Pulmoner emboli (PE)

Ciddi ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir tıbbi durum olan pulmoner emboli (PE) olarak bilinir. Genellikle bacaklarda veya pelviste derin ven trombozundan (DVT) kaynaklanan bir kan pıhtısının kan dolaşımında dolaşıp, kanı kalpten akciğerlere taşıyan damarlar olan pulmoner arterlere yerleşmesiyle ortaya çıkar.

Pulmoner Emboli Mekanizması

Pıhtı Oluşumu: Tipik olarak bacak veya pelvisin derin damarlarında derin ven trombozu (DVT) olarak bilinen bir durum olan bir pıhtı oluşur. Pıhtı oluşumuna katkıda bulunan faktörler arasında hareket kabiliyetinin azalması, bazı tıbbi durumlar, ameliyat veya kanın pıhtılaşma mekanizmalarını etkileyen genetik yatkınlıklar yer alır.
Pıhtının Yer Değiştirmesi: Pıhtının bir bölümü (emboli) serbest kalabilir ve venöz sistem yoluyla kalbin sağ tarafına doğru ilerleyebilir.
Pulmoner Arterlerin Tıkanması: Kalpten emboli, pulmoner arterlere pompalanır ve burada kısmi veya tam tıkanmaya neden olabilir.
Oksijen Değişimi Üzerindeki Etkisi: Tıkanma, kanın akciğerlerin bölgelerine ulaşmasını engeller, bu da kanın oksijenlenme yeteneğini bozar. Bu, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve ciddi vakalarda ani ölüm gibi semptomlara yol açabilir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Klinik Sunum ve Sonuçlar

Masif Pulmoner Emboli: Ana pulmoner arterin veya dallarının çoğunun tıkanmasını içerir ve kalp ve akciğer fonksiyonlarında önemli veya ani bozulmaya yol açar. Bu, kalbe, özellikle de sağ ventriküle uyguladığı akut baskı nedeniyle hızla ölümcül olabilir ve dolaşım çökmesine (şok) neden olabilir.
Submasif ve Küçük Pulmoner Emboli: Pıhtı yalnızca bir pulmoner arteri veya daha küçük dalları tıkıyorsa semptomlar daha az şiddetli olabilir ve ani ölüm olasılığı daha az olabilir. Ancak derhal tedavi edilmezse, hastalığın giderek kötüleşme ve pulmoner hipertansiyon gibi potansiyel komplikasyon riski hâlâ mevcuttur.

Pulmoner emboli belirtileri ve bulguları

  • Dispne (nefes darlığı): Genellikle ani ve kötüleşen.
  • Senkop (bayılma): Kalp debisinin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkabilir.
  • Taşikardi (hızlı kalp atışı): Hipoksiye karşı bir yanıt.
  • Siyanoz (ciltte mavimsi renk değişikliği): Önemli hipoksemiyi gösterir.
  • Öksürük: Bazen kuru veya hemoptizi ile ilişkili olabilir.
  • Hemoptizi (kan öksürme): Çok yaygın olmamakla birlikte, akciğer kan damarı hasarının doğrudan bir işaretidir.
  • Terleme: Anksiyete veya hipoksi nedeniyle aşırı terleme meydana gelebilir.
  • Baş dönmesi: Beyne giden oksijenin azalmasına bağlıdır.

Teşhis

Tanısal Testler: D-dimer kan testleri, göğüs röntgeni, elektrokardiyogram (EKG), ekokardiyografi ve en kesin olarak pulmoner arterlerdeki pıhtıyı görüntüleyebilen BT pulmoner anjiyografiyi (CTPA) içerir.

  • Klinik Değerlendirme Skorları: Wells Skoru ve Geneva Skoru, PE’nin test öncesi olasılığını belirlemeye yardımcı olur.
  • D-Dimer Testi: Hassas olmakla birlikte, D-dimerler PE için spesifik değildir ve cerrahi, enfeksiyon, malignite ve gebelik gibi durumlarda yükselebilir, bu da onları bu bağlamlarda daha az kullanışlı hale getirir.
  • Kan Gazı Analizi: Arteriyel kan gazı (ABG) analizi, özellikle önemli PE’de oksijen ve karbondioksit kısmi basınçlarında azalma gösterebilir.

Görüntüleme Teknikleri:

  • BT Pulmoner Anjiyografi (CTPA): Yüksek duyarlılık ve özgüllüğü nedeniyle şüpheli vakalarda görüntüleme için ilk tercihtir.
  • MR Anjiyografi: CTPA’ya bir alternatiftir ve radyasyona maruz kalma endişesi olduğunda faydalıdır.
  • Pulmoner Perfüzyon Sintigrafisi: CTPA kontrendike olduğunda veya kullanılamadığında kullanılır.
  • Pulmoner Anjiyografi: Altın standart olarak kabul edilir ancak invazivlik ve non-invaziv yöntemlerin kullanılabilirliği nedeniyle daha az yaygın olarak yapılmaktadır.
  • Göğüs Röntgeni: Kama şeklinde infiltrat veya plevral efüzyon gibi dolaylı bulgular gösterebilir.
  • Ekokardiyografi: Sağ ventrikül gerginliğini gösterebilir (ekoda ‘D işareti’).
  • Elektrokardiyogram (EKG): S1Q3T3 paterni, P-pulmonale, sağ prekordiyal derivasyonlarda T dalga inversiyonları veya yeni bir sağ dal bloğu gibi bulgular gösterebilir. Bu bulgular PE için düşündürücüdür ancak kesin değildir.

Nedenlerin araştırılması

  • Venöz Doppler: Olası bir emboli kaynağı olarak derin ven trombozunu (DVT) dışlamak veya doğrulamak için.
  • Abdominal sonografi (OB-N-Sono): Diğer olası trombüs kaynaklarını araştırmak için.
  • Genişletilmiş pıhtılaşma teşhisi: Tromboza eğilimin artmasına neden olabilecek kalıtsal veya edinsel pıhtılaşma bozukluklarını belirlemek için antitrombin III (AT III), APC direnci, protein C ve S ve prostat spesifik antijen (PSA) gibi testler.


Tedavi

Acil tedavi, daha fazla pıhtılaşmayı önlemek için antikoagülasyon tedavisini içerir. Masif PE vakalarında veya hemodinamik olarak stabil olmayan hastalarda trombolitik tedavi (pıhtı eritici), cerrahi embolektomi veya katetere yönelik tedaviler gibi daha agresif tedaviler gerekli olabilir.

Terapötik önlemler

Lovenox (enoksaparin) ile antikoagülasyon: Günde iki kez 1 mg/kg vücut ağırlığı subkutan olarak uygulanır. Pıhtılaşmanın, özellikle de Lovenox uygulamasından yaklaşık 4 saat sonra anti-faktör Xa seviyesinin izlenmesi, tedavinin etkinliğini ve güvenliğini sağlamak için gereklidir.
Bir yoğun bakım ünitesine (IntInt) transfer: Özellikle akut sağ kalp gerginliği belirtileri olan hastalarda sürekli izleme ve yönetim için.

Önleme

Yüksek riskli hastalarda antikoagülan ilaçların kullanımını, kompresyon çorapları gibi mekanik profilaksiyi ve ameliyat sonrası veya uzun süreli hareketsizlik (örneğin uzun uçuşlar) sırasında hareketliliğin sağlanmasını içerir.

Pulmoner Emboli Zaman Çizelgesi

1922: Dr. John Homans ilk kez derin ven trombozunun (DVT) belirti ve semptomlarını tanımladı ve ameliyat sonrası hastalarla ilgili açıklamalarında bunu pulmoner emboli ile ilişkilendirdi.

1934: Dr. Robert Dexter ve Dr. William Hunter, pulmoner emboliyi görüntülemek için anjiyografi kullanımını başlatan radyografik çalışmalar yürütür.

1959: Dr. Barrie Jones pulmoner anjiyogramı geliştirerek pulmoner emboli teşhisinde altın standart olarak kullanılmasını sağladı.

1960: Varfarin ile antikoagülasyon tedavisi, 1950’lerin sonlarında PE dahil tromboembolik olayları önlemek ve yönetmek için bir tedavi stratejisi olarak tanıtıldıktan sonra yaygın olarak benimsenmiştir.

1977: Ventilasyon-perfüzyon (V/Q) taramasının kullanıma girmesi, pulmoner anjiyografiyi tamamlayarak PE teşhisi için non-invaziv bir yol sağlar.

1990: Düşük molekül ağırlıklı heparinin (LMWH) piyasaya sürülmesi, PE’nin ilk yönetiminde devrim yaratarak fraksiyone olmayan heparine daha güvenli, daha uygun bir alternatif sunar.
1998: Çok önemli PIOPED (Pulmoner Emboli Tanısının İleriye Dönük Araştırılması) çalışması, PE için çeşitli testlerin tanısal doğruluğunu değerlendirerek gelecekteki tanısal yaklaşımları etkiledi.

2001: Çok kesitli bilgisayarlı tomografi (BT) tarayıcılarının yaygın olarak kullanılabilir hale gelmesi, hızı, kullanılabilirliği ve doğruluğu nedeniyle şüpheli PE için birincil tanı aracı olarak BT pulmoner anjiyografinin (CTPA) benimsenmesine yol açtı.
2008: Klinisyenlerin düşük riskli hastalarda ileri testlere gerek kalmadan PE’yi ekarte etmelerine yardımcı olan Pulmoner Emboli Kural Çıkarma Kriterlerinin (PERC) geliştirilmesi ve onaylanması.

2010: Rivaroksaban, apiksaban ve dabigatran gibi doğrudan oral antikoagülanların (DOAC) piyasaya sürülmesi, PE’nin uzun vadeli tedavisi için varfarine alternatifler sunmakta, sabit dozaj ve rutin izleme gerekmeksizin hasta yönetimini basitleştirmektedir.
2014: ESC (Avrupa Kardiyoloji Derneği) akut pulmoner emboli yönetimine yönelik kılavuzları güncelleyerek en son araştırma ve klinik uygulamaları tavsiyelere dahil etti.

Devam ediyor: Risk stratifikasyon modellerinin iyileştirilmesi ve yeni terapötik ajanların ve katetere yönelik tromboliz ve ciddi vakalar için cerrahi embolektomi gibi girişimsel prosedürlerin araştırılmasında ilerlemeler devam etmektedir.

İleri Okuma

  • Konstantinides, S. V., Meyer, G., Becattini, C., Bueno, H., Geersing, G. J., Harjola, V. P., Huisman, M. V., Humbert, M., Jennings, C. S., Jiménez, D., Kucher, N., Lang, I. M., Lankeit, M., Lorusso, R., Mazzolai, L., Meneveau, N., Áinle, F. N., Prandoni, P., Pruszczyk, P., Righini, M., Torbicki, A., Van Belle, E., & Zamorano, J. L. (2019). “2019 ESC Guidelines for the diagnosis and management of acute pulmonary embolism developed in collaboration with the European Respiratory Society (ERS).European Heart Journal, 41(4), 543-603.
  • Tapson, V. F. (2008). “Acute pulmonary embolism.The New England Journal of Medicine, 358, 1037-1052.

Bronş provokasyon testleri

Sinonim: bronchial challenge test.

Bireyin Metakolin veya histamin gibi maddeler içeren bir içeriği solunum ile ciğerlerine çekmesi istenir. Maddelerin etkisiyle bronşlar kasılır ve solunum yolu darlaşır. Histamin burunda ve solunum yolunda mukus salınımı arttırırken, aynı zamanda H1 reseptörü sayesinde bronşları kasar, Metakolin ise M3 reseptörü ile gerçekleştirir. Daha sonra spirometri ile kişideki bu değişim tespit edilir.

Bu test astım hastalığının teşhisinde kullanılır.

Kaynak: https://breathe.ersjournals.com/content/breathe/8/1/53/F1.medium.gif

Kaynak: http://atopicderm.org/imgs/ewebeditor/bc.jpg

Tiffeneau testi

Sinonim: Atemstoßtest.

Kaynak: https://encrypted-tbn0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQL3xmEsyz8acm1KWylqBysInxZj1uxAfu_pIFIjlqGgMSENimS

Akciğerin işlevini ölçmek için kullanılan tehşis aracıdır. Fransız doktor Robert Tiffeneau (1910 – 1961) tarafından tanımlanmıştır. Bu test ile saniye başına düşen zorlu ekspirasyon hacmi tespit edilir.

Küçük hücreli akciğer kanseri

Sinonim: Small Cell Lung Cancer (SCLC), oat cell carcinoma, kleinzelliges Lungenkarzinom, Haferzellkarzinom, “Kleinzeller”.

Bir bronşiyal kanser çeşididir. Bölgenin mikroskop altında incelenmesinden sonra küçük salgı hücrelerinden meydana geldiği tespit edilmiştir ve ismini buradan alır.

Sınıflandırma;

  1. Çok sınırlı hastalık (Very limited disease); göğüs kafesinin sadece bir yarısını etkileyen,
  2. Sınırlı hastalık (limited disease); Göğüs kafesi ile sınırlı türü,
  3. Yayılan hastalık (extensive disease); göğüs kafesinden başka bir bölgede de ortaya çıkan türü.
    Kaynak: https://img.medscapestatic.com/pi/meds/ckb/44/38344tn.jpg

2.Teşhis

2.1.Mikrobiyolojik teşhis
Normal bir akciğerde;
  1. Alveolar duvar,
  2. Kan damarı,
  3. Respiratorik hücreler,
  4. Eritrosit,
  5. Düz kaslar bulunur.
Küçük hücreli akciğer kanserinde ise;
  1. Nekroz bölgesi,
  2. Sitoplazması az küçük tümör hücreleri,
  3. Hücrelerde ise İnce kromatin, çekirdek erimes ve mitoz fazları gözlemlenir,
  4. Antrakotik pigment bulunur.
Kaynak: https://lungcancercap.org/wp-content/uploads/2018/08/Ch5Fig1-300×215.png

Hipersensitivite pnömonisi

Sinonim: Hypersensitivity pneumonitis (HPallergic alveolitisbagpipe lung, extrinsic allergic alveolitisEAA), exogen-allergische Alveolitis, Hypersensitivitätspneumonitis.

  • Organik tozların solunması sonucu akciğerlerdeki hava keselerin iltihaplanmasını ifade eder. (Bkz; Hipersensitivite) (Bkz; pnömoni) (Bkz; alveolit)
  • Tozlara bağışıklık sisteminin cevabından sonra, granulom ve fibröz oluşumu gözlemlenir.
  • İlk gözlemlenen belirtiler akciğerin genişlenmesinde zorlanmalar iken, daha sonraları eğer tedavi edilmezse akciğer veya ona bağlı yollarda tıkanıklığa doğru sorun yavaşça gelişebilir.

Kaynak: https://img.medscapestatic.com/article/839/220/Slide7.png

Kaynak: https://scontent-vie1-1.xx.fbcdn.net/v/t1.0-9/18767899_1856520884601265_3147236708710011616_n.jpg?_nc_cat=110&_nc_ht=scontent-vie1-1.xx&oh=0cb16372474afa4ac7bc427bc601a8ae&oe=5CD48FB4

Cavum pleurae

Sinonim: pleural cavity, Kavum plörae, Cavitas pleuralis, Cavum pleurae, Pleuraspalt, Pleuraspaltraum, Donders-Raum, Pleurahöhle.

Akciğer zarları arasında kalan boşluk. (Bkz; Cavum) (Bkz; pleurae)

Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/0/0d/2313_The_Lung_Pleurea.jpg/400px-2313_The_Lung_Pleurea.jpg

Clara hücresi

Tanım ve terminoloji

Kulüp hücresi, memelilerin alt solunum yollarında—özellikle terminal ve respiratuvar bronşiollerde—yerleşik, kirpiksiz, kubbemsi apikal yüzeye sahip bir sekretuvar epitel hücresidir. İngilizce literatürde “club cell” olarak anılır; tarihsel eponim “Clara cell” günümüzde etik nedenlerle terk edilmiştir. Latince karşılığı Exocrinocytus bronchiolaris dizgesel adlandırmayı vurgular ve hücrenin bronşiolar epiteldeki ekzokrin işlevini öne çıkarır.

Tarihçe ve adlandırmanın evrimi

Hücre ilk kez 1937’de Alman anatomist Max Clara tarafından tanımlanmıştır. Clara’nın Nazi Partisi üyeliği ve etik dışı örnek kullanımlarına dair bulgular, modern solunum biyolojisi topluluğunda eponimin sürdürülmesini uygun görmeyen bir konsensüs doğurmuştur. Bu nedenle 21. yüzyılda büyük dergiler ve alan kılavuzları, “Clara hücresi” yerine ideolojik çağrışımı olmayan “kulüp (club) hücresi” terimini benimsemiştir.

Anatomik dağılım ve mikrotopografi

Kulüp hücreleri, trakea ve büyük bronşların değil, intrapulmoner küçük havayollarının belirgin elemanlarıdır. En yoğun olarak:

  • Terminal bronşioller: Hava–sıvı ara yüzeyinin stabil tutulduğu, kirpikli hücrelerin azaldığı bölgeler.
  • Respiratuvar bronşioller ve bronşiyol–alveol geçişi (BADJ): Alveoler dizinin başladığı, doku onarımının dinamik olduğu niş.
    Proksimalden distale doğru kulüp hücresi yoğunluğu artma eğilimindedir; buna paralel olarak goblet hücreleri azalır. Nöroepitelyal cisimciklerin (NEB) yakınında “varyant” kulüp hücreleri adı verilen daha dirençli alt kümeler tanımlanmıştır.

Morfoloji ve ultrastrüktür

Işık mikroskopisinde apikal yüzeyi hafifçe bombeleşmiş, kirpiksiz, sitoplazması eozinofilik bir hücre görünümü verir. Elektron mikroskopisinde:

  • Zengin düz endoplazmik retikulum: Ksenobiyotik metabolizmasında rol alan sitokrom P450 enzimlerinin yerleşimi.
  • Apikal sekretuvar granüller: Düşük molekül ağırlıklı sekretuvar proteinler ve yüzey aktif lipidler.
  • Az sayıda kısa mikrovillus: Lümene bakan yüzeyde sınırlı emilim/dokunma yüzeyi.
    Sıkı bağlantılar ve adezyon kompleksleri ile epitel bariyerine mekanik bütünlük kazandırır.

Moleküler imza ve immünofenotip

Kulüp hücrelerinin ayırt edici belirteci SCGB1A1 (eski adlarla CC10/CC16, uteroglobin) proteinidir; immünohistokimyada güçlü sitoplazmik boyanma verir. Kirpikli hücre belirteci FOXJ1 ifadesi yoktur. Türler arasında değişmekle birlikte, CYP ailesinden izoenzimler (örn. insanlarda CYP2F1/2B6 ailesi; kemirgenlerde CYP2F2) kulüp hücrelerinin ksenobiyotik metabolik kapasitesinin temelini oluşturur. MUC5AC gibi jel-forming müsinler esasen goblet hücrelerine aittir; kulüp hücresinde bazal/iz düzeyde görülür.

Gelişimsel köken ve hücresel soy

Embriyogenezde proksimo-distal hava yolu paternlenmesinin bir parçası olarak, endoderm kökenli hava yolu progenitörlerinden farklılaşırlar. Erişkin akciğerde kulüp hücresi, bronşiolar epitelin uzun ömürlü progenitörü işlevini görür:

  • Fizyolojik koşullarda düşük hızda yenilenir, kirpikli hücrelere sınırlı dönüşüm kapasiteleri vardır.
  • Bronşiyol–alveol kavşağında (BADJ) yerleşik alt popülasyonlar, tip II pnömositlerle birlikte onarım sürecine katkıda bulunur.
  • Fare modellerinde Scgb1a1-Cre soy-izleme, kulüp hücrelerinin hasar sonrası epitel yeniden yapılanmasındaki merkezi rolünü göstermiştir.

Fizyolojik işlevler

1) Sekresyon ve yüzey homeostazı

Kulüp hücreleri, SCGB1A1/CC16 başta olmak üzere anti-inflamatuvar, antiproteaz ve yüzey düzenleyici proteinler salgılar. Alveoler tip II hücreleri surfaktantın ana kaynağı olsa da, kulüp hücreleri bronşiolar lümende fosfolipid ve protein bileşenlerle yüzey gerilimi ve sıvı tabakasının viskoelastik özelliklerine katkıda bulunur.

2) Ksenobiyotik metabolizması ve detoksifikasyon

Gelişkin sitokrom P450 donanımı sayesinde inhalasyonla alınan hidrofobik kimyasalları metabolize eder. Bu çift taraflı bir kılıçtır: Bazı toksinler bizzat kulüp hücresinde biyolojik olarak etkin ara ürünlere dönüştürülerek selektif kulüp hücresi nekrozuna yol açabilir (kemirgenlerde naftalen modeli klasik örnektir).

3) Bariyer bütünlüğü ve doku onarımı

Hücre–hücre bağlantıları ve bazal hücrelerle kurduğu etkileşimler aracılığıyla bronşiolar epitelin geçirgenliğini düzenler; mitotik aktivasyonla hasar sonrası epitel yenilenmesine katılır. Niş faktörleri (ör. Wnt, Notch, Hippo-YAP sinyallemesi) farklılaşma yönünü belirler.

4) İmmünomodülasyon

SCGB1A1/CC16 ve ilgili sekretuvar ürünler, nötrofil elastazı ve fosfolipaz A2 gibi enzimleri inhibe ederek inflamasyonu yatıştırır; epitel–immün hücre arayüzünde sitokin akışını dengeler. Bu özellik, astım ve viral bronşiolit gibi durumlarda klinik yansımalar taşır.

Türler arası farklılıklar

Kemirgenlerde kulüp hücreleri çok bol ve naftalene aşırı duyarlıdır; insanlarda benzeri metabolik yollar mevcuttur ancak izoform dağılımı ve hassasiyet farklıdır. İnsan küçük havayollarında bazal hücreler de anlamlı bir progenitör havuz oluşturur; bu, onarım dinamiklerini türler arasında değişken kılar.

Klinik ve çeviri yansımaları

Biyobelirteç: CC16 (SCGB1A1 ürünü)

Serum ve balgamda ölçülebilen CC16, bronşiolar epitel bütünlüğünün duyarlı bir göstergesi olarak çalışır.

  • Sigara maruziyeti ve KOAH: Düzeyler genellikle düşüktür; kronik epitel hasarını ve kulüp hücresi rezervindeki azalmayı yansıtabilir.
  • Astım ve bronşiolit: Alevlenmelerde ve viral infeksiyonlarda düzey dalgalanmaları görülür; bazı çalışmalarda düşük CC16, daha şiddetli fenotiplerle ilişkilidir.
  • Akut akciğer hasarı/ARDS ve işyeri maruziyetleri: Artan epitelyal geçirgenlik serum CC16’yı yükseltebilir; bu yükseliş bariyer sızıntısını, düşüklük ise hücresel depoların tükenmesini yansıtabilir.

İnhalasyon toksikolojisi

Farelerde naftalen ve belirli klorlu hidrokarbonlar kulüp hücrelerini seçici olarak hedefler. Bu modeller, küçük havayolu onarımını, niş sinyallerini ve progenitör davranışlarını çözümlemede standarttır. İnsanlarda benzer biyokimyasal eksenler olsa da doz–yanıt ve enzim izoform dağılımları farklılık gösterir.

Küçük havayolu patolojileri

  • Bronşiolitis obliterans ve post-transplant bronşiolopatiler: Kulüp hücresi kaybı ve anormal yeniden yapılanma, lümen daralmasıyla ilişkilidir.
  • Kronik sigara içicileri: Goblet hücresi metaplazisi artarken kulüp hücresi havuzu daralır; mukosiliyer temizliğin bozulması ve kronik inflamasyon döngüsü beslenir.
  • Neoplaziler: Tarihsel olarak “Clara cell tumor” gibi adlandırmalar kullanılsa da modern sınıflamada bu eponime dayalı terimler terk edilmiştir; kulüp hücresi benzeri fenotip gösteren bronşiolar lezyonlar bugün farklı başlıklar altında, immünfenotipleme ve genomik profille yeniden tanımlanmaktadır.

Deneysel yaklaşımlar ve metodoloji

  • Soy izleme: Scgb1a1-Cre sürücüleriyle kulüp hücrelerinin onarım ve farklılaşma yolları yüksek doğrulukla takip edilir.
  • Organoid/kültür sistemleri: Hava–sıvı ara yüzeyli (ALI) kültürlerde kulüp fenotipi elde edilerek ilaç taramaları ve toksisite çalışmaları yapılır.
  • Tek hücreli transkriptomik: Kulüp hücreleri içinde proksimo-distal konumla ilişkili alt kümeler (metabolik/sekretuvar/yenileyici) ayrıştırılmaktadır.


Keşif

Kulüp hücresi—latinceleştirilmiş adlandırmasıyla Exocrinocytus bronchiolaris—küçük havayolu epiteline özgü kirpiksiz, kubbemsi, sekretuvar bir epitel hücresidir. Hikâyesi, klasik ışık mikroskobisinin sınırlarıyla başlayan morfolojik bir merakın, elektron mikroskobisi çağında ayırt edici ultrastrüktüre dönüşmesi, daha sonra biyokimya ve toksikoloji ile işlev kazanması ve nihayetinde modern soy-izleme, organoid ve tek-hücreli transkriptomiklerle yeniden yazılmasına uzanır.

İlk izler: Kölliker’in morfolojik sezgisi ve “farklı bir hücre” fikrinin doğuşu

  1. yüzyılın son çeyreğinde akciğer dokusunu katman katman betimleyen anatomist-histolog Albert von Kölliker, bronşioler epitelde klasik kirpikli hücrelerden ayrışan, apikalde hafif bombelik gösteren kirpiksiz elemanları işaret etti. Klasik histoloji diliyle “morfolojik olarak farklı” bu hücresel profil, o dönemin boyama ve çözünürlük sınırları nedeniyle yalnızca dikkatli bir gözlem olarak kaldı; ancak küçük havayolunun kirpikli-goblet ikiliğinin ötesinde bir hücresel çeşitliliğe sahip olabileceği fikrini yerleştirdi.

Eponimin yerleşmesi: Max Clara ve 1937’de “Clara hücresi”

1930’ların sonunda Max Clara, insan ve tavşan bronşiyollerinde kirpiksiz, apikal yüzeyi kubbemsi, sitoplazması granüllü hücreleri sistematik biçimde tanımladı; apikaldeki granüller ve zengin endoplazmik retikulum ağını vurgulayan bu tanımlama hızla benimsenerek yapıtaşa adını verdi. Sonraki on yıllarda, “Clara hücresi” eponimi anatomi ve patoloji atlaslarının standart terminolojisine dönüştü; küçük havayolu epiteli artık kirpikli, goblet ve “Clara” hücresinden oluşan üçlü bir şema üzerinden anlatılıyordu.

Ultrastrüktür çağı: Elektron mikroskobisi ile kimlik kazanımı

İkinci Dünya Savaşı sonrası elektron mikroskobisinin biyolojiye girmesi, kulüp hücresinin “ne gördüğümüzü” netleştirdi: apikalde elektron-yoğun sekretuvar granüller, geniş lamelli düz endoplazmik retikulum, sınırlı mikrovilluslar ve komşu hücrelerle sıkı bağlantı kompleksleri. Bu ultrastrüktürel imza, kulüp hücresini yalnızca “kirpiksiz” olmakla değil, sekresyon ve metabolik işlevlere adanmış bir organel mimarisiyle ayırt etmeyi mümkün kıldı. Aynı dönemde bronşiol-alveol geçiş bölgesinde (BADJ) bu hücrelerin sayıca arttığı ve goblet hücrelerinin tersine proksimo-distal eksende belirginleştiği gösterildi; bu topografya, fonksiyonel rolleri hakkında ilk ipuçlarını verdi.

Biyokimya ve toksikoloji: CC16/SCGB1A1 ve ksenobiyotik metabolizması

1960’lardan itibaren iki paralel hat belirginleşti. İlki, kulüp hücresinin karakteristik sekretuvar ürünlerine odaklandı: bugün SCGB1A1 olarak adlandırılan ve klinikte CC16/CC10 biçiminde ölçülen küçük, anti-inflamatuvar bir protein bu hücrenin ayırt edici imzası oldu. İkincisi, düz endoplazmik retikulumun barındırdığı sitokrom P450 enzim kümelerinin uçucu organik bileşikler ve çevresel toksinlerin biyotransformasyonunda başrol oynadığı anlaşıldı. Bu bilgi, deneysel toksikolojide bir kavşak açtı: bazı hidrokarbonların (örnek model: naftalen) önce kulüp hücresinde reaktif metabolitlere çevrilip selektif nekroz oluşturması, bu hücreyi küçük havayolu hasarı ve onarımının “doğal işaretleyicisi”ne dönüştürdü. Böylece kulüp hücresi, hem detoks yapan “bekçi”, hem de kimi ajanlara karşı “ilk hedef” sıfatlarını birlikte taşıyan bir paradoksun merkezi haline geldi.

Kimlikten soy-kader çizgisine: Gelişim biyolojisi ve soy-izleme

1990’lar ve 2000’lerin başı, akciğer gelişim biyolojisinin moleküler araçlarla hızlandığı dönemdir. SCGB1A1 promotoruna dayalı genetik işaretleme ve Cre/loxP tabanlı soy-izleme yaklaşımları, erişkin bronşioler epitelde kulüp hücrelerinin uzun ömürlü progenitör işlevi gördüğünü ve hasar sonrası kirpikli hücrelere sınırlı dönüşüm kapasitesi taşıdığını gösterdi. Bronşiol-alveol kavşağında, tip II pnömositlerle komşu “niş” alt kümelerinin onarımda göreli olarak daha baskın rol üstlendiği ortaya kondu. Bu bulgular, küçük havayolunu statik bir mozaik değil, yarı-stabil bir doku devri-daim sistemi olarak düşünmeye zorladı.

Niş sinyalleri ve kader kararları: Notch, Wnt ve Hippo eksenleri

Sekretuvar-kirpikli kader ikiliğini belirleyen sinyal yolları giderek netleşti. Notch aktivitesi sekretuvar kimliği (kulüp fenotipini), Notch baskılanması ise kirpikli farklılaşmayı destekleyen bir anahtar gibi davrandı. Wnt/β-katenin ve Hippo-YAP/TAZ eksenleri doku gerilimi, yara onarımı ve hacim koruma süreçlerinde kulüp hücresinin çoğalım/diferansiyasyon kararlarını ayarlayan bağlamsal düğümler olarak öne çıktı. Bu çerçeve, inhalasyon hasarı sonrasında neden bazen sekretuvar havuzun hızla genişlediğini, bazense kirpikli yola akışın arttığını açıklamakta kullanıldı.

Klinik köprü: CC16’ın biyobelirteçleşmesi ve insan küçük havayolu

Kulüp hücresinin sekresyon ürünü CC16, hem serumda hem balgamda ölçülebilirliği sayesinde bronşioler epitel bütünlüğünün bir “uzaktan göstergesi” haline geldi. Sigara dumanı maruziyeti, küçük havayolu daralması ve KOAH spektrumunda düşük CC16 düzeyleri sıklıkla saptandı; akut akciğer hasarında ise bariyer sızıntısına bağlı geçici yükselmeler gözlendi. Bu biyobelirteçlik, işyeri maruziyetlerinden viral bronşiolite kadar geniş bir yelpazede epidemiyolojik ve klinik araştırmalara yakıt sağladı. Aynı zamanda insan akciğerinde bazal hücrelerin de anlamlı bir progenitör havuz oluşturduğu fark edilerek, “insan-kemirgen farkları” başlığı altında kulüp hücresinin göreli payının doku ve tür bağlamına duyarlı olduğu kabul edildi.

“Clara”dan “kulüp”e: Etik yeniden adlandırma

Max Clara’nın biyografisine ilişkin etik sorunlar ve dönemin insan dokusu kullanımına dair bulgular, 21. yüzyılda alanın önde gelen dergi ve derneklerinde eponimin terk edilmesi yönünde güçlü bir norm doğurdu. Böylece ideolojik çağrışımlardan arındırılmış “kulüp (club) hücresi” adı hızla yerleşti; terminoloji, hücrenin şekilsel benzetmesinden (apikal kubbelenme/kulüp başı imgesi) ve sekretuvar doğasından esinlenen, betimleyici ve işlevsel bir anlatıma döndü.

Tek-hücreli çağ ve mekânsal transkriptomik: Alt kümeler, haritalar, nişler

Son on yılda tek-hücreli RNA dizileme ve mekânsal transkriptomik, kulüp hücresini homojen bir popülasyon olmaktan çıkarıp fonksiyonel alt kümelere ayırdı: metabolik olarak yüksek P450 yüklü alt tipler; immün-modülatif imza baskın, SCGB-zengin alt tipler; onarıma meyilli, geçici olarak proliferatif alt tipler. Bronşiol-alveol kavşağı, nöroepitelyal cisimcik komşuluğu ve küçük havayolu dallanma noktaları gibi mikronişler, bu alt tiplerin mekânsal dağılımını belirleyen haritalar olarak çizildi. İnsan dokusunda bazal hücrelerin eşlik eden progenitör rolü ve kronik maruziyetlerde goblet metaplazisi ile kulüp havuzundaki görece azalma, hastalık fenotipleriyle ilişkilendirildi.

Laboratuvardan modellemeye: ALI kültürleri, organoidler ve CRISPR soy-izleme

Hava-sıvı ara yüzeyli (ALI) primer kültürler ve organoid sistemler, insan kökenli kulüp fenotipinin in-vitro yeniden kurulmasına ve ilaç/toksisite taramalarına olanak verdi. CRISPR tabanlı soy-izleme ve reportör sistemleri, hasar-onarım döngülerinde kulüp hücresinin kaderini tek-klon çözünürlüğünde izlemeyi mümkün kıldı. Bu teknikler, örneğin aerosolize tedavilerin küçük havayolu hedeflemesi, mukosiliyer arayüzün viskoelastik ayarı ve epitel-immün etkileşimlerin incelenmesi gibi çeviri sorularına doğrudan hizmet etmeye başladı.

Güncel hatlar: Çevresel maruziyet, yaşlanma ve yeniden yapılanma

Bugün araştırmalar üç ana eksende yoğunlaşıyor.

  1. Çevresel maruziyet ve metabolik yük: İncelenen partikül ve uçucu karışımların (şehir havası, endüstriyel ajanlar, tütün ve ısıtılmış aerosol ürünleri) kulüp alt tiplerinde yarattığı metabolik stres profilleri; P450 izoform mimarisinin kişiden kişiye değişimi.
  2. Yaşlanma ve onarım kapasitesi: Yaşla birlikte kulüp hücresi havuzunun fonksiyonel daralması, sekretuvar imzanın kayması ve onarım sırasında bazal/kulüp işbölümünün yeniden ayarlanması.
  3. Hastalık ve niş bozulması: Astım, KOAH, fibrotik yeniden yapılanma ve bronşiolitis obliterans gibi tabloların, kulüp hücresinin sayısal/işlevsel kaymaları ve komşu niş sinyallerindeki kopmalar üzerinden yeniden çerçevelenmesi.

Kısacası, Kölliker’in ışık mikroskobu altında “farklı” diye işaretlediği hücresel siluet, Clara’nın sistematik tanımıyla isim kazanmış; elektron mikroskobunda ultrastrüktür, toksikolojide reaktivite, biyokimyada CC16 imzası ve gelişim biyolojisinde progenitörlük rolleri ile işlevlenmiş; tek-hücreli ve mekânsal teknolojiler çağında ise alt-tip, niş ve kader haritalarıyla zenginleşmiştir. Bugün “kulüp hücresi” adıyla anılan bu yapıtaşı, küçük havayolunun çevresel maruziyetlere verdiği yanıtın, bariyer bütünlüğünün ve onarım dinamiklerinin merkezindeki aktörlerden biridir.


İleri Okuma
  • Kölliker, A. (1881). Zur Kenntniss des Baues der Lunge des Menschen. Verhandlungen der Physikalisch-Medicinischen Gesellschaft zu Würzburg (N.F.), 16, 1–24.
  • Clara, M. (1937). Zur Histologie des Bronchialepithels. Zeitschrift für mikroskopisch-anatomische Forschung, 41, 321–347.
  • Policard, A., Collet, A., & Giltaire-Ralyte, L. (1955). Observations micro-électroniques sur l’infrastructure des cellules bronchiolaires. Bronches, 5, 187–196.
  • Karrer, H. E. (1956). Electron microscopic study of bronchiolar epithelium of normal mouse lung; preliminary report. Experimental Cell Research, 10(1), 237–241.
  • Basset, F., Poirier, J., Le Crom, M., & Turiaf, J. (1971). Étude ultrastructurale de l’épithélium bronchiolaire humain. Zeitschrift für Zellforschung und Mikroskopische Anatomie, 116, 425–442.
  • Smith, P., Heath, D., & Moosavi, H. (1974). The Clara cell. Thorax, 29(2), 147–163.
  • Kuhn, C. III, Callaway, L. A., & Askin, F. B. (1974). The formation of granules in the bronchiolar Clara cells of the rat. I. Electron microscopy. Journal of Ultrastructure Research, 49(3), 387–400.
  • Kuhn, C. III, & Callaway, L. A. (1975). The formation of granules in the bronchiolar Clara cells of the rat. II. Enzyme cytochemistry. Journal of Ultrastructure Research, 53(1), 66–76.
  • Plopper, C. G., Mariassy, A. T., & Hill, L. H. (1980). Ultrastructure of the nonciliated bronchiolar epithelial (Clara) cell of mammalian lung. I–III. Experimental Lung Research, 1(2), 139–180.
  • O’Brien, K. P., & Singer, A. G. (1989). Molecular cloning of rabbit uteroglobin (Clara cell secretory protein) cDNA. Journal of Biological Chemistry, 264(26), 15975–15981.
  • Buckpitt, A. R., Chang, A. M., Weir, A., Van Winkle, L. S., Duan, X., Philpot, R., & Plopper, C. G. (1995). Relationship of cytochrome P450 activity to Clara cell cytotoxicity. IV. Metabolism of naphthalene and naphthalene oxide in microdissected airways from mice, rats, and hamsters. Molecular Pharmacology, 47(1), 74–81.
  • Van Winkle, L. S., Isaac, J. M., Plopper, C. G., vb. (1995). Cellular response in naphthalene-induced Clara cell injury. American Journal of Physiology – Lung Cellular and Molecular Physiology, 269(6), L800–L818.
  • Shijubo, N., Itoh, Y., Yamaguchi, T., & Abe, S. (1997). Serum and BAL Clara cell 10-kDa protein (CC10) levels in inflammatory lung diseases. European Respiratory Journal, 10(5), 1108–1114.
  • Singh, G., & Katyal, S. L. (1997). Clara Cells and Clara Cell 10-kD Protein (CC10). American Journal of Respiratory Cell and Molecular Biology, 17(2), 141–143.
  • Boers, J. E., Ambergen, A. W., & Thunnissen, F. B. (1999). Number and proliferation of Clara cells in normal human airway epithelium. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 159(5 Pt 1), 1585–1591.
  • Van Winkle, L. S., Johnson, Z. A., Nishio, S. J., Brown, C. D., & Plopper, C. G. (1999). Early events in naphthalene-induced acute Clara cell toxicity. American Journal of Respiratory Cell and Molecular Biology, 21(1), 44–53.
  • Buckpitt, A., Boland, B., Isbell, M., Morin, D., Shultz, M., Baldwin, R., & Plopper, C. (2002). Naphthalene-induced respiratory tract toxicity: metabolic mechanisms of toxicity. Drug Metabolism Reviews, 34(4), 791–820.
  • Reynolds, S. D., & Malkinson, A. M. (2010). Clara cell: progenitor for the bronchiolar epithelium. International Journal of Biochemistry & Cell Biology, 42(1), 1–4.
  • Winkelmann, A., & Noack, T. (2010). The Clara cell: a “Third Reich eponym”? European Respiratory Journal, 36(4), 722–727.
  • Woywodt, A., Lefrak, S., & Matteson, E. (2010). Tainted eponyms in medicine: the “Clara” cell joins the list. European Respiratory Journal, 36(4), 706–708.
  • Irwin, R. S. (2013). The Clara cell and its protein (CC16): a namesake in flux. CHEST, 143(1), 1–4.
  • Rokicki, W., Rokicki, M., Wojtacha, J., & Dżeljijli, A. (2016). The role and importance of club cells (Clara cells) in the pathogenesis of some respiratory diseases. Kardiochirurgia i Torakochirurgia Polska, 13(1), 26–30.
  • Vieira Braga, F. A., Kar, G., Berg, M., vb. (2019). A cellular census of human lungs identifies novel cell states in health and in asthma. Nature Medicine, 25, 1153–1163.
  • Travaglini, K. J., Nabhan, A. N., Penland, L., vb. (2020). A molecular cell atlas of the human lung from single-cell RNA sequencing. Nature, 587(7835), 619–625.
  • Almuntashiri, S., Zhu, Y., Han, Y., & Dheda, K. (2020). Club cell secretory protein (CC16): Potential diagnostic and prognostic biomarker in pulmonary diseases. Journal of Clinical Medicine, 9(12), 4039.
  • Madissoon, E., Oliver, A. J., Kleshchevnikov, V., vb. (2023). A spatially resolved atlas of the human lung characterizes a gland-associated immune niche. Nature Genetics, 55, 66–77.
  • Blackburn, J. B., Schmitz, K. H., & Teske, K. A. (2023). An update in club cell biology and its potential relevance to respiratory disease. American Journal of Physiology – Lung Cellular and Molecular Physiology, 324(2), L137–L156.
  • Martinu, T., & Reynolds, S. D. (2023). Club cells: a critical review of biology and clinical relevance. Annual Review of Medicine, 74, 71–84.

Trakeostomi

Sinonim: Tracheostomy, tracheostomie.

Soluk borusuna gırtlak seviyesinde bir delik açılmasıdır. (Bkz; Trake-o-stomi)

Kaynak: https://clinicalgate.com/wp-content/uploads/2015/04/B9781437708332000029_f002-001-9781437708332.jpg

Elektronik sigara içmek ‘çok daha güvenli

Elektronik sigaraTelif hakkıGETTY IMAGES

İngiltere’de yapılan bir araştırmada , elektronik sigara normal sigara ve tütün ürünlerinden çok daha güvenli bir seçenek olduğu sonucuna varıldı.

Araştırmaya göre, gerçek sigaradan elektronik sigaraya geçenlerin vücutlarında altı ay sonra, normal sigaraya devam edenlere kıyasla ok daha az kansere yol açan maddeye rastlandı.

Uzmanların normal sigaradan elektronik sigaraya geçmeyi düşünenlerin yaşadığı kafa karışıklığını netleştirmeyi amaçladığı, daha önce yapılan bazı araştırmaların elektronik sigaraların da normal sigaralar kadar zararlı olduğu sonucuna vardığı hatırlatılıyor.

Ancak çalışmaya göre, daha güvende olmaları için sigara içenlerin tamamen elektronik sigara ya da nikotin ikame tedavilerine geçmeleri gerekiyor.

Araştırmayı yürüten ekibin başı University College London’dan Lion Shahab “Elektronik sigaralarla vücuda giren zehirli kimyasalların, temsili deneyler kullanan daha önceki araştırmalarda söylenenden kayda değer miktarda daha az olduğunu gösterdik. Bu da, elektronik sigaraların güvenliği konusundaki şüphelerin yanlış olduğunu gösteriyor” dedi.

‘Yüzde 97 daha az zehirli madde’

Shahab ayrıca “Bulgularımız elektronik sigaraların daha güvenli olmalarının yanı sıra verdikleri nikotin miktarının normal sigaralardan çok da farklı olmadığını gösterdi. Böylece insanlar yoksunluk krizleriyle daha güvenli bir şekilde başa çıkarak, sigarayı toptan bırakabilir” diye konuştu.

İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı’nın masraflarını karşıladığı araştırmada, normal sigara içenlerden ve son altı aydır elektronik sigara ya da nikotin bandı ve spreyi gibi nikotin ikame ürünleri kullananlardan oluşan 181 kişi incelendi.

Üçüncü bir grupsa, hem normal sigara içmeye hem de elektronik sigara ve nikotin ikame ürünleri kullanmaya devam etti. Badece elektronik sigara içenlerde, normal sigaraya devam edenlere göre akciğer kanseriyle ilişkilendirilen NNAL adlı zehirli kimyasaldan yüzde 97 daha az görüldü. Ancak hem sigara hem de elektronik sigara içenlerle aradaki fark çok az oldu.

Orjinal Yazı: BBC

Makale: Lion Shahab, L., Goniewicz, M, L., PhD; Blount, B, C., Brown, J., McNeill, A., Alwis, K, U., Feng, J., Wang, L., West, R. Nicotine, carcinogen, and toxin exposure in long-term e-cigarette and nicotine replacement therapy users: a cross-sectional study. Annals of Internal Medicine 2017. DOI: 10.7326/M16-1107