İçeriğe geç
Biyoloji Fizik Kimya Makaleler Onkoloji

Fukuşima ve sonrası

Fukuşima Dai-içi Nükleer Enerji Santrali, 12 Mart 2011 gününden itibaren dünya gündemine yerleşti — benimkine de: Japonya’da bir gün önceki 9.0’lık depremin artçıları yüzünden geceyi uykusuz geçirmişken, sabahleyin nükleer kaza haberleri gelmeye başlayınca sinirlerim daha da bozulmuş, hele ki santraldeki patlamayı ekranda görmemle kendime uçak bileti almam bir olmuştu. İstanbul’a gelince, bir yandan Fukuşima ve çevresinde neler olup bittiğini merak ederken bir yandan da nükleer enerji ve sağlığa etkisini öğrenmeye çalışıyordum. Bu yazıda bu sene bu konuda öğrendiklerimin bir kısmını paylaşacağım.

Japonlar depreme hazırlıklıydı ve 9.0’lık bu muazzam depremde bile hemen hemen hiçbir bina çökmedi. Ama, daha önce anlattığım üzere, tsunami terimini bile icat etmiş Japonlar bu depremin meydana getireceğini dalgaları ve onların etkisini hesaplayamamıştı. Bütün hazırlıkları alt eden dalgaların okyanus sahilindeki şehir ve kasabaları dümdüz edişini canlı yayında izleyen dünya, deniz kenarındaki Fukuşima Nükleer Enerji Santrali’nden gelen arıza haberleriyle artık buraya odaklanmıştı. Patlama görüntüleri bütün bunların üzerine tuz-biber ekmişti.

Depremi izleyen pazartesi sabahı bindiğimiz İstanbul uçağının tekerlekleri yerden kesilince rahat bir nefes aldığımı çok iyi hatırlıyorum. Ondan önceki iki gün herkes için bir hayli sıkıntılı geçmişti. Aslında Tokyo’da pek bir telâş kalmamıştı. Tren seferleri normale dönmüş, kaçan yabancıların yarattığı kalabalığa rağmen uçaklar çoktan saatinde kalkmaya başlamıştı. Ama etrafımızdaki ortam radyoaktivite açısından ne kadar güvenliydi, henüz bilmiyorduk.

Yorum Yaz