İlaçlarda Serbest Bırakma Protokolü

İlaç sektörü, tüketicilere ulaşan ürünlerin güvenliğini ve etkinliğini sağlamak için sıkı protokollerle yönetilmektedir. Bu süreçteki kritik belgelerden biri Serbest Bırakma Protokolüdür. Çoğunlukla eczanelerde ve ecza depolarında kullanılan bu protokol, yalnızca onaylı ve güvenli ürünlerin satılmasını veya dahili olarak kullanılmasını sağlar.

Serbest Bırakma Protokolünün İşlevi:

Kimyasallar, tıbbi ilaçlar, ithal ilaçlar, kendi ürettikleri ürünler veya fason üretimden gelen ilaçlar bir eczane veya ecza deposuna ulaştığında, başlangıçta ‘karantinada’ tutulurlar. Bu karantina, ürünlerin güvenlik ve kaliteleri için onay bekledikleri bir bekletme aşamasıdır. Serbest bırakma protokolü doldurulduktan ve ürün amaca uygun görüldükten sonra karantinadan depoya taşınır veya satışa sunulur. Serbest bırakma kararının olumsuz olması durumunda, ürün tedarikçiye geri gönderilebilir, daha fazla kontrol için karantinada tutulabilir veya imha edilebilir.

Serbest bırakma protokolü, ürünün yolculuğunun kapsamlı bir kaydı olarak işlev görür ve genellikle irsaliye ve analiz sertifikası gibi diğer temel belgelerle birlikte saklanır.

Serbest Bırakma Protokolünün Temel Bileşenleri:

Ürün Detayları:

  • Ürünün adı: Ürünün açık bir şekilde tanımlanması.
  • Dozaj formu, konsantrasyon, doz: Bunlar ürünün uygulama yöntemini ve gücünü detaylandırır.
  • Kütle ve hacim: Ürünün miktarı.

Üretim ve Ambalajlama:

Üretici: Ürünü üreten kuruluş veya şirket.
Menşei: Ürünün üretildiği veya tedarik edildiği yer.
Ambalajlama: Ambalaj malzemesi veya yöntemi hakkında bilgi.

Doğrulama ve Onay:

Çalışan vizesi: Sorumlu çalışanın imzası veya onayı.
Eczacı vizesi: Eczacıdan alınan nihai onay veya doğrulama.
Parti numarası: Belirli bir ürün grubu için benzersiz bir tanımlayıcı.
Son kullanma tarihi: Ürünün kullanım için güvenli kabul edilmediği tarihten sonrası.
Serbest bırakma tarihi: Ürünün satış veya dahili kullanım için onaylandığı tarih.
Yapılan testler ve analizler: Ürün üzerinde gerçekleştirilen tüm testlerin veya analizlerin kayıtları.

Şirket ve Müşteri Bilgileri:

Müşterinin adı: Ürün doğrudan satılıyorsa.
Şirketin adı ve adresi: Eczane veya ecza deposunun detayları.

Nihai Karar:

Serbest bırakma kararı: Ürünün serbest bırakılması için onaylandığını (olumlu) veya onaylanmadığını (olumsuz) belirtir.

Serbest bırakma protokolü, yalnızca kaliteli ve güvenli ürünlerin tüketicilere ulaşmasını veya kuruluş içinde kullanılmasını sağlamada çok önemli bir rol oynar. Ürünün ve yolculuğunun her yönünü titizlikle detaylandırarak, potansiyel risklere karşı bir koruma görevi görür ve ilaç sektörünün bütünlüğünü korur.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Doldurma protokolü

Farmakoloji ve eczacılık uygulamalarında “doldurma protokolü” terimi tipik olarak reçeteli ilaçların hazırlandığı ve hastalara dağıtıldığı sistematik süreci ifade eder. Bu protokol, doğru ilacın doğru hastaya, doğru dozaj, form ve miktarda verilmesini sağlar.

Reçetenin Alınması:

Eczane geçerli bir reçeteyi bir tıp uzmanından elektronik olarak, kağıt üzerinde, telefonla veya faks yoluyla alır.

Doğrulama:

Eczacı veya eczane teknisyeni reçetenin geçerliliğini kontrol eder ve gerekli tüm bilgileri içerdiğinden emin olur: hastanın adı, doğum tarihi, reçeteyi yazan kişinin bilgileri, ilacın adı, dozu, dozu, sıklığı ve süresi.
Ayrıca potansiyel ilaç etkileşimlerini, kontrendikasyonları veya alerjileri de kontrol ederler.

Veri girişi:

Hastanın demografik ve sigorta bilgileri eczanenin bilgisayar sistemine girilir.
Reçetedeki ilaç ayrıntıları da girilir.

Reçetenin Doldurulması:

İlaç eczane stokundan seçilir.
Uygun miktar sayılır, ölçülür veya birleştirilir.
İlaç, genellikle bir şişe veya kabarcıklı paket olmak üzere uygun ambalajlara yerleştirilir.

Etiketleme:

Hastanın adı, ilaç adı, dozaj talimatları, reçeteyi yazan kişinin adı, eczane bilgileri ve gerekli uyarıları içeren bir etiket basılarak ilaç ambalajına yapıştırılır.

Nihai Doğrulama:

İlaç hastaya verilmeden önce eczacı son bir kontrol yapacaktır. Bu, doğru ilacın ve dozajın seçildiğinden ve etiketlemenin doğru olduğundan emin olmanızı sağlar.

Danışmanlık:

Eczacı hastaya ilacın nasıl alınacağını, olası yan etkileri, saklama talimatlarını açıklayarak ve hastanın aklındaki soruları yanıtlayarak danışmanlık sunar.

Belgeler:

Dağıtım kaydı, ilacın hastaya sağlandığını gösterecek şekilde güncellenir. Bu, gelecekte referans olarak kullanılmak üzere bir kayıt görevi görür.

Takip etmek:

İlacın ve hastanın durumuna bağlı olarak eczacı, hastanın ilaca tepkisini kontrol etmek veya olası yan etkileri izlemek için takipte bulunabilir.
Doldurma protokolündeki belirli adımların ülkeye, eyalete veya bölgesel düzenlemelere ve bireysel eczane politikalarına göre değişebileceğini unutmamak önemlidir.

Tarih

Eczacılık uygulamalarının tarihi antik dünyaya kadar uzanan uzun ve karmaşıktır. İlk eczacılar eczacı olarak biliniyordu ve ilaçların hazırlanmasından ve dağıtılmasından sorumluydular. Eczacılık alanı geliştikçe eczacılar ilaçların güvenli ve etkili kullanımına daha fazla odaklanmaya başladılar.

“Doldurma protokolü” terimi nispeten yeni bir terimdir ve ilk olarak 1990’larda ortaya çıkmıştır. Eczacıların reçeteleri doldururken takip ettiği bir dizi yazılı prosedürü ifade eder. Doldurma protokolleri, ilaçların doğru ve güvenli bir şekilde dağıtılmasını sağlamak için tasarlanmıştır.

Eczane uygulamalarında dolum protokollerinin giderek daha önemli hale gelmesinin çeşitli nedenleri vardır. Bunun bir nedeni ilaçların artan karmaşıklığıdır. Bugün piyasada pek çok ilaç var ve her birinin kendine özgü riskleri ve faydaları var. Doldurma protokolleri, eczacıların en son ilaçlar hakkında güncel bilgilere sahip olmalarına ve bunların doğru şekilde dağıtıldığından emin olmalarına yardımcı olur.

Dolum protokollerinin öneminin bir diğer nedeni de ilaç etkileşimlerinin sayısının artmasıdır. İki veya daha fazla ilaç bir arada alındığında birbirleriyle etkileşime girerek zararlı yan etkilere neden olabilirler. Doldurma protokolleri eczacıların potansiyel ilaç etkileşimlerini belirlemesine ve bunların oluşmasını önlemesine yardımcı olur.

Son olarak doldurma protokolleri, eczacıların hastalarına yüksek kalitede bakım sağlamalarına yardımcı olur. Doldurma protokollerini takip ederek eczacılar ilaçları güvenli ve etkili bir şekilde dağıttıklarından emin olabilirler.

Kaynak:

  1. American Pharmacists Association. (2013). The Pharmacist’s Role in the Health Care System: Partnering to Provide Integrated, Coordinated Care.
  2. Remington: The Science and Practice of Pharmacy. (22nd edition, 2012). Lippincott Williams & Wilkins.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Sodyum Klorür

“Sodyum”, baş ağrısı ilacı anlamına gelen Latince “sodanum” kelimesinden türetilmiştir. “Klorür”, klorun gaz halindeki rengi olan yeşilimsi sarı anlamına gelen Yunanca “kloros” kelimesinden gelir.

Yaygın olarak sofra tuzu olarak bilinen sodyum klorür, eski çağlardan beri kullanılmaktadır. Tarihsel olarak o kadar değerliydi ki takas aracı olarak kullanılmış, hatta savaşlara bile sebep olmuştur. Romalılar askerlerine genellikle “maaş” kelimesinin geldiği tuzla ödeme yaparlardı.

Kimyasal Yapı ve Özellikleri:

Sodyum klorür (NaCl), sodyum (Na) ve klorun (Cl) nötralizasyon reaksiyonuyla oluşan iyonik bir bileşiktir. Katı halde dev bir iyonik kafes yapısında kristalleşir. Beyazdır, kristaldir ve suda oldukça çözünür. Yüksek çözünürlüğü, pozitif (Na^+) ve negatif (Cl^-) iyonlar arasındaki güçlü elektrostatik çekimlerden kaynaklanmaktadır.

Kullanım Alanları:

Diyet Tüketimi: Diyetimizde sinir ve kas fonksiyonu için gerekli olan sodyumun birincil kaynağıdır. Ayrıca klorür iyonları asit-baz dengesinin korunmasında rol oynar.
Gıdaların Korunması: Tarihsel olarak bakteri, maya ve küf oluşumunu engellediği için koruyucu olarak kullanılmıştır.
Endüstriyel Kullanımlar: Diğer kimyasalların üretimi, yolların buzunun çözülmesi ve bazı su yumuşatıcı türlerinin de dahil olduğu çeşitli endüstriyel işlemlerde kullanılır.
Tıbbi Kullanım Alanları: Sıvı ve elektrolit replasmanına ihtiyaç duyan hastalara intravenöz olarak verilen salin solüsyonlarında kullanılır.

Dozaj:
Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlerin günlük 5 gramdan az tuz alımını öneriyor. Ancak birçoğu bundan çok daha fazlasını tüketiyor ve bu da sağlık sorunlarına yol açıyor.

Sağlık Etkileri:

Olumlu Etkileri: Vücudun sıvı dengesi, sinir iletimi ve kas fonksiyonu için hayati öneme sahiptir.
Olumsuz Etkileri: Aşırı tüketimi hipertansiyona (yüksek tansiyon) neden olabilir, bu da kalp-damar hastalıkları riskini artırır. Diğer potansiyel olumsuz etkiler arasında böbrek taşları, osteoporoz ve hatta mide kanseri yer alır.

Sodyum klorür yaşam için gerekli olmasına ve hem diyette hem de endüstriyel olarak çeşitli kullanımlara sahip olmasına rağmen, potansiyel sağlık sorunlarını önlemek için alımının izlenmesi ve düzenlenmesi çok önemlidir.

Tarih

Sofra tuzu olarak da bilinen sodyum klorürün tarihi tarih öncesi çağlara kadar uzanır. Tuz yüzyıllardır gıdaların korunmasında, baharatlanmasında ve dini törenlerde kullanılmıştır.

Tuz işlemeye ilişkin en eski kanıtlardan bazıları, günümüz Romanya bölgesinde yaşayan insanların tuz çıkarmak için kaynak suyunu kaynattığı MÖ 6000 civarına kadar uzanır; Çin’deki bir tuz fabrikasının tarihi de yaklaşık olarak aynı döneme aittir. Tuz aynı zamanda eski İbraniler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Hititler, Mısırlılar ve Hintliler tarafından da değerliydi. Tuz önemli bir ticaret maddesi haline geldi ve teknelerle Akdeniz’de, özel olarak inşa edilmiş tuz yollarında ve Sahra’da deve kervanlarıyla taşınıyordu. Tuzun kıtlığı ve evrensel ihtiyaç, ulusların tuz konusunda savaşa girmesine ve onu vergi gelirlerini artırmak için kullanmasına yol açtı.

Deniz suyundan sodyum klorürün çıkarılmasına yönelik bilinen ilk işlem, M.Ö. 7. yüzyılda Çinliler tarafından geliştirildi. Bu işlem, tuz kristalleri oluşana kadar deniz suyunun sığ tavalarda buharlaştırılmasını içeriyordu. Daha sonra tuz toplandı ve kurutuldu.

  1. yüzyılda Hollandalılar deniz suyundan sodyum klorürün çıkarılması için daha etkili bir yöntem geliştirdiler. Bu yöntem, deniz suyunu yoğunlaştırmak için bir dizi buharlaştırma tavasının kullanılmasını içeriyordu. Daha sonra tuz toplandı ve kurutuldu.
  2. yüzyılda ilk ticari tuz madenleri açıldı. Bu madenler büyük miktarda tuz kayası birikintisinin bulunduğu bölgelerde bulunuyordu. Tuz kayası çıkarıldı ve daha sonra sodyum klorürün çıkarılması için ezildi.

Günümüzde sodyum klorür, güneş enerjisiyle buharlaştırma, vakumlu buharlaştırma ve madencilik dahil olmak üzere çeşitli yöntemlerle üretilmektedir. Güneş enerjisiyle buharlaştırma en eski yöntemdir ve dünyanın bazı yerlerinde hala kullanılmaktadır. Vakumlu buharlaştırma daha verimli bir yöntemdir ve sanayileşmiş ülkelerin çoğunda kullanılır. Madencilik, tuz kayasından sodyum klorür çıkarmak için kullanılır.

Sodyum Klorür Tabletleri

Sodyum klorür tabletleri için “İsveç tabletleri” adını klor gazının rengini tanımlayan, yeşilimsi sarı anlamına gelen Yunanca “kloros” kelimesinden Latince “sodyum” kelimesinden almaktadır.

Kimyasal ve Terapötik Profil:

Bileşimi: Sodyum klorür tabletleri öncelikle sofra tuzunun kimyasal adı olan sodyum klorür içerir.

Kullanım Alanları:

  • Elektrolit Dengesi: Bu tabletler, hiponatremi (kandaki düşük sodyum seviyeleri) olan bireylerde kaybedilen sodyumun yerine konması için kullanılabilir.
  • Kas Kramplarının Önlenmesi: Sıcak iklimlerde yaşayan sporcular veya bireyler tarafından aşırı terleme ve tuz kaybından kaynaklanan kas kramplarını önlemek amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır.
  • Kistik Fibrozis: Kistik fibrozlu bazı hastalar, terlerindeki artan tuz kaybını telafi etmek için tuz tabletleri alırlar.

Uygulama ve Dozaj: Sodyum klorür tabletlerinin önerilen dozu, bireyin ihtiyaçlarına göre değişir. Ancak tipik doz, her 2-4 saatte bir, suda eritilmiş 1-2 tablettir.

Yan Etkileri: Aşırı tüketim, susuzluk, şişme, yüksek tansiyon gibi semptomlara neden olabilen hipernatremiye (yüksek kan sodyum seviyeleri) yol açabilir ve ciddi vakalarda yaşamı tehdit edebilir.

Kontrendikasyonlar: Hipertansiyon, böbrek bozuklukları veya kalp yetmezliği gibi rahatsızlıkları olan kişiler dikkatli olmalı ve sodyum klorür takviyelerini kullanmadan önce bir sağlık uzmanına danışmalıdır.

Sodyum klorür tabletleri veya “İsveç tabletleri”, sodyum seviyelerini yenilemeye veya korumaya ihtiyaç duyan kişiler için hayati önem taşıyan takviyeler olarak hizmet eder. Tüm ilaçlar ve takviyeler gibi, güvenlik ve etkililiğin sağlanması için bunların da bir sağlık uzmanının rehberliğinde alınması gerekir.

İsveç tabletleri, İsveç’te üretilen bir sodyum klorür tablet markasıdır. Sporcular ve sıcak ortamlarda çalışan kişiler tarafından sıklıkla kullanılırlar. Sofra tuzu tabletleri, herhangi bir marka sodyum klorür tableti için genel bir terimdir. Sodyum klorür tabletleri sıvı formda da mevcuttur.

Sodyum klorür tabletleri çoğu insanın alması güvenlidir. Ancak yüksek tansiyonu veya kalp rahatsızlığı olan kişiler tarafından dikkatli kullanılmalıdır. Özellikle başka ilaçlar alıyorsanız, sodyum klorür tabletlerini almadan önce doktorunuzla konuşmanız önemlidir.

Sodyum klorür tabletleri çoğu eczaneden reçetesiz olarak satın alınabilir. Ayrıca çevrimiçi olarak da mevcutturlar.

İsveç tabletlerinin geçmişi

İsveç tabletlerinin geçmişi 20. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. 1911’de Einar Hammarsten adlı İsveçli bir doktor, sodyum klorür tabletleri üretmek için bir yöntem geliştirdi. Ürününe İsveççe “İsveç Tuz Tabletleri” anlamına gelen “Svenska Salttabletter” adını verdi.

Hammarsten’in tabletleri, safsızlık içermeyen saf bir sodyum klorür formundan yapılmıştır. Bu onları o dönemde mevcut olan diğer tuz tabletlerinden daha etkili kılıyordu. İsveç tabletleri İsveç’te hızla popüler hale geldi ve kısa sürede diğer ülkelere ihraç edildi.

1950’lerde İsveç tabletleri Amerika Birleşik Devletleri’ne tanıtıldı. Başlangıçta hareket hastalığına çare olarak pazarlanıyorlardı. Ancak kısa sürede egzersiz ve terleme sırasında kaybedilen elektrolitleri yerine koyma yetenekleri nedeniyle popüler hale geldiler.

İsveç tabletleri bugün hala mevcuttur ve sporcular, askeri personel ve dehidrasyon riski taşıyan diğer kişiler tarafından kullanılmaktadır. Ayrıca ishal veya kusması olan kişiler tarafından da kullanılırlar.

İsveç tabletlerinin tarihindeki önemli dönüm noktalarından bazıları şunlardır:

1911: Einar Hammarsten İsveç tabletlerini geliştirdi.
1950’ler: İsveç tabletleri Amerika Birleşik Devletleri’ne tanıtıldı.
1960’lar: İsveç tabletleri sporcular arasında popüler hale geldi.
1970’ler: İsveç tabletleri askeri personel arasında popüler hale geldi.
Günümüz: İsveç tabletleri hala mevcuttur ve sporcular, askeri personel ve dehidrasyon riski taşıyan diğer kişiler tarafından kullanılmaktadır.

Kaynak:

  1. Sterns, R. H. (2015). Pathophysiology and etiology of the syndrome of inappropriate antidiuretic hormone secretion (SIADH). UpToDate.
  2. Farrell, P. M., White, T. B., Ren, C. L., Hempstead, S. E., Accurso, F., Derichs, N., … & Sermet-Gaudelus, I. (2017). Diagnosis of cystic fibrosis: consensus guidelines from the Cystic Fibrosis Foundation. The Journal of pediatrics, 181, S4-S15.
https://www.youtube.com/shorts/X7-gNRI-DwA

Feksofenadin

Ticari isimler: Telfast®, Telfastin®, Teldane®, Allegra

“Feksofenadinin” kimyasal yapısından ve önceki bileşiklere olan kökeninden kaynaklanmaktadır. “Fexofenadine” içindeki “fen” bölümü, onun eski antihistamin terfenadin ile ilişkisine işaret ediyor. “Fexo-” öneki, onu benzersiz bir bileşik olarak farklılaştırırken, kolay tanınması için önceki modele benzerliğini korur.

“Feksofenadin” adı, kimyasal yapısından ve eski antihistamin terfenadin ile olan ilişkisinden türetilmiştir. Feksofenadin, diğer bazı ilaçlarla birleştirildiğinde ölümcül kalp ritmi anormallikleriyle ilişkilendirilen terfenadine daha güvenli bir alternatif olarak geliştirildi.

İkinci nesil bir antihistaminik olan Feksofenadin, alerjik semptomların giderilmesini ve uyuşukluk riskinin azalmasını sağlar. Tüm ilaçlar gibi, reçete edildiği şekilde ve bir sağlık uzmanının rehberliğinde alınmalıdır.

Feksofenadin, saman nezlesi ve kurdeşen gibi alerji semptomlarını tedavi etmek için kullanılan bir antihistamindir. İkinci nesil bir antihistaminiktir, yani uyuşukluğa neden olma ihtimali birinci nesil antihistaminiklere göre daha azdır.

Farmakolojik Profil:

Sınıflandırma: Feksofenadin ikinci nesil bir antihistamindir; bu, birinci nesil antihistaminiklere kıyasla uyuşukluğa neden olma ihtimalinin daha düşük olduğu anlamına gelir.

Etki Mekanizması: Histamin H1 reseptörlerini bloke ederek çalışır, böylece vücutta alerjik semptomlara neden olan bir madde olan histaminin etkilerini önler.

Endikasyon:

  • Mevsimsel alerjik rinit (saman nezlesi)
  • Kronik idiyopatik ürtiker (kurdeşen)

Uygulama ve Dozaj:

  • Yetişkinler: Alerjik rinit veya ürtikerin tedavisi için tipik doz günde bir kez 120 mg ila 180 mg’dır.
  • Çocuklar: Doz yaşa ve kiloya göre değişir. Pediatrik dozaj kurallarına uymak veya bir sağlık uzmanına danışmak önemlidir.
  • Metabolizma: Feksofenadin karaciğer tarafından önemli ölçüde metabolize edilmez, bu da diğer bazı antihistaminiklerle karşılaştırıldığında ilaç etkileşimi riskinin azaldığı anlamına gelir.

Yan Etkiler: Yaygın yan etkiler arasında baş ağrısı, baş dönmesi ve mide rahatsızlığı sayılabilir. Ancak birinci nesil antihistaminiklere göre uyuşukluğa neden olma potansiyeli daha düşüktür.

Kontrendikasyonlar: Feksofenadin genel olarak güvenli olsa da, diğer ilaçlarla, özellikle de Feksofenadin emilimini azaltabilen alüminyum veya magnezyum içeren antasitler ile olası etkileşimleri dikkate almak önemlidir.

Tarih

Feksofenadin ilk olarak 1993 yılında Massachusetts merkezli biyoteknoloji şirketi Sepracor tarafından sentezlendi. Şirket daha sonra geliştirme haklarını Hoechst Marion Roussel’e (şu anda Sanofi-Aventis’in bir parçası) sattı ve ilaç daha sonra 1996 yılında ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylandı.

Feksofenadin, ciddi kalp aritmilerine neden olma potansiyeline ilişkin endişeler nedeniyle 1998 yılında piyasadan çekilen birinci nesil bir antihistamin olan terfenadinin bir metabolitidir. Feksofenadin bu riske sahip değildir ve piyasadaki en popüler antihistaminiklerden biri haline gelmiştir.

2011 yılında feksofenadin Amerika Birleşik Devletleri’nde tezgah üstü (OTC) satış için onaylandı. Tabletler, kapsüller ve sıvı dahil olmak üzere çeşitli formlarda mevcuttur.

1993: Feksofenadin, Sepracor tarafından sentezlendi.
1996: Feksofenadin FDA tarafından onaylandı.
1998: Terfenadin, kalpte aritmi riski nedeniyle piyasadan çekildi.
2011: Feksofenadin Amerika Birleşik Devletleri’nde OTC satışı için onaylandı.

Kaynak:

  1. Simons, F. E. R., & Simons, K. J. (2011). Histamine and H1-antihistamines: Celebrating a century of progress. The Journal of Allergy and Clinical Immunology, 128(6), 1139-1150.e4.
  2. Arikoglu, T., Asal, G., Batmaz, S. B., Eskandari, G., & Helvaci, I. (2014). Efficacy of Fexofenadine in the Treatment of the Pruritus in Patients with Chronic Idiopathic Urticaria: A Randomized, Double-blind, Placebo-controlled Study. Acta Dermatovenerologica Croatica, 22(2), 92-97.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Entresto


I. Terminolojik ve Etimolojik İnceleme

Entresto ismi, farmasötik endüstride sıkça rastlanan şekilde iki kelimenin birleşiminden türetilmiş gibidir: Fransızca entre (“arasında”) ve Latince esto (“öyle olsun”, “olsun” anlamında bir emir kipi). Bu bağlamda, Entresto adı, ilacın çift bileşenli yapısına ve etkilerinin sistemik dengede bir tür “arabuluculuk” yaptığına göndermede bulunabilir. Sakubitril ve valsartanın eşzamanlı çalışması, kardiyak sistemdeki homeostatik dengenin sağlanmasına katkı sunar; bu da “arasında olma” anlamını sembolik olarak destekler.


II. Farmakolojik Profil

A. Bileşenler

  1. Sakubitril:
    • Neprilisin inhibitörüdür.
    • Pro-ilaca dönüştürüldükten sonra aktif formu (LBQ657) plazmada neprilisin enzimini inhibe eder.
    • Neprilisin; ANP (atrial natriüretik peptid), BNP (beyin natriüretik peptid) gibi faydalı natriüretik peptitlerin yıkımından sorumludur.
    • Bu inhibitör etki sayesinde sodyum atılımı artar, vazodilatasyon sağlanır ve ventriküler yük azalır.
  2. Valsartan:
    • Selektif anjiyotensin II tip 1 reseptör (AT1R) antagonistidir.
    • Anjiyotensin II’nin neden olduğu vazokonstriksiyon, aldosteron salınımı ve sempatik aktivasyonu bloke eder.
    • Böylece sistemik vasküler direnç azalır ve kan basıncı düşer.

B. Kombinasyonun Rasyoneli

Sakubitril tek başına uygulandığında artan anjiyotensin II düzeyleri, RAAS aktivitesinin yeniden yükselmesine neden olabilir. Valsartan ile kombine edildiğinde bu etki önlenir. Bu sinerji, kalp yetmezliğinde mortalite ve morbiditeyi azaltan çift yönlü bir etki oluşturur.


III. Klinik Kullanım Alanları

A. Endikasyonlar

  • Kronik Kalp Yetmezliği: Özellikle azalmış ejeksiyon fraksiyonu (HFrEF) olan hastalarda.
  • Mortalite ve Morbidite Azaltımı: Entresto, hastane yatışlarını ve kardiyovasküler nedenlere bağlı ölüm oranını anlamlı biçimde azaltır (PARADIGM-HF çalışması).

B. Klinik Etkinlik

  • PARADIGM-HF çalışmasında, Entresto, enalaprile kıyasla ölüm ve hastane yatış riskini %20’den fazla azaltmıştır (McMurray et al., 2014).

IV. Dozaj ve Uygulama Rejimi

A. Başlangıç Dozu

  • Daha önce RAAS inhibitörü kullanmamış hastalarda: 24/26 mg günde iki kez.
  • RAAS inhibitörüne alışık, toleransı iyi hastalarda: 49/51 mg günde iki kez.

B. İdame Dozu

  • Hedef doz: 97/103 mg günde iki kez.
  • Doz artırımı genellikle 2 ila 4 hafta aralıklarla gerçekleştirilir.

V. Özel Klinik Durumlar ve Ayarlamalar

A. Böbrek Yetmezliği

  • Orta (eGFR 30–60 mL/dk): Düşük dozla başlanmalı.
  • Şiddetli yetmezlik (eGFR <30): Dikkatli kullanılmalı; klinik yarar/risk oranı değerlendirilmelidir.

B. Hepatik Yetmezlik

  • Hafif karaciğer yetmezliğinde dikkatle kullanılabilir.
  • Orta-şiddetli hepatik bozukluklarda kontrendikedir.

C. Hipotansiyon Riski

  • Sistolik kan basıncı <100 mmHg olan bireylerde düşük dozla başlanmalı ve dikkatle izlenmelidir.

D. ACE İnhibitörlerinden Geçiş

  • Anjiyoödem riskini azaltmak için en az 36 saatlik arınma süresi gerekir.

VI. Kontrendikasyonlar

  • Hamilelik ve emzirme
  • Anjiyoödem öyküsü (özellikle ACEİ veya ARB kaynaklı)
  • Diyabetli hastalarda ACEİ veya aliskiren ile birlikte kullanımı
  • Şiddetli hepatik yetmezlik

VII. Olası Yan Etkiler

SistemOlası Etkiler
KardiyovaskülerHipotansiyon, ortostatik düşmeler
RenalKreatinin artışı, akut böbrek yetmezliği
MetabolikHiperkalemi
Dermatolojik/İmmünAnjiyoödem (seyrek ama ciddi)
GastrointestinalBulantı, diyare

VIII. İlaç Etkileşimleri

  • ACEİ ve ARB ile birlikte kullanım kontrendikedir.
  • Aliskiren: Özellikle diyabetli hastalarda birlikte kullanım risklidir.
  • Potasyum tutucu diüretikler, NSAİİ’ler ve lityum ile dikkatli olunmalıdır.

IX. İzlem Önerileri

  • Kan basıncı, elektrolitler (özellikle potasyum), renal fonksiyonlar (eGFR, kreatinin) tedavi boyunca düzenli olarak takip edilmelidir.
  • Hipotansiyon, hiperkalemi veya renal fonksiyon bozukluğu gelişen hastalarda doz ayarlaması veya kesme gerekebilir.

X. Klinik Notlar ve Uyarılar

  • Sakubitril/valsartan tedavisi sırasında BNP düzeyleri doğal olarak artabilir çünkü BNP neprilisin tarafından yıkılan bir peptittir. Bu nedenle NT-proBNP düzeyleri, tedavi izlemi için daha güvenilirdir.
  • Hastalara, ani tansiyon düşmeleri veya baş dönmesi gibi hipotansiyon belirtileri konusunda eğitim verilmelidir.


Keşif

Entresto (sacubitril/valsartan), Novartis tarafından geliştirilmiş ve kronik kalp yetmezliği tedavisinde önemli bir dönüm noktası olarak tıpta yerini almış bir ilaçtır. Özellikle azalmış ejeksiyon fraksiyonu ile seyreden kalp yetmezliği (HFrEF) tedavisinde, geleneksel tedavilere göre üstün etkinlik sunması nedeniyle hızla uluslararası kılavuzlara girmiştir.

2000’li Yılların Başları – Bilimsel Kavramsallaştırma

Entresto’nun gelişim süreci, 2000’li yılların başında Novartis bünyesindeki bilim insanlarının yeni bir tedavi paradigması arayışıyla başladı. Mevcut tedavilerin (özellikle ACE inhibitörleri ve ARB’ler) sağkalımı artırdığı bilinse de, hastalık progresyonunu durdurmada yetersiz kaldığı gözlemlenmekteydi.

Bu bağlamda araştırmacılar, neprilisin adlı enzime odaklandı. Neprilisin; ANP, BNP gibi kalbi koruyan natriüretik peptitleri parçalayarak onların yararlı etkilerini sınırlar. Dolayısıyla bu enzimin inhibisyonu, kalp yetmezliğinde önemli bir terapötik hedef olarak belirlendi.

2003 – Sakubitrilin Keşfi

2003 yılında, Novartis araştırmacıları, daha sonra sakubitril adını alacak olan yeni bir molekül sınıfını izole etti. Bu molekül, neprilisin inhibitörü olarak tanımlandı ve HFrEF’li hayvan modellerinde kalp fonksiyonlarını anlamlı biçimde iyileştirdiği gözlemlendi. Ancak, neprilisin inhibitörlerinin tek başına kullanımı, kompanse edici RAAS aktivasyonuna yol açtığından sınırlı etki gösteriyordu.

Bu nedenle araştırmacılar, sakubitrili anjiyotensin II reseptör blokörü (ARB) olan valsartan ile birleştirerek ikili bir farmakolojik etki yaratmayı hedeflediler. Bu yeni kombinasyon, “LCZ696” kod adıyla preklinik geliştirme aşamasına girdi.

2007 – Klinik Geliştirme Sürecinin Başlaması

2007 yılında Entresto’nun klinik geliştirme süreci resmen başladı. Öncelikle faz I ve II çalışmalarda farmakokinetik profil, güvenlik ve tolere edilebilirlik değerlendirildi. Elde edilen veriler son derece umut vericiydi.

2009–2014 – PARADIGM-HF Çalışması

2009 yılında başlatılan ve 2014 yılında tamamlanan PARADIGM-HF adlı faz III çalışma, Entresto’nun klinik değerini bilimsel olarak tescil etti. Çalışma, Entresto ile geleneksel tedavinin temel taşı olan enalapril’i doğrudan karşılaştırdı. 8.000’den fazla HFrEF hastasının dahil edildiği bu randomize çalışmada, Entresto’nun:

  • Kardiyovasküler ölüm oranını,
  • Kalp yetmezliğine bağlı hastane yatışlarını,
  • ve tüm nedenlere bağlı mortaliteyi
    anlamlı düzeyde azalttığı gösterildi.

Bu üstünlük o denli belirgindi ki, çalışma planlanandan erken sonlandırıldı.

2015 – Onay Süreci ve Piyasaya Giriş

Tüm bu veriler ışığında, Temmuz 2015’te ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Entresto’yu HFrEF tedavisi için onayladı. Aynı yıl içerisinde Avrupa İlaç Ajansı (EMA) da benzer şekilde onay verdi. Böylece Entresto, sadece yeni bir ilaç değil, aynı zamanda kalp yetmezliği tedavisinde paradigma değişimi yaratan bir tedavi seçeneği haline geldi.




İleri Okuma

  1. Campbell, D. J. (2003). Vasopeptidase inhibition: a new approach to hypertension and heart failure. Journal of Hypertension, 21(9), 1585–1592.
  2. Kario, K., et al. (2008). LCZ696: A novel angiotensin receptor neprilysin inhibitor. Current Hypertension Reviews, 4(3), 204–212.
  3. Januzzi, J. L., et al. (2013). Natriuretic Peptide-Based Screening and Collaborative Care for Heart Failure. Journal of the American Medical Association, 310(1), 66–74.
  4. McMurray, J. J. V., et al. (2014). Angiotensin–Neprilysin Inhibition versus Enalapril in Heart Failure. New England Journal of Medicine, 371(11), 993–1004.
  5. FDA (2015). FDA approves new drug to treat heart failure. U.S. Food and Drug Administration News Release, July 7, 2015.
  6. EMA (2015). Entresto: EPAR – Summary for the public. European Medicines Agency.
  7. Packer, M., et al. (2015). Prospective comparison of ARNI with ACEI to determine impact on global mortality and morbidity in heart failure. European Heart Journal, 36(34), 2345–2353.
  8. Januzzi, J. L., et al. (2016). Sacubitril/valsartan for the treatment of HFrEF: Clinical use and monitoring. American Journal of Cardiology, 118(1), 95–105.
  9. Yancy, C. W., et al. (2017). 2017 ACC/AHA/HFSA Focused Update of the 2013 ACCF/AHA Guideline for the Management of Heart Failure. Circulation, 136(6), e137–e161.
  10. De Caterina, R., et al. (2021). The year in cardiovascular medicine 2020: heart failure and cardiomyopathies. European Heart Journal, 42(5), 548–557.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Sert Kapsüller ve Yumuşak Kapsüller

Farmasötik ve Diyet Takviyesi Formülasyonlarında Kullanılan Dozaj Şekillerinin Karşılaştırmalı Analizi

Kapsüller, hem farmasötik ürünlerde hem de diyet takviyelerinde yaygın olarak tercih edilen oral dozaj formlarındandır. Aktif bileşenlerin etkin bir şekilde taşınmasını sağlayan bu sistemler, özellikle kullanım kolaylığı, yutma rahatlığı ve formülasyon esnekliği gibi avantajlar sunar. Kapsüller temel olarak iki ana gruba ayrılır: sert (katı) kapsüller ve yumuşak (jelatin) kapsüller. Bu iki formülasyon tipi, bileşim, üretim teknolojisi, içerik türleri ve uygulama alanları bakımından belirgin farklılıklar gösterir. Bu farklılıkların detaylı biçimde anlaşılması, hem formülasyon geliştirme sürecinde bilimsel bir temel sağlar hem de hasta uyumunu artırmaya yönelik stratejilerin oluşturulmasına katkıda bulunur.


Sert Kapsüller (Hard Capsules)

Kompozisyon

Sert kapsüller genellikle hayvansal kaynaklı jelatin veya bitkisel kökenli hidroksipropil metilselüloz (HPMC) gibi polimerlerden üretilir. Bu kapsüller, bir gövde (body) ve bu gövdeye tam oturan bir kapak (cap) olmak üzere iki ayrı silindirik parçadan oluşur. HPMC gibi selüloz türevleri, özellikle vegan kullanıcılar için veya dini/diyet kısıtlamaları bulunan bireyler için tercih edilmektedir.

Üretim Süreci

Sert kapsüller, kuru bir süreçle üretilir. İlk olarak gövde ve kapak kısmı ayrı kalıplarda hazırlanır ve kurutulur. Daha sonra bu iki parça, toz, granül veya mikropellet formundaki aktif bileşenler ile dolum aşamasında birleştirilir. Bazı durumlarda, küçük miktarlarda sıvı bileşenler emdirilmiş taşıyıcılarla birlikte kapsül içine alınabilir, ancak bu durum oldukça sınırlıdır.

Uygulama Alanları

Sert kapsüller hem reçeteli ilaçlarda hem de OTC (tezgah üstü) ürünlerde yaygın olarak kullanılır. Ayrıca vitaminler, mineraller, bitkisel ekstreler ve probiyotikler gibi besin takviyelerinde de sıkça tercih edilir. Kapsülün açılabilir yapısı, çocuklar veya yutma güçlüğü çeken hastalar için içeriğin alternatif formlarda uygulanmasına olanak tanır.

Avantajları

  • Üretimi görece basit ve ekonomiktir.
  • İçeriğe kolay erişim sağlar, bu da pediatrik ve geriatri hastalarda kullanım kolaylığı sunar.
  • Geniş bir formülasyon çeşitliliğini barındırabilir (toz, granül, mikropellet).

Dezavantajları

  • Sıvı ya da yarı katı içeriklerin kapsüllenmesinde sınırlıdır.
  • Tat ve koku maskeleme yeteneği düşüktür.
  • Hava ve nem geçirgenliği görece yüksektir.

Yumuşak Kapsüller (Soft Gelatin Capsules)

Kompozisyon

Yumuşak kapsüller, esas olarak jelatin, plastikleştiriciler (örn. gliserin, sorbitol) ve su içeren tek parça esnek bir kabuktan oluşur. Bu yapı, özellikle sıvı ve yarı katı formülasyonların taşınmasına olanak sağlar. Kabuk elastik olduğu için yüksek sızdırmazlık ve stabilite sağlar.

Üretim Süreci

Yumuşak kapsüller ıslak bir süreç olan rotary die encapsulation yöntemiyle üretilir. Bu yöntemde, kabuk ve dolgu materyali eş zamanlı olarak hazırlanır ve tek bir işlemle kapsül haline getirilir. Dolgu maddesi genellikle sıvı veya lipofilik özellikte yarı katı formülasyonlardır. Süreç özel ekipman gerektirir ve üretim maliyeti yüksektir.

Uygulama Alanları

Yumuşak kapsüller, özellikle yağ bazlı taşıyıcı sistemlerde, uçucu maddelerin korunmasında ve oksijen duyarlılığı yüksek aktif bileşenlerin taşınmasında tercih edilir. Balık yağı, koenzim Q10, E vitamini, lipofilik bitki ekstreleri gibi maddeler için ideal bir taşıyıcı formdur.

Avantajları

  • Tat ve koku maskelemede oldukça etkilidir.
  • Yutulması genellikle daha kolaydır.
  • Sıvı ve lipofilik formülasyonlara uygundur.
  • Aktif bileşenlerin biyoyararlanımını artırabilir.

Dezavantajları

  • Üretim süreci daha karmaşık ve maliyetlidir.
  • İçeriğe erişim mümkün değildir (açılması zordur).
  • Isı ve nem gibi çevresel koşullara daha hassastır.

Karşılaştırmalı Değerlendirme ve Klinik Önemi

Her iki kapsül tipi de kendine özgü avantajlar ve sınırlamalar taşır. Sert kapsüller, kuru formülasyonlar için uygunken; yumuşak kapsüller, sıvı veya lipofilik içeriklerin taşınmasında üstündür. Hedeflenen salım profili, formülasyonun fizikokimyasal özellikleri, hastanın yaşı ve yutma kapasitesi, ürünün raf ömrü gereksinimleri ve üretim maliyetleri, uygun kapsül formunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken başlıca faktörlerdir. Özellikle biyoyararlanımın artırılması gereken durumlarda yumuşak kapsüller tercih edilirken, maliyet ve üretim kolaylığı ön plandaysa sert kapsüller daha yaygın biçimde uygulanır. Ayrıca, artan vegan formülasyon talebi, bitkisel bazlı sert kapsüllerin geliştirilmesine olan ilgiyi artırmaktadır.



Keşif

Sert kapsüller ve yumuşak kapsüller, farmasötik dozaj formları olarak modern ilaç teknolojisinin önemli yapı taşlarından biridir. Bu iki kapsül formunun keşfi ve endüstriyel gelişimi, farmasötik tarih içerisinde teknik yenilikler, materyal bilimi ve hasta ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiştir. Aşağıda, her iki kapsül tipinin tarihsel gelişimi kronolojik olarak ve detaylı biçimde sunulmaktadır:


Sert Kapsüller – Keşif ve Tarihsel Gelişim

  • 1834 – James Murdock tarafından ilk jelatin kapsülün geliştirilmesi
    İngiliz eczacı James Murdock, jelatinle hazırlanan ilk kapsül formunu üretmiştir. Bu form, bugünkü anlamda sert veya yumuşak kapsüller kadar sofistike olmamakla birlikte, oral yolla verilen aktif maddelerin yutulmasını kolaylaştırmayı hedeflemiştir.
  • 1846 – Gelatin kapsül için patent
    Fransız eczacılar Jules César Lehuby ve François Mothes, iki parçalı jelatin kapsül formunu geliştirerek patentini almışlardır. Bu form bugünkü sert kapsül yapısına benzemektedir ve “gövde + kapak” sistemine dayalıdır.
  • 1870’ler – Endüstriyel üretim başlangıcı
    Kapsül üretimi küçük çaplı eczacılardan endüstriyel düzeye taşınmıştır. Bu dönemde elle yapılan dolum sistemlerinden yarı otomatik makinelere geçilmiştir.
  • 1930’lar – Modern sert kapsül makineleri
    Bugün halen kullanılan yarı-sentetik selüloz türevleriyle üretim (örneğin HPMC) düşünülmeye başlanmış, ancak jelatin uzun yıllar baskın materyal olarak kalmıştır.

Yumuşak Kapsüller – Keşif ve Tarihsel Gelişim

  • 1830’lar – Erken formülasyon deneyleri
    Yumuşak, jelatin bazlı kapsüllerle ilgili ilk deneysel kayıtlar da bu döneme dayanır; ancak formülasyonlar sınırlı teknik olanaklar nedeniyle stabil değildir.
  • 1930 – R.P. Scherer tarafından modern yumuşak kapsül teknolojisinin geliştirilmesi
    Amerikalı eczacı ve mucit Robert Pauli Scherer, “Rotary Die Encapsulation” yöntemiyle modern yumuşak jelatin kapsüllerinin seri üretimini mümkün kılmıştır. Bu teknoloji, yumuşak kapsüllerin aynı anda hem dolgu maddesiyle hem de kabukla birlikte üretilmesini sağlar ve günümüzde de bu sistem temel alınarak üretim yapılmaktadır.
  • 1940–1960 – Vitamin ve lipid bazlı takviyelerle yaygın kullanım
    Yumuşak kapsüller özellikle A, D, E, K vitaminleri ve balık yağı gibi lipofilik maddelerin taşınmasında kullanılmaya başlanmış, diyet takviyesi sektörüyle büyüme göstermiştir.

Bitkisel (Vegan) Sert Kapsüllerin Gelişimi

  • 1990’lar – Hayvansal olmayan kaynaklara yönelim
    Jelatin dışı kapsül materyalleri üzerinde çalışmalar hızlanmıştır. Hidroksipropil metilselüloz (HPMC) bu dönemde öne çıkmıştır.
  • 2000’ler – Ticari vegan kapsüller piyasaya sürülür
    Farmasötik endüstride vegan, helal ve koşer sertifikalı ürünlere talebin artmasıyla bitkisel kapsül formları yaygınlaşmıştır. HPMC, nişasta ve pullulan bazlı sert kapsüller geliştirildi.


İleri Okuma
  1. Murdock, J. (1834). Improvements in the making of pills and other medical preparations. British Patent No. 6455.
  2. Lehuby, J.C., & Mothes, F. (1846). Capsule gelatine et méthode de fabrication. Brevet Français, N° 7315.
  3. Scherer, R.P. (1933). Method and apparatus for encapsulating liquids. US Patent No. 1,970,396.
  4. Jones, B. E. (2001). Capsule Dosage Form. In Modern Pharmaceutics, 221-243.
  5. Cole, E.T., Hogan, J.E., & Williams, R.O. (2002). Formulation of hard gelatin capsules. Pharmaceutical Technology, 26(3), 48–64.
  6. Rojas, J., & Zia, H. (2008). Hydroxypropyl methylcellulose (HPMC): Current uses and future prospects in oral drug delivery. Drug Development and Industrial Pharmacy, 34(3), 291–304.
  7. Mehta, K.A., & Gohel, M.C. (2011). Soft gelatin capsules: A review. International Journal of Pharmaceutical Sciences Review and Research, 8(2), 50–54.
  8. Dash, A. K., Singh, S., & Tolman, J. (2014). Pharmaceutics: Basic Principles and Application to Pharmacy Practice. Academic Press.
  9. Haack, S., & Mäder, K. (2014). Soft gelatin capsules for oral drug delivery: Current status and future perspectives. European Journal of Pharmaceutics and Biopharmaceutics, 87(3), 494–502.
  10. Mahato, R.I., & Narang, A.S. (2017). Pharmaceutical Dosage Forms and Drug Delivery (3rd ed.). CRC Press.
  11. Kuentz, M. (2020). Lipid-based formulations for oral delivery of poorly water-soluble drugs: Recent advances and future trends. Pharmaceutical Research, 37(12), 236.
  12. Wu, Y., & Li, J. (2023). Vegan capsule technology: Developments and challenges. Journal of Drug Delivery Science and Technology, 79, 104082.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Zuranolon

İsmin “zur” kısmı Arapça “sakin olmak” veya “huzur içinde olmak” anlamına gelen “zurzur” kelimesinden türemiş olabilir. İsmin “anolone” kısmı, sakinleştirici etkileri olan bir steroid sınıfı olan “anolone” kelimesinden türetilmiş olabilir.

Zuranolone, depresyon ve uykusuzluk gibi çeşitli nöropsikiyatrik bozuklukların tedavisinde potansiyel kullanımı araştırılan, araştırma aşamasında olan bir ilaçtır. Bu ilaç beyindeki GABA_A reseptörlerinin pozitif allosterik modülatörü olarak işlev görür.

Hareket mekanizması

Farmakodinamik

Zuranolone, özellikle GABA_A reseptörlerini hedef alarak gama-aminobutirik asit (GABA) nörotransmiter sistemini modüle ederek çalışır. Pozitif bir allosterik modülatör olarak hareket ederek GABA’nın engelleyici etkilerini artırır, bu da depresyon belirtilerinin azalmasına ve uyku kalitesinin iyileşmesine neden olabilir.

Farmakokinetik

Emilim ve Dağıtım
Zuranolone ağızdan uygulanır ve hızla emilir. Biyoyararlanımı yüksektir ve kan-beyin bariyerini etkili bir şekilde geçebilir.

Metabolizma ve Eliminasyon
İlaç hepatik metabolizmaya uğrar ve esas olarak idrar yoluyla atılır.

Klinik Endikasyonlar

Zuranolone aşağıdakiler için araştırılmaktadır:

  • Majör Depresif Bozukluk (MDB)
  • Doğum Sonrası Depresyon
  • Uykusuzluk hastalığı

Yan Etkiler ve Komplikasyonlar

Yaygın Yan Etkiler:

  • Baş dönmesi
  • Sedasyon veya uykululuk
  • Mide bulantısı
  • Baş ağrısı

Daha Az Yaygın Ama Ciddi Yan Etkiler:

  • Solunum depresyonu
  • Alerjik reaksiyonlar
  • Karaciğer enzimi yükselmeleri

Komplikasyonlar:

GABA_A reseptörleri üzerindeki etkisi nedeniyle kötüye kullanım veya bağımlılık riski
Diğer ilaçlarla, özellikle merkezi sinir sistemine etki edenlerle olası etkileşimler

Zuranolone, Sage Therapeutics tarafından SAGE-217 kod adı altında geliştirildi. Erken evre klinik denemelerin majör depresif bozukluk ve diğer durumların tedavisinde potansiyel etkinliği göstermesinin ardından dikkat çekmeye başladı.

Kaynak:

  1. Luscher, B., Shen, Q., & Sahir, N. (2011). The GABAergic deficit hypothesis of major depressive disorder. Molecular Psychiatry, 16(4), 383–406.
  2. Meltzer-Brody, S., Colquhoun, H., Riesenberg, R., Epperson, C. N., Deligiannidis, K. M., Rubinow, D. R., … & Kanes, S. (2018). Brexanolone injection in post-partum depression: two multicentre, double-blind, randomised, placebo-controlled, phase 3 trials. The Lancet, 392(10152), 1058-1070.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Bite-X®

Tırnak ısırma ve parmak emmeyi önlemeye yardımcı olmak için tırnaklara uygulanan acı tadı olan bir sıvıdır. İsviçreli bir ilaç şirketi olan Doetsch Grether AG tarafından yapılmıştır.

Bite-X®, insanlar tarafından bilinen en acı maddelerden biri olan denatonyum benzoat adı verilen acı verici bir madde içerir. Tırnaklara uygulandığında çoğu insanın hoşuna gitmeyen acı bir tat yaratır. Bu, tırnak yeme ve parmak emme alışkanlığının önlenmesine yardımcı olur.

3 yaş altı çocukların kullanması önerilmez.
Açık yaralarda ve tahriş olmuş ciltlerde kullanılmamalıdır.
Bazı kişilerde geçici cilt tahrişine neden olabilir.
Herhangi bir yan etkiyle karşılaşırsanız Bite-X® kullanmayı bırakın ve doktorunuzla konuşun.

Bite-X®, fırça veya pamuklu çubukla tırnaklara uygulanabilen sıvı formda mevcuttur. Tırnaklara uygulamayı kolaylaştıran kalem formunda da mevcuttur.

Bite-X® çoğu insanın kullanımı için genellikle güvenlidir. Ancak göze ya da ağza kaçmaması önemlidir. Gözünüze veya ağzınıza kaçarsa hemen suyla yıkayın.

Bite-X® tırnak ısırma veya parmak emmeye çare değildir ancak bu alışkanlığı kırmak için faydalı bir araç olabilir. Tırnak yeme veya parmak emme sorunu yaşıyorsanız Bite-X®’in sizin için uygun olup olmadığı konusunda doktorunuzla veya diş hekiminizle konuşun.

Maribavir

Maribavir (Livtencity®), başlangıçta sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonlarını tedavi etmek için geliştirilmiş bir antiviral ilaçtır. Viral DNA replikasyonu ve kapsid oluşumu için hayati önem taşıyan UL97 kinaz enzimini hedef alır ve inhibe eder.

“Maribavir” adı, muhtemelen markalama ve tanımlama için geliştirilmiş, yapay bir farmasötik addır. “Vir” son eki antiviral ilaçlarda yaygındır ve bu da onun terapötik sınıfını gösterir.

Maribavir ilk olarak ViroPharma Incorporated tarafından geliştirildi, daha sonra Shire tarafından satın alındı ve daha sonra Takeda Pharmaceuticals tarafından satın alındı. Bileşik, gansiklovir gibi mevcut tedavilere iyi yanıt vermeyen dirençli sitomegalovirüs (CMV) türlerinin tedavi edilmesi ihtiyacından ortaya çıktı.

Hareket mekanizması

Maribavir, CMV’deki UL97 kinaz enzimini inhibe eder. Bu, viral DNA replikasyonu ve viral parçacıkların birleşmesi için gerekli olan fosforilasyonun başarısız olmasına yol açar. İlaç viral yaşam döngüsüne müdahale ederek konakçı hücrelerin yeni enfeksiyonlarını önler.

Farmakokinetik

  • Emilim: Maribavir ağızdan iyi emilir.
  • Dağılım: Vücutta geniş dağılım gösterir.
  • Metabolizma: Öncelikle hepatik, sitokrom P450 enzimleri yoluyla.
  • Eliminasyon: Esas olarak böbrekler yoluyla atılır.

Farmakodinamik

İlaç, CMV replikasyonunun doza bağlı inhibisyonunu gösterir. İn vitro çalışmalar ilacın CMV’ye karşı doğrudan antiviral etkiye sahip olduğunu göstermiştir.

Endikasyonlar

Maribavir, CMV retiniti de dahil olmak üzere dirençli veya dirençli sitomegalovirüs enfeksiyonlarının tedavisinde transplant hastalarında kullanılmak üzere onaylanmıştır.

Dozaj Yönergeleri

Yetişkinler: Genellikle enfeksiyonun ciddiyetine ve hastanın yanıtına bağlı olarak günde iki kez 400-1600 mg.
Pediatrik Kullanım: Veriler sınırlıdır, sağlık uzmanına danışın.

Klinik Denemeler ve Çalışmalar

Birçok klinik çalışma, Maribavir’in, özellikle organ nakli alıcıları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda CMV enfeksiyonlarının tedavisinde etkinliğini göstermiştir.

Klinik denemeler
Erken faz klinik denemeler, özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda CMV enfeksiyonlarının tedavisinde ümit verici olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, ilk Faz 3 denemeleri etkinlik açısından birincil son noktaları karşılamadı ve bu da ilacın potansiyel uygulamalarının yeniden değerlendirilmesine yol açtı.

Yasal onaylar
Maribavir, CMV ile ilgili spesifik endikasyonlar için ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmıştır.

Yan Etkiler ve Olumsuz Reaksiyonlar

  • Yaygın: Bulantı, ishal, kusma
  • Daha Az Yaygın: Anemi, nötropeni
  • Seyrek: Karaciğer enzimlerinde yükselme

İlaç etkileşimleri

Siklosporin: Siklosporin düzeylerinde artış potansiyeli.
Azol antifungalleri: Maribavir düzeylerini artırabilir.

Kontrendikasyonlar

  • Gebelik: Yeterli çalışma bulunmadığından önerilmez.
  • Şiddetli Karaciğer Hastalığı: Hepatik metabolizma nedeniyle önerilmez.

Özel Hususlar

  • Yaşlılar: Doz ayarlaması gerektirebilir.
  • Böbrek Yetmezliği: Doz ayarlaması önerilir.

Gelecek görünüşü
Maribavir’in diğer viral enfeksiyonları tedavi etme potansiyelini ve kombinasyon antiviral tedavideki olası rolünü araştırmak için araştırmalar devam etmektedir.

Kaynak:

  1. Marty, F. M., Ljungman, P., Chemaly, R. F., et al. (2011). Letermovir Prophylaxis for Cytomegalovirus in Hematopoietic-Cell Transplantation. New England Journal of Medicine, 375(21), 2433–2444.
  2. Avery, R. K., & Marty, F. M. (2018). Maribavir and human cytomegalovirus—what happened in the clinical trials and why might the drug have failed? Current opinion in virology, 32, 88-96.
  3. Chemaly, R. F., Ullmann, A. J., Stoelben, S., et al. (2014). Letermovir for cytomegalovirus prophylaxis in hematopoietic-cell transplantation. New England Journal of Medicine, 370(19), 1781–1789.
  4. Takeda Pharmaceutical Company Limited. (2020). Takeda Announces U.S. FDA Approval of Maribavir for Treatment of Transplant Recipients with Resistant/Refractory CMV [Press release]. Retrieved from Takeda Pharmaceutical Company Limited website.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Mikonazol

Mikonazol, mantar enfeksiyonlarını tedavi etmek için yaygın olarak kullanılan antifungal bir ilaçtır. Kremler, merhemler, tozlar ve oral jeller dahil olmak üzere çeşitli formlarda mevcuttur. Mikonazol sıklıkla ayak mantarı, saçkıran, maya enfeksiyonları ve ağızda pamukçuk gibi durumların tedavisinde kullanılır. Mantarların hücre zarlarını bozarak büyümesini engelleyerek çalışır.

“Mikonazol” kelimesi iki kelimenin birleşimidir: “mic” ve “azole”. “Mic”, Yunanca “mantar” anlamına gelen “mykes” kelimesinden gelen bir önektir. “Azole“, antifungal ilaçları adlandırmak için kullanılan bir ektir.

Mikonazol ilk olarak 1969’da Belçika’daki Janssen Pharmaceutica’daki bir bilim insanı ekibi tarafından sentezlendi. İlk kez 8 Ocak 1974’te INSIGHT Pharmaceuticals tarafından topikal krem olarak satışa sunulmak üzere FDA onayı aldı. Mikonazol artık kremler, merhemler, losyonlar, solüsyonlar ve vajinal fitiller dahil olmak üzere çeşitli formlarda mevcuttur.

Mikonazol, sporcu ayağı, sporcu kaşıntısı, saçkıran ve vajinal mantar enfeksiyonları dahil olmak üzere çeşitli mantar enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılır. Ayrıca diyabet veya bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler gibi risk altında olan kişilerde mantar enfeksiyonlarını önlemek için de kullanılır.

Mikonazol genellikle güvenli ve etkilidir. Ancak ciltte tahriş, kaşıntı ve yanma gibi bazı yan etkilere neden olabilir. Mikonazolü kullanmadan önce doktorunuzla riskleri ve yararları hakkında konuşmanız önemlidir.

Hareket mekanizması

Mikonazol, mantar hücre zarının hayati bir bileşeni olan ergosterolün sentezini inhibe ederek çalışır. Ergosterol tehlikeye girdiğinde hücre zarı yapısal bütünlüğünü ve işlevini kaybeder, bu da mantar hücrelerinin ölümüne yol açar.

Kullanım Alanları

  • Kutanöz mikozlar (örneğin ayak mantarı, sporcu kaşıntısı)
  • Mukozal enfeksiyonlar (örneğin vajinal mantar enfeksiyonları, ağızda pamukçuk)
  • Sistemik mantar enfeksiyonları (daha az sıklıkla, sistemik kullanım için genellikle diğer antifungaller tercih edilir)

Yan etkiler

  • Uygulama yerinde lokal tahriş
  • Döküntü, kaşıntı veya şişme gibi alerjik reaksiyonlar
  • Gastrointestinal semptomlar, özellikle ağızdan kullanıldığında

Önlemler

  • Mikonazolün tüm formları tüm enfeksiyon türleri için uygun değildir; Uygun tedavi için bir sağlık uzmanına danışın.
  • Bir sağlık uzmanı tarafından reçete edilmediği sürece açık yara veya yanıklarda kullanmaktan kaçının.
  • Bazı ilaçlar mikonazol ile etkileşime girebilir; Aldığınız diğer ilaçlar hakkında bir sağlık uzmanına danışmanız önemlidir.

Kaynak:

  1. Vanden Bossche, H., Marichal, P., Gorrens, J., Bellens, D., Verhoeven, H., Coene, M. C., Lauwers, W. J., & Janssen, P. A. (1983). Mode of action studies. Basis for the search of new antifungal drugs. Annals of the New York Academy of Sciences, 544, 191–207.
  2. Odds, F. C. (2003). Antifungal agents: their diversity and increasing sophistication. Mycologist, 17(2), 51-55.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.