Kulak egzaması

Kulak egzamasının Latince isimlendirmesi dermatitis auris‘tir. Bu terim Yunanca “derma” (deri) ve “itis” (iltihap) kelimelerinden türetilmiştir.

Egzama, cildin kızarmasına, kaşınmasına ve iltihaplanmasına neden olan bir grup durum için kullanılan bir terimdir. Egzama, kulak da dahil olmak üzere vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilir.

Nedenleri:

Kulak egzamasına alerjiler, tahriş edici maddeler, genetik, enfeksiyonlar ve hava değişiklikleri gibi çeşitli faktörler neden olabilir. Genellikle çocukluk çağında başlayan kronik bir cilt rahatsızlığı olan atopik dermatitin bir belirtisi de olabilir.

Semptomlar:

Kulak egzamasının semptomları değişebilir, ancak kaşıntı, kızarıklık, kuruluk, pullanma ve bazen şişmeyi içerebilir. Şiddetli vakalarda cilt çatlayabilir ve kanayabilir. Dış kulağı, kulak kanalını veya her ikisini de etkileyebilir.

Teşhis

Teşhis genellikle kulağın fiziksel muayenesine ve hastanın tıbbi geçmişinin gözden geçirilmesine dayanarak bir sağlık hizmeti sağlayıcısı tarafından yapılır. Sedef hastalığı veya mantar enfeksiyonu gibi benzer semptomlara neden olabilecek diğer durumları ekarte etmek için testler yapılabilir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tedavi:

Kulak egzamasının tedavisi genellikle semptomların yönetilmesini ve alevlenmelerin önlenmesini içerir. Bu şunları içerebilir:

  • Belirtileri daha da kötüleştirebilecek alerjenler veya tahriş edici maddeler gibi tetikleyicilerden kaçınmak.
  • Enflamasyonu ve kaşıntıyı azaltmak için topikal kortikosteroidler uygulamak.
  • Cildi korumaya ve kuruluğu önlemeye yardımcı olmak için yumuşatıcılar (nemlendiriciler) kullanmak.
  • Egzama bir enfeksiyondan kaynaklanıyorsa, antibiyotikler veya antifungal ilaçlar reçete edilebilir.
  • Etkilenen bölgeyi kaşımaktan kaçınmak önemlidir, çünkü bu daha fazla iltihaplanmaya, potansiyel enfeksiyona ve kulak kanalında olası hasara yol açabilir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tarih

Kulak egzamasının tarihsel keşfi tam olarak net değildir. Bununla birlikte, eski tıp metinlerinde kulak egzamasına dair bazı referanslar bulunmaktadır. Örneğin, Yunan hekim Hipokrat (MÖ 460-370) kulak egzamasının bir türü olduğu düşünülen “pruritus aurium” (kulak kaşıntısı) adlı bir durumu tarif etmiştir.

Kulak egzamasının ilk net tanımı muhtemelen Fransız hekim Jean-Nicolas Corvisart (1755-1821) tarafından yapılmıştır. Corvisart, “Traité des Maladies des oreilles” (Kulak Hastalıkları Üzerine İnceleme) adlı kitabında “eczéma de l’oreille” (kulak egzaması) adlı bir durumu tanımlamıştır.

İşte kulak egzaması hakkında bazı ek gerçekler:

  • En sık çocuklarda ve genç yetişkinlerde görülür.
  • Genellikle alerjiler veya tahriş edici maddelerle temas sonucu tetiklenir.
  • Ağrılı olabilir ve duymayı zorlaştırabilir.
  • Tedavisi yoktur, ancak ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleri ile tedavi edilebilir.

Alerjileri Tamamen Ortadan Kaldırmaya Adım Adım…

Başınıza bela olan şey saman nezlesi, gıda alerjisi ya da astım olsun, bağışıklık sistemimiz düzgün çalışmadığı zaman bunların gerçek bir eziyet olabildiği inkar edilemez. İşte bu yüzden, araştırmacıların yalnızca, vücutlarımızı yer fıstığı veya polenler gibi zararsız nesneleri düşman yerine dost olarak tanımaya zorlayarak, kuramsal olarak bütün alerjilere son verebilecek bir sistem bulmuş olabileceklerini duymak çok heyecan verici.
Ne düşündüğünüzü biliyoruz, bu durum gerçek olamayacak kulağa iyi geliyor değil mi? Çünkü bilim insanları, bağışıklık sistemimizin kedi tüyü veya polen gibi zararsız şeyleri görünce kendini kaybetmesini durdurmak için on yıllardır bir yol bulmaya çalışıyorlardı ve şimdiye kadar hiçbir şey gerçekten işe yaramamıştı. Fakat bu yeni yaklaşım farklı. Araştırmacılar bağışıklık sistemini sakinleştirmek yerine, alerji yapan maddeleri bağışıklık sisteminin savunmasından gizlice geçirmek ve resmî olarak zararsız şekilde kabul edilmelerini sağlamak için nanoparçacıkları bir ‘Truva atı’ olarak kullandılar.
Araştırma şimdiye kadar sadece fareler üzerinde yapıldı ve piyasaya sürülmeden önce daha pek çok onaydan geçmesi gerekiyor, bu yüzden henüz çok fazla heyecanlanmayın. Fakat aynı yöntem zaten, otoimmün (doğuştan olan bağışıklıklar) durumlar için bir tedavi olarak klinik denemelerde kullanılmaya devam ediyor ve şimdiye kadar gerçekten umut vaat ediyor gibi görünüyor. Şikago’daki Northwestern Üniversitesi’nden baş araştırmacı Stephen Miller şöyle konuşuyor:
“Bu, evrensel bir tedavi. Hangi alerjiyi ortadan kaldırmak istediğinize bağlı olarak, nanoparçacıkları saman nezlesi poleni veya bir yer fıstığı proteini ile doldurabilirsiniz. Bulgular, yaşamı tehdit eden solunum alerjisi ve gıda alerjisi olan hastaları tedavi etmek ve muhtemelen ‘iyileştirmek’ için yeni, güvenli ve etkili bir uzun vadeli yöntem sunuyor. Bu, akciğer alerjisini tedavi etmek için yaşam boyu ilaç kullanımı ihtiyacını ortadan kaldırabilir.”
Belli ki, iş bakteri ile virüsleri uzak tutmaya geldiğinde, bağışıklık sistemimiz inanılmaz derecede etkili. Fakat bazen (henüz anlamadığımız sebepler dolayısıyla) bağışık sistemi, yumurta ve köpek tüyü gibi zararsız bir şeyi düşman olarak algılıyor. Bu durum, bağışıklık sisteminin bu alerji yapıcı maddelere karşı antikorları artırmasına neden olarak iltihaba, sümüğe ve alerjisi olanlarımızın aşina olduğu bütün o korkunç şeylere yol açıyor. Üstelik çocukları küçük yaşta alerji yapıcı maddelere maruz bırakmak dışında bunun için yapabileceğimiz pek bir şey bulunmuyor.
Vücudun geri kalanına bir şeyin zararlı olduğunu söylemekten sorumlu olan bağışıklık sistemi dalına ‘doğuştan gelen bağışıklık sistemi’ adı veriliyor, fakat maalesef, alerji yapıcı bir madde ‘kötü’ olarak etiketlendiği zaman, bir daha asla bu doğuştan gelen bağışıklık sistemi ile tekrar görüşme şansı elde edemiyor. Yani, en azından, siz onu bir şekilde gizlice içeri sokana kadar… Kaldı ki, bu araştırma ekibinin yapmış olduğu şey de bu.
Ekip, FDA onaylı bir polimerden eriyebilen nanoparçacıklar geliştirdiler ve ardından, bunları yumurtalara alerjisi olan bir fareye şırınga etmeden önce yumurta proteini ile doldurdular. Genelde bu fareler astım benzeri bir tepki geliştirirdi, fakat yumurta proteininin arkadaş görünümlü nanoparçacıklar içinde güvenli şekilde depolanması yüzünden, farelerin vücutları tepki vermedi. Daha da güzeli, nanoparçacıklar daha sonra, kan akışında bulunan herhangi bir atığı ‘süpürmek’ ile görevli olan makrofajlar tarafından temizlendi. Üstelik bu makrofajlar doğuştan gelen bağışıklık sisteminin parçasıdırlar, yani bu demek oluyor ki, alerji yapıcı maddeler demek ki normal olarak işlenmişti. Miller şöyle aktarıyor:
 
“Süpürücü hücre, alerji yapıcı maddeyi veya antikoru bağışıklık sistemine ‘Endişeye gerek yok, bu buraya ait’ diyen bir şekilde sunuyor.” 
Ardından bağışıklık sistemi, bu alerji yapıcı maddeye uyguladığı saldırıyı kapatıyor ve normale geri dönüyor. Tedaviden sonra fareler, yumurtalara karşı alerjik bir tepki göstermedi ve bağışıklık sistemleri aslında daha güçlü hale geldi. Araştırmacılar şöyle açıklıyor:
“Bu yöntem, alerjiye sebep olan tehlikeli Th2 T hücrelerini kapatıyor ve iyi, yatıştırıcı olan düzenleyici T hücrelerini yayıyor.”
Ekip şimdi farelerde ve en sonunda insanlarda ileri denemeler yapmaya odaklandı. Hedef, bunun gıda alerjilerinden astıma ve saman nezlesine kadar her şeye karşı denendiğini görmek. Ayrı bir grup ise aynı yöntemin multipl skleroz (çoklu sertleşim) ve çölyak hastalığı gibi doğuştan olan bağışıklık sistemi durumlarına karşı kullanımıyla ilgileniyor.  Bu günlerde hem alerjilerdeki, hem de doğuştan bağışıklık sorunlarındaki hızlı artış göz önüne alındığında, bunun işe yaramasını kesinlikle istiyoruz.
Araştırma, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayınlandı.
 
Düzenleyen: Ayşegül Şenyiğit (Evrim Ağacı)
 
Kaynak:
  • ScienceAlert
  • Charles B. Smarra,b, Woon Teck Yapc, Tobias P. Neefa, Ryan M. Pearsond, Zoe N. Huntera, Igal Ifergana, Daniel R. Gettsa, Paul J. Brycea, Lonnie D. Shead,1, and Stephen D. Miller Biodegradable antigen-associated PLG nanoparticles tolerize Th2-mediated allergic airway inflammation pre- and postsensitization PNAS, Proceedings of the National Academy of Sciences vol. 113 no. 18 > Charles B. Smarr, 5059–5064, doi: 10.1073/pnas.1505782113

İnsanlar Neden Art Arda Üç Kez Hapşırır ve Neden “Çok Yaşa” Denir?

Alerji döneminizde hiç dışarıda dolaşmaya çıkıp, neredeyse kafanızı yere indiremeyecek kadar seri, bir dizi“Hapşuu” tepkisini deneyimlediniz mi? Eğer siz de büyük çoğunluğun içinde yer alıyorsanız cevabınız muhtemelen; ‘evet’tir. Ancak bu hapşırma nöbetleri bazen rahatsız edici olsa da, birden fazla hapşırmanın bilimsel bir nedeni var.

Öncelikle, ilk etapta hapşırığa sebep olan şeyin ne olduğuna ve  hapşırdığınızda vücudunuzda neler olduğuna değinerek başlayalım.

Hapşırma, toz ve hastalıktan tutun da duygusal tepkilere ve hatta güneş ışığına kadar çeşitli sebeplerden kaynaklanabilir. Fakat hapşırığın asıl sorumlusu, burnunuzun ve boğazınızın içerisindeki mukus zarlarıdır.

Öte yandan bir hapşırık anında, göğüs kaslarınız ciğerlerinize basınç yapar ve bu durum da ani bir havanın dışarı çıkmasına sebep olur. Bu sırada boğazınız sıkı bir şekilde kapanır ve bu da havanın burnunuzdan yaklaşık olarak saatte 160 km hızlara ulaşabilen bir hızda atılmasına sebep olur.

Ve asıl hikaye şimdi başlıyor. Çünkü saatte 160 km hızlara ulaşabilen bir hava yaklaşık olarak 2000 ila 5000 kadarbakteri damlacıklarıyla doludur (miktar/ağırlık).

Peki neden sıklıkla üçleme şeklinde hapşırırız?

Hapşırıklar genellikle burnumuza girerek burun mukozamıza ulaşan yabancı bir parçacıkla ya da dış bir uyarıcıyla başlar. Bu durum da histamin salınımını tetikler ve histaminler de burnumuzdaki sinir hücrelerini rahatsız eder. Bu rahatsızlık da burunda bulunan ve kaşıntı yapan şeyi, güçlü bir hava püskürtmesiyle dışarı atma isteği olarak hapşırığı ortaya çıkarıyor.

Tek bir hapşırık, sistemimizden zararlıları atmak için bazen yeterlidir. Ancak tek bir hapşırıktan sonra hala burnunuzun direği sızlıyorsa, burnunuz ikinci bir hapşırığı ortaya çıkarır. Yani; ikinci hapşırığınız, ilk hapşırığınızın görevini yeterince yerine getirmediğinin bir göstergesidir. Peş peşe üç kez hapşırmak ise sistemimizin çok daha derinlerdeki rahatsız edici şeyleri dışarı atmak istediğinin işaretidir.

Dolayısıyla, üçlemedeki ilk hapşırık derinlerdeki rahatsız edici şeyleri koparmaya yarıyor, ikincisi onları burnumuza getiriyor, üçüncüsü ise bütün bu rahatsızlık verici, kaşındırıcı şeyleri dışarı atıyor. Bu işleyiş, mukozanızın rahatsızlık verici her ne varsa onu temizlemesi için gerekli bir işleyiştir. Eğer ki, etrafınızda birden fazla hapşıran insanlar görüyorsanız ya da siz defalarca hapşırıyorsanız, bu durum hapşırıkların zayıf olduğunu gösterir.

Bunun yanı sıra; hapşırma davranışı da tıpkı gülüşlerimizde olduğu gibi kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Kahkahaların kişiden kişiye farklılık göstermesine sebep olan her şey, hapşırıklar için de geçerlidir. Fakat art arda gelen hapşırıklar, vücudunuzun hava yollarını normal olarak temizlemesinden biraz daha fazlasını içerir.

Peki, birisi hapşırdığında, insanlar neden “çok yaşa” derler? 

Murat Songu

ve Metin Önerci‘nin geçtiğimiz yıl Nasal Physiology and Pathophysiology of Nasal Disorders ‘da yayımlanan “Physiology and Pathophysiology of Sneezing and Itching: Mechanisms of the Symptoms” başlıklı makalesine göre; Antik Yunan ve Antik Romalılarda; hapşırmanın iyi bir sağlığın işareti olduğu düşünülürdü, bu yüzden de “çok yaşa” tepkisi bu durumu kutlamak için kullanılırdı.

Yani, art arda birden fazla hapşırmamız; boğazımızda ya da geniz bölgemizde sıkışmış potansiyel olarak tehlikeli ve rahatsızlık verici şeyleri vücuttan uzaklaştırma noktasında üç aşamalı bir sürecin işlemesinden kaynaklıdır. Eğer hapşırmaya devam ederseniz, söz konusu rahatsızlık verici şey etrafınızdaki havaya saçılır ve vücudunuz rahatlayana kadar bir süre bu şeyden uzaklaşmış olursunuz.

Aşağıdaki yavaş çekim görüntüde rahatsızlık verici maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında hapşırığın ne kadar işlevsel olduğunu görebilirsiniz.

Click here to display content from Vimeo.
Learn more in Vimeo’s privacy policy.


Kaynaklar:  Bilimfili
1- Songu, Murat, and T. Metin Onerci. “Physiology and Pathophysiology of Sneezing and Itching: Mechanisms of the Symptoms.” In Nasal Physiology and Pathophysiology of Nasal Disorders, pp. 139-152. Springer Berlin Heidelberg, 2013.
2- American Institute of Physics (AIP). “The complex sneeze, caught on tape.” ScienceDaily. www.sciencedaily.com/releases/2015/11/151123102939.htm (accessed April 30, 2016).
3- Geggel, L. “Why Do People Sneeze in Threes?” LiveScience. http://www.livescience.com/54498-why-people-sneeze-three-times.html (accessed May 1, 2016)
4- Dockrill, P. “Watch: Slow-motion sneezing is totally gross but helps explain how we get sick.” ScienceAlert. http://www.sciencealert.com/watch-slow-motion-sneezing-is-totally-gross-but-helps-explain-how-we-get-sick (accessed May 1, 2016)
5- Kirschner, C. “What happens to your body when you sneeze?” Mother Nature Network. http://www.mnn.com/health/allergies/questions/what-happens-to-your-body-when-you-sneeze (accessed May 1, 2016)