Dil

  • Eski Türkçede tıl/til 1. dil (organ ve işlev), 2. casus
  • Yunancada Glossa, Latincede Lingua

İnsan dili, tat alma, çiğneme, yutma ve konuşma gibi çeşitli işlevler için hayati önem taşıyan büyüleyici ve karmaşık bir organdır. Anatomik yapısı ve damarlanması karmaşıktır; dilin çok yönlülüğünü ve sindirim ve iletişim sistemlerindeki temel rolünü yansıtır.

Dilin Anatomisi

Dil kaslı bir hidrostattır, yani hacmini değiştirmeden şeklini değiştirebilen, çok çeşitli hareket ve işlevlere olanak tanıyan kaslı bir organdır. Anatomisi tipik olarak birkaç bölüme ayrılmıştır:

  • Dil Kökü (Radix Linguae): Dili ağız tabanına bağlayan arka kısımdır.
  • Dil Gövdesi (Corpus Linguae): Dilin ana, hareketli kısmı.
  • Dilin Ucu (Apex Linguae): Öndeki, oldukça esnek uç.
  • Dilin Arkası (Dorsum Linguae): Tat tomurcuklarının bulunduğu üst yüzey.
  • Dilin Alt Tarafı (Facies Inferior Linguae): Ağız tabanına bakan yüzey, büyük ölçüde tat alma tomurcuklarından arındırılmıştır.
  • Dilin Kenarı (Margo Linguae): Yan kenarlar.

Dilin Vaskülarizasyonu

Dilin damar sistemi ağırlıklı olarak dış karotid arterin bir dalı olan lingual arter tarafından beslenir. Bu arter dilin kas fonksiyonu ve duyusal yetenekleri için gerekli olan kan akışını sağlar. Venöz drenaj esas olarak, tipik olarak iç şah damarına akan lingual damar yoluyla olur. Dilin damar sistemi, dilin yüksek metabolik talebini ve tat alma, sıcaklık algılama ve gıdanın mekanik olarak işlenmesindeki rolünü destekleyen zengin kaynağıyla dikkat çekicidir.

Dildeki Kan Damarları

Dildeki kan damarlarının kesin sayısı, dilin incelenen alanı da dahil olmak üzere çeşitli faktörlere bağlı olarak değişebilir. Örneğin dilin ön üçte birlik kısmı, arka üçte birlik kısmıyla karşılaştırıldığında farklı bir damar yoğunluğuna sahiptir. Santimetrekare (cm^2) başına düşen kan damarlarının sayısı, dilin ön kısmından arka kısmına doğru artar; bu, kas aktivitesi ve duyu fonksiyonlarının daha yüksek olduğu bölgelerde artan kan desteği ihtiyacını yansıtır.

Dilde cm2 başına düşen kan damarı sayısı standart anatomik referanslarda genel olarak ayrıntılı olarak belirtilmese de, arka üçte birlik kısma doğru damar yoğunluğunun artması karmaşık ve oldukça organize bir ağın varlığını akla getiriyor. Bu ağ, tat algısı ve gıda manipülasyonundan konuşmaya kadar dilin çeşitli işlevleri için yeterli kan akışını sağlar.

İleri Okuma

  • Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (41st ed.). Elsevier Health Sciences.
  • Schwenk, K. (2000). Feeding: Form, Function, and Evolution in Tetrapod Vertebrates. Academic Press.
  • Norton, N. S. (2016). Netter’s Head and Neck Anatomy for Dentistry (3rd ed.). Elsevier Health Sciences.

İnsanların En Çok Öğrenmeye Çalıştığı Diller

Eğer akıllı telefonunuz varsa ve dil öğrenmeye çalışıyorsanız büyük ihtimal Duolingo’ya sahipsinizdir. Dil öğrenmeyi ödüllü bir oyuna dönüştürmeyi deneyen uygulama, tam da şu anda pek de kibar olmayan bir şekilde İspanyolca kelime alıştırmanızın geciktiğini söylüyor olabilir.
Başka kaç kişi İspanyolca öğreniyor ve bu kişiler nerelerde yaşıyorlar?
Duolingo, geçenlerde bu gibi sorulara bütün Dünya ülkelerindeki 120 milyon kullanıcısını kapsayan istatistiksel bir çalışmayla cevap verdi. Şirket, sunduğu 19 dilden her ülke için en popüler olanını belirledi.
İngilizce açık arayla baskın fakat bir uyarı: Bazı kullanıcılar için İngilizce, Duolingo’nun anadillerine çeviri sunduğu tek dil. Örneğin Tayca konuşanlar için verilen dersler sadece İngilizce. Yine de bu, Duolingo’nun belirttiğine göre kullanıcılarının %53’ü tarafından çalışılan dil olan İngilizceye karşı duyulan evrensel ilgi gerçeğini değiştirmiyor. Türkçe, listede 7. sırada yer alıyor.
İşler, ülkeler bazında ikinci en popüler dile geldiğindeyse daha da ilginçleşiyor. Burada Fransızca başı çekerken peşinden İspanyolca, Almanca ve Portekizce geliyor.
Verilerde başka gariplikler de var. Haritaya göre İsveç’teki en popüler dil İsveççe. Duolingo araştırma başkanı Bozena Pajak, yazısında bunun ülkeye gelen göçlerle ilgili olduğunu belirtiyor. Pajak şöyle yazmış:
“2015 yılında her altı İsveçliden biri İsveç dışında doğmuş.”
Bozena Pajak Norveç ve Amerika Birleşik Devletleri gibi yüksek göç alan diğer ülkelerde de insanların büyük bölümünün ülkelerinin resmi dillerini öğrenmeye çalıştığını belirtiyor.
Hadi, şimdi İspanyolca kelime çalışma zamanı.
Düzenleyen: Şule Ölez (Evrim Ağacı)
Kaynak: QZ

Diğer Primatlardan Farkımız Beynimizdeki Asimetrik Oluk

Kavramsal çerçeve: Asimetri, oluk ve kıvrım

Merkezi sinir sisteminde “asimetri”, iki hemisferin biçimsel (morfolojik) ya da işlevsel (fonksiyonel) olarak tam örtüşmemesini ifade eder. Serebral korteksin yüzey mimarisi iki temel morfolojik motif üzerinden tanımlanır:

  1. gir(us) (Lat. gyrus, “halka, kıvrım”;
  2. Yun. gyros) ve sulk(us) (Lat. sulcus, “saban izi, oluk”).

Bu çift motifin kombinasyonu, sinir dokusunun yüzey alanını arttırıp bağlantısal kapasiteyi optimize eder. “Temporal” terimi Latincede tempus (şakak) kökünden gelir; üst temporal oluğun (sulcus temporalis superior, STS) lateral yüzeyde yayılan hattı, işitme, konuşma-ilişkili çözümleme, yüz-ses tanıma ve sosyal ipuçlarının bütünleşmesi gibi süreçler için çok-ortamlı (multimodal) bir düğümdür. Broca alanı (Brodmann 44/45), adını 19. yüzyıl cerrah-antropolog Paul Broca’dan alır ve konuşma üretimi ile sözdizimsel işlemlemeyle ilişkilendirilir. Heschl girusu (birincil işitsel korteksin çekirdeği) ise Avusturyalı anatomist Richard Heschl’ın adıyla anılır.

“Üst Temporal Asimetrik Çukur” (STAP): Tanım, yerleşim ve ölçüm

İnsan beyninde Heschl girusunun ventralinde ve üst temporal oluğun kalbinde, yaklaşık 4–5 cm’lik, sağ hemisferde daha derin izlenen belirgin bir mikromorfolojik çöküklük tanımlanmıştır: Üst Temporal Asimetrik Çukur (Superior Temporal Asymmetrical Pit; STAP). Bu çukur, sağda ses niteliği, yüz-ses eşleştirme ve niyet-inanç çıkarımı (zihin kuramı) gibi sosyal algı bileşenlerine aracılık eden STS alt-bölgeleriyle anatomik komşuluk içindedir; solda ise konuşmanın akustik-fonolojik ve giderek daha dile-özgü hâle gelen çözümlemesini sırtlayan kuşakla karşılıklıdır. Morfometrik olarak STAP, “oluk derinliği” (sulcal depth) ve “oluk taban genişliği” gibi metriklerle kuantifiye edilir; yüzey tabanlı morfometri (freesurfer benzeri boru hatları), katmanlı mesh-haritalama ve grup-düzeyi sulkal izohipslerin karşılaştırılması sık kullanılan yöntemlerdir.

Karşılaştırmalı perspektif: Şempanzede durum, insana özgüllük derecesi

Karşılaştırmalı MRG analizleri, STAP’ın insanda güçlü bir sağ-sol derinlik asimetrisi gösterdiğini; şempanzede ise bu izlek/vurgu ya zayıf ya da yok denecek kadar nadir olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgu, insan beyninde sağ STS’nin doku düzenlenişinin (laminar/sütunsal mikromimarinin ve bağlantısal kalıpların) farklı bir şekillenme (patterning) sürecinden geçmiş olabileceğini düşündürür. Dikkate değer bir nokta, bu asimetrik işaretin bebeklikten erişkinliğe süreklilik göstermesi ve el tercihi ya da klasik dil yanallaşması örüntülerinden bağımsız biçimde gözlenebilmesidir; bu da gelişimsel programın erken dönemlerde (fetal/erken postnatal) kurulduğunu ima eder.

Fonksiyonel bağlam: Sağ STS, sosyal biliş ve multimodal bütünleşme; sol STS, dil ve konuşma

Fonksiyonel çalışmalarda sağ STS, yüz-göz bakışı, biyolojik hareket, ses kimliği ve prosodi gibi sosyal ipuçlarını bütünleştiren bir “hub” olarak öne çıkar. Sol STS boyunca ise akustik karmaşıklıktan fonolojiye ve oradan dilsel işlemlemeye uzanan bir hiyerarşi tanımlanır. STAP’ın sağda daha derin olması, ses-yüz, ses-jest ve bağlamsal niyet çıkarımı gibi multimodal süreçlerin insanda genişlemiş bir işlevsel alt-yapısına işaret edebilir. Bu çerçevede STAP, konuşma (speech) ve dil (language) ile sosyal bilişin (social cognition) kesişiminde yer alan, iletişimin içerik ve niyet boyutlarının eşzamanlı kurgulanmasına destek veren bir morfolojik belirteç olarak değerlendirilebilir.

Broca alanı ve STS/STAP ilişkisi: Ayrışma ve birlikte-çalışırlık

Klasik modelde Broca alanı “ifade edici” dil ile, Wernicke/üst temporal kompleks ise “alımsal” dil ile özdeşleştirilmişti. Güncel ağ-temelli çerçeveler, fronto-temporo-parietal bir konuşma-dil ağı tarif eder. Bu ağda sol inferior frontal (Broca) düğümler sıralama/bağlama (sequencing/binding) ve sözdizimsel işlemlere, üst temporal düğümler ise fonolojik-semantik eşleştirmeye ve konuşma algısına aracılık eder. STAP, bu dorsal-ventral yolların temporal uç noktasına yakın konumuyla, dil ve sosyal ipuçlarının eş-zamanlı bütünleşmesinde morfolojik bir “işaret direği” (landmark) işlevi görür.

Gelişimsel ve genetik ipuçları

Sulkal morfogenez, kortikal levhanın büyüme anizotropileri, aksonal çekiş (tension-based folding), tabaka-spesifik proliferasyon ve bağlantısal kısıtların birlikte etkisiyle şekillenir. STAP’ın erken ortaya çıkışı, bu çukurun gelişimsel programlanmış bir özellik olduğuna işaret eder. İnsanlarda üst temporal asimetriyle ilişkili regülatör bölgeler (ör. DACT1 ile ilişkili bir enhancer) rapor edilmiştir; bu düzenleyici motiflerin ekspresyon farkları, sağ-sol derinlik asimetrisinin moleküler temelini kısmen açıklayabilir. Bu bağlam, FOXP2 gibi “tek-gen-tek-özellik” açıklamalarından ziyade, çok-genli ve düzenleyici-ağ odaklı bir evrimsel mimariyi destekler.

Evrimsel yorumsama: Neden insanlarda “sağ-ağır” bir STS çukuru?

Paleoantropolojik ve bilişsel arkeoloji verileri, alet yapımı, taklit becerileri, ortak dikkat ve temsili iletişimin artan karmaşıklıkta bir eş-evriminin yaşandığını gösterir. Bu eş-evrim, sosyal grup büyüklüğü, öngörü-planlama, niyet okuma ve sesli-jestsel sinyalizasyonun birlikte optimize edilmesini gerektirir. Sağ STS/STAP derinliğinin artması, bu multimodal sosyal iletişim gereksinimlerine bağlantısal verimlilik (ör. daha kısa yollar, daha yoğun lokal kümeleşme) ve işitsel-görsel eşleştirmede gürültüye dayanıklılık sağlayacak şekilde uyarlanmış olabilir. Morfolojik derinliğin, altta yatan kıvrım-içi yüzey alanını artırarak nöronal-glial altyapı için ek hacim ve daha zengin bağlantısal mikromimari sunması akla yakındır.

Klinik ve bireysel farklılıklar: Nörotipikler ve “atipikler”

STAP asimetrisinin cinsiyet, el tercihi, dil yanallaşması ve hatta bazı nörogelişimsel farklılıklar (ör. otizm spektrumunda heterojen biçimde) boyunca sürdüğü rapor edilmiştir. Bu durum, özelliğin “yalnızca tek bir bilişsel modül”e indirgenemeyeceğini; bunun yerine iletişimin çoklu bileşenlerine katkıda bulunan bir yapısal zemin sunduğunu düşündürür. Yine de birey-içi değişkenlik yüksektir: Asimetri derecesi ile belirli bilişsel alt-ölçekler arasında probabilistik ilişkiler bulunur; deterministik haritalar beklemek hatalı olur.

Yöntemsel notlar: Nasıl saptanıyor?

  • Yüksek-çözünürlüklü T1-ağırlıklı MRG ve yüzey-bazlı yeniden yapılandırma (kortikal mesh).
  • Sulkal derinlik haritaları ve yerel eğrilik ölçütleri; grup-düzeyi sulkal şablonlarla eşleştirme.
  • Gelişimsel kohortlar (yenidoğan-çocuk-erişkin) ve karşılaştırmalı örnekler (şempanze vb.).
  • Bağlantısal eşleştirme: Dinlenim-durumu işlevsel bağlantısallık (rs-fMRI) ve difüzyon temelli lif anatomisi ile morfoloji-bağlantısallık korelasyonları.
  • Genotip-fenotip eşleştirmesi: Düzenleyici bölgelerin varyantları ile sulkal metriklerin ilişkilendirilmesi.

Broader nörobilimsel bağlam: Lateralizasyonun yeniden okunması

İnsan beynindeki yapısal-işlevsel asimetri yalnızca “sol-dil / sağ-mekânsal” dikotomisi ile açıklanamaz. STAP gibi mikromorfolojik işaretler, sağ hemisferin sosyal-işitsel vurgusunu ve sol hemisferin dilsel-dizgesel vurgusunu birbirine eklemleyen bir mimariye işaret eder. Bu, dilin yalnızca sembolik değil, aynı zamanda sosyal etkileşimsel doğasını (prosidik ipuçlar, konuşmacı niyeti, alıcıya uyum) yansıtır. Böyle bir çerçeve, Cambridge geleneğinden bilişsel arkeoloji ve nöroarkeoloji yaklaşımlarıyla da uyumludur: Beynin maddi kültürle ortak evrimi, morfolojik “işaret direkleri” üzerinden izlenebilir.

Açık sorular ve araştırma yönleri

  • Nedensellik: STAP derinliği, sosyal-dilsel performansın nedeni mi, belirteci mi? Gelişimsel boylamsal ve genetik-nedensel (ör. Mendelyan rasgeleleme) çalışmalar gereklidir.
  • Bağlantısal mekanizma: Derinliğin artışı, yerel mikromimari (katman-spesifik piramidal yoğunluk, interneuron dağılımı) ve uzun-menzilli lif demetleri (arcuatus, SLF/temporal uçlar) ile nasıl bağlanıyor?
  • Türler arası çeşitlilik: Şempanze dışında bonobo, makak ve insansı maymunlar spektrumunda STAP benzeri motiflerin seyreklik/şiddet dereceleri nedir?
  • Bilişsel haritalama: Prosodi, yüz-ses eşleşmesi, zihin kuramı alt-bileşenleri ile bölgesel STAP ölçümleri arasındaki ince taneli (fine-grained) eşleşmeler nasıl modellenebilir?
  • Hastalık-ilişkisi: Sosyal iletişim ve dilin etkileşimli bozuluşunu gösteren durumlarda (ör. afazilerde sosyal pragmatik etkilenim, şizofrenide niyet çıkarımı bozukluğu), STAP metrikleri biyobelirteç olabilir mi?



İleri Okuma
  1. Stout, D., Toth, N., Schick, K., & Chaminade, T. (2008). Neural correlates of Early Stone Age toolmaking: technology, language and cognition in human evolution. Philosophical Transactions of the Royal Society B, 363(1499), 1939–1949.
  2. Renfrew, C. (2012). Towards a Cognitive Archaeology. In Handbook of Cognitive Archaeology: Psychology in Prehistory (pp. 15–30). Routledge.
  3. Leroy, F., Cai, Q., Bogart, S. L., Dubois, J., Coulon, O., Monzalvo, K., Fischer, C., Glasel, H., Van der Haegen, L., Bénézit, A., Lin, C.-P., Kennedy, D. N., Ihara, A. S., Hertz-Pannier, L., Moutard, M.-L., Poupon, C., Brysbaert, M., Roberts, N., Hopkins, W. D., Mangin, J.-F., & Dehaene-Lambertz, G. (2015). New human-specific brain landmark: The depth asymmetry of superior temporal sulcus. Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS), 112(4), 1208–1213. https://doi.org/10.1073/pnas.1412389112
  4. Beauchamp, M. S. (2015). The social mysteries of the superior temporal sulcus. Trends in Cognitive Sciences, 19(9), 489–490.
  5. Deen, B., Koldewyn, K., Kanwisher, N., & Saxe, R. (2015). Functional Organization of Social Perception and Cognition in the Superior Temporal Sulcus. Cerebral Cortex, 25(11), 4596–4609.
  6. Le Guen, Y., et al. (2019). A DACT1 enhancer modulates brain asymmetric temporal regions in humans. bioRxiv (Preprint). https://doi.org/10.1101/539189
  7. Kausel, L., et al. (2024). The role of the left superior temporal sulcus in social communication. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 160, 105322.
  8. Sanders, R. (2025). Are groovy brains more efficient? Berkeley News.

Diğer Dilleri Anlamanız İçin Eşzamanlı Çevirmen Teknolojisi The Pilot

Yabancı dil  ya da yeni bir dil hepimiz için çoğu zaman problem olmuştu. O an işte keşke demişsinizdir bir çevirmen olsa ya da evrensel bir çeviri cihazınız olsa da her dili anlayıp kendinizi de ifade edebilmek istemişsinizdir. İşte Pilot adı verilen , iki kişinin taktığı kulaklıktan oluşan bir sistem ve uygulama sayesinde , karşınızdaki Fransızca konuşsun siz İngilizce konuşun birbirinizi kolayca anlayabileceksiniz. Böylece bir uygulama sayesinde kablolardan kurtularak karşınızdakini kolayca anlayabileceksiniz, tabi ki o da sizi. Bu cihazın iki dil arasında çeviri yapan ilk akıllı kulaklık olduğu iddia ediliyor. Teknolojinin arkasındaki şirket Waverly Labs, şöyle diyor bu ufak giyilebilir teknoloji sayesinde iki insan farklı diller konuşsa bile halen birbirlerini anlayabilirler.

Teknolojinin temelde , uygulamadaki çeviri teknolojisiyle sağlandığı belirtiliyor. Tanıtım videosunda Fransızca ve İngilizce arasında kısa bir gecikmeyle çevirinin gerçekleştiği görülüyor. Cihazın ilk nesli için kulaklık gerekirken, gelecek nesillerde çevredeki her şeyi dinleyebileceği , bir çift cihaza ihtiyaç olmayacağı belirtiliyor. Cihaz internetten bağımsız çalıştığından, özellikle yurt dışında veri ücreti gibi problemlerin yaşanmayacak. Waverly Labs kurucu Andrew Ochoa tarafından icat edilen cihaz için Fransız bir kızın ilham olduğu belirtiliyor.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Başlangıçta; İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İtalyanca desteği olacak, sonrasında ise Hindi, Sami, Arapça, Slav ve Afrika dillerinin de ekleneceği belirtiliyor. Umarız Türkçe’de eklenir. İlave paketler için ekstra ücret alınacağı da belirtiliyor. Yine de firma uyarıyor: “Her dilin farklı lehçeleri var ve cihaz genel lehçeleri içerecek, fakat bazı kalın aksanların sistemde işe yaramayabileceği de belirtiliyor.” İndiegogo’da bir kampanya başlatan şirket, Pilot’un ön siparişi için 129 dolar ile 179 dolar arası bir ücret isterken, esas fiyatın 250 ile 300 dolar arası olacağı belirtiliyor. 25 Mayıs’ta ön siparişlerin başlaması bekleniyor. Üç farklı renkte gelecek kulaklıklar, portatif şarj aleti ve kulaklıklara uygulama yüklemek için erişim içerecek. Bu gibi teknolojiler sayesinde 2020’ye kadar insanların farklı dillerden insanlarla kolayca konuşabileceği teknolojilerin ortaya çıkacağı öngörülüyor.

Kaynak:

Dilin Evrimi-2: Neden Dili Evrimleştirdik?

Dil yetimiz bize bedavadan gelmedi. İnsanlar konuşabilmek için karmaşık beyin devreleri ve sofistike bir işleyiş evrimleştirmeleri gerekiyordu ve dahası bu yetiyi çocuklarına da öğretmek için yıllarını harcamalıydı. Peki neden bu bedeli ödedik?

En yaygın teorilerden birisi; dilin evrimsel bir adaptasyon olarak, insan topluluklarının değişen çevreye daha iyi uyum sağlamasını mümkün kılan bir hayatta kalma stratejisi olarak evrimleştiğidir. Burada da devreye doğal seçilim giriyor. Dil; insanların hayatta kalmasına yardımcı olmuştur. Peki nasıl? İlkel insanlar; avlanmak, çiftçilik yapmak ve kendilerini korumak için diğer insanlarla iletişim kurmak zorundaydı. Dili kullanarak bu iletişim kurma becerisini evrimleştirmek insan türüne belirgin bir hayatta kalma avantajı sağladı.

Öte yandan birçok insan; dil becerilerimizi büyük beyinlerimize, karmaşık el hareketleri yapabilmemize, özgün ses üretim yolumuza ve yüz kaslarımız üzerinde ince-ayar kontrolü sağlamamızı mümkün kılan FOXP2 genine dayandırıyor. Fakat kendi başlarına bu özellikler neden dili evrimleştirdiğimizi açıklamıyor. Çünkü beyni büyük olan -hatta bizden daha büyük beyinli- hayvanlar da var, el-kol hareketleri diğer primatlar içerisinde de yaygın ve bazı kuş türleri; bizdeki gibi bir FOXP2 genine ya da ses iletim yoluna sahip olmamalarına rağmen insan seslerini taklit edebiliyor.

Buna karşın, bizi diğer hayvanlardan ayıran en bariz özellik; simgelerimizin karmaşıklığı ve kooperatif sosyal davranışlarımızdır. İnsanlar aile bireyleri dışındaki diğer insanlarla iyilik, yardımlaşma ve eşya değişimi yapabilen tek türdür. Bizler, ayrıntılı emek paylaşımı yapabilir, çeşitli becerilerde uzmanlaşabilir ve ürettiklerimizi diğer insanlarla takas edebiliriz ve hatta aile dışındaki bireylerle de koordine bir halde çalışabilmeyi öğrendik, örneğin; ortak bir amaç etrafında farklı insanlarla bir araya gelebilir, birlikte hareket edebiliriz.

Sosyal davranışlarımızın karmaşıklığını otomatik olarak kabul ederiz, fakat bütün bu hareketlerimizi diğer insanlarla görüşme, anlaşma ve uzlaşma üzerine şekillendiririz. Bu durum da; bireyler arasında karmaşık bilginin ileri geri taşınmasını sağlayan bir kanal gerektirir, tıpkı bir USB kablosu gibi. İşte dil, bu kanaldır.

Karıncalar ve arılar gibi bazı böcekler dil olmaksızın bir ortaklaşa çalışma seviyesine sahiptirler. Fakat, bu canlılar oldukça yakın akraba aile gruplarına aittirler ve genetik olarak büyük oranda grubun faydasına davranmaya programlıdırlar. İnsan toplulukları ise çıkar elde etmeyi sağlayan kişiye karşı sorumluluk almak zorundadırlar. Kelimeler ve sembollerle, bu tarz insanları teşhir edebilir ve hilekârlıklarını ayyuka çıkarabiliriz. Öte yandan hakedenlere ise övgüler dizebiliriz.

Bütün bu karmaşık sosyal davranışlar; hayvanlar alemindeki hırlama, cıvıldama, koku yayma, renkler ve kükreme gibi özelliklerden fazlasını gerektirir. Bütün bunlar bize neden dili geliştiren tek canlı olduğumuzu gösteriyor: Sosyal davranışlarımızın karmaşıklığı dil olmadan gelişemezdi.


Kaynak: Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. The eloquent ape. (2016, 6 Şubat). NewScientist .

Dilin Evrimi-1: İlk Kim Konuştu?

Kurbağalar “vrak”lar, kuşlar “öter”, maymunlar bağırır… Fakat hiçbir tür biz insanlar kadar zengin ve sınırsız düzeyde uyum sağlayabilen bir dil yeteneğine sahip değildir. Düşüncelerimizi yaymak ve başkalarıyla iletişim kurmak için yaptığımız her şeyi dil yetimize borçluyuz.

Dil, sosyal teknolojinin güçlü bir parçasını oluşturur. Düşüncelerimiz bir başkası tarafından çözülmek üzere düzinelerce sembolle kodlanmış bir halde ağzımızdan dil sayesinde çıkar. Dil aynı zamanda, geçmiş, bugün ve gelecekle ilgili bilgiyi taşıyabilir, düşüncelere şekil verebilir, olayları başlatabilir, ikna edebilir ve kandırabilir.

Bugün, Dünya üzerinde konuşulan 7102 dil vardır. Bütün insan toplumları bir dile sahiptir ve hiçbiri bir diğerinden daha üstün değildir. Çünkü bütün diller insan deneyimlerini kendi özgünlüğüyle anlatabilir. Hatta, dilin bu inanılmaz evrenselliği; insan evrimi alanında yapılan bilimsel çalışmalarda, türümüzün bundan 160.000 ila 200.000 yıl önce Homo sapiens’in Afrika’da ortaya çıkmasından beri bir dile sahip olduğunu gösteriyor.

Eğer Homo sapiens, ortaya çıktığından beri bir dile sahiptiyse, yok olmuş diğer insan türleri de bir dile sahip olabilir mi? Bazı bilim insanları; yaklaşık 500.000 yıl önce ortak atadan evrimleştiğimiz Neandertallerin de bir dile sahip olduğunu düşünüyor. Bu teori; şempanzelerde farklılık gösteren ancak Neandertal ve insanda benzer pozisyonlara sahip, konuşmadan sorumlu gen olan FOXP2 geninin keşfiyle de tutarlılık gösteriyor. Fakat dili açıklamada tek bir gen yeterli değildir. Ve güncel genetik deliller; Neandertal beyninin FOXP2 genini farklı şekilde düzenlediğini gösteriyor.

Dahası, dil; doğası gereği semboliktir. Yani olay ve nesneler, onları anlamlandıran kelimelerden ve bu kelimeleri oluşturan seslerden oluşur. Neandertallerin sanat ya da diğer sembolik izahlara sahip olduğuna dair sınırlı sayıda da olsa deliller var. Öte yandan hemen yanı başlarında Batı Avrupa’da yaşayan insanlar ise görece güzel freskler çizmiş, müzik enstrümanları, çeşitli araç-gereç ve silahlar geliştirmiş.

Dilin çok daha önce evrimleştiğini –örneğin; Afrika ovalarında 2 milyon yıl önce iki ayak üzerinde yürümeye başlayan Homo erectus’ta görüldüğünü—öne süren düşünceler de zayıf kalsa da ihtimaller arasındaki yerini alıyor. Mevcut veriler göz önüne alındığında eşsiz bir konuşma becerisi geliştirdiğimiz bir gerçek.

 


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2.  The eloquent ape. (2016, 6 Şubat). NewScientist, .

Bir Dil Bir İnsan, İki Dil İki İnsan Mı?

Lancaster Üniversitesinde Prof. Panos Athanasopoulos’un yürüttüğü bir çalışmada “İki dil iki insan mı?” sorusunun cevabı arandı. Anadili Almanca olan bir grup ile anadili İngilizce olan diğer bir gruba, içinde bir kadının bir arabaya doğru yürüdüğü ya da bir adamın süpermarkete doğru bisiklet sürdüğü video parçaları gösterildi ve onlardan bu sahneleri anlatmaları istendi. Almanca konuşanlar eylemle birlikte eylemin amacını da söyleme eğilimindeyken (örneğin, “Bir kadın arabaya doğru gidiyor”), İngilizce konuşanlar sadece eylemin kendisinden bahsediyorlardı (“Bir kadın yürüyor”).
Aynı aktivite hem Almancayı hem İngilizceyi akıcı konuşabilen çift dil bilenlerle yapıldığında, katılımcılar videodaki eylemi Almanca anlattıkları zaman sahneyi başlangıcı ve sonu ile birlikte “Kadın evinden çıktı ve arabasına doğru gidiyor” şeklinde bir bütün olarak, İngilizce konuştuklarında ise sadece eylemi söyleyerek anlatma eğilimindeydiler.
Anlaşılan, dilin dünyayı nasıl algıladığımız üzerine büyük bir etkisi var ve bu, düşünüş tarzımızı da şekillendiriyor.
Hazırlayan: Ayşegül Şenyiğit (Evrim Ağacı)
 
Görsel: ÇMB (Evrim Ağacı)
Kaynak:  EMANUEL BYLUND and SCOTT JARVIS L2 effects on L1 event conceptualization Bilingualism: Language and Cognition / Volume 14 / Special Issue 01 / January 2011, pp 47-59Copyright © Cambridge University Press 2010 DOI: http://dx.doi.org/10.1017/S1366728910000180 (About DOI), Published online: 29 July 2010

Çocuklar Bir Şeye Odaklanırken Neden Dillerini Dışarı Çıkarırlar?

Oldukça hassasiyet gösteren bir işe odaklandığınızda dilinizin ucunu hafifçe dışarıya doğru çıkarıyor musunuz? Bazı yetişkinler ve çocukların büyük çoğunluğu bu davranışı gösterirler. Peki neden?

Yıllar sonra bilim insanları bu merak uyandıran duruma dair çeşitli açıklamalar getirdiler. Bazıları; odaklanma davranışının motor sinyallerde bir coşmaya sebep olduğu bu durumun da dili dışarı çıkarma ile sonuçlandığını ileri sürüyor. Bazıları ise; tok bebeklerin anne memesini ya da biberonu reddetmek için dillerini dışarı çıkarmaları durumunun daha sonradan “beni yalnız bırak” anlamına gelen bir reddetme sembolü halini aldığını ileri sürüyor.

Cognition ‘da yayımlanan bir çalışmada ise; araşırmacılar, bu yaygın davranışın, konuşma yeteneğinin kökeninin jestler olduğu teorisine destek sunduğunu ileri sürüyor.

Yürütülen çalıma kapsamında, araştırmacılar; yüksek derecede konsantrasyon gerektiren 6 görevi tamamlamaları için 4 yaşındaki 14 İsveçli çocuğu kayıt altına aldılar. Bu 6 görevde, iyi derecede motor kontrolü gerektiren küçük oyuncakları elle kullanma becerisi, bir başkası bir hikayedeki bilgiyi hatırlama, çocuğun dikkatini  ve araştırmacı elini masaya vurduğunda çocuğun da hafifçe elini masaya vurmasıyla karşılık bulan bir oyundaki kontrolünü ölçen bir görevi içeriyor. Bu görevler gerçekleştirilirken araştırmacılar çocukları videoya kaydettiler.

Sonrasında, araştırmacılar; çocukların ne sıklıkta dillerini dışarı çıkardıklarını not alarak videolar üzerinde çalıştılar. Videolarda çocukların bütün görevlerde dillerini dışarı çıkardıkları görüldü. Ancak garip bir biçimde, görev iyi derecede motor kontrol gerektirmese bile, çocuklar elle masaya vurma oyununda dillerini daha sıklıkta dışarı çıkarıyorlardı.

Bu bulgu; konuşma dilinin, el jestlerinden evrildiği fikriyle oldukça uyum içerisinde olduğunu gösteriyor. Elle masaya vurma oyunu sırasında dili dışarı çıkarma durumu el ve dil arasında çift taraflı bir bağlantı olduğunu ileri sürüyor. Örneğin; el hareketlerinin yapılandırılmış sırası gerçekleştirildiğinde, bu hareketlere spontane dil hareketleri de eşlik ediyor. Dahası, bu oyunda hızlı konuşma sırası ve yapılandırılmış el hareketleri sırası dilin kendine özgü bileşenleri olduğunu gösteriyor.

Çocuklara dair yürütülen yakın bir gözlemin ardından, araştırmacılar çocukların dillerini biraz daha sağa doğru çıkardıklarını fark ettiler. Bu durum; beynin –sağ elini kullananlarda– dil ile ilgili lobu olan sol lob tarafından kontrol edildiğini gösteriyor.

İlginç bir biçimde, çocuklar, hiçbir motor hareket gerektirmeyen hikâye hatırlama görevi sırasında da dillerini dışarı çıkarıyorlar. Fakat araştırmacılar; içsel konuşma becerisinin de dil hareketlerini tetiklemesinin mümkün olduğunu söylüyorlar.


Makale Referansı: Forrester, Gillian S., and Alina Rodriguez. “Slip of the tongue: Implications for evolution and language development.” Cognition 141 (2015): 103-111.
Kaynak: Bilimfili, Bahar Gholipour, “Why Do Kids Stick Their Tongues Out When Focusing?,” https://www.braindecoder.com/what-do-kids-stick-their-tongues-out-when-focusing-1224103965.html

Tat Almanın Bilimi

Okullarda duyu organlarımızla ilgili birçok bilgi veriliyor. Bunların büyük bir kısmı genel geçer doğrular olsalar da, bazıları ya yüzeysel ya da eski bilgiler oluyor. Bunlardan en meşhuru, dilde “belli tat alanlarının olduğu” iddiası örneğin… Bir diğer meşhur örnek, sadece 4 tat tipinin bulunduğu iddiası… Bu görselimizde, tat almanın bilimini güncel bilgilerle gözden geçireceğiz.

 
Kaynak: visual.ly

Bebeklerin Dil Becerilerini Daha Konuşmaya Başlamadan Geliştirebiliriz!

Bebekler dünyaya geldikten sonra yaklaşık 1.5 – 2 yıl boyunca çevrelerindeki tüm sesleri inceleyerek ve çözümleyerek ana dili olacak dili öğrenirler. Bu süreç şimdilik kendiliğinden bebeklerin etraflarındaki her şeyi dinlemeleriyle gerçekleşiyor. Eğer sürecin mekanizmasını tam olarak belirleyebilirsek bebeklerin beyinlerindeki sinapsların çoğu henüz silinmemişken, bir diğer deyişle beynin potansiyeli ileriki yaşlara oranla çok daha üst seviyedeyken bebeğe çok sayıda dil öğretebiliriz.
Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Rutgers Üniversitesi’nde görevli bilim insanları bebekler 4 aylıkken sözcüklere dikkat ettiğini ve sözcük yapısından olmayan seslerle sözcükler arasındaki ayrımı fark ettiklerini söylüyor. Bebeklerin bir araba kornasının sesiyle cümle yapımında kullanılan sözcükler arasındaki farkı ayırt etmesi 7 aylık olduklarında çok daha hızlı ve doğru bir şekilde gerçekleşiyor.
Araştırma ekibine liderlik eden April Benasich bebeklerin sürekli çevreyi tarayarak dil olarak kullanabilecekleri sesleri aradıklarını belirtiyor. Bebek gelişiminin 4. ve 7. ayları arasında beyinde dilsel akustik haritalar oluşturuluyor. Bu haritaları oluştururken bebekler çevreyi çok dikkatlice gözlemleyip, her anı, her hareketi ve insanlar arasındaki tüm etkileşimleri mükemmel bir biçimde çözümlüyorlar.
Gelelim az önce bahsettiğimiz harita konusuna… Akustik haritalar bebek beyninin dış çevredeki karmaşık dil yapısını hızlı ve otomatik olarak çözmesini sağlayan birbirleri arasında etkileşim halinde bulunan hücre topluluklarıdır. Beyinde akustik dil haritalarının yanında, işitsel kortekste duyma ile ilgili haritalar, beynimizin arka kısmında görsel kortekste de görsel haritalar mevcuttur. Bu haritalar ne kadar iyi çalışırsa bilişsel süreçlerin verimi de o kadar iyi olmaktadır.
Bebeklerin beyninde 4. ayda başlayan dil haritaları eğer yapım esnasında şekillendirilirse, bebeklerin bir dili öğrenmesi daha kolay ve etkili olabilir. Bu bebeklerin öğrendiği dil ve diller için daha sağlam bir alt yapı ve daha hızlı bir öğrenme seçeneği sunabilir. Yetişkin bir kişi araba sürerken birçok tepki ve davranış sergiler. Arabanın içinde bulunan bir bebek bütün bu davranış ve tepkileri analiz etmektedir. Araştırma ekibi bebeklerin algılamasını yönlendirerek ve geliştirerek bebek beyninin daha hızlı ve otomatik olarak öğrenmesini amaçlamaktadır.
Benasich laboratuvarlarında bebeklerin akustik dil haritalarının oluşturulmasını hızlandırabildiklerini ve en iyi şekilde geliştirebildiklerini belirtiyor. Ekip bunu yaparken bebeklere hızlıca değişen çeşitli sesler dinletiyorlar ve bebekler sesler arasındaki farklara tepki verdiklerinde onlara kısa bir renkli video göstererek ödül veriyorlar. Dinleme esnasında ses değişiklikleri milisaniye ölçeğinde oluyor ve eğitimin ilerleyen aşamalarında çok daha karmaşık bir hal alıyor.
Benasich bu eğlenceli oyunu oynarken bebeğe “Buna dikkat et, bu önemli” mesajı verdiklerini belirtiyor. Bu yöntem bebeklerin çevredeki seslere güçlü bir şekilde odaklanmalarını ve dil ile ilgili gerekli olan bilgileri daha kolay akustik dil haritalarına işlemelerini sağlıyor. Bu yöntem sayesinde bebeklerin birden fazla dili de kolayca öğrenebilecekleri öngörülüyor.
Araştırmacılar bu yöntemin uzun süreli faydalarının da olacağını düşünüyor. Elektroensefalografi (EEG) tekniği kullanılarak yapılan araştırmalar altı haftalık bir eğitimin 7 aylık bebeklerin ses şablonları işlemedeki verimliliğini büyük oranda arttırdığını gösteriyor. 6 aylık eğitimin tamamlanmasının ardından ekip bebekleri gözlemlediğinde eğitim verilmeyen sonraki 18 ay boyunca bebeklerde eğitime bağlı gelişim bulmuşlardır. Elde edilen bu bulgular, akustik dil haritaları oluştuktan sonra bebeğin bundan çok uzun süreler boyunca faydalanacağını gösteriyor.
Böyle bir tekniğin var olduğunu öğrenen birçok ebeveyn bebeklerini birer dahi yapmak isteyecektir ancak Benasich’in buna cevabı: “Gerek yok”. Kişilerin dil işleme kabiliyetleri de boy uzunluğu gibi genetik unsurlara bağlıdır. Örneğin bir kişinin boyunun uzunluk kapasitesi genetik temellere dayanarak 160 ile 180 cm arasında değişsin. Bu kişi doğru egzersiz ve beslenme programıyla 180 cm boy uzunluğuna erişebilir ancak kesinlikle 190 cm olamaz. Aynı durum dil işleme süreçleri için de geçerlidir.
Ekip lideri olan Benasich bir gün ebeveynlerin oyuncak benzeri cihazlarla bebeklerini eğitmelerinin ve beynin bilgi işleme süreçleri üzerinde oynama yapmanın çok olası olduğunu ifade ediyor. Günümüzde dünyaya gelen bebeklerin 8-15%’i zayıf akustik bilgi işleme ve geç dil öğrenme rahatsızlığından muzdarip durumda olmasından dolayı bu teknik klinik aşamada bu bebekler bir tedavi kapısı açmakta ve ilerde daha farklı dil rahatsızlıkların tedavisi için de umut vaat etmektedir.
Kaynaklar ve İleri Okuma:
  1. ScienceDaily
  2. Neuroscience, Dale Purves (3. Basım)
  3. April A. Benasich, Naseem A. Choudhury, Teresa Realpe-Bonilla, and Cynthia P. Roesler Plasticity in Developing Brain: Active Auditory Exposure Impacts Prelinguistic Acoustic Mapping The Journal of Neuroscience, 1 October 2014, 34(40): 13349-13363; doi: 10.1523/JNEUROSCI.0972-14.2014