3D Yazıcı ile Vücut Parçaları Üretilebilecek

Üç boyutlu yazıcıdan (3D Printer) taze çıkmış bu kulağın dış kıvrımları ve kesitleri kompleks görülebilir ancak içindeki yapı ve sistemle karşılaştırıldığında basit bile kalabilir. Kulağı yapan ‘Entegre doku-organ yazıcısı’ adı ile bilinen ITOP (integrated tissue-organ printer ) 3D yazıcı sistemi, canlı hücreleri kullanarak yapay vücut parçaları işlemeyi sağlıyor.

Araştırmanın üretim ve test aşamaları tüm detayları ile Nature Biotechnology’de yayımlandı. Araştırmacılar daha önceden de canlı hücreler kullanarak yazıcı çıktıları üretmeyi başarmıştı, ancak bu çalışmaya kadar jelatinimsi küçük canlı materyal parçalarından fazlası üretilememişti.

Bu zorluğun ise iki temel sebebi var; birincisi canlı parçalar büyüdükçe parçalanmaya daha müsait oluyorlar çünkü birbirlerine tutunmalarını sağlayan moleküler organizasyondan mahrum olabiliyorlar. İkincisi ise daha iç kısımlarda veya yüzeyden uzak kısımlarda kalan hücrelerin oksijen yetersizliğinden ölmesi veya sağlıklı biçimde yaşamına devam edememesi sorunudur. ITOP sistemi ise, bugünkü bilinen yaşamsal boyutlarda, üstelik hücrelerin bir arada sağlıklı şekilde yaşayabildiği vücut parçalarının üretilmesini sağlıyor.

Sistem ilk olarak, yapısal destek sağlayabilecek sertlikte bir madde ile hücre-dostu (hücre sağlığına zararsız) bir hidrojel (su bazlı jelimsi) yapışkanı birbirine karıştırıyor. Daha sonra bu yapay dokunun içinde oksijen kanalı olarak işleyecek boşluklar bırakıyor, böylelikle yüzeyden uzak kalan hücreler de oksijen yetmezliğinden ölüme terk edilmemiş oluyor.

Araştırmacılar ITOP ile üretilmiş olan kemik, kas ve kıkırdak dokuyu farelere ve sıçanlara implant ettiklerinde, yazıcı ürünü bu materyallerin kan tedariği aldıklarını ve iç yapılarının doğal dokuya benzemeye başladığını gözlemlediler.

Keşfi gerçekleştiren bilim insanları şimdi FDA (Food and Drug Administration) ile işbirliği içinde insan deneylerine başlamayı hedefliyor. Bununla amaçlanan şey ise, ihtiyacı olan insanlara ihtiyaç duydukları vücut kısımlarını sağlıklı şekilde sağlamak ve hatta belki değiştirmek.

 


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2. Hyun-Wook Kang, Sang Jin Lee, In Kap Ko, Carlos Kengla, James J Yoo & Anthony Atala A 3D bioprinting system to produce human-scale tissue constructs with structural integrity Nature Biotechnology (2016) doi:10.1038/nbt.3413 Received 27 July 2015 Accepted 19 October 2015 Published online 15 February 2016

Kronik İnflamasyon ile Göz Hücrelerinin Deriye Dönüşümü

EPFL (Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne – İsviçre)’den araştırmacılar kronik inflamasyon (iltihap, yangı) sebebiyle kök hücrelerin yeni (o bölge veya doku için) ve anormal hücre tiplerine dönüşebildiğini keşfetti. Metaplazi olarak bilinen bu fenomen, uzun süreli veya sürekli inflamasyon durumunda hastalık biçiminde kendini gösterebiliyor. Araştırma ile ortaya çıkan sonuçlar, daha yararlı ve verimli tedavi yöntemlerin geliştirilmesinin önünü açabilir.

Kronik inflamasyon, bağışıklık sistemini uzun süreler boyunca ‘açık’ veya ‘aktif’ konumda tutabilir. Bunun sonucunda da kanserden anormal yara iyileşmelerine kadar sayısız hastalığa sebep olabilmektedir. EPFL’den bilim insanları da bu listeye yeni bir sorunu keşfederek ekleme yaptı : kronik inflamasyon hücre tipini değiştirebilir; bu araştırma için göz hücreleri deri hücrelerine dönüştü. Araştırma tüm ayrıntıları ile Nature Cell Biology’de yayımlandı.

Birçok doku kendisi için bir kök hücre yatağı veya başka bir deyişle kaynağı bulundurur. Bu kök hücreler yeniden yapılanma, iyleşme, kendini iyileştirme gibi süreçlerde aktif olarak kullanılır. Bununla ilişkili olarak kronik inflamasyon durumunda ne olduğunu anlamak için EPFL’nin deneysel kanser araştırmaları merkezi olan enstitüsü Swiss Institute for Experimental Cancer Research (ISREC)’den Freddy Radtke önderliğindeki bir araştırma ekibi, farelerin korneasındaki kök hücreler üzerinde çalıştı. Bunun için de kronik inflamasyonu simüle edecek metotlar kullanılarak, flüoresan boyalar ile boyanan hücrelerden elde edilen verileri analiz edildi.

Araştırmacılar, korneada kök hücrelerin yakın çevresinin (komşu doku parçaları ve hücrelerin) katılaşarak sertliğin arttığını keşfetti. Bunun sebebi ise hem bağışıklık hücrelerinin varlığı hem de hücrelerin birbirine tutunmalarını ve yapıları, organları oluşturmalarını sağlayan madde miktarının artışı olarak kaydedildi.

Göz Hücreleri Deri Hücrelerine Dönüşüyor

Kornea kök hücreleri, diğer birçok hücre tipi gibi çevrelerindeki dokunun veya diğer hücrelerin sertliğini algılayabilecek ve kendisini buna uygun şekilde adapte edebilmesini sağlayan sensörlere sahiptir. Lafın kısası, eğer sertlikte değişme olursa hücreler buna tepki verir. Korneada ise araştırmacıların bulgularına göre; hücrelerin çevresinde sertliğin seviyesi bu kök hücrelerin farklı ve hatta yanlış yönde farklılaşarak olmamaları gereken hücre tiplerine dönüşmelerine sebep oluyor : normalde hücrelerin genetik yazılımları onların hangi hücre grubunu oluşturacaklarını veya bireysel olarak hangi hücre tipine dönüşeceklerini belirler.

Canlı yaşamındaki sınırsız sayıdaki eksik ve hatadan birisi olarak kök hücreler bu bölgede bölünerek kornea yerine deri hücrelerini oluşturuyorlar ve bu duruma maruz kalan farelerin kör olmasına sebep oluyor. İnsanlarda ise bu tip anormal doku değişimlerine ‘metaplazi’ denmektedir ve kronik inflamasyon ile ilişkilendirilmektedir. Radtke’nin açıklaması ise şöyle : “Çalışmamız, kronik inflamasyonun anormal kök hücre davranışlarını tetiklemesi ile ilgili önemli bir mekanizmayı ortaya çıkarıyor. Bu durum da kronik inflamasyon ile ilişkisi olan birçok hastalık açısından büyük tutarlılık gösteriyor. Yine buradan yola çıkarak yeni tedavi ve ilaçlar geliştirmek de mümkün.”


Kaynak :  Bilimfili, Craig S. Nowell, Pascal D. Odermatt, Luca Azzolin, Sylke Hohnel, Erwin F. Wagner, Georg E. Fantner, Matthias P. Lutolf, Yann Barrandon, Stefano Piccolo, Freddy Radtke. Chronic inflammation imposes aberrant cell fate in regenerating epithelia through mechanotransduction. Nature Cell Biology, 2015; DOI:10.1038/ncb3290

3 Boyutlu ve İşlevsel Beyin-Benzeri Doku Yaratıldı ve Aylarca Hayatta Tutuldu!

Biyomühendisler, sıçanlardaki beyin dokusu gibi işleyen ve yapısal benzerlikler gösteren üç boyutlu bir beyin benzeri doku yarattılar. Ayrıca, doku laboratuar koşullarında iki aydan fazla süre canlı tutulabildi. Doku, ilk olarak travma sonrası oluşan kimyasal ve elektriksel değişimleri çalışmak için kullanıldı. Ayrı bir deneyde ise ilaçlara verdiği tepki gözlemlendi. Bu dokunun hasar ve hastalıkların yanı sıra beyin fonksiyonlarının araştırmasında ve beyindeki fonksiyonel bozukluklara yeni tedaviler geliştirilebilmesi için önemli bir model olması bekleniyor.
Beyin benzeri doku Ulusal Biyomedikal Görüntüleme ve Biyomuhendislik Enstitüsü (NIBIB) tarafından desteklenen Boston’da bulunan Tufts Üniversitesi’nin Doku Mühendisliği Kaynak Merkezi’nde geliştirildi. Projeyi Tufts Üniversitesi Profesörlerinden, aynı zamanda Doku Mühendisliği Kaynak Merkezi’nin yöneticisi olan David Kaplan yönetti.
Nöronlar şu anda kontrol edilebilir bir ortamda davranışlarının çalışılabilmesi amacıyla petri kaplarında üretiliyor. Ancak, iki boyutlu olarak üretilen nöronlar ayrılmış bölgelerde bulunan beyaz ve gri maddeden oluşan beyin dokusunun karmaşık yapısal organizasyonunun yerini dolduramamakta. Gri madde nöronların gövde kısımlarından oluşurken, beyaz madde ise farklı nöronları birbirine bağlayan aksonları içermektedir. Beyin hasarları ve hastalıklar bu iki bölgeyi farklı şekillerde etkilediği için beyaz ve gri madde bölgelerinin ayrı olduğu bir model gerekmektedir.
Doku mühendisleri nöronların her yönde daha kolay bağlantı kurabilmesi için nöronları üç boyutlu jel ortamlarda geliştirmeyi denediler. Ancak, bu jel bazlı doku örnekleri uzun ömürlü ve verimli olamadı. Bunun nedeni ise nöronların geliştiği bu yapay ortamda hücre büyümesini ve/veya gelişimi ve işlevlerini destekleyen farklı komşu yapılarının bulunduğu karmaşık bir hücre dışı yapının bulunmamasıydı. Kısaca, nöronların üç boyutlu olarak gelişmesi için alan sağlamak yeterli değildi.
Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayınlanan bir rapora göre bir grup biyomühendis beyaz-gri madde ayrımını yapabilen ve laboratuvar koşullarında iki aydan daha uzun süre canlı kalabilen üç boyutlu fonksiyonel beyin benzeri dokuyu başarılı bir şekilde yarattılar. Ulusal Biyomedikal Görüntüleme ve Biyomuhendislik Enstitüsü’ndeki Doku Mühendisliği programının yöneticiliğini yapan Dr. Rosemarie Hunziker şöyle söylüyor:
 
“Bu çalışma olağanüstü bir başarı oldu. Ayrıca, bu çalışma beyin fonksiyonlarını taklit etmek için gerekli ve yeterli ortamı yaratmak amacıyla derin bir beyin fizyoloji bilgisiyle geniş ve sürekli büyüyen biyomühendislik ekipmanlarını birleştirdi.”
Beyin benzeri dokuyu yaratmanın anahtarı farklı fiziksel özelliklerdeki iki biyolojik malzemeyi yeni bir bileşik yapacak şekilde birleştirmekten geçiyor. Bu malzemeler ise ipek proteininden yapılmış süngerimsi bir iskele ve bu iskeleye göre daha yumuşak kolajen bazlı bir jel. İskele nöronların tutunması için gereken bir yapı olarak işlev görürken kolajen bazlı jel ise aksonların jel içinde büyümesini destekliyor.
Araştırmacılar beyaz-gri madde ayrımını sağlayabilmek için süngerimsi iskeleyi donut şeklinde kesip içine farelerden elde edilen nöronları yerleştirdi. Bunu takiben donutun ortasını ileriki aşamalarda iskelenin içine yavaş bir şekilde yayılacak olan kolajen bazlı jel ile doldurdular. Nöronlar sadece birkaç gün içerisinde iskelenin çevresindeki gözeneklerde işlevsel ağlar oluşturdu ve gönderdikleri uzun akson uzantıları ortadaki jelin içinden geçerek donutun karşı bölümündeki nöronlarla bağlantı kurdu. Sonuç olarak ayırt edilebilen beyaz madde (aksonlar) ve gri madde (sinir hücrelerin gövdelerinin yoğunlukta olduğu bölge) bölgeleri oluştu.
Araştırmacılar, üç boyutlu ortamda geliştirilen nöronların sağlığını ve işlevselliğini kontrol etmek ve bu nöronları daha önceki araştırmalarda iki boyutlu ortamda veya petri kabında geliştirilen nöronlarla karşılaştırmak için haftalarca deneyler yaptılar. Bu deneylerin sonucunda üç boyutlu beyin benzeri dokuda gelişen nöronların büyüme ve işlevsellikle ilgili gen ifadelerinin daha yüksek olduğu gözlemlendi. Buna ek olarak, üç boyutlu ortamda gelişen nöronların metabolik faaliyetleri beş haftaya kadar sabit kalırken sadece jel içinde geliştirilen nöronların sağlığının yirmi dört saat içerisinde bozulmaya başladığı gözlemlendi. İşlevsel olarak bakıldığında ise, üç boyutlu beyin benzeri dokudaki nöronların elektriksel faaliyetleri ve sağlıklı bir beyinde görülen taklit sinyalleri gibi tepkiler gözlemlendi hatta bu tepkilere bir nörotoksine karşı beynin verdiği tipik bir elektrofizyolojik tepki de dahildi.
Üç boyutlu beyin benzeri doku kemirgen beyniyle benzer fiziksel özellikler gösterdiği için araştırmacılar, dokunun travmatik beyin hasarları araştırmasında kullanılabileceği bir yol bulmaya çalıştılar. Travmatik beyin hasarını taklit etmek amacıyla doku üzerine farklı yüksekliklerden ağırlık düşürdüler. Bu simülasyonun sonucu olarak dokuda, hayvanlardaki travmatik beyin hasarına verdikleri benzer elektriksel ve kimyasal değişimler gözlendi.
Kaplan’a göre doku modeli üzerinde travmatik hasarları çalışabilmek hayvan araştırmaları için avantajlar sağlıyor çünkü şu anda yürütülen deneylerde beynin çıkarılıp parçalara ayrılması ölçümleri geciktiriyor. Kaplan şöyle söylüyor:
“Bu sistemle dokunun travmatik beyin hasarlarına verdiği tepkiyi gerçek zamanlı olarak takip edilebileceğiz. Daha önemlisi ise bu teknikle hasarın giderilmesini ve daha uzun süreçte neler olabileceğini izleme şansı elde ediyoruz.”
Kaplan, farklı nörolojik bozuklukların araştırılabilmesi için beyin benzeri dokunun uzun süreli olarak canlı kalabilmesinin önemini şu sözlerle vurguluyor:
“Dokunun laboratuvar koşullarında uzun süre canlı kalabilmesi bize nörolojik hastalıklara daha önce yapamadığımız farklı yöntemlerle bakma şansı verdi. Nörolojik hastalıklar çok uzun süreli zaman aralıkları gerektirdiği için kullanılan teknikler yetersiz kalmaktaydı.”
Hunziker şöyle söylüyor:
 
“Çalışma, daha gelişmiş modellerin daha derin araştırılabilecek hipotezlerin test edilmesine olanak sağlıyor. Bu model sayesinde beyindeki işlevsel bozukların tedavisinin hızlandırabileceğini, aynı zamanda normal beyin fizyolojisini de daha iyi bir şekilde araştırılabileceğini umut ediyoruz.”
Kaplan ve ekibi şu anda geliştirdikleri dokuyu beyine daha çok benzetebilmek için bir yol arıyorlar. En son raporlarına göre, araştırmacılar donut iskeleyi tek merkezli altı halka şeklinde ve her biri farklı türde nöronlar içerecek şekilde modifiye ettiler. Bu düzenlemeyle insan beyin korteksinin farklı nöronlar içeren altı farklı katmanı taklit edilebildi.
Ulusal Biyomedikal Görüntüleme ve Biyomühendislik Enstitüsü’nün kaynak anlaşmasının bir parçası olarak, Doku Mühendisliği Kaynak Merkezi’nin araştırmalarında elde ettiği yeni teknolojileri biyomedikal araştırma topluluklarıyla paylaşması gerekiyor. Kaplan’ın bu konudaki görüşleri şöyle:
“Bu doku üzerinde çalışma yürütmek isteyen diğer laboratuarlarla işbirliği kurmak için sabırsızlanıyoruz.”
 
 
Kaynak: ScienceDaily