Anne karnındaki bebekler için yeni icat: Vajina Hoparlörü

babypod vajinada calan hoparlor fetus anne karni muzik 1

Doğmamış çocuğa don biçilmez belki ama playlist hazırlanabilir!

İspanyol girişim “Babypod”, anne karnındaki insan evladının müziğe erkenden kavuşabilmesi için “bi’ değişik” hoparlör geliştirdi. Firmanın iddiasına göre annesinin vajinasından içeri uzattığı bu hoparlör yardımıyla içerideki ufak arkadaş rahat duyabileceği bir desibelde müzik dinleyebilecek.

babypod vajinada calan hoparlor fetus anne karni muzik 3

İyi de annenin karnına yaklaşıp bir türkü patlatsak olmuyor mu?

Olmuyormuş. Annenin karnına dışarıdan mırıldanan şarkı fazlaca engele takıldığından içeriden pek duyulmuyormuş. Firmanın iddiasına göre vajina, sesin kaliteli bir şekilde duyulması için ideal bir ortam sağlıyormuş.

babypod vajinada calan hoparlor fetus anne karni muzik 4

Hamileliğinin en az 16. haftasındaki anne adaylarına önerilen cihaz işe yarar mı, yaramaz mı ayrı bir tartışma konusu. Çünkü halen bilim insanları (ister anne karnının dışından, ister vajinanın orta yerinden) fetüse dinletilen müziğin bir işe yarayıp yaramadığı konusunda fikir birliğine varabilmiş değil.

Kaynak:

Ters Psikoloji Nasıl İşliyor?

Ters Psikoloji Nasıl İşliyor?

Çocuklarına sebze yedirmek, onları uyutmaya çalışmak ya da odalarını düzenlemek konusunda başarısız olan ebeveynler için iyi haberlerimiz var: Bilim, ters psikolojiyi kullanmanın gerçekten de işe yarayabileceğini gösteriyor.

University of Arizona’dan sosyal psikolog Jeff Greenberg; ters psikolojinin; psikolojideki bir fenomen olan tepkisellik (reaktans) teorisinin bir parçası olduğunu söylüyor.

Tepkisellik; bireyin, bir şeyi yapma ya da seçme özgürlüğünün tehdit edildiğini ya da kısıtlandığını hissetmesi hatta bunu düşünmesi durumunda, kendi özgürlüğünü tekrar ortaya çıkaracak şekilde, tehdit altındaki şeyi yapma eğiliminin artacağı görüşü. Bu yaklaşıma göre insanların tercih veya karar özgürlüklerinin kısıtlanması ve başka tercihlere veya kararlara zorlanması, kısıtlanan eylemin veya nesnenin cazibesini artırır, buna karşılık zorlandığı karara veya tercihe karşı güçlü bir direnmeyle karşılık verir.

Greenberg’e göre; ters psikoloji kişinin tepkiselliğinden avantaj elde ediyor. LiveScience‘a konuşan Greenberg; bir kişide ters psikoloji uygularsanız, onun özgürlük algısını tehdit ediyorsunuz demektir. Özgürlüğe dair bir tehdit oluşturmak, özgür bir seçim yapma durumunu cazibeli hale getirir.

Örneğin; brokoli yemeyen bir çocuğu düşünelim. Anne ya da baba; “Brokoliyi yiyemezsin”dediğinde, brokoliyi yemek çocuğa daha cazip hale gelecektir. Böylece, ilk başta çocuk brokoli yemeyi asla istemese de, seçimini yapmak da kendisini özgür hissedeceğinden brokoliyi yemeyi deneyecektir. Özgürlüğünü elinden aldığınızda, brokoli yemek çocuk için daha çekici bir hal alacaktır.

Öte yandan, Greenberg; ters psikoloji kullanmanın her zaman işe yaramayabileceğini, bu durumun tepkiselliğe yatkın bireylerde işe yaramasının daha muhtemel olduğunu söylüyor.

Çabuk sinirlenen, inatçı ve duygusal bireyler genellikle tepkisel olmaya daha yatkınken, uzlaşmacı ve yakınmacı kişiler tepkisel olmaya daha az yatkınlık gösterirler. Bunun yanı sıra erkeklerin kadınlara kıyasla biraz daha tepkisel olduklarına dair sınırlı sayıda da olsa bazı deliller var.

Çocuklar için ters psikolojinin daha müsait olduğu evreler olduğunu söyleyen Greenberg, 2-4 yaş aralığındaki çocukların; genellikle daha duygusal ve daha isyankâr olduklarını, dolayısıyla ters psikolojinin bu yaş grubundaki çocuklarda işe yaramasının daha muhtemel olduğunu iddia ediyor. Fakat 4 yaşından itibaren, çocuklar biraz daha fazla sosyalleştiğinde ve daha az öfke krizleri geçirmeye başladıklarında, ters psikolojiye cevap verme noktasında daha az yatkınlık gösterirler.

Diğer klasik örnek ise ergenliktir. Ergenler ebeveynlerine karşı isyankâr davrandıklarında, ters psikolojiye daha elverişli olabilirler. Çünkü bu periyot genellikle; ebeveynin bir şey söylediği ve ergen bireyin aksini yapmak istediği zamanlardır.

Bir başka örnek ise; küçük çocuklar özellikle de bilişsel olarak daha az gelişmiş çocuklardır. Çünkü bu biliş düzeyi, ebeveynlerinin kullandığı ters psikolojiyi anlamayabilirler, dolayısıyla yetişkinler için basit bir taktik olarak kullanılabilir.

Öte yandan Greenberg, yetişkinler üzerinde ters psikoloji kullanmaya çalışmanın olumsuz sonuçlara yol açabileceğini, yani bu denemenin yetişkinlerde ters psikolojinin tersi bir tepkiyi doğurabileceğini söylüyor. Fakat ince bir zekâ kıvraklığıyla bu psikolojiyi yetişkinlerde de işler hale getirebilirsiniz.


Kaynak:
  •  Bilimfili,
  • Miller, G. “How Does Reverse Psychology Work?” LiveScience. http://www.livescience.com/55272-how-reverse-psychology-works.html (accessed on 2016, July 12)

Fiziksel Cezalandırma Sonrası Gösterilen Sevgi, Çocuklarda Endişe ve Agresifliği Azaltmıyor

Fiziksel Cezalandırma Sonrası Gösterilen Sevgi, Çocuklarda Endişe ve Agresifliği Azaltmıyor

Sarılmanın, kucaklamanın ve sevgi gösterisinin çözemediği şeyler var. Journal of Clinical Child & Adolescent Psychology ‘de yayınlanan bir araştırmaya göre; şefkat dolu bir anne; fiziksel bir cezanın ortaya çıkardığı endişe ve agresiflik ile başedemez ve ayrıca sonrasında gösterdiği samimi davranışlar durumu daha kötü yapabilir.

Jennifer E. Lansford

Jennifer E. Lansford

Duke Universitesi Sosyal Bilim Araştırmaları Enstitüsü’nden Jennifer E. Lansford’a göre; eğer çocuklarınızı tutup sarsarsanız ya da yanaklarına tokat atarsanız ve sonrasında da barışmak için onlara yumuşak davranışlar sergiler ve sevgi gösterisinde bulunursanız, hata ediyorsunuz demektir. Bu şekilde davrandığınız zaman nadiren bazı şeyleri iyileştirebiliyorsunuz ve bu durum çocuğu daha az değil daha fazla endişeli yapabiliyor.

Araştırma kapsamında, sekiz farklı ülkeden 1000’in üzerinde çocuğa ve annelerine, fiziksel cezalandırmanın seviyeleri hakkında ve çocuklar tarafından sergilenen endişeli ve saldırgan davranışlar hakkında bir değerlendirme formu sunuldu.

Araştırma sonuçlarına göre, 8-10 yaş aralığındaki çocuklarda “düşük seviyedeki fiziksel cezalandırmanın” etkileri; annenin sevgi dolu davranışları ile azaltılabilirken, çocuktaki endişe ve agresifliğin o kadar da azalmadığı, hala korunur bir halde olduğu görüldü. Düşük seviyedeki bir fiziksel cezalandırma için bu çıkarımın elde edilmesi gösteriyor ki; yüksek seviyedeki bir fiziksel cezalandırmada da bu kaygı ve agresifliğin azalması beklenemez. Öte yandan aile baskısının, otoriter ebeveynliğin, toplumsal olarak daha yaygın olduğu ülkeler olan Kenya ve Kolombiya gibi ülkelerde çocuklar üzerindeki etki diğer ülkelerdekinden daha az.

[su_quote]Çocukluk dönemindeki endişe; ebeveynlerin çocuklara yönelik fiziksel cezalandırma kullandığı ve bunun yanı sıra sevgi gösterisinde bulunduğunda, giderek daha kötü bir hal alır.
-Jennifer E. Lansford[/su_quote]

Neden böyle olduğu noktasında araştırmacılar kesin bir cevap getiremese de, Lansford bir tahminde bulunuyor ve “aynı ev içerisinde sert bir tokat ile yumuşak bir sevginin bir arada olması, çocuk için oldukça kafa karıştırıcı ve sinir bozucu bir durumdur” diyor.

Daha ciddi cezalandırmalar daha ciddi endişeleri ve daha ciddi agresiflik durumlarını tetikliyor.

Los Angeles ‘dan bir aile eğitimcisi olan Janet Lansbury ise; fiziksel olmayan bir disiplin uygulamanın daha az riskli ve çok daha etkili olduğunu söylüyor. (Burada disiplin; cezalandırma değil öğretmek, eğitmek anlamında kullanılıyor) 

Disiplin oldukça karışık bir anlam içerir. Ancak uzmanların söylediğine göre; istenilen davranışların gerçekleştirilmesi için fiziksel olmayan ve daha etkili olan yollar mevcut. Çocuğun yaşına ve söz konusu sorunun türüne göre çeşitlilik gösteren teknikler var. Örneğin; 13-19 yaş aralığındaki çocukları bazı şeylerden uzak tutmak, bu çocukların başkalarından faydalandığı ve gençlik deneyimlerini genişlettiği aktiviteler içerisinde bulunmaları kadar etkili olmayabiliyor.

Dünyada 43 ülkede çocuklara yönelik fiziksel ceza uygulama yasalarca cezai yaptırıma sahip.


Araştırma Referansı: Jennifer E. Lansford, Chinmayi Sharma, Patrick S. Malone, Darren Woodlief, Kenneth A. Dodge, Paul Oburu, Concetta Pastorelli, Ann T. Skinner, Emma Sorbring, Sombat Tapanya, Liliana Maria Uribe Tirado, Arnaldo Zelli, Suha M. Al-Hassan, Liane Peña Alampay, Dario Bacchini, Anna Silvia Bombi, Marc H. Bornstein, Lei Chang, Kirby Deater-Deckard, Laura Di Giunta. Corporal Punishment, Maternal Warmth, and Child Adjustment: A Longitudinal Study in Eight Countries. Journal of Clinical Child & Adolescent Psychology, 2014; 43 (4): 670 DOI: 10.1080/15374416.2014.893518

Kaynak:
  • Bilimfili,
  • Duke University, Some Things Hugs Can’t Fix, http://today.duke.edu/2015/03/hugs

Robotikçiler Robotlara Nasıl Öğreteceklerini Çocuklardan Öğreniyor

Bebekler ellerinin havadaki hareketlerine bakarak, eşyaları masadan aşağı iterek ve yetişkinlerin yaptıklarına bakıp, onları taklit ederek dünyayı keşfederler. Fakat robotikçiler robotlara birşey öğretmek istediklerinde, tipik olarak ya kod yazarlar ya da eylemi nasıl gerçekleştirebileceğini göstermek için robotun ilgili uzvunu fiziksel olarak hareket ettirirler.

Washington Üniversitesi’nden gelişimsel psikologlar ile bilgisayar bilimcilerin ortaklaşa yürüttüğü bir çalışmanın sonucunda ise robotların, çocuklara çok benzer biçimde öğrenebilecekleri ortaya koyuldu. Bir veri yığınını tarayıp keşfederek, bir insanın nasıl yaptığına bakarak ve kendisinin en rahat nasıl yapabileceğini belirleyerek öğrenme sürecine girebilirler. “Bu çalışmayı, tıpkı çocukların yetişkinlerden birşeyler öğrenişi gibi insanlardan yeni şeyler öğrenebilen robotların yapılandırılması yönünde atılmış bir adım olarak görebiliriz,” diyor ekipten Prof. Rajesh Rao.

“Eğer bilgisayar programlama hakkında hiçbir şey bilmeyen insanların robotlara birşeyler öğretebilmesini istiyorsanız, bunun yolu göstermekten geçer. Robota bulaşıkları nasıl yıkayacağını, giysileri nasıl katlayacağını, ev işlerini nasıl yapacağını göstermek gerekir. Ama bunu başarabilmek için de robotun o eylemleri anlayabilmesi ve kendi kendine yapabilmesi gerekir,” diye ekliyor Rao.

Çocuk gelişim araştırmalarını makine öğrenimi ile harmanlayan çalışmanın ayrıntıları PLOS ONE dergisinin Kasım sayısında yayımlanan bir makale ile paylaşıldı. Makalede, ekibin geliştirdiği yeni bir olasılıksal model sunuluyor. Modelin amacı robotikteki temel problemlerden biri olan bu zorluğa çözüm bulmak; yani insanları izleyerek ve taklit ederek öğrenebilen bir robot yapmak.

Robotikçiler, araştırmalarını psikoloji profesörü Andrew Meltzoff ile ortaklaşa yürütmüş. Meltzoff’un, 18 aylık kadar küçük çocukların, bir yetişkinin eyleminin amacını anlayarak, o amaca kendi başlarına ulaşmalarını sağlayacak farklı yollar geliştirebileceklerini gösteren bir çalışması bulunuyor.

Örneklerden birinde çocuk, bir yetişkinin çan biçimli bir oyuncağın parçalarını ayırmaya çalıştığını görüyor. Yetişkin bunu başaramıyor, çünkü parçalar birbirine çok sıkı geçmiş ve elleri kayıyor. Çocuk dikkatlice izliyor ve alternatif metodlar kullanmaya karar veriyor. O minicik parmaklarını oyuncağın uçlarına doluyor ve güçlü bir şekilde bir anda asılıyor. Yani yetişkinin yapmaya çalıştığı, ama elleri kaydığı için yapamadığını yapıyor.

Çocuklar, niyet okuma becerisini kısmen onların fizik yasalarının farkına varmalarını sağlayan kendi keşifleri yoluyla kazanırlar. Sonuç olarak başkalarından öğrenebilirler ve başkalarının niyetlerine ilişkin yorum yapabilirler. Meltzoff ayrıca bebeklerin o denli çabuk öğreniyor olma nedenlerinin çok oyuncu olmaları olduğunu düşünüyor.“Bebekler öylesine oynuyorlarmış gibi görünebilir, ama onların gelecekte öğrenecekleri için bu çok önemli. Yeni bir oyuncakla nasıl oynanacağını anlamaya çalışırken, diğer oyuncaklarla oynarken edindiği bilgiyi kullanıyorlar. Oyun esnasında kendi eylemlerinin fiziksel dünya üzerinde yarattığı etkinin zihinsel modelini öğreniyorlar. Bir kez bu modele sahip olursanız, basit problemleri çözmeye başlayabilir ve başkalarının niyetlerine ilişkin öngörüler yapabilirsiniz,” diyor.

Rao’nun ekibi bebekler üzerinde yaptıkları bu çalışmayı, bir robotun kendi eylemlerinin nasıl sonuçlar doğuracağını keşfetmesine izin verecek makine öğrenimi algoritmaları geliştirmek için kullanıyor. Ardından bu öğrenilmiş olasılıksal modeli, bir insanın ne yapmak istediğini çıkarsamak ve görevi tamamlamak ve eğer kendi başına tamamlayabilmesi kesin değilse yardım istemek için kullanılacak.

Araştırmacılar, robotik modellerini iki farklı senaryo ile sınamış. Biri, robotun insanın bakışlarını izleyerek öğrendiği bir bilgisayar simülasyonu deneyi; diğer deney de gerçek bir robotun insan davranışlarını taklit ederek oyuncak yiyecekleri bir masanın üzerinde gezdirmesi ile ilgili. Bakış deneyinde robot kendi kafa hareketlerinin bir modelini öğreniyor ve insanın kafasının da aynı kurallara göre işlediğini varsayıyor. Robot, insan odanın değişik yerlerinde göz gezdirirken, insan kafasının hareketlerinin başlangıç ve bitiş noktalarını izliyor. Bu bilgiyi kullanarak, insanın nereye bakmakta olduğunu anlıyor. Ardından kafa hareketlerine ilişkin öğrendiği modeli, insanla aynı konumda sabitlemek için kullanıyor.

Ekip ayrıca Meltzoff’un, bebeklerin görsel engeller ve göz bağı olan yetişkinlerin nereye baktıkları ile ilgilenmediklerini, çünkü onların aslında göremediklerini anladıklarını gösteren bir testini de yeniden tasarlamış. Robota, gözleri bağlı olmanın sonuçlarını bir kez öğrettiklerinde, robot insanın kafa hareketlerini izlemeyi bırakmış.“Bebekler kendi deneyimlerine dayanarak ötekilerin davranışlarını yorumlar; bizim robotumuzun yaptığı da bu,”diyor Meltzoff.

İkinci deneyde ekip bir robotun farklı nesneleri bir masada alıp bırakmasına izin vermiş. Robot bu modeli kullanarak, nesneleri masada gezdiren veya aşağı atan bir insanı taklit etmiş. Her seferinde insanın eylemlerini birebir taklit etmek yerine, robot bazen aynı sonuca ulaştıracak farklı yollar kullanmış. “Eğer insan bir nesneyi yeni bir konuma iterse, robot için itmek yerine kaldırıp koymak o nesneyi oraya götürmek için daha kolay ve güvenli bir yol olabilir. Ama bunun için amacın ne olduğunun bilinmesi gerekir ki, çalışmamızın ele aldığı zor robotik problemi de işte bu,” diyor başyazar Michael Jae-Yoon Chung.

Robotik masa üstü düzenleme görevi düzeneği. (a) Robot çalışma alanının sol tarafında bulunuyor ve Kinect (hareket algılayıcı) robotun görüş açısından bakıyor. Önceden tanımlanmış üç farklı alan var: Sol, sağ ve masa dışı. (b) Masanın üstündeki nesneler. Robot, kendi geometrisi için en uygun hareketin ne olduğunu seçerek, insanın hareketinin amacını saptayıp, kendine uygun yolla aynısını yapıyor. Telif: University of Washington

 


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. Washington University, “UW roboticists learn to teach robots from babies”
    < http://www.washington.edu/news/2015/12/01/uw-roboticists-learn-to-teach-robots-from-babies/ >

Referans Makale: Michael Jae-Yoon Chung et al. A Bayesian Developmental Approach to Robotic Goal-Based Imitation Learning, PLOS ONE (2015). DOI: 10.1371/journal.pone.0141965

Aşkın Evriminin Psikolojik Temelleri

Bu lir çalış, bu cıvıltı, bu bakış,
Seni bir gün tutuşturur, kül eder;
Bakarsın ki ateş bacayı sarmış.
Şaşarsın: nerede, ne zaman, nasıl?
İş işten geçtikten sonra anlarsın.
                               – Filodemos (Rifat, 1986, s. 16)
Milattan önce birinci yüzyılda yaşamış bu ozanın da şiirle dile getirdiği gibi kadın ve erkek arasındaki ilişkilerde sıklıkla merkeze oturan aşk, bağlılık, çekim gibi olgular epey çetrefilli olgulardır; böyle oldukları için de yüzyıllardan beri ozanlar, filozoflar, bilim adamları bu konuda çokça kafa yormuş, hakkında kitaplar yazmışlardır. İnsan eşleşmesinin psikolojisine ve işleyişine dair evrimsel yaklaşımın getirdiği açıklamalar ise doğal seçilim ve cinsel seçilim kavramları çerçevesinde oluşmuştur.
Eşleşme hakkında çarpıcı sonuçlar veren bir çalışmada, kadın ve erkek işbirlikçiler karşı cinsten yabancılara yaklaşmışlar, kısa bir başlangıç konuşmasının ardından onlara şu soruları sormuşlardır: “Bu gece benimle dışarı çıkar mısın?”, “Bu gece benim apartman daireme gelir misin?”, “Bu gece benimle yatar mısın?”. Verilen yanıtlar içerisinde kadın ve erkekler arasındaki farklılığın en göze çarpıcı olduğu soru üçüncü sorudur. Kadınların hiçbiri bu soruya evet demezken, erkeklerin %75’i evet cevabını vermiştir (Clark ve Hatfield, 1989; Akt. Gaulin ve McBurney, 2001). Peki böylesine büyük bir farkın sebebi nedir? Sorunun karşılığı insan fizyolojisinin şaşırtıcı yapısında gizlidir.
Bir kadın –çoklu doğumlar sayılmazsa– senede en fazla bir çocuk dünyaya getirebilir. Gebelik dönemini kapsayan bu bir yıla, yeni doğan çocuğun bakım ve emzirme süresi de eklendiğinde, bir kadının doğum yaptıktan sonra hamileliğe tekrar hazır olması yaklaşık dört veya beş yılı gerektirir. Buna karşılık bir erkeğin fizyolojik yapısı, yeterince eş bulduğunda bir kadından çok daha fazla sayıda çocuk sahibi olmaya imkân vermektedir. Öyle ki, sağlıklı bir erkeğin vücudu bir saatte milyonlarca sperm üretebilir. Yukarıda bahsedilen araştırmada kadınların ve erkeklerin tanımadıkları biriyle yatmayı onaylama oranları arasındaki fark ne derece çarpıcıysa, üreme oranları arasındaki fark da o derece çarpıcıdır aslında. Kadın için ayda yalnız bir tane üretebildiği yumurta çok kıymetliyken, erkek için sahip olduğu milyonlarca spermin kıymeti pek fazla değildir. Bu yüzden erkekler için yabancı bir kadınla tek seferlik cinsel ilişkinin bedeli o kadar yüksek değilken, kadınlar için aynı durumun bedeli oldukça yüksektir.
Bu noktada insan eşleşmesiyle ilgili ilk kıymetli bilgiye ulaşmış bulunuyoruz: Bir kadının üreme hızı fizyolojik kapasitesiyle sınırlıyken, bir erkeğin üreme hızı doğurgan kadınlarla eşleşebilme başarısıyla sınırlıdır (Gaulin ve McBurney, 2001). Kadınlarla erkeklerin eşleşme stratejilerinin birbirinden farklı olmasının altında temelde işte bu ilke yatmaktadır.
Yukarıdaki bilgiler ışığında şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, kadınlar cinsel ilişki için eş seçiminde erkeklerden çok daha titiz ve seçicidirler. Bunun sebebi, daha önce de belirtildiği gibi, kadınlar için gebelik ve bebek büyütme süreçlerinin hayli zahmetli olması, erkeklerinse bu süreçlerde fizyolojik bakımdan herhangi bir yükümlülüğünün bulunmamasıdır. Seçicilik konusundaki cinsiyet farklılıklarıyla ilgili yapılan çalışmalar bu olgunun doğruluğunu kanıtlamıştır. Örneğin Buss ve Schmitt’in (1993) bir araştırmasında katılımcılara cazip gördükleri bir kişiyle, bir saatten beş yıla kadar uzanan bir periyotta belirtilen tanışma sürelerine göre cinsel birliktelik yaşamaya ne ölçüde razı olacakları sorulmuştur. Bulgular, erkeklerin istikrarlı biçimde kadınlardan daha büyük bir isteklilik belirttiğini göstermiştir. Sözgelimi 1 aylık tanışma süresinde kadınların çoğunluğu cinsel ilişkiye rıza göstermezken, erkeklerin çoğunluğu bunu arzulamaktadır.
Kadınların eşleşme konusunda neden daha seçici davrandıklarının sebepleri elbette birçok ayrıntıya sahiptir. Bu sebepleri izah eden görüşler arasında en önemlilerinden biri olan ebeveyn yatırımı teorisi detaylı olarak incelenmeyi hak etmektedir.
Ebeveyn Yatırımı Teorisi
Trivers’ın (1972) ortaya attığı ebeveyn yatırımı teorisi (parental investment theory) cinsel yolla üreyen türler olarak erkeklerin ve kadınların, seks ve eşleşmeye ilişkin bir takım farklı psikolojik adaptasyonlara sahip olduğunu iddia etmektedir. Ebeveyn yatırımı, bebeği yetiştirme ve koruma süreçlerindeki yatırımı ifade etmektedir (Akt. Pillsworth ve Haselton, 2007).
Diğer birçok memeli türünün aksine insan yavrusu doğduğu andan itibaren yoğun bir ilgi ve itinaya ihtiyaç duymaktadır. Yaşamının ilk yıllarında fiziksel gelişimi büyük oranda anne sütüne dayanmaktadır. Tüm bu bakım işlemlerinin hemen hemen tamamı kadının sorumluluğu altındadır ve yaklaşık dört beş yıl boyunca bu sorumluluk devam eder. Öte yandan babanın sorumluluğu anne gibi fizyolojik değil ekonomik bir sorumluluktur. Çocuğun doğal tehditlerden korunmasını, anne ve çocuk için hayati gerekliliği olan besinlerin sağlanmasını ve rakip pozisyonunda bulunan diğer erkeklerden gelebilecek tehlikeleri engellemeyi kapsar. İnsan yavrusunun ilk yıllarında hayatını sürdürebilmesi için annenin varlığı olmazsa olmazken, babanın varlığı aynı ölçüde gerekli değildir.
Trivers’a göre cinsel seçilimin arkasında bulunan itici güçlerden biri, cinsiyetlerin ebeveyn yatırımları arasındaki bu farklılıktır. Tipik olarak kadınlardan daha az yatırım yapan erkekler cinsel birliktelik fırsatlarını azamiye çıkaran bir üreme stratejisi benimserken, bunun aksine kadınlar daha çok yatırım yapan cinsiyet olarak, seçim hakkını en iyi erkekle karşılaşıncaya kadar elde tutan bir üreme stratejisi benimsemiştir. Çünkü kötü bir eş tercihi üreme başarısı açısından, kadınlara erkeklerden daha pahalıya mal olacaktır (Buss, 1988).
Kadın atalarımız eşleşmelerde fark gözetmeyen bir tutum sergilediklerinde, bunun doğurduğu bazı sonuçlar yüzünden zarar görmüşlerdir. Üreme konusunda daha düşük başarı sağlamışlar ve daha az sayıdaki çocukları üreme çağına kadar hayatta kalabilmiştir; zira bu çocuklar baba yatırımından yoksun halde çevresel tehlikelere mani olamamışlardır. İnsanın evrimsel tarihindeki bir erkekse sadece birkaç saatini, hatta dakikasını feda ederek gerçekleştirebileceği gündelik çiftleşmeler peşinde daha hızlı koşabilmiştir. Evrimsel geçmişteki bir kadın hamile kalma konusunda riskli davranışlar benimsediğinde, bu kararının bedellerine yıllarca katlanmak zorunda kalmıştır (Buss, 1999).
Tüm bu sebeplerden dolayı, eş tercihleri kadın ve erkek için farklı ölçütlere göre şekillenmiştir.
Kaynaklar ve İleri Okuma:
  1. Rifat, O. (1986). Yunan antologyası ve Latin ozanlarından çeviriler. İstanbul: Adam Yayınları.
  2. Gaulin, S. J. C. & McBurney, D. H. (2001). Psychology: An evolutionary approach. NJ: Prentice Hall.
  3. Buss, D. M. & Schmitt, D. P. (1993). Sexual strategies theory: An evolutionary perspective on human mating. Psychological Review, 100 (2), 204-232.
  4. Pillsworth, E. G. & Haselton, M. G. (15 Şubat 2007). Women’s sexual strategies: The evolution of long-term bonds and extrapair sex. 26 Mart 2010, http://www.sscnet.ucla.edu/comm/haselton/webdocs/pillsworth_haseltonARSR.pdf
  5. Buss, D. M. (1988). The evolution of human intrasexual competition: Tactics of mate attraction. Journal of Personality and Social Psychology, 54 (4), 616-628.
  6. Buss, D. M. (1999). Evolutionary psychology: The new science of the mind. Boston: Allyn ve Bacon.

Daha Uzun ve Akıllı Çocukların Sırrı, Genetik Olarak Farklı Ebeveynler‏!

Çocuklarınıza bir üstünlük vermek istiyor musunuz? O halde eşinizi okyanus ötesinden bulun.
Daha uzun ve daha akıllı çocukların sırrı, genetik olarak farklı ebeveynler. İngiltere’deki araştırmacıların bulduğuna göre, bir kişinin anne ve babası ne kadar uzak akraba olursa, kendisi o kadar daha uzun, daha akıllı ve daha eğitimli oluyor.
Genetik farklılık üzerine bugüne kadar yapılmış en geniş çalışmalardan birinin sonuçları Afrika, Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika boyunca yaşayan 350.000 bireyin 110 genetik çalışmasından elde edilen veriyi kapsıyor. Dünya çapında artan boy ve idrak yeteneği ortalamasının, çeşitli genetik arka planları olan insanların daha sık eşleşmesinin sonucu olabileceğini öne sürüyor.
İster sinekler, balinalar, köpekler hakkında ister insanlar hakkında konuşalım, bir türün Dünya üzerinde hayatta kalması, sağlıklı bir genetik çeşitlilik havuzuna dayanır. Yüzyıllardır bir çocuğun ebeveynleri ne kadar yakın akraba olursa, sağırlık, dilsizlik, kan hastalıkları ve fiziksel bozukluklar geliştirme tehlikelerinin o kadar fazla olduğunu biliyorduk. Fakat bu senaryonun tersine çevrilebileceği belirsizdi: Bir çocuğun ebeveynleri ne kadar daha uzak akrabaysa, muhtemelen o kadar avantajlı genetik özelliklere sahip olacaklardır.
Bu yüzden İngiltere çapında çeşitli kurumlardan araştırmacılar, dört kıtayı kapsayan 102 topluluktan 354.224 bireyin genetik bilgisini inceledi ve bütün homozigotluk durumlarını tanımladı – burada, bir çocuk iki ebeveynden de tam gen kopyalarını aldığında terslik oluşuyor ve çekinik özellikler daha kolay açığa çıkıyor. Aynı soydan çiftleşmenin genel bir sonucu olarak homozigotluk, bir çocuğun ebeveynlerinin ne kadar yakın akraba olduğunu belirlemede kullanılabilir.
Takım, çalıştıkları nüfus için bu değeri hesapladıktan sonra boy, akciğer hacmi, kan basıncı ve kolesterol seviyesi dahil kamu sağlığı açısından önemli olan 16 özellikle karşılaştırdı. Bulduklarına göre bu özelliklerden sadece dört tanesi genetik çeşitliliğe bağlanabiliyordu – boy, akciğer hacmi, idrak yeteneği ve eğitim seviyesi. Örneğin, ilk kuzen eşleşmelerinden çıkan çocuklar, genetik olarak daha çeşitli ebeveynlerden olan çocuklardan 1.2 cm daha kısa boyluydular ve 10 ay daha az eğitimli oldular. The Guardian gazetesinden Philip Oldfield’a konuşan İngiltere Tıbbi Araştırma Kurulu’ndan takım üyesi Nathan Richardson şöyle aktarıyor:
 
“Çoğu insan çeşitli bir gen havuzunun iyi bir şey olduğuna inanacaktır fakat boyun çeşitliliğe bağlı olması keşfi, daha önceden bilinmiyordu.”
Araştırmacıların bazı tür biyolojik işlevler üzerinden neden sonuç ilişkisini henüz kanıtlaması ve bir özelliğin ne kadarının genetik dışı etmenlere yüklenebileceğini çözmeleri gerekse de – örneğin, idrak birçok çevresel etmene de dayalıdır – sonuçlar neden insanların her nesil ile birlikte daha akıllı ve daha uzun olduğunu açıklayabilir. Oldfield şöyle açıklıyor:
“Bu sonuçlar aynı zamanda ‘Flynn Etkisi’ni açıklamaya yardımcı olabilir – yani 20. yüzyılda zekanın bir nesilden bir sonrakine artışının ilk belgelenişini. Artan eğitim ve daha iyi beslenme gibi sosyo-ekonomik ögeler genelde başlıca sebepler olarak görünse de, artan genetik çeşitlilik de küçük bir rol oynayabilir. [Flynn Etkisi’nden] zekadaki artışlar sadece bizim sonuçlarımız ile açıklanmak için fazla büyük, fakat bir etkileri olabilir.”
Takım ilginç şekilde, kamu sağlığını ciddi şekilde etkileyebilen özelliklere ayrı olarak bakıyordu ve düşük genetik çeşitlilik ile yüksek kolesterol veya kan basıncı seviyeleri arasında hiçbir bağlantı bulamadılar. New Scientist dergisinden Michael Le Page’e konuşan Edinburgh Üniversitesi’nden takım üyesi Jim Wilson şunları diyor:
“Aynı soydan eşleşme, çoğumuzun ölüm sebebi olan hastalıklara yol açan kardiyometabolik öğeleri etkilemiyor.”
Sanırım, zengin jet sosyetelerden kopan ve mükemmelden daha düşük bir gen havuzu ile yetinmesi gereken dünya çapındaki küçük, ücra topluluklar için iyi haber. Sonuçları Nature dergisinde yayınlayan araştırmacılar, sıradaki adımın artan çeşitlilikten en fazla fayda gören özel genom bölgelerini tanımlamak olduğunu söylüyor.
Çeviren: Ozan Zaloğlu (Evrim Ağacı)
Görsel: Siyahi bir birey ile Uzak Asyalı bir bireyin yavrusu.
Kaynak:
  1. ScienceAlert
  2. Peter K. Joshi, Tonu Esko, Hannele Mattsson, Niina Eklund, Ilaria Gandin, Teresa Nutile, Anne U. Jackson, Claudia Schurmann, Albert V. Smith, Weihua Zhang, Yukinori Okada, Alena Stančáková, Jessica D. Faul, Wei Zhao, Traci M. Bartz, Maria Pina Concas, Nora Franceschini, Stefan Enroth, Veronique Vitart, Stella Trompet, Xiuqing Guo, Daniel I. Chasman, Jeffrey R. O’Connel, Tanguy Corre, Suraj S. Nongmaithem Directional dominance on stature and cognition in diverse human populations Nature 523, 459–462 (23 July 2015) doi:10.1038/nature14618 Received 01 February 2015 Accepted 28 May 2015 Published online 01 July 2015