Fobilerimiz Yaşamımızı Nasıl Değiştiriyor?

Yılan görünce taş kesilenlerden misiniz? Karanlık ürkütür mü sizi? Ya da gök gürültüsü titretir mi? Kan görünce dayanamaz mısınız? Yoksa yüksekten bakamayanlardan mısınız?

Fobileri oluşturan aşırı ve rasyonel olmayan korkular küçük hayvanlardan tutun da doğanın kendi gücünden kaynaklanan korkulara kadar birçok formda olabilir. Fobilerin çoğu birçok insanın temkinli yaklaştığı tecrübelere dayanır. Bir şeyin fobi olarak tanımlanabilmesi için, korkunun; yaklaşık altı aydır ya da daha fazla bir süredir devam ediyor olması gerekir.

Yaklaşık olarak her 10 insandan birisi, yaşamının yetişkinlik, ergen dönemi ya da çocukluk dönemlerinin herhangi bir bölümünde fobilerinin baskısını hissediyor. Bazı spesifik fobiler ve doğayla alakalı fobik korkular yaşam boyunca değişiklik gösterir. Örneğin, okul öncesi çağı çocukları: karanlıkta kalmış kurgusal şeylerden, örneğin; hayaletler, canavarlar ve “karadedeler” gibi kültürel ve/veya dini kurgulardan korkma eğilimindedirler. Fakat daha sonralarda bu kurgu korkuların yerini daha gerçekçi korkular, örneğin; korkutucu hayvanlar alır. İşte fobilerin yaşa bağlı bir dökümü:

fobilerimiz-yasamimizi-nasil-degistiriyor-infografik-bilimfilicom

Umarız, yukarıdaki korkulardan herhangi birisi sizde bir uyarım oluşturmamıştır. Fakat eğer bir fobiden kaynaklı acı çekiyorsanız, iyi haber şu ki; bunların tedavileri mevcut. Kötü haber ise; tedavi bitmeden önce bu fobilerinizle hiç olmadığı kadar çok karşılaşacaksınız. Bazı spesifik fobilerin; farklı sebepleri olabilir ve bu fobiler beyinde çeşitli etkilere sahip olabilir. Bu tip fobiler; kişinin gerçek hayatta korktuğu şey her ne ise ona dair hassasiyetini yavaş yavaş azaltmaya zorlayan maruz bırakma terapisi (en. exposure therapy) ile ya da korku duyulan duruma dair kişinin düşünüş biçimini değiştirmeyi amaçlayan bilişsel davranışçı terapi (en. cognitive behavioral therapy) ile tedavi edilir. Her ne kadar bazı fobiler için; boğulma ya da otomobil kazası gibi korkutucu deneyimlerin sahteleri oluşturulabilsede, diğerlerini açıklamak biraz daha zordur.

İnsanlar, ebeveynleriyle benzer fobilere sahip olabilir. Bu da; genetiğin söz konusu durum için bir etkisinin olabileceğini ya da bu insanların bakıcılarından korkuları öğrenebildiklerine işaret edebilir. Fobileri olan insanların çoğu aynı zamanda da anksiyete bozukluğuna sahiptirler.

Psikiyatrik tanı kitabı (DSM-5) fobileri; çocukların en çok korktuğu durumlarla çok benzer olan 5 tipe ayırıyor. Her tip, insanları insanları farklı şekilde etkiliyor.

Hayvan fobileri insanları kaçmaya ve panik olmaya teşvik eder. Kan, iğne ve diğer medikal temelli fobiler; insanların kalp atış hızının ve kan basıncının artmasına ve birden düşmesine sebep olur ve bayılmalarına yol açar.Uçuş ya da boşlukla çevrelenmiş bir yerde sıkışıp kalma gibi durumlarla ilgili korkular ise; insanların kaçmak istemelerine, kontrol kaybı yaşamalarına ve aşırı heyecanlı olmalarına sebeiyet veren boğucu bir hisse kapılmalarına sebep olur. Yükseklik ya da aydınlatma gibi belirli çevresel durumlardan kaynaklanan fobiler insanların başını döndürür ya da korkunun beraberinde ne gibi tehlikeler getireceğiyle tamamen meşgul bir hale sokar.

Beynin loblar boyunca birçok değişik bölgesi fobilerle bağlantılıdır. Burada korku merkezimiz olan amigdala ve fobinin duygusal önemini toplayan lateral amigdala özellikle önemlidir. Amigdaladaki bir başka bölge olanmerkezi çekirdek, fobinin gelişinin ne kadar yakın olduğuna bağlı olarak donmadan bir ara vermeye kadar değişiklik gösteren savunma aksiyonları için hazırlıkları sıraya koyar.

Birkaç araştırma fobilerin anormal beyin aktivitelerinin farklı işaretlerine sebep olabileceğini araştırdı.Çalışmalardan birisi; diş ya da yılan fobisi olan insanları inceledi ve fMRI taramalarında korkuların beyinde nispeten farklı bölgeleri aktive ettiğini gördü. Yılan fobisi; öncelikle temel duyguları kontrol eden ve düzenleyen limbik sistemdeki yapılar tarafından yönetiliyordu. Fakat diş fobisi olan insanlar kendi korkularını değerlendirdiklerinde ise, frontal lobdaki yapılar aktif hale geçti.


Kaynak:

  1. Bilimfili
  2. Kate Baggaley, “How Phobias Change Throughout Our Lives”, https://www.braindecoder.com/phobia-1429041159.html
  3. Lueken, U. et al. How specific is specific phobia? Different neural response patterns in two subtypes of specific phobia. NeuroImage 363–372 (2011).

Kenevir Nöral Gürültüyü Artırıyor

Kanabisin (kenevir) birincil aktif bileşeni yani etken maddesi delta-9-tetrahidrokanabinol (∆9-THC),sağlıklı insanlarda da şizofreni vakalarında çokça görülen geçici psikoz-benzeri etkiler yaratıyor. Bu etkilerin oluşmasının altında yatan moleküler mekanizmalar ve sebepler ise henüz netleşmiş değil.

Biological Psychiatry‘de yayımlanan yeni bir çalışmada, ∆9-THC’nin sağlıklı insanların beyninde nöronların rastgele aktive olmasına (nöral gürültü olarak bilinen süreç) sebep olduğu tespit edildi. Nöral gürültünün artması ise kenevirin psikoz benzeri etkilerinin olduğuna işaret ediyor.

Yale Tıp Fakültesi’nden Psikiyatri post doktora araştırmacısı Dr. Jose Cortes-Briones’e göre kenevirin psikoz benzeri etkilerinin temelinde ‘nöral gürültünün beynin normal bilgi işleme sistemine zarar veriyor olması’ yatıyor olabilir.

Araştırmacılar, ∆9-THC’nin beynin 24 saatlik elektriksel aktivitesi üzerindeki etkisini üç gün sürecek bu araştırmaya katılan insanlar üzerinde incelediler. Bu üç gün süresince katılımcılara damardan günlük ikişer doz ∆9-THC yada plasebo verildi. Bu enjeksiyonlar da katılımcılar arasında değişken dört biçimde gerçekleştirildi : iki dozu da plasebo olanlar, rastgele verilenler, çaprazlamalı ve iki miktarı denkleştirilmiş olanlar.

Eğer yapılacak devam deneyleri ile kesinleştirilirse nöral gürültü ile psikoz arasındaki bu bağ, şizofreni ile ilişkili semptomların biyolojisinin anlaşılmasına ışık tutacaktır.

Bu ilginç çalışma kenevirin temel etken maddesinin beyin üzerindeki etkileri ile şizofreninin ortaklıklarını gün yüzüne çıkartıyor. Kortikal (beyin kabuğu) aktivitedeki veya fonksiyonlardaki bozulmalara yol açan ∆9-THC maddesi bize kenevirin bilişsel zararlarını ve etkilerini de gösterebilir.

Çalışma yalnızca psikozun altında yatan sebepleri anlamamıza olanak sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda geçtiğimiz birkaç yılda Dünya genelinde yayılan biçimde medikal ve yasal kullanımı onaylanmakta olan bu uyuşturucu üzerindeki tartışmalara da yeni bir argüman öne sürüyor.

 


Kaynak :  Bilimfili, Jose A. Cortes-Briones, John D. Cahill, Patrick D. Skosnik, Daniel H. Mathalon, Ashley Williams, R. Andrew Sewell, Brian J. Roach, Judith M. Ford, Mohini Ranganathan, Deepak Cyril D’Souza. The Psychosis-like Effects of Δ9-Tetrahydrocannabinol Are Associated With Increased Cortical Noise in Healthy Humans. Biological Psychiatry, 2015; 78 (11): 805 DOI: 10.1016/j.biopsych.2015.03.023

Kedinizden Bulaşması Muhtemel Ölümcül Parazit

Hep sevimliliklerinden bahsedilen, videolarıyla motive olunan kedilerin oldukça tehlikeli ve özellikle de hamile kadınlarda fetusun ölümüne sebebiyet verebilen bir paraziti size bulaştırmasının muhtemel olduğunu bilmenizde de fayda var. Söz konusu parazit beyni etkileyen yapısıyla çok tehlikeli hasarlara yol açabiliyor.

Toxoplasma gondii –kısaca tokso– oldukça küçük, garip bir yaşam döngüsü olan ve konak canlıda tehlikeli sonuçlara sebebiyet verebilen tek hücreli bir parazittir. Beyine ulaşabilen bu parazite kedi kumunu temizleme esnasında bulaş olmanız kuvvetle muhtemel. Kediler bu paraziti beslendikleri kemirgenlerden alırlar. Yutulmasının ardından, parazitler kedinin bağırsak duvarlarına tutunur ve burada –seksüel– üremek için kendi eşini bekler. Çiftleşmenin ardından milyonlarca minik kist Tokso zigotları –oosit– meydana gelir. İlginç bir şekilde, kediler (sadece evkedileri değil bütün kedigiller) Toksoların üreyebildiği tek hayvandır.

Centers for Disease Control and Prevention – CDC
Centers for Disease Control and Prevention – CDC

Daha sonrasında, bulaş olan kedi bu oositleri dışkısıyla dışarı atar. Kedi kumuna atılan dışkı, temizlenmesi sürecinde insanlara bulaşır. Tokso’nun bulaşması Toksoplazmoz olarak adlandırılır ve vücuda bir kez girdiğinde burada kalır. Bir oositin kedi olmayan bir vücuda girmesinin ardından, oositler açılır ve Tokso zigotları hızlı bir şekilde bölünmeye başlar. Kan yoluna geçmesiyle birlikte de beyin dahil olmak üzere vücuttaki bütün organlara taşınır.

İyi haber ise; insan bağışıklık sistemi –genellikle– parazitlerin çığırından çıkmasına engel olur. Bağışıklık sistemi, parazitleri beyin ve kaslarda küçük kistler halinde kümelenmeye zorlar. Kistler -genellikle– bağışıklık sistemi tarafından hareketsiz kalmaları için baskılanır. Ancak bağışıklık sisteminin zayıf düştüğü hastalık durumlarında ve yaşlılıkta, parazit serbest kalabilir ve özellikle gözler ve beyin olmak üzere organları hedef alan ciddi hastalıklara sebep olur. Ve bu hiç de nadir görülen bir durum değildir. CDC verilerine göre; Amerika toplumunun 12 yaşından büyük bireylerinin %22.5 ‘i Tokso parazitine sahip. Dünyanın diğer bölgelerinde ise; bulaş vakasının %95 gibi büyük bir değerde olabileceği düşünülüyor.

Toksoların bölünmesi
Toksonun bölünmesi

Belirtiler

Tokso hakkındaki en ilginç şey; bulaştığı hayvanın beyinlerinde meydana getirdiği garip hasardır. Bulaş olan fareler daha gözüpek hale geliyorlar ve kedilerden daha az korkuyorlar. Bu bozuk etki; kemirgenin bir kedi tarafından avlanması ihtimalini arttırıyor ve Tokso’nun kediye bulaşması ve üremesi şansını güçlendiriyor.

Bulaş olan insanlarda da garip semptomlar görünebilir. Araştırmalar bulaş olan erkek bireylerin daha şüpheci olmaya, çekingen olmaya ve kuralları ezmeye daha yatkın hale gelmeye başlayabildiklerini, kadınların ise kendine daha özgüvenli, dışa dönük ve yasalara uyan bireyler haline gelebildiğini gösteriyor. Aman ne güzel dediğinizi duyar gibiyiz, ancak acele etmeyin.

fare-beynindeki-tokso-kist-bilimfilicom
Fare beynindeki bir Tokso kist

Kötü Haber

Bulaş olan erkek ve kadın bireyler trafik kazalarına maruz kalmaya, kendine zarar vermeye ve ciddi bir biçimdeşizofreni geliştirmeye daha yatkın hale geliyorlar.

Ve dahası, zayıf bağışıklık sistemine sahip insanlarda, Toksoplazmoz; gözlere, beyine ve diğer organlara hasar ve aşırı durumlarda da ölüme sebebiyet verebilir.

Hamile kadınlar ve bağışıklık yetersizliği olanlar büyük oranda risk altındadırlar. Yeni bulaş olan kadınlar -özellikle de hamilelik dönemindeki– bulaşı kolaylıkla fetusa geçirebilir. Bu durum bebekler için ölümcül sonuçlara yol açar ve göz ve sinir sisteminde büyük hasarlara sebep olur. Doktorların hamile kadınlara eğer evde bir kedi varsa kumundan uzak durmaları tavsiyesinde bulunmalarının sebebi bundandır.

İyi Haber

Fakat yazımızın tamamı kötü senaryolardan oluşmuyor tabii ki. Özellikle de kedi severleri rahatlatacak bazı noktaları da paylaşmamızda fayda var.

Öncelikle, parazitin kedi tarafından tüketilmesinin ardından yalnızca 3 hafta boyunca Tokso oosit atılımı gerçekleşir. Bu da şu anlama geliyor; eğer evcil kedinizi dışarıya bırakmıyor ve bir fare avlamasına engel oluyorsanız temelde güvendesiniz demektir. Ancak dışarıya çıkan ya da sokaktan sahiplendiğiniz bir kediniz varsa, onu belli bir süre boyunca mutfak tezgahlarınızdan uzak tutmanızı ve mutfak eşyalarınızı sıklıkla yıkamanızı öneriyoruz.

Bir başka önemli kısım ise; yiyecekleriniz. Her ne kadar kediniz güvende olsa da, sokaktaki bazı kediler paraziti yiyecekleriniz aracılığıyla size bulaştırma potansiyeline sahiptir. Ve Tokso bulaşı; enfekte kediden çok, tüketilen gıdalardan olmaktadır.

Enfekte kediler dışkıları ile toprağı kirletebilirler. Parazit, doğada 1,5 yıla kadar bulaş olabilecek durumda kalabilir. Yani otçul bir hayvan tarafından –örneğin; inekler, koyunlar– parazit alınabilir ya da tükettiğiniz meyve ve sebzelere de sıçramış olabilir.

Bu da şu anlama geliyor; insanlar paraziti yalnızca enfekte kedilerden değil aynı zamanda çiğ et ya da iyi yıkanmamış meyve sebzeleri tüketerek de alabilir. CDC;  ABD’de Toksoplazmoz’u beslenmeden kaynaklı olarak ölüme sebebiyet verebilen hastalıklar listesine almıştır.

Hem vahşi kediler hem de evcilleştirilmiş kediler soruna sebep olabilirken, 2013 yılında yapılan bir çalışma,evcilleşmiş kedilerin çok daha büyük bir etkiye sahip olduklarını ortaya koydu, çünkü evcilleşmiş kedilerin populasyonu vahşi kedilere kıyasla daha fazladır.

Parazite karşı önlem almanın bazı yolları ise şu şekilde; etleri iyice pişirerek, sebze ve meyveleri iyice yıkayarak tüketmek ve evdeki yüzeyleri temiz tutmak. Öte yandan hamilelik süreci yaşayan kadınların, her ihtimale karşı kedi dışkısından uzak durmaları parazite karşı korunmanın yollarından bir diğeri. Parazite karşı azami korunma yöntemleri ise:

  •  Çiğ ve/veya az pişmiş et tüketmeyin. Etlerin en az 70-75 santigrat derecede 15-20 dakika boyunca pişirilmesi gerekir.
  • Pastörize edilmemiş süt tüketiminden uzak durun.
  • Sebze ve meyveleri iyice yıkayarak tüketin.
  • Çiğ etlere, yıkanmamış sebze ve meyvelere dokunduktan sonra ellerinizi ve mutfak tezgahınızı sabunlu su ile yıkayın.
  • Yemekten önce ellerinizi mutlak suretle yıkayın.
  • Kedinizin bahçede, çocuk parklarında dışkılamasına izin vermeyin.
  • Tuvalet kabından dışkıyı her gün düzenli olarak elinize eldiven, yüzünüze maske takarak temizleyin ve tuvalet kabını sıcak su ve detarjan ile yıkayın.

Bu önemleri almış olmanız; parazitten yüzde yüz korunacağınız anlamına gelmez. Nihayetinde, mikroskobik düzeydeki bir parazitten söz ediyoruz, dolayısıyla yüzde yüz bir korunmanın mümkün olmadığını da söyleyelim.


Kaynakça: Bilimfili

1- Webster, Joanne P., Maya Kaushik, Greg C. Bristow, and Glenn A. McConkey. “Toxoplasma gondii infection, from predation to schizophrenia: can animal behaviour help us understand human behaviour?.” The Journal of experimental biology 216, no. 1 (2013): 99-112.
2- The Atlantic, “How Your Cat Is Making You Crazy,” http://www.theatlantic.com/magazine/archive/2012/03/how-your-cat-is-making-you-crazy/308873/?single_page=true
3- Toxoplasma gondii, https://en.wikipedia.org/wiki/Toxoplasma_gondii
4- CDC, “Parasites – Toxoplasmosis (Toxoplasma infection),” http://www.cdc.gov/parasites/toxoplasmosis/gen_info/faqs.html
5- VanWormer, Elizabeth, Patricia A. Conrad, Melissa A. Miller, Ann C. Melli, Tim E. Carpenter, and Jonna AK Mazet. “Toxoplasma gondii, source to sea: Higher contribution of domestic felids to terrestrial parasite loading despite lower infection prevalence.” EcoHealth 10, no. 3 (2013): 277-289.

Beynimizin Aşağıdan Görünüşü

Bu, beynimizin alt taraftan (inferior) görünüşüdür. Dikkatli ve eğitimli bir göz, bu fotoğrafta sadece “vıcık vıcık bir organ” değil, beynimizin frontal lobunu, koku ampullerini, optik kiyazmayı, yanal lopları, beyin sapını, oksipital lobu, ponsu, medullayı, yanal (lateral) yarıkları, boylamasına (longitudinal) yarığı ve serebellumu görebilecektir.

Bunların nerede olduğunu ve neye benzediğini merak ediyorsanız, aşağıdaki görselleri inceleyebilirsiniz:
 

Beynin Kendisi Acı ve Ağrı Hissetmez! Başağrısı, Beyinde Değildir!

Vücudumuzdaki sinirlerin ciddi bir miktarını bünyesinde barındıran ve vücuttaki bütün işlemleri kontrol eden algı, düşünce, duygu, zeka, vb. olguların merkezi olan beynimizin kendisi, acıyı hissedemez. Çünkü beynimizde acı reseptörleri bulunmamaktadır. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: beyinden kasıt, organ olan beynin kendisidir. Yoksa kafanızın, daha doğrusu kafa derinizin altında yatan sinirler ve reseptörler, acıyı beyne iletirler. Dolayısıyla kafanızı çarptığınızda, elbette acı hissedersiniz. Ancak bir şekilde (örneğin narkoz ile) kafatasınızı açacak olsak, sonrasında narkozun etkisini kaldırsak ve beyninize bıçak saplasak (hiçbir damarı parçalamayacak şekilde), beynin kendisinden kaynaklı hiçbir acı hissetmezdiniz (elbette bıçağın etkisiyle ilgili bölgenin fonksiyonu bozulurdu, o ayrı).

Buna paralel olarak daha çarpıcı bir bilgi verebiliriz: başağrısı, beyinden kaynaklı bir ağrı değildir! Zira hatırlayın:beyin, acı ve ağrı hissedemez! Başağrısının genelde oluştuğu yerler beynin etrafında yer alan dokulardaki, kan damarlarındaki, dış sinirlerdeki ve kaslardaki ağrılardır. Kimi durumda bu damarlar ve kaslar olması gerekenden fazla şişer ve baskı, ağrıya neden olur. Benzer şekilde, olması gerektiğinden fazla kasılma da, çevresel sinirler üzerinde baskı yaratarak baş ağrısına neden olabilir. Ancak nedeni olursa olsun, migren gibi ciddi baş ağrıları da dahil olmak üzere, hiçbir baş ağrısı beynin kendisinden ve beyindeki sinirlerden kaynaklanmaz! 
 
 

3 Boyutlu ve İşlevsel Beyin-Benzeri Doku Yaratıldı ve Aylarca Hayatta Tutuldu!

Biyomühendisler, sıçanlardaki beyin dokusu gibi işleyen ve yapısal benzerlikler gösteren üç boyutlu bir beyin benzeri doku yarattılar. Ayrıca, doku laboratuar koşullarında iki aydan fazla süre canlı tutulabildi. Doku, ilk olarak travma sonrası oluşan kimyasal ve elektriksel değişimleri çalışmak için kullanıldı. Ayrı bir deneyde ise ilaçlara verdiği tepki gözlemlendi. Bu dokunun hasar ve hastalıkların yanı sıra beyin fonksiyonlarının araştırmasında ve beyindeki fonksiyonel bozukluklara yeni tedaviler geliştirilebilmesi için önemli bir model olması bekleniyor.
Beyin benzeri doku Ulusal Biyomedikal Görüntüleme ve Biyomuhendislik Enstitüsü (NIBIB) tarafından desteklenen Boston’da bulunan Tufts Üniversitesi’nin Doku Mühendisliği Kaynak Merkezi’nde geliştirildi. Projeyi Tufts Üniversitesi Profesörlerinden, aynı zamanda Doku Mühendisliği Kaynak Merkezi’nin yöneticisi olan David Kaplan yönetti.
Nöronlar şu anda kontrol edilebilir bir ortamda davranışlarının çalışılabilmesi amacıyla petri kaplarında üretiliyor. Ancak, iki boyutlu olarak üretilen nöronlar ayrılmış bölgelerde bulunan beyaz ve gri maddeden oluşan beyin dokusunun karmaşık yapısal organizasyonunun yerini dolduramamakta. Gri madde nöronların gövde kısımlarından oluşurken, beyaz madde ise farklı nöronları birbirine bağlayan aksonları içermektedir. Beyin hasarları ve hastalıklar bu iki bölgeyi farklı şekillerde etkilediği için beyaz ve gri madde bölgelerinin ayrı olduğu bir model gerekmektedir.
Doku mühendisleri nöronların her yönde daha kolay bağlantı kurabilmesi için nöronları üç boyutlu jel ortamlarda geliştirmeyi denediler. Ancak, bu jel bazlı doku örnekleri uzun ömürlü ve verimli olamadı. Bunun nedeni ise nöronların geliştiği bu yapay ortamda hücre büyümesini ve/veya gelişimi ve işlevlerini destekleyen farklı komşu yapılarının bulunduğu karmaşık bir hücre dışı yapının bulunmamasıydı. Kısaca, nöronların üç boyutlu olarak gelişmesi için alan sağlamak yeterli değildi.
Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayınlanan bir rapora göre bir grup biyomühendis beyaz-gri madde ayrımını yapabilen ve laboratuvar koşullarında iki aydan daha uzun süre canlı kalabilen üç boyutlu fonksiyonel beyin benzeri dokuyu başarılı bir şekilde yarattılar. Ulusal Biyomedikal Görüntüleme ve Biyomuhendislik Enstitüsü’ndeki Doku Mühendisliği programının yöneticiliğini yapan Dr. Rosemarie Hunziker şöyle söylüyor:
 
“Bu çalışma olağanüstü bir başarı oldu. Ayrıca, bu çalışma beyin fonksiyonlarını taklit etmek için gerekli ve yeterli ortamı yaratmak amacıyla derin bir beyin fizyoloji bilgisiyle geniş ve sürekli büyüyen biyomühendislik ekipmanlarını birleştirdi.”
Beyin benzeri dokuyu yaratmanın anahtarı farklı fiziksel özelliklerdeki iki biyolojik malzemeyi yeni bir bileşik yapacak şekilde birleştirmekten geçiyor. Bu malzemeler ise ipek proteininden yapılmış süngerimsi bir iskele ve bu iskeleye göre daha yumuşak kolajen bazlı bir jel. İskele nöronların tutunması için gereken bir yapı olarak işlev görürken kolajen bazlı jel ise aksonların jel içinde büyümesini destekliyor.
Araştırmacılar beyaz-gri madde ayrımını sağlayabilmek için süngerimsi iskeleyi donut şeklinde kesip içine farelerden elde edilen nöronları yerleştirdi. Bunu takiben donutun ortasını ileriki aşamalarda iskelenin içine yavaş bir şekilde yayılacak olan kolajen bazlı jel ile doldurdular. Nöronlar sadece birkaç gün içerisinde iskelenin çevresindeki gözeneklerde işlevsel ağlar oluşturdu ve gönderdikleri uzun akson uzantıları ortadaki jelin içinden geçerek donutun karşı bölümündeki nöronlarla bağlantı kurdu. Sonuç olarak ayırt edilebilen beyaz madde (aksonlar) ve gri madde (sinir hücrelerin gövdelerinin yoğunlukta olduğu bölge) bölgeleri oluştu.
Araştırmacılar, üç boyutlu ortamda geliştirilen nöronların sağlığını ve işlevselliğini kontrol etmek ve bu nöronları daha önceki araştırmalarda iki boyutlu ortamda veya petri kabında geliştirilen nöronlarla karşılaştırmak için haftalarca deneyler yaptılar. Bu deneylerin sonucunda üç boyutlu beyin benzeri dokuda gelişen nöronların büyüme ve işlevsellikle ilgili gen ifadelerinin daha yüksek olduğu gözlemlendi. Buna ek olarak, üç boyutlu ortamda gelişen nöronların metabolik faaliyetleri beş haftaya kadar sabit kalırken sadece jel içinde geliştirilen nöronların sağlığının yirmi dört saat içerisinde bozulmaya başladığı gözlemlendi. İşlevsel olarak bakıldığında ise, üç boyutlu beyin benzeri dokudaki nöronların elektriksel faaliyetleri ve sağlıklı bir beyinde görülen taklit sinyalleri gibi tepkiler gözlemlendi hatta bu tepkilere bir nörotoksine karşı beynin verdiği tipik bir elektrofizyolojik tepki de dahildi.
Üç boyutlu beyin benzeri doku kemirgen beyniyle benzer fiziksel özellikler gösterdiği için araştırmacılar, dokunun travmatik beyin hasarları araştırmasında kullanılabileceği bir yol bulmaya çalıştılar. Travmatik beyin hasarını taklit etmek amacıyla doku üzerine farklı yüksekliklerden ağırlık düşürdüler. Bu simülasyonun sonucu olarak dokuda, hayvanlardaki travmatik beyin hasarına verdikleri benzer elektriksel ve kimyasal değişimler gözlendi.
Kaplan’a göre doku modeli üzerinde travmatik hasarları çalışabilmek hayvan araştırmaları için avantajlar sağlıyor çünkü şu anda yürütülen deneylerde beynin çıkarılıp parçalara ayrılması ölçümleri geciktiriyor. Kaplan şöyle söylüyor:
“Bu sistemle dokunun travmatik beyin hasarlarına verdiği tepkiyi gerçek zamanlı olarak takip edilebileceğiz. Daha önemlisi ise bu teknikle hasarın giderilmesini ve daha uzun süreçte neler olabileceğini izleme şansı elde ediyoruz.”
Kaplan, farklı nörolojik bozuklukların araştırılabilmesi için beyin benzeri dokunun uzun süreli olarak canlı kalabilmesinin önemini şu sözlerle vurguluyor:
“Dokunun laboratuvar koşullarında uzun süre canlı kalabilmesi bize nörolojik hastalıklara daha önce yapamadığımız farklı yöntemlerle bakma şansı verdi. Nörolojik hastalıklar çok uzun süreli zaman aralıkları gerektirdiği için kullanılan teknikler yetersiz kalmaktaydı.”
Hunziker şöyle söylüyor:
 
“Çalışma, daha gelişmiş modellerin daha derin araştırılabilecek hipotezlerin test edilmesine olanak sağlıyor. Bu model sayesinde beyindeki işlevsel bozukların tedavisinin hızlandırabileceğini, aynı zamanda normal beyin fizyolojisini de daha iyi bir şekilde araştırılabileceğini umut ediyoruz.”
Kaplan ve ekibi şu anda geliştirdikleri dokuyu beyine daha çok benzetebilmek için bir yol arıyorlar. En son raporlarına göre, araştırmacılar donut iskeleyi tek merkezli altı halka şeklinde ve her biri farklı türde nöronlar içerecek şekilde modifiye ettiler. Bu düzenlemeyle insan beyin korteksinin farklı nöronlar içeren altı farklı katmanı taklit edilebildi.
Ulusal Biyomedikal Görüntüleme ve Biyomühendislik Enstitüsü’nün kaynak anlaşmasının bir parçası olarak, Doku Mühendisliği Kaynak Merkezi’nin araştırmalarında elde ettiği yeni teknolojileri biyomedikal araştırma topluluklarıyla paylaşması gerekiyor. Kaplan’ın bu konudaki görüşleri şöyle:
“Bu doku üzerinde çalışma yürütmek isteyen diğer laboratuarlarla işbirliği kurmak için sabırsızlanıyoruz.”
 
 
Kaynak: ScienceDaily

Hafızaya Açılan Kapı Tam Olarak Saptandı

İnsan beyni sürekli olarak bilgi depolar. Fakat, yeni deneyimlerimizin hafızamızda nasıl kalıcı hale geldiğine dair sınırlı bilgimiz vardı. Magdeburg Üniversitesi ve German Center for Neurodegenerative Diseases (DZNE)’ araştırmacıların içerisinde bulunduğu uluslararası bir araştırma ekibi daha önce başarılamayn bir ilke imza atarak; hafızaların nerede oluşturulduğuna dair net olarak bir saptamada bulundular. Ekip bu yeri beyindeki en spesifik devrelerine kadar belirlemeyi başardı. Araştırmacılar bu saptamaya, çok hassas bir Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) teknolojisini kullanarak ulaştılar.Nature Communications ‘da yayınlanan makalenin elde edilen sonuçları ve kullanılan çalışma metodunun Alzheimer Hastalığının beyindeki etkilerini belirlemede yardımcı olabileceği noktasındaki umutları artırdı.

Geçmiş tecrübeleri ve olayları hatırlatmak için beynin değişik bölgelerinde bir çalışma yürütülmeli. Fakat bu birbirine bağımlı etkileşim hala tam olarak belirlenebilmiş değil, öte yandan, hafızaların; öncelikli olarak beynin hafıza içeriğinin oluşturulmasında ve onları hatırlamada kontrol merkezi olan ve beynin iç kesiminde bulunan serebral kortekste depolandığı biliniyor. Bu olay hipokampüste ve ona komşu entorhinal kortekste meydana geliyor. Magdeburg’da DZNE sözcüsü ve Magdeburg Üniversitesi Bilişsel Nöroloji ve Dementia Araştırmaları bölüm başkanı olan Profesör Emrah Düzel “Beynin bu alanlarının (bilginin toplandığı ve işlendiği yerler) hafızaların oluşturulmasından sorumlu olduğu bugüne kadar yapılan çalışmalarla az çok biliniyordu. Bizim çalışmamız bu duruma bakışımızı daha da belirgin hale getirdi” diyor ve ekliyor: “Biz hipokampus ve entorhinal korteksteki nöronal katmanlarda insan hafızalarının oluşum yerini saptayabildik. Hangi nöronal katmanın aktif halde olduğunu belirledik. Bu durum da bilginin direkt olarak hipokampüse mi yönlendirildiğini yoksa hipokampüsten serebral kortekse mi taşındığını ortaya çıkardı. Daha önce kullanılan MRI teknikleri bilginin bu akış yönünü tam olarak belirlemede yetersizdi. Bu yüzden ilk olarak biz beyinde hafızaya açılan kapının tam olarak nerede olduğunu saptamış olduk.”

Çalışmada, araştırmacılar hafıza testine gönüllü olarak katılan kişilerin beyinlerinde ölçümler yaptılar. Ölçümler “7 Tesla ultra-high field MRI” denilen özel bir manyetik rezonans görüntüleme yöntemi kullanılarak yapıldı. Bu yöntem araştırmacılara, insan beyninin bölgelerinin aktivitelerini daha önce eşi görülmemiş bir şekilde belirlemelerini sağladı.

Alzheimer Araştırmaları İçin Kesin Bir Yöntem

Prof. Düzel: “Bu ölçüm tekniği bizlerin beyindeki bilgi akışını parçalara bölmemize ve hafıza oluşumundan sorumlu bölgeleri ayrıntısına kadar incelememize olanak sağladı. Sonuç olarak, umuyoruz ki; Alzheimer gibi hafızayla ilgili hastalıklara dair yeni bakış açıları elde edebileceğiz. Dementia’yı gözününe alırsak; bilgi “dokunulmamış” bir halde hala hafızaya açılan kapıda bekliyor mu? Hafızalar işlendiğinde daha sonrasında sorunlar ortaya çıkacak mı? gibi soruları cevaplandırmayı umuyoruz.” dedi.


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2.  DZNE
  3. Anne Maass, Hartmut Schütze, Oliver Speck, Andrew Yonelinas, Claus Tempelmann, Hans-Jochen Heinze, David Berron, Arturo Cardenas-Blanco, Kay H. Brodersen, Klaas Enno Stephan & Emrah Düzel Laminar activity in the hippocampus and entorhinal cortex related to novelty and episodic encoding Nature Communications 5, Article number: 5547 doi:10.1038/ncomms6547

Erkek ve Kadın Hipokampusu Ne Kadar Farklı?

Rosalind Franklin University of Medicine and Science’da yapılan bir çalışma ile, geniş bir kitle tarafından kabul gören ‘beynin yeni hatıralar oluşturan ve duyguları hislerle ilişkilendiren bölgesi hipokampusun dişilerde erkeklerden daha büyük olduğu’ savını çürütüldü.

 Üniversiteye ait Tıp Fakültesinde Sinirbilimi dalında Yardımcı Doçent olarak görev yapan Lise Eliot önderliğindeki analiz ekibi, MR üzerinden hacimlerin karşılaştırıldığı bir meta-analiz yürüttü ve erkek / dişi hipokampusları arasında gözle görülür bir fark olmadığı sonucuna vardı.

Erkek ve dişi arasındaki stereotipik farklılıkları açıklamaya çalışırken, araştırmacılar için cinsiyete göre beyinde farklılık gözlemlemek kaçınılmaz bir sonuçtur. Dr. Eliot’a göre bu incelemelerde küçük örnek gruplarına dayanılmasına rağmen sonuçlar çok genelleniyor ve popüler olarak da bu çalışmalara sükse yaptırılıyor. Ancak çoklu veri setleri ve veri havuzları incelendiğinde, hem erkek hem de kadınlardan oluşan büyük örnek gruplarının verilerini bir araya getirdiğinde; bu iddialar çoğunlukla çöküyor veya çok önemsiz (küçük) farklar olarak kalıyor.

Hipokampi (tekil. hipokampus) beynin iki lobundada serebral korteksin altında konuçlanmıştır. Neuroimage’da yayımlanan çalışmanın bulguları “dişilerin oransız şekilde daha büyük hipokampusları olduğu için daha duygusal olarak dışa-vurumcu, insanlar-arası ilişkilerde daha güçlü ve daha iyi işitsel hafıza sahibi oldukları” iddiasını ciddi anlamda zora soktu.

Birçok insan ‘erkek beyni’ ve ‘dişi beyni’ diye bir ayrım olduğuna inanmaktadır. Ancak popülarize çalışmaların ötesine, tüm verilerin toplamına baktığımız zaman bu farklılıkların hiç de bu yargılara varacak kadar büyük olmadığı ile karşı karşıya kalırız.

Dr. Eliot’un notlarına göre, başka araştırmacıların yürüttüğü meta-analizlerde de beyindeki diğer cinsiyet farklılıklarının yanlışlandığı biliniyor. Örneğin corpus callosum boyutları arasında inanılanın aksine hiç bir fark bulunmamıştır. Bu bölge beynin en büyük beyaz madde yapısı olup iki ayrı -sağ ve sol- serebral yarı küreyi birbirine bağlayarak iletişim kurmalarını sağlayan bölgedir. Ne kadınlar ne de erkekler dil ve dilin işlenmesi noktasında birbirlerinden herhangi bir farklılık göstermemektedir.

 


Kaynak :

  • Bilimfili,
  • Anh Tan, Wenli Ma, Amit Vira, Dhruv Marwha, Lise Eliot. The human hippocampus is not sexually-dimorphic: Meta-analysis of structural MRI volumes. NeuroImage, 2016; 124: 350 DOI:10.1016/j.neuroimage.2015.08.050

bonus

Ana Hint-Avrupa’daki *dew- (“iyilik etmek, torpil yapmak, saygı göstermek)’dan türeyen Ana İtalik’deki *dwenos‘den sırasıyla türeyen duonusdan, Eski Latincedeki duenos‘dan türemiştir. Latincedeki bu sıfatın anlamları:

  1. İyi, dürüst, cesur, onurlu, nazik, hoş,
  2. Haklı,
  3. Kullanışlı,
  4. Değerli,
  5. Varlıklı.
Sayı Tekil Çoğul
Hal / Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif bonus bona bonum bonī bonae bona
genitif bonī bonae bonī bonōrum bonārum bonōrum
datif bonō bonō bonīs
akusatif bonum bonam bonum bonōs bonās bona
ablatif bonō bonā bonō bonīs
vokatif bone bona bonum bonī bonae bona
  • Melior/melius: Daha iyi anlamına gelir.
  • Optimus: En iyi anlamına gelir.

Beyin sinirleri

some say marry money but my brother says big brains matter more

Cümledeki kelimelerin baş harfleri beyin sinir hücrelerinin motorik mi, sensörik mi yoksa her ikisi mi(b) olduğunu ifade ediyor.

Beyinden kafatasındaki açıklıklardan geçerek baş, boyun, göğüs ve karnın farklı bölgelerine giden on iki çift sinirden biri. Kraniyal sinirler beyin ile duyu organları (gözler, kulaklar, burun ve dil) arasında bilgi gönderir.

Kraniyal sinirlere ne denir?

Yüksek omurgalılarda (sürüngenler, kuşlar, memeliler) 12 çift kraniyal sinir vardır: koku alma (CN I), optik (CN II), okülomotor (CN III), troklear (CN IV), trigeminal (CN V), abdusent (veya abdusens; CN VI), yüz (CN VII), vestibülokoklear (CN VIII), glossofarengeal (CN IX), vagus (CN X), aksesuar (CN XI)

Neden kranial sinir olarak adlandırılır?

“Doğrudan beyin ve beyin sapından çıkarak her iki tarafta vücut boyunca uzanan sinirlere kraniyal sinirler denir.” Kraniyal sinirler beyinden vücudun diğer bölgelerine, özellikle de baş ve boyuna bilgi taşır.

Kraniyal sinirler beynin neresinde bulunur?

Kraniyal sinirler kafatasının içinde, beynin alt tarafında bulunur. Beynin çekirdeklerinde başlarlar ve duyularınızı ve hareketlerinizi kontrol etmeye yardımcı olmak için farklı yollar izlerler. Her sinirin I ile XII arasında karşılık gelen bir Roma rakamı vardır. Bu, önden arkaya doğru konumlarına dayanır.

3 tip kraniyal sinir nedir?

Koku alma siniri koku alma duyusu için uyarılar taşır. Optik sinir görme duyusu için uyarılar taşır. Oksülomotor sinir üst göz kapağı kasının, ekstraoküler kasın ve pupiller kasın motor enervasyonundan sorumludur.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.