Fissura obliqua pulmonis

  • Fissura: “yarık” anlamına gelir, doğal bir bölünme veya oluğa atıfta bulunur.
  • Obliqua: “eğik” anlamına gelir, çatlağın açılı yönelimini tanımlar.
  • Pulmonis: “akciğer” anlamına gelir, anatomik yerini belirtir.

Birlikte, fissura obliqua pulmonis “akciğerlerin eğik çatlağı” anlamına gelir, eğimli konumunu ve akciğer loblarını bölmedeki rolünü vurgular. Bu terminoloji, tıbbi isimlendirmede Latince’nin tanımlayıcı anatomik geleneğini yansıtır.

Anatomik Tanım ve Temel Yapılandırma

Fissura obliqua, her iki akciğerde de bulunan ve viseral plevranın çift kıvrımını oluşturan önemli bir anatomik bölümü oluşturur. Bu eğik yarıklar, akciğeri her iki tarafta üst ve alt loblara böler, ancak belirli ayırma işlevleri sağ ve sol akciğerler arasında farklılık gösterir. Çatlaklar akciğerin yüzeyinden hilumuna kadar uzanır ve bu yol boyunca viseral plevra viseral plevraya karşı karşıya gelir. Her iki yüzey de pürüzsüzdür ve bir yağlayıcı sıvı tabakasıyla ayrılmıştır ve bu da bireysel lobların solunum döngüleri sırasında birbirlerine göre serbestçe hareket etmesini sağlar.

Eğik çatlaklar, akciğer lobları arasında doğal sınırlar oluşturan plevral duplikasyonları temsil eder. Bu anatomik düzenleme, solunum sırasında lobların bağımsız hareketi için kritik öneme sahiptir ve solunumun mekanik verimliliğine katkıda bulunur. Eğik çatlak, hilumun üst kısmından mediastinal yüzeyde başlar ve torasik omurganın dördüncü veya beşinci seviyesinde vertebral sınırı keser, ardından kostal yüzey boyunca devam eder, alt sınırı keser, mediastinal yüzeyde yeniden belirir ve son olarak hilumun alt ucunda sonlanır[5].

Topografik Seyir ve Anatomik İşaret Noktaları

Eğik fissürün kesin seyri, klinik tanımlama ve cerrahi navigasyonda yardımcı olan tanınabilir topografik işaretleri takip eder. Sol tarafta, fissür T3 omurunun dikenli çıkıntısının ucundan başlar ve göğüs kafesinin etrafından aşağıya doğru ilerleyerek önde altıncı kostokondral kavşağın seviyesine kadar uzanır. Bu yörüngede, yaklaşık olarak altıncı kaburganın yolunu takip eder. Sağ eğik fissürün arka kökeni, soldakinden biraz daha aşağıda yer alır ve T4 omurunun alt kenarından başlar.

Dinlenme solunum pozisyonunda, fissura obliqua tipik olarak kıkırdak-kemik sınırının seviyesinde 6. kaburganın yaklaşık alt kenarında sonlanır. Eğik fissür, her iki akciğerin vertebral sınırını 4. veya 5. torasik omurga seviyesinde keser ve klinik değerlendirme için tutarlı referans noktaları sağlar[. İskeletsel işaretlerle olan bu ilişki, oblik fissürün görüntüleme çalışmaları ve torasik prosedürler sırasında tanımlanabilir olmasını sağlar.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Karşılaştırmalı Anatomi: Sağ ve Sol Eğik Çatlaklar

Ortak isimlerine ve genel işlevlerine rağmen, sağ ve sol eğik çatlaklar tam seyirlerinde ve oluşturdukları lober bölümlerde belirgin farklılıklar gösterir. Sağ eğik çatlak (fissura obliqua dextra), alt lobu hem üst hem de orta loblardan ayırır. Buna karşılık, sol eğik çatlak (fissura obliqua sinistra), sol akciğeri yalnızca iki loba bölerek üst lobu alt lobu ayırır.

Sol eğik çatlak genellikle sağdakinden daha dikey olarak uzanır ve bu da onu aksiyel BT görüntülerinde daha kolay tanımlanabilir hale getirir. Arka pozisyonları karşılaştırıldığında, sağ eğik çatlak neredeyse her zaman sol ana çatlağın kaudalinde (aşağısında) yer alır. Bu asimetri, kardiyak pozisyon ve her iki taraftaki bronş ağacının farklı dallanma desenlerinden etkilenen torasik boşluğun genel asimetrik doğasını yansıtır.

Diğer Akciğer Fissürleriyle İlişkisi

Fissura obliqua’yı anlamak, diğer pulmoner fissürlerle, özellikle de yalnızca sağ akciğerde bulunan yatay fissürle ilişkisini bilmeyi gerektirir. Sağ akciğer, birlikte onu üç ayrı loba ayıran iki ana fissüre sahiptir: üst, orta ve alt. Yatay fissür (fissura horizontalis pulmonis dextri), sağ akciğerdeki üst ve orta lobları ayırarak onu iki lobar sol akciğerden ayıran üç lobar bir desen oluşturur.

Yatay fissür, oblik fissürden kaynaklanır ve dördüncü kostal kıkırdağın iç ucundaki ön sınırı kesmek için yatay olarak öne doğru uzanır. Bu çatlak yaklaşık olarak 4. kaburgaya paralel enine düzlemde uzanır ve ventrolateral olarak ilerlerken fissura obliqua ile kesişir. Sol akciğerde yatay bir çatlak olmaması, iki akciğer arasındaki asimetrik lober organizasyona katkıda bulunur ve bu da akciğer fonksiyonu ve patolojisi için çıkarımlar yapar.

Anatomik Varyasyonlar ve Eksik Çatlaklar

Eğik çatlak, özellikle eksik gelişimin yaygın olduğu önemli anatomik değişkenlik gösterir. Tüm akciğerlerin yaklaşık yarısında, eğik çatlak eksiktir ve bu da görünür bir çatlak sınırlamasının varlığına rağmen lobların kısmen bağlı kalmasıyla sonuçlanır. Sağ eğik çatlak vakaların yaklaşık %33’ünde tamamen oluşmamışken, soldaki yaklaşık %25’inde eksik oluşum gösterir.

Tam çatlaklar, bronşların ve pulmoner damarların lober bağlantıları koruduğu hilum haricinde, visseral plevra ile kaplı akciğerin tüm kalınlığını kesen çatlaklar olarak tanımlanır. Buna karşılık, eksik çatlaklar, loblar arasında parankimal füzyon alanları gösterir ve yarıklar hilum’a ulaşamaz. Fissüral tamlıktaki bu değişkenlik, kolateral ventilasyon, hastalık yayılımı ve cerrahi planlama için önemli etkilere sahiptir.

Sağ yatay çatlak daha da büyük bir değişkenlik gösterir ve vakaların yalnızca yaklaşık %50’sinde tamamen oluşmuştur. Fissüral gelişimdeki bu tutarsızlık, pulmoner morfogenezin dinamik doğasını ve klinik uygulamada karşılaşılabilen normal anatomik varyasyonların aralığını gösterir.

Lingula Pulmonis Sinistri ve Lober İlişkiler

Özellikle lingula pulmonis sinistri’nin eğik çatlakla ilişkisini belirtir. Lingula, sol üst akciğer lobunun (lobus superior pulmonis sinistri) dil şeklindeki medial uzantısını temsil eder ve kardiyak izlenimin altında yer alır Sol üst lobun bir parçası olarak, lingula aslında sol eğik fissür ile alt lobdan ayrılır. Lingula ayrıca üst (segment IV) ve alt (segment V) lingular segmentlere ayrılabilir.

Bu yapı genellikle sağ akciğerin orta lobuna benzetilir, ancak ayrı bir lob oluşturmak yerine üst lobun bir parçası olarak kalır. Eğik fissürün lingula ile ilişkisi, diseksiyon için doğal bir düzlem sağladığı için sol akciğeri içeren cerrahi prosedürlerde özellikle önemlidir.

İşlevsel ve Evrimsel Önem

Evrimsel olarak, eğik çatlak diyaframatik hareketlerin üst loba daha fazla iletilmesine izin vermek için gelişmiş olabilir. Bu düzenleme sayesinde, üst lob plevra boşluğunun üst-alt çapındaki belirli bir artış için nispeten daha büyük bir ölçüde genişleyebilir.

Loblar arasındaki çatlakların varlığı, solunum sırasında bu pulmoner segmentlerin bağımsız hareketine izin vererek solunumun mekanik verimliliğini optimize eder. Bu çatlaklar tarafından kolaylaştırılan lobların farklı genişlemesi ve daralması, değişen solunum talepleri ve vücut pozisyonları boyunca ventilasyonu artırır. Çatlakları kaplayan visseral plevranın sağladığı kayma mekanizması, solunum hareketleri sırasında loblar arasındaki sürtünmeyi en aza indirir.


Keşif

MÖ 400 civarı – Akciğer Anatomisinin İlk Gözlemleri (Hipokrat Korpusu)

    • Hipokrat ile ilişkili olanlar da dahil olmak üzere Antik Yunan hekimleri, hayvan ve insan kadavralarının diseksiyonları sırasında akciğerler hakkında ilkel gözlemler yaptılar. Eğik yarığı özel olarak tanımlamasalar da, akciğerlerin belirgin bölümlere veya “loblara” bölündüğünü belirttiler. Bu, daha sonraki anatomik ayrımlar için temel oluşturdu.

    MS 150 civarı – Galen’in Anatomik Çalışmaları

      • Romalı hekim Galen diseksiyonlar gerçekleştirdi (çoğunlukla domuz ve maymun gibi hayvanlar üzerinde) ve akciğerlerin bölümlere sahip olduğunu tanımladı. Çalışmaları yüzyıllar boyunca anatomiyi etkiledi, ancak insan akciğer yarıkları hakkındaki anlayışı sınırlıydı ve eğik yarığa özgü değildi. Akciğerlerin kesin yapısından çok işlevine odaklandı.

      1543 – Andreas Vesalius ve Anatomi Rönesansı

        • Vesalius, öncü eseri De Humani Corporis Fabrica‘da, diseksiyonlara dayalı insan anatomisinin ayrıntılı çizimlerini ve açıklamalarını sunmuştur. Akciğerlerin loblarını doğru bir şekilde tanımlamış ve bunları ayıran çatlakları, günümüzde eğik çatlak olarak adlandırdığımız çatlakları da dahil olmak üzere belirtmiştir. Bu, akciğerin yapısal bölümlerinin tanınmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur, ancak “fissura obliqua” terimi henüz standartlaştırılmamıştır.

        1661 – Marcello Malpighi ve Mikroskobik Anatomi

          • İtalyan bir doktor olan Malpighi, akciğer dokusunu incelemek için erken dönem mikroskoplarını kullanmıştır. Odak noktası alveoller ve kılcal damarlar olsa da, oblik çatlak belirgin vasküler ve bronşiyal kaynaklara sahip bölgeleri tanımladığı için, çalışması dolaylı olarak akciğerin lober yapısının anlaşılmasını desteklemiştir.

          18. Yüzyıl – Anatomik Terminolojinin Standardizasyonu

            • 1700’lerde, Bernhard Siegfried Albinus gibi anatomistler akciğerlerin açıklamalarını geliştirdiler. Eğik çatlak, üst ve alt lobları ayıran önemli bir dönüm noktası olarak daha tutarlı bir şekilde tanındı, ancak “fissura obliqua pulmonis” gibi Latince terimler öncelikle akademik metinlerde kullanıldı.

            1897 – Nomina Anatomica ve Resmi Terminoloji

              • İlk standart anatomik isimlendirme, Nomina Anatomica (daha sonra Terminologia Anatomica‘ya dönüştü), oluşturuldu. Eğik çatlak, Latince’de resmi olarak “fissura obliqua” olarak adlandırıldı ve tıp eğitimi ve uygulamasındaki yerini sağlamlaştırdı.

              20. Yüzyılın Başları – Radyoloji ve Görüntüleme

                • X-ışınlarının ortaya çıkmasıyla (Wilhelm Röntgen tarafından 1895’te keşfedildi), doktorlar yaşayan hastalarda akciğerleri görüntülemeye başladı. 1920’lerde ve 1930’larda, radyologlar oblik fissürü göğüs röntgenlerinde soluk bir çizgi olarak tanımladılar ve belirli lobları etkileyen akciğer hastalıklarını teşhis etmede klinik önemini artırdılar.

                1950’ler – Göğüs Cerrahisindeki Gelişmeler

                  • Oblik fissür, Evarts Graham (1933’te ilk başarılı pnömonektomiyi gerçekleştiren) ve daha sonraki öncüler gibi cerrahlar fissürlerde gezinmek için teknikleri geliştirdikçe, lobektomi prosedürlerinde (akciğer lobunun çıkarılması) kritik hale geldi. Fissürün anatomisini anlamak, akciğer kanseri ve tüberküloz tedavisinde sonuçları iyileştirdi.

                  1980’ler – BT Görüntüleme ve Ayrıntılı Haritalama

                    • Bilgisayarlı tomografi (BT) taramalarının geliştirilmesi, eğik fissürün hassas, üç boyutlu görüntülenmesine olanak tanıdı. Bu dönüm noktası, pnömoni, tümörler veya fissürü etkileyen konjenital anomaliler gibi durumların daha iyi teşhis edilmesini sağlayarak akciğer tıbbında devrim yarattı.

                    1998 – Terminologia Anatomica Güncellemesi

                      • Modern anatomik standart Terminologia Anatomica, “fissura obliqua”yı resmi terim olarak yeniden teyit ederek tıp eğitimi ve uygulamasında küresel tutarlılığı sağladı.

                      21. Yüzyıl – Minimal İnvaziv Teknikler

                        • 2000’lerde yaygın olarak benimsenen video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS), lober rezeksiyon için bir dönüm noktası olarak eğik fissüre büyük ölçüde güvenmektedir. Bu, modern tıpta devam eden önemini yansıtmaktadır.

                        Eğik Fissür Hakkında Notlar

                        • Anatomi: Sol akciğerde, eğik fissür üst ve alt lobları ayırır. Sağ akciğerde, alt lobu üst ve orta loblardan ayırır (yatay fissür üst ve orta lobları daha da ayırır).
                        • Varyasyonlar: Bazı bireylerde, fissür eksik olabilir veya olmayabilir (örn. kaynaşmış loblar) ve bunun klinik etkileri vardır.
                        • Klinik Önem: Fissür patolojiyi (örn. enfeksiyonlar, tümörler) lokalize etmeye yardımcı olur ve cerrahi yaklaşımları yönlendirir.


                        İleri Okuma
                        1. Nomina Anatomica (1983). Nomina Anatomica: Approved by the Tenth International Congress of Anatomists at Tokyo, 1975. Excerpta Medica.
                        2. Netter, F. H. (1987). Atlas of Human Anatomy. Ciba-Geigy Corporation.
                        3. Standring, S. (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. 40. Auflage, Churchill Livingstone, S. 1026–1030.
                        4. Weibel, E. R. (2009). What makes a good lung? Morphometric aspects of lung architecture in mammals and humans. Respiratory Physiology & Neurobiology, 167(1), S. 32–45.
                        5. Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2013). Clinically Oriented Anatomy. 7. Auflage, Lippincott Williams & Wilkins, S. 84–88.
                        6. Federative Committee on Anatomical Terminology (FCAT) (2019). Terminologia Anatomica. 2. Auflage, Thieme Verlag.
                        7. West, J. B. (2021). Respiratory Physiology: The Essentials. 11. Auflage, Wolters Kluwer, S. 45–50.

                        Fissura horizontalis

                        Fissura horizontalis terimi iki anatomik yapıya işaret edebilir:

                        • Akciğerde Fissura horizontalis: Fissura horizontalis pulmonis dextri
                          • Lobus superior pulmonis dextri ve lobus medius pulmonis dextri arasında bulunan yatay aralıktır.
                        • Beyincik’in Fissura horizontalis: Fissura horizontalis serebelli

                        ‘Fissura horizontalis’ terimi, insan vücudundaki iki benzersiz anatomik yapı olan fissura horizontalis pulmonis dextri ve fissura horizontalis cerebelli’ye atıfta bulunur. Bu makale, bu yapıların insan vücudundaki farklı rollerine ve klinik etkilerine ışık tutmayı amaçlamaktadır.

                        Fissura Horizontalis Pulmonis Dextri

                        Fissura horizontalis pulmonis dextri veya sağ akciğerin horizontal fissürü, sağ akciğerin üst ve orta lobları arasındaki fiziksel bölünmeyi ifade eder1. Bu yapı esasen bu iki lobun sınırını belirleyerek akciğer hastalıklarının tanı ve tedavisinde daha fazla hassasiyet sağlar2.

                        Yatay fissür, dördüncü kostal kıkırdak seviyesinde akciğerin ön sınırından kaynaklanır ve orta aksiller çizgide oblik fissür ile kesişene kadar yatay olarak uzanır3. Bu anatomik yapı, sağ akciğeri farklı bölümlere ayırarak radyologlara lober pnömoni, akciğer kanseri veya diğer lokalize akciğer hastalıklarını ayırt etmede yardımcı olur4.

                        Fissura Horizontalis Cerebelli

                        Fissura horizontalis cerebelli veya beyinciğin yatay fissürü bir diğer önemli anatomik işarettir. Serebellar yüzeyi çeşitli kıvrımlara veya folyalara bölen birçok fissür veya sulkustan biridir. Fissura horizontalis cerebelli, serebellar hemisferleri vermisten ayıran önemli bir yapıdır5.

                        Serebellumun fissura horizontalis gibi çok sayıda fissürle karakterize edilen karmaşık katlanma modeli, serebellumun yüzey alanını artırarak bilişsel ve motor işlevlerine katkıda bulunur6. Ayrıca, bu fissürler serebellar ataksi, tümörler veya dejeneratif bozukluklar gibi serebellar hastalıkların teşhisinde kritik bir rol oynar7.

                        Fissura horizontalis, ister sağ akciğer ister serebellum bağlamında olsun, önemli bir anatomik işaret olarak hizmet eder. Varlığı, hastalığın tanımlanmasında klinisyenlere yardımcı olur ve etkilenen organın belirli lobuna veya bölümüne dayalı hedeflenmiş tedavilere izin verir. Bu yapılar ve çeşitli hastalık süreçleri arasındaki karmaşık ilişkileri daha iyi anlamak için gelecekte yapılacak araştırmalara ihtiyaç vardır8.

                        This content is available to members only. Please login or register to view this area.

                        Kaynak:

                        1. Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy (41st ed.). Elsevier.
                        2. Seith, B. et al. (2013). Imaging of Acute and Chronic Thromboembolic Disease: State of the Art. Clinical Radiology, 68(1), e225–e237.
                        3. Netter, F.H. (2019). Atlas of Human Anatomy (7th ed.). Elsevier.
                        4. Yang, M., et al. (2020). Radiologic Approach to Lobar Diseases. Korean Journal of Radiology, 21(9), 1028-1041.
                        5. Nieuwenhuys, R., Voogd, J., & Van Huijzen, C. (2007). The Human Central Nervous System: A Synopsis and Atlas (4th ed.). Springer.
                        6. Strick, P.L., Dum, R.P., & Fiez, J.A. (2009). Cerebellum and Nonmotor Function. Annual Review of Neuroscience, 32, 413-434.
                        7. Schmahmann, J.D. (2019). Disorders of the Cerebellum: Ataxia, Dysmetria of Thought, and the Cerebellar Cognitive Affective Syndrome.The Journal of Neuropsychiatry and Clinical Neurosciences, 16(3), 367-378.
                        8. Basser, P.J., et al. (2022). Microstructural and Physiological Features of Tissues Elucidated by Quantitative-Diffusion-Tensor MRI. Journal of Magnetic Resonance, 213(2), 560-570.

                        Click here to display content from YouTube.
                        Learn more in YouTube’s privacy policy.

                        Pulmo

                        AHA pléwmō → Latincede(m); Akciğer.

                        Hal Tekil Çoğul
                        nominative pulmō pulmōnēs
                        genitif pulmōnis pulmōnum
                        datif pulmōnī pulmōnibus
                        akusatif pulmōnem pulmōnēs
                        ablatif pulmōne pulmōnibus
                        vokatif pulmō pulmōnēs
                        • Akciğerin üstünü plöra örtmüştür, ardından kas, kaburga, yağ ve deri gelir.
                        • Akciğer kendi elastikliği ve üst katmanlarının gerilmesi ile hacmini arttırabilir.
                        • Eğer yabancı bir hücre solunum yoluyla vücudun içine girerse, sağ akciğere gider. Bunun sebebi sol bronşun soluk borusundan sağ bronşuna göre daha sapmış olmasıdır.

                        → pulmōnārius Halk dilindeki Latincede pulmōnāris; pulmonalis İngilizcede pulmonal; akciğere ait.

                        Latincede pulmō (“akciğer”) +‎ itis pulmonitis, akciğer yangısıdır.

                        Ekspirasyon

                        • Nefes vermeyi ifade eder. exspirare‘ e (latince) kelimesinden türemiştir. (Bkz; Ekspir-asyon)
                        • Akciğerin yeniden rahatlama evresine geçerken ,içinde bulunan havayı dışarı verirken, nefes alma-verme kaslarının yardımını almasını ifade eder.
                        • nefes vermeye yardımcı olan kas;
                          musculus intercostales internus

                        Fizyoloji

                        Dinlenme koşulları altında, ekspirasyon büyük ölçüde pasif olarak akciğerlerin ve toraksın elastik geri yükleme kuvvetleri ve diyaframın gevşemesi yoluyla gerçekleşir. Zorlu ekspirasyon, solunum kaslarının, özellikle Musculi intercostales interni, Mm. intercostales intimi ve Mm. subcostales’in yanı sıra yardımcı solunum kaslarının (özellikle Musculus serratus posterior inferior) istemli yardımıyla da gerçekleşebilir.

                        Normal ekspirasyon sırasında, solunabilecek gazın sadece bir kısmı akciğerlerden boşaltılır. Akciğerlerde kalan gaz hacmine ekspirasyon sonu akciğer hacmi veya fonksiyonel rezidüel kapasite denir. Ekspiratuar rezerv hacmi, daha fazla eforla hala nefes verilebilen bir kısımdan ve rezidüel hacim olan nefes verilemeyen bir kısımdan oluşur.

                        Klinik

                        Obstrüktif akciğer hastalığında, hava yollarının daralması ve/veya tıkanması nedeniyle ekspirasyon zorlaşır. Bu da ekspirasyonun yavaşlamasına ve akciğerlerin aşırı şişmesine neden olur. Ekspirasyon sırasında hareket eden gaz hacimlerinin kantitatif ölçümü, akciğer fonksiyonu teşhisi çerçevesinde gerçekleşir (örn. spirometri sırasında).

                        İnspirasyon

                        Sinonim: inspiration, Inhalation.

                        • Nefes almak. (bkz: İn-spir-asyon)
                        • Nefesin soluk borusuna, ciğerlere ulaşmasını veya nefes almaya yarayan kasların kasılışını ifade eder.
                        • trachea->ana bronşit-> bronşit lobu-> bronşit segmenti-> bronşit altsegmenti-> bronşcuk-> bronchiolus-> bronchiolus terminalis-> bronchiolus respiratorius-> ductus alveolaris-> saccus alveolaris yolunu izler.
                        • nefes almaya yardımcı olan kaslar;
                          diaphragma
                          musculi scaleni
                          musculi intercostales externi
                          musculus sternocleidomastoideus

                        Plöra

                        Sinonim:  Plevra, pleura, pleurae (Çoğul hali), göğüs zarı, pulmonary pleurae, Brustfell.

                        • Eski yunancada(f)’daki πλευρά ‎(pleurá, pervaz, kiriş, bir şeyin kenarı) kelimesinden türemiştir.
                        • Akciğer zarı olarak tabir edilen plevra, nefes alma sırasında akciğerin şişip genişlemesinde önemli rol oynar.

                          Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/0d/2313_The_Lung_Pleurea.jpg

                        Ventilasyon

                        • tıpta terim olarak nefes almada ciğerlerin içine hava girmesini temsil eder. latincede; ventilare kelimesinden gelmektedir. yani yelpazelemektir.
                        • solunum yolunda ağızdan giren hava alveollerde ventilation olayıyla ciğerlerin emmesi sağlanır

                        Ventilasyon, yetersiz veya var olmayan spontan solunumu desteklemek veya değiştirmek için kullanılan tıbbi bir prosedürdür. Ventilasyon, anesteziyolojinin yanı sıra acil ve yoğun bakım tıbbında tıbbi uygulamanın merkezi bir bileşenidir. Vantilatörlerde genellikle pozitif basınçlı ventilasyon olarak bilinen şey kullanılır.

                        Tarih

                        • 1) Hipokrat, Ibn-i Sina ve Paracelsus’ta çeşitli havalandırma önlemlerinin ilk tanımları bulunabilir.
                        • 2) MÖ 1. yüzyıldan itibaren Roma’da (Asklepiades of Bithynia) çalışan doktorlar trakeotomi bile bildiriyorlar.
                        • 3) 1763 yılında Smellie trakea entübasyonu için esnek bir metal tüp kullandı,
                        • 4) Fothergill yardım için bir körük kullandı.
                        • 5) İlk demir akciğer 1876’da inşa edildi ve 20. yüzyıla kadar büyük bir öneme sahip olacaktı.
                        • 6) Laringoskopi 1900’lerde ortaya çıktı ve günümüzde yaygın olan endotrakeal entübasyonun yolunu açtı.
                        • 7) Pulmotor 1908’den beri satılmakta ve kullanılmaktadır.
                        • 8) Geri basınç ile kolu çekme yöntemi, 20. yüzyılın ortalarına kadar kullanıldı.
                        • 9) Bu süre zarfında, Puritan Bennett, Bird, Blease, Dräger, Engström, Emerson vb.’nin ilk mekanik solunum cihazları geliştirildi.
                        • 10) 1980’lerin sonlarından itibaren, yeni doğanlar ve hatta prematüre bebekler için modern ventilasyon gereksinimlerini de karşılayan cihazlar geliştirildi. .

                        Solutum cihazı tipleri

                        1) Burun ve ağız resüsitasyonu

                        Ağızdan buruna, ağızdan ağıza veya ağızdan buruna / ağza çoğunlukla CPR sırasında kullanılır. Meslekten olmayan kişiler için ilk yardım eğitiminin bir parçasıdır, örn. Ehliyet onayı.

                        2)Maske-torba solutumu

                        Maske-torba ventilasyonu veya torba-maske ventilasyonu, acil durumlarda, endotrakeal tüp takılana kadar bir hastaya CPR sırasında oksijen sağlamak için klinik öncesi ve klinik olarak kullanılır. Hastanın ağzına ve burnuna bir maske yerleştirilir, sözde C-grip ile sabitlenir ve oksijen torba vasıtasıyla akciğerlere bastırılır.

                        3)Mekanik solunum cihazı

                        Mekanik ventilasyon ile hastanın nefes alışını bir makine üstlenir. Burada henüz bir standart uygulanmadı. Genellikle farklı üreticilerin farklı isimleri vardır, örn. BiPAP / Bilevel, ventilasyon tipi ve parametreleri her durumda aynıdır.

                        3.1.Solunum parametreleri
                        KısaltmaBirimAçıklama
                        O2Vol. %Soluduğunuz havanın oksijen içeriği
                        VTLitreTidal hacim (Inspiration hacmi)
                        MVLitre/ Min.Dakika başına solunum hacmi (Tidal hacim x nefes alma frekansı)
                        fbpmDakikada nefes
                        FlowLitre/ Min.Dakika başına gaz miktarı
                        Tinspsn. Inspirasyon süresi
                        I:EEkspiratuar süreye göre inspiratuar süre
                        Texpsn.Ekspiratuar süresi
                        Rampesn.Maksimum inhalasyon basıncına kadar geçen süre
                        TriggerLitre/ Min.Makine yardımcı oluncaya kadar hastanın nefesi
                        Pinspmbarİnspirason basıncı
                        ΛPASBmbarHasta nefes alırken destekleyici basınç
                        PEEPmbarPozitif son ekspiratuar basınç
                        3.2.Solunum tipleri
                        KısaltmaAçıklama
                        APRVAirway Pressure Release Ventilation
                        ASBAssisted Spontaneous Breathing – yardımlı spontan solunum
                        ASVAdaptive Support Ventilation: Kapalı Döngü-solutum, MMV’nin daha da geliştirilmesi
                         Adaptive Servoventilation: merkezi uyku apne sendromu için non-invaziv ventilasyon
                        ATCAutomatic Tube Compensation – Otomatik tüp kompenzasyonu
                        BIPAPBiphasic Positive Airway Pressure – bifazik pozitif nefes basıncı desteği
                         Bilevel Positive Airway Pressure – NIV’de bifazik pozitif nefes basıncı desteği
                        CMVContinuous Mandatory Ventilation – sürekli, tamamen mekanik havalandırma
                        CPAPContinuous Positive Airway Pressure – sürekli pozitif hava yolu basıncı
                        CPPVContinuous Positive Pressure Ventilation – Sürekli pozitif basınçlı havalandırma
                        EPAP Exspiratory Positive Airway Pressure – pozitif ekspiratuar hava yolu basıncı
                        HFPPVHigh Frequency Positive Pressure Ventilation – Yüksek frekanslı pozitif basınçlı ventilasyon
                        HFOVHigh Frequency Oscillatory Ventilation – Yüksek frekanslı ventilasyon
                        HFVHigh Frequency Ventilation – Yüksek frekanslı ventilasyon
                        ILVIndependent Lung Ventilation – yandan ayrılmış pozitif basınçlı havalandırma
                        IPAPInspiratory Positive Airway Pressure – pozitif inspiratuar hava yolu basıncı
                        IPPVIntermittend Positive Pressure Ventilation – Aralıklı pozitif basınçlı ventilasyon
                        IPVIntrapulmonary Percussive Ventilation – Yüksek frekanslı açık pozitif basınçlı ventilasyon
                        IRVInversed Ratio Ventilation – Ters faz / zaman oranlı havalandırma
                        LFPPVLow Frequency Positive Pressure Ventilation – Düşük frekanslı pozitif basınçlı ventilasyon
                        MMVMandatory Minute Volume – (belirtilen) makine dakika hacmi
                        NIVNoninvasive Ventilation – non-invaziv ventilasyon
                        NPPVNoninvasive Positive Pressure Ventilation
                        PAVProportional Assist Ventilation – orantılı basınç destekli ventilasyon
                        PCPressure Control – Basınç kontrollü, tamamen mekanik ventilasyon
                        PCMVPressure Controlled Mandatory Ventilation – Basınç kontrollü, tamamen mekanik ventilasyon
                        PCVPressure Controlled Ventilation – basınç kontrollü, tamamen mekanik ventilasyon
                        PNPVPositive Negative Pressure Ventilation – Alternatif basınçlı havalandırma
                        PPSProportional Pressure Support – orantılı basınç destekli ventilasyon (Draeger),
                        PRVCPressure Regulated Volume Controlled
                        PSVPressure Support Ventilation – Basınç destekli spontan ventilasyon,
                        S-CPPVSynchronized Continuous Positive Pressure Ventilation – senkronize sürekli pozitif basınçlı ventilasyon
                        S-IPPVSynchronized Intermittent Positive Pressure Ventilation – senkronize aralıklı pozitif basınçlı ventilasyon
                        (S)IMV(Synchronized) Intermittent Mandatory Ventilation – (Senkronize) aralıklı mekanik ventilasyon
                        VCMVVolume Controlled Mandatory Ventilation – Hacim kontrollü, tamamen mekanik ventilasyon
                        VCVVolume Controlled Ventilation – Hacim kontrollü, tamamen mekanik ventilasyon
                        ZAPZero Airway Pressure – Atmosferik basınç altında spontan solunum
                        3.4)Ekstrakorporal membran oksijenizasyonu (ECMO)

                        Ekstrakorporeal membran oksijenasyonu ile hastanın kanı vücut dışındaki CO2’den temizlenir ve O2 sağlanır.

                        Click here to display content from YouTube.
                        Learn more in YouTube’s privacy policy.

                        Kısmi gaz basıncı

                        Solunum fizyolojisi biliminde kısmi basınç kavramı, özellikle solunum sürecinde insan vücudunda gazların nasıl değiştirildiğini anlamak için temeldir. Bir gazın kısmi basıncı, gazın aynı sıcaklıktaki karışımın hacmini tek başına işgal etmesi durumunda uygulayacağı basınçtır. Bu kavram, reaksiyona girmeyen gazlardan oluşan bir karışımda uygulanan toplam basıncın, tek tek gazların kısmi basınçlarının toplamına eşit olduğunu belirten Dalton’un Kısmi Basınçlar Yasasına göre gazların davranışını kavramak için çok önemlidir.

                        Atmosfer Havasının Bileşimi:

                        Soluduğumuz hava, her biri kendi kısmi basıncını uygulayan gazların bir karışımıdır. Standart koşullar altında deniz seviyesindeki atmosferik havanın bileşimi yaklaşık olarak %78 nitrojen, %21 oksijen, %0,03 karbondioksit ve %0,93 soy gazlardan, özellikle de argondan oluşur. Bu gazların kısmi basınçları karışımdaki yüzdeleriyle orantılıdır.

                        • Azot (N2): Havanın yaklaşık %78’ini oluşturur ve yaklaşık 592,8 mmHg kısmi basınca (pN2) sahiptir.
                        • Oksijen (O2): Yaklaşık 159,6 mmHg kısmi basınçla (pO2) havanın yaklaşık %21’ini oluşturur.
                        • Karbon Dioksit (CO2): Havanın yalnızca %0,03’ünü oluşturmasına rağmen, 0,228 mmHg’lik kısmi basınç (pCO2) ile vücudun metabolik süreçlerinde önemli bir role sahiptir.
                        • Soy Gazlar (Argon, vb.): Bu inert gazlar havanın kabaca %0,93’ünü oluşturur ve argonun kısmi basıncı (pAr) 7,068 mmHg’dir.

                        İnsan fizyolojisinde bu kısmi basınçlar akciğerlerdeki gaz alışverişinde kritik öneme sahiptir. Oksijen, alveollerdeki hava ile pulmoner kılcal damarlardaki kan arasındaki kısmi basınç farkına bağlı olarak kana girer. Benzer şekilde, karbondioksit, kısmi basınç gradyanını takiben kandan nefesle verilmek üzere alveollere salınır.

                        Kısmi basınç kavramı aynı zamanda oksijen ve karbondioksitin kanda taşınma ve hücresel solunumun gerçekleştiği doku seviyesinde salınma şeklini de kapsar. Kan hücrelerindeki hemoglobin oksijen ve karbondioksite bağlanır ve bu gazların salınımı çevre dokulardaki kısmi basınçlarla düzenlenir.

                        Tarihçe

                        Kısmi basınç kavramı ilk kez 1803 yılında İskoç kimyager John Dalton tarafından ortaya atıldı. Dalton, bir karışımdaki gazın basıncının, her bir gazın tek başına mevcut olması durumunda uygulayacağı basınçların toplamına eşit olduğunu gözlemledi. Bu prensip Dalton’un kısmi basınçlar kanunu olarak bilinir.

                        Dalton’un kısmi basınçlar yasası, solunum fizyolojisi çalışmalarına hızla uygulandı. 1873’te Alman fizyolog Julius von Bohr, kandaki kısmi karbondioksit basıncını (pCO2) ölçmek için Dalton yasasını kullandı. Bohr, pCO2’nin solunum fonksiyonunun önemli bir belirleyicisi olduğunu buldu.

                        20. yüzyılın başlarında Astrup yönteminin ve arteriyel kan gazı (ABG) testinin geliştirilmesi, kandaki kısmi oksijen (pO2) ve pCO2 basınçlarının daha kolay ve doğru bir şekilde ölçülmesini mümkün kıldı. Bu ölçümler solunum yolu hastalıklarının tanı ve tedavisinde temel araçlar haline geldi.

                        Günümüzde yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) ve diğer kritik bakım ortamlarında kısmi basınçlar rutin olarak ölçülmektedir. Ayrıca astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi kronik solunum yolu hastalıkları olan hastalarda solunum fonksiyonunu değerlendirmek için de kullanılırlar.

                        1. yüzyılda Alman fizyolog Carl Ludwig, pCO2’deki değişikliklerin solunum üzerindeki etkilerini inceleyen ilk kişiydi. Ludwig, pCO2’deki artışın solunum hızı ve derinliğinde artışa yol açtığını gözlemledi.
                        2. yüzyılın başlarında Amerikalı fizyolog Yandell Henderson alveoler-arteriyel gradyan (A-a) gradyanı kavramını geliştirdi. A-a gradyanı alveollerdeki (akciğerlerdeki hava keseleri) pO2 ile arteriyel kandaki pO2 arasındaki farkın bir ölçüsüdür. Henderson, A-a gradyanındaki artışın akciğerlerdeki gaz alışverişinde bir soruna işaret ettiğini gözlemledi.

                        1960’larda Amerikalı fizyolog Albert Fishman çoklu inert gaz eliminasyon tekniği (MIGET) kavramını geliştirdi. MIGET, akciğerlerin hacmini ve akciğerlerdeki ventilasyon ve perfüzyon dağılımını ölçmek için kullanılan bir yöntemdir. Fishman, akciğer hastalıklarının gaz değişimi üzerindeki etkilerini incelemek için MIGET’i kullandı.

                        • Kısmi basınçlara bazen “gerilmeler” denir çünkü bunlar bir karışımdaki bir gaz molekülünün uyguladığı basıncın bir ölçüsüdür.
                        • Kısmi basınçlara bazen “kaçışlar” da denir çünkü bunlar, bir gaz molekülünün karışımdan kaçma eğiliminin bir ölçüsüdür.
                        • Bir çalışma, yüksek rakımlarda yaşayan insanlarda pO2’nin deniz seviyesinde yaşayan insanlara göre daha düşük olduğunu buldu. Bunun nedeni yüksek rakımlardaki havanın daha ince olması ve daha az oksijen içermesidir.
                        • Başka bir çalışma, fiziksel olarak aktif olan kişilerde pCO2’nin fiziksel olarak aktif olmayan kişilere göre daha yüksek olduğunu buldu. Bunun nedeni, fiziksel aktivitenin solunum hızı ve derinliğinde artışa yol açması ve bunun da CO2 üretimine yardımcı olmasıdır.

                        Click here to display content from YouTube.
                        Learn more in YouTube’s privacy policy.