Pedanius Dioskorides

Antik çağ tıbbının tarihini yalnızca hekimlerin, hastalıkların ve tedavi yöntemlerinin tarihi olarak okumak eksik kalır. Çünkü eski dünyanın hekimliği, hastalığın ne olduğundan önce doğada hangi maddelerin bulunduğu, bunların nasıl tanınacağı, nereden toplanacağı, nasıl saklanacağı ve hangi biçimde hastaya verileceği sorularıyla karşı karşıyaydı. Bu soruların tamamını tek bir eserde alışılmadık ölçüde sistemli biçimde bir araya getiren isim ise Pedanius Dioskorides olmuştur.
Dioskorides, MS I. yüzyılda yaşamış Kilikialı bir Grek hekim ve doğa bilginiydi. Biyografisinin şaşırtıcı derecede küçük bir bölümü kesin olarak bilinmektedir. Yaklaşık olarak I. yüzyılın ortalarında etkin olduğu, Anazarbos kökenli olduğu, Tarsuslu Areios ile ilişkili bulunduğu ve geniş coğrafi deneyim kazandığı kabul edilir. Buna karşılık bugün ders kitaplarında neredeyse otomatik biçimde tekrarlanan “Roma ordusunun askeri hekimi” kimliği o kadar kesin değildir. Oxford Classical Dictionary’nin değerlendirmesine göre Dioskorides’in önsözünde geçen “askerî/savaşçı bir hayat” ifadesi daha sonraki yazarlar tarafından onun Roma ordusunda hekimlik yaptığı şeklinde yorumlanmış olabilir; bunun doğrudan kanıtı yoktur.
Bu ayrıntı küçük görünür; aslında Dioskorides’in nasıl anlaşılması gerektiğini değiştirir. Çünkü onu yalnızca “ordu hekimi” olarak düşünürsek De materia medica’yı savaş alanında kullanılan ilaçların kitabı sanma riski doğar. Oysa eser çok daha geniştir: bitkisel maddelerin yanında hayvansal, mineral ve hatta çeşitli işlenmiş maddeleri de ele alan kapsamlı bir ilaç maddeleri repertuvarıdır. Modern araştırmalar yaklaşık 700 bitki ve 1.000’den biraz fazla ilaç maddesinden söz etmektedir.
Dioskorides’in gerçek önemi de burada başlar. O, yalnızca “hangi bitki hangi hastalığa iyi gelir?” sorusunu cevaplamadı. Daha karmaşık bir soru sordu:
Bir ilacın gerçekten o madde olduğundan nasıl emin olabiliriz?
Bu soru, antik tıp açısından küçük bir ayrıntı değil, epistemolojik bir kırılmaydı.
Dioskorides’in memleketi Anazarbos, Kilikia’nın önemli kentlerinden biriydi. Bugünkü Türkiye’nin Adana ili çevresindeki antik Kilikia coğrafyası, Akdeniz dünyasının kenarında değil, tam tersine farklı kültürlerin birbirine bağlandığı bölgelerden biriydi. Helenistik bilim geleneği, Roma idaresi, yerel Anadolu bilgisi, Mısır ve Yakındoğu’dan gelen maddeler burada birbirine temas ediyordu.
Dioskorides’in yetiştiği dünyada tıp zaten uzun bir geçmişe sahipti. Hippokrates çevresinin metinleri, Aristotelesçi doğa araştırmaları ve özellikle Theophrastos’un botanik çalışmaları bitkilerin tanımlanması konusunda önemli bir entelektüel miras yaratmıştı. Ancak botanik ile farmakoloji aynı şey değildi. Bir bitkinin yapısını bilmek, onun ilaç olarak kullanılabileceğini bilmekten farklıydı.
Dioskorides tam bu boşlukta ortaya çıktı.
Onun ilgisi botaniği kendi başına sınıflandırmak değil, doğal maddelerin tıbbi kullanılabilirliğini belirlemekti. Modern anlamda bir sistematik botanikçi değildi. Bitkileri günümüz taksonomik ilkelerine göre familyalara ve cinslere ayırmaya çalışmadı. Bunun yerine, her maddenin görünümü, yetiştiği yer, toplanma zamanı, hazırlanış biçimi, saklanması ve terapötik etkileri üzerinde durdu. (UniCA Open Journals)
Bu tercih, eserinin yüzyıllar boyunca yaşayabilmesinin nedenlerinden biriydi.
Çünkü Dioskorides’in kitabı yalnızca “bitkilerin nasıl göründüğünü” anlatmıyordu.
Bitkilerin ilaç haline nasıl getirileceğini anlatıyordu.
De materia medica: İlaçların dünyasının haritası
Dioskorides’in eseri Yunanca Περὶ ὕλης ἰατρικῆς (Peri hylēs iatrikēs), Latince geleneğinde ise De materia medica adıyla bilinir. Başlık kabaca “tıbbi maddeler üzerine” anlamına gelir.
Eser beş kitaptan oluşur.
Birinci kitapta büyük ölçüde aromatik maddeler, reçineler, zamklar ve çeşitli bitkisel ürünler; ikinci kitapta hayvansal maddeler ve başka doğal ürünler; üçüncü ve dördüncü kitaplarda çok sayıda bitki; beşinci kitapta ise özellikle şaraplar, mineraller ve diğer maddeler ele alınır. Bununla birlikte modern okuyucunun dikkat etmesi gereken nokta, bu düzenin çağdaş bir farmakoloji ders kitabının düzeni gibi olmadığıdır.
Dioskorides’in amacı teorik bir “ilaç bilimi sistemi” kurmaktan çok, kullanılabilir bir ilaç bilgisini güvenilir hale getirmekti.
Metin yaklaşık binin üzerinde ilaç maddesini kapsar; bunların büyük bölümü bitki kaynaklıdır. (OUP Academic)
Bugünün farmakoloji öğrencisi için şaşırtıcı olan ise Dioskorides’in pek çok maddede yalnızca terapötik etkiyi değil, ilaç standardizasyonuna benzeyen ayrıntıları da önemsemesidir.
Bir madde:
Nerede bulunur?
Nasıl görünür?
Başka hangi adlarla bilinir?
Hangi kısmı kullanılmalıdır?
Ne zaman toplanmalıdır?
Nasıl hazırlanmalıdır?
Nasıl saklanmalıdır?
Ne kadar kullanılmalıdır?
Hangi hastalıkta veya belirti grubunda uygulanmalıdır?
Bütün bu sorular, modern farmasötik düşüncenin kavramsal öncüllerinden bazılarını içerir.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir tarihsel ayrım vardır: Dioskorides modern farmakolojinin kurucusu değildi. Farmakoloji, deneysel fizyoloji, kimya, moleküler biyoloji ve klinik araştırmalar gibi çok daha sonraki disiplinlerin birleşmesiyle ortaya çıktı. Dioskorides’in önemi, daha ziyade ilaç maddelerinin ampirik olarak tanımlanması ve düzenlenmesi geleneğinin olağanüstü etkili bir biçimini yaratmış olmasıdır.
Bu nedenle XIX. ve XX. yüzyıl literatüründe kendisine verilen “farmakognozinin babası” unvanı tarihsel bir saygı ifadesidir; modern bilimsel farmakognozinin doğrudan kurumsal kurucusu olduğu anlamına gelmez. (PubMed Central (PMC))
Dioskorides’in en modern tarafı: “Ben bunu gördüm”
Dioskorides’i antik dünyanın diğer yazarlarından ayıran özelliklerden biri, bilgi kaynaklarını nasıl değerlendirdiğidir.
De materia medica’nın önsözünde, eski eserlerde bulunan bilgileri aktarmanın tek başına yeterli olmadığını açıkça vurgular. Kendisi uzun süre seyahat etmiş, maddeleri doğal ortamlarında görmüş, yerel halktan bilgi toplamış ve maddelerin etkileri konusunda pratik deneyime başvurmuştur. John Riddle’ın değerlendirmesinde Dioskorides’in yönteminin temelinde üç unsur öne çıkar: önceki yazılı kaynakları incelemek, doğrudan gözlem yapmak ve yerel bilgi sahiplerinden bilgi toplamak. (PubMed Central (PMC))
Bu noktada Dioskorides’in bilim tarihindeki pozisyonu daha net ortaya çıkar.
Onun yaptığı şey modern deneysel bilim değildir.
Kontrollü randomize çalışma yoktur.
Plasebo grubu yoktur.
İstatistiksel anlamlılık yoktur.
Aktif moleküllerin kimyasal izolasyonu yoktur.
Fakat bunun yerine başka bir şey vardır:
gözlem, karşılaştırma, kaynak eleştirisi, madde tanımlama ve pratik doğrulama.
Bu, antik dünyanın epistemik sınırları içerisinde son derece güçlü bir yöntemdi.
Özellikle bitkisel ilaçlarda en büyük sorunlardan biri zaten “ilaç ne?” sorusuydu. Aynı bitkinin farklı bölgelerde farklı adlarla bilinmesi, aynı adın farklı bitkilere verilmesi, kurutulmuş materyalin canlı bitkiye göre daha zor tanınması ve ikame maddelerin bulunması, ilaç bilgisini son derece kırılgan hale getiriyordu.
Dioskorides’in sisteminin asıl devrimci yönü burada ortaya çıkıyordu:
İlacın etkisini konuşmadan önce ilacın kimliğini mümkün olduğunca güvenceye almak.
“Askerî hekim” efsanesinin ardındaki gerçek
Dioskorides hakkında en yaygın anlatılardan biri, Roma ordusunun seferlerine katılan bir askerî hekim olduğudur. Bu nedenle onun Roma İmparatorluğu’nun farklı bölgelerinde dolaşarak bitkileri yerinde gördüğü sıkça yazılır.
Fakat akademik literatürde bu durum daha ihtiyatlı ele alınmaktadır.
Oxford Classical Dictionary, Dioskorides’in önsözündeki “military-like life” ifadesinin onun Roma ordusunda görev yaptığı şeklinde yorumlandığını, ancak bunun doğrudan kanıtlanmadığını vurgular. (OUP Academic)
Bu ayrıntı önemli çünkü Dioskorides’in biyografisinin büyük bölümü kendi eserindeki birkaç ifadeden ve daha sonraki geleneklerden yeniden oluşturulmuştur. Onun doğum ve ölüm tarihleri kesin değildir. Hayatının ayrıntılarını anlatan çağdaş bir biyografi bulunmaz.
Dolayısıyla “Dioskorides kesin olarak Nero’nun ordusunda görev yaptı ve bütün Akdeniz’i askerî seferlerde dolaştı” şeklindeki popüler anlatı, eldeki kanıtların ötesine geçer.
Buna rağmen seyahat ettiği konusunda güçlü göstergeler vardır. Eserindeki coğrafi ve yerel bilgiler, Yunan ana karası, Girit, Mısır, Petra ve Anadolu dahil geniş bir dünya hakkında bilgi sahibi olduğunu gösterir. (OUP Academic)
Daha da önemlisi, Dioskorides yalnızca kendi gözlemlerine dayanmaz.
Bu çok önemli bir bilinmeyendir.
Onun kitabındaki bilgilerin tamamının kendi gezilerinin ürünü olduğunu düşünmek yanlıştır. Araştırmalar, önceki otoritelerden, özellikle Sextius Niger gibi daha eski farmakolojik yazarlardan önemli ölçüde yararlandığını göstermektedir. Bu nedenle De materia medica, tek bir insanın saha günlüğünden ziyade, önceki literatür ile kişisel gözlemin birleştiği bir sentezdir. (Kuscholarworks)
Başka bir deyişle Dioskorides sadece gezgin değildi.
Bir derleyici, eleştirmen ve editördü.
Dioskorides bir botanikçi miydi?
Evet, fakat modern anlamda değil.
Dioskorides’in botanik dünyasına katkısı olağanüstüdür; fakat onun hedefi bitkileri “doğal akrabalık ilişkilerine” göre sınıflandırmak değildi. Theophrastos gibi düşünürlerin botanik çalışmalarıyla karşılaştırıldığında Dioskorides’in yaklaşımı belirgin biçimde farmasötiktir.
Bir bitkinin yaprak biçiminin ayrıntılı bir taksonomik analizinden çok, onun hangi ilaç olarak kullanılabileceği önemlidir.
Modern sınıflandırma için bu durum bir dezavantajdı.
Fakat eczacılık tarihi açısından büyük avantajdı.
Çünkü metin boyunca bitkinin fiziksel görünümüyle birlikte onun farmakolojik “gücü” veya dynamisi üzerinde durulur. Yakın tarihli araştırmalar da Dioskorides’in eserinin organizasyonunda bu dynamis fikrinin merkezi olduğunu, kitabın basit bir alfabetik herbal olmadığına dikkat çekmektedir.
Bu bakımdan De materia medica, bir bitki kataloğundan çok daha fazlasıdır:
doğal ürün → ilaç maddesi → hazırlama → uygulama → terapötik etki
zincirini kaydetmeye yönelik bir girişimdir.
Şifalı madde ile zehir arasındaki ince çizgi
Dioskorides dünyasında “ilaç” ve “zehir” birbirinden keskin biçimde ayrılmış kategoriler değildi.
Haşhaş, banotu, güzelavratotu ailesine ait maddeler ve başka güçlü bitkisel ürünler terapötik amaçlarla kullanılabiliyordu. Aynı maddelerin yanlış miktarı ise toksik olabiliyordu. Dolayısıyla De materia medica, yalnızca “şifalı bitkiler kitabı” değildir; aynı zamanda antik toplumların doz, hazırlama ve toksisite problemleriyle karşı karşıya olduğunu gösteren bir belgedir.
Bu durum modern farmakolojinin temel prensiplerinden biriyle ilginç bir paralellik taşır:
Bir maddenin etkisi, yalnızca ne olduğuna değil, ne kadar ve nasıl verildiğine de bağlıdır.
Ancak modern okuyucu burada dikkatli olmalıdır. Dioskorides’in doz tarifleri modern farmasötik doz eşdeğeri değildir. Antik ölçü birimleri, hazırlanış biçimleri, bitki türleri ve aktif bileşen konsantrasyonları standartlaştırılmış değildir.
Yani Dioskorides bize “modern bir doz rehberi” bırakmadı.
Bize, ilaçların etkilerinin madde, hazırlama ve miktar ilişkisine bağlı olduğu düşüncesinin erken bir tarihini bıraktı.
“Bitkinin adı” neden bazen bitkinin kendisinden daha önemliydi?
Antik farmakolojinin en büyük problemlerinden biri terminolojiydi.
Aynı bitkinin birden fazla adı olabilir.
Aynı isim farklı bitkilere verilebilir.
Bölgesel lehçeler farklı olabilir.
Bir bitkinin kurutulmuş kökü, yaprağı veya reçinesi başka bir ticari ürünle karıştırılabilir.
Dioskorides’in metinlerinde eşanlamlıların, yöresel adların ve yabancı isimlerin bulunması bu nedenle yalnızca filolojik bir merak değildir. Bunlar, antik farmasötik ticaretin ne kadar karmaşık olduğunu gösterir.
Daha sonraki yüzyıllarda bu isimlerin kopyalanması, çevrilmesi ve bazen yanlış yorumlanması ise devasa bir “botanik kimlik” problemi yaratmıştır.
Nitekim modern araştırmacılar, Dioskorides’te tanımlanan maddelerin çağdaş türlerle eşleştirilmesinin hâlâ her zaman kesin olmadığını vurgulamaktadır. Antik metinlerde bitki kimliklerinin belirlenmesi; dil, coğrafya, botanik morfoloji, arkeoloji ve tıp tarihinin birlikte kullanılmasını gerektirir.
Bu nedenle bugün bir makalede “Dioskorides şu bitkiyi kullanıyordu” demek, çoğu zaman göründüğünden daha iddialı bir cümledir.
Asıl soru şudur:
Dioskorides’in adlandırdığı bitki gerçekten bizim bugün aynı adla bildiğimiz tür müydü?
Bazı durumlarda evet.
Bazı durumlarda büyük olasılıkla.
Bazı durumlarda ise bundan emin olmak mümkün değildir.
Kayıp metin ile elimizdeki metin aynı şey değildir
Dioskorides’in çağımıza ulaşan metni de doğrudan MS I. yüzyıldaki kendi elinden çıkmış bir nüsha değildir.
Bu nokta çoğu popüler anlatıda gözden kaçar.
De materia medica yüzyıllar boyunca kopyalandı. Kopyacılar metne açıklamalar ekledi; bazı bölümler yeniden düzenlendi; bazı isimler eşanlamlı listelerine dönüştü; resimli nüshalar oluşturuldu.
Bu nedenle bugün “Dioskorides şöyle yazdı” dediğimiz zaman, aslında çoğu zaman yüzyıllar boyunca kopyalanmış bir metin geleneğinin rekonstrüksiyonundan söz ederiz.
Bu durum klasik filolojinin en önemli problemlerinden biridir.
Metin ne kadar eskiyse, modern araştırmacının önündeki görev de o kadar çok “hangi cümle gerçekten yazara ait?” sorusuna dönüşür.
Yakın tarihli çalışmalar, De materia medica’nın önsözünün bile metin tarihi bakımından tartışmasız olmadığını vurgulamaktadır.
Dolayısıyla Dioskorides araştırması yalnızca tıp tarihi değildir.
Aynı zamanda metin eleştirisi, paleografi, botanik ve farmakoloji tarihinin ortak çalışma alanıdır.
Viyana Dioskorides: Bir kitabın ikinci hayatı
Dioskorides’in ölümünden yaklaşık dört buçuk yüzyıl sonra, Konstantinopolis’te onun eserinin muhteşem bir nüshası hazırlanmıştır.
Bugün Vienna Dioscorides veya Codex Vindobonensis Med. gr. 1 adıyla tanınan bu elyazması yaklaşık MS 512 civarında üretilmiştir. Anicia Juliana için hazırlanan bu eser, yalnızca tıp tarihi açısından değil, geç antik dönem sanat tarihi açısından da olağanüstü öneme sahiptir.
Bu nüshanın hikâyesi özellikle çarpıcıdır.
Dioskorides’in I. yüzyılda yazdığı metin, VI. yüzyılda hâlâ o kadar önemliydi ki, son derece pahalı ve sanat açısından olağanüstü nitelikte bir elyazmasına dönüştürüldü.
Burada kitap artık sadece bir tıp kitabı değildir.
Aynı zamanda:
bilginin prestiji,
aristokratik kültür,
Hristiyanlaşan Roma dünyasında klasik mirasın korunması,
botanik illüstrasyon,
ve bilimsel otoritenin görsel olarak temsil edilmesi
aracına dönüşür.
Viyana nüshasının bitki tasvirleri tarihsel botanik açısından büyük ilgi uyandırmıştır. Fakat bunlar modern botanik illüstrasyonları gibi “fotoğrafik doğruluk” iddiasında değildir; kopyalama gelenekleri, sanatsal şemalar ve metinle görüntü arasındaki tarihsel ilişki dikkate alınmalıdır.
Yine de bu nüsha, Dioskorides’in metninin neden yüzyıllarca yaşadığını gösteren en görkemli kanıtlardan biridir.
Dioskorides ile Bizans arasında görünmeyen köprü
De materia medica‘nın tarihini yalnızca Antik Yunan’dan Rönesans Avrupa’sına uzanan düz bir çizgi olarak düşünmek büyük hata olur.
Asıl hikâye Bizans’tan geçer.
Yüzyıllar boyunca Dioskorides’in metni Yunanca tıp geleneğinde yaşamış; daha sonraki hekimler onun maddeler hakkındaki bilgilerini kullanmış ve yeniden yorumlamıştır. Eserin alfabetik veya farklı düzenlerde yeniden organize edilmesi de metnin kullanım amacının değiştiğini gösterir.
Bu nedenle Dioskorides’in eseri “değişmeden korunmuş klasik bir kitap” değildir.
Daha doğru ifade şudur:
Dioskorides sürekli yeniden okunan bir klasik haline gelmiştir.
Her dönem onun metnine kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir işlev vermiştir.
Arapça dünyaya geçiş: Dioskorides’in ikinci büyük yolculuğu
Dioskorides’in en önemli tarihsel başarısının yalnızca Latin Avrupa’da etkili olması olduğu düşünülür. Oysa hikâyenin çok daha büyük bir kısmı İslam dünyasında yaşanmıştır.
Antik Yunan farmakolojisinin Arapça dünyaya aktarılması sırasında De materia medica merkezi eserlerden biri haline geldi. Eserin Süryanice, Arapça, Farsça ve Latince gelenekleriyle ilişki kurması, onun Akdeniz’in ötesindeki bilimsel çevrelere taşınmasını sağladı.
Bu aktarım basit bir tercüme hareketi değildi.
Çevirmenler karşılaştıkları bitki adlarını yalnızca kelime kelime aktarmak zorunda değildi.
Şunu çözmek zorundaydılar:
Bu kelimenin işaret ettiği gerçek madde hangisidir?
Bu nedenle Dioskorides’in Arapça geleneği, büyük ölçüde botanik teşhis problemine dönüştü.
İslam dünyasında Dioskorides’in metni Galen ve diğer Yunan otoritelerinin eserleriyle birlikte yeniden yorumlandı. Akademik literatür, bu sentezin hem metinsel hem farmakolojik hem de sanatsal boyutları olduğunu göstermektedir.
Bu süreçte Dioskorides, İslam tıp geleneğinin pasif bir kaynağı olmaktan çıktı.
Yeni bir bilimsel geleneğin hammaddesi haline geldi.
İbn Sînâ’nın gölgesinde Dioskorides
Ortaçağ İslam dünyasının büyük hekimleri Dioskorides’i doğrudan veya dolaylı biçimde kullandılar. Daha sonra İbn Sînâ’nın el-Kânûn fi’t-Tıbb’ı ve özellikle İbnü’l-Baytar’ın geniş farmakobotanik çalışmaları, Dioskorides’in başlattığı doğal maddeler geleneğini çok daha geniş bir bilgi evrenine taşıdı.
Burada önemli olan, Dioskorides’in tek başına bütün Ortaçağ farmakolojisini belirlediğini söylemek değildir.
Aslında süreç karşılıklıdır.
Dioskorides → Bizans → Süryanice/Arapça aktarım → İslam farmakolojisi → Latin Avrupa
şeklinde basit bir ok yerine, çeviriler, yorumlar, karşılaştırmalar ve yeni maddelerin eklenmesiyle genişleyen bir bilgi ağı söz konusudur.
Bu nedenle Dioskorides’i “modern bilimin başlangıcı” olarak görmek kadar, onu yalnızca eski bir Grek hekim olarak görmek de yanlıştır.
O daha çok bir bilgi düğümüydü.
Rönesans: Matthioli ve Dioskorides’in yeniden keşfi
XVI. yüzyıla gelindiğinde matbaa devrimi Dioskorides’in kaderini yeniden değiştirdi.
El yazması çağında az sayıda kopyaya bağlı olan metin artık çok daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşabiliyordu.
Özellikle Pietro Andrea Mattioli, Dioskorides’in eserini yorumlayan ve açıklayan en etkili Rönesans isimlerinden biri oldu. Mattioli’nin yorumları, Dioskorides’in metnini yalnızca yeniden yayımlamakla kalmadı; bitkilerin tanımlanması, görsellerin geliştirilmesi ve eski metnin XVI. yüzyıl botanik bilgisiyle karşılaştırılması açısından yeni bir katman oluşturdu.
Bu dönemde önemli bir paradoks ortaya çıktı.
Dioskorides’in otoritesi o kadar büyüktü ki, Rönesans botanikçileri aynı zamanda onun metnine karşı çıkmak zorunda kaldılar.
Çünkü otoriteye sadakat ile doğada gördükleri bitkiler arasında zaman zaman uyuşmazlıklar vardı.
Böylece Dioskorides, ironik biçimde modern botaniğin gelişmesinin hem kaynağı hem de aşılması gereken otoritelerinden biri haline geldi.
Yakın dönem araştırmaları, XVI. yüzyıl tıbbi botaniğinde Dioskorides’in eserinin nasıl yeniden sınıflandırıldığı ve bitkilerin kimliklendirilmesindeki güçlükleri özellikle vurgulamaktadır.
Bilim tarihinin ironisi: Dioskorides’in başarısı aynı zamanda problem yarattı
Bir metin bin yıldan fazla süreyle otorite haline gelirse, iki şey olur.
Birincisi, bilgi korunur.
İkincisi, hatalar da korunabilir.
Dioskorides’in olağanüstü etkisi, antik ilaç bilgisinin kuşaklar boyunca aktarılmasını sağladı. Ancak aynı durum yanlış bitki eşleştirmelerinin, bozulmuş metinlerin ve anakronik yorumların da nesiller boyunca yaşamasına yol açabildi.
Bu nedenle modern tarihçiler artık “Dioskorides ne diyordu?” sorusunu tek başına sormaz.
Şunları da sorarlar:
Bunu hangi nüsha söylüyor?
Bu bölüm ne zaman eklenmiş olabilir?
Bitkinin kimliği gerçekten kesin mi?
Bilgi Dioskorides’in kendi gözlemi mi, yoksa daha eski bir kaynaktan mı geliyor?
Antik ilaç ile modern bitkinin kimyasal içeriği gerçekten karşılaştırılabilir mi?
Bu sorular, Dioskorides araştırmasını sıradan bir “antik tıp merakı” olmaktan çıkarıp modern disiplinlerarası bilim alanına dönüştürür.
De materia medica gerçekten modern farmakolojinin atası mı?
Bu soruya verilecek en doğru cevap:
Evet, fakat doğrudan değil.
Dioskorides’in eseri modern farmakoloji değildir.
Modern farmakoloji:
- etkin moleküllerin kimyasal izolasyonunu,
- reseptör farmakolojisini,
- doz-cevap ilişkilerini,
- deneysel modelleri,
- toksikolojiyi,
- farmakokinetiği,
- kontrollü klinik araştırmaları
gerektirir.
Dioskorides bunların hiçbirine sahip değildi.
Bununla birlikte modern farmakognozinin tarihsel öncüllerini düşünürsek, onun çalışması şaşırtıcı biçimde tanıdıktır.
Kaynak maddenin tanımlanması.
Doğal ortamın kaydedilmesi.
Kullanılan bitki kısmının belirtilmesi.
Hazırlama yönteminin açıklanması.
Doz ve uygulama biçiminin kaydedilmesi.
Terapötik etkinin gözlenmesi.
Bu nedenle Dioskorides’in eseri modern farmakolojiye doğrudan bir başlangıç noktası olmaktan çok, farmasötik düşüncenin tarihsel öncülü olarak görülmelidir.
Dioskorides’in “klinik araştırması” var mıydı?
Burada da dikkatli olmak gerekir.
Dioskorides çeşitli maddelerin terapötik etkilerinden söz eder ve pratik deneyime önem verir. Ancak onun yöntemini modern klinik araştırma olarak nitelendirmek tarihsel bir anakronizm olur.
Bir maddenin “faydalı” olduğunun gözlenmesi ile onun randomize kontrollü bir çalışmada etkin olduğunun gösterilmesi tamamen farklı epistemik kategorilerdir.
Antik metinlerdeki terapötik iddiaların bir kısmının daha sonra modern tıp tarafından doğrulanması mümkündür; bazıları ise muhtemelen etkisiz, belirsiz veya hatalıdır.
Modern bilim tarihçisi için asıl ilginç olan da budur.
Dioskorides’in kitabı “doğru ilaçların listesi” değildir.
İnsanların iki bin yıl önce doğayı nasıl gözlemlediğinin, maddelere nasıl anlam yüklediğinin ve onları nasıl tedaviye dönüştürdüğünün büyük bir veri arşividir.
536 bitki taksonu ve binlerce kullanım: Dioskorides’i yeniden okumak
Modern araştırmalar artık Dioskorides’i yalnızca klasik metin olarak değil, niceliksel bir veri seti olarak da değerlendirmektedir.
Bir çalışmada De materia medica geleneğinin ayrıntılı taranması sonucunda 536 bitki taksonu, 924 bitkisel ilaç ve 5.314 ayrı terapötik kullanım kaydedilmiştir. Bu tür çalışmalar, antik farmakolojik bilgiyi semptom, organ sistemi, bitki parçası, hazırlanış yöntemi ve terapötik amaç gibi kategoriler üzerinden yeniden analiz etmektedir.
Bu yaklaşım Dioskorides’in çalışmalarına tamamen yeni bir boyut kazandırıyor.
Çünkü artık şu tür sorular sorulabiliyor:
Hangi bitki parçaları daha çok kullanılıyordu?
Kökler mi, yapraklar mı, tohumlar mı?
Hangi bitkiler dermatolojik hastalıklarda daha yaygındı?
Hangi doğal ürünler antidot olarak düşünülüyordu?
Hangi maddeler nörolojik veya psikososomatik yakınmalar için kullanılıyordu?
Bu analizler Dioskorides’in eserinin yalnızca tarihsel bir metin değil, antik Akdeniz’in hastalık algısı ve tedavi kültürü hakkında büyük bir veri kaynağı olduğunu gösteriyor.
Bilinmeyenlerden biri: Dioskorides’in botanik bilgisi gerçekten ne kadar “kişiseldi”?
Bu soru hâlâ kesin olarak cevaplanmış değildir.
Popüler anlatı Dioskorides’i elinde defterle Akdeniz’i dolaşan, her bitkiyi bizzat inceleyen bir antik bilim insanı olarak resmeder.
Bu görüntünün romantik bir tarafı vardır.
Ama gerçek daha karmaşıktır.
Çalışmasında önceki yazarlardan alınmış önemli miktarda bilgi vardır. Araştırmalar, De materia medica’nın yalnızca kişisel gözlem üzerine kurulmadığını göstermektedir.
Dolayısıyla bir bitkinin coğrafi dağılımının Dioskorides’in gerçekten oraya giderek yaptığı gözlem sonucu kaydedilmiş olması şart değildir.
Bu durum eserinin değerini azaltmaz.
Tam tersine onun çağının bilimsel pratiğini daha iyi gösterir.
Dioskorides’in gerçek dehası belki de her şeyi kendisinin keşfetmesi değil, farklı bilgi türlerini aynı metin içinde birleştirebilmesiydi:
eski yazılı kaynaklar,
kişisel gözlemler,
yerel halk bilgisi,
hekimlerin pratik deneyimi,
ticari ürün bilgisi
ve farmasötik hazırlama teknikleri.
Başka bir bilinmeyen: Dioskorides’in kitabı başlangıçta gerçekten nasıl görünüyordu?
Bugün De materia medica denildiğinde çoğu insanın zihninde renkli bitki resimleri belirir.
Fakat burada önemli bir tarihsel problem vardır.
Elimizdeki en ünlü resimli nüshalar, Dioskorides’in yaşadığı dönemden yüzyıllar sonrasına aittir. Özellikle Vienna Dioscorides, VI. yüzyıla tarihlenir. Dolayısıyla bu görsellerin I. yüzyıldaki orijinal metnin birebir resimleri olduğunu düşünmek mümkün değildir.
Bu, Dioskorides’in orijinal metninin görselsiz olduğu anlamına da gelmez.
Sadece şu anki kanıtlarımızla ilk nüshanın tam görsel biçimini kesin olarak yeniden kuramayacağımız anlamına gelir.
Böylece ünlü Viyana elyazması yalnızca Dioskorides’in kitabını “koruyan” bir eser değil, aynı zamanda Dioskorides’in nasıl okunması gerektiğini belirleyen bir ortaçağ yorumudur.
Bir ilaç kitabı nasıl medeniyetler arası bir kitaba dönüştü?
Dioskorides’in tarihini anlatırken en büyüleyici gerçek belki de şudur:
Birinci yüzyılda Anadolu’da yazılmış bir Yunanca eser, yaklaşık iki bin yıl boyunca farklı toplumların ortak tıbbi sözlüğüne dönüşmüştür.
Roma hekimleri onu okudu.
Bizans hekimleri kopyaladı.
Süryanice ve Arapça bilginler tercüme etti.
İslam dünyasının farmakologları yeniden yorumladı.
Latin Ortaçağı onu yeniden kullandı.
Rönesans botanikçileri resimledi.
Matbaacılar çoğalttı.
Modern tarihçiler metni kritik edisyonlarda yeniden kurdu.
Botanistler bitkileri yeniden teşhis etmeye çalıştı.
Farmakologlar bazı bitkilerin gerçekten biyolojik olarak aktif olup olmadığını araştırdı.
Bu anlamda Dioskorides’in kitabı yalnızca antik bir bilim eseri değildir.
O, bilginin kültürler arasında nasıl hareket ettiğinin bir örneğidir.
Dioskorides neden hâlâ önemlidir?
Dioskorides’in önemi “ilk kez şifalı bitkileri anlatmış olması” değildir. Bu doğru olmaz. Ondan çok önce farklı toplumların zengin bitkisel ve farmasötik gelenekleri vardı.
Önemi başka yerde yatıyor.
Dioskorides, doğal maddeler hakkındaki bilgiyi adlandırılabilir, tanımlanabilir, hazırlanabilir, uygulanabilir ve aktarılabilir bir bilgi sistemine dönüştürdü.
Bu sistem kusursuz değildi.
Ama olağanüstü dayanıklıydı.
Nitekim Avrupa ve Akdeniz materia medica geleneğinin yüzyıllar boyunca sürekliliğini inceleyen araştırmalar, Dioskorides dönemiyle başlayan doğal ilaç repertuvarının çok uzun süre yaşamaya devam ettiğini göstermektedir.
Bu süreklilik yalnızca kültürel bir anıt niteliğinde değildir.
Bugün fitoterapi, farmakognozi ve doğal ürün araştırmalarında tarihsel tıbbi metinlerin yeniden incelenmesinin nedenlerinden biri de budur. Tarihsel kullanım kayıtları, tek başına modern etkinlik kanıtı değildir; fakat hangi doğal maddelerin araştırılmaya değer olduğunu gösteren hipotez kaynakları olabilir. Modern tarihsel-farmakolojik çalışmalar da Dioskorides’in eserinin yeni ilaç keşfi ve geleneksel kullanımın araştırılması açısından veri sağlayabileceğine dikkat çekmektedir.
Sonuç: Dioskorides’in asıl mirası bir bitki listesi değildir
Pedanius Dioskorides’i yalnızca “antik çağın en ünlü bitki yazarı” olarak tanımlamak onun tarihsel önemini küçültür.
O, doğa ile tıp arasındaki ilişkiyi yeniden düzenleyen bir düşünce biçiminin temsilcisiydi.
Dioskorides’in önünde çok eski bir sorun vardı:
Doğa sonsuzdu, fakat insanın tedavi seçenekleri sınırlıydı.
Bir bitkinin binlerce farklı niteliği olabilirdi; hekim ise onun yalnızca belirli bir kısmıyla ilgileniyordu. Hangi kısmı kullanılmalıydı? Hangi durumda? Nasıl hazırlanmalıydı? Ne kadar verilmeliydi? Nasıl tanınmalıydı? Başka maddelerden nasıl ayırt edilmeliydi?
Dioskorides bu soruların tamamını tek bir sistem içinde toplamaya çalıştı.
İşte bu nedenle De materia medica yalnızca bir herbal değildir.
O, antik dünyanın ilaç maddeleri üzerine kurulmuş büyük bir bilgi mimarisidir.
Ve belki de Dioskorides’in en modern yanı, eserinin sonunda verdiği belirli bir ilaç önerisi değil, bilginin kendisi hakkında geliştirdiği tavırdır:
Bir şeyi yalnızca eski bir yazar söyledi diye kabul etmemek; mümkün olduğunca onu görmek, tanımak, karşılaştırmak, hazırlamak ve sınamak.
Bu yaklaşım modern bilimin kendisi değildir.
Fakat modern bilimin bazı temel reflekslerinin çok daha eski bir yankısıdır.
Dioskorides’i iki bin yıl sonra hâlâ okunabilir kılan şey de budur. Onun gerçek mirası belirli bir bitkiden çok daha büyüktür: doğadan elde edilen bir maddenin, gözlem yoluyla bilgiye ve bilgiden tedaviye dönüştürülebileceği fikri.
Bugün farmasötik laboratuvarlarda bir bitkinin yapraklarından yeni bir molekül izole edilirken, doğal ürün kimyası eski bir bitkinin farmakolojik etkisini moleküler düzeyde incelerken veya tarihçiler bir antik metindeki bitkinin hangi türe karşılık geldiğini çözmeye çalışırken, Dioskorides’in sorusu hâlâ yaşamaktadır:
Elimizdeki madde gerçekten nedir ve onun hakkında bildiğimizi nasıl biliyoruz?
Dioskorides’in yaklaşık iki bin yıl sonra bile bilim tarihindeki gücü, bu soruyu ilk kez sormuş olması değil; onu sistematik bir ilaç bilgisinin merkezine yerleştirmiş olmasıdır.
- John M. Riddle, Dioscorides (2), of Cilician Anazarbus, medical writer, 1st cent. CE, Oxford Classical Dictionary, 2016, DOI: 10.1093/acrefore/9780199381135.013.2232.
- John Scarborough & Vivian Nutton, The Preface of Dioscorides’ Materia Medica: Introduction, Translation, and Commentary, Transactions & Studies of the College of Physicians of Philadelphia, 4(3), 187–227, 1982.
- John M. Riddle, Book Review: De materia medica, Medical History, 50(4), 553–554, 2006.
- John Scarborough, Dioscorides of Anazarbus for moderns—an essay review, Pharmacy in History, 49(2), 76–80, 2007.
- Rifat Vedat Yildirim, Studies on De Materia Medica of Dioscorides in the Islamic era, Asclepio, 65(1), p007, 2013. DOI: 10.3989/asclepio.2013.07.
- Alain Touwaide ve Emanuela Appetiti, Taxonomical Trouble in 16th-Century Medical Botany. Pietro Andrea Mattioli on Dioscorides, De materia medica, 2026.
- Back to the roots: a quantitative survey of herbal drugs in Dioscorides’ De Materia Medica, Journal of Ethnopharmacology, 2016; çalışma 536 bitki taksonu, 924 bitkisel ilaç ve 5.314 terapötik kullanımı niceliksel olarak analiz etmektedir.