Tüylü kurbağa balığı

Sinonim: Antennarius striatus, striated frogfish,  hairy frogfish

Antennariidae  ailesine ait bir balık türüdür.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tularemi


1. Etken Mikroorganizma

Francisella tularensis, küçük, Gram-negatif, kokobasil şeklinde, zorunlu aerop ve kapsüllü bir bakteridir. Hücre içi paraziti olarak makrofajlar içinde çoğalabilir. Dört alt türü tanımlanmıştır, ancak en fazla patojen olan alt tür Francisella tularensis tularensis (Tip A)’dir. Daha az virülan olan alt tür F. tularensis holarctica (Tip B) ise genellikle Avrupa ve Asya’da, özellikle de Türkiye’de görülmektedir.

Bu bakterinin bulaşıcılığı son derece yüksektir: yalnızca 10-50 bakteri ile enfeksiyon gelişebilir. Bu özelliği nedeniyle biyolojik silah olarak da sınıflandırılmaktadır (Kategori A patojen).


2. Epidemiyoloji

2.1. Coğrafi Dağılım

Tularemia; Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’da endemiktir. Türkiye’de de bazı bölgelerde endemik olarak bulunmaktadır. Özellikle su kaynaklı salgınlar kış aylarında daha fazla bildirilmiştir.

2.2. Türkiye’de Endemik Bölgeler

  • Emen-Beyşehir (Konya)
  • Yukarçıgil-Ilgın (Konya)
    Bu bölgelerde özellikle su kaynaklarına yakın yerleşimlerde salgın riski daha yüksektir.

2.3. Konakçı ve Taşıyıcılar

Tularemia doğada çok çeşitli canlılarda bulunabilir:

  • Kemirgenler: Tavşanlar, sincaplar, fareler.
  • Haşereler: Keneler (Dermacentor spp., Amblyomma spp.), sivrisinekler, at sinekleri.
  • Reservuarlar: Doğal yaşamda su kaynakları ve toprak.

3. Bulaş Yolları

  • Deri ve mukozal temas: Enfekte hayvanların dokunulması, derideki çatlaklardan girmesi.
  • Vektörle bulaş: Enfekte kene veya sinek ısırığı.
  • Sindirim yoluyla bulaş: Pişmemiş veya az pişmiş enfekte et tüketimi; kontamine su içilmesi.
  • İnhalasyon: Laboratuvar ortamında aerosolize formun solunması.

İnsandan insana bulaş gösterilmemiştir.


4. Klinik Belirtiler

Tularemia’nın klinik formu bulaş yoluna göre değişir. Başlıca klinik formlar şunlardır:

4.1. Ulseroglandüler Form

  • Deride papül ve ardından ülser oluşumu
  • Bölgesel lenfadenopati
  • En sık rastlanan formdur (kene ısırığı ile bulaşan)

4.2. Glandüler Form

  • Deri ülseri olmadan sadece lenf bezi büyümesi

4.3. Orofaringeal Form

  • Boğaz ağrısı, disfaji, servikal lenfadenopati
  • Patojenin kontamine su ya da gıdayla alınmasına bağlı

4.4. Oculoglandüler Form

  • Konjonktivit, gözde ağrı ve kızarıklık
  • Preauriküler lenfadenopati
  • Gözle temastan sonra gelişir

4.5. Pnömonik Form

  • Öksürük, göğüs ağrısı, dispne
  • İnhalasyon yoluyla bulaş
  • En ciddi ve mortalitesi yüksek form

4.6. Tifoidal Form

  • Ateş, halsizlik, hepatosplenomegali, yaygın lenfadenopati
  • Belirti olmadan sistemik yayılım

4.7. Yaygın Semptomlar

  • Ani başlayan yüksek ateş
  • Baş ağrısı
  • Kas ağrıları, kırıklık
  • Bulantı, kusma, ishal

5. Tanı Yöntemleri

5.1. Klinik Şüphe

  • Epidemiyolojik öykü (kemirgen teması, kene ısırığı, endemik bölgede ikamet)
  • Yüksek ateş ve bölgesel lenfadenopati

5.2. Serolojik Yöntemler

  • Mikroaglütinasyon testi
  • ELISA: IgM ve IgG antikorlarının varlığı
  • Serokonversiyon en erken 7-10 günde başlar

5.3. Moleküler Yöntemler

  • Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR): En hızlı ve güvenilir tanı yöntemi

5.4. Kültür

  • Zor ve tehlikelidir; özel besiyeri (sistein zengin) gerektirir
  • Biyogüvenlik seviyesi 3 laboratuvarda yapılmalıdır

6. Tedavi

6.1. Etkili Antibiyotikler

  • Streptomisin: İlk tercih, intramüsküler uygulama
  • Doksisiklin: Oral tedavi seçeneği (tetrasiklin grubu)
  • Gentamisin: Aminoglikozid grubu, intravenöz uygulanabilir
  • Kloramfenikol: Alternatif tedavi (göz formunda da kullanılır)

6.2. Tedavi Süresi

  • Genellikle 10-14 gün
  • Orofaringeal ve tifoidal formlarda tedavi daha uzun sürebilir (21 güne kadar)

6.3. Dirençli Olduğu Antibiyotikler

  • Beta-laktam antibiyotikler (Penisilin, sefalosporinler)
  • Sulfonamidler

Bu grupların kullanımının etkisiz olduğu bilinmektedir.


7. Korunma ve Kontrol Önlemleri

  • Kişisel korunma: Haşere kovucuların kullanılması, eldiven giyilmesi
  • Hayvansal ürünlerin iyi pişirilmesi
  • Şüpheli su kaynaklarından uzak durulması
  • Vaka bildirimi ve epidemiyolojik takip

8. Laboratuvar Güvenliği

Francisella tularensis son derece bulaşıcı olduğu için laboratuvar çalışanlarının aerosol maruziyetine karşı Biyogüvenlik Düzeyi 3 (BSL-3) önlemlerini alması gereklidir.


Keşif

1. İlk Tanımlama ve Bakterinin İzolasyonu

Francisella tularensis‘in keşfi, 20. yüzyılın başlarına dayanmaktadır. Bakteri ilk kez 1911 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletindeki Tulare County bölgesinde, George W. McCoy ve Charles W. Chapin adlı bilim insanları tarafından sıçan vebası araştırmaları sırasında izole edilmiştir. Araştırmacılar bu mikroorganizmayı, ölen kemirgenlerin (özellikle sincapların) dokularında izole etmiş ve yeni bir tür olarak tanımlamışlardır.

Bu ilk izolasyonun ardından mikroorganizma, Bacterium tularense adıyla tanımlanmıştır; burada “tularense” ismi, keşfin yapıldığı Tulare bölgesine ithafen verilmiştir.


2. İnsanlarda İlk Vaka ve Klinik Tanımlama

1914 yılında Amerikalı patolog Edward Francis, bir laboratuvar kazası sonucunda kendisi bu hastalığa yakalanmış ve klinik semptomlarını ayrıntılı biçimde raporlamıştır. Aynı zamanda birkaç yıl boyunca hastalığın bulaşma yolları, konakçıları ve vektörleri üzerine kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Bu katkılarından ötürü bakteri daha sonra onun onuruna yeniden adlandırılmış ve Francisella tularensis ismini almıştır.

Francis, bu bakterinin doğada tavşanlar ve kemirgenlerde yaygın olduğunu, insanlara ise çoğunlukla haşere ısırıkları veya doğrudan temas yoluyla bulaştığını göstermiştir. Ayrıca hastalığın farklı klinik formlarını tanımlamış ve özellikle ulseroglandüler formu ilk detaylandıran bilim insanı olmuştur.


3. Epidemiyolojik ve Biyolojik Silah Potansiyeli Araştırmaları

II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, Francisella tularensis, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere bazı ülkelerin biyolojik silah programlarında incelenmiştir. Çünkü son derece düşük dozlarla enfeksiyon oluşturabilen, solunum yoluyla da bulaşabilen ve yüksek mortaliteye yol açabilen bu bakteri, potansiyel bir biyoterör ajanı olarak değerlendirilmiştir.

Bu çerçevede 1950’li yıllardan itibaren, ABD’de canlı atenüe edilmiş bir tularemi aşısı (LVS – Live Vaccine Strain) geliştirilmiştir. Ancak bu aşı yaygın kullanım görmemiş, sadece risk gruplarında (örneğin laboratuvar personeli) sınırlı olarak uygulanmıştır.


4. Türkiye’de İlk Vaka ve Epidemiyolojik Farkındalık

Türkiye’de tularemiye dair ilk vaka bildirimi 1936 yılında yapılmıştır. Ancak hastalık uzun yıllar boyunca tanınmamış, çoğu zaman yanlış teşhis edilmiştir (örneğin tüberküloz, bruselloz veya basit adenit vakaları olarak değerlendirilmiştir). 1988 yılından itibaren ise Sağlık Bakanlığı tarafından bildirimi zorunlu hastalıklar listesine dahil edilmiştir.

2000’li yıllarda moleküler tanı yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, Türkiye’de özellikle İç Anadolu, Karadeniz ve Marmara bölgelerinde tulareminin sanılandan daha yaygın olduğu anlaşılmıştır. Bu dönemde çevresel kaynaklar, su örnekleri ve kemirgen rezervuarları üzerine geniş çaplı epidemiyolojik araştırmalar yapılmıştır.


5. Taksonomik Gelişmeler ve Genomik Dönem

Bakterinin genomu ilk kez 2005 yılında tam olarak dizilenmiştir. Bu gelişme sayesinde bakterinin virülans faktörleri, hücre içi yaşam mekanizmaları ve evrimsel ilişkileri daha ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Ayrıca moleküler filogenetik analizler sonucunda, F. tularensis’in farklı alt türleri (tularensis, holarctica, mediasiatica, novicida) tanımlanmıştır.


Tarihsel Gelişim Kronolojisi

YılOlayBilim İnsanları / Kurum
1911İlk izolasyon – Tulare CountyGeorge W. McCoy & Charles W. Chapin
1914İnsan vakası ve tanımıEdward Francis
1928Hastalığın adı “tularemia” olarak netleştiABD Sağlık Hizmetleri
1950’lerBiyolojik silah araştırmaları ve canlı aşı geliştirmeABD Ordusu
1936Türkiye’de ilk vaka bildirimiYerli sağlık otoriteleri
1988Türkiye’de bildirimi zorunlu hastalık olarak tanımlandıTürkiye Sağlık Bakanlığı
2005Genom dizilimi ve moleküler sınıflamaGenomics konsorsiyumu


İleri Okuma
  • McCoy, G. W., Chapin, C. W. (1912). Bacterium tularense, a new pathogenic organism from ground squirrels. Journal of Infectious Diseases, 10(1), 61–72.
  • Francis, E. (1921). Tularemia. Journal of the American Medical Association, 76(10), 706–714.
  • Jellison, W. L. (1959). Tularemia in North America: A Summary. Annals of the New York Academy of Sciences, 70(3), 19–24.
  • Saslaw, S., Eigelsbach, H. T. (1963). Prophylactic effect of live tularemia vaccine in volunteers. New England Journal of Medicine, 270(15), 747-750.
  • Dennis, D. T., Inglesby, T. V., Henderson, D. A. (2001). Tularemia as a biological weapon: medical and public health management. JAMA, 285(21), 2763-2773.
  • Keim, P. et al. (2005). Whole-genome analysis of Francisella tularensis reveals insights into pathogenesis and evolution. Nature Genetics, 37(2), 153–160.
  • Sjöstedt, A. (2007). Tularemia: history, epidemiology, pathogen physiology, and clinical manifestations. Annals of the New York Academy of Sciences, 1105(1), 1-29.
  • Maurin, M., Gyuranecz, M. (2016). Tularaemia: clinical aspects in Europe. The Lancet Infectious Diseases, 16(1), 113-124.
  • Hestvik, G., Warns-Petit, E., Smith, L. A. et al. (2017). The status of tularemia in Europe in a one-health context: a review. Epidemiology & Infection, 145(3), 456–466.
  • Karadenizli, A., Akyar, I. (2020). Türkiye’de Tularaemi: Epidemiyoloji, Klinik ve Laboratuvar Tanı. Klimik Dergisi, 33(1), 3–10.

Antropozoonoz

Hayvanlardan insanlara bulaşan bir hastalık zoonoz veya daha spesifik olarak, bulaşma insan olmayan hayvanlardan insanlara gerçekleştiğinde antropo-zoonoz olarak adlandırılır. Zoonotik hastalıklara bakteriler, virüsler, parazitler ve mantarlar dahil olmak üzere çeşitli patojenler neden olabilir ve hayvanlarla, vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla veya böcekler gibi vektörler yoluyla dolaylı olarak yayılabilir.

Zoonoz Türleri

Zoonozlar, bulaşma şekillerine veya ilgili patojen türüne göre sınıflandırılabilir:

Doğrudan Zoonozlar: Bunlar, enfekte hayvan, dokuları veya vücut sıvıları ile temas yoluyla doğrudan hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklardır. Örnekler şunları içerir:

    • Kuduz**: Enfekte bir hayvanın, tipik olarak köpeklerin veya yarasa ve rakun gibi vahşi hayvanların ısırması yoluyla bulaşan viral bir hastalıktır.
    • Şarbon**: Enfekte hayvanlarla veya hayvan ürünleriyle doğrudan temas sonucu bulaşabilen bakteriyel bir enfeksiyon.

    Vektör Kaynaklı Zoonozlar: Bunlar, patojeni hayvanlardan insanlara taşıyan sivrisinek veya kene gibi bir vektör aracılığıyla bulaşır. Örnekler şunları içerir:

      • Lyme Hastalığı*: Borrelia burgdorferi bakterisinden kaynaklanır ve geyik ya da fare gibi enfekte hayvanlarla beslenen keneler tarafından bulaştırılır.
      • Batı Nil Virüsü**: Sivrisinekler tarafından bulaştırılan ve enfekte kuşları ısırarak patojeni kapabilen bir virüs.

      Gıda Kaynaklı Zoonozlar: Bu hastalıklar, tipik olarak et veya hayvansal ürünler olmak üzere kontamine gıdaların tüketimi yoluyla insanlara bulaşır. Örnekler şunları içerir:

        • Salmonelloz*: Salmonella bakterisinin neden olduğu, genellikle az pişmiş veya kontamine kümes hayvanları, yumurta veya diğer hayvansal ürünlerin tüketimi yoluyla bulaşır.
        • Bruselloz**: Pastörize edilmemiş süt ürünlerinin tüketilmesi veya enfekte hayvanlarla temas sonucu bulaşan *Brucella* bakterisinin neden olduğu hastalıktır.

        Hava Yoluyla Bulaşan Zoonozlar: Bazı zoonotik hastalıklar aerosoller yoluyla yayılır ve patojenin hayvanlardan insanlara geçmesine izin verir. Örnekler şunları içerir:

          • Hantavirüs Pulmoner Sendromu**: Enfekte kemirgenlerin idrar, dışkı veya tükürüklerinden aerosol haline gelmiş partiküllerin solunması yoluyla yayılan hantavirüslerden kaynaklanır.

          Parazitik Zoonozlar: Bazı parazitler hayvanlardan insanlara, genellikle kontamine su veya toprak yoluyla veya ara konakçılar aracılığıyla bulaşabilir. Örnekler şunları içerir:

            • Toksoplazmoz*: Toksoplazma gondii parazitinden kaynaklanır, genellikle enfekte kedi dışkısıyla temas veya az pişmiş et tüketimi yoluyla bulaşır.
            • Trişinoz*: Trichinella türlerinin neden olduğu, genellikle az pişmiş domuz eti veya yabani av hayvanlarının tüketimi yoluyla bulaşan paraziter bir hastalık.
            Bulaşma Yolları
            • Doğrudan temas**: Enfekte hayvanlara, hayvan ürünlerine veya hayvan atıklarına dokunmak zoonozları bulaştırabilir.
            • Hava yoluyla bulaşma**: Patojen içeren damlacıkların veya tozun solunması, genellikle hayvan muhafazalarından veya atıklarından.
            • Vektörle bulaşma**: Sivrisinek, kene ve pire gibi böcekler zoonotik patojenleri hayvanlardan insanlara taşıyabilir.
            • Gıda kaynaklı bulaşma**: Kontamine et, süt veya yumurta tüketmek.
            • Su yoluyla bulaşma**: Hayvan atıklarından kaynaklanan patojenler su kaynaklarını kirletebilir ve insanlar su içtiğinde veya suda yıkandığında bulaşmaya yol açabilir.
            Yaygın Zoonotik Hastalıklar
            1. Kuduz: Köpek, yarasa ve rakun gibi enfekte memelilerin ısırmasıyla bulaşan viral bir hastalıktır. Derhal tedavi edilmezse, kuduz neredeyse her zaman ölümcüldür.
            2. Lyme Hastalığı: Borrelia burgdorferi* bakterisinden kaynaklanır ve enfekte kenelerin ısırması yoluyla bulaşır. Belirtileri arasında ateş, yorgunluk ve karakteristik “boğa gözü” döküntüsü yer alır.
            3. Hantavirüs: Kemirgen popülasyonlarında, özellikle kırsal alanlarda bulunur. İnsanlar kemirgen idrarı veya dışkısı ile kirlenmiş tozu soluyarak bu virüse yakalanabilir. Ciddi solunum yolu hastalıklarına neden olabilir.
            4. Ebola Virüsü: Kesin hayvan rezervuarı bilinmemekle birlikte, yarasalar muhtemel bir kaynak olarak kabul edilmektedir. Ebola, enfekte hayvanların veya insanların vücut sıvılarıyla temas yoluyla bulaşır ve yüksek ölüm oranlarına sahip şiddetli hemorajik ateşe neden olur.
            5. Salmonelloz: Salmonella* bakterisinden kaynaklanır, genellikle kontamine gıdalar (özellikle kümes hayvanları ve yumurtalar) veya sürüngenler ve amfibilerle temas yoluyla bulaşır. Belirtiler arasında ishal, ateş ve karın krampları yer alır.
            6. Veba: Yersinia pestis* bakterisinden kaynaklanır ve genellikle enfekte kemirgenlerle beslendikten sonra pire ısırıkları yoluyla insanlara bulaşır. Veba, bubonik ve pnömonik dahil olmak üzere farklı şekillerde ortaya çıkabilir ve tedavi edilmezse yüksek ölüm oranlarına sahiptir.

            Zoonotik Hastalık Salgınları ve Halk Sağlığı

            Ortaya çıkan birçok bulaşıcı hastalık zoonotik kökenli olduğundan, zoonozların halk sağlığı açısından önemli etkileri vardır. Zoonotik hastalık salgınlarına örnek olarak şunlar verilebilir:

            • COVID-19: Zoonotik kökenli olduğuna inanılan yeni koronavirüs SARS-CoV-2, muhtemelen yarasalardan, pangolinler gibi ara konakçılardan kaynaklanmaktadır.
            • Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS)*: 2003’te ortaya çıkan ve muhtemelen misk kedileri aracılığıyla yarasalardan insanlara zoonotik geçişle bağlantılı olan başka bir koronavirüs (SARS-CoV*) neden olur.
            • H1N1 İnfluenza: 2009 domuz gribi pandemisine domuzlarda ortaya çıkan ve insanlara yayılan bir virüs neden olmuştur.

            Zoonotik Hastalıkların Önlenmesi ve Kontrolü

            Zoonotik hastalıkların önlenmesi ve kontrol altına alınması, genellikle “Tek Sağlık ” olarak adlandırılan ve insan, hayvan ve çevre sağlığı stratejilerini entegre eden multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Temel önlemler şunları içerir:

            • Hayvanların aşılanması**: Kuduz gibi hastalıklar için evcil ve yabani hayvanların aşılanması önemli bir kontrol önlemidir.
            • İyileştirilmiş hijyen**: Hayvanlarla temastan sonra düzenli el yıkama ve gıdaların uygun şekilde işlenmesi ve hazırlanması.
            • Vektör kontrolü**: Hastalık bulaşma riskini azaltmak için sivrisinek ve kene gibi böceklerin popülasyonunun azaltılması.
            • İzleme ve gözetim**: Hayvan popülasyonlarındaki zoonotik salgınların erken tespiti insan vakalarını önleyebilir.

            Keşif

            1. Zoonozların Erken Tanınması (Antik Çağ)

            • Hipokrat** ve Aristoteles’in** eserleri de dahil olmak üzere antik metinler, hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklara atıfta bulunmaktadır. Bu gözlemler, mikrop ve patojen kavramı henüz yerleşmemiş olsa da, hayvan-insan hastalık ilişkisinin anlaşılmasına zemin hazırlamıştır.

            2. Kuduz Bulaşmasının Keşfi (16. Yüzyıl)

            • Kuduzun viral doğası ve enfekte hayvanların, özellikle de köpeklerin ısırması yoluyla bulaşması 16. yüzyıl gibi erken bir tarihte gözlemlenmiştir. Kuduz, bilimsel olarak incelenen ve anlaşılan ilk zoonozlardan biriydi.

            3. Mikrop Teorisinin Gelişimi (19. Yüzyıl)

            • Louis Pasteur** ve Robert Koch gibi bilim insanları tarafından mikrop teorisinin geliştirilmesi, zoonotik hastalıkların anlaşılması için bilimsel bir temel sağlamıştır. Pasteur’ün 1885 yılında kuduz aşısını geliştirmesi, zoonotik bir hastalığın kontrolünde önemli bir dönüm noktası olmuştur.
            • Robert Koch’un Postülatları** (1890), mikroorganizmaları zoonotik enfeksiyonlar da dahil olmak üzere belirli hastalıklarla ilişkilendirmek için kriterler oluşturmuştur.

            4. Veba Bakterisinin Tanımlanması (1894)

            • Üçüncü veba salgını sırasında, Alexandre Yersin 1894 yılında vebadan sorumlu bakteri olan Yersinia pestis’i tanımladı. Bu keşif, hastalığın kemirgenlerden insanlara pireler aracılığıyla zoonotik geçişinin anlaşılmasında kritik öneme sahipti.

            5. “Tek Sağlık” Konseptinin Oluşturulması (20. Yüzyılın Ortaları)

            • İnsan, hayvan ve çevre sağlığının birbirine bağlı olduğunu vurgulayan Tek Sağlık yaklaşımı 20. yüzyılın ortalarında ortaya çıkmıştır. Bu kavram, hayvan sağlığı ve ekosistemlerin insan sağlığını doğrudan etkilediğini kabul ederek zoonotik hastalıkların anlaşılması ve kontrol edilmesinde merkezi bir konuma gelmiştir.

            6. Zoonotik İnfluenza Suşlarının Tanımlanması (1930’lar)

            • 1930’larda Richard Shope domuzlarda influenza virüslerini tanımlayarak influenzanın zoonotik bir hastalık olduğunu anlamamızın başlangıcını oluşturdu. Daha sonra, kuş ve domuz gribi salgınları, influenza virüslerinin tür atlama yeteneğini gösterecekti.

            7. Lyme Hastalığının Epidemiyolojik Keşfi (1975)

            • Lyme hastalığı** ilk kez 1975 yılında Lyme, Connecticut’ta gizemli bir artrit salgınının keneler tarafından taşınan Borrelia burgdorferi bakterisine bağlanmasının ardından tanımlanmıştır. Bu olay, vektör kaynaklı zoonozların tanınmasında bir dönüm noktası olmuştur.

            8. HIV/AIDS Zoonotik Köken Hipotezi (1980’ler)

            • 1980’lerde yapılan araştırmalar HIV-1‘in zoonotik kökenli olduğunu ve muhtemelen şempanzelerden insanlara geçtiğini ortaya koymuştur. Bu keşif, zoonozların insan popülasyonları üzerindeki uzun vadeli etkisini ve hastalıkların hayvan rezervuarlarını incelemenin önemini vurguladı.

            9. Hantavirüs Pulmoner Sendromu Salgını (1993)

            • 1993** yılında, ABD’nin Four Corners bölgesinde görülen hantavirüs pulmoner sendromu salgınının geyik farelerinden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bu, kemirgen kaynaklı virüslerin ciddi zoonotik tehditler olarak tanınmasında önemli bir dönüm noktasıydı.

            10. SARS Salgını ve Zoonotik Bulaşma (2002-2003)

            • 2002-2003** yıllarında SARS-CoV virüsünün neden olduğu Şiddetli Akut Solunum Sendromu’nun (SARS) ortaya çıkması büyük bir zoonotik olaya işaret etmiştir. Virüsün izi civet kedileri ve yarasalar ile sürülmüş ve zoonotik koronavirüs tehlikesinin altı çizilmiştir.

            11. Kuş Gribinin (H5N1) Ortaya Çıkışı (2003)

            • 2003** yılındaki H5N1 kuş gribi salgını, zoonotik influenza virüslerinin oluşturduğu tehdit konusunda küresel farkındalığı artırmıştır. Bu salgın aynı zamanda zoonotik pandemileri önlemek için hayvan popülasyonlarının koordineli bir şekilde gözetim altına alınması ihtiyacını da vurgulamıştır.

            12. COVID-19 Pandemisi (2019)

            • SARS-CoV-2** virüsünün neden olduğu COVID-19 salgınının zoonotik kökenli olduğuna ve potansiyel olarak bir ara konakçı (muhtemelen pangolinler) ile yarasalar ile bağlantılı olduğuna inanılmaktadır. Bu pandemi, zoonotik hastalıkların küresel etkisinin altını çizmektedir ve zoonotik yayılma olaylarını anlamak için yoğun araştırma ve işbirliğine yol açmıştır.

            13. İnvazif Olmayan Zoonotik Hastalık Sürveyansına Giriş (2020’ler)

            • Yeni Nesil Dizileme (NGS)** de dahil olmak üzere moleküler teşhis ve genomik alanındaki gelişmeler, zoonotik patojenlerin daha kesin bir şekilde tanımlanmasına ve potansiyel zoonotik salgınların gözetiminin iyileştirilmesine olanak sağlamıştır. Hücresiz DNA ve çevresel izleme artık zoonotik patojenlerin insan popülasyonlarına ulaşmadan önce tespit edilmesinde rol oynamaktadır.

            İleri Okuma
            • Taylor, L. H., Latham, S. M., & Woolhouse, M. E. (2001). “Risk factors for human disease emergence.” Philosophical Transactions of the Royal Society of London. Series B: Biological Sciences, 356(1411), 983-989.
            • Woolhouse, M. E., & Gowtage-Sequeria, S. (2005). “Host range and emerging and reemerging pathogens.” Emerging Infectious Diseases, 11(12), 1842-1847.
            • Jones, K. E., Patel, N. G., Levy, M. A., Storeygard, A., Balk, D., Gittleman, J. L., & Daszak, P. (2008). “Global trends in emerging infectious diseases.” Nature, 451(7181), 990-993.
            • Karesh, W. B., Dobson, A., Lloyd-Smith, J. O., et al. (2012). “Ecology of zoonoses: Natural and unnatural histories.” The Lancet, 380(9857), 1936-1945.
            • World Health Organization (WHO). (2020). “Zoonoses: Managing public health risks at the human-animal-environment interface.” World Health Organization.

            Grip

            Sinonim:  influenz, enflüanza, flu, Influenza, „echte“ Grippe, Virusgrippe

            • Influenza A veya B virüslerinin sebep viral bir hastalıktır.
            • Sağlıklı insanlarda ortalama bir haftada geçmesine rağmen; vücut direncini düşüren kronik hastalığı olan kişilerde (şeker, kalp-akciğer hastalıkları, AIDS vb.) ve yaşlılarda pnömoni(zatürre), meningoensefalit (beyin iltihabı), miyokardit (kalp kası iltihabı) gibi ölümle sonuçlanabilecek hastalıklara yol açabilir.
            Klinik Tablo
            • İnkübasyon süresi 1 ila 4 gün arasında değişir.
            • Yüksek ateş
            • Şiddetli eklem, kas, baş ağrısı
            • Yoğun şekilde hasta olduğunu hissetmek
            • Bazı komplikasyonlar görülebilir; primer grip-zatürresi veya bakteriyel zatürre ile kombine olması gibi. Nadir de olsa merkezi sinir sistemi sorunları görülür.

            Komplikasyonlar
            • Akut laringotrakeobronşit
            • Akut otitis media
            • Akut bronşit
            • Sekunder bakteriyel Pnömoni
            • Kardiyovasküler:
              • Vakaların %80’inde EKG’de geçici değişiklikler olur.
              • Bazen ölümcül ritim bozuklukları meydana gelir.
              • Kardiyomiyopati
              • Miyokardit sıkça görülür, fakat çoğunlukla belirtisizdir.
              • Perikardit çok nadir görülür.
            • Merkezi sinir sistemi:
              • Ateş krampları
              • Enfeksiyon sonra Ensefalomiyelit
            • Gastrointestinal: Çocuklarda en sık görülen belirtilerdir.
              • Hemorajik Gastritis,
              • Bağırsak ülseri,
              • Parotitis

            Tedavi

            • Nöraminidaz inhibitörleri; Oseltamivir (Tamiflu®), Zanamivir (Relenza®). Bu ilaçlar yeni oluşan virüslerin hücre dışına çıkmasını engelleyerek, virüslerin yayılmasını engeller. İlaç erkenden kullanılmalıdır, belirtiler başladıktan 48 saat sonrasına kadar alınmalıdır.

            Labidochromis caeruleus

            Sinonim: Sarı Prenses,  lemon yellow lab, the blue streak hap, the electric yellow or yellow prince

            • 1956 yılında Geoffrey Fryer tarafından keşfedilmiştir.(Bkz; Labidochromis)  (Bkz; caeruleus)
            • 13–15 cm boylara ulaşabilirler.
            • Anavatanı Afrika kıtasının Malawi gölü olan bu balık sığ kayalıklarda yaşamayı sever. Doğada daha çok 10-40 metre arası derinliklerde kayalık kıyılarda yaşarlar.
            • Akvaryumlarda, Labidochromis zebroides, Labidochromis chisumulae ve Cyrtocara moorii türleri ile birlikte yaşarlar.

            Beslenme

            • Hepçildirler, temel besinleri diğer tipik Mbuna (Malawi kayalık bölge çiklitleri) türleri gibi kayaların üstünü kaplayan yosun tabakasıdır. Kayalar üzerindeki yosun tabakalarının içindeki küçük kabuklular, böcekleri de avlamayı severler.
            • Tropikal bir balıktır su sıcaklığı 20 derece üstünde ideal 28 derece civarında olmalıdır.
            • Akvaryumları bol saklanma yeri ve optik bölge sınırları oluşturacak şekilde kayalarla dekore edilmelidir.
            • Bir erkek, yaklaşık 40–50 cm çapındaki bir bölgeye sahip çıkar. Her erkeğe en azından üç dişi düşmesi şartıyla, 120 litreden geniş ve kalabalık akvaryumlarda birden fazla erkek barındırılabilir. Karma akvaryumlarda aynı gölden barışçıl cichlidlerle (örneğin yunus cichlid) bakılması uygundur.

            Üreme

            • Cichlid ailesinin üyelerinden bu balığın ağzında yumurtaları kuluçkaya yatırma gibi ilginç bir özelliği vardır.
            • Yaklaşık 23 gün boyunca dişi balık ağzında yumurtaları saklı tutarak onları başka balıklar tarafından yenilmekten korur. Bu kuluçka döneminde balık 23 gün boyunca aç kalarak oldukça fazla kütle kaybına uğrar ve hassas bir hal alır.bazen yem yedigi görülür ama çok nadirdir Bu yüzden doğumdan önce ve sonra anne balığı iyi beslemek sağlığı açısından iyi olacaktır.

            Plankton

             

            Sinonim: plankter

            • Eski yunancada; şaşkın şaşkın dolanmak anlamına gelir.
            • suda bulunan, hareket yeteneği akıntıya bağımlı olan canlılara verilen genel isimdir.

            enzootik

            Sinonim: enzootic, Enzootic, Enzootie, enzootisch

            İnsan olmayan havyanlarda belirli bir iklim, sezon veya bölgede istikrarlı, yaygın hastalıktır.