Kişiye özgü kanser tedavisi

Kanser farklı genetik ve çevresel etmenlerin etkileşimi ile ortaya çıkan, dünyada en yaygın görülen ve görülme sıklığı her yıl artan, kompleks bir hastalık. Temel olarak, farklı organlardaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu ortaya çıkar. Klinik fenotipi ve tedavi yaklaşımları da birbirinden farklılıklar göstermektedir.

Tüm Dünya’da kanser verilerini toplayan ve yayınlayan GLOBACAN’in verilerine göre 2012’de dünyada toplam 14,1 milyon yeni kanser vakası gelişti ve 8,2 milyon kansere bağlı ölüm gerçekleşti (1). Dünya’da en çok tanı konulan kanserler akciğer (%13,0), meme (%11,9) ve kolon (%9,7) iken, kanserden ölümler ise en çok akciğer (%19,4), karaciğer (%9,1) mide (%8,8) ve beyin (%2,4) kanserlerinden gerçekleşti (2).

Kanser ve genetik ilişkisi

Bazı kanser türleri ve genetik faktörler arasında doğrudan ya da dolaylı ilişki bulunuyor. Günümüzde, meme kanseri, lösemi, myeloma, bağırsak, mide, melanoma ve akciğer kanserleri ile ilişkili olarak, BRCA1/2, BCR-ABL, JAK2, TP53, ALK, KRAS, BRAF IGHV ve KIT gibi genlerindeki mutasyonların (değişinimlerin), hem tanı amaçlı hem de kanserin prognozu (muhtemel seyri) ile ilgili olarak tedaviye yanıt başarısının tahmin edilebilmesi için test ediliyor.

Özellikle ailesel kanser vakalarında genetik testler ile kansere yatkınlık ve kanser gelişme riskinin belirlenmesi mümkün olabiliyor. Genetik testler sadece kanserin erken tanısı ya da prognozunun tahmini için değil, genetik etkileşimin türüne ve içeriğine bağlı olarak en doğru tedavinin seçilmesine de yardımcı olmakta. Bu sayede hem tedavi sürecinde gereksiz ilaç kullanımı azaltılmakta, etkin tedaviye erken başlayarak sağ kalım süresinin ve tedavi başarısının uzatılması sağlanmakta hem de kanser tedavisinin maliyeti düşürülmekte.

Moleküler biyoloji ve biyoteknoloji alanındaki gelişmelere paralel olarak, kanserde genetik belirteçlerin araştırıldığı testler, hastaların biyopsi ya da tümör dokusu örneklerinden ve kanda dolaşan serbest tümör hücrelerinden yapılabilmekte.

Kanser hücreleri doğası gereği, kontrolsüz çoğalma ile birlikte bir taraftan da hücrelerin ölmesi ya da parçalanması sonucu genomik materyallerini (DNA) hücre dışına, oradan da kana aktarmaktadır. Tümör hücrelerine ait DNA kanda serbest halde dolaşabildiği gibi, tümörün farklı organlarda tekrar köken alabilmesine de katkı sağlamaktadır. Miktar olarak çok düşük seviyelerde olsa da dolaşan tümör DNA’ları büyümekte ve gelişmekte olan ya da hali hazırda var olan kanserin tanısı ve nasıl ilerleyeceği hakkında fikir vermektedir.

Özellikle daha görüntüleme teknikleri ile tespit edilebilir büyüklükte olmayan ya da yeterli büyüklükte olupta biyopsi ve cerrahi gibi girişimsel tekniklerin uygulanamadığı kanser riski taşıyan kişilerde, kanserin erken tanısı ve oluşumunun önlenebilmesi için kanda dolaşan tümör DNA’larının tespiti ve bu DNA’ların taşıdığı genetik mutasyonların belirlenmesi ile mümkün olabilmektedir.

Kanserde kişiye özgü tedavi

Kanserde tedavi kanserin kökeni, yerleştiği organ ve hücre türüne göre farklılık göstermekle birlikte yaygın yöntem cerrahi, kemoterapi ve radyoterapidir. Bunun yanı sıra kansere sebep olan hücre türüne ait bilgi birikimimizin ve hedefli tedavide kullanılan biyomoleküllerin artmasına paralel olarak, hormon ve hedef odaklı biyo moleküller (spesifik antikor, anti-anjiojenik ajanlar vb.) kullanılıyor.

Bu yöntemler ayrı ayrı ya da aşama aşama uygulanabileceği gibi kombine bir şekilde de uygulanabilmekte. Her yöntemin farklı yan etkileri ve başarı oranları var. Farklı tedavi yöntemlerine hastanın vereceği cevap ise hastanın taşıdığı genetik varyasyonlara göre tahmin edebilmek ve tedaviyi ona göre yönlendirebilmek, kişiye özgü tedavi yöntemleri ile mümkün olabiliyor. Her kanser hastasının sahip olduğu genetik varyasyonlar birbirinden farklı olduğu ve her varyasyonun tedaviye etkisi farklı düzeyde olduğu için, hem tanı hem de prognoz açısından tüm kanser hastalarının ya da kanser riski taşıyan bireylerin genetik profillerinin belirlenmesi tedavi açısından önem taşımakta.

Bu amaçla yukarıda bahsedildiği gibi hastaların tümör dokusunda ya da kanında dolaşan serbest tümör DNA’sında yapılacak olan genetik analiz ile kişinin kanser ilişkili genlerindeki varyasyonlar belirlenerek, hem doğru tanı hem de doğru tedavi seçenekleri değerlendiriliyor. Farklı kanser türleri için tanımlayıcı ya da bilgilendirici genler içeren birözet tablo aşağıda verilmiştir (3).

Beyin tümörleri laboratuvarları

Örneğin BRCA1/2 genleri analiz edilerek, bir meme kanseri hastasının ailesel bir kanser riski taşıdığı ve ailenin sağlıklı bireylerinde kanser riskinin araştırılması ve koruyucu önemler alınması gerekmektedir. Ya da, BRAF geninde mutasyon taşıyan bir melanoma hastasının tedavisinde spesifik olarak BRAF inhibitörlerinin ilk aşamada kullanılması tedavinin başarısını artırırken, metastatik kolon kanseri olan bir hastada BRAF mutasyonlarının olması alkilleyici kemoterapötiklerin tedavide başarılı olmayacağı bilgisini sunmaktadır.

Bu bilgi her hastada ayrı ayrı değerlendirilerek cerrahi öncesi ya da sonrasında doğru kemotörapatiklerin kullanımını sağlayacak ve tedavi başarısı ile sağ kalım süresini artıracaktır.

Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak “Kişiye Özgü Beyin Tümörleri Laboratuvarı”nda özellikle düşük evreli gliomalar ve hipofiz tümörlerinin prognozunu önceden belirleyebilmek için cerrahi sonrası tümör dokularında ya da hastalardan elde edilen kanda dolaşan serbest tümör DNA’sı yeni nesil genetik dizileme yöntemleri ile analiz edilmekte ve hastanın taşıdığı mutasyonlara ya da farklı genlerin üretim miktarlarına bağlı olarak, düşük evreli gliomanın yüksek evreye dönüşme riski ya da hipofiz tümörlerinin tekrar etme riski konusunda hastaya bilgi verilmekte. Yine farklı genlerdeki genetik varyasyonlara bakılarak farklı beyin tümörleri için cerrahi sonrası ilk aşamada kullanılacak ilacın türü belirlenebilmekte.

Kanser Türü Gen Tanı ya da tedaviye etkisi
Tanı amaçlı testler
Akut lösemi PML-RARA Lösemilerin Dünya sağlık örgütü (WHO) sistemine göre sınıflandırılması
BCR-ABL1
CBFB-MYH11
RUNX1-RUNX1T1
Myeloproliferatif kanserler JAK2 Mutasyon varlığında tanı konulur
Sarkomalar EWSR1-FLI1 Ewing sarkoması
EWSR1-ERG
EWSR1-NR4A3 Miksiod kondrosarkoma
TAF15-NR4A3
FUS-CREB3L2 Düşük evreli fibromiksoid sarkoma
FUS-DDIT3 Miksoid Liposarkoma
Meme kanseri BRCA1 – BRCA2 Kansere ailesel yatkınlık
Prognostik testler
Kronik Lenfositik Lösemi (CLL) TP53 Mutasyon, kötü prognozun göstergesidir
IGHV Mutasyon olmaması kötü prognozun göstergesidir
Akut myeloid lösemi (AML) FLT3-ITD Mutasyon, kötü prognozun göstergesidir
Metastatik kolorektal kanser (mCRC) BRAF Mutasyon, kötü prognozun göstergesidir
Tedaviye yanıt amaçlı testler
Akciğer kanseri EGFR Mutasyonlar Tirozin kinaz inhibitörlerine etkili cevap verileceğini gösterir
ALK Genetik varyasyonlar ALK inhibitörlerine etkili cevap verileceğini gösterir
Mide bağırsak kanserleri KIT ve PDGFRA Mutasyonlar c-KIT/PDGFRA inhibitörlerine etkili cevap verileceğini gösterir
Kolorektal kanserler KRAS Mutasyonlar anti-EGFR reseptörlerine cevap alınamayacağını gösterir
Melanoma BRAF Mutasyonlar BRAF inhibitörlerine etkili cevap alınacağını gösterir
Meme kanseri HER2 Genin ifade miktarının anti-HER2 antikorlarına etkili cevap alınma seviyesini gösterir
Astrositoma PTEN Temazolamid ya da polimeraz inhibitörlerine etkili cevap alınıp alınamayacağını gösterir

 

Kaynak: HerkeseBilimveTeknoloji

Yrd. Doç. Dr. Timuçin Avşar, Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ABD 
Prof. Dr. Türker Kılıç, Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi ABD

Referanslar:

  1. GLOBACAN 2012 : Estimated Cancer Incidence, Mortality and Prevelance Worldwide (http://globocan.iarc.fr/Default.aspx)
  2. Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanlığı, Kanser İstatistikleri, (http://kanser.gov.tr/daire-faaliyetleri/kanser-istatistikleri.html)
  3. Gonzalez de Castro, D., Clarke, P. A., Al‐Lazikani, B., & Workman, P. (2013). Personalized cancer medicine: molecular diagnostics, predictive biomarkers, and drug resistance. Clinical Pharmacology & Therapeutics, 93(3), 252-259.

Zengin Lif ile Beslenme Akciğer Kanseri Riskini Azaltıyor

Lif açısından zengin bir beslenme düzeni yalnızca diyabet ve kalp hastalıklarına karşı korumakla kalmıyor aynı zamanda akciğer kanseri geliştirme riskini azaltabiliyor. Bu çıkarım Annuals of the American Thoracic Society’de basılı olarak yayımlanan bir çalışmaya ait.

NHANES – National Health and Nutrition Examination Surveys’den elde edilen verilerin analiz sonuçları, en üst düzeyde (yüzdeye vurulduğunda dörtte birlik bir kesime denk gelen) lif tüketen yetişkinler için “NHANES Besin Lif Tüketimi ile Akciğer Fonksiyonları Arasındaki İlişki” başlığı ile sıradaki bilgileri içerecek biçimde yayımlandı:

• Yüzde 50.1’lik normal akciğer fonksiyonlarına sahip olan en az seviyede lif tüketen dörtte birlik kesim ile karşılaştırıldığında yüzde 68.3’ü normal akciğer fonksiyonlarına sahip,

• Yine aynı karşılaştırmada alt dörtte birlik kesimin yüzde 29.8’lik solunum yolları engellerine karşılık, üst dörtte birlik kesim yüzde 14. 8 oranında solunum yolları sıkıntısı yaşıyor.

İki önemli solunum testinde de en yüksek oranda lif tüketen insanların en düşük lif tüketen insanlara nazaran ciddi biçimde daha yüksek başarı gösterdi. En üst dörtte birlik grup hem daha yüksek akciğer kapasitesine sahip hem de alınan nefesin üzerine alınan bir ikinci nefeste (alınan nefes geri vermeden) daha fazla havayı ciğerlerine çekebiliyordu.

Araştırmacılar, 2009 -2010 yıllarında NHANES anketlerine ve incelemelerine katılan yaşları 40 ile 79 arasında değişen 1,921 yetişkine ait kayıtların üzerinden geçerek bu sonuçlara ulaştı. NHANES anketleri aynı zamanda fiziksel testlerle de kombine edilmesi bakımından tekil bir özellik taşıyor. Bu bakımdan sonuçların güvenilir olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Lif tüketimi hesabı tüketilen meyve, sebze, baklagil ve tam tahıllı gıdaların miktar ve çeşitlerine göre hesaplandı. Diyetleri günde 17.5 gramdan daha fazla lif içeren 571 kişiden oluşan bireyler en üst düzey lif tüketen dörtte birlik kesimi oluştururken, 360 kişilik en az düzeyde lif tüketen dörtte birlik grubun günlük lif tüketimi 10.75 gramdan daha az olarak kaydedildi.

Araştırmacılar bu veriler ile birçok demografik ve sağlık faktörü (sigara içme, hastalık geçmişi, diyabet, kilo, sosyoekonomik durum gibi) bilgilerini kombine etti ve lif ile akciğer fonksiyonu arasındaki bağımsız ilişkiyi tespit etti. Ancak eksik olan bilgilerden birisi (ki önemsiz bir eksiklik sayılmaz) akciğer fonskiyonlarının zamanla değişimi ve fiziksel aktivite değişimiydi. Maalesef bu veriler NHANES’te de mevcut değildi ve araştırmacıları da sonuçların kesinliğini açıklamakta sınırladı diyebiliriz.

Araştırmada liflerin yararlı etkilerini açıklayan ve incelemiş olan daha önceki araştırmalar referans gösterildi. Bu araştırmaların içinde liflerin iltihap ve yangıları azalttığını gösteren incelemelerde mevcut ki iltihaplanmaların birçok akciğer kanseri vakasının altında yatan neden olduğu da biliniyor. Yine not edildiğine göre doğal akciğer-koruyucu kimyasalları vücuda salan bağırsak mikrobiyomu üzerinde de liflerin ve lif tüketiminin büyük etkileri olduğunu gösteren araştırmalar da mevcut.

 


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2. American Thoracic Society (ATS). “Fiber-rich diet may reduce lung disease.” ScienceDaily. ScienceDaily, 22 January 2016. 
  3. Corrine Hanson, Elizabeth Lyden, Stephen Rennard, David M Mannino, Erica P.A. Rutten, Raewyn Hopkins, and Robert Young  The Relationship between Dietary Fiber Intake and Lung Function in NHANES Annals ATS. First published online 19 Jan 2016 as DOI: 10.1513/AnnalsATS.201509-609OC

İlaca Dirençli Akciğer Kanseri 50 Kat Düşük Doz ile Tedavi Edildi

Paklitaksel adlı kanser ilacı daha etkili olmaya başladı. İlk duyulduğunda abes bir ifade gibi gelse de University of North Carolina’dan bilimciler ilacı hastanın kendi bağışıklık sisteminden elde edilmiş taşıyıcıların içine paketleyerek, ilacın vücudun defans mekanizmaları ile bozulmasını engelledi ve böylelikle tüm tümörün üzerinde etkili olmasını sağladı.

UNC Eshelman School of Pharmacy’den Doçent Elena Batrakova: “Bu, 50 kat daha az ilaç kullanarak hala aynı sonuçları alabileceğimiz anlamına geliyor.” diyerek ekliyor: ” Bu önemli, çünkü bu yolla hastalarımızı güçlü kemoterapi ilaçlarının daha küçük ve net miktarlarıyla tedavi ederek daha az ve hafif yan etkilerin görüldüğü, daha etkili bir tedavi sağlanacak.”

Batrakova  ve UNC Eshelman School of Pharmacy’nin Nanoteknoloji Merkezindeki ekibi tarafından yürütülen çalışma, vücudu hastalıklara karşı koruyan beyaz kan hücrelerinden elde edilen küçük kürecikler şeklindeki eksozomlara dayanmakta. Eksozomlar, hücre zarı ile aynı materyalden oluşmakta ve hastanın vücudu eksozomları yabancı madde olarak görmemekte; bu,  geçtiğimiz yüzyılda vücuttaki  ilaç dağıtım sistemlerinde plastik kaynaklı nanoparçacıklar kullanılırken karşılaşılan en büyük zorluğun üstesinden gelmekte.

Bu tekniği aynı zamanda Parkinson hastalığında potansiyel tedavi olarak kullanan Batrakova: “Eksozomlar, doğada mükemmel bir taşıyıcı olarak tasarlanmıştır.” diyor. “Beyaz kan hücrelerinden eksozomlar kullanarak, ilacı görünmezlik pelerini ile kaplayıp bağışıklık sisteminden saklıyoruz. Tam olarak nasıl yaptıklarını bilmiyoruz ama eksozomlar sahip oldukları her türlü ilaç direncini aşarak ve taşıdığı yükünü gerekli yere ileterek  kanser hücrelerine akın ediyor.”

Paklitaksel, Amerika’da meme, akciğer ve pankreas kanserinin birinci (başlangıç) ve ikinci basamak tedavisinde etkili bir ilaç olarak kullanılmakta. Saç dökülmesi, kas ve kemik ağrıları ve ishal gibi ciddi ve hoş olmayan yan etkiler yaratabilmekte ve hastalarda ciddi enfeksiyon riskine sebep olabilmekte.

Batrakova’nın ekibi, araştırmalarında fare beyaz kan hücrelerinden eksozomu çıkararak içlerini paklitakselle yüklediler. Sonrasında, eksoPXT adını verdikleri ilaçlarını petri kaplarında birden fazla ilaca dirençli kanser hücrelerinde denediler. Ekip, mevcut kullanılmakta olan paklitaksel formulasyonundan 50 kat daha az eksoPXT kullanarak, aynı kanser yok edici etkiyi gözlemledi.

Araştırmacılar sonrasında tedaviyi ilaca dirençli akciğer kanserine sahip fare modellerinde test ettiler. Akciğerlere nüfuz edişini gözlemlemek için eksozomları bir boya ile yüklediler ve eksozomların kanser hücrelerini araştırıp bulmak ve işaretlemekte titiz olduklarını gördüler.  Bu da onları hem şaşırtıcı derecede iyi bir teşhis aracı hem de güçlü bir terapötik araç haline getiriyor.

 


Kaynak : Bilimfili, Myung Soo Kim, Matthew J. Haney, Yuling Zhao, Vivek Mahajan, Irina Deygen, Natalia L. Klyachko, Eli Inskoe, Aleksandr Piroyan, Marina Sokolsky, Onyi Okolie, Shawn D. Hingtgen, Alexander V. Kabanov, Elena V. Batrakova. Development of exosome-encapsulated paclitaxel to overcome MDR in cancer cells.Nanomedicine: Nanotechnology, Biology and Medicine, 2015; DOI: 10.1016/j.nano.2015.10.012