Verteks

Tıpta “tepe” terimi kafatasının en üst noktasını ifade eder. Doğumla ve doğum yapan kadınların bakımıyla ilgilenen tıp dalı olan kadın doğum alanında özellikle önemlidir.

1560’lar, “geometride tabanın karşısındaki nokta”, “Vertex” kelimesinin kökleri Latince’dedir; burada başlangıçta “girdap”, veya “başın tepesi”, “zirve” anlamına geliyordu. Tıbbi terminolojide en azından 17. yüzyılın başlarından beri kafatasının en üst kısmını tanımlamak için kullanılmaktadır.

Obstetride “tepe sunumu” terimi, bebeğin kafasının tamamen büküldüğü ve başın en küçük çapının doğum kanalına geldiği doğum için en yaygın ve ideal pozisyonu ifade eder. Bu pozisyon vajinal doğum için en güvenli ve en etkili pozisyon olarak kabul edilir.

Kadın Doğumda Vertex

  1. Vertex Sunumu: Bu, bebeğin başının aşağıda olduğu zamandır ve başın arkası (oksiput), bebeğin doğum kanalında en önde olan kısmıdır. Bu pozisyon ayrıca bebeğin oksiputunun annenin pelvisine göre pozisyonuna göre de sınıflandırılır (örn. oksiput anterior, oksiput posterior).
  2. Doğumda Önemi: Verteks sunumu, doğum kanalından geçmesi gereken başın çapını en aza indirerek hem anne hem de bebek için daha kolay ve güvenli hale getirir.
  3. Klinik Değerlendirme: Doğum öncesi ziyaretler sırasında sağlık hizmeti sağlayıcıları sıklıkla bebeğin verteks pozisyonunda olup olmadığını belirlemek için pozisyonunu değerlendirir. Bu değerlendirme için Leopold manevraları, ultrason ve palpasyon gibi teknikler kullanılır.
  4. Verteks Dışı Sunumların Yönetimi: Bir bebek verteks sunumunda olmadığında (örneğin, makat veya enine yalan), sağlık hizmeti sağlayıcıları bebeği döndürmek için belirli manevralar deneyebilir veya sezaryenle doğum yapmayı düşünebilir.

Tarih

Bu terim ilk olarak 15. yüzyılda tıp literatüründe kafatasının en üst noktasını tanımlamak için kullanılmıştır. Kısa süre sonra doğum uzmanları tarafından doğum sırasında annenin vajinasından ilk çıkan fetal kafatasının noktasını tanımlamak için benimsenmiştir.

18. ve 19. Yüzyıllar:

  • William Smellie (1697-1763): Doğum için en uygun fetal pozisyonu vurgulayarak obstetrik bağlamında “tepe prezentasyonu” teriminin geliştirilmesinde öne çıkmıştır.
  • Franz Karl Naegele (1778-1851): Doğum sırasında fetal pozisyonların anlaşılmasına ve belgelenmesine katkıda bulunmuştur.

20. Yüzyıl:

    Ian Donald (1910-1987): Ultrason teknolojisinin obstetrikte kullanılmasına öncülük ederek “apeks prezentasyonu” teriminin kullanımdan kalkmasına ve “oksipitoanterior prezentasyon” (OA) ve “oksipitoposterior prezentasyon” (OP) gibi daha kesin terimlerin benimsenmesine yol açmıştır.

    Stuart Campbell (d. 1934): Fetal gelişimi izlemek ve anormallikleri tespit etmek için gerçek zamanlı görüntülemenin kullanılması da dahil olmak üzere obstetrikte ultrason tekniklerini daha da geliştirdi ve rafine etti.

    Kurt Hecher (d. 1959): Fetal tıbba, özellikle de ikizden ikize transfüzyon sendromu (TTTS) ve intrauterin büyüme kısıtlamasının (IUGR) yönetimine önemli katkılarda bulunmuştur.

    Kypros Nicolaides (d. 1953): Fetal tıp alanındaki çalışmaları ve fetal anormalliklerin erken teşhisi ve tedavisi konusundaki öncü çabalarıyla tanınmaktadır.

    İleri Okuma

    • Donald, I. (1958). “Investigation of abdominal masses by pulsed ultrasound.” The Lancet, 271(7032), 1188-1195.
    • Campbell, S., & Newman, G. B. (1971). “Growth of the fetal biparietal diameter during normal pregnancy.Journal of Obstetrics and Gynaecology of the British Commonwealth, 78(6), 513-519.
    • Sanders, R. C., & James, A. E. (1985). The Principles and Practice of Ultrasonography in Obstetrics and Gynecology. Appleton & Lange.
    • Hecher, K., Plath, H., Bregenzer, T., Hansmann, M., Hackelöer, B. J. (1995). “Endoscopic laser surgery versus serial amniocenteses in the treatment of severe twin-to-twin transfusion syndrome.American Journal of Obstetrics and Gynecology, 172(5), 1246-1250.
    • Dunn, P. M. (1999). “A perinatal postscript to earlier British obstetric history.” Archives of Disease in Childhood – Fetal and Neonatal Edition, 81(3), F227-F229.
    • Nicolaides, K. H., Azar, G., Byrne, D., Mansur, C., Marks, K. (1992). “Fetal nuchal translucency: ultrasound screening for chromosomal defects in first trimester of pregnancy.” BMJ, 304(6831), 867-869.
    • Olds, S. B., London, M. L., & Ladewig, P. W. (2000). Maternal-Newborn Nursing & Women’s Health Care. Prentice Hall.
    • Steven G. Gabbe, Jennifer R. Niebyl, Joe Leigh Simpson, Mark B Landon, Henry L Galan, Eric R. M. Jauniaux, Deborah A Driscoll, Vincenzo Berghella, William A Grobman (2016) “Obstetrics: Normal and Problem Pregnancieshttps://doi.org/10.1016/C2013-0-00408-2
    • Cunningham, F. G., Leveno, K. J., Bloom, S. L., Dashe, J. S., Hoffman, B. L., Casey, B. M., & Spong, C. Y. (2018). “Williams Obstetrics“. New York: McGraw-Hill Education.
    • Burns, E. (2020). The History of Obstetrics and Gynaecology. Cambridge University Press.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    İnsan Zekası Yardıma Muhtaç Bebeklere Bakabilmek İçin Evrilmiş Olabilir

    Yeni araştırmalara göre insan zekası yeni doğmuş bebeklere bakabilmek için evrilmiş olabilir. Beyin ve bilişsel bilim uzmanlarının geliştirdiği evrimsel bir model, yüksek zeka gelişiminin, çocuk yetiştirmenin talepleriyle şekillenmiş olabileceğini gösteriyor.

    Kaynak: https://i.pinimg.com/originals/85/1e/04/851e04f4944f214434aab07245fbff72.jpg

    Beyin ve bilişsel bilim alanında yardımcı doçent olan Steven Piantadosi ve Celeste Kidd’in geliştirdiği yeni evrimsel model ile ilgili çalışmalar, the Proceedings of the National Academy of Sciences adlı sitede çevrimiçi olarak yayınlandı.

    Kidd şöyle diyor: “Diğer türlerle kıyaslandığında insan yavruları, doğduklarında çok daha gelişmemiş durumdadır. Örneğin: yavru zürafalar doğduktan birkaç saat sonra ayakta durabilir, yürüyebilir ve hatta yırtıcı hayvanlardan kaçabilir. Oysa ki insan yavruları kendi başlarını bile kaldıramıyor.”

    Piantadosi “Bizim teorimiz bir çeşit kendi kendini güçlendiren bir döngünün olduğu yönünde. Öyle ki daha büyük beyne sahip olmak, gelişmemiş (premature) yavrulara, premature doğan yavrular da büyük bir beyne sahip ebeveyinlere yol açıyor. Bizim modellememiz ise bu dinamiğin aşırı zeki ebeveynler ve çok premature bebekler için kontrolsüz baskıyla sonuçlanabileceğini gösteriyor.” dedi.

    Başka bir deyişle, insanlar oldukça büyük beyne sahip olduğu için, bebekler gelişim sürecini tamamlamamışken, yani kafaları hala sorunsuz bir doğuma izin verecek kadar küçükken doğuyor. Bu erken doğumsa insan yavrularının diğer primatlardan daha uzun süre yardıma muhtaç ve savunmasız oldukları anlamına geliyor. Bu savunmasız bebekleri korumak içinse, daha zeki ebeveynlere ihtiyaç duyuluyor. Bunun sonucunda, büyük beyinler ve henüz gelişmemiş beyinlerin doğal seçilimde desteklenmesiyle ortaya çıkan baskı, kendi kendini güçlendiren bir döngü oluşturuyor.  Bu durum da, insanlar gibi diğer hayvanlardan niteliksel olarak farklı bilişsel yeteneklere sahip türlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor.

    Piantadosi ve Kidd, bebeklerin gelişmemiş olarak doğmasının, genel zekayla bağlantılı olduğu model öngörüsünü test ettiler. Piantadosi “ Yeni doğmuş bebeklerin olgunlaşmalarının göstergesi olan sütten kesilme zamanının, primatın zekasını tahmin etmek için, beynin boyutu (ki genellikle zeka ile ilişkilendirilir) da dahil olmak üzere diğer ölçütlerden çok daha yararlı bir ölçüt olduğunu bulduk.” dedi.

    Teorinin aynı zamanda insanları özel kılan bilişsel yeteneklerin nasıl oluştuğunu açıklayabileceği düşünülüyor. Rochester Üniversitesi Bebek Laboratuarı olan Kidd “İnsan eşsiz bir zeka türüne sahip. Sosyal muhakemede ve Zihin Kuramı (Theory of Mind) diye bilinen bir şeyde çok iyiyiz. Yani, başkalarının ihtiyaçlarını önceden sezme ve onların ihtiyaçlarının bizimkiyle örtüşmediğini anlayabilme becerisine sahibiz. Bu birkaç yıl boyunca konuşamayan bebeklerle ilgilenirken özellikle yardımcı olan bir özellik” dedi.

    Piantadosi şöyle diyor: “İnsanların neden çok zeki olduklarına dair alternatif teoriler var. Bunların çoğu sert çevre şartlarında yaşamaya veya gruplar halinde avlanmaya dayanıyor. Araştırmamızda bizi motive eden ise bu teoriler hakkında düşünüp, aynı koşullara maruz kalan diğer türler yerine neden primatların ve memelilerin daha zeki olması gerektiğinin öngörüldüğünü anlamaya çalışmak oldu.”

    Kilit nokta canlı doğum oldu. Araştırmacılara göre, zekanın kontolsüz seçiliminin gerçekleşmesi için hem sadece bir adet yavrunun doğması hem de büyük beyinli olması gerekiyor. Bunlar da gelişmiş memelilerin kendine özgü olan ayrıt edici özellikleridir.

    Kidd şöyle diyor: “ Teorimiz neden daha çok zamanı olan ve aynı çevresel zorluklara maruz kalmış dinazorların değil de, primatların ileri bir zeka geliştirdiğini açıklıyor. Dinazorlar yumurtalarda gelişiyordu, böylece zeka ile yeni doğan yavruların premature/gelişmemiş doğması arasında bir ilişki yoktu.”

    Makale: Steven T. Piantadosi and Celeste Kidd (2016) Extraordinary intelligence and the care of infants PNAS vol. 113 no. 25 > Steven T. Piantadosi, 6874–6879, doi: 10.1073/pnas.1506752113

    Orjinal Yazı: Arkeofili

    İki Babalı Bebekler Gerçek Oluyor

    Bilim insanları ilk kez aynı cinsten iki kişinin dışarıdan yumurta transferi ya da sperm bağışlanmasına gerek  olmadan bebek sahibi olabileceğinin mümkün olduğunu gösterdi.  Bu gelişmenin öngörülen en büyük etkisi bebek sahibi olmak isteyen homoseksüel çiftlerin de bu isteklerini gerçekleştirebilmeleri; ancak bununla birlikte kısırlık nedeniyle bebek sahibi olamayan çiftlerin de bu metottan yararlanması bekleniyor.

    Cambridge University’de yapılan yeni çalışma, fare deri hücrelerinin yumurta ve spermin öncül hücreleri olan primordiyal germ hücrelerine dönüştürülmesi ile bebek farelerin dünyaya getirildiği önceki çalışmaların üzerine eklendiği bir çalışma niteliğinde. İnsan biyolojik materyallerinin kullanılarak sürecin tekrarlanması ise çalışma ekibi için büyük bir zorluktu; fakat bugün beş farklı insan denekten insan primordiyal germ hücreleri ve beş farklı embriyodan kök hücre üretimi başarılmış durumda; yani erken dönem insan kök hücreleri petri kabında üretilebildi.

    Bu süreçte aynı zamanda, kök hücrelerde meydana gelen epigenetik mutasyonların silinebildiği keşfedildi. Bu da,hücrenin yeniden oluştuğunu ve yeniden programlandığı; vücudun diğer hücreleri yaşlanıp genetik hatalar biriktirdiği halde kök hücrelerde bunun geçerli olmadığı anlamına gelmekte. Hiçbir mutasyonun aktarılmadığını söyleyemeyiz; ancak çoğu zaman bu mutasyonlar aktarılmıyor.

    Geleneksel olmayan üreme teknolojisi alanında çığır açan bir ilk gelişme 1978 yılında ilk tüp bebeğin dünyaya gelişiydi.

    Bu çalışmanın anahtarı niteliğindeki veri ise fare çalışması üzerinde hiç etkisi olmadığı görülen ve bu yüzden göz ardı edilen SOX17 geniydi. Fakat çalışma ekibi sonradan SOX17 geninin insan deri hücrelerinin primordiyal kök hücrelerine dönüşmesi için yeniden programlanması sürecinde çok büyük öneme sahip olduğunu fark etti.

    Bugün, bu sürecin yürütülmesi ile 2 yıl gibi kısa bir süre içinde sağlıklı bebeklerin oluşabileceğinden kendilerinden emin bir şekilde bahsetmekteler. Kök hücre gelişmesi kısırlığın anlaşılması ve ona uygulanacak tedaviler için de çok büyük öneme sahip. Çok uzun bir zaman alacak olsa da, çocuklukta kan kanseri tedavisi gibi tedaviler görmüş ve bu yüzden kısırlık sorunu yaşayan insanlar için kendi çocuklarına sahip olmanın önünü açacak bir yol olarak görülüyor.

    Pek tabii ki, bu tip bir uygulama etik bazı engellere takılacaktır, aynı daha önce üç ebeveynden alınan DNA’lar kullanılarak doğumu sağlanan kız çocuğu gibi.. Ancak ekip, tekniğin yalnızca üreme için geçerli olmadığını da belirtti. Kullanılan hücreler genetik mutasyonlar açısından çok temiz bir durumda olduğu için, yaşlandıkça hücrelerimizin nasıl değişiklikler gösterdiğini daha iyi anlamamızı da sağlayabilecek. Bu durum ise epigenetik mutasyonları nasıl sileceğimizi de gösterebilir.

    Şu an gelinen noktada henüz bulunan tekniğin, medikal olarak üreme yöntemlerimizi değiştirecek bir yol olup olmadığını bilemiyoruz. Ancak bebek sahibi olamayan insanların ve kısırların içinde bulunduğu durumu düzeltme potansiyeli taşıyan tek yol olduğu da aşikar. Etik tartışmaları bir yana bırakırsak mükemmel bir şey olduğunu kabul etmeliyiz.


    Görsel: Petri kabında döllenmeye yakından bakış – Dabarti CGI / Shutterstock

    Referans:

    • Bilimfili,
    • ScienceAlert
    • Naoko Irie, Leehee Weinberger, Walfred W.C. Tang, Toshihiro Kobayashi, Sergey Viukov, Yair S. Manor, Sabine Dietmann, Jacob H. Hanna, M. Azim Surani SOX17 Is a Critical Specifier of Human Primordial Germ Cell Fate Cell Volume 160, Issues 1-2, p253–268, 15 January 2015 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.cell.2014.12.013