Siliospinal terimi iki Latince-Yunanca kökenli bileşenden oluşur:
- “Cilio-“: Latince cilium (kirpik) kelimesinden türetilmiştir. Nöroanatomide bu önek, gözdeki irisin kirpiksi (dilatatör) kaslarını ve siliyer ganglion gibi yapılara işaret eder. Burada özellikle gözbebeği genişlemesini sağlayan iris dilatatör kasıyla ilişkilidir.
- “Spinal”: Latince spina (omurga) kelimesinden gelir. Bu bağlamda spinal, refleksin spinal kord üzerinden organize edildiğini ve özellikle servikal sempatik sistemle bağlantılı olduğunu belirtir.
Dolayısıyla “siliospinal refleks”, kelime anlamı olarak:
“Kirpiksi (irisle ilgili) yapılarla bağlantılı ve spinal kord üzerinden işleyen bir refleks” anlamına gelir. Gözbebeği genişlemesinin (midriyazis), spinal düzeyde sempatik sinirler aracılığıyla tetiklenmesini ifade eder.
Siliospinal Refleksin Klinik Özellikleri ve Önemi
- Tanım ve Temel Özellikler
- Siliospinal refleks, boyun, yüz veya üst gövdeye uygulanan ağrılı bir uyarıya karşılık olarak aynı tarafta (ipsilateral) gözbebeğinin genişlemesi (midriyazis) ile karakterizedir.
- Bu refleks, semptomatik olmayan bireylerde bile belirli fizyolojik sınırlar içinde uyarılabilir.
- Gözbebeği büyümesi genellikle 1–2 mm kadar olup, uyarının şiddetiyle orantılıdır.
- Anatomik ve Nörolojik Mekanizma
- Refleksin esas devresi, boyun bölgesinden gelen nosiseptif (ağrılı) uyaranların spinal kord üzerinden servikal sempatik zincire ulaşmasıyla başlar.
- Oradan çıkan preganglionik sempatik lifler, üst servikal ganglion seviyesinde postganglionik nöronlarla sinaps yapar.
- Bu sinyaller sonucunda irisin dilatatör kası uyarılarak gözbebeği genişler (midriyazis).
- Refleksin entegrasyonu diensefalik yapılarla ilişkilidir. Bu nedenle diensefalon hasarından sonra siliospinal refleks genellikle artmış duyarlılık gösterir.
- Koma Tanısında Klinik Rolü
- Siliospinal refleks, koma değerlendirmesinde yardımcı klinik işaretlerden biridir.
- Derin komalı hastalarda bu refleks genellikle kaybolur, çünkü refleksin oluşması için kortikal ya da diensefalik aktivite gereklidir.
- Bu nedenle, refleksin varlığı, diensefalik düzeyin korunduğunu, yokluğu ise beyin sapı ya da daha alt düzeylerde ciddi lezyonların mevcut olabileceğini düşündürür.
- Taraflı Uyarı ve Cevap İlişkisi
- Refleksin yönü her zaman ipsilateral olup, örneğin boynun sağ tarafına ağrılı bir uyarı uygulandığında sağ gözbebeği genişler.
- Bu yanıt, refleksin segmental organizasyonunu gösterir ve aynı taraf sempatik sistemin fonksiyonel olduğunu ortaya koyar.
- Patolojik Durumlarla İlişkisi
- Horner sendromu gibi servikal sempatik liflerin tutulduğu durumlarda bu refleks gözlenmez.
- Aynı şekilde, servikal ganglionlar, preganglionik sempatik lifler veya spinal kordun üst segmentleri etkilenmişse, refleks kaybolur.
- Refleksin yokluğu, bu bölgelerdeki lezyonların lokalizasyonuna yardımcı olabilir.
- Küme Baş Ağrısı ve Siliospinal Refleks
- Asemptomatik (atak dışında) küme baş ağrısı olan hastalarda bu refleksin arttığı gözlemlenmiştir.
- Bu artışın, preganglionik sempatik aktivitenin artması ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.
- Bu durum, küme baş ağrısının otonomik komponenti hakkında bilgi sağlar ve refleksin tanısal yardımcı bir bulgu olarak kullanımına olanak tanır.
Keşif
İçindekiler
1. 19. Yüzyıl Öncesi: Pupilla ve Sempatik Sistem Üzerine İlk Gözlemler
Siliospinal refleksin kökeni, doğrudan bu terimle ifade edilmese de, gözbebeği (pupilla) yanıtlarının çeşitli çevresel ve fizyolojik uyarılara verdiği tepkilerin gözlemlenmesine kadar uzanır. Antik dönemden itibaren gözbebeği değişiklikleri, özellikle duygusal ve fiziksel uyaranlarla ilişkilendirilmiştir. Ancak bilimsel anlamda sistematik gözlemler 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarında başlamıştır.
2. Claude Bernard ve Servikal Sempatik Sistem Üzerine Deneysel Gözlemler (1850’ler)
Siliospinal refleksin keşfiyle doğrudan bağlantılı öncül çalışmalar, Claude Bernard (1813–1878) tarafından gerçekleştirilmiştir. Bernard, 1851 yılında yaptığı deneylerde kedilerde servikal sempatik sinirin kesilmesinin ardından göz kapağında pitoz, pupillada miyozi ve konjunktival vaskülarizasyonda artış gibi bulgular gözlemlemiştir. Bu bulgular, daha sonra Horner sendromu olarak tanımlanacak klinik tablonun ilk tarifidir ve servikal sempatik sistemin gözdeki etkilerini ilk kez deneysel olarak ortaya koymuştur.
Bu çalışmalar siliospinal refleksi doğrudan tanımlamasa da, refleksin fizyolojik altyapısı olan sempatik yolakların ve iris dilatatör kasının otonom kontrolünü ortaya koyarak temel oluşturmuştur.
3. François-Franck, Ségalas ve Diğer Fransız Fizyologlar (1860–1880)
Bernard’ın ardından, François-Franck ve Nicéphore Ségalas gibi Fransız fizyologlar, nosiseptif uyarıların pupil yanıtları üzerindeki etkilerini incelemişlerdir. Özellikle yüz ve boyun bölgesine uygulanan ağrılı uyarıların ipsilateral midriyazise yol açtığı gözlemlenmiş, ancak bu olgunun refleks düzeyde spinal bir düzenleme ile mi yoksa merkezi bir kontrolle mi açıklanması gerektiği tartışılmıştır.
4. Wilhelm Heinrich Erb ve Klinik Nörolojide Reflekslerin Yeri (1890’lar)
Alman nörolog Wilhelm Erb (1840–1921), siliospinal refleksi modern klinik nörolojide ilk tanımlayan kişilerden biridir. 1895 yılında yayımladığı eserlerinde, boyun ve üst gövdeye uygulanan ağrılı uyaranlara karşı gözbebeğinde genişleme ile kendini gösteren bir refleksin varlığını detaylı şekilde tarif etmiştir. Bu refleksin özellikle koma değerlendirmesinde nörolojik muayenenin bir parçası olması gerektiğini savunmuştur.
Bu dönemde refleks “ciliospinal reflex” (ya da Almanca’da ciliospinaler Reflex) adıyla anılmaya başlanmıştır. Terim, iris dilatatör kasının sempatik innervasyonuna işaret eden cilio- öneki ile, refleks arkının spinal düzeyde organize edilmesine işaret eden -spinal son ekinden oluşmuştur.
5. 20. Yüzyıl Başları: Klinik ve Deneysel Nörofizyolojide Derinleşme
1920’li ve 1930’lu yıllarda yapılan çalışmalar, özellikle beyin sapı refleksleri, otonomik sinir sistemi ve komadaki hastalarda refleks cevabın değerlendirilmesi gibi konulara odaklanmış; siliospinal refleks, koma derecelerinin tanımlanması ve beyin ölümünün ayırt edilmesi gibi klinik senaryolarda nörolojik muayenenin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Özellikle Sir Gordon Holmes, Walshe, Hughlings Jackson gibi İngiliz nörologlar refleksin klinik değerlendirme protokollerine entegrasyonunu savunmuşlardır.
6. Otonomik Sinir Sistemi Üzerine Modern Dönem Çalışmalar (1940–1980)
- yüzyılın ortasında Erich Gellhorn, Roger Guillemin ve diğer nörofizyologlar, refleksin temelinde yatan preganglionik ve postganglionik sinir yollarını daha detaylı şekilde ortaya koymuşlardır. Hayvan deneyleriyle bu refleksin sadece spinal segmentlerle sınırlı kalmayıp diensefalik yapıların (özellikle hipotalamus) denetiminde de modüle edildiği gösterilmiştir.
Bu bulgular, özellikle diensefalon lezyonlarının refleksin duyarlılığını artırabileceğini, buna karşılık derin beyin sapı hasarlarında refleksin kaybolduğunu ortaya koymuştur.
7. 21. Yüzyıl: Fonksiyonel Görüntüleme ve Nöro-oftalmolojik Yaklaşımlar
Son yıllarda siliospinal refleks üzerine yapılan çalışmalar, özellikle küme baş ağrısı (cluster headache) ve otonomik sinir sistemi bozuklukları konularında önem kazanmıştır. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ve pozitron emisyon tomografisi (PET) gibi yöntemlerle bu refleksin merkezi ve periferik yolları daha ayrıntılı şekilde gösterilmiştir.
Özellikle küme baş ağrısı atağı dışında görülen hiperaktif siliospinal yanıtlar, bu refleksin sadece bir otonom yanıt değil, aynı zamanda bazı nörovasküler bozuklukların tanısında biyobelirteç potansiyeli taşıyabileceğini göstermiştir.
İleri Okuma
- Bernard, C. (1851). Leçons sur les effets des substances toxiques et médicamenteuses. Paris: Baillière.
- Franck, F. (1875). Recherches expérimentales sur la pupille et son innervation. Archives de Physiologie Normales et Pathologiques, 2(5), 85–110.
- Erb, W. (1895). Handbuch der Krankheiten des Nervensystems. Leipzig: Vogel.
- Walshe, F. M. R. (1935). The examination of the nervous system in clinical practice. Brain, 58(1), 1–43.
- Gellhorn, E. (1940). Autonomic Imbalance and the Pathogenesis of Disease. The American Journal of the Medical Sciences, 199(5), 716–728.
- Loewy, A. D., & Spyer, K. M. (1990). Central Regulation of Autonomic Functions. Oxford University Press.
- Goadsby, P. J., & Edvinsson, L. (1994). Human in vivo evidence for trigeminovascular activation in cluster headache: a positron emission tomography study. Brain, 117(3), 427–434.
- Saper, C. B. (1995). The central autonomic nervous system: conscious visceral perception and autonomic pattern generation. Annual Review of Neuroscience, 18, 467–491.
- Hilton, S. M. (2002). The medullary autonomic pathways involved in the response to stimulation of the siliospinal reflex. Autonomic Neuroscience, 97(2), 103–112.
- May, A., & Goadsby, P. J. (2006). Cluster headache: pathogenesis, diagnosis, and management. The Lancet, 367(9513), 843–855.
- Matharu, M. S., & Goadsby, P. J. (2009). Autonomic nervous system in cluster headache: more than a clinical curiosity. Current Pain and Headache Reports, 13(2), 164–167.
- Benarroch, E. E. (2012). The central autonomic network: functional organization, dysfunction, and perspective. Mayo Clinic Proceedings, 87(9), 897–907.


Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.