonrası kilo artışı sık görülür.

                    8.2. Nöropsikiyatrik etkiler

                    Tarihsel olarak en çok tartışma yaratan alan nöropsikiyatrik güvenlik olmuştur:

                    • Bazı hastalarda:
                      • Duygu durum değişiklikleri
                      • Depresif semptomlar
                      • Anksiyete artışı
                      • İntihar düşünceleri ve nadiren intihar girişimleri bildirilmiştir.
                    • Burada önemli bir kavramsal zorluk şudur:
                      • Sigara bırakma süreci, nikotin yoksunluğuyla birlikte başlı başına duygudurum dalgalanmalarına, iritabiliteye ve anksiyeteye yol açabilir.
                      • Yani gözlenen birçok semptom, ilacın doğrudan farmakolojik etkisinden ziyade bırakma sürecinin kendisiyle de ilişkili olabilir.

                    Bu nedenle:

                    • Özellikle:
                      • Önceden depresyon, bipolar bozukluk, anksiyete bozukluğu veya intihar davranışı öyküsü olan hastalarda
                    • Tedavi süresince:
                      • Duygudurum, davranış ve bilişsel işlevler yakından izlenmeli,
                      • Hasta ve yakın çevresi uyarı belirtileri konusunda bilgilendirilmelidir.

                    8.3. Kardiyovasküler güvenlik

                    • Vareniklinle ilişkili olası kardiyovasküler olay riskinin artabileceğine dair tartışmalar olmuştur.
                    • Yüksek kardiyovasküler riskli hastalarda yapılan bazı çalışmalarda:
                      • Minör risk artışları ile ilgili bulgular ortaya atılmış, ancak daha geniş veri setlerinde bu riskin sınırlı veya belirsiz olduğu gösterilmiştir.
                    • Klinik pratikte:
                      • Mevcut kalp hastalığı olan bireylerde risk–yarar dengesi dikkatle değerlendirilmelidir.
                      • Öte yandan sigarayı bırakmanın kardiyovasküler faydaları çok güçlü olduğundan, çoğu durumda toplam yarar ilacın olası risklerinden daha ağır basar.

                    8.4. Diğer olası advers etkiler

                    Daha nadir olmakla birlikte:

                    • Deri döküntüleri, hipersensitivite reaksiyonları
                    • Nadir ciddi dermatolojik reaksiyonlar
                    • Çok nadiren konvülsiyon bildirimleri

                    gibi yan etkiler de literatürde yer almaktadır.


                    9. İlaç etkileşimleri

                    Metninizde “Vareniklin, ilaç etkileşimleri için derin bir potansiyele sahiptir.” ifadesi geçiyor. Farmakolojik veriler ışığında bu cümlenin dikkatle ele alınması gerekir, çünkü farmakokinetik açıdan bakıldığında vareniklin:

                    • Sitokrom P450 enzim sistemini anlamlı derecede indüklemez veya inhibe etmez.
                    • Kendisi de büyük oranda metabolize edilmeden böbreklerden atıldığı için,
                    • Pek çok ilaçla klasik anlamda metabolik etkileşim potansiyeli düşüktür.

                    Dolayısıyla:

                    • Vareniklin, CYP450 aracılı ilaç–ilaç etkileşimleri yönünden nispeten güvenli kabul edilir.
                    • Burada asıl kritik nokta:
                      • Sigaranın kesilmesiyle birlikte, nikotinin ve tütün dumanındaki polisiklik aromatik hidrokarbonların karaciğerde bazı enzimleri (özellikle CYP1A2) indükleyici etkisinin kaybolmasıdır.
                      • Bu durum, varenicline değil, sigarayı bırakma eylemi üzerinden:
                        • Teofilin, klozapin, olanzapin gibi CYP1A2 substratlarının plazma düzeylerinde değişikliklere yol açabilir.
                    • Ayrıca:
                      • Nöropsikiyatrik yan etkiler nedeniyle, eşlik eden psikotrop ilaçlarla klinik düzeyde dikkatli izlem ve olası farmakodinamik etkileşimlerin (örneğin sedasyon, nöbet eşiği) gözetilmesi gerekir.

                    Bu çerçevede, daha akademik ve nüanslı bir formülasyon şöyle olmalıdır:

                    Vareniklin, farmakokinetik açıdan geniş çaplı metabolik ilaç etkileşimleri göstermeyen, ancak sigara bırakma sürecinin kendisinin bazı ilaçların plazma düzeylerini değiştirebileceği klinik bağlam içinde kullanılmalıdır.


                    10. Kontrendikasyonlar ve dikkat edilmesi gereken klinik durumlar

                    Vareniklin tedavisi açısından öne çıkan hususlar:

                    • Kesin kontrendikasyonlar:
                      • Etkin maddeye veya yardımcı maddelerden herhangi birine aşırı duyarlılık
                    • Göreceli kontrendikasyonlar / özel dikkat gerektiren durumlar:
                      • Ciddi böbrek yetmezliği (doz ayarlaması gerekir)
                      • Önceden var olan ciddi psikiyatrik hastalıklar:
                        • Majör depresif bozukluk
                        • Bipolar bozukluk
                        • Psikotik bozukluklar
                        • Önceki intihar girişimi öyküsü
                      • Gebelik ve emzirme:
                        • İnsan verileri sınırlıdır, risk–yarar değerlendirmesi bireysel yapılmalıdır.
                      • Çocuk ve ergenler:
                        • 18 yaş altı kullanımı pek çok ülkede onaylı değildir veya yeterli veri bulunmamaktadır.

                    11. Evrimsel ve nörobiyolojik perspektif

                    Tütün bağımlılığı ve vareniklini, daha geniş bir evrimsel ve nörobiyolojik çerçeveye yerleştirmek ilginç bir perspektif sunar:

                    • İnsan beynindeki nikotinik asetilkolin reseptörleri evrimsel olarak:
                      • Öğrenme
                      • Dikkat
                      • Bellek
                      • Uyanıklık ve arousal
                      • Sosyal etkileşim ve ödül işleme

                    gibi işlevleri modüle eden endojen bir sistemin parçasıdır.

                    • Nikotin, bitkilerin herbivorlara karşı savunma için geliştirdiği alkaloidlerden biridir; aslında insan için doğal bir besin maddesi değildir.
                    • İnsan, bu alkaloidi kültürel süreçler içinde keşfetmiş, daha sonra:
                      • Kısa süreli uyarıcı etkileri (dikkat artışı, kaygı azalması, ödül hissi)
                      • Sosyal ritüellerle birleşen tüketim biçimleri (tütsü, pipo, sigara, nargile vs.)

                    sayesinde nikotin çevresinde güçlü bir öğrenilmiş motivasyon döngüsü geliştirmiştir.

                    Vareniklin, bu evrimsel olarak daha eski asetilkolinerjik sistemi hedef alarak:

                    • Nikotinin “kaçırdığı” reseptörleri yeniden daha düşük, fizyolojiye yakın bir aktivite düzeyine çekmeye çalışır.
                    • Böylece beynin ödül sistemini:
                      • Aşırı uyarılmış, nikotine bağımlı bir moddan
                      • Göreli olarak daha düzenli, nikotinden bağımsız bir dengeye doğru yeniden ayarlamayı hedefler.

                    Bu anlamda vareniklin, sadece bir “sigara bırakma ilacı” değil, aynı zamanda:

                    • Evrimsel uyum (adaptasyon) süreçleri ile
                    • Kültürel olarak edinilmiş bağımlılık davranışlarının
                    • Nörobiyolojik düzeyde nasıl modüle edilebileceğine dair bir “farmakolojik araç”tır.

                    12. Klinik pratikte hasta deneyimi ve iletişim boyutu

                    Vareniklin kullanan hastaların anlatımları genellikle şu motifleri içerir:

                    • “İçme isteğim azaldı, ama tamamen kaybolmadı.”
                    • “İçince de eskisi kadar tat vermiyor.”
                    • “Bazı zamanlar midem bulanıyor veya garip rüyalar görüyorum.”
                    • “Daha sinirli oldum; bunun ilaçtan mı sigarayı bırakmaktan mı olduğunu anlamak zor.”

                    Bu deneyimlerin çoğu:

                    • İlacın farmakodinamik etkileri
                    • Yoksunluk sendromu
                    • Psikolojik ve sosyal faktörler

                    arasındaki karmaşık etkileşimin bir sonucudur. Dolayısıyla:

                    • Açık, gerçekçi, ama umut verici bir bilgilendirme
                    • Yan etkilerin çoğunlukla zamanla hafifleyebileceğinin anlatılması
                    • Yoksunluk belirtileri ile ilaç yan etkilerinin ayrımına yönelik kısa bir psikoeğitim
                    • Gerekirse doz ayarlaması veya ilacın kesilmesi konusunda ortak karar verme

                    klinik başarının önemli bileşenleridir.



                    Keşif

                    Nikotinin peşinde bir yüzyıllık arayıştan nörobiyolojik bir devrime

                    Vareniklinin hikâyesi, yalnızca bir ilacın geliştirilmesi değil, insan beyninin nikotinle ilişkisini anlamaya yönelik yaklaşık yüz yıllık bilimsel bir serüvendir. Bu öykü, alkaloid kimyasından reseptör farmakolojisine, davranış nörobiyolojisinden modern bağımlılık tıbbına uzanan çok katmanlı bir bilimsel yolculuktur.


                    1. Erken dönem: Nikotin paradoksu (1890–1960)

                    1. yüzyılın sonlarında farmakologlar nikotinin insan sinir sistemi üzerindeki olağanüstü etkilerini açıklamaya çalışırken, sigara bağımlılığının biyolojik temeli henüz anlaşılmamıştı. Bitkilerde savunma amaçlı üretilen nikotin, insan beyninde hem uyarıcı hem sakinleştirici etki yaratıyordu; bu çelişki, nörofarmakologlar için bir muamma oluşturuyordu.
                    2. yüzyılın ilk yarısında nikotinin santral sinir sistemi etkilerinin kolinerjik sinyal iletimi ile ilişkili olduğu anlaşılmaya başlandı. Ancak, nikotinin bağlandığı reseptör ailelerinin ayrıştırılması için teknolojik bir sıçrayış gerekiyordu.

                    2. Reseptörlerin ortaya çıkışı: α4β2’nin doğumu (1960–1990)

                    1960’larda ligand-bağımlı iyon kanallarının keşfi, nikotinik asetilkolin reseptörlerinin ayrıntılı şekilde incelendiği yeni bir çağ başlattı. Araştırmacılar, asetilkolinin ve nikotinin aynı reseptöre bağlandığını, ancak nikotinin daha güçlü ve kalıcı etkiler yarattığını fark etti.

                    Bu çalışmalar sırasında reseptör alt tiplerinin ayrıştığı görüldü. Özellikle α4β2 alt tipi, mezolimbik dopamin sisteminde yüksek yoğunlukta bulunmasıyla dikkat çekti. İşte bu noktada, daha sonra vareniklinin hedefi olacak reseptör yavaş yavaş bilimsel sahnede yerini alıyordu.


                    3. Nikotin yerine “daha zayıf bir nikotin” fikrinin doğuşu (1980–1995)

                    Sigara bağımlılığına farmakolojik çözüm arayışı hızlandıkça, iki karşıt eğilim ortaya çıktı:

                    1. Nikotinin tamamen blokajı → yoksunluk krizleri
                    2. Nikotinin kısmen taklidi → daha stabil bir dopaminerjik ton

                    Bu ikinci yaklaşım, parsiyel agonist fikrinin doğmasını sağladı. Yani, nikotinin reseptörlerde oluşturduğu güçlü beklenti ve ödül sinyali yerine, daha hafif ama yeterli bir uyarım sağlanarak hem yoksunluğun hafifletilmesi hem de sigaranın ödüllendirici etkisinin bastırılması hedeflendi.

                    Bu fikri hayata geçirecek molekül henüz ortada yoktu, ancak bilimin yönü belirlenmişti.


                    4. Cytisine: Doğanın sunduğu ipucu (1990’lar)

                    Doğu Avrupa’da ve Orta Asya’da bazı bitkilerin yapraklarında bulunan cytisine adlı doğal alkaloid, halk arasında sigara bırakmada yıllardır kullanılıyordu.

                    Cytisine, nikotinik reseptörlerde parsiyel agonist gibi davranan, doğanın sunduğu bir prototip moleküldü.

                    1. yüzyılın sonlarına doğru araştırma ekipleri cytisine’yi inceleyerek, molekülün hem sigara isteğini azalttığını hem de sigaranın verdiği “ani dopamin patlamasını” engellediğini fark ettiler. Bu keşif, farmasötik kimyagerlere ilham verdi:

                    Cytisine’yi temel alan, ama daha güvenilir, daha seçici, daha stabil bir molekül tasarlanabilir miydi?

                    Bilimsel motivasyon böylece doğmuş oldu.


                    5. Vareniklinin doğumu: Kimyasal tasarım ve ilk sentezler (1998–2003)

                    1990’ların sonuna gelindiğinde bir ilaç şirketi bünyesindeki kimyagerler ve nörofarmakologlar ortak bir hedefte birleşti:
                    Cytisine’nin farmakolojik iskeletini yeniden tasarlayıp α4β2 reseptörüne seçici, kararlı bir parsiyel agonist geliştirmek.

                    Bu dönemde çok sayıda analog sentezlendi. Kimyagerler, molekülün üç kritik özelliğini optimize etmeye çalışıyordu:

                    • Reseptör bağlanma seçiciliği
                    • Parsiyel agonizm derecesi
                    • Beyne penetrasyon ve farmakokinetik stabilite

                    Ağır bir eleme sürecinden sonra bir aday öne çıktı: Vareniklin tartrate, geliştirme kodu ile Compound 375. Bu molekül, cytisine’nin doğasına sadık kalıyor ama modern kimyasal mühendisliğin avantajlarıyla daha güçlü ve daha öngörülebilir bir profil sergiliyordu.


                    6. İlk klinik çalışmalar: Etkinliğin fark edilmesi (2001–2006)

                    İlk insan çalışmalarında vareniklin beklenenin üzerinde bir başarı gösterdi. Katılımcılar, sigara içme isteğinde belirgin azalmalar fark ettiğini; sigara içtiklerinde ise “beklenen tatmini alamadıklarını” belirtiyordu.

                    Bu sonuçlar farmakolojik modelle birebir örtüşüyordu:

                    • Reseptörler kısmen aktive ediliyor → yoksunluk azalıyor
                    • Nikotinin bağlanabileceği reseptörler dolu → sigara “eski zevki” vermiyor

                    Bu dönemde davranış bilimciler de klinik çalışmalara dahil oldu. Bir ilacın bağımlılık gibi karmaşık bir davranışı nasıl değiştirebildiğini anlamaya çalıştılar. Vareniklinin, “ödül döngüsünü kırma” gücü özellikle ilgi çekiyordu.

                    2006 yılında ilk büyük düzenleyici onay geldi. Bu tarih, sigara bırakma tedavilerinde yeni bir çağın başlangıcıydı.


                    7. Tıbbın gündemine giriş: Nöropsikiyatrik tartışmalar (2007–2015)

                    İlacın hızla dünya çapında yaygınlaşmasının ardından klinik uygulamalarda nöropsikiyatrik yan etkilerle ilgili bildirimler arttı: canlı rüyalar, irritabilite, bazen duygudurum değişiklikleri.

                    Ancak bu gözlemler önemli bir sorun içeriyordu:
                    Bu belirtiler ilaca mı, yoksa sigarayı bırakmanın kendisine mi aitti?

                    Araştırma grupları bu soruyu yanıtlamak için büyük veri tabanları, geniş kohortlar ve randomize çalışmalar üzerinde çalıştı. Sonuç, giderek daha net hale geldi:

                    • İlacın bazı hastalarda duygu durum değişikliklerine katkıda bulunabildiği doğruydu
                    • Ancak sigara bırakma sürecinin kendisi de güçlü psikolojik dalgalanmalar yaratıyordu
                    • Çoğu yan etkinin şiddeti hafif–orta düzeydeydi ve zamanla azalıyordu

                    Bu tartışmalar, vareniklinin nöropsikiyatrik güvenlik profilinin daha sistematik şekilde incelenmesine yol açarak bilimi ileri taşıdı.


                    8. Modern dönem: Kişiselleştirilmiş bırakma stratejileri ve yeni araştırma alanları (2016–günümüz)

                    Vareniklin, günümüzde sigara bırakma tedavilerinde en etkili seçeneklerden biri olarak kabul ediliyor. Ancak araştırmalar durmadı; aksine daha da çeşitlendi.

                    8.1. Genetik duyarlılık araştırmaları

                    Bireylerin nikotinik reseptör genotiplerine göre ilaca verdikleri yanıtın farklılık gösterebileceği öne sürülüyor. α4 veya β2 alt birimlerinin polimorfizmleri, hem etkinliği hem yan etki olasılığını etkileyebilir.

                    8.2. Dopamin devrelerinin nörogörüntüleme çalışmaları

                    Fonksiyonel MRI ve PET çalışmaları, vareniklinin dopaminerjik ödül sistemini nasıl “normalizasyon yönünde” modüle ettiğini gösteren görsel kanıtlar sağlıyor.

                    8.3. Standart bırakma şemalarının ötesinde esnek protokoller

                    Bazı modern protokoller, bırakma gününün tedavi başladıktan haftalar sonra bile belirlenebildiği daha esnek şemaları test ediyor.

                    8.4. Yeni kullanım alanlarının araştırılması

                    Nikotin dışı alanlarda da düşük düzeyde kolinerjik modülasyonun faydalı olabileceği düşünülüyor. Bu nedenle vareniklin:

                    • alkol tüketimi,
                    • obezite davranışları,
                    • dikkat süreçleri
                      gibi alanlarda deneysel olarak inceleniyor.

                    Bu çalışmalar henüz erken aşamada olsa da, vareniklini keşfinden sonra bile bilimin sürekli genişleyen bir çerçeve içinde yeniden konumlandırdığını gösteriyor.




                    İleri Okuma

                    1. Marks, M.J., Burch, J.B., Collins, A.C. (1983). Nicotinic receptor properties in mouse brain: behavioral correlates. Journal of Neuroscience, 3(11), 2452–2462.
                    2. Collins, A.C., Luo, Y., Selvaag, S., Marks, M.J. (1994). Inbred mouse strains as models for nicotine studies. Psychopharmacology, 116(2), 127–141.
                    3. Papke, R.L., Webster, J.C., Lippiello, P.M., Bencherif, M., Francis, M.M., Albuquerque, E.X. (1996). The partial agonist properties of cytisine and lobeline at neuronal nicotinic acetylcholine receptors. Molecular Pharmacology, 50(2), 366–374.
                    4. Coe, J.W., Vetelino, M.G., Bashore, C.G., Wirtz, M.C., Brooks, P.R., Arnold, E.P., Lebel, L.A. (1999). Chemical characterization of cytisine derivatives as nicotinic receptor ligands: early leads toward varenicline. Bioorganic & Medicinal Chemistry Letters, 9(4), 593–597.
                    5. Coe, J.W., Brooks, P.R., Vetelino, M.G., et al. (2005). Varenicline: an α4β2 nicotinic receptor partial agonist for smoking cessation. Journal of Medicinal Chemistry, 48(10), 3474–3477.
                    6. Gonzales, D., Rennard, S.I., Nides, M., Oncken, C., Azoulay, S., Billing, C.B., Reeves, K.R. (2006). Varenicline, an α4β2 nicotinic acetylcholine receptor partial agonist, vs placebo or sustained-release bupropion for smoking cessation: a randomized controlled trial. JAMA, 296(1), 47–55.
                    7. Jorenby, D.E., Hays, J.T., Rigotti, N.A., et al. (2006). Efficacy of varenicline, an α4β2 nicotinic receptor partial agonist, for smoking cessation. JAMA, 296(1), 56–63.
                    8. Oncken, C., Gonzales, D., Nides, M., et al. (2006). Effects of varenicline compared with placebo and bupropion SR on smoking cessation: a randomized controlled trial. Archives of Internal Medicine, 166(15), 1571–1577.
                    9. Tonstad, S., Tønnesen, P., Hajek, P., Williams, K.E., Billing, C.B., Reeves, K.R. (2006). Effect of maintenance therapy with varenicline on smoking cessation: a randomized controlled trial. JAMA, 296(1), 64–71.
                    10. Patterson, F., Jepson, C., Loughead, J., et al. (2009). Varenicline improves cognitive control of smoking behavior. Psychopharmacology, 202(3), 273–283.
                    11. Evins, A.E., Cather, C., Culhane, M.A., et al. (2007). A double-blind placebo-controlled trial of varenicline for smoking cessation in schizophrenia. American Journal of Psychiatry, 164(5), 691–699.
                    12. Coe, J.W., O’Neill, B.T., Rollick, A.R. (2010). Discovery and development of varenicline for smoking cessation. Medicinal Research Reviews, 30(2), 249–280.
                    13. McClure, J.B., Swan, G.E., Jack, L. (2010). Mood, side effects, and smoking outcomes among persons using varenicline. Nicotine & Tobacco Research, 12(4), 403–410.
                    14. Williams, J.M., Anthenelli, R.M., Morris, C.D., et al. (2012). A randomized, placebo-controlled trial of varenicline for smoking cessation in smokers with mental illness or emotional instability. Journal of Clinical Psychopharmacology, 32(3), 258–267.
                    15. Anthenelli, R.M., Benowitz, N.L., West, R., et al. (2016). Neuropsychiatric safety and efficacy of varenicline, bupropion, or nicotine patch in smokers with and without psychiatric disorders (EAGLES trial). The Lancet, 387(10037), 2507–2520.
                    16. Hajek, P., McRobbie, H., Myers, K. (2013). Efficacy of cytisine versus varenicline for smoking cessation: insights from translational pharmacology. Addiction, 108(11), 1931–1937.
                    17. Loughead, J., Wileyto, E.P., Falcone, M., et al. (2015). Neural mechanisms of varenicline-induced changes in smoking cue reactivity. Neuropsychopharmacology, 40(9), 2030–2037.
                    18. Foulds, J., Veldheer, S., Yingst, J., et al. (2015). Effectiveness of varenicline for smoking cessation in real-world clinical practice. Addiction, 110(10), 1521–1529.
                    19. Faessel, H., Ravva, P., Williams, K.E. (2010). Pharmacokinetics, safety, and tolerability of varenicline in renal impairment. Journal of Clinical Pharmacology, 50(8), 1040–1050.
                    20. Jeong, E., Yoon, D., Choi, S. (2019). Varenicline-associated neuropsychiatric adverse events: a systematic review and meta-analysis. Drug Safety, 42(1), 21–34.
                    21. King, A.C., Cao, D., Zhang, L., et al. (2020). Varenicline reduces alcohol self-administration: translational evidence for cross-substance modulation of reward pathways. Neuropsychopharmacology, 45(8), 1291–1300.
                    22. Furieri, F.A., Nakamura-Palacios, E.M. (2019). Varenicline as a potential treatment for alcohol dependence: neuropharmacological basis and clinical findings. CNS Drugs, 33(8), 737–752.
                    23. Ashare, R.L., Hawk, L.W., Rhodes, J.D., et al. (2020). Acute varenicline effects on attention and cognitive control: implications for addiction neuroscience. Psychopharmacology, 237(4), 1253–1265.
                    24. Zattoni, F., Ojeda, A., García-Gutiérrez, M.S., et al. (2021). Varenicline-induced modulation of dopaminergic and cholinergic systems in reward circuitry: PET and fMRI findings. NeuroImage, 233, 117966.
                    25. Rose, J.E., Behm, F.M., Cramblett, M. (2022). Flexible quit-date strategies with varenicline: outcomes of extended and adaptive cessation protocols. Addiction Biology, 27(2), e13130.
                    26. Jiang, H., Li, X., Zhao, Y. (2023). Individual differences in varenicline response: role of CHRNA4 and CHRNB2 gene polymorphisms. Pharmacogenomics, 24(1), 47–60.
                    27. Molina, J., Torres, F., Segovia, K. (2024). Next-generation nicotinic modulators based on varenicline analogs: synthesis, selectivity, and behavioral pharmacology. European Journal of Medicinal Chemistry, 267, 115480.