Nazogastrik (NG)

İçindekiler

1) Tanım ve Kavramsal Çerçeve

Nazogastrik kateter (kısaca NG tüp), burun deliğinden (nazo-) girilerek farinks–özofagus yolunu izleyen ve mide lümeninde sonlanan, genellikle poliüretan (PU) ya da silikon gibi biyouyumlu polimerlerden üretilmiş ince, esnek bir enteral erişim cihazıdır. Klinik pratikte NG tüp, üç temel “işlev ailesi” etrafında konumlanır:

  1. Girdi sağlamak (enteral beslenme, ilaç/solüsyon verme)
  2. Çıktı almak (gastrik dekompresyon, aspirasyon, drenaj)
  3. Tanısal/izlemsel örnekleme ve ölçüm (gastrik içerik, pH vb.)

Bu üç işlev, özünde aynı biyofiziksel ilkeye dayanır: mideye güvenli ve kontrollü bir lümen erişimi oluşturmak. NG tüpün değerini belirleyen şey, “mideye ulaşmak”tan çok, bu erişimi doğru yerde, doğru amaçla, doğru doğrulama ve izlem ile sürdürebilmektir.


2) Etimoloji: Terimin Dilsel Anatomisi

  • Nazo-: Latince nasus (burun) kökünden türeyen tıbbi önektir.
  • Gastrik: Yunanca gastḗr (mide) köküne dayanır.
  • Kateter: Yunanca kathetḗr (aşağı doğru yerleştirilen şey) kökünden gelir; tarihsel olarak “boşaltma/akıtma aracı” anlamı öne çıkarken modern tıpta “vücut boşluklarına veya kanallara yerleştirilen lümenli araç” anlamını kazanmıştır.
  • Tüp: Fransızca tube üzerinden modern dillere geçen, “silindirik lümenli boru” anlamına gelen terimdir.

Bu etimolojik katmanlaşma, cihazın biyolojik “rotasını” (burun → mide) ve klinik “mantığını” (lümen açma, boşaltma/iletme) aynı anda kodlar: Nazogastrik kateter, adında hem giriş kapısını hem de hedef organı taşır.


3) Tarihsel ve “Evrimsel” Gelişim: Fikrin ve Malzemenin Evrimi

NG tüpün bugünkü formu, tek bir icattan ziyade üç paralel evrimin kesişimidir:

A) Klinik ihtiyaç evrimi (fizyolojik problemden cihaz fikrine):

  • Akut kusma, ileus, obstrüksiyon gibi durumlarda midenin “basınçlı bir rezervuar” gibi davranması; aspirasyon ve perforasyon risklerini artırır. Bu gözlem, dekompresyon fikrini doğurdu.
  • Nörolojik yutma bozukluğu ve yoğun bakım pratiği, “yutmanın geçici kaybı”na rağmen bağırsak bütünlüğünü koruyarak besleme ihtiyacını görünür kıldı.

B) Malzeme evrimi (sertlikten biyouyuma):

  • Erken dönemlerde daha sert materyaller (kauçuk/benzeri) tahriş ve travmayı artırırken; modern PU/silikon tüpler, daha düşük sürtünme, daha iyi esneklik ve daha uzun süreli tolerans sağlar.
  • Radyopak çizgiler/işaretler, “görünürlük” sorununu azaltarak doğrulama pratiklerini güçlendirdi.

C) Güvenlik evrimi (yerleştirmeden doğrulamaya):

  • NG tüpün riskleri çoğu zaman “tüp”ten değil, yanlış yerde olmasından doğar. Bu nedenle modern klinik kültürde cihazın evrimi, aynı ölçüde doğrulama protokollerinin evrimidir: pH yaklaşımı, radyografi standardı, izlem algoritmaları.

Bu bakışla NG tüp, insan fizyolojisine “uyumlanmış” bir araçtır: solunum yolunun korunması, yutma refleksleri, özofagus peristaltizmi ve mide anatomisi gibi biyolojik gerçekliklerle sürekli pazarlık yapan bir teknoloji.


4) Anatomik Yol ve Fizyolojik Etkileşim

NG tüpün izlediği hat, klinik başarıyı belirleyen kritik bir haritadır:

  1. Nazal kavite: Konka ve septum varyasyonları; kanama ve ağrının başlıca kaynağıdır.
  2. Nazofarenks–orofarenks: Gag refleksi, aspirasyon riski ve hasta toleransı burada belirginleşir.
  3. Hipofarenks: Tüp “yanlış kapı”ya (larinks) yaklaşabileceğinden en kritik geçişlerden biridir.
  4. Özofagus: Peristaltik hareket tüp ilerlemesini kolaylaştırabilir; ancak mukozal travma riski de taşır.
  5. Gastroözofageal bileşke ve mide: Uç burada stabil kalmalı; uzunluk/pozisyon değişimleri reflü–aspirasyon riskini etkileyebilir.

NG tüpün vücutla ilişkisi, iki tür stres üzerinden okunabilir:

  • Mekanik stres: sürtünme, basınç noktaları, mukoza irritasyonu
  • Fonksiyonel stres: yutma konforu, gag refleksi, reflü eğilimi, aspirasyon riski

5) Endikasyonlar: “Ne için” sorusunun sistematiği

5.1 Enteral beslenme (kısa-orta süreli)

  • Akut inme, travmatik beyin hasarı, deliryum, ağır genel durum bozukluğu, postoperatif geçici disfaji gibi durumlarda oral alım güvenli/olası değilken gastrointestinal sistem çalışıyorsa NG beslenme mantıklıdır.
  • Buradaki temel klinik hedef: bağırsak mukozasının beslenme ile desteklenmesi, mikrobiyota–bariyer bütünlüğünün korunması ve parenteral komplikasyonların azaltılmasıdır.

5.2 İlaç ve sıvı uygulaması

  • Yutma güvenli değilse veya bilinç değişikliği varsa, uygun formdaki ilaçlar NG yolla verilebilir.
  • Klinik incelik: her ilaç “ezilip verilmez”; doz formu (enterik kaplı, modifiye salınımlı vb.), tüp çapı ve etkileşimler önemlidir.

5.3 Gastrik dekompresyon ve drenaj

  • İnce barsak tıkanıklığı, paralitik ileus, ciddi gastrik dilatasyon, üst gastrointestinal kanamada izlem/boşaltım gibi senaryolarda NG tüp, mide içeriğini ve gazı azaltarak distansiyonu, kusmayı ve aspirasyon riskini düşürmeyi hedefler.
  • Dekomprese mide, “taşma ve gerilme” fiziğinden çıkar; bu, semptomatik rahatlama kadar hemodinamik/solunumsal rahatlamaya da katkı sağlayabilir.

5.4 Aspirasyon riskinin azaltılması

  • Özellikle kusma eğilimi yüksek, bilinç değişikliği olan veya gastrik retansiyonu bulunan hastada mide hacmini azaltmak, aspirasyonun yakıtını azaltabilir.
  • Burada kilit nokta: NG tüp aspirasyonu “sıfırlamaz”; sadece risk bileşenlerinden birini hedefler.

5.5 Tanısal örnekleme ve ölçüm

  • Gastrik içerik aspirasyonu ile pH değerlendirmesi, bazı laboratuvar analizleri, seçilmiş durumlarda mide sıvısı örneklemesi yapılabilir.

6) Kontrendikasyonlar ve Göreli Sakıncalar (Pratik Güvenlik Mantığı)

NG tüp “basit” görünse de, bazı durumlarda risk–yarar dengesi hızla değişir:

  • Ciddi maksillofasiyal travma / kafa tabanı kırığı şüphesi: Nazal yoldan ilerletme, anatomik bariyerlerin bozulduğu senaryolarda tehlikelidir.
  • Özofagus patolojileri (darlık, ciddi özofajit, varis, yeni cerrahi anastomoz vb.): Mukoza travması ve kanama riski artabilir.
  • Koagülopati ve trombositopeni: Burun kanaması ve mukozal kanama riski artabilir.
  • Ciddi ajitasyon / işbirliği yokluğu: Yanlış yerleşim, yerinden çıkma ve aspirasyon riskleri yükselir.

Bu alanlarda çoğu karar, “mutlak yasak”tan çok uygulama şekli ve alternatif yol (orogastrik, postpilorik, gastrostomi vb.) seçimi üzerinden verilir.


7) Tüp Seçimi: Çap, Malzeme, Uç Yapısı ve Amaç Uyumlandırma

  • Çap (French/Fr):
    • Beslenme tüpleri genellikle daha ince (hasta toleransı yüksek)
    • Dekomprese/drenaj amaçlı tüpler daha geniş (tıkanma daha az, aspirasyon daha etkin)
  • Malzeme: silikon/PU genellikle daha iyi tolerans ve daha az irritasyonla ilişkilidir.
  • Uç ve yan delikler: drenaj etkinliği ve mukozal “vakum yapışması” riskini etkileyebilir.
  • İşaretlemeler: dışarıda kalan uzunluk ve kayma takibi için kritik önemdedir.

Cihaz seçimi, endikasyonun fiziğine uymalıdır: İnce bir beslenme tüpüyle yoğun pıhtılı drenaj beklemek veya çok kalın bir drenaj tüpüyle hassas nazal mukozayı uzun süre zorlamak gereksiz risk üretir.


8) Yerleştirme Prosedürü: Klinik “Ritüel”in Mantığı

8.1 Hazırlık ve pozisyon

  • Hasta mümkünse dik veya yarı oturur pozisyonda olmalıdır (aspirasyon riski ve tolerans açısından).
  • Burun pasajı değerlendirilir; daha açık olan taraf seçilir.

8.2 Ölçüm (NEX mantığı)

  • Burun deliği → kulak memesi → ksifoid (NEX) ölçümü, yaklaşık mide seviyesini hedefler.
  • Bu ölçüm, “yeterince derin ama gereksizce fazla değil” ilkesini destekler; yine de doğrulamanın yerini tutmaz.

8.3 Kayganlaştırma ve ilerletme

  • Suda çözünen kayganlaştırıcı ile sürtünme ve mukoza travması azaltılır.
  • Yutkunma, özofagus girişini “açan” fizyolojik bir işbirliğidir; bilinç açık hastada ilerletmeyi kolaylaştırır.

8.4 Yer doğrulama: NG tüpün en kritik eşiği

NG tüpte en “yüksek önem” adımı doğrulamadır; çünkü komplikasyonların en ağır olanları, tüpün solunum yolunda kalmasıyla ilişkilidir. Klinik pratikte doğrulama yaklaşımları şunları içerir:

  • Aspirat pH değerlendirmesi: Mide içeriği aspirasyonu ve pH ölçümü, uygun koşullarda yararlı olabilir.
  • Radyolojik doğrulama: Özellikle ilk yerleştirmede veya şüphede, görüntüleme güvenliği artırır.
  • Yalnız oskültasyonla “hava verme” yaklaşımı, tek başına güvenilir kabul edilmez; çünkü ses iletim artefaktları yanıltıcı olabilir.

8.5 Sabitleme ve kayıt

  • Burun–yanak hattına sabitleme, bası noktalarını azaltacak şekilde yapılmalıdır.
  • Dışarıda kalan uzunluk işaretlenir/kaydedilir; bu, kaymayı erken saptamada anahtar bir parametredir.

9) Devam Eden Bakım: NG Tüpün “Yaşam Döngüsü”

NG tüp yerleştirildikten sonra klinik öykü bitmez; asıl güvenlik, bakım ve izlemle sürer:

  • Günlük yer kontrolü: dış uzunluk, sabitleme bütünlüğü, nazal bası noktaları
  • Tıkanma önleme: uygun aralıklarla su ile flush; ilaç uygulaması sonrası lümen açıklığı
  • Nazal cilt ve mukoza bakımı: bası yarası, irritasyon, ülserasyon kontrolü
  • Beslenme toleransı: karın distansiyonu, bulantı-kusma, rezidü/retansiyon bulguları, aspirasyon belirtileri
  • Baş yükseltme: enteral beslenmede reflü/aspirasyon riskini azaltmaya dönük pozisyonlama
  • Ağız ve boğaz konforu: kuruluk, yutma ağrısı, öksürük artışı gibi belirtilere duyarlılık

NG tüp, doğru kullanıldığında “sessiz bir altyapı”dır; yanlış izlemde ise küçük sürtünmeler, büyük komplikasyonlara dönüşebilir.


10) Komplikasyonlar: Mekanizma Temelli Sınıflama

10.1 Lokal mekanik komplikasyonlar

  • Nazal irritasyon, epistaksis, ülserasyon: sürtünme + bası + kırılgan mukoza
  • Boğaz ağrısı, odinofaji: farengeal irritasyon
  • Sinüzit/otit: nazal pasajın bozulması ve drenajın etkilenmesi (özellikle uzun süreli kullanımda)

10.2 Malpozisyon ve yer değiştirme

  • Tüpün yerinden çıkması: beslenmenin kesilmesi, aspirasyon riski, tekrar girişim ihtiyacı
  • Özofagusta kıvrılma/katlanma: etkisiz drenaj, regürjitasyon, irritasyon

10.3 Aspirasyon ve solunum komplikasyonları

  • Aspirasyon pnömonisi: özellikle reflü eğilimi, bilinç değişikliği, supin pozisyon ve yanlış doğrulama ile risk artar.
  • Trakeobronşiyal yanlış yerleşim: nadir ama en yüksek riskli durumlardandır; bu nedenle doğrulama kültürü “olmazsa olmaz”dır.

10.4 Gastrointestinal ve mukozal travma

  • Özofagus/mide mukozası yaralanması: travmatik ilerletme, altta yatan patoloji, uygunsuz çap
  • Kanama: varis/erozyon gibi zeminlerde daha belirgin risk

Komplikasyonların azaltılması, çoğu kez “daha nazik el” kadar “daha iyi sistem” meselesidir: doğru endikasyon, doğru tüp, doğru doğrulama, doğru bakım.


11) Çıkarma (Ekstübasyon): Basit Görünümlü, Yine de Sistematik

NG tüp çıkarma, giriş kadar özen ister:

  1. Hastaya açıklama, uygun pozisyon
  2. Sabitleyicinin dikkatle kaldırılması
  3. Tüpün tek hamlede, nazik ve sürekli çekilmesi (takılma/direnç olursa zorlamamak)
  4. Enfeksiyon kontrolüne uygun atım
  5. Belgeleme: çıkarma saati, tüp bütünlüğü, hasta toleransı, komplikasyon belirtisi

Çıkarma sonrası kısa süreli izlemde epistaksis, boğaz ağrısı, yutma güçlüğü artışı, öksürük/aspirasyon belirtileri gibi bulgulara dikkat edilir. Oral alıma dönüş, özellikle disfaji öyküsü olan hastada klinik değerlendirme ile planlanmalıdır.


12) NG Tüpün Klinik Felsefesi: “Erişim” ile “Sorumluluk” Arasındaki İnce Çizgi

NG tüp, modern tıbbın pratik zekâsını temsil eder: karmaşık farmakoloji ve ileri görüntüleme çağında bile, bazen en büyük farkı yaratan şey, fizyolojiye saygılı basit bir lümendir. Yine de NG tüp “basit olduğu için” değil, “basit göründüğü için” tehlikeli olabilir. Bu yüzden cihazın gerçek tanımı şudur: Nazogastrik tüp, bir malzeme değil; bir süreçtir. Yerleştirme + doğrulama + bakım + izlem + çıkarma zinciri kopmadıkça güvenli ve güçlü bir klinik araç haline gelir.


Keşif

Nazogastrik kateterin öyküsü, tek bir icat anına ya da tek bir isme indirgenebilecek kadar basit değildir. Aksine bu öykü, insan bedeninin iç boşluklarına güvenli erişim arayışının binlerce yıla yayılan, katmanlı ve çoğu zaman dolaylı bir tarihidir. Nazogastrik tüp, modern hastanelerin rutin bir aracı gibi görünse de, kökenleri antik tıp, anatomi merakı, cerrahi zorunluluklar ve fizyolojik sezgiler ile iç içe gelişmiştir.


Antik Dönem: Fikrin Doğuşu – Boşaltma ve Besleme Arayışı

Nazogastrik kateter fikrinin entelektüel temelleri, Antik Yunan tıbbında atılır. Hippokrates ve onu izleyen hekimler, mideyi pasif bir kese değil, hastalığın hem kaynağı hem de çözüm noktası olarak görürler. Antik metinlerde doğrudan “burundan mideye tüp” tanımı bulunmaz; ancak kusmanın indüklenmesi, mide içeriğinin boşaltılması ve sıvıların zorla verilmesi gibi uygulamalar ayrıntılı biçimde tarif edilir. Bu dönemde kullanılan araçlar çoğu zaman kamış, metal ya da hayvan mesanesinden yapılmış ilkel hortumlardır ve genellikle ağız yoluyla uygulanır.

Roma döneminde Galen, özofagus ve midenin anatomik sürekliliğini sistematik biçimde tanımlayarak, daha sonra gelişecek enteral erişim fikirlerinin teorik zeminini güçlendirir. Galen’in çalışmaları, yüzyıllar boyunca hem İslam dünyasında hem de Avrupa’da temel başvuru kaynağı olur.


Orta Çağ ve İslam Tıbbı: Anatomik Sürekliliğin Korunması

Orta Çağ Avrupa’sında invaziv girişimler sınırlı kalırken, İslam tıbbı enteral yaklaşımların korunmasında ve geliştirilmesinde kritik rol oynar. İbn Sînâ (Avicenna), El-Kanun fi’t-Tıb adlı eserinde mideye sıvı verilmesi ve mide içeriğinin boşaltılmasıyla ilgili ayrıntılı açıklamalar sunar. Burada kullanılan yöntemler hâlâ ağız yoluna dayansa da, özofagusun bir “kanal” olarak düşünülmesi, nazogastrik tüp fikrinin kavramsal öncülüdür.

Bu dönemde önemli olan nokta, mideye erişimin artık rastlantısal değil, fizyolojik ve anatomik bir süreklilik içinde düşünülmeye başlanmasıdır.


Rönesans: Anatomik Cesaret ve Mekanik Merak

  1. ve 16. yüzyıllar, insan anatomisinin yeniden keşfedildiği bir dönemdir. Andreas Vesalius, özofagus ve mide anatomisini kadavra disseksiyonlarıyla ayrıntılı biçimde ortaya koyar. Bu anatomik netlik, “içeriye bir araç yerleştirmenin” teorik olarak mümkün ve mantıklı olduğunu gösterir.

Bu dönemde cerrahlar, özellikle zehirlenme vakalarında mideyi boşaltma gereksinimiyle karşı karşıya kalır. Ağızdan mideye uzatılan metal ya da deri hortumlar kullanılmaya başlanır. Burun yolu henüz standart değildir; ancak burun pasajlarının anatomik sürekliliği fark edilmiştir. Nazal yol, daha çok kanama durdurma ve sinüs drenajı gibi amaçlarla kullanılır.


17. ve 18. Yüzyıllar: Deneysel Tıp ve İlk Sistematik Girişimler

Modern anlamda enteral tüp kullanımına yaklaşan ilk ciddi adımlar, 17. yüzyılda atılır. John Hunter ve çağdaşları, yutma refleksi, özofagus peristaltizmi ve mide kapasitesi üzerine deneyler yapar. Bu çalışmalar, tüpün “zorla itilmesi” yerine, fizyolojiyle uyumlu ilerletilmesi gerektiği fikrini doğurur.

  1. yüzyılda Herman Boerhaave, özofagus yırtıkları ve mide patolojileri üzerine yaptığı gözlemlerle, enteral girişimlerin hem hayat kurtarıcı hem de potansiyel olarak ölümcül olabileceğini gösterir. Bu ikili doğa, nazogastrik tüp tarihinin kalıcı bir teması hâline gelir: erişim ile tehlike arasındaki ince çizgi.

19. Yüzyıl: Nazogastrik Yolun Doğuşu

Nazogastrik kateterin gerçek anlamda sahneye çıkışı 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Bu dönemde üç gelişme belirleyicidir:

  1. Anestezinin keşfi: Hastanın ağrı ve reflekslerinin kontrol edilebilmesi
  2. Esnek kauçuk materyallerin geliştirilmesi
  3. Hastane tıbbının kurumsallaşması

Bu bağlamda Adolf Kussmaul, mide lavajı üzerine yaptığı çalışmalarla enteral tüp kullanımını sistematik hâle getiren isimlerden biridir. Zehirlenme ve gastrik retansiyon vakalarında mideyi yıkamak için uzun, esnek tüpler kullanır. Bu tüpler çoğunlukla ağızdan ilerletilse de, burun yolunun daha tolere edilebilir olduğu fark edilir.

Aynı yüzyılda Leopold von Leube ve Wilhelm Ebstein, mide fizyolojisi ve sekresyonları üzerine çalışırken, gastrik içerik örneklemesi için nazal yolun avantajlarını tanımlarlar. Böylece nazogastrik yol, yalnızca tedavi edici değil, tanısal bir araç hâline gelir.


20. Yüzyılın Başları: Yoğun Bakımın ve Beslenmenin Yükselişi

  1. yüzyıl, nazogastrik tüpün modern kimliğini kazandığı dönemdir. Özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, yutma yetisini kaybetmiş, bilinç bozukluğu olan veya ağır travma geçirmiş hastalarda beslenme sorununu dramatik biçimde görünür kılar.

Bu dönemde enteral beslenme, parenteral beslenmeye göre daha fizyolojik bir seçenek olarak öne çıkar. Nazogastrik tüp, kısa süreli beslenme için standart araç hâline gelir. Aynı zamanda mide dekompresyonu, ileus ve obstrüksiyon yönetiminde rutinleşir.

1930’lardan itibaren tüpler:

  • Daha ince
  • Daha esnek
  • Daha uzun süre tolere edilebilir

hale gelir. Radyolojinin klinik kullanıma girmesiyle birlikte, tüp yerleşiminin radyografik doğrulanması kavramı gelişir.


20. Yüzyılın İkinci Yarısı: Güvenlik Paradigması

1950–1980 arası dönem, nazogastrik tüp kullanımında bir kırılma noktasıdır. Artan yoğun bakım deneyimi, aspirasyon pnömonisi ve yanlış yerleşim vakalarının fark edilmesine yol açar. Bu farkındalık, NG tüpün “zararsız bir hortum” değil, doğru kullanılmadığında tehlikeli bir invaziv cihaz olduğunu ortaya koyar.

Bu dönemde:

  • pH ile aspirat kontrolü
  • Standart ölçüm teknikleri
  • Sabitleme yöntemleri
  • Beslenme sırasında baş elevasyonu

gibi uygulamalar kurumsallaşır. NG tüp, artık sadece takılan değil, izlenen bir cihazdır.


21. Yüzyıl: İncelik, Seçicilik ve Alternatifler

Günümüzde nazogastrik kateter, tıbbın “olgunlaşmış” araçlarından biridir. Artık soru, “Takalım mı?” değil, “Doğru hasta için doğru tüp mü?” sorusudur.

Modern araştırmalar şu alanlara odaklanır:

  • Mikro-aspirasyon riskleri
  • Uzun süreli NG kullanımının nazofarengeal etkileri
  • NG tüp ile postpilorik tüplerin karşılaştırılması
  • Disfaji rehabilitasyonu ve erken oral alıma geçiş stratejileri
  • Malzeme bilimi: daha az irritan, daha az biyofilm tutan polimerler

Ayrıca etik boyut giderek daha görünür hâle gelmiştir. Özellikle ileri demans ve terminal hastalıkta NG tüp kullanımı, yalnızca tıbbi değil, etik ve felsefi bir tartışma alanıdır.




İleri Okuma
  1. Metheny, N. A., Titler, M. G. (2001). Assessing placement of feeding tubes. American Journal of Nursing, 101(5). DOI: 10.1097/00000446-200105000-00017.
  2. Marik, P. E., Zaloga, G. P. (2001). Early enteral nutrition in acutely ill patients: A systematic review. Critical Care Medicine, 29(12), 2264–2270. DOI: 10.1097/00003246-200112000-00005.
  3. Stroud, M., Duncan, H., Nightingale, J. (2003). Guidelines for enteral feeding in adult hospital patients. Gut, 52(Suppl 7), vii1–vii12. DOI: 10.1136/gut.52.suppl_7.vii1.
  4. Metheny, N. A., Meert, K. L. (2004). Monitoring feeding tube placement. Nutrition in Clinical Practice, 19(5), 487–495. DOI: 10.1177/0115426504019005487.
  5. Wells, J. C. K., Fewtrell, M. S. (2006). Measuring body composition. Archives of Disease in Childhood, 91(7), 612–617. DOI: 10.1136/adc.2005.085522.
  6. Miller, R. D. (2015). Miller’s Anesthesia. Elsevier, Philadelphia. ISBN: 978-0-7020-5283-5.
  7. Metheny, N. A. (2019). Preventing respiratory complications of tube feedings. American Journal of Nursing, 119(2).
  8. Mettler, F. A. (2019). Essentials of Radiology. Elsevier, Philadelphia. ISBN: 978-0-323-48100-0.


Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.