1. İlk Tanımlama ve Bakterinin İzolasyonu
Francisella tularensis‘in keşfi, 20. yüzyılın başlarına dayanmaktadır. Bakteri ilk kez 1911 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletindeki Tulare County bölgesinde, George W. McCoy ve Charles W. Chapin adlı bilim insanları tarafından sıçan vebası araştırmaları sırasında izole edilmiştir. Araştırmacılar bu mikroorganizmayı, ölen kemirgenlerin (özellikle sincapların) dokularında izole etmiş ve yeni bir tür olarak tanımlamışlardır.
Bu ilk izolasyonun ardından mikroorganizma, Bacterium tularense adıyla tanımlanmıştır; burada “tularense” ismi, keşfin yapıldığı Tulare bölgesine ithafen verilmiştir.
2. İnsanlarda İlk Vaka ve Klinik Tanımlama
1914 yılında Amerikalı patolog Edward Francis, bir laboratuvar kazası sonucunda kendisi bu hastalığa yakalanmış ve klinik semptomlarını ayrıntılı biçimde raporlamıştır. Aynı zamanda birkaç yıl boyunca hastalığın bulaşma yolları, konakçıları ve vektörleri üzerine kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Bu katkılarından ötürü bakteri daha sonra onun onuruna yeniden adlandırılmış ve Francisella tularensis ismini almıştır.
Francis, bu bakterinin doğada tavşanlar ve kemirgenlerde yaygın olduğunu, insanlara ise çoğunlukla haşere ısırıkları veya doğrudan temas yoluyla bulaştığını göstermiştir. Ayrıca hastalığın farklı klinik formlarını tanımlamış ve özellikle ulseroglandüler formu ilk detaylandıran bilim insanı olmuştur.
3. Epidemiyolojik ve Biyolojik Silah Potansiyeli Araştırmaları
II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, Francisella tularensis, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere bazı ülkelerin biyolojik silah programlarında incelenmiştir. Çünkü son derece düşük dozlarla enfeksiyon oluşturabilen, solunum yoluyla da bulaşabilen ve yüksek mortaliteye yol açabilen bu bakteri, potansiyel bir biyoterör ajanı olarak değerlendirilmiştir.
Bu çerçevede 1950’li yıllardan itibaren, ABD’de canlı atenüe edilmiş bir tularemi aşısı (LVS – Live Vaccine Strain) geliştirilmiştir. Ancak bu aşı yaygın kullanım görmemiş, sadece risk gruplarında (örneğin laboratuvar personeli) sınırlı olarak uygulanmıştır.
4. Türkiye’de İlk Vaka ve Epidemiyolojik Farkındalık
Türkiye’de tularemiye dair ilk vaka bildirimi 1936 yılında yapılmıştır. Ancak hastalık uzun yıllar boyunca tanınmamış, çoğu zaman yanlış teşhis edilmiştir (örneğin tüberküloz, bruselloz veya basit adenit vakaları olarak değerlendirilmiştir). 1988 yılından itibaren ise Sağlık Bakanlığı tarafından bildirimi zorunlu hastalıklar listesine dahil edilmiştir.
2000’li yıllarda moleküler tanı yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, Türkiye’de özellikle İç Anadolu, Karadeniz ve Marmara bölgelerinde tulareminin sanılandan daha yaygın olduğu anlaşılmıştır. Bu dönemde çevresel kaynaklar, su örnekleri ve kemirgen rezervuarları üzerine geniş çaplı epidemiyolojik araştırmalar yapılmıştır.
5. Taksonomik Gelişmeler ve Genomik Dönem
Bakterinin genomu ilk kez 2005 yılında tam olarak dizilenmiştir. Bu gelişme sayesinde bakterinin virülans faktörleri, hücre içi yaşam mekanizmaları ve evrimsel ilişkileri daha ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Ayrıca moleküler filogenetik analizler sonucunda, F. tularensis’in farklı alt türleri (tularensis, holarctica, mediasiatica, novicida) tanımlanmıştır.
Tarihsel Gelişim Kronolojisi
| Yıl |
Olay |
Bilim İnsanları / Kurum |
| 1911 |
İlk izolasyon – Tulare County |
George W. McCoy & Charles W. Chapin |
| 1914 |
İnsan vakası ve tanımı |
Edward Francis |
| 1928 |
Hastalığın adı “tularemia” olarak netleşti |
ABD Sağlık Hizmetleri |
| 1950’ler |
Biyolojik silah araştırmaları ve canlı aşı geliştirme |
ABD Ordusu |
| 1936 |
Türkiye’de ilk vaka bildirimi |
Yerli sağlık otoriteleri |
| 1988 |
Türkiye’de bildirimi zorunlu hastalık olarak tanımlandı |
Türkiye Sağlık Bakanlığı |
| 2005 |
Genom dizilimi ve moleküler sınıflama |
Genomics konsorsiyumu |