APC patojenik varyantı saptanan bireylerin birinci derece akrabalarına genetik danışmanlık önerilmelidir.
Ailede bilinen varyant için hedefe yönelik genetik test yapılabilir.
Patojenik varyantı taşımayan aile bireylerinde, başka bir klinik şüphe bulunmadığı sürece FAP’a özgü yoğun takip genellikle gerekli değildir.
(ncbi.nlm.nih.gov)
11. Komplikasyonlar ve prognoz
Gardner sendromunda prognoz, özellikle kolorektal kanserin erken tanınması ve profilaktik cerrahinin zamanında uygulanmasıyla yakından ilişkilidir.
Başlıca komplikasyonlar:
Gastrointestinal komplikasyonlar
- Kolorektal adenokarsinom.
- Duodenal adenokarsinom.
- Ampuller neoplaziler.
- Gastrik neoplaziler.
- İntestinal obstrüksiyon.
- Gastrointestinal kanama.
Ekstragastrointestinal komplikasyonlar
- Desmoid fibromatozis.
- Mandibular ve kraniyal osteomlar.
- Dental maloklüzyon.
- Tiroid karsinomu.
- Nadir merkezi sinir sistemi tümörleri.
- Adrenal neoplaziler.
Kolorektal cerrahi sonrasında da hastalıkla ilişkili riskler tamamen ortadan kalkmaz. Özellikle duodenum, mide, ince bağırsak ve cerrahi sonrası kalan intestinal mukozanın izlenmesi gerekir.
12. Genetik danışmanlık ve prenatal yaklaşım
Gardner sendromu otozomal dominant kalıtıldığı için aile planlamasında genetik danışmanlık önemli bir yere sahiptir.
Patojenik APC varyantı taşıyan bireylerin çocuklarında hastalığın kalıtılma olasılığı her gebelikte %50’dir.
Ailede hastalığa neden olan varyant biliniyorsa:
- Prenatal tanı.
- Preimplantasyon genetik test (PGT-M).
- Hedefe yönelik embriyo genetik incelemesi.
gibi seçenekler genetik danışmanlık kapsamında değerlendirilebilir.
Prenatal tanının amacı, hastalığın kalıtsal aktarım olasılığı hakkında bilgi sağlamaktır.
Ancak hastalığın klinik şiddetinin ve ekstrakolonik bulgularının aynı aile içerisinde dahi farklılık gösterebilmesi, genotipin tek başına gelecekteki klinik seyri kesin olarak öngöremeyeceğini göstermektedir.
13. Keşif tarihi ve bilimsel gelişim
Gardner sendromunun tarihsel önemi, kalıtsal tümör yatkınlığı kavramının gelişmesine yaptığı katkıyla ilişkilidir.
1950’li yıllarda Eldon J. Gardner’ın aynı ailede intestinal polipozis, osteomlar ve yumuşak doku tümörlerinin birlikte bulunduğunu göstermesi, hastalığın tanımlanmasında dönüm noktası olmuştur.
Daha sonraki araştırmalar, bu klinik birlikteliğin yalnızca anatomik açıdan tesadüfi bir durum olmadığını, ortak bir kalıtsal mekanizmaya dayandığını ortaya koymuştur.
1980’li yıllarda tümör baskılayıcı genler ve kalıtsal kanser yatkınlığı üzerine yapılan çalışmalar, Gardner sendromunun moleküler temelinin anlaşılmasına zemin hazırlamıştır.
1991 yılında APC geninin tanımlanması, FAP ve Gardner sendromunun genetik temelinin açıklanmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Böylece hastalığın klinik bulguları, kromozomal ve moleküler değişikliklerle ilişkilendirilebilmiştir.
Günümüzde genetik testler sayesinde henüz intestinal polipozis gelişmeden risk altındaki bireyler belirlenebilmekte, çocukluk ve adölesan döneminde uygun endoskopik takip başlatılabilmektedir.
14. Gelecek perspektifleri
Gardner sendromunda gelecekteki araştırmaların temel hedeflerinden biri, APC ilişkili tümör gelişiminin moleküler mekanizmalarını daha ayrıntılı biçimde anlamak ve kanser gelişimini önleyebilecek farmakolojik yaklaşımlar geliştirmektir.
Özellikle Wnt/β-katenin sinyal yolunun düzenlenmesi, hücre proliferasyonunun kontrolü ve tümör mikroçevresinin değiştirilmesi, araştırmaların önemli odak noktalarıdır.