Kalbiniz Kırıldığı Zaman Beyinde Neler Oluyor?

Don't dwell too much, but do reflect.

Daha önceden en azından bir defa terk edilmiş herkesin bildiği gibi, bu durum size ciddi şekilde acı verir, çünkü paylaşacağınız biri yoksa hiçbir şeyin anlamının olmadığını düşünürsünüz. İyi haber ise bunun sadece size olmadığı.
Aslında her şey hormonlarla ilgili. Bu hormonlar aynı zamanda âşık olduğunuz zaman sizi çok mutlu yapıyor. Peki, ayrıldığınız zaman beyninizin kimyası nasıl etkileniyor?
Kalbiniz kırıldığı zaman, beyindeki fiziksel acı bölgesinde etkinlik görülüyor. Stres hormonları salgılanıyor, hatta kalp kası zayıflayıp ölüme bile neden olabiliyor. Ayrılan insanlar, bağımlıların uyuşturucuyu bırakmasına benzer belirtiler gösteriyor. Çünkü birine âşık olduğunuz zaman beyinde iyi hissetme hormonları salgılanıyor, beyin sürekli daha fazlasını istediği için diğer kişi olmadan yapamıyorsunuz. Ve o kişi sizden ayrıldığı zaman, beyin bu hormonu kaybediyor, âşık olduğunuz zamandakinin tam tersi bir durum meydana geliyor. Burası beynimizin en ilkel bölgelerinden olduğu için, acıkma ve susama hissinde olduğu gibi, bilincimiz beynimize söz geçiremiyor. Fakat beynimiz bunu atlatmak için kendini yeniden düzenlemek zorunda kalıyor ve bu durum ortalama üç ay sürüyor. Evrimsel sürecin bize miras bıraktığı üzere, beyinlerimiz zamanla iyileşiyor ve acılar kayboluyor. Derdimizi başkalarıyla paylaşmak ise daha hızlı iyileşmemize yardım ediyor.
Michigan Üniversitesi’ndeki araştırmacılara göre ise beyin, fiziksel acıyı azaltmak için salgıladığı ağrı kesicileri duygusal acıyı azaltmak için de salgılıyor. Bu durum özellikle sevdiği birisi tarafından reddedilen kişilerde görülüyor. Çevresel değişimlere daha çabuk uyum sağlayanlar, beyinlerinde daha çok ağrı kesici salgılandığı için daha çabuk iyileşiyorlar. Opioitler, vücutta beyin tarafından salgılanan ve morfin gibi etki gösteren kimyasal maddeler olarak biliniyor. Ne kadar fazla opioid salgılanırsa insanlar kötü bir ruh haline o kadar az giriyorlar. Sosyal olarak kabul edilme durumunda ise bazı beyin bölgelerinde daha fazla opioid salgılanıyor. Bu durumda hem acı azaltılıyor hem de sevinç destekleniyor. Yapılan deneylerde katılımcılar, reddedilmelerinin gerçek olmadığını bilseler bile beyinleri bu duruma gerçek tepki verdi. Bilim insanları bu bilgilerden faydalanarak depresyon ve diğer sosyal bunalımları tedavide yeni yöntemlerin geliştirilmesini ve bunalımda olan bazı insanların nasıl farklı opioid tepkisi verdiklerini bulmayı umuyorlar.
Umarız kimse terk edilme acısı çekmek zorunda kalmaz; ama bu acıyı çekmeniz gerekirse de, biyoloji ile savaşamayacağınızı ve zaman içerisinde her şeyin yoluna gireceğini unutmayın.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Kaynaklar ve İleri Okuma: 

  1. Science Alert
  2. DailyMail
  3. Najib A, Lorberbaum JP, Kose S, Bohning DE, George MS. Regional brain activity in women grieving a romantic relationship breakup. Am J Psychiatry. 2004 Dec;161(12):2245-56.
  4. Helen E. Fisher, Lucy L. Brown, Arthur Aron, Greg Strong, Debra Mashek Reward, Addiction, and Emotion Regulation Systems Associated With Rejection in Love Journal of Neurophysiology Published 1 July 2010 Vol. 104 no. 1, 51-60 DOI: 10.1152/jn.00784.2009
  5. C. Nathan DeWall, Geoff MacDonald, Gregory D. Webster, Carrie L. Masten, Roy F. Baumeister, Caitlin Powell, David Combs, David R. Schurtz, Tyler F. Stillman, Dianne M. Tice and Naomi I. Eisenberger Acetaminophen Reduces Social Pain Behavioral and Neural Evidence doi: 10.1177/0956797610374741 Psychological Science July 2010 vol. 21 no. 7 931-937
  6. Ethan Krossa, Marc G. Bermana, Walter Mischelb, Edward E. Smith, and Tor D. Wagerd Social rejection shares somatosensory representations with physical pain PNAS vol. 108 no. 15 > Ethan Kross, 6270–6275
  7. ASHLEY E. MASON, RITA W. LAW, AMANDA E. B. BRYAN, ROBERT M. PORTLEY, DAVID A. SBARRA Facing a breakup: Electromyographic responses moderate self-concept recovery following a romantic separation Personal Relationships
  8. RENÉ M DAILEY, ABIGAIL PFIESTER, BORAE JIN, GARY BECK, GRETCHEN CLARK On-again/off-again dating relationships: How are they different from other dating relationships? Personal Relationships Volume 16, Issue 1 March 2009 Pages 23–47 First published: 30 March 2009 DOI: 10.1111/j.1475-6811.2009.01208.x
  9. D T Hsu, B J Sanford, K K Meyers, T M Love, K E Hazlett, H Wang, L Ni, S J Walker, B J Mickey, S T Korycinski, R A Koeppe, J K Crocker, S A Langenecker and J-K Zubieta Response of the μ-opioid system to social rejection and acceptance Molecular Psychiatry (2013) 18, 1211–1217; doi:10.1038/mp.2013.96; published online 20 August 2013

Tat Almanın Bilimi

Okullarda duyu organlarımızla ilgili birçok bilgi veriliyor. Bunların büyük bir kısmı genel geçer doğrular olsalar da, bazıları ya yüzeysel ya da eski bilgiler oluyor. Bunlardan en meşhuru, dilde “belli tat alanlarının olduğu” iddiası örneğin… Bir diğer meşhur örnek, sadece 4 tat tipinin bulunduğu iddiası… Bu görselimizde, tat almanın bilimini güncel bilgilerle gözden geçireceğiz.

 
Kaynak: visual.ly

Depresyon ve Mutluluk İlişkisi

Beyin üzerinde yapılan yeni bir çalışmanın bulduğuna göre depresyonda olan insanlar reddedildikleri zaman, doğal acı ve stres azaltıcı olan opioid eksikliği yüzünden daha uzun süre acı çekiyorlar. Aynı çalışmaya göre bu insanlar kabul edildikleri zaman daha iyi hissediyorlar fakat bu durum kısa sürüyor.
Çalışma, aynı sistemin kişinin sosyal strese dayanması ve olumlu durumlara olumlu cevaplar vermesi ile de ilişkili olduğunu gösteriyor. Elde edilen sonuçlar, bu döngüyü hedef alan tıbbi tedavilerin geliştirilmesi için kullanılacak.
 

Hazırlayan: Ozan Zaloğlu (Evrim Ağacı)

 
Kaynak:
  1. Eurekalert
  2. Benjamin Sanford, B.S., Kortni Meyers, B.A. (now at Wayne State University), Tiffany Love, Ph.D., Kathleen Hazlett, M.S. (now at Marquette University), Sara Walker, Ph.D. (now at Oregon Health & Science University), Brian Mickey, M.D., Ph.D., and Robert A. Koeppe, Ph.D. It still hurts: altered endogenous opioid activity in the brain during social rejection and acceptance in major depressive disorder. Reference: Molecular Psychiatry (2015) 20, 193-200; doi:10.1038/mp.2014.185

Uyurgezerler: Acı Hissetmiyorlar ve Yaralanmalara Rağmen Uyumaya Devam Ediyorlar!

Uyurgezerler üzerinde yapılan bir araştırma ortaya ilginç sonuçlar koydu: Uyurgezerler, uyanık oldukları süreç içinde yüksek migren ve baş ağrısı riski taşımalarına rağmen, uyurgezerlik esnasında acı hissetmeleri –acıya maruz bırakılsalar dahi- olanak dışı.
Araştırmanın sonuçlarına göre uyurgezerler, insomnia ve depresyon gibi baş ağrısı ve migrene sebep olabilecek hastalıklar elendiğinde bile, baş ağrısı için yaklaşık dört kat (risk oranı = 3,80), migren içinse yaklaşık 10 kat (risk oranı = 10,04) daha fazla vaka geçmişi bildiriminde bulunuyorlar.
Daha önce uyurgezerlik sırasında yaralanmayla sonuçlanan en az bir vaka geçmişi bulunan uyurgezerlerin %79’u, yaralanma esnasında herhangi bir acı hissetmediğini ve yaralanmalarına rağmen uykuya devam ettiklerini bildirdi. Fransa, Montpellier’de bulunan Gui-de-Chauliac Hastanesi psikiyatristi ve uyku tıbbı uzmanı, baş araştırmacı Dr. Regis Lopez, konu hakkında şunu söylüyor:
 
“Bulduğumuz en ilginç sonuç, uyurgezerlerin yaralanma esnasında deneyimledikleri acı algısının eksikliğiydi. Uyurgezerlik ile ilintili bir ağrı yitimi olayını ilk kez gözlemledik.”
Lopez ve çalışma arkadaşı PhD. Isabelle Jaussent ve Prof. Yves Dauvilliers, 100 sağlıklı insandan oluşan kontrol grubu, 55’i erkek, 45’i kadın olmak üzere toplam 100 uyurgezerlik teşhisi konmuş hasta grubu üzerinde çapraz karşılaştırmalı bir araştırma yürüttü. Uyurgezerlerin ortalama yaşı 30 olarak belirlendi. Gün içinde deneyimlenen ağrı şikayetleri, kronik baş ağrısının sıklığı ve başağrısı karakteristiğinin değerlendirildiği sorular ile bir klinisyen tarafından kontrol edildi.
47 uyurgezer, yaralanma ile sonuçlanan en az bir vaka bildiriminde bulundu. Sadece 10’u ağrı kaynaklı bir ani uyanma yaşadığını belirtti. Kalan 37 uyurgezer ise vaka anında bir acı hissetmediklerini, fakat olay gecesinin devamında veya sabahında acı hissettiklerini söyledi.
Örnek olarak, 3. kattan atlayarak birkaç kırık ile sonuçlanan bir sakatlanma yaşayan hasta, gecenin ilerleyen saatlerinde uyanıncaya dek herhangi bir acı hissetmediğini belirtti. Başka bir hasta ise uyurgezerlik anında evinin çatısına tırmandığını ve düştüğünü ancak sabaha olana kadar uyanmadığını beyan etti. Lopez, konu hakkında şunları söylüyor:
“Elde ettiğimiz sonuçlar, uyurgezerlik mekanizmalarının nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı olabilir. Ayrışık uyarılma fazının, uyku-uyanıklık davranışı bileşenlerini, bilinci ve ağrı algısını etkileyebileceği hipotezini kurduk.”
 
 
Düzenleyen: Mert Karagözoğlu (Evrim Ağacı)
 
Kaynak: ScienceDaily
  1. Régis Lopez, Isabelle Jaussent, Yves Dauvilliers. Pain in Sleepwalking: A Clinical Enigma. SLEEP, 2015; 38 (11): 1693 DOI:10.5665/sleep.5144

Acı Hissetmemenin Moleküler Kökeni

Nadir görülen bir genetik mutasyon ile doğan insanlar acı hissedemiyorlar.. Uzun yıllardır bilinen bu durumu, ilaçlar ile yapay olarak elde etme çalışmaları ise çok da gözle görülür başarı gösteremedi. University of College London’dan araştırmacılarının yürüttüğü yeni bir çalışmada ise, aynı mutasyonu bulundurmak üzere genetik olarak modifiye edilmiş fareler ile acısız ağrısız bir hayatın reçetesi ortaya çıkarıldı.

Mesajların (kimyasal veya sinirsel iletinin) sinir hücreleri arasındaki aktarımını veya geçişini sağlayan ve hücre zarı üzerinde konuçlanan ‘kanallar’ sinir sistemi içerisinde elektriksel iletimin sağlanması için ciddi bir önem arz eder. 2006 yılında yayımlanan bir çalışmada bu kanallardan birisi olan Nav1.7 (bir sodyum kanalı) çoğunlukla ağrı/acı iletilen güzergahlarda bulunduğu ve bu kanalı sentezleyen geninde hasar ile doğan insanların acı hissedemedikleri gösterilmişti. Nav1.7 kanalını bloke eden veya çalışmasını durduran ilaçların ise şimdiye kadar ciddi bir etkisi gözlemlenmedi.

Nature Communications’da yayımlanan bu yeni çalışma Nav1.7’den yoksun olan hem insan hem de farelerin normalin üzerinde doğal opioid peptitler ürettiklerini ortaya koyuyor. Bu proteinler morfin veya kodein gibi sinir sistemi üzerinde analjezik etkiler gösteren proteinlerdir.

Acısızlık veya başka bir deyişle ağrı hissinden yoksun olma durumunun opioidlere bağlı olup olmadığını anlamak için araştırmacılar, Nav1.7 bulundurmayan farelere bir opioid inhibitörü (durdurucusu) olan ‘naloxene’ (naloksen) vererek, acı hissini tekrar kazandıklarını gözlemlediler. Bu deneyi takiben, aynı mutasyona sahip 39 yaşındaki bir kadına da naloksen verildi ve kadının hayatı boyunca ilk kez acı hissetmesi sağlandı.

Bugün birçok sodyum kanalı bloklayıcısı biliniyor ve bunlar lokal anestezide kullanılıyor. Ancak uzun süreli ağrı / acı kontrolünde kullanılamıyorlar çünkü bütün bir uyuşukluğa (hissizliğe) ve çeşitli cidid yan etkilere sebep olabiliyorlar. Buna karşılık Nav1.7 eksikliği ile doğan insanlar acı hissedemiyorlar ve bilinen tek yan etkisi ise koku alamamak.

Morfin gibi opioid ağrı kesiciler acı hissini düşürmekte son derece etkililer ancak uzun süreli kullanımları bağımlılık veyahut toleransın ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda da artık vücudun bağışıklığı ve ilacın normal dozlarında işe yaramaması ve hatta çalışmasının tamamen durması gibi sonuçlar da oluşabilmektedir.

Profesör John Wood’un açıklamasına göre, Nav1.7 bloklayıcılarının içinde bu kanalı bloklamak için en düşük dozlarda ve miktarda ihtiyaç duyulan maddenin opioid olduğu görülüyor. Çalışmayan veya hatalı Nav1.7’ye sahip olan insanlar çok düşük seviyelerde opioidler üretiyorlar ve gözle görülür bir yan etki de tecrübe etmiyorlar veya bir tolerans geliştirmiyorlar.

Araştırmacılar ise şimdi 2017’de başlayacak insan deneyleri ile ilaç / kimyasal kombinasyonlarını ve/veya varyasyonlarını deneyerek milyonlarca acı çeken, ağrılı rahatsızlıklar duyan insana yardımcı olacak sonuçlara ulaşmayı bekliyorlar.

Araştırmanın fizyolojik deney kısmındaki bulgularından biri de modifiye farelerin sinir sistemlerinde modifiye olmayanlara nazaran  iki kat daha fazla doğal-opioidler bulundurması idi.

Transjenik (genetik olarak modifiye edilmiş) hayvan modellerinin insan hastalıkları ile ilgili olarak klinik önemlerini tekrar vurgulayan araştırma, bu durumun acısızlık için de geçerli olduğunu ömrü boyunca ağrı veya acı hissetmemiş bir insanın acıyı tecrübe setmesini sağlayacak kadar büyük uygulamalarının olabileceğini de göstermiş oldu.


Kaynak : Bilimfili, Michael S. Minett, Vanessa Pereira, Shafaq Sikandar, Ayako Matsuyama, Stéphane Lolignier, Alexandros H. Kanellopoulos, Flavia Mancini, Gian D. Iannetti, Yury D. Bogdanov, Sonia Santana-Varela, Queensta Millet, Giorgios Baskozos, Raymond MacAllister, James J. Cox, Jing Zhao, John N. Wood. Endogenous opioids contribute to insensitivity to pain in humans and mice lacking sodium channel Nav1.7. Nature Communications, 2015; 6: 8967 DOI: 10.1038/ncomms9967

spasmus

Hem tıbbi terminolojiye hem de günlük dile derinlemesine yerleşmiş bir kelime olan ‘spazm’ terimi, zengin bir etimolojik tarihe ve çeşitli anlamlara sahiptir. Bu makale, ‘spazm’ın Antik Yunan köklerinden Latince yorumlarına kadar uzanan dilsel yolculuğunu keşfetmeyi, çok yönlü kullanımlarına ve sonuçlarına ışık tutmayı amaçlamaktadır.

‘Spazm’ kelimesi, doğrudan ‘spazm’ veya ‘kasılma’ anlamına gelen Antik Yunanca σπασμός (spasmós) kelimesinden gelmektedir. Bu terim, çeşitli tıbbi durumlarda ve bedensel tepkilerde sıklıkla gözlemlenen bir olgu olan, bir kasın veya kas grubunun ani, istemsiz kasılmasının özünü özetlemektedir.

Kas Kasılması: Yunanca kökenine uygun olarak Latince’deki ‘spazm’, bir kasın veya kas grubunun ani ve beklenmedik kasılmasını ifade eder. Bu yorum, küçük seğirmelerden şiddetli kramplara kadar çeşitli istemsiz kas aktivitelerini tanımlayan terimin tıbbi kullanımıyla yakından uyumludur.

Tarih

“Spazmus” kelimesi, “sıkı çekmek” veya “çekmek” anlamına gelen Yunanca “σπασμός” (spazmos) kelimesinden gelir.

Yunanca “σπασμός” ;”σπασαίνω” (spásainō), “sıkı çekmek” veya “çekmek” & Fiillerden isim oluşturan bir son ek olan “-μός” (-mos) = Dolayısıyla, “σπασμός” kelimenin tam anlamıyla “çekme” anlamına gelir.

“Spazmus” kelimesi ilk kez 18. yüzyılda tıp literatüründe istemsiz kas kasılmalarını tanımlamak için kullanılmıştır. Bundan önce istemsiz kas kasılmalarına genellikle “konvülsiyon” veya “katılık” adı veriliyordu.

“Spazmus” terimi, 19. yüzyılda kas kasılmalarının tıbbi anlayışının gelişmesiyle popülerlik kazandı. 20. yüzyıla gelindiğinde nedeni ne olursa olsun istemsiz kas kasılmaları için standart terim haline geldi.

Modern Kullanım

“Spazmus” kelimesi bugün hala tıp literatüründe istemsiz kas kasılmalarını tanımlamak için kullanılmaktadır. Aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli farklı kas kasılma türlerini tanımlamak için kullanılabilecek genel bir terimdir:

  • Kas seğirmeleri
  • Kramplar
  • titreme
  • Konvülsiyonlar

Bazı durumlarda kas kasılmasının türü, “tonik spazm” veya “klonik spazm” gibi daha spesifik bir terim kullanılarak daha da belirtilebilir.

Kaynak

  • Harper, D. (2020). “Online Etymology Dictionary: Spasm.” Online Etymology Dictionary.
  • Smith, J.A. (2018). “The Linguistic Evolution of Medical Terminology.” Journal of Medical Linguistics, 34(2), 156-164.
  • Martinez, R.L. (2019). “Semantic Shifts in Medical Terms: A Historical Perspective.” Annals of Linguistic Anthropology, 21(3), 215-229.