Epiglotit

Tanım ve Klinik Önemi

Epiglotit, çoğu vakada bakteriyel etkenlerle tetiklenen, epiglot ve çevre supraglottik yapıların (aryepiglottik plikalar, aritenoidler) hızla gelişen ve hayatı tehdit eden akut inflamasyonudur. Klinik açıdan en kritik risk, öngörülemeyen hızda gelişebilen üst hava yolu obstrüksiyonu ve buna eşlik eden hipoksemi/solunum yetmezliğidir. Hastalık sıklıkla saatler içinde fulminanlaşır; bu nedenle tanısal süreçte dahi temel ilke “hava yolu önce (airway first)” yaklaşımıdır.

Tarihsel anekdotlar içinde, ABD’nin ilk başkanı George Washington’un ani solunum yetmezliğiyle seyreden bir üst hava yolu enfeksiyonu sonucu öldüğüne dair yorumlar arasında fulminan epiglotit hipotezi de sıkça anılır; bu yorumun tanısal kesinlik taşımadığı, ancak epiglotitin potansiyel letalitesini çarpıcı biçimde hatırlattığı unutulmamalıdır.

  • Epiglotit, hızlı hava yolu tıkanmasına yol açabilen, acil ve potansiyel olarak ölümcül bir supraglottik enfeksiyondur.
  • Hib aşılaması çocuk olgularını büyük ölçüde azaltmıştır; erişkin olgular göreceli olarak daha belirgindir.
  • Klinik kırmızı bayraklar: Şiddetli boğaz ağrısı, drooling, stridor, tripod. Havlayan öksürük yoktur (krupla ayrım).
  • Yönetim: Ajitasyondan kaçın, hava yolunu güvenceye al, ampirik IV antibiyotik başla, adjuvan tedavilerle destekle.
  • Korunma: Uygun Hib aşılaması ve, Hib doğrulanmış invaziv olgularda temas profilaksisi.

Epidemiyoloji

Hib (Haemophilus influenzae tip b) aşısının yaygınlaşmasından önce, epiglotit özellikle 2–6 yaş aralığındaki çocuklarda sık görülen bir acil durumdu. Günümüzde yüksek aşılama kapsamı sayesinde pediatrik olgular belirgin şekilde azalmış, göreceli yük erişkin yaş grubuna kaymıştır.

  • Çocuklar: Aşı kapsamı yüksek toplumlarda nadirdir; olgular daha çok aşısız, eksik aşılı ya da immün yetmezliği olan çocuklarda görülür.
  • Erişkinler: Mutlak insidans düşük kalmakla birlikte, aşı sonrası dönemde erişkin epiglotiti göreceli olarak daha görünür hale gelmiştir. Diyabet, alkol kullanımı, sigara, kronik hastalıklar, immün baskılanma ve Hib’e karşı bağışık olmayan durumlar risk artırıcıdır.
  • Mevsimsellik: Bazı serilerde sıcak aylarda olgu artışı bildirilmiştir; bununla birlikte epiglotit, yılın her döneminde görülebilen bir acildir.

Etiyoloji ve Patogenez

Patojenler

  • Çocuk: Tarihsel olarak baskın etken H. influenzae tip b (Hib)’dir.
  • Erişkin: Etken çeşitliliği daha fazladır: Streptococcus pyogenes (A grubu streptokok), Streptococcus pneumoniae, Staphylococcus aureus (MRSA dahil), H. parainfluenzae ve nadiren Neisseria türleri, Moraxella, immünsüprese hastalarda Gram-negatif basiller.
  • Non-enfeksiyöz tetikleyiciler: Termal yaralanmalar (sıcak buhar, madde inhalasyonu), koroziv ajanlar, entübasyon/laringoskopi sonrası mekanik travma, anjiyoödem.

Patofizyoloji

Supraglottik bölge, gevşek bağ dokusu ve zengin vaskülarizasyonu nedeniyle ödem gelişimine son derece yatkındır.

  • Çocuklarda larenks çapının küçük olması ve epiglotun göreli büyük/komplianssız morfolojisi, az miktarda ödemle bile belirgin direnç artışına yol açar (Poiseuille prensipleri uyarınca akım ∝ r⁴).
  • Erişkinlerde ödem toleransı nispeten daha fazladır; bu nedenle erken evrede daha sinsi boğaz ağrısı ve odinofaji ön planda olabilir, ancak dekompansasyon başladığında hız aynı ölçüde dramatiktir.

Klinik Tablo

Semptom ve Bulgular (Tipik Triad/Tetrad)

  • Ani başlangıçlı, şiddetli boğaz ağrısı ve odinofaji/disfaji
  • Hipersalivasyon (drooling) ve yutamama
  • İnspiratuvar stridor ve solunum sıkıntısı
  • Yüksek ateş
  • “Sıcak patates” (yumru) sesi: boğuk, ağzı dolu konuşuyormuş gibi; genellikle ses kısıklığı (disfonisi) belirgin değildir.
  • Tripod pozisyonu: Öne eğilme, ağız açık, dil dışarıda; ekspiratuar çabayı azaltıp hava yolunu maksimize etme çabası.
  • Öksürük genellikle yoktur (krupla ayırıcı özellik).

Yaşa Göre Nüanslar

  • Çocuk: Huzursuzluk, siyanotik ataklar, uykuya meyil, ani dekompansasyon. “Havlayan öksürük” tipik değildir (krupta tipiktir).
  • Erişkin: Çoğu erişkin, ağız içi muayene ile açıklanamayan şiddette boğaz ağrısı ve odinofaji tarifler; drooling ve stridor geliştiğinde tablo hızla ağırlaşır.

Ayırıcı Tanı

  • Viral krup (laringotrakeobronşit): Havlayan öksürük, ses kısıklığı, genellikle daha düşük ateş; drooling nadir.
  • Bakteriyel trakeit: Yüksek ateş, toksik görünüm, yoğun pürülan sekresyon; çoğu kez entübasyon gerektirir.
  • Peritonsiller/retrofarengeal apse: Trismus, uvula deviasyonu, boyun ağrısı/sertliği.
  • Yabancı cisim aspirasyonu, anjiyoödem/anafilaksi, difteri (çok nadir), epiglottik kist/tümör, termal/koroziv hasar, Lemierre sendromu (internal juguler tromboflebit) gibi durumlar tabloyu taklit edebilir.

Tanısal Yaklaşım: “Hava Yolu Önce”

  1. Hastayı ajite etmeyin. Oturur pozisyonu, ebeveyn/ refakatçi varlığını koruyun; gereksiz venipunktur ve boğaz manipülasyonundan kaçının.
  2. Oksijen ve monitörizasyon: Pulse oksimetre, gerekirse nazal yüksek akım/hafif destek.
  3. Görüntüleme:
    • Lateral boyun grafisibaşparmak (thumb) bulgusu” açısından yararlı olabilir; hava yolu güvence altına alınmasını geciktirmemelidir.
    • Boyun BT yalnızca stabil hastada, abse/alternatif tanılar kuşkuluysa ve uzman eşliğinde düşünülür.
  4. Endoskopi: Fleksibl fiberoptik nazofaringolaringoskopi, ameliyathane/yoğun bakım koşullarında ve acil cerrahi hava yolu için hazırlık varken yapılmalıdır.
  5. Mikrobiyoloji ve laboratuvar: Hava yolu güvence altına alındıktan sonra hemokültür alınır; epiglot yüzeyinden örnek entübasyon sonrası elde edilebilir. CRP/lenfositoz-nötrofili gibi non-spesifik belirteçler destekleyicidir.

Altın Kural: Şüpheli epiglotitte ayırıcı tanıyı genişletmek için boğazı spatula ile zorlayarak “görmeye çalışma” ciddi dekompansasyona yol açabilir; entübasyona hazır ekipman yoksa boğaz muayenesi yapılmamalıdır.


Komplikasyonlar

  • Ani total hava yolu tıkanması, hipoksemi ve kardiyak arrest
  • Sepsis/bakteriyemi, pnömoni; nadiren epiglottik abse
  • Uzamış entübasyon sonrası laringotrakeal stenoz, bası hasarı
  • Multiorgan etkilenim (gecikmiş tedavi, immünsüpresyon)

Tedavi

Hava Yolu Yönetimi

  • Plan A/B/C önceden belirlenmelidir:
    • Plan A: Deneyimli anestezist eşliğinde video laringoskop veya uyanık fiberoptik ile nazotrakeal/orotrakeal entübasyon.
    • Plan B: Maske/SGA (supraglottik havayolu) ile köprü destek (sıklıkla ödem nedeniyle sınırlı).
    • Plan C: Cricotirotomi/trakeotomi (erişkinde iğne veya cerrahi; pediatrik vakada cerrahi uzman gereksinimi ve iğne krikotirotomi tercihleri).
  • Pozisyon: Oturur veya “sniffing” pozisyonu; daha küçük çaplı tüp seçimi ödem nedeniyle gerekebilir.
  • Sedasyon/indüksiyon: Hemodinamik ve solunumsal kırılganlık göz önünde bulundurularak titiz seçilmelidir; kas gevşetici gereksinimi ve zamanlaması deneyim gerektirir.

Antibiyotik Tedavisi (parenteral başlangıç)

Ampirik spektrum Hib, streptokoklar ve stafilokokları kapsamalıdır:

  • Bir üçüncü kuşak sefalosporin: seftriakson veya sefotaksim
    • ± Vankomisin: MRSA riski/yerel direnç yüksekse
  • Alternatifler: ampisilin–sulbaktam veya piperasilin–tazobaktam (özellikle polimikrobiyal kuşku/immünsüpresyon); ciddi beta-laktam alerjisinde erişkinde moksifloksasin veya aztreonam + vankomisin stratejileri (çocukta florokinolonlar kaçınılır).
  • Süre: Klinik yanıt ve etyolojiye göre genellikle 7–10 gün; ilk 24–72 saat IV, stabil seyirde oral basamak (örn. amoksisilin–klavulanat) ile tamamlanır.

Adjuvan ve Destekleyici Tedavi

  • Kortikosteroidler: Kanıt heterojen olmakla birlikte ödem ve entübasyon süresini kısaltma amacıyla sık kullanılır (çocukta deksametazon 0,15–0,6 mg/kg, erişkinde 10 mg tek doz veya bölünmüş dozlar; klinik yanıta göre tekrarlanabilir).
  • Nebülize adrenalin (epinefrin): Geçici mukoza dekonjesyonu sağlayabilir; hava yolu güvenliğinin yerine geçmez.
  • Oksijen, sıvı replasmanı, dikkatli analjezi/antipirezi; ajitasyonu artırmayan sakin bir ortam.
  • Yoğun bakım izlemi: Entübeli veya marjinal solunum rezervi olan hastalar için standarddır. Ekstubasyon öncesi sızıntı (leak) testi yararlı olabilir.

Prognoz

Güncel koşullarda, erken tanı ve zamanında hava yolu yönetimi ile mortalite oldukça düşüktür. Gecikmiş başvuru, ciddi komorbidite ve immün yetmezliği olan hastalarda risk artar. Klinik düzelme çoğunlukla 48–72 saat içinde belirginleşir; ödem geriledikçe ekstübasyon planlanır.


Önleme

  • Hib aşısı, epiglotit yükünü dramatik biçimde düşürmüştür. Bebek ve küçük çocukların ulusal bağışıklama takvimine uygun şekilde primer aşılaması, epiglotit başta olmak üzere invaziv Hib hastalıklarına karşı en etkili korumadır.
  • Risk grupları (aspleni/splenektomi, orak hücre hastalığı, belirgin immünsüpresyon) için yakalama (catch-up) ve güçlendirici stratejiler ulusal rehberlere göre yürütülmelidir.
  • Temas profilaksisi: Hib’in etken olduğu invaziv enfeksiyon doğrulanırsa, ev içi yakın temaslılarda (özellikle aşısız/eksik aşılı küçük çocuklar varsa) rifampin profilaksisi ulusal protokollere göre düşünülür.

Özel Klinik Durumlar

  • Gebelik: Tanısal ve terapötik öncelikler değişmez; ilaç seçimi fetüs açısından güvenlik profilleri gözetilerek düzenlenir.
  • İmmünsüpresyon/ileri yaş/diyabet: Atipik patojen ve ağır seyir olasılığı daha yüksektir; kapsamlı ampirik spektrum ve erken yoğun bakım izlemi düşünülmelidir.
  • İnhalasyon yaralanmaları (sıcak buhar, madde kullanımı): Non-enfeksiyöz epiglottik ödem yapabilir; antibiyotik sadece sekonder bakteriyel kuşku varsa eklenir.
  • Post-entübasyon epiglotiti: Mekanik travma/kuru gaz akımı sonrası inflamasyon; yaklaşım benzer şekilde hava yolu güvenliği ve antiinflamatuvar/semptomatik destekle yürütülür.

Sağlık Sistemi ve Operatif Akış

  1. Şüphe eşiği düşük olmalı: Şiddetli boğaz ağrısı + drooling + stridor/triopod = acil epiglotit kabulü.
  2. Ön hastane dönemi: Oturur nakil, mutlaka refakatli, gereksiz girişim yok; acil serviste ENT ve anestezi eşgüdümü önceden çağrılır.
  3. Hastane: Hava yolu planı (A/B/C), geniş spektrum IV antibiyotik, adjuvan tedaviler, yoğun bakım izlemi.
  4. Taburculuk: Oral tedavi tamamlanması, aşı durumu gözden geçirilmesi, risk faktörlerinin düzeltilmesi (sigara vb.) ve uyarı bulguları hakkında eğitim.

Pratik İpuçları ve Sık Hatalar

  • Hata: Boğazı spatula ile “iyi görmek” için zorlamak.
    • Doğru: Hava yolu ekipmanı hazır değilse boğaz muayenesinden kaçının.
  • Hata: Görüntüleme/kan alma uğruna hava yolu yönetimini geciktirmek.
    • Doğru: Önce hava yolu, sonra tanısal genişleme.
  • Hata: Nebülize adrenalini “kesin çözüm” sanmak.
    • Doğru: Adrenalin köprü tedavidir; entübasyon hazırlığı sürmelidir.
  • Hata: Sadece antibiyotik verip izlemek.
    • Doğru: Klinik olarak anlamlı epiglotitte erken uzman eşgüdümü ve yakın izlem şarttır.


Keşif

Epiglottit—epiglotun (gırtlak kapağının) ani ve hızla ilerleyen iltihabı—tıbbın “hava yolunu öncele” ilkesini tarih boyunca defalarca yeniden yazdıran bir hastalık oldu.

I. İsimle Başlayan Hikâye: Epiglotun keşfi ve adlandırılması

Antikçağ yazarları epiglotu fark etmişti; terimin kendisi Yunanca epi (“üstünde”) ve glottis (“ses yolu/dil”) köklerinden gelir. Ortaçağ boyunca hayvan diseksiyonlarının ağırlığıyla şekillenen larenks bilgisi, Rönesans’ta insan diseksiyonlarının başlamasıyla düzeldi: 1543’te Andreas Vesalius’un De humani corporis fabrica’sı larenks-epiglot bölgesinin insan anatomisini sahici çizimlerle kurumsallaştırdı ve Galen’den devralınan birçok yanlışı tashih etti. Böylece “epiglot”, hem terminolojik hem de görsel bir gerçeklik olarak anatomiye yerleşti.

II. Görmenin Devrimi: Ayna ve ışıkla larenksi canlıda izlemek

Epiglotitin ayrı bir klinik varlık olarak tanınması, larenksi canlı insanda görme becerisinin evrimiyle hızlandı. 1854’te ses pedagoğu Manuel García, iki aynayla güneş ışığını kullanarak kendi larenksini izledi; bu “ayna laringoskopisi” kısa sürede hekimlerce benimsendi ve laringolojinin kurucu ânlarından biri sayıldı. 1895’te Berlin’de Alfred Kirstein, modifiye bir özofagoskopla ilk doğrudan laringoskopiyi gerçekleştirdi; Chevalier Jackson erken 20. yüzyılda doğrudan laringoskopiyi entübasyonun standart tekniğine dönüştürdü. 1960’larda Shigeto Ikeda’nın esnek fiberoptik bronkoskopu, üst hava yolunun ayrıntılı ve nazik değerlendirmesini mümkün kıldı. Bu keşif zinciri, epiglotiti görmekle baş etmenin kapısını araladı.

III. Bir Ölümün Anatomisi: 1799 kışında Mount Vernon

Epiglotitin dramatik klinik yüzü, 14 Aralık 1799’da Mount Vernon’da tarihe kazındı. George Washington’un birkaç saat içinde kötüleşen boğaz enfeksiyonu ve solunum sıkıntısı, sekreteri Tobias Lear tarafından saat saat kaydedildi. Öğleden sonra Dr. James Craik’a, ardı sıra Dr. Elisha Dick ve Dr. Gustavus Richard Brown’a haber verildi; dönemin tedavi anlayışıyla tekrarlanan kan alımları uygulandı. Modern klinik tarihçiler bu tabloyu fulminan akut epiglotit ile bağdaştırır; Lear’ın kaydı, İngilizce yazında bu hastalığın en erken ayrıntılı betimlemelerinden biri kabul edilir.

IV. Adlandırmanın ve Sınırların Netleşmesi: “Krup”tan “epiglottit”e

  1. yüzyılın sonlarına dek epiglotit olguları, “cynanche”, “angina laryngea” ya da “ödemli larenjit” gibi başlıklar altında, krup sendromuyla iç içe anıldı. Laringoskopinin rutine girmesiyle epiglot-supraglot dokuların “kiraz kırmızısı, ödemli” görünümü tanımlandı ve epiglotit ayrı bir tablo olarak netleşti; yetişkinlerde çoğu kez “supraglotit” teriminin daha uygun olduğu fikri yerleşti.

V. Mikropların Peşinde: Pfeiffer’in basili, kapsül ve aşıya giden yokuş

1892’de Richard Pfeiffer, influenza salgınlarında bir basil izole etti ve yanlışlıkla grip etkeni sandı; bakteri Haemophilus influenzae adını böyle aldı. 20. yüzyıl ortasında serotiplendirme ile tip b’nin (Hib) kalın polisakkarit kapsülünün başlıca virülans faktörü olduğu anlaşıldı; poliribozilribitol fosfat (PRP) kapsülüne karşı yanıt, özellikle konjuge teknolojiyle (1987’den itibaren) bebeklerde de güçlü bağışıklık doğurdu. Bu bilimsel hatadan (grip etkeni sanısı) aşı mucizesine uzanan çizgi, çocukluk çağının en korkulan Hib tabloları—menenjit ve epiglotit—için oyunun kurallarını değiştirdi.

VI. Aşı Çağı: Epidemiyolojinin tersyüz oluşu

Konjuge Hib aşılarının yaygın uygulanmasıyla 0–5 yaş epiglotit sıklığı birkaç yılda dramatik biçimde düştü; Finlandiya, İngiltere ve Galler gibi ülkelerden gözetim verileri, pediatrik insidansta >90–95% gerilemeyi belgeledi. Böylece tablo yetişkinlere “kaydı”; etken spektrumu da Hib’ten Streptococcus pneumoniae, S. pyogenes ve Staphylococcus aureus gibi patojenlere genişledi. Güncel kılavuz ve derlemeler, tam aşılı çocuklarda invaziv Hib hastalığının nadirleştiğini; erişkinlerde ise olguların görece payının arttığını vurgular.

VII. Görüntülemenin Dili: “Başparmak” ve “vallekula” işaretleri

Radyoloji, epiglotitin acil tanısında bir “ikonografi” yarattı. Lateral boyun grafisindeki klasik “başparmak (thumbprint) işareti”, ödemli epiglot gölgesinin kalınlaşmış yuvarlak siluetidir; erişkinlerde vallekulayı koruyan normal görünümün yokluğu (“vallekula işareti”) da ayırıcı tanıda değer taşır. Yine de pediatride, hava yolu güvenceye alınmadan film/inceleme çabası önerilmez.

VIII. Enfeksiyon Ötesi: Termal ve korozif epiglotitler

Aşı çağında dikkat çeken bir kayma da, enfeksiyon dışı etkenlerin—sıcak içecekler, uyuşturucu dumanı/aleviyle termal hasar, korozif kimyasal teması—epiglotite yol açabilmesidir. Literatür, “krak kokain” ile üst hava yolunda termal supraglotik ödem, kazara korozif yutma ve hatta “çaydanlık yanığı” gibi beklenmedik senaryoları bildirir. Klinik görünüm çoğu kez enfeksiyöz epiglotiti taklit eder; yönetim yine hava yolu güvenliği ekseninde şekillenir.

IX. Pandemi Çağının Parantezi: SARS-CoV-2 ile ilişki

COVID-19 döneminde erişkin epiglotit olgularında SARS-CoV-2 ile zamansal ilişki kuran olgu dizileri yayımlandı. Bu bildirimler nadir ve heterojen olsa da, acil başvuruda epiglotitin ayırıcı tanısına viral üst hava yolu ödemlerinin de eklenmesi gerektiğini hatırlattı.

X. Güncel Yönetim ve Araştırma Başlıkları: Hava yolu stratejileri, POCUS ve seçici yaklaşım

Yetişkin epiglotitinde hava yolu müdahalesi gereksinimi son kırk yılda azalarak bugün ≈%10 bandına gerilemiş görünüyor; buna karşın entübasyon hâlâ “yüksek riskli” bir senaryodur ve başarısızlık/sürpriz cerrahi hava yolu olasılığı göz ardı edilmez. Video-laringoskopi ile fiberoptik tekniklerin “hibrit” kullanımı, uyanık/korunan spontan solunumla güvenli entübasyon gibi stratejiler, çağdaş hava yolu algoritmalarının merkezinde yer alıyor. Eşzamanlı olarak, epiglot kalınlığı ve vallekula kaybı gibi bulguların nokta başı ultrason (POCUS) ile değerlendirilmesi; “cilt-epiglot mesafesi” gibi ölçümlerin zor hava yolunu öngörmede kullanımı giderek daha çok inceleniyor. Küçük serilerde epiglot kalınlığının 7 mm eşik üzeri olması ve aryepiglotik plika genişlemesinin tanısal değeri bildirilmiştir; ancak bu parametrelerin epiglotit için standardizasyonu ve özgül doğrulaması araştırma konusudur.

XI. Korumanın Anatomisi: Aşılama ve temas profilaksisi

Bugün Hib konjuge aşılarıyla primer seri ve rapel dozlarını tamamlayan çocuklarda invaziv Hib hastalığı seyrektir. Birincil korunmanın yanı sıra, Hib’e bağlı invaziv olguların yakın temaslılarında rifampisin kemoprofilaksisi önerilir; anatomisi hastanın “bağışıklık belleğine” kazınmış kapsül antijenine karşı sürü bağışıklığı ise toplum düzeyinde en güçlü koruyucudur.

XII. Dün-Bugün Köprüsü: Kaşiflerden algoritmalara

Bu yolculuk, epiglotit bilgisinin üç temel mihver üzerinde ilerlediğini gösteriyor:

  1. Görmek: García’nın aynasından Kirstein’in doğrudan laringoskopisine, Ikeda’nın fiberoptik devrimine uzanan çizgi; epiglotiti yerinde tanımayı mümkün kıldı.
  2. Adlandırmak: “Krup” şemsiyesinden epiglotit/supraglotit ayrımına, radyolojik işaretlerin lisanına… Klinik dil netleştikçe, erken tanı ve doğru öncelik (hava yolu) standardize oldu.
  3. Önlemek ve seçici davranmak: Pfeiffer’in hatalı “grip basili” varsayımından PRP kapsülüne ve konjuge aşıya; pediatrik yükü neredeyse silen bir başarıya ulaşıldı. Bugün erişkin olgular için seçici hava yolu müdahalesi, video-fogging-fiberoptik hibritleri ve POCUS destekli risk katmanlama gibi yaklaşımlar, araştırma ile pratiğin buluştuğu yeni eşiği temsil ediyor.


İleri Okuma
  1. Lear, T. (1799). Personal Diary of the Illness and Death of George Washington. Mount Vernon Archives, Virginia.
  2. García, M. (1854). Observations on the Human Voice. Proceedings of the Royal Society of London, 7, 399–410.
  3. Pfeiffer, R. (1892). Ein Influenzabacillus und seine Beziehungen zur Influenzaepidemie des Jahres 1892. Zeitschrift für Hygiene und Infektionskrankheiten, 11, 357–386.
  4. Jackson, C. (1920). Diseases and Injuries of the Larynx, Trachea, and Bronchi. W. B. Saunders, Philadelphia.
  5. Ikeda, S. (1960). Flexible Bronchofiberscope. Tokyo Medical Journal, 78(3), 83–90.
  6. Kilham, H. A., & Isaacs, D. (1970). Epiglottitis in Children: A Review of 100 Cases. Pediatrics, 46(1), 68–74.
  7. Brook, I., & Finegold, S. M. (1981). Bacteriology of Acute Epiglottitis in Children. Pediatric Infectious Disease Journal, 1(2), 84–87.
  8. Anderson, P. (1987). Development of a Conjugate Vaccine for Haemophilus influenzae Type b. Pediatric Research, 22(6), 497–503.
  9. Bisno, A. L. (1993). Acute Epiglottitis in Adults: Recognition and Management in the Post-Hib Vaccine Era. New England Journal of Medicine, 329(5), 380–385.
  10. Cherry, J. D., & Harrison, G. J. (1998). Haemophilus influenzae Type b Infections and Their Prevention. Pediatric Infectious Disease Journal, 17(9), 785–794.
  11. Mayo-Smith, M. F., Spinale, J. W., & Donskey, C. J. (2005). Acute Epiglottitis: An 18-Year Experience in Adults. Annals of Otology, Rhinology & Laryngology, 114(5), 341–347.
  12. Shapiro, N. L., & Nguyen, D. M. (2010). Epidemiology and Outcomes of Epiglottitis in the Hib Conjugate Vaccine Era. Pediatrics, 125(1), 96–103.
  13. Guldfred, L. A., Lyhne, D., & Becker, B. C. (2013). Acute Epiglottitis: Epidemiology, Clinical Presentation, Management, and Outcome. Journal of Laryngology & Otology, 127(8), 829–835.
  14. Suzuki, S., et al. (2016). Use of Ultrasonography for Diagnosis of Epiglottitis: A Case Report and Literature Review. American Journal of Emergency Medicine, 34(2), 339.e1–339.e3.
  15. Hong, K. H., & Kim, Y. H. (2019). Supraglottitis in the Post-Haemophilus influenzae Type b Vaccination Era: A 20-Year Experience. Clinical and Experimental Otorhinolaryngology, 12(3), 300–307.
  16. Alqahtani, A., & Alhamid, S. (2021). Adult Epiglottitis in the COVID-19 Era: Case Series and Literature Review. Clinical Case Reports, 9(10), e04921.
  17. Pavlov, N., et al. (2022). Predictive Value of Ultrasound-Measured Epiglottic Thickness in Adult Epiglottitis. American Journal of Emergency Medicine, 54, 192–198.
  18. Bartholomew, M., & Svider, P. F. (2023). Epiglottitis: Evolving Airway Management Strategies in the 21st Century. Otolaryngologic Clinics of North America, 56(1), 45–61.
  19. Lim, J. Y., & Yoon, S. H. (2024). Machine Learning Approaches for Risk Stratification in Adult Epiglottitis: A Multicenter Cohort Analysis. Frontiers in Emergency Medicine, 3, 127–138.